# 19 Ocak 2010 Salı

Yeni eve taşınınca, Ilgaz'ın odasına yeni bir kanepe ihtiyacı doğdu. Çocukla birlikte oturup kitap okuyabilmek, yanına oturtup giydirebilmek, kabus gördüğünde onun düzenini bozmadan odasında kıvrılıp uyuyabilmek için çocuk odasında kanepe çok kullanışlı oluyor.

Hem ekonomik hem de ufak olduğu için Ikea'daki Klobo kanepeyi seçtik, Ilgaz'ın kanepesi olarak. Ama Ikea'daki kanepelerin çoğunun tersine Klobo'nun kılıfı çıkartılıp yıkanmıyor. Ben de hem yıkanabilmesi için hem de odasına renk katabilmek için kılıf diktirmeye karar verdim. Benim niyetim, kumaşları alıp, evde annemle birlikte biçip teyelleyip terziye sadece dikişlerini çektirmekti. Ama annem ölçü alarak terzide diktirebileceğini iddia etti. Ben de yapma etme, oturtamazlar dedimse de gitmiş terziyle konuşmuş, terzi yaparım demiş, aralarında anlaşmışlar. Ölçüleri koltuğun kurulum talimatındaki resminin üzerine almış. Ortaya gayet başarılı bir sonuç çıktı. Aylardır yeni yıkanmış ütülenmişken bir fotoğraf çekeyim diye beklettikten sonra en sonunda olduğu haliyle yayınlamaya karar verdim.

Kumaşlar da Ikea. Aşağıdaki fotoğrafı Ilgaz çekti (konu mankeni ünlü kedimiz Sabri):

Sonra kanepeyi ters çevirerek arkasındaki iki yandaki cırtlı bölümü göstermek istedim. Gökhan'a arkasını çevirelim dedim. Ilgaz, "ben çevireceğim, ben çevireceğim" diye koştu. Aşağıdaki tablo ortaya çıktı:

Bu da cırtlı bölüm:

Bunlar da annemin aldığı, terzinin başarıyla diktiği ölçüler, diktirmek isterseniz:

posted on 19 Ocak 2010 Salı 14:35:41 UTC  #    Yorumlar [13]
# 31 Aralık 2009 Perşembe

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Her ne kadar Ilgaz 36 ayını henüz doldurmamış olsa da 1,5 ayda favori ürünlerimiz değişmez nasıl olsa.

Plants (bitkiler), Pets (evcil hayvanlar), People (insanlar). Çocukluğun 3P'sini Scott Hanselman'ın blogunda okuduğumda çok hoşuma gitmişti. 2-3 yaş dönemi anne babanın belki de zorlukla 3P'nin son P'sine gelindiğini kabul etme süreci. Evinizde her işini kendi görmek isteyen, ama bunu pek başaramayan, biraz bunun için canı sıkılan, bazen o eski ilgiyi özleyip yeniden bitki olmak isteyen, size sık sık kendi çocukluğunuzu hatırlatıp empati kurmak zorunda hissettiren insancık yaşamaya başlamıştır. Artık birçok malzemeyi ortak kullanma imkanınız olsa da, sık kullandıklarınızın arasında onun ölçülerinde, fizyolojisine uygun eşyalar çok işinize yarayacaktır.

Tuvalet Adaptörü: Mothercare'in beyaz yandan tutacaklı adaptöründen memnun kaldık. ( bunun beyazı http://www.mothercare.com/Thomas-Tank-engine-comfi-trainer/dp/B001CFS4PA/sr=1-1/qid=1262249128/ref=sr_1_1/279-5475596-6387057?_encoding=UTF8&m=A2LBKNDJ2KZUGQ&n=42858041&mcb=core) Geniş tuvaletlere de sağlam bir şekilde yerleşiyor ve öndeki yüksek bölüm sayesinde biraz da öne eğilmeyi öğrendikten sonra dışarı çiş taşmıyor. Yedek tuvalet ve seyahat için aldığımız daha minik hafif modelin öndeki çıkartılabilir parçasını tuvalete atıp üzerine de sifonu çekince öndeki parçanın kesinlikle çıkmaması gerektiğine karar verdim. 

Yüksek Sandalye: Ikea Gasell sandalye. Ayak yaslama bölümü boya göre ayarlanabilir olsa daha iyi olurdu. Yine de dengeli yapısı ve kolay oturup kalkmasına imkan vermesiyle güzel bir sandalye.

Masa ve Sandalye: Ikea Svala. Şu anda cilasız kullanıyoruz, üzerinde epey boya lekesi var. İleride büyüdüğünde birlikte zımparalar istediği renkte cilalarız diye düşünüyorum.

Bisiklet: Gürkan'ın bu yazıda söz ettiği pedalsız bisikletten. Ayakları ile pıtı pıtı iterek, direksiyonu ile yönünü ayarlayıp dengesini sağlayarak biniyor. Kaldırıma gelince önünü kaldırıp yüksekliği aşıyor. Ustası oldu.

Oyuncak rafı: İkili expedit'i yere yatay olarak kullanıyoruz. Geniş gözlerinde oyuncaklarına rahatça ulaşıyor, kendisi alıp koyabiliyor.

posted on 31 Aralık 2009 Perşembe 08:22:09 UTC  #    Yorumlar [2]
# 28 Aralık 2009 Pazartesi

Çocuklarımız için daha çok serisinde:
Çocuklarımız için daha çok etkinlik - Yamaha Müzik Okulu
Çocuklarımız için daha çok kitap
Çocuklarımız için daha çok etkinlik

Zuzu Cafe'yi çoktandır duyuyordum (okuyordum daha doğru olur). Ama gitmek için fırsatım olmamıştı. Uzun zamandır ailecek dışarıda kahvaltı yapmamıştık. Vakit darlığından cumartesi gecesinin bir köründe yer araştırırken Zuzu Cafe'de kahvaltı da olduğunu fark ettim. İyi ki etmişim.

Kahvaltılıkların tazeliği, kalitesi çok iyiydi. Ilgaz saatin ilerlemesinin verdiği açlıkla uslu uslu oturup kahvaltılıkları sildi süpürdü. Sonra ablaların gözetimindeki oyun odasında (yaz için açık bölümü de olduğunu fark ettim) keyifle oyuncakları karıştırdı. Yarım saat kadar oynadıktan sonra sanırım bizi az gördüğünden ya da karnı yeniden acıktığından yanımıza geri geldi. O yarım saat bizim de sakin bir şekilde kahvaltımızı bitirip, yetişkin sohbeti eşliğinde birkaç bardak daha çay devirmemize yetmişti.  Kahvelerimizi de içip kalktık.

Her ne kadar açık büfeler insanın iştahını kabartsa da, yiyecekler açıkta beklediğinden tatsızlaşır, ben aç karnına seçim yapmakta zorlanırım, sonra vicdan azabından aldıklarımı bitirmek zorunda hissederim, tabakta kalan yiyeceklere üzülürüm. Velhasıl açık büfe konsepti bana uygun değildir. O yüzden Zuzu'nun belki de yer darlığından yönelmiş olduğu serpme kahvaltı konsepti bana daha sıcak geldi. Güzel bir müzik, biraz huzur ve yanında taze çay ve sevdikleriniz de olduktan, aklınız evde kalmadıktan  sonra.

Açıkçası ben Zuzu'nun ağırlıklı çocuklar için tasarlanmış bir yer olduğunu sanıyordum. Ama aslında gayet yetişkinler için dekore edilmiş, sadece çocukları da düşünmüşler (oyun odası, oyun ablaları, çocuk tuvaleti) olması gerektiği gibi. Çocuğunuzu bir yere bırakmadan, yanınıza çocuklu ya da çocuksuz bir arkadaşınızı rahatlıkla alıp gidebileceğiniz bir yer Zuzu. Hala duymamış olanlar varsa denemelerini tavsiye ederim. Diğer mekanlara örnek olmasını dilerim.

Yeri kolay. Bağdat caddesine Bostancı tarafından başından girdikten sonra sola yanaşın, Ramiz'den sola dönün, sonra sol, tekrar sola dönün, önüne çıkacaksınız.

posted on 28 Aralık 2009 Pazartesi 13:56:27 UTC  #    Yorumlar [4]
# 26 Aralık 2009 Cumartesi

Şimdiye kadar Can’ın kullandığı 3 adet oto koltuğunu size tanıtmak istiyorum (Hande'den):

Maxi-Cosi Cabrio Fix
İlk koltuğumuz Maxi-Cosi Cabrio Fix oto koltuğuydu ve aynı zamanda bebek arabasına monte edilebiliyordu. Kullanımı çok rahattı. 

        

Cabrio Fix’i, bir sonraki koltuğumuzun biraz gecikmeli gelmesinden dolayı doğumundan neredeyse 16 aylık olana kadar kullandık. Hala Can’ın o koltuğa karşı özel bir sevgisi var. Bence en fazla bir yaşına kullanılmalı. Küçük ve yatar pozisyonda olduğundan bir süre sonra çocuk için oldukça sıkıcı olabiliyor. 

Volvo Britax-Fixway 
Hamile kaldığımı öğrendiğimde arabamızı daha sağlam bir arabayla değiştirmeye karar vermiş ve Volvo almıştık. Volvo broşüründe çocuk koltukları dikkatimizi çekmişti. Can'ın koltuğunu değiştirme zamanı yaklaşınca aklımıza bu koltuklar geldi ve araştırmaya başladım. Araştırdıkça konunun çok derin olduğunu ve çocuk için en güvenli yolculuğun, mümkünse 4 yaşına kadar ters dönük olduğunu öğrenince kendimizi bir maceranın içinde bulduk. Bu vesileyle de Kitubi ve Damla ile tanışmış olduk.

Araştırmalarımız sonucunda getirtebileceğimiz 2 koltuk olduğu sonucuna vardık. Volvo Britax ve Besafe’in 3 modelinden bir tanesi. Isofix bağlantısı olduğundan arabamızın Volvo oluşundan ve Ilgaz’ın koltuğunu sevmesinden dolayı Britax Fixway almaya karar verdik.  
 
Aracınızda Isofix Yoksa
Eğer arabanızda isofix bağlantısı  yoksa öncelikle arabanıza isofix demirinin bağlanabileceği ve arabanın konstrüksiyonuna sabitlenmiş bir parça taktırmanız gerekiyor sonrasında

Koltuk bağlantı demir ayağı;

Ve koltuk bağlantı demir muhafazasına ihtiyacınız olacak;

Britax Fixway'in Üstünlükleri

  • Can çok seviyor,
  • Oldukça yüksek oluşuyla çocuğa güzel bir görüş açısı sağlıyor (Besafe’den daha yüksek)
  • Oturduğu kısım rahat ve geniş, koltuğun yüksekliğiyle birlikte ayak mesafesi oldukça fazla.
  • Isofixli oluşu, koltuğun yanlış bağlanma riskini ortadan kaldırıyor. 

Olumsuz Yanları

BeSafe Izi Combi X1

Karma (BeSafe’in distribütör’ü) talebimiz üzerine geriye dönük monte edilen bir modelinden fuar için 3 adet getirdiklerini söylemişlerdi. Gelen modelin isofixli olmadığını öğrendiğimizde moralimiz bozulsa da Besafe’in kalitesine güveniyordum. Bu araştırmalar sırasında Can’dan 40 gün küçük olan Ege’nin annesi Gülşah’la sürekli bağlantı halindeydik. İlk Besafe’in reklâmını o görmüş ve bana araştırmam için bir materyal daha sunmuştu. Biz Britax’ı alırken, Karma’nın bizim için getirdiği koltuğu da onlar aldılar.

Benim arabamda isofix sistemi yok. Ara sıra da kiralık şirket aracı kullanıyorum. Bir yandan sistemi kurdurmak için formalitelerle uğraşırken diğer yandan eşimle, "Çocuğu sen al" - "olmaz koltuk senin arabanda" gibi tartışmaları sık yaşar olmuştuk. Bu yüzden ikinci bir araba koltuğu almaya karar verdim. Bu arada Evren ve Osman oğulları Tan için Ankara’da bir mağazadan Besafe İzicombi X1 almışlardı. Mağazadan almak taksitli alma imkanını da beraberinde getiriyordu. Böylelikle Özel Can Bebe’yi arayıp ellerindeki Besafe’in koltuğunu internetten alışveriş yapabilmem için web sayfalarına yerleştirmelerini rica ettim. Kısa bir süre sonra yeni koltuğumuz bize teslim edildi. 

