Önce emeklemeye başlar, sonra yürür, mama sandalyesine sığmaz olur, bir gün yataktan atlayıverir, açarsınız parmaklıkları… Dolu dizgin büyür çocuk, biraz da delidir her çocuk gibi. Tuvalete gitmesi, ellerini yıkaması, yemeğini oturarak yemesi, zamanında yatması, duvarları çizmemesi temenni edilir. Anne baba da şaşırır bazen, nasıl eğiteceğim, kendi kurallarımı, hayatın düzenini nasıl öğreteceğim diye. Bu işler için yazılmış çizilmiş yöntemler de vardır. Bizim eve de kısa süreler uğrayıp hızla kaçmış olan bazı eğitim/disiplin yöntemlerini neden etkisiz bulduğumu yazmak istedim. (Nurturia’da da Elajan sormuştu, ne zamandır yazmak istiyordum denediğim disiplin yöntemlerini)
Ödül-ceza 
Bunu uzun uzun irdeleyen yazılar bulabilirsiniz, bir tane tercüme de ben yayınlamıştım. Özetle ödülle bir şey yaptırıyorsanız, çocuk davranışa değil, ödüle odaklanır. İlk anda işe yarıyor gibi gözükür, sonra ödülü gitgide arttırmanız gerekir. Ceza (mesela sevdiği bir şeyden alıkoymak) ilk seferinde işe yarar gözükür, sonra cezayı takmaz, cezayı da mı dinlemiyor diye kendinizi daha aciz hissedersiniz ya da sinirlenirsiniz. Çocuk özellikle sizin ilginizi çekmek için bir takım yapmaması gereken şeyleri yapıyorsa ceza işleri daha da zorlaştırır. Çünkü ona ceza ile de olsa bu ilgiyi vererek hem ödüllendirmiş , hem de davranışın üzerinde durarak onu pekiştirmiş olursunuz. Ilgaz’ı bezden çıkartırken ne akla hizmetse ufacık şekerler vermiştik birkaç gün lazımlığa çiş ya da kaka yaptıkça, çok da işe yarıyor gözüküyordu. Belki de tek zorlandığımız alan olmasında etkisi olmuştur bu şekerlerin. Bunun dışında ödül-ceza uygulamadık bilerek ama farkında olmadan uygulayıp, sonradan ödül-ceza olduğunu fark ettiklerimiz oldu.
Mola (Time-out)
Sorun çıkartan çocuğu bir süre eylemsizlik haline sokmaya deniyor Mola. Eğer çocuğun canı sıkılacak ya da sevdiği bir şeyi yapmaktan alıkoyulacak şekilde düzenlenirse bu da bir tür ceza. Eğer sadece sakinleşmesi için yapılıyorsa sıklaştığı anda oyuna dönüşüyor. Bir ara Ilgaz yatağından kalkıp kalkıp geliyordu, biz de kanepede biraz oturtuyorduk, sonra yatırınca uyuyordu. Başta pek hoşumuza gitmişti işe yaradı diye. Kısa sürede bunu da takmamaya başladı. Ilgaz’ın hayatında en geç uyuduğu dönem haline geldi gitgide. Zaten bunu nereye bağlayabilirsiniz ki, çocuğu güzelce yatır, sev, sonra kalksın, salonda oturt ama onunla konuşma, sonra orada uyuklasın tekrar götür yatır. Böyle akşam rutini mi olur? Eğer adına hiç mola, yöntem falan denmeden, gerçekten biraz sakinleşmek için anne ya da baba izin istiyorsa, ya da çocuktan biraz uzak durmasını rica ediyorsa, seyrek olmak şartıyla bence etkili. Hani bir arkadaşınızla çok tartışırsınız, tartışma uzlaşılamaz bir noktaya gelir ve “abi bi dakika, biraz sinirlendim şimdi mantıklı yaklaşamayacağım, sonra konuşalım” dersiniz, işte bunun gibi. Ama ideali zaten bu noktaya gelmemesidir ve planlı, hesaplı yapılırsa bence yine sonu etkisizliktir.
