Perde açılsın, şov başlasın


En soldaki benim. Beni her yere maskot gibi taşıyan ablalarım sayesinde sonunda halk oyunları ekibinin maskotu olmuştum.  Bir müzansende rolüm vardı gösterinin başında. Oyundaki annem, babam ve ben soğan ekmek yerken babam yumruğu ile soğanı kırardı, ben su isterdim. Babam kuyudan su çekmeye giderdi ve askerler babamı yalancıktan vururdu. Babam yalancıktan ölürdü. Sonra biz annemle güya evimizin bahçesi olan yarım metre öteden onu eve taşırdık rol gereği ağlayarak. Ben çok güzel üzgün numarası yapardım. Hafif olur diye ayakları bana vermişlerdi ama lastik ayakkabılar yüzünden kafası ile değiş tokuş etmiştim “Ayakları kokuyor”. Yıllar sonra çıktı müzansendeki babam karşıma, “ben senin babanım, hatırladın mı? beni rezil ettin, gençliğimi mahvettin” demişti, gülüşmüştük.

Diyarbakır oynardık bir de. Provalarda çok güzel yapardım hareketleri, gösteride unuturdum. Erkekli kadınlı çıkardık sahneye, sonra kalabalık, ışıklar, annem nerede acaba, babam nerede, beni mi izliyor bütün bu insanlar… aa kadınlar hamur yoğurmaya başladı, ben unuttum kaldım burada, Şerif abi ekip başı, hoop koltuk altlarımdan tuttu götürdü beni kadınların yanına, herkes güldü, Şerif abi ne iyi.

O yaş için en net hatırladığım anılarım, hayatımın en güzel anlarından bir kuple.

Mini mini bir kuş from Kitubi on Vimeo.

Yukarıdaki video da antik bir Nurturia Kıpır Anneler buluşması sonrası çekildi. Küçük Kara Balık tiyatrosuna gitmeden önce Ilgaz’a dedim ki, oyun bitince bütün çocuklar sahneye çıkar Mini Mini Bir Kuş’u söylersiniz, ben de video’ya çekerim. Oyunun sonuna doğru Ilgaz duygulanıp ağlamış olmasına rağmen, oyuncuların sahnede çocuklarla fotoğraf çektiklerini gördüğü an sahneye fırladı, pozisyonunu aldı ve başladı şarkısını söylemeye :)

İşte gördüğünüz gibi ben normal bir insanım. Bazen ak yazıyorum, başka herkes kara diyor oluyor. Bir kez “deli bu” önyargısı oluşmuşsa, sonra ne desen boş.  Küçükken de sahne severdim, hala da severim. Bayramlara ilkokula başlamadan katılmaya başladım, tüm 10 Kasım korolarında söyledim, tüm 23 Nisanlara ve 19 Mayıslara katıldım (ve asla kostümümün üstüne hırka giymedim).  Ilgaz da girişken bir çocuktur, hassas bir yapısı yoktur ve kimse onu heyecanlı durumlardan özel olarak korumak gibi bir ihtiyaç duymaz. Özetle, sıradan insanlarız.

Peki nedir o zaman bu gösterilerle alıp veremediğim?

Ben de sizin gibi ne var canım, ne güzel günlerdi, çocuk da yaşasın diyordum. Sonra bir mini gösteriye katılma şansım oldu Ilgaz da minikken, sonra o miniklikte ağlamaya başlayınca sahne arkasına da geçme şansım oldu. Sonra fark ettim bir terslik olduğunu.

Gösteri Kimin İçindir?

Doğru yerden bakabilmek için bu sorunun yanıtı çok önemli. Gösteri veli içindir. Belki çocuğu daha çok düşünen okullar olabilir. Ama nihayetinde okul gösteri ile veliye bir şeyler göstermek istemektedir.

Hazırlık Aşaması

Üç beş yaşındaki çocukların meziyetleri, ihtisasları yoktur. Bir müzik aleti çalmaları, bir spor dalı ile uğraşmaları için birkaç yıl beklemeleri gerekir. Konsantrasyon süreleri kısadır. En iyi arkadaşları ile sık sık birbirlerini yerler. Beyinlerinin ön lobu, amigdalalarını kontrol etmekten acizdir. Yani sıklıkla doğru olduğu bildikleri şeyleri bile yanlış yaparlar ve neden diye sorduğunuzda mantıklı bir açıklama sunamazlar. “Oyunla öğrenir” der bu arkadaşlar için okul yöneticileri. Branş dersleri için fazla hırs yapmanızı istemezler, çocukları farklı şeylerle tanıştırmak için, zihinlerini açmak derler. Sonuç değil, süreç odaklı sistem izliyoruz derler. Sene başı böyledir.