Besafe İzi Combi X1'in Avantajları

  • Elinize aldığınızda bile ağırlığıyla güvenli ve sağlam olduğunu size hissettiriyor.
  • Aksesuarları beraberinde teslim ediliyor.
  • Fiyatı oldukça uygun
  • O kadar sıkı monte oluyor ki yerinden bir milim koltuğu oynatmanız mümkün değil.
  • Isofixli olmamasına karşın, ilk montajda biraz zorlansanız da daha sonraki montajlarda arabanıza göre ayarları çok oynatmadığınız için çok kısa sürede monte edebiliyorsunuz. (dün zaman tuttum, Can etrafımda dolanıp beni yavaşlatıyor olmasına rağmen bir dakikadan daha kısa bir zamanda monte ettim.
  • Oldukça konforlu görünüyor.

Koltuğu hem ters hem düz monte edebiliyorsunuz. Fakat bu bizim için bir avantaj değil, çünkü koltuğu öne döndürmek gibi bir niyetimiz yok. 

Dezavantajları

  • Britax’a göre ayak mesafesi çok az daha kısa
  • Britax'a göre biraz daha alçak.
  • Can sanki Britax’ı daha çok seviyor gibi geliyor bana (duygularını net ifade etmeye başladığında nedenini öğreneceğiz).
  • Hem ters hem düz monte edebiliyorsunuz (zamanından önce düz monte edilmesine neden olabilir ve düz montajı tersteki kadar kıpırdamaz sabitlenmiyor)

Bence bunlar çok önemli dezavantajlar değiller.

Ters monte edilen koltukların montajında dikkat edilmesi gerekenler

  • Koltukların arabanın ivmesiyle öne ve ya arkaya yapışmasını önleyen ayak, kayış vs. ayarlarının doğru yapılması. 

* Sabitlenmiş BeSafe izi combi X1
 

* Ön koltuğa sabitlenmiş kayışlar koltuğun ivmeyle arabanın arka tarafına doğru kaymasını önlerken, yere basan ayak ta, koltuğun arabanın ön tarafına doğru hareket etmesini engelliyor
 

* Koltuğun arabaya sabitlenmesini sağlayan mekanizmanın kriko kolu

* Hem araba koltuğunu sabitlerken aynı zamanda koltuğun arka tarafa doğru hareket etmesini engelleyen çelik kaplama bölümün emniyet kemeri geçişi.

* Emniyet kemerinin geçiş noktaları.
 

  • Her iki koltuğunda dik, dinlenme ve yatma diye 3 pozisyonunun olmasına karşın (düz bir zemine koyduğunuzda bunun doğru olduğunu görüyorsunuz), arabaların arka koltuklarının rahat oturum için arka tarafa eğimli yapılmış olmasından dolayı, koltuğu her zaman için yatar pozisyonda tutup, koltuğun da kayışlarını iyice sıkarak koltuğun yüzeyini mümkün olduğunca düzleştirdiğinizde görüyorsunuz ki çocuk uyurken başı öne düşmüyor. (ilk günlerde uyurken çok rahatsız bir koltuk bu diye çok üzülmüştük) 

Bir de koltuklar gelmeden önceki en büyük fobim, küçücük olan benim arabama (ford fiesta) sığar mı korkusuydu. Onda da bir sıkıntı yaşamadık. Çok yer kapladıkları kesin ama orası oğlumuzun özel yeri.

Her iki koltuktan da çok memnunuz. Daha da önemlisi Can çok memnun bizim de içimiz rahat.

Nurturia Geriye Dönük Araba Koltuğu Sevenler Grubuna katılın

posted on 26 Aralık 2009 Cumartesi 20:41:35 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Aralık 2009 Pazar

Ilgaz'a ilk baştan sona okuyabildiğim kitaplar bu yazıda bahsi geçen ve tesadüfen çıkartmalı (yapıştırma / sticker) kitaplardı. Ilgaz bu kitaplar hep elinin altında olduğundan çıkartma işini çabuk keşfetti. Sonra bir süre Ilgaz'ın çıkartma sevdiği ortaya çıkınca herkes ona çıkartma kitabı hediye etmeye başladı. Sıkışık zamanlar için de hem evde, hem sokak çantasında bir çıkartma kitabı bulundururduk. Sonra bir dönem geldi ki seviyor diye biz de çok teşvik ettik, başka bir şey yapmıyor takıntı mı oldu diye sınırlamayı düşünmeye başladık. Diyelim ki eve yeni bir eşya aldınız ve bir köşesinde barkodunu ya da etiketini unuttunuz, Ilgaz hemen sevinir ve onu çıkartmaya koyulurdu.

Bu zaman zarfında küçük parmakları cımbız hassasiyeti kazandı. Baş ve işaret parmakları ince el becerisinin dibine vurdu. Şu anda da Lego'ların en minik parçalarını yerlerine başarıyla yerleştirebilmesinde çıkartma sevgisinin etkili olduğunu düşünüyoruz.

Uzun sözün kısası, çıkartmalı kitapları seviyoruz. Artık eline verdiğimiz çıkartma kitabını anında bitirip bir kenara atmadığı için almayı seyrekleştirdik. Bugün bir kitap almak için D&R'a girdim, İş Bankası yayınlarının "Çıkartmalı Kış Eğlenceleri" kitabını gördüm ve kitaba vuruldum. Kitabın baskı kalitesi, kullanılan dil, çıkartmalardaki tipler, kapak hepsi çok güzel. İçinde çıkartmalarla kartpostal da süslenebileceği yazılmış ki bence pek çok şey süslenebilir. Ilgaz'a hemen verip vermeme konusunda kararsız kalsam da, eve gelip Gökhan'la birlikte inceledikten sonra gerçekten iyi bir yatırım olduğu konusunda hemfikir olduk. Ben D&R'dan 14 küsura aldım. İş bankasının sitesinde 9,80. Bu fiyata bu kitap, her yaşa tavsiye olunur.

 

posted on 20 Aralık 2009 Pazar 21:30:16 UTC  #    Yorumlar [9]
# 10 Aralık 2009 Perşembe

Pozitif Doğum Hikayeleri
Sezaryen oranının artmasında bir önceki kuşağın efsaneleştirdiği korku dolu doğum hikayelerinin önemli payı olduğunu düşünüyorum. Umarım blogcuanne'nin bu girişimi daha fazla annenin şansını denemesini sağlayacak. Bizim normal doğum hikayemizi de okuyabilirsiniz.

Bebeğime Ne Alsam
Sermin'in desteğiyle, çocuğunuza alıp beğendiğiniz ürünler hakkında yazabiliyorsunuz. Gerçek kişilerden, denenmiş ürünler. Ben de ingilizce seti hakkında yazmıştım.

Haydi Oynayalım
Aktivite bloglarına bayılırım. Zaten az bulunan vaktinizde acaba ne yapsak çocuğumla birlikte diye düşünmek yerinde, şöyle bir dolaşırsınız, birebir uygulamasanız bile hemen ilham gelir. Çiğdem çok iyi düşünmüş, kollektif olması daha da iyi olmuş. Ben de ilk fırsatta yazacağım.

Bilmeyen, benden duyan varsa, okuyun, yazın, siz de katkıda bulunun. Başka bildikleriniz, sevdikleriniz varsa yorumlara yazın.

posted on 10 Aralık 2009 Perşembe 21:02:22 UTC  #    Yorumlar [3]
# 03 Aralık 2009 Perşembe

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Alışveriş

Bana en garip gelen tavsiyelerden biri bu alışveriş meselesiydi. İyi ama ne almamı bekliyorsunuz? Bakkala da mı gidemeyeceğiz?

Doğum sonrasında alışverişle ilgili:
1 - Ülkemizde eviniz dışındaki hemen hiçbir yer düzenlenirken bebekli insanlar hesaba katılmamıştır. Bebek arabaları ile geçeceğiniz kaldırımlara arabalar park etmiştir. Emzirme odaları alışveriş merkezleri ile sınırlıdır, oralarda da emzirmeden önce el yıkayacağınız lavaboda bir bayanın iç çamaşırla kalana kadar soyunmuş ayaklarını yıkadığına tanık olabilirsiniz (cevahirde 2 kez başıma geldi, toplam 4 kez gittim o odaya zaten). Aile tuvaleti kavramı neredeyse bilinmemektedir (bebek arabası ile sığacağınız geniş tuvalet, sizin de çişiniz gelebilir).
2 - Bebekle dışarı çıkmak doğumdan itibaren önerilen bir aktivitedir. Ancak alışveriş biraz zordur. Alışveriş merkezleri kapalı ortamları ile küçük bebeklere pek uygun değildir. Acıktığında emzirebilmek için uygun bir ortam bulabilirsiniz belki ama sık emzirmeler işinizi bölecektir. Zaman geçtikçe bu durumları idare etmeyi öğrenirsiniz ama ilk haftalarda, daha bebeğinizle birbirinize alışamamışken saatler süren bir alışveriş ikinizi de strese sokabilir.
3 - Bebeğinizi emanet ederek birkaç saatliğine kafanızı dağıtmak için çıkabilirsiniz. Ancak, hamilelikte alışverişe çıktığınızda, kocaman göbeğiniz etrafınızdakilere kuyrukta bekleyemeyeceğinizi açıkça ifade etmektedir. Doğum sonrasında artık bu gösterge ortadan kalkmıştır. Evde acaba ağladı mı, acıktı mı diye endişe ettiğiniz bir bebeğiniz vardır ama kimse bunun farkında değildir. Ilgaz 6 aylık olduğunda, ilk kez uzunca bir alışverişe gitmiştim. Bir bayan ben kabinde giysi denerken, “lütfen çabuk olabilir misiniz, arabada 3 haftalık bebeğim var” diye seslendiğinde apar topar kabini boşaltmıştım. Telaşlı bayan yüzüme bakıp “Çok teşekkürler, giyecek bir şeyim kalmamıştı” dediğinde gözlerim dolmuştu :)
4 - En iyisi, doğum sonrasındaki ilk birkaç ay için sizin yapmanız zorunlu alışverişleri önceden yapıp, doğum sonrasında, hava almak için ya da değişiklik olsun diye alışverişe çıkmaktır. Bir park ya da çay bahçesi ziyareti yüksek ihtimalle size de bebeğinize de alışveriş macerasından daha iyi gelecektir.

Doğum sonrasındaki ihtiyaçları karşılamakla ilgili 6 öneri:
1 - Doğurur doğurmaz eski giysilerinize giremeyebilirsiniz. Hatta bunun aylar alacağını düşünerek kendinizi hazırlarsanız daha iyi hissedersiniz. Hamilelik giysilerinizi ve lohusa geceliklerini de ilk haftadan sonra pek canınız çekmeyebilir. Zevkinize uygun, iç açıcı renklerde rahat, spor giysiler edinin. Emzirme sırasında çok terleyebileceğinizi hesaba katın. Sık değiştirmek üzere, önü kolay açılan bolca havadar üst edinebilirsiniz.
2 - Bebek bezleri, ıslak mendiller en kolay ulaşılan ürünlerdir. Boş yere bunları stoklamayın. Önceden araştırıp, farklı markaların özelliklerini karşılaştırabilirsiniz. Nurturia'da taze bir babanın bez konusu ile ilgili sorduğu soruya tecrübeli anne-babalarımızdan nefis yanıtlar yağmaya devam ediyor: http://www.nurturia.com.tr/questions/fbc5b5e3-342a-4186-b600-9ca10175dc88/1/hangi-bebek-bezi 
3 - Özellikle gezerek seçmeniz gereken ürünlere yoğunlaşın. Eğer ihtiyacınızı tam olarak kestiremiyorsanız, seçmekte zorlanıyorsanız erteleyin. Araştırdığınız markaları ve fiyatlarını not alın, daha sonra ihtiyacınız netleşip alacağınız ürünü daha iyi kestirdiğinizde gidip nokta atışı alabilirsiniz. İşinizi görmeyen bir ürünü kullanmaya çalışmaktansa, zamanı geldiğinde bir bilene sorup almak daha kolay olacaktır.
4 - Bütçeniz dahilinde size zaman kazandıracak ürünleri inceleyin, dergilere bakın, blogları, bebek mağazalarını dolaşın. Yine bir sürü şey stoklayın demiyorum, ama ileride sıkıştığınızda, hamileyken göz ucuyla gördüğünüz bir malzeme gününüzü kurtarabilir.
5 - Market alışverişi başta olmak üzere internet üzerinden sipariş verebileceğiniz siteleri araştırın. Özellikle bebek, bebek arabası ve çantası yanınızdayken bir de ağır malzemeleri taşımaktansa, rutin toplu alışverişlerinizi evinize sipariş edebilirsiniz. Ben 1999 yılından beri dönem dönem Migros'tan ve 2002'den beri Carrefour'dan (eskiden Gima'ydı) alışveriş yapıyorum.
6 - Bebekle birlikte alışveriş zor olsa da, açık hava gezileri hem bebek hem anne için çok iyidir. Kullanışlı bir çanta, emzirme örtüsü, kanguru gibi bebekle kısa gezilerde işinize yarayacak malzemeleri araştırın (pahalı kullanışlı demek değildir).

