Epiduralli Sezaryen – Hande’nin Doğum Hikayesi

Blogcuanne harika bir sayfa yapmış ve birçok anne de bu sayfaya harika doğum hikayelerini yazmaya başladılar. Keşke hamileyken okumuş olsaydım bu yazıları diye aklımdan geçmedi değil. Yazıları okudukça duygulandım ve artık bir epidural sezaryen hikayesi yazma zamanı gelmiştir dedim.

2007 Haziran ayında korunmayı bıraktıktan 15 gün sonra eczaneden aldığım testin pozitif çıkmasıyla sarhoşa dönmüştük. Aynı gün bir grup arkadaş hafta sonunu geçirmek için şehir dışındaydık. “Nasıl doğum yapacaksın?” sorusu ilk kez o akşam, yeni tanıştığımız bir bayan doktor tarafından soruldu. Eşimle güldük, bunu bilemeyeceğimizi, normal istediğimizi ama bunun kararını doktorumuzun verebileceğini söyledik (daha sonra bu cümleleri kaç kere başka insanlara telaffuz ettiğimi hatırlamıyorum maalesef). O da bize bütün hafta sonu normal doğum diye bir şey olmadığını, bunun adının vajinal doğum olduğunu ve aklı başında hiçbir insanın vajinal doğumu seçmemesi gerektiğini ve vajinal doğumda yaşanmış bin bir türlü kötü hikayeleri anlattı. Birden son zamanlarda çevremde hiç kimsenin normal doğum yapmadığını fark ettim. Hafta sonum berbat geçtiği gibi, içime de bir sıkıntı yerleşti.

Öyle bir doktor bulmalıydık ki, bize son dakikada bir bahane bulmasın. Normal doğumda da tecrübeli olsun. Doktor randevumuza ilk gittiğimizde hazırlıklıydık. 6 haftalık hamileydim. Düşüncelerimizi açık açık anlattık. “Eğer mecburiyetten sezaryen olacaksam, bunun gününü ben seçmeyeceğim. Doğuramadığım takdirde beni acil sezaryene alırsınız, hatta epiduralle normal doğuma girerim, olmazsa sezaryene geçiş yapılır” diye pazarlık ettikten sonra, doktorumuz bizim ne kadar doğru kararlar verdiğimiz konusunda bizi yüreklendirdi.

Başlarda her gün yürüyüş yaparak ayda en fazla bir kilo alıyordum ve hiçbir sıkıntı yaşamıyordum. Ama 24. hafta kontrolümde 1 ayda 4 kilo aldığımı öğrendim. Doktorum 50mg’lık glikoz yüklemesi istedi. Sonuç normal çıktı. 28. hafta kontrolümde üstüne 4 kilo daha eklemiştim. Doktorum bende gebelik diyabetinin olduğundan emindi.  Bu sefer direk 100mg’lık glikoz yüklemesi yaptırdı. Haklıydı. Beni hemen endokrin’e yolladı, harika bir doktora. Bu arada Amazon’dan sipariş verdiğim hamilelik egzersizleri de gelmişti. Her gün iş yerimde öğle molalarında bu egzersizleri yapmaya ve çok sıkı bir diyet uygulamaya başladım. Ufak tefek dengesizliklere rağmen işler yoluna girmişti. Bebekte hızlı büyüme olmamıştı ve bu çok sevindiriciydi (daha önce bebeğimin kilo almaması için dua edeceğim hiç aklıma gelmemişti).

Yoğun bir çalışma temposu devam ediyordu. Doğuma kadar işleri yoluna koymak için koşturuyordum. 38. haftamı bitirmiştim ki bir sabah eşimin beyin damarlarına gelen bir pıhtı yüzünden sağ tarafına hafif bir felç geldi. Bu vesile ile doğum iznine ayrılmış ve eşimle birlikte hastaneye yatmış olduk.  Neyse ki 4. günün sonunda tamamen iyileşmişti. Yalnız bu arada benim şekerim delirmişti. Hastaneden çıkacağımız gün doktorumu görmeye gittim. Şekerimin dengesinin bozulması, Can’ın kafa çapının 37 cm olması ve 39.hafta olmasına rağmen Can’ın hiçbir gelme belirtisi göstermemesi üzerine doktorum “bence hemen yarın alalım” dedi. Dünyam yıkıldı. Ciddi bir sağlık sorununu henüz atlatmıştık ve diyabetten bebeğimin zarar görme ihtimali beni çok korkutmuştu. Zaten eşim bu 8 aylık süreçte artık doktorların normal doğum yaptırmayacaklarına kanaat getirmiş ve pes etmiş durumdaydı. Başka doktora da gitsek durum değişmeyecek gibi görünüyordu. İstemeye istemeye kabul ettik ve o gece evimizde yattıktan, bütün gece “haydi Can gel” dedikten sonra hastaneye gittik.

