# 16 Şubat 2010 Salı

"International Journal of Obesity dergisinde yayımlanan, 3 yaşındaki 12 bin çocuk arasında yapılan araştırmaya göre, tam gün büyük anneleri tarafından bakılan çocukların aşırı kilolu olma riski yüzde 34 daha fazla..."

Haberin tamamı için

posted on 16 Şubat 2010 Salı 07:15:40 UTC  #    Yorumlar [7]
# 01 Aralık 2009 Salı

All for Kids yepyeni bir alışveriş dergisi, çocuklu anneler için.

Aranızda futbola meraklı olanlar varsa Futbol Ekstra'dan Banu Yelkovan'ı tanıyor olabilirler. Banu oğlu Aras 2 yaşına yaklaşırken, kendi deyişiyle asıl işi olan dergiciliğe dönmüş ve All Kids'in editörlüğünü yapmaya başlamış. Derginin ilk sayfalarında "editörden" bölümünde, Banu şöyle diyor:

"Bu dergiye hiçbir şey laf olsun diye konulmuyor, hepsi denenmiş, kullanılmış, test edilmiş, onaylanmış fikirler. Ne saçını süpürge etmeye ne kendilerini kariyerlerine adamaya niyeti olmayan annelerden tavsiyeler"

Derginin Blog bölümünü de Kitubi'ye ayırdılar. Ayrıca bu ayki sayıda bir de röportajım var.

Dergi dolu dolu, ben de yazıyorum diye demiyorum, işe yaraması için uğraşıldığı belli oluyor. Anneler için hazırlanmış ama çocuklar için sayfalar da var, ayrıca bu ayki sayıda çok güzel Sünger Bob hafıza kartları hediye.

Hoşuma giden bir diğer yanı, derginin eleştiriye açık olması ve okuyucu görüşüne çok önem vermesi. Dergiyi okuduktan sonra görüşlerinizi Nurturia'da ALL for kids grubuna yazabilir, editörü Banu ile iletişim kurabilirsiniz.

posted on 01 Aralık 2009 Salı 21:05:38 UTC  #    Yorumlar [16]
# 07 Kasım 2009 Cumartesi

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut'un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. "Tamam alalım" deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd'lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, "bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na".

Cd'lerde de Susam Sokağı'nın Bay Saftirik'ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD'nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD'leri getiriyor, "Anne bu kaç?" diyor, "12" diyorum, "12, ehe ehe, 12" deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.
Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz'la, ya da işle, ya da Web 2.0'la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz'a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox'la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika'lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

 

posted on 07 Kasım 2009 Cumartesi 06:21:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 13 Eylül 2009 Pazar

Her ne kadar sağda solda söylenip dursam da kimse takmıyor, sakalım yok ki. Kitubi benden daha karizmatik, o yüzden yazarsam belki daha etkili olur dedim. Gerçi burayı okuyanlar için de iş işten geçmiştir. Olsun hep birlikte hayıflanırız.

  1. Sağlıklı beslenmeseydik keşke
    Şimdiki aklım olsa, ısmarlarım pizzayı, kızartırım hazır köfteyi. Knor domates çorbası mı? Oh, şahane. Gökhan da hiç aramaz aslında öyle sağlıklı yemek olsun, sebze olsun. Ya da belki ben o kadar bunalttım ki, sağlıklı yemekten soğuttum. Çocuk olduktan sonra hayat boyu sağlıklı yemek pişirmenin lüks değil mecburiyet olduğunu hesaba katamamışım. Rahat batmış.
  2. Vaktimin kıymetini bilemedim
    Servisten inince koştur koştur yemeğe soyunurdum. Açken de hiç çekilmem. Aç karnına hafif asabiyetle yemeği pişirirdim, yemekten sonra da serilirdim kanepeye. O zamanlar bir blog başlasam şimdi kitap olurdu. Ah akılsız kafam. Bir de yoğunluktan, yorgunluktan şikayet ederdim, aah ah.
  3. Sabahları erken kalkıp, sakin sakin hazırlansaydım
    Uyku tatlı gelirdi, 15 dakikada hazırlanırdım (mübalağa değil, duş almayacaksam 15 alacaksam 25). Sabah evinde biraz vakit geçirmenin, evde kahvaltının tadını Ilgaz doğduktan sonra keşfettim. Sabah da evde biraz vakit geçirince insan daha az tüm gün çalışıyormuş gibi hissediyor. Ama şimdi telaşsız evden çıkmanın bir yolu yok.
  4. Hafta sonları daha erken kalksaydım
    Bir sürü iş yapıyorsun, bakıyorsun hala öğlen olmamış seviniyorsun. Sen kendini sokağa atabildiğinde, eşinin dostunun yorganında pireler uçuyor. 6:30'ta kalkmazdım tabi ama 9.30'u da geçirmezdim şimdiki aklım olsa. Uyu uyu nereye kadar.
  5. En az haftada bir gün sinemaya gitseydim
    En çok özlediğim aktivite sinema. Bilgisayar başında ayık kalıyorum ama sinemada kesin uyurum diye gitmiyorum. Hafta sonları da oğlumdan ayrı geçirmeye kıyamıyorum.
posted on 13 Eylül 2009 Pazar 20:45:22 UTC  #    Yorumlar [7]
# 12 Eylül 2009 Cumartesi

Anaokuluna başlama yaşı, sokakta oynama şansı, komşuluk ilişkileri ve kardeş sayısının gitgide azaldığı günümüzde sık sorguladığımız bir konu (her ne kadar bunları sürekli karıştırsam da, kreş 0-3 yaş, anaokulu 3-6 yaş arasını ifade ediyor sanırım).

Ben işe başlamadan önce, Ilgaz 1 yaşındayken ilk olarak kreş alternatifini sorgulamıştık. Burada aradığımız kurum okul formunda bir kurumdan çok, bir öğretmene az sayıda çocuk düşen, çocukların eğitilmekten çok bakıldıkları bir kurum anlayışıydı. Doktorumuzdan Türkiye'de 0-3 yaşa bakılabilen kuruma rastlamadığı yorumunu aldıktan sonra, riske girmeyip evde bakım alternatifine yönelmiştik. Çeşitli kaynaklarda da 3 yaş altının uygun olmadığı belirtiyor. Burada temelde çocuğun birebir iletişim ihtiyacı üzerinde duruluyor. Çocuğun kreşe başlatılması için iki şartın sağlanması gerektiğini düşünüyorum (yazdığım konularda hemen her zaman olduğundan farklı olarak, bu konuda Gökhan benimle hemfikir değil, 2'den önce başlamasınlar der, özellikle not düşmek isterim):

1 - Aile çocuğunu kreşe vermeye hazır mı?
Çocuğun kreşe adaptasyonunda, ailenin istekli ve kararlı bir şekilde yaklaşmasının, bunu çocuğa normal bir süreç olarak hissettirmesinin çok önemi olduğu kanısındayım. Benim gözlediğim kadarı ile de, ebeveynlerden en az birinin aklına kreş düştüğü andan itibaren, çok geçmeden kreşe başlatılıyor çocuklar. Bu durum ailenin çocukla ilgili gözlemlerinden de kaynaklanıyor olabilir elbette. Yine de, çocuğu kreşe vermek için uygun yaşın, ailenin çocuğu kreşe vermek için hazır olduğu yaş olduğunu söylemek yanlış olmaz.

2 - Çocuğun yaşına uygun kreş var mı?
Birinci koşul sağlandıktan sonra, çocuğun yaşına uygun kreş bulunması gerekiyor. Benim gezdiğim yerlerin büyük çoğunluğu (10'un üzerinde) 2,5 yaşın altına uygun görünmüyordu. Ama zaman zaman 1 yaştan itibaren çocuğunu yuvaya verip, sonuçlarından çok memnun kalan aileler duyuyorum. Bazı durumlarda da, normalde kabul edilen çocuklar daha büyükken, yeni oluşturulmuş sınıfta 2-3 çocukla daha erken yaşın kabul edildiğine de rastladım. Düzgün bir kurumda, büyük çocukların yanında özellikle korunup gözetilerek bakılan bir minikler sınıfçığının da iyi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum. İkiz, üçüz doğan çocuklar da olabildiğine göre, birebir ilgi ile tam rakamsal anlamını kastetmediklerini tahmin ediyorum.

Ilgaz'ın anaokuluna geçiş süreci şu şekilde oldu:
0-12 ay arası kadar tarafımdan evde bakıldı.
12-27 ay arası yatılı bakıcımız baktı.
bu arada 20-24 ay arasında haftada 3 gün 10-12 arasında Arı Çocukevi'nde oyun grubuna devam etti.
24 aylıktan itibaren çocukevinde oyun grubundan sonra öğle yemeğini de yemeye başladı.
26 aylıkken, sabahları tam gün okula gitti.
araya taşınmamızın girmesiyle 20 aylıkten itibaren devam ettiği çocukevinden ayrıldı.
27 aylıkken bakıcımızla yollarımızı ayırdık, 1-2 ay babaanne ve dedesi baktı.
Sonra tam gün yeni taşındığımız bölgeye yakın bir kreşe başladı. Buraya 1 ay devam ettikten sonra, okulun tadilat/taşınma gibi biraz belirsiz bir durum vardı ve her durumda çocukların bir süre mevcut binadan farklı bir okulda devam etmesi gerekiyordu. Biz de okulun uygunluğu ile ilgili kararımızı sorguladık ve değiştirmenin daha uygun olduğuna karar verdik. Ilgaz yeni okuluna (Aydo çocukevi) başlayalı 1 hafta oldu ve şimdilik yerini bulmuş gibi görünüyor. Bu kadar kısa sürede bu kadar sayıda değişiklikten sonra, ben daha kendime gelememişken, onun adaptasyon hızının önünde eğiliyorum.

3 Çok Geç
Geriye dönüp baktığımda, ilk 1 yıl Ilgaz'a kendim bakabilmiş olduğum için memnunum (9 ayda yeterdi aslında). Sonrasında bakıcımızın bizim istediğimiz gibi baktığını ve bu konuda şanslı olduğumuzu söylemek doğru olur. Daha uzun süre çocuğuna bakabilmek için işine ara veren anneler var. Benim gibi biri için 2-3 yıl sonunda iş garantisi, ve bu 2-3 yılda Ilgaz'ı yine en azından oyun grubuna gönderecek ve genel temizlik için de yardım alabilecek gelir şartlarını sürdüremediğim sürece çalışan anne olmak daha iyi bir alternatif gibi duruyor. Oyun grubuna başlama yaşı olarak da 15 aylıktan itibaren verebilirmişiz diye düşünüyorum. 18 aylıktan itibaren okulda yemek yemeye başlayabilirmiş, 24 aylıktan itibaren yarım gün okulu rahatlıkla kaldırabilirmiş. Tam güne de yaz başından itibaren geçebilirmişiz (27 aylıkken). Eğer oyun grubuna da göndermeden, 3 yaşına kadar evde oturtsaymışız biraz yazık olurmuş diye düşünüyorum.

Oyun grubu ve yarım gün alternatiflerinin çocukların adaptasyonun anlamak ve arttırmak için iyi bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Ancak çok pahalı bir alternatif, çünkü hem fiyatları saate vurulunca tam güne göre oldukça pahalı, hem de bakıcınızı almaya devam etmek zorundasınız. Keşke bu ülkede part-time iş ve/veya part-time bakıcılar bulunsa.

Okula başlama mevsimi olarak da, eğer yazın da çalışan (iyi çalışan diyelim) bir kurumsa bence yazın başlatmak iyi bir alternatif. Hastalık mevsimi gelmeden ve okul çok kalabalıklaşmadan, çocuğun okula alışması sağlanmış olur. Aileler çocuğun hastalanmasından çok endişe ediyor. Çocuğun ilk okul kışında evdekine göre daha sık hastalanacağı bir gerçek olsa da, anaokulu yaşı gelmiş bir çocuğu kış geldi diye, üstelik kışın dışarıda oyun alternatifi de fazla bulunmazken, yaza kadar bekletmenin mantıklı olmadığını düşünüyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz? Hangi yaşta verilmeli? Sizin çocuğunuz gidiyorsa hangi okula gidiyor ve memnun musunuz?