Lohusalık bir olağanüstü haldir.

Başka bloglardan:
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html

posted on 03 Aralık 2009 Perşembe 10:10:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 01 Aralık 2009 Salı

All for Kids yepyeni bir alışveriş dergisi, çocuklu anneler için.

Aranızda futbola meraklı olanlar varsa Futbol Ekstra'dan Banu Yelkovan'ı tanıyor olabilirler. Banu oğlu Aras 2 yaşına yaklaşırken, kendi deyişiyle asıl işi olan dergiciliğe dönmüş ve All Kids'in editörlüğünü yapmaya başlamış. Derginin ilk sayfalarında "editörden" bölümünde, Banu şöyle diyor:

"Bu dergiye hiçbir şey laf olsun diye konulmuyor, hepsi denenmiş, kullanılmış, test edilmiş, onaylanmış fikirler. Ne saçını süpürge etmeye ne kendilerini kariyerlerine adamaya niyeti olmayan annelerden tavsiyeler"

Derginin Blog bölümünü de Kitubi'ye ayırdılar. Ayrıca bu ayki sayıda bir de röportajım var.

Dergi dolu dolu, ben de yazıyorum diye demiyorum, işe yaraması için uğraşıldığı belli oluyor. Anneler için hazırlanmış ama çocuklar için sayfalar da var, ayrıca bu ayki sayıda çok güzel Sünger Bob hafıza kartları hediye.

Hoşuma giden bir diğer yanı, derginin eleştiriye açık olması ve okuyucu görüşüne çok önem vermesi. Dergiyi okuduktan sonra görüşlerinizi Nurturia'da ALL for kids grubuna yazabilir, editörü Banu ile iletişim kurabilirsiniz.

posted on 01 Aralık 2009 Salı 21:05:38 UTC  #    Yorumlar [16]
# 20 Kasım 2009 Cuma

Nurturia, domuz gribi derken yazıların arasına çok zaman girmiş. Bekleyen okuyucularımız lütfen kusura bakmasın lütfen.

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

O artık minik bir insan. Ortamı onun boyuna uygun şekilde düzenleyerek, daha fazla işi kendisinin başarabilmesini sağlayabiliriz. Böylece kendine güveni artacak ve daha huzurlu bir insancık olacaktır.

18-24 ay gelişim döneminde en çok kullandığımız 5 ürün:

Lazımlık: Mothercare'in minik lazımlığı (resimde). Bazı uzmanlar 24 aylıktan önce tuvalet eğitimine başlanmasını önermese de, gözü alışsın diyorsanız, minik ergonomik bir lazımlık.

Portatif Yatak: Ikea sünger bebek yatağı. Park yatak almamıştık. Ilgaz'a yaylı yatak aldıktan sonra, tatile giderken sünger yatağı rulo yaparak yanımıza almaya başladık. Gittiğimiz yerde yer yatağı şeklinde kullandık.

Basamak: Ikea tahta basamak (Bekvam). Halen çok sık kullanıyoruz. Mutfakta üst dolaplar için bizim de işimize yarıyor.

Banyo kaydırmazı: Tchibo'dan almıştık. Bu yazıdaki banyo oturağına sığmaz hale gelince küvetin içinde almıştık. Hala kullanıyoruz.

Atkı-Bere: Yine Tchibo'nun bir temasından aldığımız atkı bere takımını bütün kış kullandık (resimde beresi görünüyor). Atkı dediğim, arkası çırtlı minicik fular gibi bir şey. Her ikisi de hava alan incecik penye kumaştan, rüzgarın vereceği rahatsızlığı keserken, nefes almasını engelleyip bunaltmaması için. Daha kalın bir şeye(resimdeki atkı gibi), ancak resimdeki gibi buzlu bir günde ihtiyaç duymuşuzdur.

posted on 20 Kasım 2009 Cuma 10:02:53 UTC  #    Yorumlar [3]
# 07 Kasım 2009 Cumartesi

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut'un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. "Tamam alalım" deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd'lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, "bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na".

Cd'lerde de Susam Sokağı'nın Bay Saftirik'ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD'nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD'leri getiriyor, "Anne bu kaç?" diyor, "12" diyorum, "12, ehe ehe, 12" deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.
Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz'la, ya da işle, ya da Web 2.0'la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz'a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox'la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika'lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

 

posted on 07 Kasım 2009 Cumartesi 06:21:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 25 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Ne zaman bebeklikten çıkıp çocuk olurlar? Yürüdükleri zaman mı, konuştukları zaman mı? İlk yaş gününden sonra hayatınızda yeni bir dönem başlıyor. Her anlamda size bağımlılığı azalırken, iletişimi gitgide artıyor. Diğer yandan artık daha akıllı olduğu için çözümler daha dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor.

12-18 ay gelişim döneminde en çok kullandığımız 5 ürün:

Suluk, çocuk bardağı: Avent Sportster. Üzerinde 18 aydan itibaren yazmakla birlikte, Ilgaz'ın biberondan sonra favori bardaklarından oldu. Diğer 3 delikli versiyonlarına göre çok daha rahat kullanıyor, daha hızlı aktığı için sanırım. Diğer Avent bardaklara da uyduğundan, duruma göre uçlarını daha kısa bardaklara takarak da kullanıyoruz. vde artık büyük çoğunlukla normal bardak kullanmakla birlikte, bazen odasına içecek götürürken, bitki çayları için ve yolda belde, silikon sızdırmazları da olmadan hala kullanıyoruz.

Çatal-bıçak, kap-kacak: Ikea renkli plastik çocuk malzemeleri. Rengarenk, plastik, kullanışlı hafif. Ayrıca bıçaklar çok güzel nutella, tereyağ sürer. Ayrıca piknikte, yolda kendiniz için de kullanabilirsiniz.

Nemlendirici: Avene Trixera. Aslında bu ürünü de doğumundan itibaren kullandık, önceki yazılarda atlamışım, önemli bir ürün. Daha küçükken ara ara belirli bölgelerinde ekzama oluyordu. Sonra güneşten ve kışın rüzgarlı havalarda soğuktan, asitli şeyler yediğinde özellikle ağız çevresi kızarıyordu. Eğer kurumasına izin verirsek kötüleşiyordu. Banyodan sonra ve gün içinde önce hafif ıslatıp teni nemliyken sürerek koruduk cildini.

Portatif Mama Sandalyesi: Sevi Bebe Pratik Mama sandalyesi. Kılıfı çıkartılıp yıkanabildiğinden, hem dışarıda, hem ev içinde çok pratik. Süngerini yıkamayın, bozuluyor.

Hazır Mamalar: Milupa Gece Tahılları, Milupa Fasulye-domates, Milupa 4'lü kaplarda satılan meyve püreleri. Katı gıdaya geçiş döneminde çok sık hazır mama kullanmamaya çalıştım. Ama özellikle Ilgaz biraz palazlanıp, biz de daha çok gezmeye başlayınca, evde ve çantasında her zaman, uzun ömürlü mamalardan bulundurmaya çalıştım. Acil durumlarda ve özellikle yiyeceklerin bozulma riski olduğu ısılarda çok yararlı. Artık seyrek yediğinden midir nedir, tadını sevdiğinden midir bilmiyorum ama, hiç bir zaman bu hazır mamalara itiraz etmedi.

posted on 25 Ekim 2009 Pazar 08:33:22 UTC  #    Yorumlar [0]
# 07 Ekim 2009 Çarşamba

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

İlk doğum gününe 1 çeyrek kala, 9-12 ay arasında en çok kullandığım 5 ürün:

Soğuk Buhar Makinesi: Essenso Soğuk Buhar makinesi. Hayatımın en ağır gribini hamileliğimin 7. ayında geçirdim. Haftalarca geçmeyen öksürükten bel bölgemdeki tüm kaslar kıpırdamaz hale gelince, bir faydası olur ümidi ile soğuk buhar makinesi almaya karar verdim. İlk satın aldığım cihazın buhar yapacağım derken çıkardığı fabrika gürültüsü yetmezmiş gibi 1 metre çapında ne varsa sırılsıklam ıslatması üzerine geri götürdüm. Esse'nin kampanyasından geri verdiğim aletin iki katı fiyatına güzel bir buhar makinesi aldım. Kış aylarında kombinin yol açtığı kuruluğu azaltmak için özellikle de burnu tıkalı olduğu zamanlarda Ilgaz'ın odasında, onun yatma saatinden, biz yatana kadar çalıştırdık.

Uyku Tulumu: Fuar Baby'nin ayaksız pofuduk uyku tulumu, her daim serin evimizde, soğuk kış günlerinde Ilgaz'ı sıcak, bizim içimizi serin tuttu.

Bez Kitap: Konuşan Hayvanlar. Ilgaz'a kitap okumaya 4 ay civarında başladık. Yaşına doğru bizim okuma sıklığımız da arttı, kendi kendine kitapları bulup karıştırması da. Her hayvanın üzerine basıldığında, o hayvanın sesini çalan bu kitabın eşliğinde Ali Baba'nın Çiftliği şarkısını söylerdik. Bir de Gökhan köpek sesine belirli bir tempo ile basarak bir çeşit müzik yapardı (Ilgaz'dan çok biz eğlenirdik :) ). 

İtmeli Oyuncak (yürüme öncesi ve sonrası): Early Learning Center Yürüme Arabası. O zamanlar Mothercare ELC'yi satın almamıştı, Leonardini ELC oyuncaklarının Türkiye distribütörü idi. Tuğla taşıyan el arabasına tutunup iterken doğru hızı ayarlayıp dengesini bulana kadar aile büyüklerinin yüreğini hoplatsa da zamanla sürmekte usta oldu. Bazen tutunup gezdirirdi, bazen biz oturtup onu gezdirirdik. Emeklemede usta olduktan sonra yürümeye geçiş aşamasındaki zorlu el tutarak her yere gitmeye çalışma döneminde çektiğimiz bel ağrılarını biraz olsun hafifletmiş, muhtemelen yürüyebilmesi için gerekli kasları çalıştırmasına da yardımcı olmuştur.

Priz Güvenliği: Ikea Priz Koruyucu. Emeklemeye başlaması ile evde güvenlik önlemlerini arttırmak gerekti. İkea priz koruyucular da en uzun süre kullandığımız ürünler oldu. Yakın zamanda onları da tırnağını takarak açabilmeye başlayınca, evdeki tüm prizleri çocuk korumalı prizle değiştirmek zorunda kaldık.

Bu yazı ilginizi çektiyse:

Ev içi oyun parkları

posted on 07 Ekim 2009 Çarşamba 20:26:48 UTC  #    Yorumlar [2]
# 04 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Katı Gıdalara Geçiş Dönemi olan 6-9 ayda en sık kullandığım 5 ürün:

Cam Rende: Paşabahçe cam rendeyi hiç kaldıramadık, hep bulaşıklıkta durdu diyebilirim. Balık şeklinde, ortası pürtüklü, meyveyi sürünce, bütünlüğünü bozup yumuşak posa ve suya çeviren son derecede basit ve başarılı bir alet. Doktorumuz, pürtüklü yemeye alışması için meyveleri ilk günden başlayarak cam rende ile hazırlamamamızı önermişti.

Saklama Kapları: Avent Via Süt Saklama Seti. Güya süt saklama amacı ile almıştım ama acil durumlarda çözdürüp ısıtması süt poşetlerine göre çok daha uzun zaman aldığı için bu amaçla nadiren kullandım. Hem buzdolabı ve buzluk için, hem ısıya dayandığından sıcak su içinde yemeği ısıtıp direk içinden yedirmek için, hem yanımıza almak için elim ayağımız oldu bu kaplar. Hala da evde Ilgaz'ın malzemeleri dışında da en çok kullanılan saklama kabı olduğunu söyleyebilirim. Baştan fiyatı biraz pahalı gibi gelmişti ama iyi bir yatırım oldu.