Çok duygusallaşmıştım, sürekli gözlerim doluyordu. İkinci doğum olarak ameliyathaneye alınmıştım ama acil bir hastanın gelişiyle yaklaşık bir buçuk saat beklemiştim. Bu aksaklık yakınlarıma haber verilmediği için onlar meraktan ameliyathaneyi basmak üzerelerken ben doğuma girmişim.

Epidurali yaptıktan sonra ellerimi ve başımı sıkı sıkı bağladılar. Önüme de yeşil bir örtü çektiler. Kısa süre sonra bebeğimi dışarı çıkardıklarından emindim ama hiç ses yoktu. “İyi mi, iyi mi?” diye seslendim etrafımdakilere, onlar hastane yönetiminin istediği evrakları tartışıyorlardı. Beni duymadılar. Aspiratörün sesi geliyordu. Az sonra Can ağlamaya başladı ve anında ben de. Tekrar “nasıl, nasıl kaç kilo” (ilk kilosunu sorduğuma hala inanamıyorum) dedim ama yine duymadılar. Sonra bir hemşire “çok ağlıyor bu bebek şunu susturup öyle giydireyim” dedi ve Can’ı birkaç saniyeliğine koynuma soktu. Gerçekten de anında susmuştu. Ben ise hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Başka bir hemşire bu hep oluyor diyerek gözyaşlarımı silerken Can’ın oldukça sağlıklı olduğunu ve dışarıda babasına teslim ettiklerini söyledi.

Kadın doğum katında özel oda olmamasından dolayı farklı bir kata yerleşmemin avantajını yaşadım. Beni yukarıda unutmuşlar ve diğer bebekler çok ağladıkça tepsi tepsi biberonlar taşınırken, alt katta bizimki 24 saat emdiği ve bağırdığı halde bize bir şey düşmemişti. Böylece 3. gün gerçek anlamda sütüm gelmeye başladı.

Hamilelikle başlayan ve övüle övüle bitirilemeyen ağrısız epidural sezaryen tam da başıma gelmişti. Böylece;

  • Doğumun üzerinden 24 saat geçmeden eşofmanlarımı giymiş, yürümeye başlamıştım. Doktorum tarafından, “bugüne kadar en hızlı ayağa kalkan ve en sorunsuz hastası” ilan edilmiştim.
  • Buna rağmen oğlum ağladığında yanı başımda duran yataktan onu alıp emzirebilecek ve altını değiştirebilecek hale gelmem neredeyse 3 haftamı aldı.
  • Sütle birlikte oğluma daha fazla ilaç gitmesini engelleyebilmek için her ne kadar hiçbir iğne yaptırmadım ve ilaç içmediysem de çok ciddi ağrılarım vardı.
  • Her ne kadar doğum sonrası hiç yatmamış olsam da, oğlumla 4 günlükten itibaren düzenli dışarıya çıkmış olsak da gerçek anlamda rahat rahat yürümem 2 ayımı aldı.
  • O güne kadar hiçbir barsak problemi çekmemiş bir kişi olarak, ameliyattan sonra en az 3 hafta tuvalette her gün normal doğum yaptım. İçim acıyor çığlıklar atıyordum.

Evet sezaryende belki önceden acı çekmiyorsunuz ama tam bebeğinizin size ihtiyacı varken hem siz hem de bebeğiniz haftalarca başkalarına muhtaç hale geliyorsunuz.  Eğilip doğrulamıyor hatta rahat yatamıyorsunuz bile. Hayretler içinde tabloyu inceliyorum. Yeni neslin hepsinin mi çatısı dar? Eskiden bu kadar dolanmayan kordonlar neden son yıllarda bir olup çocukları boğmaya çalışmaya başladılar?

Belki sezaryen olmam kaçınılmazdı. Ama hiç değilse doğum gününü ve saatini oğlumun kendisi seçemediği için çok üzgünüm. Oğlumun kendi kişiliğini oluşturması benim için her zaman çok önemli. Doğum da bunun bir parçasıydı ama maalesef olamadı.

