Sunday, December 28, 2008

Küçük çocuklar sürprizleri sevmez. Düzenin, rutinlerin bu kadar önerilmesi de aslında bundandır (Sürpriz derken eve elinizde çikolatayla gitmenizi kastetmiyorum elbette :)) Sözünü ettiğim sürpriz türü, olağan hayatın dışına çıkılan durumlar. Bu minik arkadaşların sadece 2 kez bile olsa tekrarlanan her şeyi rutin kabul ettiklerini göz önünde bulundurursak, size son derece sıradan gelen bir durum, bebeğiniz ya da küçük çocuğunuz için bir sürpriz sayılabilir.

Akşam eve normal saatinizden geç gelmeniz, eve misafir gelmesi, tatile gitmeniz, o öğle uykusuna yatmışken o uyumadan önce evde olan birinin evden ayrılması, onun doktora götürülmesi. Onun her geçen gün daha büyüyen bir birey olduğunu ve sizinle ortak bir hayatı paylaştığını, ve hayatında neler olup biteceğinden haberdar olmayı hakettiğini ve istediğini unutmayın.

Haberdar olduğunuz değişikliklerden makul bir zaman önce onu bilgilendirin. Bahsi geçen konunun ne kadar sıradışı olduğuna bağlı olarak değişiklikten ara ara söz edin, detaylarına girin. Ayrıca sıradışı durum sona erdiğinde düzeninize dönebilmek için istisnalarda söz edin. Örneğin;

"Oğlum / kızım hani sen normalde yemekten sonra yatağına yatıp uyursun ya, bu seferlik, tatile gideceğimiz için, yemekten sonra hemen evden çıkacağız. Arabamıza bineceğiz, sen sütünü arabada içer uyursun, sonra biz Ankara'ya vardığımızda, teyzenin senin için hazırladığı yatağa geçiririz seni, biz de seninle aynı odada uyuyacağız, çünkü teyzenin evinde başka boş oda yok. Evimize dönünce yine yerinde yatarsın olur mu?" gibi.

Deneyin yararını göreceksiniz. Oğlumuz normalde kendisini babası veya benim dışımda bir kişinin yatırmasına kesinlikle izin vermez. Bir arkadaşımızın düğününe gitmeden bir gün önce, onun yattığı saatten önce ayrılıp düğüne gideceğimizi, onu ablasının yatıracağını,  o uyuduktan sonra eve gelip onu öpeceğimizi, sabah uyandığında evde olacağımızı anlattık. Giyinip süslenip o daha akşam yemeğini yerken evden ayrıldık, bize neşeyle "bay bay" yaptı. Sonra da hiç sorun çıkartmadan uyumuş.

Bir süredir bizde olan anneannesini yolcu etmek için kalktığımda "istisnai şekilde" uyuyordu. Bir gün önce anneannesi ertesi gün gideceğini söylemişti ama nasıl olsa uynamış olur düşüncesi ile vedalaşmadılar. Tersine ısrarlara rağmen onu uyandırdım ve anneannesini öpüp hoşçakal dedi. Eminim uyandığında onu bulamasa çok üzülecekti. Maksimum bir saatlik uyku için üzülmesine izin vermek istemedim.

Eğer çocuğunuz henüz konuşamıyorsa, bu olan biteni daha anlayamayacağı anlamına gelmiyor. Ilgaz konuşmaya başladı ve aylar önce konuşamadığı zamanlarda olan bitenleri anlatıyor şimdi.

Önemli bir şey de çocuğu kandırmamak. Dilimizde "çocuk gibi kandırmak" diye bir deyim var ve bence bu deyimin çıkış noktası çok yanlış. Çocuklar kandırılmamalı. Eğer çocuğunuza onun iyiliği için bile olsa yalan söylerseniz, bunu farkeder ve size olan güveni azalır, daha sonra söylediklerinize inanmaz. Ayrıca taklit ederek öğrendiği için, becerebilmeye başladığı zaman o da sizi kandırmayı deneyecektir. Kısa vadeli yatıştırmalar için küçük yalanlarla çocuğu kandırmak uzun vadede işinizi daha da güçleştirecektir.

Çocuğunuzu henüz kararlarınıza tam olarak dahil edemeseniz bile onu kararlarınızla ilgili doğru şekilde ve zamanında bilgilendirebilirsiniz. Bu davranış biçiminin  çocuğunuzun kararlarınıza saygı duyması ve onları kabullenmesi için çok yararı olacağını düşünüyorum.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, December 28, 2008 8:52:49 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Thursday, December 04, 2008

Televizyonla ilgili yazımda Ilgaz'ı 18 aylık rutin kontrolü sırasında pedagogun gördüğünden söz etmiştim. Yine aynı kontrolde pedagog Güzide Soyak bir oyun grubuna götürmemizi önerdi. İlgisini toplayabiliyor ve motor becerileri de iyi, eğer götürürseniz yararını görür dedi.