Yoğurt Makinesi: Tchibo'nun teması tam benim aradığım ana denk gelmişti. Ilgaz başlarda günde 1,5-2 kavanoz götürüyordu bunlardan. Süt olarak günlük süt, maya için SEK'in 800 gramlık plastik dikdörtgen kaptaki homojenize yoğurdunu kullandık genelde.

Mama Önlüğü: İkea'nın ikili set halinde satılan kollu muşamba önlükleri. Makineye de atılıyor. Belirli bir yıkamadan sonra ılık ütüyle ütülüyorsunuz, geçirmezliğini yeniden kazanıyor. Küçülünce kolları kestik, boynunu çıtlattık hala kullanmaya çalışıyoruz arada.

Banyo Oturağı: Kid dsign diye bir marka. Yanılmıyorsam, 17 TL civarı bir fiyata Maxitoys'dan almıştım. Diğer markaların fiyatları 50-60 civarıydı. Oturmaya başladıktan itibaren banyoda bunu kullandık. Hatta bir-iki kere mama sandalyesi ıslakken resimdeki gibi tezgahın üzerine vakumlayıp mama sandalyesi olarak da kullandım. İçine sığamayana kadar da bunu kullandık banyoda.

posted on 04 Ekim 2009 Pazar 18:16:06 UTC  #    Yorumlar [4]
# 01 Ekim 2009 Perşembe

Bir önceki yazımda, Ilgaz'ın doğumundan 3 aylık olana kadar en çok kullandığım 5 ürünü yazmıştım.

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

3-6 ay gelişim döneminde en çok kullandığım 5 ürün:

Bebek arabası, ana kucağı: Inglesina Zippy travel system (bizdeki 2006 modeliydi, o zaman daha isofix'li baza yoktu). Yalnız bu dönem için değil, her dönem severek kullandığımız ürün. Parası son kuruşuna kadar helal olsun.

Süt sağma pompası: Medela Pilli ve Elektrikli Süt Pompası. Ilgaz 3,5 aylıkken, sütüm bir anda azaldı. Ilgaz da çok sık emmek istiyordu. Sütüm azaldı yetmiyor diye panikle sağmaya başladım. Muhtemelen bir büyüme atağı idi yalnızca. Sonra da sağdığım için arttığına hükmettim, belki de sadece çocuk sık emdiği için artmıştı. Geceleri de kesintisiz uyumaya başlayınca, bütün gece emmiyor, ya kesilirse diye paranoya yapıp her gece yatmadan önce sağdım. Halbuki Ilgaz 6 aylık olup katı gıdaya başlayana kadar, gündüzleri her 2 saatin yarım saatini emerek geçirdiği için, muhtemelen gerekli pompalamayı kendisi yapıyordu. Sağmasam süt yerinde durur muydu asla bilemeyeceğiz. Ama daha az endişelenip, sağma ile geçirdiğim vakitte uyusaydım, bunun süte faydası olurdu, bundan eminim. Neyse uzatmayalım, işte bu stresle 3-6 ay arasında oldukça sık kullandım pompamı. Pratik, kullanışlı, ekonomik bir pompa. Sonradan sterilize edilen parçaları yedeklemek için el pompası olandan da edindim bir tane. Yalnız tıbbi bir sorun yüzünden doktor önerisi ile süt arttırmak için pompa gerekliyse, yetersiz kalacak bir pompa olduğunu düşünüyorum. Ama fazla sütü sağmak, bebeğin yanında olmadığınızda şişen göğüsteki sütü almak için gayet başarılıdır.

Süt Arttırıcı Çay: Humana Still Tea. Çemen otu içerir, buna rağmen tadı güzeldir. Yalnız 3 ay boyunca Gökhan'ın benden uzak durması ve Ilgaz'ın bir garip kokmasının sorumlusudur :) Süte de gerçekten yaradığını düşünüyorum. Plasebo da olabilir tabi.

Süt Saklama Poşeti: Yine sevdiğimiz poşet Medela'dır. El emeği, göz nuru, sağıp sağıp buzluğa attığım poşetler dolusu sütler, Ilgaz 6 aylıkken ilk çalışma girişimimde Ilgaz'a bakması için ayarladığımız teyze tarafından, kolay uyusun diye biberonla dayanmak suretiyle, 3-5 günde bitirilmişlerdir. Akşam döndüğümde Ilgaz superfresh sütlerden tok olduğundan emmemesi, gündüz doğru düzgün sağacak ortam bulamamam, peşine Gökhan'ın apandisit ameliyatı, sonra da katı gıdalar tatlı gelip Ilgaz'ın gündüz emmeyi bırakması derken sütler bu sefer gerçekten suyunu çekerek, 8-9 ay civarında aperatif miktarına inmiştir.

Yerde Yatan Bebek Oyuncağı: Nam-ı diğer Babygym. Resimdeki. Ilgaz 3 aylıkken, Ilgaz'ı, onu görmeye gelmiş olan halası ve kuzenimiz Ece'yi de kendimle birlikte maceraya sürükleyerek Eminönüne götürerek almıştım. Eski alışkanlıklar. Eminönü oyuncakçıları sevdası. Bu tecrübeden sonra, her şeyi, fiyat, çeşit, kampanya promosyon takılmadan, en kolay ulaşabildiğim yerden alıyorum :) Neyse sonuçta oyuncaktan memnunuz, bütün büyük oyuncakçılarda vardır, Eminönüne gitmeye gerek yok.

posted on 01 Ekim 2009 Perşembe 19:13:41 UTC  #    Yorumlar [7]
# 27 Eylül 2009 Pazar

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Doğumdan sonra ilk 3 ayda en çok kullandığım 5 ürün:

Göğüs Ucu Koruyucu: Medela Anatomik Göğüs Koruyucu Diğer yazının yorumunda Münevver Hanım'ın belirttiği gibi, göğüs ucunuz hassassa, Lansinoh üstü göğüs pedi insanı mahvediyor. İlk 10 günde ve zaman zaman göğsümde şişlik olduğunda da bu kalkanlardan kullandım.

Göğüs Ucu Çatlak Kremi: Lansinoh Lanolin kremini yine ilk 10 günde yoğun olarak kullandım. Fazlasını silmek için daha çok rahatsız olmayayım diye elimde yumuşatarak azar azar kullandım. Kalanını böyle değerlendirdim.

Göğüs Pedi: Lansinoh Tek kullanımlık Göğüs Pedi. Çok marka denedim, en çok bunun fiyat performansından memnun kaldım.

Uyku Oyuncağı: Playskool Ninnili Uyku Arkadaşım. Ninni söylemeye enerjim kalmamış. Buna basar, yan yatırır yanına koyar, beşiğinde uyutmaya çalışırdık. Müzikleri bana lohusa depresyonu yapardı. Ilgaz bebekten sıkılınca Gökhan gelir, nını nıy, nını nıy diye, aynı şarkıları kendisi bıdırdanırdı.

Alt Değiştirme Pedi: Arkadaşım İdil, kızı Yasemin'in küçükken kullandığı Mothercare alt değiştirme süngerini havluları ile birlikte vermişti. Gazını da çıkartma amacıyla, altını çok açık tuttuğum için, bunun üzerinde çok vakit geçirdi. Üzerinde tepine tepine kaç senelik malzemeye son nefesini verdirdi. Ablam da ilk başta İkea'dan şişme olanlardan almıştı, Tan altını değiştirirken çok ağlıyordu. Annemin acaba sert mi geliyor düşüncesi ile buna benzer bir tane almasıyla ağlama problemi çözüldü.

Güncelleme: Balcamisis de ilk 3 ayda kullandığı ürünleri bu yazıda yazmış: http://balcamisis.blogspot.com/2009/10/ilk-3-ayda-en-sevdigim-seyler.html

Siz de yazıp yorumlara link'ini bırakabilirsiniz. Bir çeşit doğal MİM oldu.

posted on 27 Eylül 2009 Pazar 12:25:08 UTC  #    Yorumlar [1]
# 26 Eylül 2009 Cumartesi

Ilgaz doğduğundan beri hamilelik ve bebek ürün değerlendirmeleri yazmak istiyorum. Yanlış bir ürün seçtiğimde çıkıp ikincisini aramaya zaman bulamadığım bu sıkışık dönemde, araştırıp soruşturup, deneyip yanılıp, üstüne bir sürü para yatırıp aldığım malzemelerden memnun kalıp kalmadığımı yazayım da, bir faydam dokunur diyordum. Geri dönüp bakınca bu kadar yazının içinde ürün yorumları bir elin parmaklarını geçmez. Yazmaya vakit bulamamamın en temel nedeni de detaycılığım elbette. İlle de ürün fotoğrafları çekilmeli, memnun olduğum, olmadığım yönleri yazılmalı, nereden ucuza alınabileceği belirtilmeli... Böyle detaylı düşününce bir de baktım ki, ne zaman hangi marka ürünü kullanmışım unutma noktasına gelmişim. Hal böyle olunca dedim ki, bari bu konuda da bir dizi hazırlayayım, sadece en basit dille, hamilelik, 0-3 ay, 3-6 ay, 6-9 ay, 9-12 ay, 12-18 ay, 18-24 ay ve 24-36 ay gelişim dönemlerinde en sık kullandığım 5 ürünü yazayım, okuyanlar da kendi yorumlarını, kendi en sık kullandıkları anne ve bebek ürünlerini yazsınlar, böylece kısa yoldan bir sürü bilgiyi listelemiş olalım. Eğer bildiğiniz güzel ürün yorumu yazıları varsa başka bloglardan, ya da kendi yazdıklarınız, onların da linklerini ekleyebilirsiniz yorumlara.

Hamilelikte en çok kullandığım 5 ürün:

Çatlak Kremi:  Babe Çatlak Kremi (Anti-Stretch Mark Treatment)
Çatlak olmadı ama işe yarayanın bu olup olmadığını bilmiyoruz. Kolay emilen, hafif kokulu bir kremdi. Hamilelikte sivilcelerim fena azmıştı ve ne sürsem kötüleşiyordu, ama bu kremin bir zararı olmadı.

Hamile Uyku Destek Yastığı: Tchibo Hamilelik ve Emzirme Yastığı. Ve tabi başımın altına da bir-iki yastık daha.
Şaşırtıcı bir şekilde bunu yazmışım. Ürün yorumu - Çok amaçlı emzirme yastığı

Hamile Sütyeni: Gündüz bu modele benzer Marks&Spencer, gece böyle bir model (ben pazardan tanesini 3 TL'ye almıştım yalnız)
Balensiz, penye, bunaltmayan sütyen çok aradım. Genelde emzirme sütyeni önerdiler ama bana onlar henüz emzirmiyorken gereksiz ve rahatsız gözüktüler.

Hamile Pantalonu: Bunun hemen hemen aynı bir pantalonla bitirdim bütün hamileliği. Bir de gittigidiyor'dan 15 TL'ye pembe bir pantalon almıştım. Satana hediye gelmiş, küçük gelmiş değiştirememiş. Etiketi üzerindeydi.

Elevit: Hamile multivitamini. Hergün, hergün içtim. Sonra nedense eczanelerde bulamadım. Muadili başka bir vitamin aldım.

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

posted on 26 Eylül 2009 Cumartesi 19:28:40 UTC  #    Yorumlar [4]
# 06 Eylül 2009 Pazar

Biz küçükken ayakkabı alınacağı zaman babam bütün yanında bizimle gezerek, bütün ayakkabıları eğip, bükerdi. Hiçbir zaman dışarıdan bakıp beğendiğimiz bir ayakkabıyı güzel bir yoğurmadan almamıza izin vermezdi. Yıllar sonra, Ilgaz'ın tek tarafa yatmaktan yamulan kafasını göstermek için ortapediste gittiğimizde çok doğru bir iş yaptığını öğrenmiş oldum.