Geçen yazıda söz ettiğim GEO dergisinin çeşitli ülkelerdeki anaokulları ile ilgili sayfalarını aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz (dergi 2006 ekim'ine ait)

geo_gelecege_ilk_adimlar_64.JPG (405,69 KB)
geo_anaokulu_amerika_68.JPG (836,25 KB)
geo_anaokulu_gana_70.JPG (906,23 KB)
geo_anaokulu_cin_72.JPG (793,55 KB)
geo_anaokulu_fransa_74.JPG (700,05 KB)
geo_anaokulu_japonya_76.JPG (725,78 KB)
geo_anaokulu_norvec_78.JPG (604,49 KB)
geo_anaokulu_rusya_80.JPG (740,93 KB)
geo_anaokulu_turkiye_82.JPG (726,41 KB)

posted on 12 Eylül 2009 Cumartesi 20:35:49 UTC  #    Yorumlar [15]
# 02 Eylül 2009 Çarşamba

Çocuk sevgisi çocukları mıncıklamak anlamında alınırsa evet bayılırız. Peki çocukların ihtiyaçlarını desteklemeye gelince, kesinlikle çocuksever değiliz.

Özellikle işyerleri için yazıyorum, hamile, çocuklu annelerin ve babaların (babayı özellikle yazıyorum, çünkü babaların durumu çok daha kötü) maruz kaldıkları muameleleri duydukça ben de şunu öneriyorum, size açık açık saçma şeyler söyleyen, imada bulunan, gönderme yapan, olması gerekenden 3 puan altını yapıp, bir de bunu lütuf yaptım sanan kişilere açık açık sorun, "git annenle konuş bakalım, seni nasıl büyütmüş?", biyoloji bilgilerini tazelesinler "insan yavrusu nasıl ne kadar sürede, nasıl büyüyor?".

Çok soru var aklımda;

Alışveriş merkezlerinde çocuğunuzu izin almadan elleyen çocuk delisi insanlar çalışanlarına farklı mı davranıyor?  Nasıl oluyor da, aynı devletin bir kurumu "6 ay sadece anne sütü" derken, öbürü "hamilelik dahil 3 ay ücretli izin" diyebiliyor? Devletin verdiği haktan daha uzun tatil izni veren işyerleri var mesela, devletin verdiği süt izninden fazla süt izni veren işyeri var mı?...

İş Hayatı, Kariyer, Doğum, İzin, Annelik Hakları, Süt İzni ve Gerçekler... Özgür Anne'nin bu yazısının çalışan anne kategorisinden erişilebilir olmasını istedim.

posted on 02 Eylül 2009 Çarşamba 21:29:44 UTC  #    Yorumlar [1]
# 20 Ağustos 2009 Perşembe

Bakıcımızla yolları ayırdıktan sonra, birkaç aylık babaanne-anneanne sınırsız mutfak desteğinden sonra işler yeniden başa düştü. Planlı programlı olmaya, teferrüatlı, oyuncaklı, çok bulaşıklı işlere kalkışmamaya, yeniden beş dakikada beşiktaş yemekler pişirir çabukluğa erişmeye kararlıyım. Evin yakınında pazar olmayınca, sebze-meyve kalitesi ve fiyatlarında Migros'a teslim olmak yerine, Nazilli'den Pınar Hanım'dan yüklü miktarda sebze getirttim. 2,5 kişilik ailemizde 1 kilo fasulye, rahatlıkla 3 akşamın kıymalı fasulye yemeğini çıkartır. Böylece getirttiğim 100 TL'lik meyve-sebze paketindeki (erişte, zeytinyağ, un falan da dahil) - meyveler 1 haftada tükecenek olsa da - donduracağım sebzelerin 1 ay kadar götüreceğini düşünüyorum. Ilgaz da okula gittiğine göre, öğlen yemekleri de yenmiyor nasıl olsa.

Üniversitedeyken, gıda mühendisliğinden seçmeli bir ders almış ve neden Gıda'yı kazanmamışım ki diye pek hayıflanmıştım. Bu süper eğlenceli derste, dondurulmuş gıdanın ne kadar şahane bir şey olduğunu öğrenerek büyülenmiştim. Eğer taze olarak dondurulursa, hallerde bekleyen sebzelere nazaran çok daha az vitamin kaybına uğruyor. Sonra dondurma pişirme süresini de kısaltıyor, bir de oradan kazanıyor. Böylece, pazardan marketten alınan sebzeye açık ara fark atıyor.

Başta annem, sonra Ilgaz'ın yardımlarıyla, patlıcan, patates ve çiğ yenecekler hariç tüm sebzeleri dondurduk. Bir tek soğanları da doğrayıp atacaktım, vakit yetmedi. Hafta sonu taze kıyma alıp, bir kısmını kıyması ile kavurup hazır olarak donduracağım, tıpkı eski günlerdeki gibi.

Ilgaz barbunya ayıklama işine bayıldı, 1 kiloyu bitirdik, daha isterim diye ağladı. Fasulyelere geçtik, ben çöplerini, kılçıklarını aldım, o kafasına göre kısalı uzunlu kırıp kabın içine attı. Sıkılınca fasulyeleri kurutacağım diye bir avuç kaptığı gibi balkona koştu. Vay be, sebze kurutma işini hangi kitaptan öğrendi acaba diye düşünerek peşinden gittim ki, ne göreyim, fasulyeleri balkondaki çamaşır kurutma makinesine güzelce yerleştirmiş, kapağı kapatmak için arasına sıkışanları kurtarmaya çalışıyor. Kuru fasulye olmaları için makineyi çalıştırmam için ısrarcı ağlamasını, Gökhan'ın gelişi ile susturabildik.

İşte bu ay sonuna kadarki menümüz:

20.08 Domatesli börülce, et

21.08 Yoğurtlu patlıcan, et

22.08 Mantı

23.08 Balık, haşlama patates, salata

24.08 Kuru fasulye, pilav

25.08 Şehriye çorbası, tavuk

26.08 Taze fasulye, cacık

27.08 Erişteli bi şeyler

28.08 Türlü, hoşaf

29.08 Balık,...

30.08 Bamya, bulgur pilavı

31.08 Tavuk, dible pilav (fasulyeli karadeniz pilavı, isteyen olursa tarifini yazarım)

Gerekirse pilav, çorba eklemesi yapılabilir, nasıl olsa önceden hazırlık gerekmiyor bunlar için. Turşu, yoğurt, söğüş de gününe göre sofra hazırlanırken ayarlanır. Çok'u hedefleyip becerememektense azla yetinmek daha iyi değil mi?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

Pratikanne'nin bu yazısına bakmanızı öneririm: http://www.pratikanne.com/2009/08/her-pratik-annenin-buzlugunda-olmas.html

posted on 20 Ağustos 2009 Perşembe 20:35:37 UTC  #    Yorumlar [1]
# 01 Haziran 2009 Pazartesi

Tan büyümedi ki ama ben işe başladım.
 
Sabah 7.30'da kalktım, duş aldım, kahvaltımı yaptım, üzerimi giyindim, hafif bir makyaj, hatta vakit kaldı kuaföre gittim. Şimdi metrodayım işe gidiyorum.... 
 
Eee, ne var bunda her gün bunları yapıyoruz zaten demeyin. Ben evde 9 aylık oğlumu bıraktım ve neredeyse bir yılın ardından işe gidiyorum. Garip bir his hem de çok....

Günlerdir kendimi işe gitme durumuna hazırlamaya çalışıyorum. Eşim işten ayrıldığı için planlanandan önce işte olmak zorundayım. Oysaki Eylüle kadar ücretsiz izin almıştım.  Hayat o kadar basit ki, yeni durumlar olsa bile, bir canlı doğursanız dahi, eninde sonunda rutine dönmek zorundasınız ve aslında çocuk da bir rutin. Çünkü kim ne derse, çocuğu ulvi kelimelerle anlatsa da, o da üreme içgüdümüzün ürünü.
 
İşe başlamaya karar verdiğim 15 günden beri her gün geriye doğru sayıyordum, "Şu kadar gün kaldı, ne bakıcı ayarlayabildim, ne de Tan'a bir düzen kurabildim. Gündüzleri hala meme emip uyuyor, çok ağlayacak, ben ne yapacağım" diye... Eşim sürekli beni sakinleştirmeye çalıştı, her şeyin yolunda gideceğini söyledi.  Onu da üzdüm belki hayfılanmalarımla; sonuçta işinden ayrıldı. Ama iç seslerime bir türlü "dur artık lütfen" diyemedim, çünkü ben bir anneyim.
 
Ve işte beklenen gün geldi, işteyim ve bilgisayar başında haber okuyorum.  Bakıcı hafta sonunda bulundu. Tan onunla beraber sorunsuz bir-iki gün geçirdi. Sabah evden çıkarken anlattım ona "Oğlum ben işe gidiyorum, ablanı üzme, yemeklerini ye, güzelce uyu" dedim. Bana son iki haftadır yaptığı burnunu buruşturma mimiğiyle "bakarız" gibilerinden yanıt verdi. Vedalaşmayı daha fazla uzatıp da ağlamamak için hemen evden çıktım, canım yeniden mutfağa dönüp onu yeniden öpmek istedi ama yapmadım, Damla'nın deyimiyle "konuyu dramatize etmedim" kapıyı kapattım evden çıktım.

Yaklaşık 2 saat sonra eşim aradı, "Ben günde 10 kere seni arıyordum işteyken, sen niye aramıyorsun" dedi. Oysa bilse oturduğum yerde hep onlarla konuşuyorum aklımdan..

Öğrendim ki 5 dakikada yatağında uyumuş Tan efendi, "Oğlummmm tüm eziyetin bana mıydı?" Aman olsun o uyusun da benim çabalarım boşa çıksın. 

15.30'da süt iznimi de kullanarak bürodan çıkıp kuzuma sarılacağım ve "seni çok özledim tatlım, ama iyi olduğunu biliyorum" diyeceğim. 

Bana şans dileyin!

posted on 01 Haziran 2009 Pazartesi 13:51:31 UTC  #    Yorumlar [7]
# 26 Mayıs 2009 Salı

Katı gıdalara geçişi tamamlamadan işe başlamayı planlayan her annenin en önemli derdidir, bebeğim ne kadar anne sütü içiyor, ne kadar sağmalıyım, sağdığım yetecek mi? Nihan ve diğer katı gıdalara geçecek annelere yardımcı olmak için yazdığım Ben ettim, siz etmeyin - bebek ve çocuklara yemek yedirmek yazısının yorumlarında Hande süper faydalı önerilerde bulunmuş. Yorumlarda kaynamasın diye ayrı bir yazı olarak da ekleyeyim dedim. Yazıları okurken yorumları takip etmeyi ve vakit buldukça siz de yazmayı ihmal etmeyin.

"...Ben işe başladığımda Can  tam 4 aylıktı ve sadece anne sütüyle besleniyordu. Ben inanılmaz strese girmiştim. İnternetten 4 aylık bebek kac cc anne sütü emer diye araştırmalar bile yapıyordum. Doymazsa diye uykularım kaçıyor ve buzluğa sürekli biriktiriyordum sütümü.