Yuva, kreş deyince hep 3-4 yaşların bahsi geçiyor. O nedenle aklıma gelmemişti Ilgaz'ı oyun grubuna vermek. Burada amaç bir otorite (öğretmen) eşliğinde diğer çocuklarla paylaşmayı öğrenmesiymiş. Biz yetişkinler ne kadar uğraşırsak uğraşalım, diğer çocuklardan öğreneceklerini öğretemezmişiz.

Çevremizde çocuğu olan ailelerle düzenli biraraya gelsek aynı işi görmez mi diye sordum. Onu da yapın, onun da çok yararı olur ama aynı şey değil dedi. Özellikle düzenli olması, bir öğretmenin aynı çocukları sürekli takip ederek belirli faaliyetleri yapmaya yönlendirmesi ile aynı etkiyi yapmazmış.

Bu çağdaki çocuklar için düzenin yararı biliniyor. Çocuklar aşağı yukarı 3 yaşlarına kadar başka çocuklarla oynama konusunda çok başarılı değiller. Ancak eğer aynı çocuklarla düzenli olarak biraraya gelirlerse, o çocuklarla oynayabilmeyi öğreniyorlarmış. Bunu daha önce okuduğumdan Güzide Hanım'ın söyledikleri daha da aklıma yattı.

Sonra yuva araştırmaya başladım. Araya tatil falan da girince Ilgaz 20 aylık oldu. Birçok yerin yaz programı da yoktu. Hangisine yuva, hangisine anaokulu, hangisine kreş, hangisine çocukevi deniyordu, araştırırken öğrendim, ama şimdi yine karıştırdım :) Neyse sonuçta, 3 yaş altını kabul eden kurum sayısı sınırlıydı. Aslında pedagog'un söz ettiği, yanında annesi ya da bakıcısıyla birlikte katılım sağlanan bir oyun grubu idi. Ancak bizim evimize yakın böyle bir yer yok, bakıcımız da araba kullanmıyor, ben de çalışıyorum. Cumartesi olanlar da duydum ama hem haftada bir gün yeterli olmayacak diye düşündüm, hem de cumartesilerimizi serbest şekilde planlayamayacaktık, gün bölünecekti.

Biz de hiç göndermemek yerine, yanında refakat edemeyecek olsak da, eve yakın bir kreşe başlamasının iyi olacağına karar verdik. Yakın olması, hem daha 2 yaşını bile doldurmadan okula gideceğim diye trafikli yollara düşmemesi, hem de bir durum olduğunda hızlıca eve ulaşabilecek olması açısından önemliydi. Altunizade'deki Atlıkarınca Çocukevinin bir şubesi olan Arı Çocukevi evimize çok yakın. Sıcak havalarda oynayabilmesi için güzel de bir bahçesi var. Burasının uygun olacağına karar verdik. Ilgaz başladığında oraya devam eden ilk 2007'liydi, sanırım ondan sonra 1-2 çocuk daha başladı. Haftada 3 gün 10-12 saatleri arasında gidiyor. O ayrıldığında diğer çocukların öğle yemeği saati oluyor. O da eve gidip yemeğini yiyip mışıllar gibi uyuyor.

İlk gün babası okulda bekledi, sonra 3 kez de bakıcısı. Ilgaz okula girdikten sonra refakatçisini ne arıyor, ne soruyordu. Biz de refakatçisiz bir kreşin onun için uygunluğu konusunda rahatladık. Belki ablasının aşağıda beklediğinin güveni ile sorun çıkartmadan oynuyordur diye, son gün ablası(bakıcısı) eve gittiğini söyleyerek yandaki pastanede bekledi. Olur da ağlarsa ablası evden gelene kadar çok stres olur, bir daha gitmek istemez düşüncesiyle. O gün de ses çıkmayınca artık beklemenin gereksiz olduğuna hükmettik.

Şu ana kadar sadece iki kez okula gittikten sonra ablasını bırakmak istemediğini belirtti, öğretmeni onu ikna etmekte zorlanmadı. Ama diğer yandan bazı günler de okuldan geri gelmek istemedi. Genel olarak okula gitmekten çok mutlu. Yuvaya başlamamış olsa evimizi ziyaret eden kuzenine bu kadar sıcak davranır mıydı bilmiyorum. Öğretmeni aktivitelere bazen katıldığını, bazen katılmadığını, katılmak istemediğinde de genellikle yapbozlarla ilgilendiğini söyledi. Eğer karışık yaş grubu ile bir aktivite yapılıyorsa, kendi öğretmeni odadan çıkarsa o da elindekini bırakıp öğretmenin peşinden gidiyormuş. Yaşının gereği öğretmenine bağlanıyor diye düşündüm. Kaydırak gibi oyuncakların olduğu büyük oyun odasını ve bahçeyi çok seviyormuş. Zaten rahatça koşturabileceği evden daha güvenli bir ortamda oynamasının kaba motor becerilerine belirgin şekilde yararı oldu. Geçtiğimiz pazar onu parka götürdüm. Oyun grubu öncesinde 3 adımda bir tökezleyip düşen Ilgaz, uyku saatine yakın uykulu haliyle bile kendi başına kaydırağa çıkıyor, kayıyor, diğer çocukların kalabalığı içinde onlarla toslaşmadan oynayabiliyordu.