Bebeğinize-çocuğunuza ayakkabı seçerken:

  • En ideali çıplak ayak gezmesi. Ayakkabı da yalınayağa ne kadar yakın o kadar iyi.
  • Tabanı esnek olmalı. Mümkünse bükünce ortadan ikiye katlanmalı. Kar-kış ayakkabısı dışında olabildiğince ince tabanlı olmalı.
  • Nefes alan, terletmeyen, hafif ayakkabılar tercih edilmeli.
  • Yanınızda çocuğu götürüp denemek gerekiyor. Küçük, büyük olmaması gerekiyor. Ilgaz'ın kemikli, ekmek ayaklarına, numarası tutan 10 ayakkabıdan 1'i ancak uyar mesela.
  • İç tabanının düz olması gerekiyor. Ortopedik ayakkabılardaki gibi yükseklikler olmaması gerekiyor (aşağıda linkini verdiğim videolardan birinde, ortopedik olmamalı, ama anatomik denilen iç bombe tercih edilir diyor, bizim gittiğimiz doktorun verdiği broşürde düz olsun diyordu, doktorunuza danışmakta fayda var, aranızda doktor varsa yorumlarsanız sevinirim)
  • İçinde ayağına batacak, rahatsız türde dikişler, yapıştırmalar olmaması gerekiyor.
  • Kolay giyilip çıkartılabilmesi de sizin konforunuz için iyi olur.

Faydalı linkler:

Bebeğe ayakkabı almak gerekir mi?

Düz taban olabilir mi?

Ayakkabı ortapedik mi olmalı?

İlkadım ayakkabısı

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 06 Eylül 2009 Pazar 19:23:32 UTC  #    Yorumlar [0]
# 20 Ağustos 2009 Perşembe

Bütün temizlik malzemeleri göz yakar (karbonatı denemedim). Çünkü gözler hassastır, kendi kendilerini temizlerler. Bu bebek şampuanlarından oldum olası rahatsızım. Şekilli şişeler, uzunca bir "içindekiler" listesi. Peki nasıl oluyor da göz yakmıyorlar? Foşur foşur köpüren her malzeme göz yakar. Yani basitçe iyi oldukları için mi yakmıyorlar, yoksa daha karmaşık bir durum mu var? Üstelik artık ucuz olanlar da göz yakmıyor. O zaman neden büyüklerin şampuanları hala göz yakıyor? Madem daha iyi bir madde buldular, hem pahalı da değil, neden tüm şampuanlarda kullanmıyorlar?

İşte böyle zaman zaman, Ilgaz'ın şampuanı ve duş jelinin parfümü burnuma çalındıkça, inceden inceden sorgulardım bunları, rahatsız olurdum.

Son günlerde ne zaman Ilgaz'ın başını, yüzünü yıkasak, gözüm acıyor diyor. Şampuanın yakmaması lazım ama nedenini de anlayamadık. Bunun üzerine konu iyice takıldı aklıma, yakmalı mı yakmamalı mı? Bir araştırayım dedim, bir yerde iyonik, noniyonik gibi bir şeyler okudum, ikna olmadım. Başka bir yerde çok daha basit ve vurucu bir cümle gözüme çarptı:

"Şampuan göz yakmıyor olabilir, ama yine de gözü için serttir. Şampuanı gözüne kaçırmamaya çalışın."

Düşündüm ki bu çocuk tam 30 aydır, faşır fuşur gözlerinden şampuanlar köpükler akarak yıkanıyor. Peki nasıl sağlayacağız gözüne kaçmamasını? Normalde nasıl sağlanıyorsa öyle. Gözlerini yakmasını sağlayarak. Milyonlarca yıldır evrimleşerek gelen şahane gözlerimizi, bu gibi şeylerin yakmasının da bir nedeni vardır değil mi? Elbette, gözleri korumak. Demek ki göz yakmayan ürün kullanılmayacak.

Artık bebek olmadığı için, başı yıkanırken gözlerini açmamasının öğretilebileceğine karar verdim. Gökhan'a konuyu açtım, aklına yattı. Defne sabununun kötü kokmayacağına ikna olması biraz zaman aldı.

İki akşamdır banyoda, yum Ilgaz gözünü, başını yıkayacağız diyoruz, hemen sıkı sıkı yumuyor gözlerini. Biz de böylece kafasını hızlıca yıkayıp duruluyoruz. Gözlerine ise olması gerektiği gibi, sabunu neredeyse değdirmeden geçiyoruz. Nasıl olsa onlar kendi kendilerini tertemiz yıkayacak kadar gözyaşı akıtıyorlar her gün. Vücudunu da defne sabunlu süngerle köpük köpük yıkıyoruz. Cildi pamuk gibi, saçları yumuşacık oluyor. Minik bebekleri bilemem, ama palazlanmış laftan anlayan kıvama gelmiş arkadaşlar için tavsiye olunur.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 20 Ağustos 2009 Perşembe 20:09:34 UTC  #    Yorumlar [1]
# 19 Ağustos 2009 Çarşamba

Ilgaz emeklemeye başladığından beri yerleri sıvı arap sabunuyla siliyoruz. Ahşaplara çok yarıyor arap sabunu. Ancak fayansları bir süre sonra yapış yapış yapıyor. 2,5'tan 25'e :) çıplak ayakla gezen bir aile olduğumuzdan, yerlerin yapışkan olması pek hoş olmuyor. Doğala alışmışken, tekrar kimyasala dönecek de değiliz. Kimyasal düşmanı annemin de teşviğiyle, epeydir planladığım bu deneme başarıyla sonuçlanınca sizlerle de paylaşayım dedim.

Doğal Fayans Temizleyici

Ilık suyun içine birkaç kaşık karbonat koyup, vileda ile siliverin. Fayanslar temiz, içiniz ferah olsun.

Şimdilik gayet güzel beyazlamış görünüyorlar. Çıplak ayakla basıldığında güzel bir his veriyor. Karbonatın koku emici özelliğinden dolayı, özel olarak güzel bir koku vermese bile, kötü kokuları aldığından kesinlikle temiz hissi veriyor. Zamanla temizliği yetersiz gelirse ara sıra daha güçlü bir şeylerle sileriz ne olacak. Kendi yaşadığımız ev sonuçta, ne kadar kirleniyor olabilir ki?

Böylelikle ahşap ve ıslak zemin temizliği gibi iki temel temizlik ihtiyacını süper doğal ve de kolay birer malzeme ile halletmiş olduk. Sırada bekleyen başka denemelerim de var. Denedikçe paylaşırım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 19 Ağustos 2009 Çarşamba 12:45:35 UTC  #    Yorumlar [6]
# 05 Ağustos 2009 Çarşamba

Tan Besafe İzi Combi X2'sinde mutlu görünüyor değil mi? Osman, Evren ve Tan koltuktan çok memnun olduklarını belirttiler, kazasız belasız yolculuklar dileriz onlar için :)

Koltuğun satıldığı web sitesi adresini verirken gözlerimin yaşardığını belirtmeliyim, evet kanlı canlı bir web sitesinde satılıyor, fiyatı var, fotoğrafı var her şeyi var, inanılmaz, işte adresi:

http://www.ozelcan.com.tr/anne-bebek/1651-Besafe-Izi-Combi-Oto-Koltugu-Yeni-Tersten-Kullanilabilen-Oto-Koltugu.aspx

Satanları da, araştırıp bulup, alanları da, ayrı ayrı kutluyorum.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 05 Ağustos 2009 Çarşamba 19:51:40 UTC  #    Yorumlar [11]
# 27 Temmuz 2009 Pazartesi

Ilgaz 1,5 yaşını doldurduğunda birden hayatımız çok değişmişti. Gece uyanmaları azalmış, dil gelişimiyle çok daha iyi iletişim kurabilir hale gelmiş ve her şeyi de yiyebilir olmuştu. Sanırım 2,5 yaş da 1,5 gibi bir mihenk taşı.

Oğlum artık sanki çok daha bir insan, bize ve bilimum özel gereç ve malzemelere ihtiyacı da gitgide azalıyor. Biz de "ne olur ne olmaz" modundan, "olmasa da olur" moduna dönüyoruz yavaş yavaş. Geçen yaz, eskisi gibi tatil seyahat edip edemeyeceğimiz konusunda önümüzü göremiyorduk. Her tatil sonrasında, bir gerekli şeyler listesi yapmak istedim ama o kadar çok eşyayla dolaşıyordum ki, kendimden utandım. Bu tatil öncesinde eskiden Gökhan'la yaptığımız gibi, tüm aile tek valize sığmaya karar verdim (laptoplar falan hariç canım :)). Başarılı da oldum. Geldiğimiz yer annemin yazlığı olmasa fazladan havlu, giysi almak gerekecekti tabi ama bu da bir küçük çanta daha yapardı, bir bagaj değil.

İşte geçtiğimiz iki yıl kısa-uzun evden uzak bilimum tatillerde yanımızda gezdirdiğimiz ve bu yıl bizimle tatile çıkamayan eşyalar (hepsi aynı tatilde olmasa da):

  • Süt pompası, biberon, suluk (tek bir spor suluk hariç), mama önlüğü, hazır mama, süt kapları, plastik bardak, tabak, çatal bıçak, süt arttırma çayı (Tanrım, ne günlerdi !!!)
  • Emzirme yastığı (her şekle girdiğinden yataktan düşmesini önleme vs. amaçlı)
  • Ilgaz'a bornoz, mermer şahi, alt değiştirme şeysi
  • Portatif mama sandalyesi (hakkını yemeyelim, çok iş gördü). Üç adet plastik sandalyeyi üst üste koyup Ilgaz'ı oturtuyoruz yemeklerde. Ikea'dan aldığımız küçük çocuk sandalyesinden çok daha rahat oldu. Sanırım gereksiz bir yatırım yapmışız ev için de.
  • Bebek yatağı
  • Battaniye, ıvır zıvır
  • Ne olur ne olmaz diye dört mevsim için bir sürü giysi (bir takım uzun kollu, bir eşofman üstü, iki çift çorap hariç)
  • Serum fizyolojik, calpol, ateşölçer (bunu almalıydım, ne kadar yer tutar ki), pişik kremi, bepanthene, devit, demir damlası, multivitamin
  • Bebek çantası. Bu benim hamileyken Eminönü Altın Han'dan 35 TL'ye kapattığım, üzerinde alt değiştirme ünitesi falan olan başarılı bir çanta. Bu çanta hep ufak tefek eklemelerle hazır olacak halde bekler ve Ilgaz'la birlikte dışarı çıkılırken demirbaştır. Öyle ki, insanlar "lgaz'ın çantası nerede"gibi bir soru sorduğunda benim " O Ilgaz'ın değil, benim çantam, benim eşyalarım da var onun içinde" gibi hassas bir reaksiyon vermeme neden olacak kadar çok kullandığım bir çantadır. Onu bırakmış olmamız bir devrin sonunu göstermektedir. Kocamla eskiden sağda solda gezerken kullandığımız sırt çantasına terfi etmiştir.
  • Bilimum oyuncak

Bunlar da vazgeçemediklerimiz:

  • Fotoğraf makinesi (vazgeçilir mi hiç)
  • Puset
  • Telsiz
  • Biberon termosları (birine Ilgaz'ın suyu, birine bizim suyumuz, soğuk kalsın diye çok pratikler)
  • Bir büyük tülbent, bir küçük pike
  • Duşavği (İngilizce okunuşuyla Dushary daha yakın, Ikea yavru file kendi koyduğu isim)
  • 5-6 kitap, küçük kutu boya, kağıt
  • Avene trixera nemlendirici (lazım olmadı henüz)
  • Islak mendil

Beklediğimden daha çabuk oldu aslında bu geçiş.

posted on 27 Temmuz 2009 Pazartesi 07:45:54 UTC  #    Yorumlar [4]
# 24 Temmuz 2009 Cuma

Ekol ve Umut Çocukları Derneği Şişli Belediyesi'nin desteğini alarak “sokakta yaşamak durumunda kalan çocuklarımız” için bir konser düzenliyorlarmış. İlgilenenler detaylara http://chido-s.blogspot.com/2009/07/bugune-kadar-sosyal-sorumluk-projesi.html adresinden ulaşabilirler.

posted on 24 Temmuz 2009 Cuma 19:42:31 UTC  #    Yorumlar [2]
# 10 Temmuz 2009 Cuma

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar disizindeki yazılar:
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Çocuğuma ne faydası var?