İşe başladığımın ilk haftası stresten aniden sütüm azaldı neredeyse tamamen kesildi. Ben de öğle araları eve gidip emzirmeye başladım benim moralim yükseldikçe sütüm de yeniden arttı. Can 5 aylık olduğında düzenimizi kurmuştuk. Hatırladığım kadarıyla ilk zamanlarda ben evde yokken 360cc süt içiyordu. Sabah saat 7-7.30 civarı emzirip çıkıyordum, saat 10 - 12 ve 4'de olmak üzere yaklaşık 400-460 cc süt sağıyordum. 6'da eve vardığımda Can çok acıkmış oluyordu ve emiyordu. Eğer gecikecek olursam bakıcımız 20-40cc kadar süt ısıtıp Can iyice acıkıp bağırmaya başlamadan önce içiriyordu çünkü iyice acıkırsa 40cc ile oyalamak zor oluyordu. 6. aydan sonra artık hem benim sütüm 360cclere geriledi hem de Can'ın ihtiyacı 420-450cclere çıktı. O dönemde de buzluktaki sütler imdadımıza yetişti. Buzluktaki sütleri yaklaşık  9.aya kadar kullandık (tahminen 2 litre civarında birikmiş vardı) derken benim sütüm günde 150 cclere kadar düştü ama Can artık her şeyden yediği için günde sadece 1 sefer uyku öncesi içiyordu ve o da ona yetiyordu. 1 yaş sonrası sağmayı bıraktım ve can hala emiyor (yarın 15 aylık). Gündüz 1 bardak inek sütü içiyor, akşamüstü ve sabah meme keyfi yapıyor. Yalnızca 10. aydan sonra doktorumuzun uyarısı üzerine gece uyanmalarında mecbur kalmadıkça meme vermemeye başladım. Yoksa büyüdükçe daha sık uyanıp sürekli emmek istiyorlar ve memede uyumak gibi bir alışkanlık ediniyorlar. Bu da çalışan bir anne için oldukça zor oluyor.

Biz 6. ay katı gıdaya geçtik ama Can'ın katıları kabullenmesi 8. ayı buldu. Yavaş fakat iyi ilerledik. Sakın yemiyor diye endişelenme. Damla çok güzel öneriler yazmış bunları takip edersen zamanla harika yiyen bir çocuğa sahip oluyorsun. Aklıma gelenler:

  1. Gün içerisinde sağdığım sütlere numara veriyordum böylece ilk sağdığımı ilk içiriyorlardı ertesi gün.
  2. Yanımda bir buz çantası taşıyordum, yolculukta sütler bozulmasın diye (çabuk bozulmuyorlar 6 saat oda sıcaklığında 24 saat buzdolabında 6 ay derin dondurucuda tutabiliyorsun)
  3. Eğer o gün normal ihtiyaçtan fazla sağdıysam 20cc bile olsa o fazlalığı hemen buzluğa koyuyordum acil durumlar için.
  4. Katı gıdalara geçişte biraz sabırlı olup ne yediğini bulmak değil, yedirmen gerekeni hergün bebeğin önüne koymak 1 kaşık ya da 10 kaşık ne yerse zorlamadan yavaş yavaş alıştırmak bizim işimize yaradı. 6. ayda Can'ın önüne hergün kuşlukta meyve püresi ikindi yoğurt koyuyorduk ilk 2 hafta ikisinden de ancak 1'er kaşık yedirebiliyorduk. 2.haftadan sonra yoğurdu yemeye başladı 7. ayın başında bir oturuşta 1 kaseyi yer oldu ancak 8. ayda ancak meyve yemeye başladı. Hiç zorlamadık ama hergün ikram ettik. Her gıdayı aşama aşama aynı şekilde tanıttık. 9. aydan sonra her şeyi yemeye başladı.
  5. Damla'nın önerilerini oku yemek düzeni, bebek bakımı, beslenmesi ve çalışan annelere notları v.s. ve bunları kendi düzenine göre adapte et :)
  6. Süt sağarken sütün gelişi durduktan bir süre sonra tekrar süt gelmeye başlayacaktır sağmaya devam et. Her göğüse hiç olmazsa 8-10 dk ayır.
  7. Evde küçük bir paket mama bulundur acil durum için. Arada bir mama içmesi dünyanın sonu değil tam tersine senin biraz rahat nefes almanı sağlayabilir.
  8. Eve geldiğimde eğer Can emmek istemezse de mutlaka süt sağdım yoksa süt gerilemeye başlıyor.

..."

Hande'ye süper önerileri için tekrar teşekkür ediyor, diğer annelerin önerilerini de bekliyorum.

posted on 26 Mayıs 2009 Salı 14:49:45 UTC  #    Yorumlar [4]
# 30 Nisan 2009 Perşembe

"Seveceğin bir iş seç, hayatında bir gün bile çalışmayacaksın" (“Choose a job you love and you will never have to work a day in your life.” Confucius )

Sonuna kadar katıldığım  bir felsefe ve Ilgaz'ın da sevdiği işi bulması için elimden geleni ardına koymayacağım. Eğer genel akıma kapılıp da yok daha çok para var diye, yok daha prestijli diye, ya da ben olamadım o olsun diye, çocuğu gönlüne uygun olmayan işlere kanalize edersem dövün beni.

Öte yandan insan hayatının her döneminde sevdiği bir işle uğraşacak kadar şanslı olmayabilir. Sevdiğiniz bir işle uğraşacak imkanı yaratabilmek için bile sevmediğiniz bir işi yapmak zorunda kalabilirsiniz bir süreliğine. İşini sevmek çok önemlidir, ama genel olarak çalışmayı sevmek daha da önemlidir. Her ne kadar bulabildiği ile idare eden bir yapıya sahip olmasam da, yine de çalışabilir durumda olduğum ve çalışılacak ortam bulabildiğim için şükretmeye çalışanlardanım.

Çocuğun çalışmayı seven bir zihniyetle yetişmesi için bazı pratik ipuçları:

  1. Çalışmayı bir zorunluluk olarak lanse etmekten sakının. Bunu bir karar olarak algılaması daha iyi.
     - Anne işe gitme
     - (yanlış) Ne yapayım yavrum, ben de işe gitmek istemiyorum ama mecburum.
  2. Çalışmayı maddiyatla ilişkilendirme işini abartmayın.
    - Anne işe gitme
    - (yanlış) İşe gideceğim, para kazanamacağım, sana oyuncak alacağım
  3. İmkanınız varsa onu ara sıra işyerinize götürün, iş arkadaşlarınızla tanıştırın, size özensin.
  4. Çalışan yorulur. Bunda bir sıkıntı yok. Yorulduğunuzu ona söyleyebilirsiniz. Ama yorulmak aynı zamanda mutluluk hormonu salgılatır, yani bir insan hem yorgun, hem de mutlu olabilir. Ama yorulduğunuzu söylerken, ses tonunuzdan ve mimiklerinizden bezginlik akarsa, yorgunluk = çalışmak = kötü bir şey çıkarımında bulunacaktır. 
  5. Hafta içi - hafta sonu. Hafta sonunu herkes sever. Ama her pazar akşamı, yarın iş var diye söylenerek, çocuğun yanında depresyona girmek iyi bir fikir olmayabilir. "Hafta sonu ne çabuk geçti, seninle vakit çok çabuk geçiyor. Bütün hafta seni çok özleyeceğim." daha pozitif bir hayıflanma olacaktır.
  6. Akşam yemekte eşinizle işinizin sıkıntıları ile ilgili dertleşiyor olabilirsiniz. Bunun yanında, işinizle ilgili olumlu gelişmeleri, ufak tefek de olsa başarılarınızı, bir işi bitirdiğiniz için rahatladığınızı ve mutlu olduğunuzu da anlatmayı ihmal etmeyin. Yalnızca çocuğunuza değil, size de iyi gelir.
  7. Gelişim kafa yapısına sahip bir çocuk yetiştirmeye çalışın. Bu diziyi daha önce okumadıysanız mutlaka bir göz atın: Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Siz çocuğunuza çalışmayı sevdirmek için neler yapıyorsunuz? Aklınıza gelen öneriler var mı?

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Çalışmak ya da çalışmamak arasındaki seçiminizi yaptınız mı?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 30 Nisan 2009 Perşembe 09:52:49 UTC  #    Yorumlar [1]
# 13 Ocak 2009 Salı

Anne olma bir kadın için, 9 aylık hamilelik ve doğum sonrası hormonlarıyla, güçlükleriyle başlı başına bir dönüşüm süreci. Bu dönemde normalde doğanın kadının beyninde daha önce kullanılmayan bazı bölümleri aktive ettiğini düşünüyorum. Bu bölümler hayat boyunca kullanım için bir daha kapatılmamak üzere açılıyor ve bunların farkında olarak iş hayatınızda da değerlendirmek sizin elinizde.

  • Zamanın değerinin bilinmesi, verimli kullanımı: Çocuğunuz olmadan önce, tüm günü bebekli bir evde geçirdiğiniz olmuştur. Kaos ortamından uzaklaşıp, bir oh çektikten sonra, beynininizin güçlü üreme içgüdüsünü veren bölümü bir şeyler salgılayıp hemen sizi rahatlatır. Ben bu duruma düşmemki, ben doğurduğumda böyle olmayacak... Doğumdan sonra görürsünüz ki, kaos kaçınılmazdır ve çocuğa adanmış bir dönem vardır hayatta. Zaman altın değerindedir. "Çocuk olunca nasıl yetiştireceğim" kaygısı yerini "çocuk yokken elimiz armut topluyormuş, ne kadar zaman israf etmişiz"e bırakır.
  • Çok işi birarada yapabilme: Bebeğin altının değiştirilmesi gerekiyorsa bekleyemez, biberon kaynatılacaksa o da beklemez, bu arada yemeğin malzemeleri alınmalı, et dolaptan çıkartılmalıdır. Uzaktaki akrabalar çocuktan haberdar olmak isterler, onlara bilgi verilmesi gerekir, ailenin bütünlüğü esastır. Bir yandan sizden küçük bebeği olan bir arkadaşınız varsa onun dertleri de halledilmelidir. Bu liste uzar gider. Dünyada hiçbir varlık bir annenin yaptığı kadar çok işi birarada organize edip halledemez.
  • Önceliklendirme: Sonraya bırakılabilecekler vardır, hemen yapılması gerekenler, zamana bırakılması gerekenler, tohumunun atılıp arada sulanması gerekenler vardır. Anneler hızlı düşünür, çok hızlı önceliklendirme yapabilir.
  • Empati: Anneler hayata başkalarının gözünden bakmayı öğrenir. Konuşma yetisi olmayan bir canlının gözü ile dünyaya bakmayı, emekleyerek etrafı dolaşanları bekleyen tehlikeleri anlamaya çalışır. Uzlaşmazlıklarda kendisini karşısındakinin yerine daha çok koymaya başlar.
  • Hoşgörü:Kendi doğurduğu çocuğun bile kendisinden ne kadar farklı olduğunu görüp, insanların farklı farklı olduklarını daha iyi idrak eder. Yanlış davranışlar gördüğünde o insanı bırakıp, anne-babalarının onu büyütürken ne hatalar yaptıklarını tahmin ederek üzülür. Yargılamayı bırakıp anlamaya çalışır.
  • İş hayatında erkekleşme: Kadınlar erkeklere göre daha fazla sosyal zekaya sahiptir (erkekler alınmasın, bir BBC belgeselinde izledim, testesteron azaltıyor). İnsanların vücut hareketlerinden, mimiklerinden akıllarından neler geçtiğini anlayabilirler. Bir erkeğe son derece normal gelen bir diyalogda iki kadın aslında aralarında kavga ediyor olabilir. Bunun iş hayatında, anlamanız gerekmeyen detay ve düşünceleri anlamak, bazı komploları önceden sezmek, bir şey yapamayacağınız konularda bile boş yere kendinizi yemek, sinirlenmek şeklinde geri dönüşü olabilir. Gereğinden fazla yüz ve ses okuma becerisi, etki alanınızda olmayan ve birçok insanın algılayamadığı bir konu yüzünden moralinizin bozulup, motivasyonunuzun azalmasına, dikkatinizin dağılmasına yol açabilir. Bu durumun iş hayatında erkeklerin kadınlardan daha başarılı olmasında (öğrenimde bir yaşa kadar kadınlar daha başarılı iken) önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. Çocuk olunca bu beceriler azalmıyor, ama beden dili ve ima okuma yeteneğinizi tam-güç çocuk üzerinde kullandığınızdan, işyerinde ne söyleniyorsa sadece o kadarını anlamakla yetinebiliyorsunuz. Başka bir deyişle olumlu yönde biraz erkekleşiyorsunuz.
  • Yönetim becerileri: Büyüyen bir canlının tüm gelişim sürecini ve varsa bakıcısını yönetme ile gelişen yönetim becerileri.
  • İlginin dağılması: Hayatınıza acayip derecede önemli bir varlık girdiğinden, işte sorunlar olduğunda, bunları eve taşıyamama. Evde her akşam dünya tatlınızın sizi beklemesi ve her sabah işe temiz kafayla gitme.