Önümüzdeki aydan itibaren yemekli olarak vermeyi planlıyoruz. Yine 3 gün yemeklerini de okulda yiyip öyle eve gelir. Zaten çoğunlukla yemeklerini kendi yiyor ama birisi onu izliyor tabi. Böylece başka çocuklarla birlikte, birisi kendisiyle birebir ilgilenmeden yemek yemeyi öğrenir. Hem de farklı ellerin pişirdiği yemeklerden de tadar, damak tadı gelişir, besin çeşitliliği artar diye düşünüyoruz.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, December 04, 2008 9:50:32 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [6]
 

 
 Friday, November 14, 2008

Ilgaz 1 yaşını geçtikten sonra (tam ne zaman hatırlamıyorum), bebek televizyonunun sınırlı süre ile zararlı olmayacağına kanaat getirip, dil gelişimi için günde yarım saati geçmemek, hergün olmamak, yemek saatleri dışında ve uykudan önce olmamak kaydıyla izletmeye başlamıştık. Ilgaz 18 aylıkken, Amerikan hastanesinin rutin kontrolünde onu gören pedagog Güzide Soyak'a Baby TV'yi sorduğumuzda, kesin bir ses tonuyla "2 yaşına kadar yasak" yanıtını aldık. Yasaklamamızın ilk günü bebeğimiz Baby, baby diyerek televizyonu açtırmaya çalıştı, televizyon açılmayınca bağır çağır ağlamaya başladı. Biz de televizyondan güzelce soğumuş olduk.

Tanrı kararımızı perçinlemek istemiş olmalı ki, bir hafta sonra, Fransa'da 3 yaşından küçükler için program yapılması ve yayınlatılmasının yasaklandığına dair haberler çıktı. Birkaç hafta sonra, fonda açık olan televizyonun bile çocuğun konsantrasyonunu nasıl düşürdüğünü gösteren bir araştırma izledik. Yani siz dizi izliyorsunuz, o oyun oynuyor, nasıl olsa izlemiyor diyorsunuz, ama çocuğun oyununa (işine) konsantre olmasını güçleştiriyorsunuz aslında.

Bu arada eğer halen izlemesine izin veriyor olsaydık boş yere, renkler, türlü çeşit hayvanlar, şekiller gibi birçok şeyi televizyondan öğrendiğini zannedecektik.

Habere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Çocuklarımızı televizyondan koruyalım

"...Amerika"da yapılan diğer bir araştırma da ekrandan yayılan aşırı görsel uyarıların beyinde zarara yol açması ve epilepsi gibi hastalıkların, TV seyretme alışkanlığıyla ilintili olduğunu somut bir şekilde ortaya çıkarıyor. CNN International, Aralık 1997"de 700 epilepsi hastası üzerinde yapılan bir araştırmayı yayımladı. Araştırmanın sonucu dikkat çekiciydi. Gözlem altında tutulan hastalar, izledikleri "Pokemon" isimli çizgi filmde, "Pikachu"nun gözlerinin 8 saniye yanıp sönmesinin hemen ardından (20 dakika içinde) epilepsi nöbetine girmişti..."

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, November 14, 2008 11:27:00 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [8]
 

 
 Thursday, November 13, 2008

Bizim evde ansiklopedi, sözlük, rehber türü şeylerin yerine de internet kullanılır. İnternet kesikse, elektrik, su kesikmiş gibi sıkıntı yaratır. Dün akşam, Gökhan biz Ilgaz'la sofraya oturduktan sonra eve vardı. Ilgaz da iki dakika önce "doy-dum, doyy-dumm, kalk, içeri" buyururken, Gökhan'dan görerek pilav yemeye karar vermişti. Onlar yemeklerini bitirirken, ben de bir şeye bakmak için dizüstü bilgisayarımı açtım. Sonra bilgisayar önümde açıkken, Atatürk'le ilgili konuşmaya başladık. Her zaman akşam yemeklerinde Atatürk'ten konuştuğumuzdan değil de, konu bir şekilde oraya geldi işte. Bizi duyan Ilgaz, ben onu biliyorum edasıyla, heyecanla "Atatürk, A-ta-türk, Ata-türk" diye tekrar etmeye başladı.

Geçen hafta yuvadan (3 gün 2'şer saat oyun grubu için gidiyor, daha sonra anlatırım), toz şeker yapıştırılarak kabartma yapılmış bir Atatürk resmiyle gelmişti. Sanırım 10 Kasım nedeni ile Atatürk'ü öğrettiler ve Atatürk'le ilgili aktiviteler yaptılar. Biz de bunu hatırladık ve "Aa, Atatürk'ü biliyor" diye çok heyecanlandık. Hemen aklıma "Google Images"de (Türkçede Görseller, Google arama sayfasında sol üstte) Atatürk resmi arayıp Ilgaz'a göstermek geldi.