Bu süreç içinde hep yanımda olan eşime, canım arkadaşlarım Elif Aysan ve Prof. Dr. Berrin Aktekin’e, bana emzirmeyi öğreten Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi emzirme ebesine ve de tabi Annelerime Teşekkür Ederim. Bu dönemi sizin sayenizde çok güzel geçirdim.

Hande Sağanak

13 yorum

  1. Hande’cim… her doğum mucizevi bir şey iyi ki yazdın… Can’nın gelişine gözlerim doldu… eşin ve senin için çok duygu dolu günlermiş…
    Bir de öyle güzel söylemişsin ki; ben de bizim neslin hepsinin çatısı dar, kordonu dolanıyor mu diye düşünüyordum. Gerçi ben de her iki durum mevcut olmasına rağmen ne Turkiye’deki ne de Amerika’daki doktorum sezeryanı seçeneğini dile bile getirmediler. Benim de aklıma gelmedi doğrusunu söylemek gerekirse… Yaşadığım doğum benim için muhteşem bir tecrübeydi ama daha güzeli bebeğim ile geçirdiğim ilk günlerin dinginliği, mutluluğu ve rahatlığı diyeceğim… Yakında hikayemizi pozitif doğum hikayelerine ekleyeceğim.
    Sevgiler,

  2. Teşekkür ederim Banu. Her ne olursa olsun Can’ın doğumu gerçektende eşim ve benim için hayatımızın en güzel günüydü:)))

    Hikayeni sabırsızlıkla bekliyorum. Blogcuanne korkarım ki herkesi ağalatacaksın :) )).

  3. Hande – senin ve Damla’nın izniyle bu hikayene de Pozitif Doğum Hikayeleri’nde yer vermek istiyorum. Nitekim "sezaryenle ilgili insanları bilinçlendireceksek böyle hikayelerin de paylaşılmasına ihtiyaç var" gibi bir yönlendirme geldi sezaryenle doğum yapan ve kimisi hala "acaba mı?" diyen annelerden. Sanırım senin hikayen ve benzerleri anne adaylarını daha fazla bilinçlendirmemize katkıda bulunacaktır.

    Kesinlikle her ne şekilde olursa olsun bebeğini kucağına aldığın anın hayatında çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. İnsan tekrar tekrar yaşamak istiyor o anı…

    Herkesi ağlatmayı bırak, ben her hikayeyi yayınlamadan önce okurken göz yaşlarımı tutamıyorum. İyi mi yaptım, kötü mü bilmiyorum inan :)

    Sevgiler…

  4. Gözlerim dolu. O susma anı ne ilginç değil mi, bizim hikayemiz de benzer.
    Çok duygulandım.

    Bu arada, son dakikaya kadar normal diye gidip hiç sezeryanı aklıma getirmemiştim. Ama herkes ay çok kolay, sorunsuz filan diyor ya. Sanmıştım ki ben cesur bir insan olarak normali gözüme kestirdim, öncelikle çocuğumun iyiliği için, hani rahatımı düşünmediğimden. Sanmıştım ki sezeryan böyle acısız, hooop, kolayy, anneye rahat bir yöntem. Çok hızlı iyileşmeme rağmen, (ben de derhal ayakta turluyordum hastaneyi) emzirmemde sorun olmamasına rağmen, pek çok şeye rağmen, sorunsuz sezeryane rağmen… çok sıkıntı çektim. Yataktan doğrulamamak, kaslarının artık eskisi gibi olmaması, kendini güçsüz hissetmek, ağladığında fırlayamamak… Başka seçeneğimiz yokmuş bizim ama seçeneği olup da sezaryeni seçmesinler, propagandaya gelmesinler.

  5. Blogcu Anne kesinlikle çok iyi yaptın, iyikide yaptın. kesinlikle bizden sonra doğum yapacak insanlara olayların aslınca nasıl yaşandığını birinci ağızdan duymaları ve öyle karar vermeleri adına çok önemli.

    Ben, 4,5kg olduğundan doğamamış ve sezaryenle alınmış ağabeyimden sonra, normal doğan bir insan olmama karşın, Türkiyede artık bu tarihte ssvd olabileceğine inanmazken (neredeyse normal doğum olacağına inanmayacakken) bu yazılar sayesinde öğrenmiş oldum. Bütün annelerin ellerine sağalık.