Ben işveren olsaydım çalışanlarımı çocuk sahibi olmaya teşvik ederdim:

 - Burada olamayacağın 3-5 ayın hesabını yapma, bu sürede geçireceğin değişimin bu şirkete çok yararı dokunacak.

Yeri gelmişken yazayım, babalara yalnızca 3 gün izin verilmesini de büyük haksızlık olarak görüyorum, hem evde aylardır beklediği bebeğini bırakıp işe konstantre olması beklenen baba açısından, hem ona her açıdan ihtiyaç duyan anne ve bebek açısından, hem de bu boşluğu doldurması beklenen aile büyükleri açısından. Babalara da doğum izni verilmeli. Ayrıca böylece çalışanlarını sağladıkları katma değerle değil, ofista geçirdiği toplam süre ile değerlendiren, iş görüşmelerinde tiz bir ses tonuyla "bilmem kaç yıldır evlisiniz, çocuk düşünüyor musunuz" sorusunu sorma cürretini gösteren işverenlerin de kadın-erkek eşitsizliği yapmaları önlenmiş olur.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 13 Ocak 2009 Salı 10:33:07 UTC  #    Yorumlar [2]
# 10 Ocak 2009 Cumartesi

Bu dizide önceki yazı: Çalışmak ya da çalışmamak arasındaki seçiminizi yaptınız mı?

İşin duygusal tarafını bir kenara bırakıp, çalışmanın avantajlarına konsantre olun. Merdivenin her basamağında bir yukarıya bakıp, dezavantajları bertaraf için önlemlerinizi alın:

  1. Rutin ve kurallar: Bebeğin rutinini ve kurallarınızı belirleyin. Bunları yazılı hale getirin, basın ve bakacak kişilere verin.
  2. Bakacak kişiye sizin kurallarınızın geçerli olacağını anlatın: Özellikle aileden biri bakacaksa ya da fazla tecrübeli, kendisi de çocuk büyütmüş bir bakıcı ile anlaştıysanız, "biz de büyüttük" sözünü sık duymanız muhtemel. Her yiğidin yoğurt yiyişinin farklı olduğunu hatırlatın. Bu gece-gündüz aynı kuralların uygulanması konusu bana göre çalışan bir anne için en öncelikli hedef olmalı. Diyelim ki çocuğunuza anneniz bakacak, bakmayı da çok istiyor ama bu yine de onun için büyük fedakarlık olacak. Eğer çocuğa nasıl yaklaşması gerektiği konusunda onunla rahat bir şekilde konuşamayacağınızı, uyarılarınız için size darılacağını düşünüyorsanız, bir bakıcı tutma konusunu yeniden değerlendirin derim.
  3. Ev işlerini takmayın: En azından düzen oturana kadar düzenlenememiş mutfağı, ütülenememiş gömlekleri, fırçalanamamış lavaboları kafanıza takmayın. Bunları takmayı çoktan bıraktım diyorsanız ne ala.
  4. Güvenlik: Eve kimseyi almaması, bebeğin yanında sıcak içecek içmemesi gibi güvenlik konularını tekrar tekrar konuşun, yazılı verin, şüpheye mahal kalmasın. Size ulaşamazsa kimi arayacak, hangi tür acil durumda nasıl davranılacak detaylı konuşun, birlikte plan yapın.
  5. Çalışmaya başlamadan önce bebeğinizin kendi kendisine uykuya dalmayı öğrenmesini sağlamaya çalışın.
  6. Eğer 6 aylıktan küçük değilse, emziriyorsanız gündüzleri emzirme sıklığınızı azaltın. Uyutmak için ve katı gıdalardan hemen önce emzirmemeye çalışın.
  7. Bir kamera sistemi kurmayı ciddi şekilde değerlendirin. Henüz bakıcınızla anlaşmadıysanız, görüştüğünüz kişilere evde kamera olacağını aktarın. Tamamını izleyecek vaktiniz olmasa bile, şöyle bir göz atmak bile çok rahatlatıyor.
  8. Eğer bir telefonunuzla ulaşacak mesafede güvenebileceğiniz biri yoksa, yatılı bakıcı opsiyonunu değerlendirmenizi şiddetle tavsiye ederim.
  9. Bakıcınız yatılı bile olsa, eve girdikten itibaren çocuğunuzla zorunlu haller dışında siz (ya da eşiniz) ilgilenin. Vaktiniz yettiğince banyosu, tırnaklarının kesilmesi gibi gün içinde yapılması zorunlu olmayan bakımlarını siz (ya da eşiniz) yapın.
  10. Bakıcınızla düzenli değerlendirme yapın. Yatılı ise en azından akşam yemekleri sırasında gün içinde neler oldu, çocuğun değişen ihtiyaçlarına, huyuna göre nasıl düzenlemeler yapılacak bunu konuşma imkanı bulunuyor. Eğer bakıcınız gündüzlü olacaksa ve sıkı bir tempoda çalışacaksanız böyle bir zamanı önceden belirleyin. Haftada bir akşam sizinle birlikte yemek yemesini, hafta sonu sizi bir saatliğine ziyaret etmesini isteyebilirsiniz. Sizin ilişkileriniz ve onu daha iyi tanımanız için de iyi olur.
  11. Günlük bir çizelge yapın ve bakacak kişiden kısa notlarla doldurmasını isteyin (örn. ilaçları, uykuya dalma uyanma saatleri, kaçta ne yedi, kaka yaptı mı, vs). Gün içinde evi ikide bir arayıp uyudu mu, yedi mi diye sormayın.
  12. Bakımını yapan kişiyi rahatlatın. Bakıcınız zaman zaman rutinin içinde bunalıp size danışmak isteyebilir. Örneğin, sizi arayıp, "öğlen hiçbir şey yemedi" derse, "üzülme bir öğün yememekle ölmez, akşama iyi acıkır, iyi yer" güzel bir yanıt olur. Hemen o gün işten erken çıkıp, ertesi gün kendi elinizden seveceği şeyler pişirmeye kalkarsanız işleri sarpa sardırabilirsiniz.
  13. Birlikte eğlenerek vakit geçirdikleri bir zaman aralığı olduğundan emin olun (istisnalar dışında). Çocuğunuz gün içinde iyi vakit geçirirse, yokluğunuzdan daha az şikayetçi olacaktır.
  14. Eğer eşiniz siz çalışmadığınız dönemde bebeğin bakımına çok fazla dahil olamadıysa, daha fazla dahil etmeye çalışın. Yapamaz diye düşünmeyin, babaların bebekleri üzerinde sakinleştirici etkisi vardır.
  15. Asla evden ağlayarak çıkmayın. Bebeğinizin arkanızdan ağlama eğilimi varsa vedalaşma işini fazla uzatmayın, çabucak öpüp, vedalaşıp çıkın, ama habersiz bir anda ortadan da kaybolmayın. Çalışma ve ondan ayrı kalma durumunuzu yanında fazla dramatize etmeyin. Çalışmayı yalnızca bir zorunluluk ve angarya olarak gören bir bakış açısı geliştirmesin hayata karşı. "Seni çok özledim ben bugün, sarıl anneye" onu ne kadar sevdiğinizi bilmesi için yeterli olacaktır. Oğlum her sabah arkamdan neşeyle el sallar, şimdilerde "işe gidiyorum, servise binicem" gibi şeyler de söylemeye başladı. Akşam geldiğimde de beni kapıda karşılar. 

Bu diziyi 7 aylık bebeğini bırakıp işe başlayacak olan Dilek Hanım için yazdım. Kendisine ve işe başlayacak olan tüm annelere iyi şanslar dilerim.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Bir denge sporu - ebeveynlik

Anne Olmanın Çalışma Hayatına Kattıkları

Güncelleme: Daha fazla tavsiye için yorumlara da bakın.

posted on 10 Ocak 2009 Cumartesi 20:58:39 UTC  #    Yorumlar [8]
# 09 Ocak 2009 Cuma

Cevabınız "Evet, çalışmak" ise, ağlamak ya da ağlamamak arasındaki seçiminizi de yapın. Eğer çalışma kararınızın altındaki temel motivasyon maddi ihtiyaçlarsa, zorunluluktan çalışıyorum, seçim değil diye düşünebilirsiniz. Yine de daha düşük gelir seviyelerinde de farklı yaşam standartları olduğunun ve bu zorunluluğun aslında kendiniz ve çocuğunuz için daha iyi şartlar için yapılan bir seçime dayandığını unutmayın. Kendinizi kurban gibi görmeyin.

Oğlum 7-8 aylık, tatlılıktan tadından yenmez olduğu bir dönemde, akşam 22:30 sularında akşam yemeğimizi ancak yerken, günlerce eşimi bunaltmayayım kendim hallederim diye içime attıktan sonra ağlaya ağlaya aşağıdakileri anlattığım gün dank etmişti çalışmanın benim için ne kadar doğru bir karar olduğu:

"Sabah ağlaması ile uyanıyorum, hemen saate bakıyorum, erkense azıcık uyumuşum diye hayal kırıklığına uğruyorum, geç ise neden ben ondan önce kalkıp rahat rahat kahvaltı edip, onu neşeyle karşılamadım ki diye hayıflanıyorum. Sonra bir telaş başlıyor, altını değiştir, üstünü giydir, kahvaltısını ederse ne mutlu, yemezse öğlen için endişelenmeye başlyorum. Rutin kuracağım diye tüm kararlarıma rağmen ilk esnemesinde uykusu geldi diye heveslenip yatırmaya çalışıyorum. Uyumazsa yarım saat, belki bir saat uyutmakla uğraşıyorum, o sırada bana da uyku bastırıyor. Birikmiş işlerimi bitireyim diye yatıp uyumak istemiyorum. Hiçbir işi yetiştiremiyorum diye kendime kızıyorum, yemek yapmaya, yemeye vaktim kalmıyor, maillerime bakayım diye makinenin başına oturuyorum, kendimi kaptırıyorum, Ilgaz ağlamaya başlıyor. Yaptığım iş planlarıyla ilgili bütün hayallerim yıkılıyor. Onca ay yolunu gözledim, ben ne biçim anneyim, çocuğum uyandı diye moralim bozuluyor. İnsan sevinmez mi uyansın da oynayayım diye, halbuki ne kadar tatlı. Sen akşam geldiğinde ne güzel onunla oynuyorsun, ben de istiyorum yemek hazır olsun, ben de sizinle oynayayım. Bazen organize olup, çıkıp malzemeleri bile alamıyorum. Sen gelince onu senin kucağına atıp yemek pişiriyorum. Saat 10 oldu, daha ancak akşam yemeğimi yiyorum. Ben bu annelik işini yüzüme gözüme bulaştırdım, gel sen emzir, ben baba olayım."

Ağlamayın

Ağlamayın, amacım çalışmayan anneleri üzmek değil. Bebeğin size bu kadar çok ihtiyaç duyduğu dönem sınırlı bir dönem ve çalışmayan anneler de organize olabilirler. Anlatmaya çalıştığım hep çalışan annelerin ne kadar üzüldüklerinin anlatılması. 7/24 anne olma işi de kolay bir iş değil ve gerçekten herkesin harcı da değil, bunu kabul etmek lazım. Kimse çalışmamayı seçmenin zorluklarından bahsetmiyor.