Atatürk resminden sonra başka ne resmi bulmak istersin diye sormaya başladık. İlk birkaç ipucunu biz verdik, köpek, kedi, bebek, elma (ağacı dedi, bunun üzerine elma ağacı diye aradık), fenerbahçe (etrafta olan değişik şeyleri bulabileceğini anlasın diyeymiş, ben de inanmış gibi yaptım). Sonra kendisi yaban domuzu ve ceylanı istedi, herhalde bu hayvanları da okulda öğrendi, ben bizim kitaplarda olduklarını hatırlamıyorum.

Tesadüf eseri gelişti ama bilgisayar ve internetin aradığımız şeyleri bulma konusunda hizmet verdiğini öğretmek için güzel bir yol olduğunu düşünüyorum. Tabi eğer güvenlik paketiniz yoksa her türlü resim gelebiliyor, dikkat etmek lazım. Belki önce ona göstermeden arayıp, gerekirse filtreleyip, sonra ona göstermek daha doğru olabilir.

Ilgaz'ın sayesinde ben de hiç görmediğim bu nefis Atatürk resimlerini bulmuş oldum.

del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, November 13, 2008 9:55:53 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, November 07, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

Brainology'nin test versiyonunu deneyen New York'taki 7. sınıf öğrencileri programın öğrenmeye olan bakış açılarını değiştirdiğini söylediler. Öğrencilerden biri "Brainology'nin en sevdiğim kısmı bir şey öğrenildiğinde bağlantılar kurulması ve bu bağlantıların çoğalması, okulda da hep bunu gözümün önüne getiriyorum." yazdı. Bir öğretmen programı kullanan öğrencilerin, bağlantıların kurulduğundan emin olmak için, pratik yaptıklarını, çalıştıklarını, notlar aldıklarını iletti.

Öğrencileri bu bilgi ile donatmak yalnızca, onları çalışmaya sevketmek için bir taktik olarak görülmemeli. Araştırmalar, dehanın bile yıllarca tutku ile çalışma ve dedikasyon sonucu ortaya çıktığını, öyle doğumla verilen bir armağan olmadığını gösteriyor. Mozart, Edison, Curie, Darwin ve Cézanne basit bir şekilde yetenekli doğmuş kişiler değildi. Onlar yeteneklerini yoğun ve istikrarlı çabaları ile ürettiler. Benzer şekilde, sıkı çalışma ve disiplinin okul başarısına etkisi IQ'dan çok daha fazladır.

Bu dersler hemen her tür çalışma için geçerli. Örneğin bazı atletler yeteneği çalışmadan daha değerli görürler ve eğitilmeleri olanaksız hale gelir. Benzer şekilde, birçok kişi iş yerlerinde sürekli takdir ve yüreklendirme olmadan iş bitirmekte zorlanırlar. Eğer evlerimizde ve okullarımızda gelişime odaklı kafa yapısını teşvik edersek, çocularımıza başarılı olmaları, sorumluluk sahibi çalışanlar ve vatandaşlar olabilmeleri için gerekli araçları sağlamış oluruz.

Yazar Hakkında: CAROL S. DWECK, Standford Üniversitesinde psikoloji profesörüdür (Lewis ve Virginia Eaton). Kolombiya, Illinois ve Harvard Üniversitelerinden profesör ünvanlarına sahiptir ve Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi üyesidir. Son kitabı 2006'da Random House tarafından "Mindset" ismi ile yayınlanmıştır.

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Not: Bitti... sonunda :)

Bu arada kitabın türkçeye tercümesi var mı acaba diye ararken konu ile ilgili bir makale daha buldum. Örnekler süper.

İlgili Yazılar:

Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? - Brainology'den yanıt geldi


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun


del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, November 07, 2008 10:12:49 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 
 Thursday, November 06, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik. Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "Oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

Zekanın met edilmesinin, çalışma için sırt sıvazlamaya göre sabit kafa yapısını daha fazla teşvik ettiğini gördük. Örneğin, öğrencilere zor ve kolay soru setleri için seçme hakkı verildiğinde, zekaları için tebrik alanlar çoğunlukla kolay soruları tercih ettiler. Herkese zor sorular verildiğinde ise zekaları övülenler demotive olarak yeteneklerinden şüphe duymaya başladılar.  Bu sorulardan sonra verilen testin başındakilere eşdeğer kolay sorulardaki başarılarında düşüş gözledik. Çalışmaları için yüreklendirilen öğrenciler ise zor sorulardaki özgüvenlerini korudular ve takip eden kolay sorulardaki performanslarında belirgin şekilde artış oldu.

Akıl Yapımızı Düzeltmek
Aileler ve öğretmenler gelişime açık bir kafa yapısı oluşturmak için çabayı teşvik etmenin yanında, aklı bir öğrenme makinesi olarak tanıtma yoluna gidebilirler. Blackwell, Trzesniewski ile birlikte lisenin ilk sınıfında matematik notları düşmekte olan 91 öğrenci için 8 seanslık seminerler düzenledik. Öğrencilerin 48'ine yalnızca çalışma metodları anlatıldı. Diğer 48 öğrenci çalışma becerileri ile birlikte gelişime odaklı kafa yapısı ve bu yaklaşımın derslerinde nasıl uygulanacağı konusunda dersler aldılar.