Gösteri işini sene başından sıkı tutan branş öğretmenleri yok değilse de, ben diyeyim kış ortasında, siz deyin ilkbahar kapıdan baktığında, yaratıcı drama yaratmayı bırakır, aynı şarkılar dönüp durmaya başlar dillerde, elinde minik bir ödülle gelir çocuğunuz bazı bazı, belki bir kraker, belki birer lolipop. İşte o zaman anlarsınız ki, yılsonu hazırlıkları başlamıştır. Bundan böyle hep aynı şarkılar tekrar edilecektir, aynı roller oynanacaktır, aynı danslar edilecektir. Güzel yapanlar ödüllendirilecek, katılmak istemeyenler de teşvik edilecektir bir biçimde. Öyle ya, çocuğu gösteride rol almayan veli ne hisseder?

Bütün Bir Yılın Ürünü

Veli böyle düşünür, okul böyle düşünür, öğretmen de böyle düşünmek zorundadır. Süreç odaklılık demiştik? Madem ürün çıkartma hedefimiz var, madem ölçme hedefimiz var, çocukları gerçekten öğrendikleri ile ölçelim. Not sistemi olsun anaokulundan itibaren desem ne dersiniz? Yıl sonu gösterisi daha kötü. Öğretmenin başarısını hayatında ilk kez o kadar insanı birarada gören yavrunun sahne performansı ile göstermeye çalışmak hem çocuğa, hem öğretmene haksızlık.

Üç beş yaşındaki çocuğunuzla kurabiye pişirin. Önce o kurabiye yapmayı öğrensin diye pişirin. Sonra misafire sunacağınız kurabiyeyi birlikte pişirmeye kalkışın. Hangisinde çocuğa doğru yapması için daha fazla baskı yaparsınız istemeden? Hangisinde çocuğunuz daha çok eğlenir? Hangisinde daha iyi öğrenir? Yılsonu şovu hazırlıklarının başlaması ile birlikte, öğretmeniniz de misafire pişirme baskısı altına girer.

Mevsimlerden İlkbahar, Yaz

Soğuktan çok atalarımız öldüğü için, kışın çocuklarımız sokakta oynasın istemeyiz, ne olur ne olmaz. Sonra bahar gelir, yaz gelir, çocuklar yine çıkamaz. Yıl sonu gösterisi süreklilik ister, dikkat ister, ciddiyet ister. Eğer yıl bittiğinde, çocuğunuz hala yakar topu istopu bilmiyorsa, iki elin parmakları ile sayabiliyorsanız bahçeye çıktıkları günleri, sebebi kelebek rontudur.

Çocuğum istiyor mu?

Bazen duyuyorum benim çocuğum çok hevesliydi diyen anne-babalar. Çocuğunuz ne için hevesli tam olarak? Orada neler olacağının ne kadar farkında? Bunu isterim diye tutturup da, küçücük bir şeyden huzursuz olup ömrü billah reddettikleri? Çocuk öğretmeni istediği için, onu mutlu etmek için ister, arkadaşları yaptığı için ister, kurbağa kostümü giymek için ister. Çocuğun bir seçme şansı yok aslında, çünkü gerçekçi bir değerlendirme yapma şansı yok.

Işıklar yansın, perde açılsın, şov başlasın!

Youtube’da bir dolu anaokulu gösterisi videosu var. Sahne arkasını da kaydedip yayınlayan okul var mı acaba?

Bütün bir yıl hazırlanılmış. Heyecan içinde düzinelerce üç-beş yaş. Çocuk/yetişkin katsayısı oldukça yüksek. Makyajlar yapılmalı, kostümler giyilmeli. Herkesin morali yüksek olmalı, bir tanesi ağlarsa, birden fazlasının ağlamasına yok açabilir. Acaba acıkan var mı, uykusuz olan var mı, morali bozuk olan var mı, çişi gelen var mı, hasta olan var mı? Hasta olduğu için katılamayanlar, onların boşta kalan rolleri? Çocukların rutini değil, öğretmenin rutini değil.  Kaos. Bu bir sürü yetişkinin arasında maskot olarak sahneye çıkmak gibi bir şey değil. Burada gösteriyi çocukların yapması bekleniyor (3-5 Yaş), katılmaları değil.