Eğer seçiminizi yaptıysanız, artık ben onu nasıl ellere bırakıp gideceğim tarzı düşüncelerin kimseye yararı yok. Tamam, ağlamak anneliğin doğasında var, ama bu ağlama işini de çok abartmamak lazım. Annenin psikolojisinin çok ciddi şekilde çocuğu etkilediğini, eğer anne çocuğunu bırakırken üzülmezse, çocuğun da mutlu olacağını düşünüyorum. Anne evden ne kadar neşeli çıkıp, akşam ne kadar neşeli dönerse, bebek de o kadar neşeli geçirir gününü. Depresyon salgın bir hastalıktır.

İşin duygusal tarafını bir kenara bırakıp, çalışmanın avantajlarına konsantre olun. Merdivenin her basamağında bir yukarıya bakıp, dezavantajları bertaraf için önlemlerinizi alın.

Çalışan anne olmanın avantajları:

  • Daha fazla gelir.
  • Rutinin dışına çıkıp geniş açıdan bakabilme: Hergün aynı şeyleri yaptığınızda bazen çok olağan şeyler bile büyük sorunlarmış gibi gelir. Evin dışında, çocuktan uzak zaman geçirdiğinizde, zamana bırakılması gerekenle, çözüm üretilmesi gereken durumları daha iyi ayırt edebilirsiniz.
  • Yönetme için daha fazla zaman: Uygulamanın (yedirme, içirme, giydirme, uyutma..) bir bölümünü başkasına devrettiğiniz için, çocuğunuzun ihtiyaçları için araştırma, fikir alma, karar verme gibi konular için daha fazla zamanınız kalır.
  • Özgüven: Çalışmaya alışık biri, hele ev işlerinde süper başarılı değilse özgüveni yara alabilir.
  • Başarı tatmini beklentisini çocuktan uzaklaştırma: Yoga felsefesinde ilgi konularını çoğaltma ve dağıtma önerilir. Böylece sevdiklerinize çok yüklenmez, tek konudan o konunun taşıyabileceğinden fazla şey beklemezsiniz. İşinizle oyalanır, çocuğun erken ya da geç yürümesini kişisel başarı konusu yapmazsınız. Böylece çocuk daha sağlıklı büyür.
  • Kurallar ve düzen: Eğer bebeğinize kurallarınıza sadık kalacak birinin bakmasını sağlayabilirseniz, verdiğiniz kararları uygulamada sizden daha başarılı olabilir. Varsayalım ki zorla yemek yedirmemeye karar verdiniz. Kendi pişirdiğiniz yemeği, kendiniz yedirmeye kalktığınızda, eğer yemezse hayal kırıklığına uğrarsınız, çocuğa zorla yedirmeye çalışmanız çok muhtemeldir. Bakıcınıza ya da annenize "zorla yedirmeyeceksin" kuralını koyduysanız, çocuğu zorlarken iki değil üç kere düşünecektir. Annesinin kararı deyip, beyninde topu size atarak rahatlayacaktır.
  • Kaliteli zaman: Çalışmadığınız dönemde çocuğa "gerçekten" ayırdığınız zamanı hesap edin. Aklınız ütüde ya da ocaktaki yemekte olmadan. Çalıştığınızda akşam eve geldiğinizde onu çok özlemişsinizdir. Bütün gün uyumamışsa üzülen, yorulan siz değilsinizdir. İşteki dertlerinizi çocuğa yansıtmak istemezsiniz. Birlikte geçireceğiniz toplam 1 saatse, hiç değilse o bir saatte başka hiçbir şey düşünmez, yalnız çocuğunuzla ilgilenirsiniz. 

Annesi çalışan çocuklar, anneleri ile daha fazla vakit geçirmek isteyip, annesi çalışmayanlara özeniyor olabilir. Özellikle okula, kreşe gitmiyorlarsa, yaşıtları ile çok zaman geçiremiyorlarsa. Ama unutmayın ki bu annesi çalışmayan çocukların da annelerinin çalışmalarını tercih etmeyecekleri anlamına gelmiyor. Benim annem ben doğmadan önce (3. çocuğuyum) doğuya taşındıkları için işini bırakmak zorunda kalmış. Küçükken annemle oturmaya, birlikte yemek pişirmeye, sohbet etmeye bayılırdım. Yine de aklım erdikten itibaren, annemin çalışmasını isterdim, onun çalışmayı özlediğini farkeder, bizim için yaptığı fedakarlığın olması gerekenden fazla olduğunu düşünürdüm.

Çalışmaya başlayacak annelerin akıllarının evde kalmaması için alabilecekleri önlemleri de yarın yazayım. Lütfen siz de fikirlerinizi paylaşın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Güncelleme: bu dizide sonraki yazı; Çalışacak Annelere Akıllarının Evde Kalmaması için 15 Öneri 
 

posted on 09 Ocak 2009 Cuma 15:58:42 UTC  #    Yorumlar [6]
# 04 Aralık 2008 Perşembe

Televizyonla ilgili yazımda Ilgaz'ı 18 aylık rutin kontrolü sırasında pedagogun gördüğünden söz etmiştim. Yine aynı kontrolde pedagog Güzide Soyak bir oyun grubuna götürmemizi önerdi. İlgisini toplayabiliyor ve motor becerileri de iyi, eğer götürürseniz yararını görür dedi.

Yuva, kreş deyince hep 3-4 yaşların bahsi geçiyor. O nedenle aklıma gelmemişti Ilgaz'ı oyun grubuna vermek. Burada amaç bir otorite (öğretmen) eşliğinde diğer çocuklarla paylaşmayı öğrenmesiymiş. Biz yetişkinler ne kadar uğraşırsak uğraşalım, diğer çocuklardan öğreneceklerini öğretemezmişiz.

Çevremizde çocuğu olan ailelerle düzenli biraraya gelsek aynı işi görmez mi diye sordum. Onu da yapın, onun da çok yararı olur ama aynı şey değil dedi. Özellikle düzenli olması, bir öğretmenin aynı çocukları sürekli takip ederek belirli faaliyetleri yapmaya yönlendirmesi ile aynı etkiyi yapmazmış.

Bu çağdaki çocuklar için düzenin yararı biliniyor. Çocuklar aşağı yukarı 3 yaşlarına kadar başka çocuklarla oynama konusunda çok başarılı değiller. Ancak eğer aynı çocuklarla düzenli olarak biraraya gelirlerse, o çocuklarla oynayabilmeyi öğreniyorlarmış. Bunu daha önce okuduğumdan Güzide Hanım'ın söyledikleri daha da aklıma yattı.

Sonra yuva araştırmaya başladım. Araya tatil falan da girince Ilgaz 20 aylık oldu. Birçok yerin yaz programı da yoktu. Hangisine yuva, hangisine anaokulu, hangisine kreş, hangisine çocukevi deniyordu, araştırırken öğrendim, ama şimdi yine karıştırdım :) Neyse sonuçta, 3 yaş altını kabul eden kurum sayısı sınırlıydı. Aslında pedagog'un söz ettiği, yanında annesi ya da bakıcısıyla birlikte katılım sağlanan bir oyun grubu idi. Ancak bizim evimize yakın böyle bir yer yok, bakıcımız da araba kullanmıyor, ben de çalışıyorum. Cumartesi olanlar da duydum ama hem haftada bir gün yeterli olmayacak diye düşündüm, hem de cumartesilerimizi serbest şekilde planlayamayacaktık, gün bölünecekti.

Biz de hiç göndermemek yerine, yanında refakat edemeyecek olsak da, eve yakın bir kreşe başlamasının iyi olacağına karar verdik. Yakın olması, hem daha 2 yaşını bile doldurmadan okula gideceğim diye trafikli yollara düşmemesi, hem de bir durum olduğunda hızlıca eve ulaşabilecek olması açısından önemliydi. Altunizade'deki Atlıkarınca Çocukevinin bir şubesi olan Arı Çocukevi evimize çok yakın. Sıcak havalarda oynayabilmesi için güzel de bir bahçesi var. Burasının uygun olacağına karar verdik. Ilgaz başladığında oraya devam eden ilk 2007'liydi, sanırım ondan sonra 1-2 çocuk daha başladı. Haftada 3 gün 10-12 saatleri arasında gidiyor. O ayrıldığında diğer çocukların öğle yemeği saati oluyor. O da eve gidip yemeğini yiyip mışıllar gibi uyuyor.

İlk gün babası okulda bekledi, sonra 3 kez de bakıcısı. Ilgaz okula girdikten sonra refakatçisini ne arıyor, ne soruyordu. Biz de refakatçisiz bir kreşin onun için uygunluğu konusunda rahatladık. Belki ablasının aşağıda beklediğinin güveni ile sorun çıkartmadan oynuyordur diye, son gün ablası(bakıcısı) eve gittiğini söyleyerek yandaki pastanede bekledi. Olur da ağlarsa ablası evden gelene kadar çok stres olur, bir daha gitmek istemez düşüncesiyle. O gün de ses çıkmayınca artık beklemenin gereksiz olduğuna hükmettik.

Şu ana kadar sadece iki kez okula gittikten sonra ablasını bırakmak istemediğini belirtti, öğretmeni onu ikna etmekte zorlanmadı. Ama diğer yandan bazı günler de okuldan geri gelmek istemedi. Genel olarak okula gitmekten çok mutlu. Yuvaya başlamamış olsa evimizi ziyaret eden kuzenine bu kadar sıcak davranır mıydı bilmiyorum. Öğretmeni aktivitelere bazen katıldığını, bazen katılmadığını, katılmak istemediğinde de genellikle yapbozlarla ilgilendiğini söyledi. Eğer karışık yaş grubu ile bir aktivite yapılıyorsa, kendi öğretmeni odadan çıkarsa o da elindekini bırakıp öğretmenin peşinden gidiyormuş. Yaşının gereği öğretmenine bağlanıyor diye düşündüm. Kaydırak gibi oyuncakların olduğu büyük oyun odasını ve bahçeyi çok seviyormuş. Zaten rahatça koşturabileceği evden daha güvenli bir ortamda oynamasının kaba motor becerilerine belirgin şekilde yararı oldu. Geçtiğimiz pazar onu parka götürdüm. Oyun grubu öncesinde 3 adımda bir tökezleyip düşen Ilgaz, uyku saatine yakın uykulu haliyle bile kendi başına kaydırağa çıkıyor, kayıyor, diğer çocukların kalabalığı içinde onlarla toslaşmadan oynayabiliyordu.

Önümüzdeki aydan itibaren yemekli olarak vermeyi planlıyoruz. Yine 3 gün yemeklerini de okulda yiyip öyle eve gelir. Zaten çoğunlukla yemeklerini kendi yiyor ama birisi onu izliyor tabi. Böylece başka çocuklarla birlikte, birisi kendisiyle birebir ilgilenmeden yemek yemeyi öğrenir. Hem de farklı ellerin pişirdiği yemeklerden de tadar, damak tadı gelişir, besin çeşitliliği artar diye düşünüyoruz.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 04 Aralık 2008 Perşembe 19:50:32 UTC  #    Yorumlar [6]
# 23 Ekim 2008 Perşembe

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Çalışan bir anneyim.
Hafta içi yemeklerimizi bebeğimizin bakıcısı hazırlıyor. Evde kimse ne yemek pişirileceği konusunda fikir beyan etmek istemiyordu. Son dakikada aklımıza bir şey gelirse ya malzeme olmuyor, ya da eti çözdürmek lazımdı, fasulyeyi suda bekletmedik gibi hazırlık gereksinimleri yüzünden alternatif aramak gerekiyordu.

Herkesin gönlü oldu
Eşimden de onaylı çoktan seçmeli bu planı, aslında bakıcımıza kolaylık olması ve bir miktar da insiyatif sağlaması açısından hazırladım. Yoğunluğuna göre kolay ya da zor bir yemek seçebiliyor, kendi canının çektiği şeylere öncelik verme şansı doğuyor. Daha keyifle yemek pişiriyor. Ne pişireceğim sorununun çözülmesi o kadar iyi oldu ki, keşke kendim yemek pişirdiğim zamanlarda düzene koysaymışım diyorum.