Bir önceki yazımda Türkiye'de blogları kullanarak yapılan pazarlamanın gitgide artacağından söz etmiştim. Böyle olunca, markalarda bloglarda tanıtım yapmaya çalışan diğer markalardan ayrışmaya çalışacaklar. Peki bunu nasıl başaracaklar? Ben markaların öncelikle ürünlerinde ve sosyal projelerinde faydaya odaklanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Önce çocuklu insanların nasıl hayatları, nasıl kaygıları olduğunu anlamaları lazım. Mesela her annenin genelde zaman sıkıntısı vardır. Blogcu annenin mutlaka vardır. Bu sıkışık zamanın içinde bir sürü de hayati öneme sahip kaygısı vardır. Çocukları için nelere dikkat ettiklerini, ne sorunları olduğunu anlamaları lazım.

Çocuk dostu ürünler

Anne-baba sevgisi kazanmış ürünler. Çocuklu ailelerin hayatını kolaylaştıran ürünler. Bunu doğru bir şekilde yapabilmek için, dehşet bir iletişim mecrası olan bloglarla, ürün geliştirme sürecinden önce temasa geçmeleri lazım.

Peki diyelim ki, ürünler çoktan üretim bandından çıkmış, ailelerin kalbini kazanmak için çok  mu geç? Elbette hayır. O zaman pazarlama kampanyalarında çocuklu hayatı kolaylaştırmanın yolunu arayabilirler. Bu ülkede bebekli, çocuklu aileler için hayat çok zor. Bunu iyileştirmek için yapılabilecek o kadar çok şey var ki, aslında marka yöneticilerinin işleri hiç de zor değil. Her bütçeye uygun derdimiz var. Çocuklarımızın hayatlarını kolaylaştırsınlar. Sosyal internet öyle bir mecra ki, domino taşı gibi her bir parça birbiri ile ilintili. Güzel bir şey yapsınlar ve birimize haber versinler, bilenler bilmeyenlere haber verecektir.

Ben kendi adıma bir talepte bulunayım ve sözü diğer blog yazarı ve okuyucularına bırakayım:

Bebekli Engelsiz Hayat

http://www.bebekliengelsizhayat.org/

Bir süre önce benim de bir yerinden dahil olmaya çalıştığım ama vaktimin yetişmediği bir aileler birliği projesi var. Benim de bloglar sayesinde tanıştığım, bu yazının ve bu blogun yazarının bir girişimiyle alevlendi. Sorun belli, bunca çocuğumuza rağmen, dış dünyada hayat o kadar çocukları göz ardı ederek düzenlenmiş ki, çocuklar evden çıkamıyor.

Pencereden baktırmak yeterli mi?

Sorunlar basit, kötü kaldırımlar, yanlış yerlere yerleştirilmiş otobüs durakları, tehlikeli parklar, olmayan parklar, olmayan alt değiştirme üniteleri, olmayan aile tuvaletleri (dışarıda sıkıştığınızda çocuğunuzu bir yabancıya emanet etmeden bebek arabasıyla sığılabilecek genişlikte tuvalet), olmayan emzirme odaları...

Bu oluşumun aslında temel hedefi, resmi kurumlara görevlerini yaptırmak. Niyetimiz sorunu tespit etmek, resmi mercilere yasal yollardan başvurarak çözüm aramak, sonuçları iel birlikte bu blogdan duyurmak. Bireysel çabaların bütününden bir güç yaratmak.

Markalar da Katkı Sağlasın

Ben aileleri hedefleyen markaların da çorbada tuzunun bulunabileceğine inanıyorum. Bir çay bahçesine bir emzirme kabini konduruverebilirler, bir kaldırım seçip onu bebek arabası dostu hale getirebilirler, bir parka bir kum havuzu yaptırıp, iki ağaç dikebilirler ya da belki kimbilir bir park bile yaptırabilirler olmayan bir yere. Yalnız, bu çalışmaları yaparken, çoğunluğu gözeterek zaten bir çok imkan olan popüler bölgelere yönelmesinler, imkanların daha az olduğu yerleri de değerlendirsinler.

Siz de kendi isteklerinizi yazın
Şimdi blog yazarlarından ricam, kendi bloglarında markalardan taleplerini sıralasınlar. Eminim hepinizin içinde birikmiş bir sürü şey vardır. Çok vakit ayırmadan bir paragraf bile yetebilir. Yazdığınız yazıların altına aynı çağrıyı yapıp, bu yazının yorumlarına linkini eklemeyi de unutmayın. Çocuğunuz için üretim yapan firmalardan neler istiyorsunuz?

Bu yazı ile ilgili gazete haberi için: Blogların gücü strateji yarattı

Bu yazıyı sevdiyseniz bunlara da bir göz atın:

Çocuklarımız için daha çok etkinlik - Yamaha Müzik Okulu
Çocuklarımız için daha çok kitap
Çocuklarımız için daha çok etkinlik
Çocuklarımız için daha çok mekan - Zuzu Cafe

posted on 10 Temmuz 2009 Cuma 08:18:30 UTC  #    Yorumlar [5]
# 02 Temmuz 2009 Perşembe

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar disizindeki yazılar:
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Çocuğuma ne faydası var?

Not: Yazınının sonunda blog yazarları için bir çağrı var. Malum uzun bir yazı oldu, sonuna kadar okumaya bunalırsanız, en sondaki çağrıya bakmayı ihmal etmeyin.

ANNELER, BABALAR, BLOGLAR VE MARKALAR - BLOGCU KİMDİR?

Dizinin ilk yazısında, ikinci bölüm içinde dünyada neler olup bittiğini, yurt dışındaki pazarlama örneklerini, Türkiye'de benim izlediğim blog türlerini, bunları yazanlar nasıl insanlardır, ne motivasyonlarla yazarlar bunları anlatmaya çalışacağımı belirtmiştim. İzlediğim ve yaptığım aramalarda rastladığım bloglarda gözlediklerimi, ayrıca okuduğum kitaplarda ve araştırmalarda gördüklerimi yazmaya çalışacağım. Elbette benim yaptığım, kendi algımla bir toparlama olacak.

Dünyada Ebeveyn Bloglarında Pazarlama

Aile bloglarının markalar tarafından keşfini takiben, yurt dışında markalar tarafından bir talep patlaması yaşanmış. Blogcular önce bizim gibi farkedilmiş olmalarına şaşırmışlar. Çoğunun bu durum çok hoşuna gitmiş ve kendilerine ulaşan markaları tanıtmışlar. Bazıları, örneğin "Green Mom" (Yeşilci Anne) kategorisinde değerlendirilen bir anne, kendisine gönderilen katkı maddeli numuneyi, hakaret olarak algılayabilmiş. Düzenli trafiği olan, sık yazı yayınlama sorumluluğunda olan bazı bloglar, bu ürünlerle hazır gönderilen makaleleri, bültenleri kullanmaktan, duyurmaktan memnun olmuşlar. Kimileri, eğer onlara hediye olarak gönderilen numune hakkında yazarlarsa, bunun bir rüşvet gibi algılanarak, bloglarında kendiliklerinden yazdıkları yorumların saygınlığının azalacağından endişelenmişler.

Blog sayıları ve türleri, diğer yandan bloglarla ilgilenen marka sayısı arttıkça artmış. Böylelikle işler karmaşıklaşmaya başlamış. Markaların bloglarla iletişimini üstlenmek için ajanslar kurulmuş. Anneler, bloglar üzerine kitaplar, makaleler yazılmış (babaları bir gözardı etme eğilimi var). Bazı saygın blog yazarları, ürün yorumlarına yer açmak ve "esas" bloglarından ayırmak için "product review" (ürün yorumu) blogları açmışlar. Bunun üzerine bazıları da sadece "product review" blogları açıp, bu bloglara reklam alarak ek gelir sağlamaya çalışmışlar. Bazı markalar bloglara reklam vermişler. Sonra bu mısır patlağı gibi bir sürü blogu toparlayıp, ortak bir dil oluşturmak, ya da sadece bir zincir oluşturarak bu bloglara topluca reklam almak gibi amaçlar için platformlar kurulmuş. Bloglar, aileler, markaların iletişimi almış başını yürümüş.

Artık Amerika ve Avrupa pazarını hedefleyen markalar bu bir sürü blog içinde, bir sürü markanın arasından sıyrılıp ön plana çıkmak için yaratıcı yollar araştırmak zorundalar. Türlü çeşit kampanyalarla blog yazarlarının ve okuyucularının kalplerini kazanmaya çalışıyorlar. Blog yazarının kendi evinde nefis bir parti vermesi için gerekli tüm malzemeleri sağlamaktan, sınırlı sayıda blog yazarına özel butik ürünler üretmeye kadar varıyor bu kampanyalar.

Türkiye'de Aile Blogları, Yazarları ve Okuyucuları

Türkiye'de belki de en gelişmiş blog türü aile blogları. Oturup kaç tane blog var, bunları kaç kişi takip ediyor diye hesaplarsanız şaşırırsınız. Facebook'u en yoğun kullananan ülkeler arasındaki sıramızın Eurovizyon yarışmalarındakine hiç benzemediğini biliyor muydunuz? Facebook müdavimi ülke oluşumuzu yalnız gevezeliğimize, geyikçiliğimize bağlıyorsanuz, biraz önyargılı davranıyorsunuz demektir. Aşağıdaki liste en çok blogger okuyan ülkeleri sırasıyla gösteriyor (Kaynak:TechCrunch)

1. Amerika
2. Brezilya
3. Türkiye
4. İspanya
5. Kanada
6. İngiltere

Öyle bloglar var ki içerik, yorum, fotoğraf ve dil kalitesi yabancı örneklerini aratmaz. Türlü çeşit blogumuz mevcut:

Bilgi, tecrübe paylaşımı: Çocuk sahibi olmaya ilk çocuktan başlamak büyük haksızlık. Bu işin bir stajı, ön hazırlığı olmalı. İnsan çocuğunu yetiştirirken, o kadar zorlukla karşılaşıyor, o kadar çok şey öğreniyor ki, bunları başkalarıyla paylaşmak ihtiyacı duyuyor. Anne, babalar, hatta anneanneler, babaanneler edindikleri tecrübeyi paylaşarak başkalarının çocuklarına yardımcı oluyorlar. Bu tür bloglara birkaç örnek: http://www.pratikanne.com/, http://www.cocuklahayat.com/, http://anneanneningunlugu.blogspot.com

Gelişim paylaşımı: Bu bloglarla aileler kendi çocuklarının gelişimini merak edenlerle toplu olarak paylaşma imkanı bulurken, aynı zamanda çocuk yetiştirme ile ilgili tecrübelerini, paylaşmak istedikleri haberleri, görüşlerini de kendi içlerinde kararlı bir üslüpla yazıyorlar. Örnekler: http://www.miracik.com/http://asliberry.blogspot.com/, http://ozguranne.blogspot.com,

Özelleştirilmiş bloglar: Çocuk konusunun daha da özeline inip, yemekler, çocuklara yönelik el işi tarifleri, masallar, çocuk aktiviteleri gibi alt konularda yazıyorlar. Örnekler: http://bebegiminyemekgunlugu.blogspot.com/, http://www.cocuklacocuk.com, http://masalagaci.blogspot.com/

Temalı katılım blogları:  Belirli bir tema özelinde, isteyen herkesin belirli kurallar çerçevesinde yazı yazabildiği bloglar. Genelde bir süredir düzenli kişisel blog yazan yazarlar tarafından oluşturulup yönetiliyorlar. Örnekler: www.benimleoynarmisinanne.com/, http://montessoriegitimi.blogspot.com/

Bunlar benim ilk aklıma gelen başlıca blog çeşitleri. Elbette farklı türde, ya da karma türlerde bloglar da var. Bütün güzel blogları saymak, listeleyip kategorize etmeye çalışmak başka bir iş olur. Ben sadece tanımayak isteyenlere tipik örneklerle fikir vermeye çalışıyorum.

Blog yazarı kimdir? Neden yazıyor?

Peki nedir bu insanları, para pul almadan durup durmaksızın yazmaya iten?