Gösteri çocuğun artık pilinin bitip annesine babasına kavuşmak istediği akşam saati mi, yoksa normalde birlikte geçirdikleri bir cumartesi mi? Kim bunlar bunca insan? Ya fotoğraf çekerler, ya kamera tutarlar, ya da ağlarlar. Kimse kendi çocuğundan başkasını izlemez. Sonra çocuklar ağlayınca ağladı derler.

Ya öğretmeni bütün yıl çalışmanın sonucu, bütün yıl çok güzel yaptığı hareketleri, o gün yapmayacağı tutan pek sevgili öğrencisine tatlılıkla bir “e aşkolsun” derse bunun nasıl bir etkisi olur? Hani onca uğraşmıştık okula alışsın diye, ağlamadan gitsin diye? Değdi mi?

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.

Tags:

24 yorum

  1. hımmm evet hatırlıyorum ben bu tarihi eser videoyu, flaslarda patlayan yavru da tanıdık geldi :)
    Bizimkiler sene sonu atraksiyonu olarak şöyle bir şey yaptılar. Tüm sene yaptıkları resimleri, ressam olan “sergi” deneyimli arkadaşımız sayesinde, ciddiyetle okulun duvarlarına asıldı. kendi elleriyle yaptıkları davetiyeyle haberdar olduk, sergi 1 hafta boyunca açık kaldı.

    açılıştaki heyecanları ise çok hoş geldi bana, çünkü her çoçuk kendi resmini annesi-babasına göstermek için koşturmadı. arkadaşlarının çalışmalarına çekiştirip durdular. “baak ne güzel olmuş di mi anne?” kendi resimlerine alışmışlar mı nedendir bilmem, arada haset olmadan, gurur duyar gibi paylaşmaları çok hoşuma gitti.

    Damla Hanım siz de polonyalı bebekler gibi pek bir maskotmussunuz gercekten..

    şaka maka bu anne-baba hırsına devlet el atsın bence :) 1 nesil sonra birbirini kırıp dökecek herkes..

  2. Bugün de Deniz’in yıl sonu gösterisi var. Ne hoş!

  3. Haklısın Damla.

  4. Yazdıklarının büyük kısmına katılıyorum. okullar çocuktan beklentileri yüksek tuuyorlar gibi geliyor. Sonuçta oraya çocuğunu izlemeye gelen aile onun orada durmasına bile hayran oluyor. Herşeyi keyfinde ve tadında yapmak gerekiyor gibi. Okul ve aile olarak hırs ve çocuğun üzerinde baskı oluşturmadan.

  5. Ne desem bilemedim:))

    Ben de senin gibi başlayayım o zaman. Küçüklüğümden. Sahnede olma fikrinden hiçbir zaman hoşlanmadım. Birdenbire karşımda o kalabalığı görünce, nutkum tutulurdu, bir sıkıntı, bir gerginlik, bir bitse de kurtulsam isteği, umarım takılıp düşmem stresi…

    O yüzden kızımın ilk gösterisini izlemeye gittiğimde de, sonradan farkettim ki, ben onun yerine, yeteri kadar gerilmişim.

    Yazdıklarınla ilgili;

    Bir yanım, kendi küçüküğümü de hatırlayıp, şiddetle, o güzel havada abartılmış hazırlıklar yüzünden bahçede daha çok oynayamamalarına isyan ediyor. Bu işin keyif alacakları şekilden çıkıp, onlara baskı ve eziyet kısmına dönüşmesine itiraz ediyor. O küçücük omuzlarıyla o ağırlığı taşımalarını istemiyor.

    Bir yanımsa, kızını sahnede ilk gördüğündeki şaşkınlığını hiç unutma diyor. Sahneye çıktığı o ilk günden beri, aşık oraya. Bütün ileri hedefleri, o kendini çok ait hissettiği sahne üzerine kurulu. Ve öyle rahat ki orada.

    İçinde sahne olan çocuk için farkeder miydi, daha ileride sahneye çıksa birşeyler daha mı farklı olurdu, bilmiyorum.

    Küçük kızım için aynı şeyi ister miyim, hiç emin değilim. Ablası sahnede ne kadar rahatsa, o da bir o kadar rahatsız olcakmış gibi hissediyorum aynı kendim gibi.