Çocuğumuzun ve bizim ihtiyaç duyduğumuz besinleri aldığımızdan emin olurken damak zevkini de bozmamaya dikkat ettim. Buradan sonrasını bakıcımıza hazırlayıp gönderdiğim şekilde yayınlıyorum. Afiyet olsun :)

.............................................................................................


7 GÜNLÜK YEMEK PLANI
Türk yemeklerinde zeytinyağlı yemeklerin önemli bir yeri vardır. Ancak Ilgaz bu aralar pek tercih etmediği için bunalmasın diye haşlama (buharda) sebze ağırlıklı hazırladım. Birkaç ay sonra deneyip değiştiririz. Bunun yanında benim aklıma gelmeyen yemekleri de yapabiliriz. Beslenme ve damak tadı açısından dengeli bir menü hazırlamaya çalıştım, her zaman değişiklik yapabiliriz. Aşağıda verdiklerim sadece örnekler, mevsim sebzelerine göre, pazarda bulduğumuz taze farklı sebzeleri de kullanarak çeşitlendirebiliriz. Günlerini değiştirebiliriz.
Karışık yemek pişirdiğimiz günlerde, salataları soslamadan önce yemeğin malzemelerinden Ilgaz’ın hem tabaklarını süslemek, hem de yemeğin karışmış halini sevmemesi riskine karşı bir miktar ayırabiliriz.

Tencere yemeği günü
Pilav ya da makarna, salata ya da yoğurt türevi ile birlikte.

  • kıymalı bezelye, pilav, cacık
  • parça etli türlü, bulgur pilavı, yoğurt
  • dolma (biber, domates, kabak, kara lahana, lahana), makarna, salata
  • kıymalı ıspanak (semiz, pazı), üstüne sarımsaklı yoğurt, peynirli erişte
  • etli ya da kıymalı kapuska, kuskus
  • kıymalı fasulye, pilav, cacık

Hamur işi günü

  • Börek (ıspanaklı, kıymalı, patatesli), salata
  • Çeşitli moldov börekleri :) (kolaylarından)
  • Lazanya
  • Gözleme
  • Fırın makarna (peynir, kıyma, sebze eklenebilir), salata
  • Ev pidesi (kıymalı mantarlı, karışık, kuşbaşılı kaşarlı)
  • Birkaç haftada bir dışarıdan lahmacun veya pizza alabiliriz
  • Soslu makarna (kıymalı yoğurtlu, domatesli hellimli, kremalı mantarlı, ızgara tavuklu mısırlı)
  • Sosyete mantısı
  • Tirit

Et yemeği günü

  • yanında buharda haşlanmış sebze/ kızarmış sebze /sebzeli meze ya da çorba
  • Havuçlu, reyhanlı tavuk yanına bezelye, havuç, patates (garnitür şeklinde)
  • Biftek, kızartma veya haşlanmış sebze (fasulye, karnıbahar, brokoli, bezelye, havuç, vb)
  • Fırın poşetinde sebzeli tavuk, yayla çorbası
  • Haşlama et, salata
  • Haşlama kemikli tavuk (servis yapmadan kemikleri ayıklamak iyi olur), suyuna pilav ya da çorba, haşlanmış sebze (hepsi buharda pişirilebilir, alttaki suya çorba ya da pilav yapılabilir)
  • Çin yemeği, çin pilavı (ya da eriştesi)

Bakliyat günü

  • Etli kuru fasulye, pilav, yoğurt, turşu
  • Etli nohut, pilav, hoşaf
  • Zeytinyağlı barbunya, pilav, yoğurt
  • Kıymalı erişteli yeşil mercimek yemeği, patates salatası veya yoğurtlu havuç salatası
  • Kara kız köftesi (kıymalı, cevizli sosla), çoban ya da havuçlu salata
  • Kısır, marul, ayran
  • Mercimek köftesi, marul, ayran
  • Soya fasulyesi gibi farklı bakliyatlardan yemekler

Salata günü
Sadece salata yapıldığında, biraz etli ve peynirli malzeme ile biraz makarna, pirinç ya da patates tipi malzeme olursa daha doyurucu olur.

  • Bol marul, peynir (kaşar, dil, sert beyaz peynir), mısır, haşlanmış makarna, somon (haşlanmış et, ton balığı, karides, vb), domates, salatalık, turşu veya zeytin
  • Lahanalı salata
  • Rus salatası
  • Patatesli pancarlı salata
  • Buharda haşlanmış brokoli, erişte, patates, tavuk

Köfte günü

  • Fırında köfte patates, salata, ayran
  • Sebzeli köfte, kuskus
  • Sulu, ekşili köfte
  • Hamburger (evde yapılmış köfte ile)
  • Köfteli ekmek kebabı (kalmış ekmekler değerlendirilir
  • Köfte, mücver (ıspanak, pırasa, patlıcan)
  • Köfte, yoğurtlu kereviz ve patates püresi, veya patates salatası

Balık günü

HAFTALIK MENÜ (vakit oldukça)

  • Haftada bir defayı geçmeyecek şekilde hoşaf ya da limonata yapabiliriz (birkaç gün içilecek miktarda)
  • Haftada bir günü geçmeyecek şekilde kek, kurabiye, sütlü tatlı, poğaça, tahinli ekmek gibi birkaç gün yenilebilecek hamur işleri yapabiliriz. Bunlarda beyaz unu esmer unlarla karıştırarak, şekeri azaltıp pekmez, kuru meyve ekleyerek, ceviz, fındık, peynir kullanarak daha sağlıklı hamur işleri yapabiliriz. Dondurma da olabilir.
  • Bir-iki haftada bir evde turşumuz yoksa (varsa da) pancar turşusu yapabiliriz (birkaç gün yenilecek şekilde)
  • Haftada 2 kez birkaç gün içilecek şekilde çorba yapabiliriz (mercimek, domates, şehriyeli domates, moldov çorbası, borç çorbası, yayla çorbası, sütlü brokoli, sütlü sebze, ekşili sebze, tarhana, kitaplardaki tüm kolay çorbalar denenebilir), buhar makinesi sularını, makarna ve artmış yemek sularını, sosları çorbalarda değerlendirelim.
  • Buharda pişirdiğimiz yemeklerin sularını değerlendirelim, pilav makarna etin sebzenin altında pişebilir, suyu çorbada kullanılabilir, limon sıkılıp olduğu gibi içilebilir. Hiç kullanılmayacaksa buzluğa kaldırılıp daha sonra kullanılabilir. Önceki günden yemek kaldıysa değerlendirelim, sofraya çıkartalım.

 

.....................................................................

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Buraya da göz atın: http://haftaninmenusu.blogspot.com/

 

posted on 23 Ekim 2008 Perşembe 20:27:51 UTC  #    Yorumlar [2]
# 20 Ekim 2008 Pazartesi

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Önceki yazılarda da söz ettiğim gibi, düzeni sağlamak ve oğlumuzun gelişim durumuna göre öncelik vermek istediğimiz konuların hatırlanmasını sağlamak amacı ile bir rutin hazırladık. Bu rutinin dil gelişimi ve güvenlik maddeleri ile ilgili bölümünü bu yazıda yayınladım. Bu konu da ayrı bir yazı konusu ama çocuğumuzun bebeklik ve erken çocukluk döneminde (5 yaşından önce) herhangi ikinci bir dil öğrenmesinden yanayız. Bu konuda bakıcımızın Rusça biliyor olması durumunu bir fırsat olarak gördük. Aslında tercihimiz bakıcısının başladığı günden itibaren onunla hep Rusça konuşmasıydı, ama özellikle gelen gidenle iç iletişim ihtiyaçlarından dolayı bir disipline oturtamadık. Ilgaz'ın dil becerilerinin ivme kazandığı bu dönemi değerlendirmek istiyoruz. Bu arada bir sürü de Rusça çocuk kitabı edindik. Eğer becerebilirsek kendimiz de Rusça öğrenmek istiyoruz.

...

DİL GELİŞİMİ
• Daha fazla Rusça, hedefimiz biz yokken seninle Rusça konuşması.
• Rusça kitap okurken günlük hayatı anlatanlara öncelik verilmesi, göstererek anlatılması.
• Türkçe konuşmaya başlamadan önce Türkçe yaptığımız gibi, evin içinde dolaşarak obje isimlerinin Rusça tekrarlanması.
• Basit emirlerin ve yanıtlarının oyun gibi Rusça tekrarlanması. Eline bir cisim vererek, al-ver, kutu kapakları ile kapat-aç oynamak gibi.
• Düzenli aktivitelerin cümle kurularak tekrarlanması yoluyla cümle kurmanın öğretilmesi.
• Cümle kurmadan ifade ettiklerini onaylayıp, cümlelerle tekrarlamak.
• Kitap okumak.
 
GÜVENLİK
• Su dolu kap bırakmayalım.
• Ulaşabileceği yerlerde deterjan, kesici aletler, ilaç gibi zararlı maddeler bulunmasın.
• Parçaları soluk borusuna kaçabileceğinden ortalıkta balon, naylon poşet kalmasın.
• Yemek yerken, bir şey içerken yalnız kalmasın.
• Yalnızca oturarak yemek yesin(dışarıda iseniz kaldırımın kenarına oturabilir, en azından kaldırımda durarak yesin, koşmasın).
• Elinde sivri ya da kırılabilecek bir şeyle dolaşmasın, koşmasın.
• Kalem gibi sivri şeyler ulaşamayacağı yerde dursun, yalnızken oynamasın.
• Oyuncakları oynadıktan sonra toplayın (üzerine basıp düşmeyin).
• Kapıyı kilitli tutalım (anahtarla açılabilecek şekilde, Ilgaz açamasın diye)
• Eve bizim haberimiz olmadan kimse gelmesin (evde yalnız olduğun zamanlarda da)
• Yanında kafasını karıştıracak ya da hayal ürünü herhangi bir şey konuşmamak gerekiyor. Korkutacak şeyler anlatmamak, hikayelerde, masallarda korku unsurları varsa bunları okumamak gerekiyor.

Not: Ilgaz için erken olsa da Boyut yayınlarının Anaokulu dergilerini satın aldık (bu arada dergiler çok başarılı). Yanında hediye olarak "Bebekler ve Çocuklar için Temel İlk Yardım" kitabı hediye ettiler. İş gidiş dönüşlerde serviste yolluk olarak bu kitabı okuyayım dedim, bunu çoktan yapmış olmam gerektiğini farkettim. Kazalarda ne yapacağımız, ne yapmayacağımız konusunda bilgi edinip hazırlanarak, birkaç zamanında basit müdahele ile çocuklarımızı kurtarabiliriz. En basit örneği, boğazına bir şey kaçtığı için öksüren bir çocuğun sırtına vurmak, kaçan şeyin daha beter solunum yoluna yerleşmesine yol açabilirmiş. Ben kitabı evcek hatim etmemize karar verdim. Yuvaya da bir tane hediye etmeyi planlıyorum. Bence herkes kitap ya da kurs, bir biçimde ilk yardım öğrenmeli. Panik halinde hiçbir şey yapamam demeyin. Beynimizin hiç kullanmadığımız, adrenalinin de etkisiyle, böyle acil durumlarda ortaya çıkan bir kapasitesi var. Önceden bilgiyi edinirseniz, beceri, metanet ve konsantrasyonu bu kapasite halledecektir. Beynin gücünü hafife almamakta fayda var.

Sonraki yazı çoktan seçmeli sağlıklı yemek programı üzerine. Ne yemek yapılacağının kararının alınması sizin evde de önemli bir sıkıntıysa, ve hatta bu iş sizin üzerinize yıkılmış olduğu halde, bir de menüye burun kıvıranlar oluyorsa, bu yazıyı kaçırmayın...