Bu derslerde öğrenciler "Beynini geliştirebilirsin" isimli bir makale okuyarak, üzerinde tartıştılar. Onlara beynin kaslara benzediği, kullanıldıkça geliştiği ve öğrenmenin beyinde yeni bağlantılar kuracak nöronlar oluşturduğu öğretildi.  Bu öğretinin sonucunda, birçok öğrenci kendilerini kendi beyin gelişimelerinden sorumlu ajanlar gibi görmeye başladılar. İdare edilmesi güç olarak bilinen bir çocuk tartışmanın ortasında durdu ve " Aptal olmak zorunda olmadığımı mı söylemeye çalışıyorsunuz?" dedi.

Dönem ilerledikçe, yalnızca çalışma metotlarını öğrenen çocukların notları düşmeye devam ederken, diğer öğrencilerin notlarındaki düşme durdu ve dönem başındaki seviyesine yükselmeye başladı. İki grubun ğğretmenleri(iki tip seminer düzenlediğimizden habersiz olarak) gelişime açık beyin yapısı eğitimlerini alan çocuklardan % 27'sinde, almayan çocuklardan % 9'unda gözle görülür motivasyon farkı olduğunu bildirdiler. Öğretmenlerden biri "Seminerleriniz şimdiden işe yaradı. L (yukarıda bahsi geçen çocuk) normalde hiçbir ekstra çaba sarfetmez ve ödevlerini zamanında teslim etmez. Geçenlerde düzeltme yapabilmek için ödevini erkenden getirip göz atmamı istedi, bunun için okuldan geç çıktı. Bir B+ aldı (önceden C ve altı alırdı)." dedi.

Daha sonra başka psikologlar da aynı sonuçlara ulaştılar. 2003'te Catherine Good Kolombiya'da, Joshua Aronson ve Michael Inzlicht New York Universitesinde 7. sınıf öğrencilerine verilen gelişim odaklı seminerlerin, matematik ve İngilizce testlerindeki başarılarını arttırdığını raporladılar. Aronson ve Good bu tür seminerler sayesinde öğrencilerin okulu daha çok sevdiklerini, daha fazla değer verdiklerini ve daha iyi notlar aldıklarını gözlemlediler.

Artık bu eğitimleri "Brain-ology" isminde interaktif bir bilgisayar programında toparladık (2008'in ortalarında yaygın olarak dağıtılacak). Bu programın 6 modülü öğrencilere beynin ne yaptığını ve onu nasıl daha iyi çalıştırabileceğimizi öğretecek. Kullanıcılar, sanal bir beyin laboratuvarında, beynin bölümlerine tıklayarak ne iş yaptığını belirleyecek, sinir uçlarına tıklayarak insanlar öğrendikçe bağlantıların nasıl kurulduğunu izleyecek. Kullanıcılar sanal öğrencilere okul sorunları ile başa çıkma konusunda tavsiyeler verebilecekler ve çalışmalarının kaydını tutabilecekler.

Not: Makaleyi okuduktan sonra "Brainology"yi aradım. Program şu anda satın alınabilir durumda. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Not: Makaleyi okuduktan sonra google'da "Brainology"yi aradım. Online program şu anda satın alınabilir durumda. Tek çocuğun online dersi alması için 99 USD istiyorlar. Kardeşler ve okullar için özel indirimler var. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/. Şimdi programın başka dillere tercümesi konusunda ne düşündükleri ile ilgili bir mail atıyorum. Bakalım geri dönecekler mi.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun



del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, November 06, 2008 11:51:49 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................


2003'te Kolombiya'lı psikolog Heidi Grant ile birlikte, zorlu bir kimya dersini almakta olan 128 Kolombiya'lı taze tıp öğrencisi üzerinde yaptığımız araştırmada düşünce yapısı ve başarı arasında benzer bir ilişki bulduk. Öğrencilerin tamamı iyi not alma kaygısını taşıyordu. Buna rağmen, en yüksek notları kimyaya yetenekli olduklarını düşünenler değil, öğrenmeye önem veren öğrenciler aldılar. Öğrenme stratejilerine odaklanan, istikrarla çaba sarfeden bu öğrenciler emeklerinin karşılıklarını aldılar.

Zayıf Yönleri Gidermek
Zekanın sabit olduğuna inanmak, hataların kabullenilmesini, okul, iş ve sosyal ilişkilerdeki zayıflıkların giderilmesini güçleştiriyor. Hong Kong'lu 3 meslektaşım, 1999'da Hong Kong'da İngilizce eğitim veren bir üniversitenin hazırlık sınıfındaki 168 üniversite öğrencisi üzerinde bir çalışma yaptılar. Bu çalışmada, İngilizce derslerinden kötü not alan öğrencilerden, gelişim odaklı olanlar, sabit kafa yapısında olanlara göre İngilizce telafi derslerini alma konusuna daha sıcak bakıyorlardı. Zeka ile ilgili katı fikirleri olan öğrenciler hatalarını kabullenmekte zorlanırken, bunu giderme fırsatını kaçırmaktaydılar.