    İşin özünde, bunu gerçekten “bir senenin ürününü sergileme” şekline dökmemek yatıyor, bu kesin. Eğlendikleri, her attıkları adım çok kesin sınırlarla çizilmemiş, baskı altında hissetmedikleri, hatta aynen Nil’in dediği gibi ebeveynlerinin de katıldığı bir bahçe
    organizasyonu çok daha keyifli olabilir.

  6. şimdi ne diyeceğimi bilemedim yarın benim minik kuşumunda gösterisi var acayip heyecanlı etek giyeceğiz taç takıcaz şarkı söyliyeceğiz diyor durmadan ama ben bu anlatılanlardan nurtideki görüşlerden yaşanan kötü olaylardan sonra korku kaplattım içimi inşallah kötü anılarla bitmez bu ilk kez yaşıyacağımız anımız

  7. Çok önemli bir konuya, harika bir yazıyla ve de tam zamanında değinmişssin. Kalemine (klavyene) sağlık. Ben de gösteriye seçilemeyen, istediği role layık bulunmayan anaokulu çocuklarının hüznüne tanık olmuştum yıllar evvel. Hala gözümün önünde yüzlerindeki mahsun ifade. Onlar sınıflarına gönderilirken, seçilenler ile provalar devam etmişti. Onlara da pasif roller uygun görülmüştü. Çocukların ruhu zedelenmiş, kişilikleri örselenmiş pek önemsenmiyor maalesef. Çünkü bu gösteriler okulun reklamı! O yüzden de etkileyici olmalılar. Umarım bazı okullarda başlayan “yılsonu gösterisi yok” akımı artarak diğer eğitim kurumlarına da yansır.

  8. Yılsonu gösteri tam bıçak sırtı bir konu sanırım. Bu günü bekleyen kendini prenses gibi hissetmek inanılmaz istekli çocuklar olduğu gibi hiç bir şekilde gösteri yapmayan çocuklar var.

    Oğlum 4 yaşındayken yılsonu gösterisinden önceki gece uykusundan bağırarak kalktı ve ağlamaya başladı. Anne ya rolümü unutursam ne olacak öğretmenlerim çok kızacak dedi. Bende kendi çocukluğumda tüm okulun karşısında daha en başından unuttuğum şiiri ve annemin beni unutmama rağmen alkışlamasını anlattım. Onun dans etmeye ya da şarkı söylemeye zorunlu olmadığını isterse sadece sahnede durmasını, hazırlanmış ve dans etmek isteyen arkadaşlarına engel olmamasını söyledim. Rolümü unutursam ne olacak dedi. Boş ver herkes yinede seni alkışlar dedim.

    Sabah hiç zorlamadan gittiği gösteriden o kadar zevk ve gurur duydu ki tüm yaz tatili bu gösteriyi sürekli seyretti.

    Bence gösteri kötüdür ya da iyidir değil yapılan gösterinin ne kadar ciddiye alındığı önemlidir. Öğretmenler bazen o kadar ciddiye alıyor ki çocukları azarlıyor, aç ve susuz bile bırakabiliyorlar.

  9. @sedaydin, bizim okulun da çok güzel bir sergisi oldu. Aynı dediğin gibi Ilgaz da hep diğer çocukların yaptıklarını gösterdi bana keyifle. Biz de kendimizi bıraktık onun rehberliğine, o kadar güzel şeyler yapmışlardı ki, gerçekten çocukların yaşlarına uygun çok araştırıldığı, kafa yorulduğu belli olan faaliyetler vardı, zaten sanata eğiliminde ciddi bir artış oldu Ilgaz’ın. Ama maalesef sene sonu gösterisi de olacak, Ilgaz katılmayacak, umarım çok sakin, sorunsuz geçer diğer çocuklar için de. Ve devletin el atması konusuna kesinlikle katılıyorum. Nasıl gıda maddelerinde bir takım şeyler hakkında yönetmelikler var, bu iş de böyle olmalı, özel olarak kafa yormadıkça, bir sorun yaşamadıkça veli bilemiyor bunu, her okul da diğerleri yaptığı için yapıyor, mutlaka düzenleme olmalı.