    Doğru söylüyorsun özgür anne. Bu olaylarda bir yanlışlık var. Ben hamileyken herkes sezaryen (yani baya baya bir ameliyat) ın sorunsuz olduğunu, normal doğum için ise "eminmisin çok cesursun" demelerini hala anlayamıyorum?? Aslında doğumu, yani bukadar doğal birşeyin nasıl olması gerktiğinin bile tartışılıyor olması çok ironik!

  6. Bende hikayemi yazabilir miyim :) ? Çook kötü oldummm.

  7. Yeşil anne, çok seviniriz.

  8. Hande canim harikasin, ben de cok duygulandim…evet en onemlisi Can’a saglikla kavusman, her ikinizin de saglikli olmasi…Benim de epiduralli sezeryan oldu ama son anda (yaklasik 11 saat normal dogum icin bekleme sonunda), macerali oldu biraz…
    Damla ben de hikayemi yazabilir miyim:))

  9. Özge, evet sen de yaz, süper olur.

    yesil_anne, sende mailim yoksa sağ üst menüde bir minik mail ikonu var. Ona tıklayarak gönderebilirsin.

  10. Benimki de epiduralli sezeryan ve gayet planlı programlı bir doğumdu. Benim tercihimdi, yaşım dolayısıyla risk almak istemedim. Küçük bir tehlike de atlattık gerçi…Sonrasında da ben çok sıkıntı çekmedim ama bebeğim emene kadar perişan olduk. Doğum kilosuna bile dönmesi bir ayı buldu.
    Ben de yazayım, kayda değer bulursanız yayınlarsınız. Ben nedense kendi blogumda yazmadım bunları. Kızım 8 aylıkken blogumu açtığımdan ne gereği var diye düşündüm herhalde. Halbuki bizlerin her tecrübesi anne adayları için büyük demir bir kapının aralanması gibi bir şey. İçeriden azıcık ışık gelince rahatlayacaklarını düşünmek bana çok iyi geldi şimdi. Fikir için Blogcu Anne’yi gönülden kutlarım.
    Sevgiler,
    ç.

  11. Süperrrr hikayeler artıyor:))

  12. bende Akdenizde normal yapmayı düşünüyorum,ama hala içimde tedirginlikler var.Çok kişiyle muatap olmak bır yana,unıversıte hastanesı oldugu ıcın çok ıncelemelerıde sıkıcı..
    Tıp fakultesını önerirmisiniz acaba??

  13. Ben tıp fakültesine çok güveniyorum. Kadın doğum bölümüde ayrıca çok tecrübeli insanlarla dolu. çok incelemeleri bir yandan oldukça iyi çok erken teşhisler koyabiliyorlar. Mesela benim doktorum (İnanç Bey) erken teşhiste uzman bir doktor. bir bebeğin troid problemini anne karnında fark edip doğmadan tedavi ettirmiş birisi mesela. Malum troid hormonları başta zeka geriliği olmak üzere gelişme bozukluğu gibi birçok duruma sebebiyet verebilir.
    Ama malesef Tıp Fakültesinde bir çok doktorun normal doğumu bekleyecek zamanları yok bence. Çok kalabalık ve özel oda bulamazsanız çok can sıkıcı malesef. Fakat benim bir arkadaşımın her iki kızınıda normal doğumla Tanju bey doğumunu yaptırdı. Üstelik 4.100kg dı ilk kızı. Çok memnundu kendisi.
    Ben yeniden hamile kalırsam yine ilk dönemlerimde kesinlikle İnanç bey’e gider 6. ayımdan itibarende normal doğum yaptıracak birisini bulurdum. (Türkiyenin herhangi bir yerinde olabilir ama öncelikle Tanju Bey’i denerdim herhalde.) İnanç Bey de yaptırtıyor normal doğum ama okadar çok meşgulki biraz riskli bir durum. Antalya’daki bir çok kadın doğumcu riskli gördükleri bir şey varsa teşhis için İnanç Bey’e ve ya Mehmet Bey’e gönderiyorlar. Dolayısıyla randevuyu 1 ay önceden almak gerekiyor.
    Birde öyle tatlı bir emzirme ebesi varki sırf onun için gidebilirim:)))) Sayesinde doğru emzirmeyi öğrendim.

    Size de sağlıklı ve rahat bir doğum diliyorum. Çok güzel günler sizi bekliyor:) Sanırım en önemlisi içinizin nerede rahat ettiği. Annenin huzurlu olması en önemli faktör herhalde doğumda.
    sevgiler
    Hande

Yorum bırak