Benzer şekilde sabit kafa yapısı, yönetici ve çalışanların yapıcı eleştiri ve tavsiyede bulunma konusunda cesaretlerini kırarak, iş ortamındaki iletişim ve ilerlemeyi geriletmektedir. Psikologlar Peter Heslin, Don VandeWalle (Kuzey Metodist Üniversitesi) ve Gary Latham (Toronto Üniversitesi) tarafından yürütülen çalışmada sabit kafa yapısındaki yöneticilerin, diğer gruba göre, çalışanlarından geri bildirim bekleme ve yapılan geribildirimden memnun olma ihtimallerinin daha az olduğunu göstermiştir. Gelişim odaklı yöneticiler kendilerini sürekli gelişim içinde görürken, zekanın sabit olduğunu düşünen yöneticiler eleştirileri kendi kapasite seviyelerinin yansıması olarak görmektedir. Ancak, Heslin, VandeWalle ve Latham yöneticilere gelişim kafa yapısının prensiplerini anlattıktan itibaren, bu yöneticiler çalışanlarını daha fazla yararlı tavsiye vermeleri konusunda yönlendirmeye başladılar.

Kişinin zorluklarla mücadele konusundaki istekliliği üzerinden kişisel ilişkilerin kalitesini ve sürekliliğini de etkiler kafa yapısı. Ontario Üniversitesinden Lara Kammrath ile 2006 yılında yaptığımız çalışmaya göre sabit kafa-yapısındakiler ilişkilerindeki sorunları çözmeye diğer gruba nazaran daha isteksiz. Sonuçta insan kişiliğini belirleyen özelliklerinin önemli kısmının değişmez olduğunu varsayarsanız, ilişkinin onarılması pek olanaklı gözükmez. Diğer yandan insanların değişip gelişebileceğine inanan kişiler ilişkilerindeki sıkıntılarla yüzyüze gelme konusuna özgüvenle yaklaşarak çözümlere ulaşacaktır.

Uygun Övgü
Çocuklarımıza gelişim odaklı düşünmeyi nasıl aşılarız. Bunun bir yolu çok çalışma sonucu elde edilmiş başarı hikayeleri anlatmaktır. Örneğin, doğuştan matematik dehası olan kişiler yerine, matematik aşkıyla çalışarak müthiş beceriler geliştirmiş matematikçilerden söz etmenin bunu geliştireceği araştırmalarımızla sabit. Ayrıca övgüler yoluyla kafa-yapılarını aktarılabilir. Çoğunluk değilse bile birçok aile çocuklarının ne kadar zeki ve yetenekli olduğunu söyleyerek büyütmelerinin uygun olacağına inanmaktadır. Çalışmalarımız bunun yanlış olduğunu göstermektedir.
 
1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik.  Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, November 06, 2008 12:47:26 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, November 03, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okulda ve hayatta başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
"Carol S. Dweck"

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970'lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında "zaten hafızam iyi değildir" şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

Bu öğrencilerin dışındakiler ise hatalarını düzeltmeye ve yeteneklerini keskinleştirmeye konsantre oldular. İçlerinden biri: "Daha yavaş düşünmeli ve bunu nasıl çözebileceğimi bulmalıyım" dedi. İki öğrencinin yaklaşımı gerçekten ilham vericiydi. Biri, sandalyesine yerleşti, ellerini ovuşturdu ve "Zorluklarla başa çıkmayı seviyorum" dedi. Diğeri,zor soruları kastederek araştırmacıya onaylar bir ifadeyle baktı ve, "Bunun eğitici olmasını umuyordum!" dedi. Tahmin edildiği üzere, bu davranış biçimine sahip öğrenciler, bu araştırmada kendi gruplarının üzerinde bir başarı sergilediler.

Zekaya iki farklı bakış
Birkaç yıl sonra, "öğrenme-isteksizler" ve "gelişim-odaklı" gruplarının temel farkı üzerine daha geniş bir teori geliştirdim. Farkına vardım ki, bu iki tip öğrenci, hatalarına farklı açıklamalar getirmekle kalmıyor, aynı zamanda zeka ile ilgili farklı "teori"lere inanıyorlar. İsteksiz olanlar, zekanın sabit bir özelllik olduğunu düşünüyor; belirli bir zeka seviyen vardır, değişmez. Ben bunu "sabitçi kafa-yapısı" olarak ifade ediyorum. Hatalarını bir yetenek eksikliğine bağlıyorlar, kendilerinde bunu değiştirme gücünü göremediklerinden, özgüvenleri kırılıyor. Zorluklara meydan okumak hata yapma risklerini arttırıyor ve onların daha az zeki gözükmesine yol açıyor, bu nedenle zorluklardan kaçıyorlar. Jonathan gibi çocuklar çok çalışmanın aptal oldukları anlamına geleceğini düşünüyorlar, bu yüzden çalışmak istemiyorlar.