Türkiye’de yakın zamana kadar blog yazarlarına “işi gücü yok mu bunun” ya da “sosyalleşme sorunlu, internet bağımlısı” gözüyle bakılıyordu. Oysaki benim tanıdığım düzenli blog yazan herkes, son derece aktif, yoğun ve sosyal kişilikler. Genelde öğrendiklerini, keşfettiklerini başkalarıyla paylaşma motivasyonuyla yazıyorlar. Düzenli, okunan bloglar yazan insanlar (bir yıldan uzun süre, aynı konuda, en az haftada bir-iki yazı yayınlayan):

  • Bilgiye çok değer verirler, karşı taraftan da bunu beklerler
  • Araştırmayı, öğrenmeyi severler
  • Genelde günleri yoğundur, çoğunlukla yetiştirebileceklerinden fazla işleri bekler
  • Yazacak şeyden çok, yazacak vakit sıkıntıları vardır
  • En az bir ya da daha fazla hobileri vardır
  • Sanıldığının tersine, ille de teknolojiye çok hakim olmaları gerekmez, sade bir internet kullanıcısı olabilirler
  • Dili iyi kullanan, insanlarla rahat iletişim kuran kişilerdir

Bebek-çocuk bloglarında ise çok güçlü bir motivasyon vardır. Anne-babalar kendi çocuklarında edindikleri tecrübeyi paylaşarak başkalarının çocuklarına yardımcı olurlar. Çocuk sahibi bir arkadaşınızdan, kendi çocuğunuzla ilgili bir konuda tavsiye isteyin. Hiç üşenmeden ne biliyorsa anlatacaktır. Ama tecrübeler zamanla unutuluyor, çünkü çocuğunuzun her yaşında yeni sorunlarla başa çıkmak zorundasınız. İşte bu noktada blog kayıt altına almak ve online olarak ihtiyaç duyana ulaştırmak adına muhteşem bir araç haline geliyor.

Bir diğer motivasyon da çocukla ilgili gelişmeleri paylaşmaktır. Evinize gelen misafirler, genelde size bir "Merhaba" demeden, nerede diye bebeği aramaktadırlar. Hayatınızın bu "çocuk odaklı" döneminde, onunla ilgili gelişmeleri sevdiklerinizle paylaşmak hem bir iş, hem de bir zevk halini almıştır.

Benim Kitubi'yi nasıl yazmaya başladığımı buradan okuyabilirsiniz: Bu kadar bilgiyi ne yapacağım ben?

Blog okuyucusu kimdir?

Blog okuyucusu da, blog yazarı ile aşağı yukarı aynı özelliklere sahiptir. Aslında potansiyel bir blog yazarıdır diyebiliriz, her an kendisi de yazmaya başlayabilir. Belki vakti olmadığını, belki de blog yazmanın kendisi için fazla teknik olduğunu düşünüyordur. Kendisini, düzenli takip ettiği blogun yazarına takip ettiği formal kaynaklara kıyasla çok daha yakın hisseder. Bir soru sorduğunda karşısında günlük tecrübelerinden yola çıkarak yanıtlar verebilen, politik olmayan gerçek bir insan vardır. Benim Kitubi'yi yazmaya başladığımdan beri, gerek yorumlarla, gerekse özel mail'lerle iletişim kurduğum çok güzel arkadaşlıklarım oluştu. Bir çoğu ile hiç yüzyüze tanışmadım ama eminim karşı karşıya gelsek, saatlerce susmadan konuşabiliriz.

Blog yazarlarına çağrı! (mim mi desem?)

Lütfen siz de blogunuzda neden blog yazdığınıza dair bir yazı yazıp, bu yazının yorumlarına linkini verin (Yorum yazdığınızda lütfen yorumunuzun yayınlandığından emin olmadan pencereyi kapatmayın, bazen sorun oluşuyor, yorumlar kayboluyor). Eğer blogunuz yoksa da, takip ettiğiniz blogları neden okuduğunuzu yorumlara yazabilirsiniz.

Bu yazı dizisi ile ilgili gazete haberi için: Blogların gücü strateji yarattı

posted on 02 Temmuz 2009 Perşembe 12:03:46 UTC  #    Yorumlar [14]
# 25 Haziran 2009 Perşembe

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar disizindeki yazılar:
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Çocuğuma ne faydası var?

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım

Artık annelerin, babaların sözü mü geçecek nedir, markalar da toplumun geneline hitap edecek ortada ürünler yakalamaya çalışmak yerine, dönüp bize mi soracaklar, ne istiyorsunuz, size nasıl yardımcı olabiliriz diye? Çok güzel işler yapılmaya başladı benim ülkemde de, neden olmasın?

Bu yazı dizisini biraz annelere, daha çok da markalara yazıyorum.Bu nedenle, Kitubi okuyucularının alışkın oldukları dilden ve içerikten biraz farklı kalıyor olabilir. Amacım, dizi tamamlandığında, bloglarımızın iletişim gücünün farkına varmamız ve bu dizi aracılığı ile isteklerimizi markalara ulaştırmamız. Lütfen, yazılara yorum yazmayı ihmal etmeyin. Yazıları elimden geldiğince çok markaya ulaştırmaya çalışacağım.

Yazı 3 bölümden oluşacak, birinci bölümü, yazıyı yazmama esin kaynağı olan 4 girişimci markanın Kitubi'ye ulaşan çalışmalarına ayıracağım. Bloglar gibi birçok markaya çok buğulu, kontrolü imkansız (blogların dilinin kemiği yok) ve dolayısıyla da ürkütücü görünen, birçoklarının da daha ne olduğunu ve gücünü bile tam olarak hayal edemedikleri bir sosyal internet mecrası ile pazarlama cesaretinde bulundular, öncü oldular. Yazının ikinci bölümünde, hem Web 2.0'ı anlamaya ve kullanmaya çalışan markalar, hem de annelerimiz için dünyada neler olup bittiğini, yurt dışındaki pazarlama örneklerini, Türkiye'de benim izlediğim blog türlerini, bunları yazanlar nasıl insanlardır, ne motivasyonlarla yazarlar bunları anlatmaya çalışacağım. Yazının üçüncü bölümünde ise sadece bir anne olarak, markalardan istekte bulunacağım. O pazarlama bütçeleri ile hem çocuklarımız için çok nefis şeyler yapabiliriz, hem de mermer gibi sağlam markalar yaratabiliriz.

İşte dört yenilikçi marka, Tamek Kids, Cafe Crown, Milupa Aptamil ve Uno Büyümek:

TAMEK, http://www.tamekids.com/ sitesinin açılışını basın bülteni ile mail yolu ile ulaştırmış. Mail'de Kitubi'den söz edilmediğinden kredi kartım aracılığıyla gelen standart bir tanıtım mail'i sandım. Günler sonra maillerimi temizlemek amacı ile okunmamış mail'lerime göz atarken içinde bana meyve sepeti göndereceklerini belirttiklerini farkedince jetonum düştü. Adresimi gönderince gerçekten de çok güzel bir sepet geldi ve içinde çeşit çeşit meyve suları vardı. Ilgaz'a  daha çok meyve, daha az meyve suyu vermeye çalışsam da, özel zamanlarda aldığımız meyve suları için %100 Üzüm suyu ve Kan Portakalı Nar İçeceği'ni aklımın bir köşesine yazdım.

Cafe Crown'da kampanyayı yaymak için ağın kendi etki alanını değerlendirmek istemiş olmalı ki, bana takip ettiğim bloglardan Çocukla Hayat aracılığı ile ulaştı. Önce blogun yazarı Handem benden istemiş olduğu adresime bir küçük paket kahve promosyonu gönderdi. Sonra Cafe Crown'dan süslü bir kutu içinde bir kupa ve kahve numuneleri geldi. 3'ü biraradalar ilk çıktığında, yolda belde rahatlık olur diye değişik aromalı paketlerden denemiştik. O zamanlarda Cafe Crown'ı sıcak suya attığımda garip bir koku gelmişti burnuma. Bu numunelerle, kafamdaki kötü imajını silip, yerine güzel bir kahve tadını bırakmış oldu Cafe Crown. En çok karamellisini beğendim.

Milupa'nın iletişim ajansı kanalı ile Ayk Budur! detayında özelleştirilmiş bir mail geldi. İsmimi anneminkiyle karıştırmışlar ama olsun, bu vesile ile sitede ismimin (Damla Doğan Altınören :)) fazla geçmediğini farkettim. Ilgaz'ın ismini doğru yazmışlardı ya yeter. Beni bir organizasyona davet ettiler, çalıştığım için gidemedim. Gidebilsem takip ettiğim blogları yazan bir sürü insanla tanışacaktım tahminen süper olacaktı.

Son olarak bugün Uno'dan bir mail geldi. www.buyumek.com.tr 'yi yayına açtıklarını haber verirken, yazılarımdan Katı Gıdalar - Çiğnemeyi Öğretmek 'i bu sitede yayınlamak için izin istemişler. Ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti. Hem yazdıklarıma değer verildiğini hissettim, hem de telif haklarıma.

Dört farklı yaklaşım, dört farklı çalışma, aynı mecra, aynı segment. Blog yazarlarına soruyorum, size ulaşan pazarlama aktiviteleri hangileri? Size ulaştıklarında bu markalar için neler hissettiniz? Onlar hakkında yazdınız mı, yazarken reklam yapıyor oluyor muyum diye tereddüt ettiniz mi? Markalara soruyorum, aktivitelere aldığınız tepki nasıl, emeklerinizin karşılığını alıyor musunuz? Yaptığınız, bizim haberimiz olmayan çalışmalar var mı?

Not: Özgür Anne'nin yazısını takip ettiğim için yakaladım. Bu konuda bir yazı yazdıysanız ya da yazarsanız yorumlara link'ini yazabilir misin?

Bu yazı ile ilgili gazete haberi için: Blogların gücü strateji yarattı

posted on 25 Haziran 2009 Perşembe 12:17:48 UTC  #    Yorumlar [5]
# 04 Haziran 2009 Perşembe

Geriye dönük araba koltuğu ile ilgili önceki yazılar için:

Geriye dönük çocuk araba koltuğu - Britax

Bebeğim neden arkaya dönük oturmalı?

Benim ve en azından Kitubi'yi takip eden ailelerden geriye dönük çocuk koltuğu arayanların Türkiye şartlarında temin edebildikleri iki ürün için yorumsuz iki mutlu çocuk fotoğrafı yayınlıyorum sizler için. Footoğraflarını bizlerle paylaşan Can'ın annesi Hande ve Ege'nin babası Ali'ye ne kadar teşekkür etsem azdır.

Ege, Antalya

Easy Combi (Karma Ltd)

Can, Antalya

Britax Fixway (Volvo Servisleri)

Başka ailelere yardımcı olmak için bu yazının altına araba koltuğunuzun markasını ve memnun olup olmadığınızı yazabilirsiniz. Eğer nadide geriye dönük koltuk sahibi ailelerdenseniz, çocuklarınızın araba koltuğunda fotoğraflarını gönderip, koltuk hakkında yorum yazarsanız, koltuk alacak anne babalar için çok iyi olacaktır (Çocuk ismi, sizin isminiz, yaşadığınız il). Malum çevremizde çok fazla görme imkanımız yok.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 04 Haziran 2009 Perşembe 19:17:18 UTC  #    Yorumlar [11]
# 21 Mart 2009 Cumartesi

Son Ayk Budur!'daki yorumların üzerine bir kitap tavsiyesi yazayım dedim. Bu serinin gönlümüzdeki yeri ayrı. Kitapları Tansaş'ın indirim sepetinden büyüyünce okurum düşüncesiyle almıştım. Bir gün tesadüfen, karton ve bez kitaplara göre bile çok daha uzun süre ilgi ile dinlediğini keşfettim. 3-4 aylıktı sanırım, daha oturtmuyorduk, ikimiz birlikte yere uzanmıştık, 3 tanesini heyecanla okuyup bitirdiğimde (anlatıyordum diyelim), o da hala heyecanla gözlerini kırpıştırıp Au yapıyordu.

Üzerinde yazan yaşa hiç aldırmayın. Bence şu sebeplerden diğer kitaplara göre daha iyi konsantre olabiliyordu bu kitaplara:

  • Resimleri büyük
  • Çizimleri basit
  • Renkler canlı ana renklerden oluşuyor
  • Farklı renkler net çizgilerle ayrılıyor, belirgin
  • Her sayfada ayrı hayvan var ama, format aynı, takibi kolay
  • Her sayfada hayvanın tek bir özelliği anlatılıyor, yazıların içinde de resimler var

Bu kitaptan, Ilgaz'ın çıkartma aşkı ortaya çıkıp, üstüne bir de başka bir kitap yüzünden hayvanları yerlerinden oyması gerektiği yanılgısı oluşunca, tam 3 set parçaladık. En sonuncuda o yırttıkça ben alacağım sanmasın diye yırtık parçaları önüne yığdım, bak yırtık zürafaya, artık okuyamayacağız onu şeklinde biraz üzülmesini sağladım ve sonra törenle yırtık sayfaları çöpe attık. Bir süredir kitaplarını yırtmıyor, belki bulursam bir set daha alırım :)

Doğumdan itibaren irili ufaklı tüm bebeklere, çocuklara okunması üzere tavsiye ederim!