    @BlogcuAnne, iyi şanslar, umarım sorunsuz geçer tüm çocuklar için ve Deniz için :)

    @eylem, Elfana sağolsun okuduğunuz için :)

    @Mine, her veli bir değil, bir komşumuz demişti ki, mahalle kreşine verdim, bir gösteri yaptılar ki, inanamadım, yani farkında değildim o kadar iyi bir okul olduğunun :( Maalesef veliler böyle ölçtüğü, iyi bir şey sandıkları için okullar da her geçen gün bunun dozunu arttırmaya, daha şaaşalı şeyler sunmaya çalışacaklar.

    @Nil, teşekkürler tecrübeni paylaştığın için. Kendimden yola çıkarak, daha erken yaşta olmasının çok olumlu bir etkisi olmadığını düşünüyorum. Hatta bu yaşta her yapılan beğenildiği, ne yazık ki kuşağımızın sorunu bu, biraz çabayı da geri plana itiyor. Bence ortaya gerçekten sergilenecek bir şeyler çıkacağı zaman, mesela isteyerek katılım sağlanmış ve emek verilmiş bir sanat dalı, o zaman sahne anlamlı, o zaman çalışmaya ve sunmaya daha motive edici.

    @çiğdem, umarım hiçbir sorun olmaz. Öğretmeni ve okul ile gösteri öncesinde kaygılarını paylaşmanın yararı olabilir, daha dikkatli olurlar.

    @Asli, çok teşekkürler. O boyutu hiç aklıma gelmemişti. Mideme bir yumru oturdu. Biz de Ilgaz’ın gösteriye katılmayacağını (ve minimum etkilenmesi için Haziran’da okula gitmeyeceğini) okulla konuşmamızın akabinde, öncesinde hep aynı rolü oynadıkları için sıkıldığını belirttiği İnciler Oyununda (yaratıcı drama), artık baba, yani izleyici olduğunu söyledi sevinerek. Neyseki öğretmen onu bozmadan bu değişikliği yapmayı güzel becermiş ama benim içim buruldu yine de. Demek rollerin bu kadar hassas olduğu bir rond seçilmiş dedim.

    @Ayşin, çok sıkıntılı bir tecrübeymiş :( Neyseki olumlu sonuçlanmış. Çocuklara bariz bir yararı olmayan, veliler için yapılan bir şey için bir çocuğun bile böyle bir strese sokulmasının doğru olmadığı görüşündeyim.

  10. kurabiye örneği çok güzel açıklıyor. bu sürece katılmadan nasıl yapılır, katılmadan da olur mu veya katılmak gerçekten çok sakıncalı mı bilemiyorum. arı rontu yazısını da okudum ve çok üzüldüm ama çocuklarımız aynen berk gibi aslında güzel hatırlıyorlar tarafım daha ağır basıyor gibi…

  11. ayşinin bakışı ve çocuğuna söyledikleri, kaçınılmaz bir gösteri durumunda bana çok yakın geldi. mesela kreş seçecek lüksü olmayan aileler de var. siz yıl sonu gösterisi yapıyorsunuz diye çekip gidemeyen. o zaman bu bakış açısı daha çok işe yarar.
    anne babanın görüşü ve verdiği mesaj okulun görüşünden daha çok iz bırakıyor diye düşünüyorum.

  12. @anne cafe, bu kadar değil tabi, çocuğunun rolünü beğenmeyip okulu basan veliler falan da var.

    burada da tartışmaya devam ediyoruz: http://www.nurturia.com.tr/groups/thread/6e7269e7-f950-41c5-9a80-9f0200f8b0cf/1/yilsonu-etkinlikleri-nasil-olmali-nasil-olmamali

  13. @anne cafe, sorun zaten hemen hepsinin yapması. Bu iş yasaklanana kadar (ben öyle olacağına inanıyorum) velilerin bilinçlenmesi, saçma davranışlar sergileyen velilere tepkilerini göstermeleri, okullarına kaygılarını iletmeleri lazım. Yoksa bu iş en gösterişli gösteriyi yapan okula çocuğu veren anlayıştaki velilerin ittiği yöne doğru gidecek gibi görünüyor.

  14. cok guzel yazmissin damla. hakikaten yuvada yasak olsa yeridir. ama arz talep meselesi ne yazik ki. ben yine tek bildigim amarika’dan ornek vereyim, o kadar 3-5 yas donemi okulu gezdim ettim hic yilsonu gosterisi gormedim. yilsonunda bir sosyal toplanti yapiyorlar, veliler cocuklar ogretmenler beraber yiyip iciyor. sergi de yok. olsa iyiymis sergi fikri hos. aslinda gezdigim bir yuvada tiyatro aktivitesi/calisma odasi gordum, ama o da kendi aralarinda mi yoksa yilsonu gosterisi mi tam anlayamamistim.