Diğer yandan, gelişim odaklı çocuklar zekanın esnek olduğuna, eğitim ve sıkı çalışma ile geliştirilebileceğine inanıyorlar. Öğrenmeyi her şeyin üzerinde tutuyorlar. Sonuçta, aklın geliştirilebileceğine inanırsanız, onu mutlaka geliştirmek istersiniz. Sorunlar çalışma eksikliğinden kaynaklandığından daha fazla çalışarak çözülebilirler. Çözüm bekleyen güçlükler, korkutucu değil, enerji verici öğrenme fırsatlarıdır. Gelişime odaklı öğrencilerin, daha iyi akademik performans göstereceklerini ve yüksek ihtimalle akranlarının üzerinde başarı elde edeceklerini öngörmüştük.

2007'nin başlarında yayınladığımız çalışma ile bu öngörümüzü kanıtlamış olduk. Psikologlar  Lisa Blackwell (Kolombiya Üni.), Kali H. Trzes­niewski (Stanford Üni.) ve ben ilköğretimden liseye geçmek üzere olan 373 çocuğu derslerin zorlaştığı dönemde düşünce yapılarının matematik notlarını nasıl etkilediğini izlemek üzere 2 yıl süresince takip ettik.  7. sınıfın başlarında düşünce yapılarını değerlendirmek üzere, "Zeka temel bir özelliğimizdir, değiştirilemez" benzeri sorulara katılıp katılmadıklarını sorduk. Daha sonra öğrenmekle ilgili diğer yaklaşımlarımını saptadık ve notlarını değerlendirdik.

Tahmin ettiğimiz üzere, gelişim-düşünce (kafa) yapısına sahip öğrenciler okulda öğrenmenin, iyi notlar almaktan daha önemli olduğunu düşünüyorlardı. Hatta, sıkı çalışmaya saygı duyarak, bir konuda ne kadar pratik yaparsan, o kadar iyi olursun kanısına sahiptiler. Dehaların bile başarıya ulaşmak için çok çalışmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Bir testten kötü not almak gibi hayal kırıklığına uğratıcı bir engelle karşılaştıklarında, daha çok çalıştılar ve farklı stratejiler denediler.

Sabit kafa-yapısına sahip öğrencilerse zeki görünmek kaygısındaydılar ve öğrenmeye fazla saygı duymuyorlardı. Çalışmaya bakışları negatifti ve onlar için fazla çalışmak ihtiyacı yetenek eksikliği demekti. Yetenekli ve zeki kişilerin, çok çalışmaları gerekmemeliydi. Kötü notları yeteneksizlikle ilişkilendirerek, bu konuya daha fazla çalışmayacaklarını, bir daha bu konuda ders almayacaklarını, gerekirse kopya çekeceklerini söylüyorlardı.

Bu farklı bakış açıları notları dramatik bir şekilde etkilemişti. Gelişim-kafa yapısındaki öğrencilerin lisenin ilk yıllarındaki matematik test notları, diğer grubunkine yakın durumdaydı. Fakat dersler zorlaştıkça, gelişime açık öğrenciler daha iyi kararlılık gösterdi. Sonuç olarak, bu öğrencilerin notları diğer öğrencilerinkini geçti ve onları izlediğimiz 2 yıl boyunca aradaki fark giderek arttı.

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, November 03, 2008 11:41:05 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 
 Friday, October 31, 2008

Scientific American'da "Akıllı çocuk yetiştirmenin sırrı" makalesinin başlığını gördüğümde, bunun klasik bir 5 adımda akıllı çocuk yetiştirme; iyi besleyin, bol bol okuyun,.. şeklinde klişe yazılardan olduğunu düşünmüştüm. İlk paragrafı okuduğumda, benim de kolayca düşebileceğim bir hatayı önlemeye yönelik bilimsel araştırmaya dayanan yazı olduğunu anladım. İyi ki okumuşum. Orijinalinden dilim döndüğünce tercüme ediyorum:
.......................................................................

AKILLI ÇOCUK YETİŞTİRMENİN SIRRI

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okul ve hayattaki başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
"Carol S. Dweck"

Temel Konseptler

Artan sıkıntılar

Birçok kişi süperzeka ve yeteneği başarının anahtarı olarak görmektedir. Ancak otuz yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; yetenek ve zekanın üzerinde fazla durulması, bu özellikler doğuştan geldiğinden değiştirilemeyecekleri düşüncesi, insanları başarısızlığa karşı savunmasız hale getiriyor. Zorluklarla mücadele etmekten kaçmasına ve öğrenme motivasyonunu azalmasına yol açıyor.

İnsanlara gelişim kafa yapısına sahip olmayı öğretmek zeka ya da yetenek yerine çabaya konstantre olmayı teşvik ediyor. Bunun sonucu olarak okulda ve hayatta üstün başarılı bireyler yetişiyor.

Ebeveyn ve eğitimciler çocuklarını gösterdikleri çaba ve kararlılık için (zeka yerine) överler, onları sıkı çalışmak ve öğrenme aşkı ile ilgili hikayeler büyütürlerse, onların gelişim odaklı kafa yapısına sahip olmalarını sağlayabilirler.