 

posted on 20 Ekim 2008 Pazartesi 20:20:32 UTC  #    Yorumlar [0]
# 13 Ekim 2008 Pazartesi

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazı:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Oğlumuzun bakıcısına yol göstermek amacı ile hazırladığım oyun zamanları notlarını aşağıda yazdım. Çocuğumuzun ilgi alanları, gelişimi için gerekli ve keyif aldığı oyun türlerini ön planda tutarak oyun saatlerini verimli geçirmelerini hedefledim.

Oyun Zamanları

Yemek ve uyku saati dışındaki vakti değerlendirirken, birkaç kritere dikkat etmek gerekli:

Çocuklar hayatı oyunla öğrenir. Gün içinde farklı oyun tipleri ile gününü verimli geçirmesine yardımcı olmalıyız. Dönemsel olarak gelişmekte olan becerilerini kullanmasını sağlayacak oyunlarla eğlenerek gelişmesini sağlamalıyız. Ona oyuncaklarını nasıl farklı şekillerde kullanacağını göstererek yaratıcılığının artmasına yardımcı olmalıyız. Küçük ev işlerini oyun haline getirirerek kendine olan güveninin artmasını da sağlayabiliriz. Kendi kendisine oynaması için teşvik etmeliyiz.

Düzenli Oyunlar:

  • Tuğlaları ve legoları ile evler, köprüler, tüneller yapmak. Tuğlalarına zaman zaman halkaları, kovaları, minik hayvanları gibi diğer oyuncaklarını ekleyerek hayal gücünün artmasını sağlayabiliriz. Büyüdükçe, bak buraya bir bahçe yaptım, bu bahçeye koyabileceğimiz bir tahravallimiz var mı, bu köprüden hangi arabamız geçsin gibi sorularla onun da oyuna daha fazla dahil olmasına, kafayı çalıştırmasına yardımcı olabiliriz.
  • Sanat (her çocuk sanatçıdır): Boyalar, hamurlar, kolaj çalışmaları, kurdeleden güller, kağıttan uçaklar, vs. Oynarken basit işleri onun yapmasını sağlayabiliriz. Bak buraya bir daire çiz de bulut olsun, bu hamur parçasını da sen koy çiçek yapalım, bu kağıdı ben katladım, se de bastırır mısın, gibi. Sadece karalama yapacak ve noktalar koyacak bile olsa, boyalarını tutup çizmesi için onu teşvik etmeliyiz.
  • Yapbozlar
  • Trenleri gibi kurulup oynanacak oyuncakları dönem dönem kurup çalıştırmalı, ilgisi ve becerisine göre oynama sıklığını ayarlamalıyız.
  • Saklambaç
  • Güzel havalarda gezinti, bahçede toprakla kova oyunları, dışarıdan taş, yaprak toplamak, ağaçlardan meyve toplamak, park ziyaretleri (başka çocukların da bulunduğu saatleri yakalamaya çalışabiliriz)
  • Topla oyunlar, örneğin yuvarlamaca (bahçede de oynanabilir arka tarafta, düşme riski olmayan yerde)
  • Oyuncak müzik aletleri veya kap kacakla müzik yapmak
  • Müzik dinlemek, sözleri ile söylemek, dans etmek

Yardım Edebileceği Ev İşleri:

  • Oyuncaklarını kendisinin toplamasına alıştırmamız gerekiyor. Her oyuncak setinin parçalarının, oyun bittikten sonra onun yardımını alarak bir arada bulunmasını sağlamak gerekiyor (Tuğlalardan yapılmış bir şehir akşam anne babasının görmesi için saklanabilir)
  • Hergün tüm evin toplanması düzenli bir oyun haline getirilebilir. Her odada, yerinde olmayan eşyalar yerleştirilir, örneğin ona kitaplarını toplama işini verdikten sonra, odanın kalanını düzenleyebiliriz. O odada olmaması gereken tüm  eşyaları bir sepetle toplayıp Ilgaz’dan yardım alarak yerlerine dağıtabiliriz. Ona da minik bir kutu eşya taşıtabiliriz. Yerinde olmayan bir eşya için, “Ilgaz bunun yeri neresi, yerine götürelim bunu?” diye sorabiliriz.
  • Toz almak. Tozlu bir yeri göstererek, temiz, deterjansız bir bezle tozunu alabilir, daha sonra başka bir yeri ondan yapmasını isteyebiliriz.
  • Elektrik süpürgesi ile odasını, ya da kaymayan bir halıyı süpürebilir.
  • Büyüdükçe ve el becerileri geliştikçe, sebzeleri ayıklama, çorapları katlama, katlanmış eşyaları yerleştirme gibi işlere yardım edebilir.
  • Çamaşır makinesinden temiz çamaşırları boşaltabilir. Kurutma makinesi kullanılacaksa çamaşırları makineye doldurabilir.
  • Yemek yerken döktüğü yiyecekleri toplamalı. Kirlettiği yerleri ıslak mendille silebilir.
  • Salona sofra kurduğumuzda kırılmayacak, dökülmeyecek eşyaları götürebilir, geri getirebilir.
  • Dışarıda kalan ayakkabıları kutularına koymaya yardım edebilir (sonrasında ellerini yıkaması gerekli).
  • Yavaş yavaş kendi bakımını yapmayı öğretmeliyiz, merdivenine dikkatlice çıkıp inerek sabah yüzünü yıkamak, ellerini ve ağzını yıkamak, dişlerini fırçalamak, saçlarını taramak, giysilerini çıkartmak, giymek.
  • Yapabileceğini düşündüğün ve tehlikeli olmayan başka işlere de yardım edebilir.

Bir sonraki yazıda Hijyen ve Gezme Çantası...

18-24 aylık bebeğinizle oynayabileceğiniz oyun önerileri

posted on 13 Ekim 2008 Pazartesi 09:15:57 UTC  #    Yorumlar [0]
# 10 Ekim 2008 Cuma

Günlük bir düzen oluşturmanın yarar ve zararlarından uyku serisinde söz etmiştim. Bir süredir, özellikle uykusunun teke inmesi ile programını güncellemeye çalışıyorum. Kendiliğinden bir düzen oturuyor elbette, hem bize, hem bakıcımıza önemli şeyleri hatırlatması, eve gelen ziyaretçilerimin Ilgaz'ın gününü genel olarak nasıl geçirdiğini bilmesi ve duruma göre düzenlemeler yapabilmemiz için yazılı bir program hazırlayıp, basıp buzdolabına astık. Aslında bebeğim 6 aylıkken yazmış olduğum bebek bakım el kitabını 3 aylık, hiç değilse 6 aylık dönemlerde güncellemek istiyordum, ancak 14 ay sonra, oğlum 20 aylıkken kısmet oldu. 

Rutin'in ilk bölümü rutin programını aşağıda yayınlıyorum. Oyun zamanlarında oyuna yaklaşım, ne tür oyunların uygun olduğu ve evde yardım edebileceği küçük işlerle ilgili detayları birkaç gün sonra Kitubi'de okuyabilirsiniz.

Not: Önceden öğle yemeği öğle uykusundan sonraydı, çok geç saate kalıyor ve aç aç iyi uyumuyor diye uykudan önceye aldım. Birkaç gün yemekte uyukladı, sonra alıştı ve çok daha iyi oldu. Saatleri de biraz kaydırdım.

18 Aylık Bebek (ya da Çocuk) Günlük Programı

07:30 Kahvaltı
Tüm gece açlıktan sonra kuvvetli bir öğün olmalı. Genelde temel kahvaltılıkları verirken, ara sıra cornflakes, tost gibi çeşitlerle değişiklik sağlanabilir. Yumurta haftada 3 tane yeterli. Bir gün önceki öğünden kalma köfte, mezeler gibi yiyeceklerle de çeşit sağlanabilir.

      Örnek yiyecekler:
      1. Kahvaltılıklar / Peynirli veya kaşarlı tost (mevsimine göre domates de koyulabilir)
      2. Ekmek / Ev yapımı hamur işleri / cornflakes (süt ve pekmezle (bal, reçel))
      3. Meyve / Bal / Reçel / Pekmez
      4. Salatalık / Domates / Havuç / Biber
      5. Süt

Oyun zamanı  - 1

10:30 Ara Öğün (kendisine soralım, isterse, oyun grubu için yuvaya gidecekse, gitmeden önce verilebilir)
Öğlen yemeği için acıkmasını sağlayacak şekilde hafif olmalı. Tok tutacak hamur işlerinden kaçınmalı. O gün kahvaltıda az yediği yiyecek grubuna göre meyve, az miktarda yoğurt (ballı veya meyveli de olabilir) veya küçük bir bardak süt, meyve ya da bitki çayı olabilir. Dışarı çıkacaksanız yanınıza kuru meyve veya su kabı ile süt, ayran alarak dışarıda atıştırabilirsiniz.

12:00 Öğle yemeği
Yemek, yoğurt (ya da ayran), ekmek, isterse meyve

13:30 Uyku

Oyun zamanı - 2

16:00  Ara öğün
Meyve(mevsime göre yaş veya kuru meyveler) ve yoğurt
Akşam yemeğine kadar atıştırmayacak şekilde olmalı. Meyvenin yanında bir parça peynirli ekmek, varsa evde yapılmış hamur işi, cornflakes gibi sağlıklı yiyecekler.  Ayrıca mevsim uygun olduğunda çiğ yiyebileceği sebzeler (örneğin yazın limonlu bir domates ve bir dilim ekmek),  mısır, kestane gibi atıştırmalık sebzeler de verilebilir.

Oyun zamanı -3
(Ara öğününü yedikten sonra erken acıkırsa, akşam yemeğini yemeye başlasın)

19:00 Akşam yemeği
Yemek, tatlı veya kuru meyve, süt

19:45 Oyun ve uyku rutinine geçiş
20:45 Uyku

Gündüz Uyku Rutini: Tuvalet, pijama, uyanınca yapacakları üzerine sohbet, yatak
Akşam Uyku Rutini: Tuvalet, el yıkama (ya da banyo), diş fırçalama, bir kitap, bir şarkı, yatak, üstünü ört, ışığı kapat, çık, çık :)

Güncelleme ek: 1 yaşını geçtikten sonra kalsiyumun demiri tutması sebebiyle, kansızlığa yol açmaması açısından günlük 500 ml'den fazla süt ürünü tüketmesi önerilmiyor.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu seride sonraki yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

posted on 10 Ekim 2008 Cuma 11:02:43 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Eylül 2008 Salı

Yenidoğanlarda Biberon Kullanımı

Yeni doğmuş bebeklerde biberon kullanımı önerilmiyor. Memeden süt içmekle, biberondan süt içmek tamamen farklı motor beceriler gerektiriyor. Bebeğiniz memeden emmeyi tam olarak öğrenmeden biberon kullanmak, bebeğin biberondan içme şekline alışarak, memeyi reddetmesine neden olabiliyor. Biberon kullanıldığı halde memeyi reddetmeyen, hem memeden, hem biberondan başarıyla beslenebilen bebekler var. Yine de riske girmemek gerektiğini düşünüyorum. Bebeğiniz memeye iyice alışıp, anne sıcaklığı ve kokusunu ayırt edip biberona tercih edecek çağa gelmeden önce ek besin vermek zorunda kalırsanız, kadeh (likör bardaklarına benzeyen şurup ölçekleri), ya da silikon kaşıklar kullanmaya çalışın. Medela'nın Türkiye sayfasında göremedim ama böyle bir ürünü var. Bebeğin hortumun ucunu anne memesiyle birlikte alması ile meme alışkanlığı sürdürülüyor. Ürün temelde süt sağma kabı, bebeğin ağzı, steril serum borusu ve birleşik kaplar kanunundan ibaret gibi duruyor. Yani evde de yapılabilir gibi geldi bana.

Ne Zaman Başlamalı?