  15. Ben bu yazıları okuyup kızımın yaşadıkları ve kendi geçmişimle birleştirince değişik fikirlere kapılıyorum. Ben de Damla gibi küçük yaşta başlayan halk oyunları aktivitemi profesyonel bir yöne çevirip Türkiye’yi temsil edip Dünya birinciliğine kadar taşımıştım, inanın o yarışmada da heyecandan kasılmış, sahneden inince ağlamıştım. İnanın heyecan bu işin olmazsa olmazı, ama elbette kuzularımız bunun için çok küçük yaştalar. Sanırım 2.çocuk olmak veya evin küçük çocuğu olmanın bu konuda da faydası var, abla veya abiyi gören küçük çocuk için bu daha olağan bir durum.. sanırım kişisel özelliklerin yaş kaç olursa olsun sahnede olmayı isteme yada istememe de rolü çok büyük. Elbette yıl sonu gösterisini bu kadar önemli bir hale getirmemek çocuğun üzerindeki yükü azaltacak en önemli his. Damla ellerine sağlık, yüreğine sağlık…

  16. @Özlem, bak ne numaralar varmış yeni duyuyoruz :)

  17. Üstüne bir de almayı çok istediği bir rolü alamamışsa, sürekli beraber olduğu arkadaşı almışken hem de… Ya da daha iyi yaptığı muhtemel koca küçüklerin arkasında seçmeye çalıştığınız o küçücük sizinkiyse yaşadığınız mutsuzluk. Evet, küçük oğul pek meraklı; büyük oğlun hiç işi olmaz. Anne de der ki: büyük oğlu da keşke rahatlatsalar, ister hâle getirseler. Küçük oğla sorsalar hangi rolü istersin? diye. Bir de küçükleri oturtup bizi sahneye alsalar, madalyalar alsak filan… Gösteri bir yere kadar ama iki saat süren bir programda çocuğunun vazifesi biter ve sen gidersin. Ayaktakiler sahne performansını ne kadar etkiliyordur kimbilir…

  18. bence çocuklara gösteri anlayışından çok grup çalışması ruhunu vermeye çalışmak, grup içinde üzerine düşeni yapma şuurunu vermeye yönelik aktiviteler okullarda ön plana çıkmalı.seçildim seçilmedim onun rolu daha güzeldi, o prensesti, ben ormancıydım gibi üstünlük, aşağılık duygularına kapılmalarına izin vermeden bütün rollerin “bütün” için gerekli olduğu bilinci verilmeli.bunları çocuk yaşta kavratabilmek çok büyük başarıdır bence.Yani sonuçtan çok o süreç içinde çocuga birşeyler verebilmek almakta zorlandığı zaman anlamasını kolaylaştırıcı yöntemleri dahil edebilmek amaç olamalı hakkaten.öğretmen ve veli bunun üzerine düşünmeli ve çalışmalı.

  19. @ilknur malcı, kesinlikle haklısın, benim gözlemlediğim yaratıcı drama böyle bir çalışma zaten, Ilgaz’ın okulunda böyle faaliyetler yapıyorlar,mesela büyük bir astronot yapıyorlar, bütün çocuklar birlikte hazırlıyor, ya da kutudan hayvan yapıyorlar, ikili gruplar oluşturuyorlar ve iş bölümü yapıyorlar. Ilgaz yıl sonu sergisinde tek tek anlattı hangi arkadaşının neler yaptığını, nasıl iş bölümleri yaptıklarını.

  20. O gosterilerde bir tana prenses ve bir tane de prens olur ya da ormanlar krali aslan. 15 kisilik sinifta herkes aslan olmak isterken sadece bir sansli cocuk aslan ya da prenses olabilir! Bu secilmis cocuk cok mutludur ama ya digerleri…kim icin ve ne icindir bu gosteriler ve secilmis cocuk icin ne ifade ederken, diger 14 cocuk icin nasil biz iz birakir?

  21. Benim şu ana kadar hiç farketmediğim bir konuya değinmişsiniz. Normlade “aa ne zararı var ki” derdim aslında ama hiç bu yönden bakmamıştım. Teşekkür ederim gerçekten çok faydalı bir yazı oldu benim için.

Yorum bırak