Çok zeki bir öğrenci olan Jonathan ilkokulu tereyağından kıl çeker gibi bitirdi. Ödevlerini yaparken hiç zorlanmadı ve hep A (takdir, pekiyi) aldı. Jonathan bazı sınıf arkadaşlarının neden zorlandıklarını da anlamakta güçlük çekiyordu. Ebeveynleri onun doğuştan yetenekli olduğunu söylediler. Jonathan yedinci sınıfa geldiğinde birdenbire okula olan ilgisini kaybetti ve ödevlerini yapmayı, sınavlara çalışmayı reddetmekteye başladı. Notları dibe vurdu. Aile büyükleri oğullarının üstün zekaya sahip olduğundan emin olmasını sağlayarak, özgüvenini arttırmak istediler. Fakat bu çabaları Jonathan'ın motivasyonunu sağlamada hiç işe yaramadı. Okul işlerinin sıkıcı ve anlamsız olduğunu söylüyordu.

Toplum olarak yeteneği onurlandırıyoruz ve çoğumuz doğuştan sahip olunan zeka ile yeteneğin ve bunlara duyulan özgüvenin başarının reçetesi olduğunu varsayıyoruz. Aslında, 30 yıllık araştırmanın da gösterdiği üzere, akıl ve yeteneğin fazlaca vurgulanması, kişileri kaybetmeye açık, güçlüklerden korkan ve zayıf yanlarını geliştirmeye isteksiz hale getirmektedir. Bunun sonuçları Jonathan gibi çocuklarda, öğrenim hayatının ilk yıllarında fazla çaba harcamadan akademik başarıya ulaşmaları nedeni ile doğuştan zeki veya yetenekli olarak tanımları ile ortaya çıkmaktadır. Böyle çocuklar aklın genetikle sabit olduğu kanısını ile öğrenmeye çalışmanın, zeki olma(görünme) yanında  önemsiz olduğuna inanmaktadırlar.Hırs gerektiren durumları, hatalarını ve pratik (egzersiz) gerektiren işleri, gelişmek için fırsat olarak görmek yerine, kendi egoları için bir tehdit olarak algılamaktadırlar. Ve bu durum uğraştıkları işler artık onlara kolay gelmediğinde özgüvenlerini ve motivasyonlarını kaybetmelerine yol açmaktadır.

Jonathan'ın ailesinin yaptığı gibi, değişemeyen özellikleri övmek bu düşünce yapısını güçlendirmekte, genç atletlerin iş hayatlarında ve hatta evliliklerinde de mevcut potansiyellerini tam olarak kullanamadan yaşamalarına yol açmaktadır. Diğer tarafta, çalışmamızın gösterdiği gibi gelişime odaklı düşünmeyi öğretmek çalışma ve çabaya odaklanmayı teşvik etmekte ve bu onların okulda ve hayatta çok başarılı bireyler olmalarını sağlamaktadır.


Üstesinden Gelme Fırsatı

Araştırmaya ilk başladığımda, 1960'larda Yale Üniversitesinde psikoloji master öğrencisi olarak insanoğlunun motivasyonunun temellerini ve engeller karşısında nasıl ayakta durabildiğini sorgulamaktaydım.  Pensilvanya Üniversitesi psikologları Martin Seligman, Steven Maier ve Richard Solomon tarafından yürütülen havyan deneylerinde, çoğu hayvan, birkaç başarısızlık sonucu durumun ümitsiz ve kendi kontrollerinin dışında olduğuna kanaat getiriyordu. Araştırmacılar, bu deneyimi geçiren hayvanların, durumu değiştirebilecekleri şartlar oluştuğunda bile pasif kaldıklarını izlemişlerdi. Bu hayvanlar çaresizliği (acizliği) öğrenerek kabullenmişlerdi.

İnsan türü de çaresizliği (basiretsizlik de denebilir) öğrenebilme potansiyeline sahip olmakla birlikte, her birey engellere karşı aynı şekilde tepki vermemektedir. Şunu merak ediyordum; neden bazı öğrenciler güçlüklerle karşılaştıklarında kolayca vazgeçerken, onlardan daha fazla yeteneğe sahip olmayan diğerleri canını dişine takıp öğrenmeye çalışıyordu.  Kısa süre sona ulaştığım ilk yanıt, bunun insanların neden kaybettikleri konusundaki inançlarında yatıyordu.

Başarısızlığın yetenek eksikliği ile ilişkilendirilmesi, suçun haylazlığa atılmasına göre daha demotive edicidir. 1972'de, okulda çaresiz durumda gözüken bir grup ilköğretim öğrencisine, matematik problemlerindeki hatalarının az çalışmaktan kaynaklandığını öğrettiğimde, bu çocuklar problemler zorlaştığında bile çabalamaya devam ettiler. Ve zorlanarak da olsa bu soruların birçoğunu çözdüler. Diğer çaresiz bir grup öğrenci, sadece kolay problemlerdeki başarıları için ödüllendirildiler ve bu ödüllendirme daha zor problemleri çözmeleri için hiçbir fayda sağlamadı. Bu deneyler çalışmaya konsantre olmanın çaresizlikten kurtulma ve başarıya ulaşmada yardımcı olarağının erken dönem göstergesiydi.

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970'lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında "zaten hafızam iyi değildir" şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

devamı : Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2) 


*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun


del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 31, 2008 10:55:44 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]