Bebek palazlandıktan sonra özellikle çalışan annelerin biberon denemek için çok uzun süre beklememesi iyi olur gibi geliyor. Çünkü çok beklenirse bu sefer bebeği biberona alıştırmak zor oluyor. Biberondan nasıl emeceğini bilmiyor, üstelik biberon plastik ve annesi gibi de kokmuyor. Ben Ilgaz bir aylıkken (her gün sabaha karşı gazdan kıvranırken), hava yutmaması için daha iyi bir çözüm olur mu ümidiyle bir gece sağılmış sütümü vermiştim. O gece anladım ki bebek ağlarken süt ısıtmaya çalışmak pek pratik bir iş değilmiş. Sabah şişecek göğüsler ve sütlerin azalma riski de cabası. Emzirmek en kolayı. Biberonu şapır şupur bitirince çok korktum ya emmezse diye, neyseki hiç sorun etmedi. Bundan sonra da biberonla zaman zaman rezene verdim. Dışarı çıktığımda da emzirilecek ortam yoksa sağılmış süt verdim. Eve döndüğümde tekrar sağıp yerine koymaya çalıştım. Tam gün çalışmaya başladığımda gündüzleri emmeyi bıraktığı için biberona gerek kalmamıştı.

Hangi Marka?

Ben Avent marka biberon kullandım, bir şikayetim olmadı. Chicco, Nuk, Dalin, Medela, Kraft, birçok marka biberon var piyasada. Marka seçiminde kullanım kolaylığı ve bebeğin rahat emmesi en önemli faktör olmalı sanırım. Ben doğumdan önce bir tane 2 numara Avent biberon almıştım. 0 yaştan itibaren kullanılır yazıyordu. Daha sonra yine Avent ama bebek büyüdükçe de kullanılabilecek, biberonu döndürdükçe akış debisi değişen uçlusundan aldım. Bebeğim küçükken bu değişen akış uçlu biberonla pek rahat edemedi (ancak 1 numara olarak belirtilenden içebiliyordu, 2'si fazla geliyordu). Daha sonra bu biberonlarla uyumlu süt saklama kapları (biberon adaptörü  ile biberon ucu takılabiliyor, katı gıdalar da saklanabiliyor) aldım. Büyüdükçe damlatmayan suluklarından aldık. Hepsi birbiriyle uyumlu ve şişeleri değiştirilerek kullanılabiliyor. Bu arada bardak şeklinde süt saklama kapları az miktarda süt ve buzdolabında saklamanın yeteceği (süre olarak) durumlarda iyi bir çözüm. Ama bu kaplardaki 50-60 ml'den fazla sütü benmari yöntemiyle çözdürüp ısıtmak çok vakit alıyor. Daha fazla yüzey alanına sahip, incecik dondurulabilen süt saklama poşetleri daha pratik (ve maliyetli tabi).

posted on 23 Eylül 2008 Salı 20:52:42 UTC  #    Yorumlar [2]
# 21 Eylül 2007 Cuma
Bebek bakımı ile ilgili yanlış bilinenler birkaç gün daha bekleyebilir. Bu gece doğruluğundan %100 emin olduğum bir şey hakkında yazacağım. Anneler de keyif yapmalı! Evet, tüm sorumlulukları ve bir sürü işe rağmen.

Son günlerde Ilgaz'ın müstakbel süt dişleri ile uğraşıyoruz. Alt iki tırtık gözüktü, üst ikili de iki güne kalmaz teşrif buyururlar. Ilgaz da biz de son birkaç ayın en sıkıntılı günlerini geçiriyoruz.

Bugün yoğun ve yorucu bir gün geçirdim (anneler için hergün yorucudur ama bugün istisnaydı). Saat 23:00 olmuştu ve belim fena ağrıyordu. Ilgaz bu gece ağlayarak uyanmada rekor kırabilir, acaba hemen uyusam mı? Yarın yine keyifsiz olabilir, bulaşık makinesini mi çalıştırıp boşaltsam? Yoksa bir duş mu alsam? Sanki eşyalar bana karar vermede yardımcı olacakmış gibi, amaçsızca dolanırken gözüme güzel şişeli banyo tuzu ilişti. Fi tarihinde alıp da eski evimizde küvet olmadığından, sonra da hamilelikte cildim hassas diye kullanmadığım yeşil renkli, mis kokulu banyo tuzu. Evet, bu gece küveti dolduruyorum. Seneler :) sonra. Çekmecelerimi karıştırdım, kozmetiğe vakit ve de nakit harcadığım günlerden kalma kalite bir yüz maskesi numunesi, hiç açılmamış. Aylardır kullanılamamış body shop peeling eldivenlerim, mükemmel bukleler için saç maskem. Ilgaz uyurken kendimi yenilemek için sıcak sudan iyi ne olabilir?

Biz Türkler küvetleri daha çok sular etrafa saçılmasın diye, bir de banyo perdelerinin arkasına leğenleri, çamaşır sepetlerini saklamak için kullanırız. Benim için de küvet bir dinlenme aracıydı, özellikle yakınlarda deniz tatili gözükmüyorsa. Ve bu gece de hiç yakın gözükmedi bana bu deniz tatili.

Oğlum içeride güvenli yatağında uyuyor. Gökhan huzurla :) bilgisayarının başında çalışıyor. Küvetimde dinlenirken oğlumun banyo oturağına kurulmuş plastik aslancığı seyrediyorum. İşte hayat bu!

Yarın yeni hayatımızda yeni bir gün daha. Yapılacak iş ve telaş çok. Olsun varsın, Ilgaz'ın dişleri elma kemirmeye başladığında hepsi unutulmuş, yerlerini yenileri almış olacak. 

Ne kadar geniş bir bakış açısı değil mi? Bir de 23:00 civarında sorsaydınız. Annelere arada sırada da olsa keyif yapmanın çok yararı var!


posted on 21 Eylül 2007 Cuma 22:06:19 UTC  #    Yorumlar [0]
# 07 Ağustos 2007 Salı
Bebeğinizin bakımını kim üstlenecek ve bebek iyi bakılabilecek mi? İşe başlayacak her bebekli annenin en büyük derdi olsa gerek.

Doğum izniniz bitiyor. Ya da bebeğiniz için verdiğiniz mola süresi doldu. Haftanın en az 5 günü, günde en az 10 saat bebeğinize başkası/ları bakacak.

Biraz dramatize bir giriş oldu, kusura bakmayın. İlerleyen paragraflarda toparlayıp yararlı bilgilerle bağlayacağım. Duygular biraz karışık olsa bile, karılı-kocalı çalışmayı seçen bir aile için kaçınılmaz son bebeğinizi 3. bir kişiye emanet etmek. Bu zaman zarfında Ilgaz'a gayet güzel bakabildiğim için gurur duyuyorum. Bebeğimin minik hallerinin tadını doya doya çıkartabildiğim için de mutluyum (ilk aylardaki hormonal saçmalamalara - loğusa melankolisi - rağmen). Ilgaz ben işe başladıktan sonra çalışan bir annesi olmasının maddi, manevi avantaj-dezavantajları ile büyüyecek.



İş ararken bir yandan aşağıdaki düzenlemeleri yapıyorum:

- Ilgaz'a bakacak kişinin bulunması ve alıştırılması
- Evin düzenlenmesi
- Kişisel ve evsel alışverişler
- İlk aylarda bizde kalarak yardımcı ve denetleyici olmaları için anneanne babanne ikilisi
- Ilgaz bakım el kitabı


Bakıcı bulmak:
En zorlusu bakacak kişiyi belirlemek. Aylardır bakıp büyüttüğünüz bebeğinizi bir yabancıya teslim etme düşüncesi insana ilk anda dehşet veriyor. Daha önce yaşayanlar zamanla alışırsın diyorlar. Kreş kavramını daha çok benimsememize rağmen bu opsiyonu değerlendiremedik bile. Çünkü maalesef Türkiye'de 6 aylık bir bebeğe gerektiği gibi bakabilecek bir kreş yok (varsa da biz bulamadık, bulsak da eve uzak kalırdı) . Aile büyüklerinin kurulu düzenleri de İstanbul dışında olunca, tek seçeneğimiz bakıcı / ev öğretmeni / bebek eğitmeni / bakıcı anne oldu (ünvanlar çeşit çeşit, sonuçta yapılan iş bebek bakımı).  Aile yapısı olarak yatılı değil gündüzlü bir bakıcıyı tercih ettik. Tanıdıklarımız ve onların tavsiye ettiği şirketler kanalıyla yaptığımız görüşmelerle Zülfiye Hanım'da karar kıldık. Şimdilik Ilgaz, Zülfiye teyzesi, annem ve ben hep birlikteyiz. Umarım işler düzene girdikten sonra da, ben ve Gökhan evde yokken, Ilgaz ve Zülfiye Teyzesi mutlu mesut bir hayat sürerler. (Güncelleme: Zülfiye Hanım'la geçirdiğimiz 1-2 hafta sonra, bizim için yatılı bir bakıcının daha uygun olduğunu anladık. Ilgaz 2,5 yaşına yaklaşırken, ilk yatılı bakıcımızla devam ediyoruz.)

Evin Düzenlenmesi:
Evin düzenlenmesi önemli bir konu. Çünkü ev bir anda bir insanın iş yeri haline geliyor. Hem de bu işyerindeki iş yegane varlığınızın bakımı. Bakıcının gün içinde işleri kolayca halledebileceği düzenlemeleri yapmak önemli. Anneanne ve babaannenin dönüşümlü yatılı kalma ihtiyacı ve benim de akşamları evde çalışmam gerekebileceği durumu oda düzenini değiştirme ihtiyacını doğurdu. Bir de güvenliği arttırıcı önlemler almak lazım. Ortalıktaki eşyalar ve bakıcının eşyaları için ekstra dolaplar, önlük ve bezlerin mutfağa taşınması, alt değiştirme masasının duvar dibine alınması, yakın çevrede güvendiğiniz birine anahtar bırakılması, vb.

Alışveriş:
Neyseki hamilelik öncesi iş kıyafetlerimin çoğu üzerime oluyor. Yine de tazelenmek için birkaç parça yeni eşya iyi gelir. Bebeğe gün içinde sağılmış süt verileceğinden süt depolama, ekstra biberonlar gibi malzemeleri düşünmek gerekli. Tchibo ve Ikea sağolsun, yoğurt makinesi, balkon rafları gibi şeyler de hem bana hem de Zülfiye Hanım'a ekstra kolaylık sağlayacak.

Sevgili annelerimiz:

Her sıkıntıda olduğu gibi burada da imdada anneler yetişiyor. Bakıcı ayarlansa da bir süre aileden birinin yardımına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bakıcının değişmesi/ayrılması ya da zorunlu bir süre bakamaması hallerinde  bebeğe annelerden birinin bakması gerekecek. Ilgaz küçükken sürekli İstanbul'da olmadıklarından onların da düzene alışmaları gerekli.

Bebek bakım el kitabı (pdf formatı):
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Bebek bakımı insanlığın varoluşundan beri, her milletten, her kültürden insan tarafından yapılıyor. Ancak, her anne-baba bebeğini kendine göre bakıp büyütüyor. Çocuk doktorları birbirinden farklı önerilerde bulunuyor. Anlaştığınız bakıcı tecrübeli olsa bile, sizin neyi ne şekilde tercih ettiğinizi öğrenmesi gerekiyor. Ben de bakacaklara benim istediğim şekilde bakabilmeleri konusunda yardımcı olmak için, söz uçar yazı kalır diyerek bir el kitapçığı hazırladım. Gün içinde yapılan her şeyi yazmak mümkün değil. Yalnızca çok önemli gördüğüm şeyleri olabildiğince kısa yazmaya çalıştım. Okunur olsun ve akılda kalsın.

Benim gibi okumayı, yazmayı ve kontrolü seven annelere, babalara yardımcı olması dileğiyle!

6 aylik bebek bakimi dosyasını indirmek için tıklayın (pdf formatında)
posted on 07 Ağustos 2007 Salı 21:28:28 UTC  #    Yorumlar [0]