Başarı Çizelgesi / Gelişim Tablosu
Ilgaz’ın taşınma/okula başlama/okul değişimi sürecinde bozulan tuvalet alışkanlığına çözüm bulur mu ümidiyle daha önceden bildiğimiz bir pedagoga gittik. Arada tuvaletle ilgili konular çok sırıtmasın diye tüm aktiviteleri içeren bir tablo yapmamızı, güzel yaptığı her şey için bir çıkartma vermemizi söyledi. Uyanamadım bunun da bir ödül sistemi olduğuna. Ilgaz da çıkartma sever ya, iyi olur diye düşündüm. Kuralları da var; yalandan vermeyeceksin, hemen vereceksin, ertelemeyeceksin. Elini yıkadın, koş koş kurula, sticker. O sticker’ı istemem bunu isterim, yok düzgün yapışmadı, oraya değil buraya. Zaten çocuğun modu yok, nasıl üstünü giyerken ayak diretiyorsa, aynısını çıkartmalara da yapıyor. Kaç taneydi elini yıkadın, çişini yaptın tuvalete, bu da üstünü kendin giydiğin için. Zaten giydirmek yatırmak mesele, bir de araya sticker işi girdi. Dışarı çıkacağız yanımıza mı alalım sticker’ları dönüşte mi yapıştıralım? Kim tutacak aklında kaç kez işedi, elini yıkadı? İlk gün çok iyi gidiyordu, sonra bir kez koşturdu tuvalete yetişemedi. Beti benzi attı, sonra ertesi gün önceki halinden de beter oldu. Her durumda günlük hayata uyarlaması çok zor, hiç pratik değil ve yapay.
Kitapları, yöntemleri okuyabilirsiniz ama kullanım kılavuzu gibi birebir uygulamaya çalışmak insanı çok bunaltıyor. Birisi size önce şunu yapın, sonra bunu yapın, ama şu kısmı böyle olmasın şeklinde bir şeyler öneriyorsa sonuçta size bir yöntem öneriyordur. Gerçekten sizin durumunuz için düşünülerek önerilmiş özel bir yöntemse ve ödül-ceza gibi çok kısa vadeli değilse, belki yangın söndürmek için kullanabilirsiniz. Örneğin bizim bahsettiğim dönemde yaşadığımız gibi her şey birbirine girdiyse. Ama ideali kendi yapınıza uygun bir dille doğal bir anne-baba-çocuk ilişkisi geliştirmeye çalışmak bence. Farklı aile tutumlarının avantaj-dezavantajları ve işe yarayan yaklaşımlarla ilgili de yazmaya çalışacağım.
Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.
Tags: 2 yaş sendromu, ödül ceza


Bo$una umitlenme, yontem-montem dinlemio bunlar diosun yani
)) …tahmin etmistim zaten ama yine de bir umit diye okuyorum i$te farkli yaklasimlari…su ana kadar kendi adima cikardigim sonuclar
)…yani oyle umuyorum…marketin ortasinda kendini yerlere atip bisey icin tuttursa da…?????)
1) Hayir kesinlikle Hayir olmali…cocuk biraz mizirdaninca ve sonra iyice yaygarayi basinca Evet’e donusmemeli asla (sanirim bu konuda bir Boga olarak yeterince inatci olabilirim
2) Uzun uzun anlatmak yerine onun anlayacagi sekilde kisa, oz ve basit aciklanmali hersey, ozellikle de yapmamasi gerekenler
3) Isaretleri iyi okumali, son raddeye gelmeden ortamdan uzaklastirmali
Time-out’u belki kullanirim diyorum, bir arkadasimin kizinda ise yariyordu aslinda…bakalim Ela nasil karsilayacak.
Ikinci yaziyi merakla bekliyorum!
Janset,
1) Hayır kesinlikle hayır meselesini biz de inatçı bir çift olarak çok kolay benimsedik ve uyguladık. Sonra bir baktık aynı bizim gibi inatçı bir çocuğumuz var
Çocuk büyüdükçe hayır’ın kesinlikle hayır olabilmesi için çok hızlı düşünebilmek gerekiyor. Ya da gerçekten çok az hayır denmesi gerekiyor. Sonraki yazıda biraz detaylandırmaya çalışayım bunu.
2) Evet, öğüt gibi olmamalı. Kabak tadı da vermemeli. Bazı şeyleri de zamanla öğreniyorlar.
3) Çok doğru bence
Sonuçları bize de yaz
Hayır’ ın anlamı ve etkisinin daimi kalması için, çok sık söylenmemesi gerektiğine kesinlikle katılıyorum. Hatta eşimle bunu zaman zaman konuşuyoruz.
Ama her seferinde dediğimizi yap(a)mıyoruz. Oğlum şu an içinde bulunduğu dönem dolayısıyla, öğrenme, keşfetme ve merak aşkıyla yaşıyor ve coşuyor. Günün sonunda oturup düşündüğümde, gün içerisinde her şeye hayır demememize rağmen! ne kadar çok hayır dediğimi(zi) farkediyorum.
Bu dönemin ne kadar süreceğini düşünüyorum ve düşünüyorum