Çiçek Yayıncılık için Not: Bu kitaplardan hala basıyorsunuz değil mi? Seviyoruz onları! Ayk içinde domuzların çamur banyosundan söz eden kitapları sevmektir işte!

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Çocuklarımız için daha çok kitap

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 21 Mart 2009 Cumartesi 20:11:33 UTC  #    Yorumlar [3]
# 10 Aralık 2008 Çarşamba
Evde bir kara delik var, dereceleri yutuyor. Hamileliğimin 7,5. ayında fena halde grip olduğumda dijital derecemizi bulamamıştık, 31 Aralık 2006 gecesinin bir yarısı (01 Ocak 2007 sabahı da denebilir) Gökhan'cığım nöbetçi eczaneden civalı termometre almıştı, yılbaşının ertesi de bayrama denk gelince bütün bayram bu dereceyle idare ettik. Kırk yılın başı bir ateşim çıktı (en son hatırladığım ilkokulda dişim apse yaptığında) şöyle ağzımın tadıyla bir ateşimi ölçemedim, her seferinde silkele, 5 dakika bekle, gözleri kıs oku.

Kulağa iyi yerleştirilmezse doğru ölçmüyor gerekçesi ile önermemişti doğum öncesi eğitimdeki çocuk doktoru. Biz de bu nedenle Ilgaz için dijital edinelim dedik bir tane. Dedesi Ilgaz'a yenisini hediye aldıktan sonra bir delikten çıktı eski termometre. Eskisinin pili bitmişti ki, Ilgaz'ın burnu akmaya başladı. Dereceyi aradık, şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi. Yine civalıya talim. Üstelik kırılma halinde civa tehlikeli olduğu için önerilmiyor çocuklarda eski tip ateş ölçerler.

Annenizi Babanızı Kızdırmayın
Babamın selobant ahı tutmuş olmalı. Adamcağız eve destesiyle getirirdi bantı, ne zaman ona bir iş için lazım olsa, bir tane rulo bulunamazdı. Bir tane benim için bir yere koyun, ona bari dokunmayın derdi. Bir de "aldığınızı aldık yere koyun" derdi sürekli (becersem hayatımın kolaylığını sağlayacak olan, ancak bir türlü tam olarak uygulayamadığım, ve fakat kendi selameti için Ilgaz'a bir biçimde öğreteceğim öğretisidir).

Neyse, yuvaya başlaması ile burun akmasının sürekli hale gelmesi, "bu eve bir termometre alına" kararını zorunlu hale getirdi. Bebeğin bebeklikten çıkması ile koltukaltına dereceyi yerleştirip, yeterli süre bekletmek üzere fiziksel olarak veya ikna ile olarak zaptetmemiz güçleşince, kulak termometresi almanın mantıklı olacağına hükmettik. Bir Braun Thermoscan Ates Ölçer 4020 edindik.

Kurban Bayramlarında Yanarım

Pek doğru bir zamanlama olmuş. İki sene sonra yine kurban bayramında o zaman cenin olan Ilgaz efendinin, bu defa da bağımsız bünyesinde ateşler ortaya çıktı. İlk ölçüm biraz sorunlu olsa da, bak sesi dinle, kendin ölç, okuyalım birlikte şeklinde olaya ısıttık. Gece yatırmadan önce, gece o uyurken de ölçmemiz gerekeceğini, kusura bakmamasını ilettik. Değişik durumların öncesinde bilgilendirme ile olası arızalar (sorun çıkartmasına arıza yapmak diyoruz) önlenebiliyor. Ateşli, parasetamollü, uykusuz ama görece sorunsuz bir gece geçirdik. Bu akşam ateşin yükselmemesini umuyorum.

Filtreleri her seferinde değiştiriyor musunuz?
Bu arada kılavuzunda her ölçümde yeni filtre kullanımından söz ediyor. Çok anlamsız ve maliyetli geldi. Basit bir plastik gibi görünüyor. Filtreyi kaç kez kullanıyorsunuz? Temizlemeyi deneyen var mı?

Kafa Küt?
Umarım Tan'a da bulaşmaz. Ilgaz her fırsatta Tan'ı öpmek için elinden geleni yapıyor. Bu arada aklımızı okumaya başladı. Bugün ablam kapıya yakın Tan'ı emzirirken, kafası çarparmı diye düşünerek kapıya bakıyormuş, Ilgaz "Teyze, kafa, küt" demiş :) Geçen gün de o bir şey anlatırken, bunu nasıl hatırlıyor diye düşündüğüm sırada yüzüme bakıp "hatırlıyorum, hatırlıyorum" dedi.


posted on 10 Aralık 2008 Çarşamba 21:19:18 UTC  #    Yorumlar [2]
# 26 Kasım 2008 Çarşamba

Berna Hanım'dan melamin konusuyla ilgili bazı bilgiler ulaştı. Bunları da sizlerle paylaşmak istedim. Berna Hanım'a bir arkadaşından Türkiye'de Çin'den 11.000 ton süt tozu geldiği ve bunların tüm süt ürünlerinde kullanıldığı ile ilgili bir mail gelmiş. Kendisi oğlunun kahvaltılarına Neocate (Milupa) ve Golden Goat mama ekliyormuş. Bu şirketlere sözkonusu ürünlerde melamine içeren Çin menşeli süt ürünü "melamin-tainted chinese product" kullanıp kullanmadıklarını sormuş, her iki şirket yetkilileri de Çin menşeli ürünler kullanmadıklarını; Milupa Hollanda ve İrlanda menşeli ürün kullandığını, Golden Goat üretici kooperatifi de Yeni Zelanda'da büyütülen keçilerin taze sütünü kullandıklarını cevaben bildirmişler. Kendisi şimdi içinin daha rahat olduğunu yazmış.

Sık kullandığımız ürünlerle ilgili üreticileri arayıp görüşmek, onların da bu konudaki hassasiyetini artıracaktır. Berna Hanım'a tekrar çok teşekkür ederim.

 

posted on 26 Kasım 2008 Çarşamba 10:13:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Kasım 2008 Pazar
Melamin konusunu Berna Hanım sayesinde araştırma fırsatı buldum. Yakın zamanda Çin'de gerçekleşen çocuk ölümleri üzerine bütün dünya ayağa kalkmış bu madde yüzünden.

Melamin bildiğimiz melamin. Normalde tabak çanak yapımında, plastik üretiminde falan kullanılıyor. Melamin düşük dozlarda zehirli değilken, siyanürik asit (cyanuric acid) ile birleştiğinde ölümcül böbrek taşlarına yol açabiliyor. Melamin "ağızdan alındığında, solunduğunda ve ciltten emilmesi halinde zararlı" olarak tarif ediliyor. Düzenli olarak melamine mazur kalmak kansere, kısırlığa yol açabiliyor. Göz, deri ve akciğerlerde tahrişe neden olabiliyor. Melamin ve siyanürik asit birleşterek kan dolaşımına karıştığı zaman, üre ile dolu olan böbrek kanallarında konsantre olarak etkileşime giriyor ve çok sayıda yuvarlak sarı kristale dönüşüyor. Bu kristaller böbrek kanallarını tıkayarak zarar veriyor ve böbreklerin çalışamaz hale gelmesine neden oluyor.

Peki hangi akıllı, ne diye gıdalara bu maddeyi ekliyor? Paketli satılan ürünlerin protein, yağ, enerji gibi değerleri yetkili kurumlarca ölçülüp, paketin üzerinde belirtilmesi zorunlu. Süt ürünlerine su kattığınız zaman doğal olarak protein miktarı düşük çıkıyor. Bu sulu süte melamin eklediğinizde, testleri sanki sütte olduğundan fazla protein varmış gibi kandırıyor. Velhasıl bir üçkağıtçılığın kamuflajı için kullanılıyor.

Amerika FDA'sı 2007'de evcil hayvan mamalarında ortaya çıkması, 2008'de Çin'de birkaç çocuğun ölmesine ve bir sürü insanın hastaneye yatmasına yol açması üzerine Ekim 2008'de gıdalarla melamin testlerinin hangi metotlarla yapılacağını belirlemiş. Ülkemizde henüz melamini ölçecek teknoloji bulunmuyor, bu nedenle yerli üretim ürünlerin durumunu bilmek mümkün değil. Yabancı ürünler, Avrupa markası olsa bile birçok ülkede üretim yaptırıyor olabileceğinden, marketten alınan ürünlerin üretim yerine bakarak Çin malı olanları almamak bir önlem olabilir. Özellikle süt ürünleri içerenlere dikkat etmek gerekiyor, mamalar, süt tozları, sütlü bisküviler, sütlü çikolatalar, sütlü ve bol proteinli olduğunu iddia eden ne varsa.

Berna Hanım bahsettiğiniz markaların bazı ürünleri ile ilgili çeşitli haberlere rastladım, Nestle'nin Çin'de üretilen bir kutu sütünde düşük dozda melamine rastlanmış, bunun dışında Çin'de üretilen birçok ürünü testleri geçmiş, Starbucks Çin'den aldığı soya sütlerini riske girmemek için başka ülkeden almaya karar vermiş, Pizza Hut Tayvan'da melamin içerdiği tespit edilen peynir tozu paketlerini toplatmış (eve siparişte gönderiliyormuş). Büyük markaların bu kadar riskli bir madde saptanan ürünlerini herhangi bir ülkede bile bile satacaklarını düşünmüyorum (umuyorum diyelim). Ülkeye özellikle kaçak yollardan girmiş olma ihtimali bulunan gıdalara dikkat etmek lazım sanırım.

Acaba yine de eskisi gibi mahalle sütçüsünden Sarıkız'ın sütünden alıp, kaynatarak mı tüketmeliyiz?





posted on 23 Kasım 2008 Pazar 21:04:01 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Kasım 2008 Perşembe

Doğduğundan beri Ilgaz'ı Yoda'ya (Star Wars) benzetip eğlenirdik. Bu resimle yazın sevgili tatil arkadaşlarımız Mesut-Nihal ve Ayşe-Kuzey çiftlerine göndermek için oynamıştım. Ilgaz tüm tatil Mesut ve Ayşe diyerek gezmişti, hala da tatildekileri sayıklıyor, tatil deyince Mesut vardı, Ayşe vardı, Kuzey vardı, Nihal vardı diye anlatıyor. Kitubi'ye koymayı unutmuşum. Bu resmi Befunky'nin Cartoonizer'i ile kolayca ve eğlenerek yaptım. Befunky resimler ve video'larla oynayarak nefis şeyler yapabildiğiniz, bir seviyeye kadar ücretsiz servis sunan bir Türk girişimi. Bloglara resim ayarlarken çok işe yarar ve çok güzel hediyelere malzeme olur.

Karşınızda Masterr Ilgaz!

Resmin orijinali Bozcaada'da Pelazzi çiftliğinde çekildi.

Bu arada çok konu birikti, ne yazacağımı şaşırmış bulunmaktayım. Konu seçiminde bana yardımcı olun. Bu aralar nelerle ilgileniyorsunuz? Araştırdığınız konular varsa eğer tecrübe ettiğim şeylerse ben de bildiklerimi yazarım.

posted on 20 Kasım 2008 Perşembe 10:52:29 UTC  #    Yorumlar [3]
# 17 Kasım 2008 Pazartesi

Hassas kalitesiz cildim yüzünden doğum sonrasında çekeceğim sızılar kaçınılmazdı. İmdadıma hastaneden verdikleri Lansinoh Çatlak Önleyici Krem ve Medela Anatomik Göğüs Koruyucu yetişti. Her ikisini de 10 gün kadar kullandıktan sonra, göğüslerim yeni durumlarına alışmışlardı. Daha sonra da dönem dönem, hassasiyet oldukça kullandım. Bendeki, emzirirken değil, emzirmeden sonra göğüs ucunun hava alması ve ıslak kalmaması için kullanılanlardandı. Zira sızlayan göğüs uçlarının üzerine göğüs pedi kullanmak, çatlayan kılcal damarların pede yapışıp, pedi çekerken beter olmasına yol açıyor.

Medela'nın göğüs koruyucusunu doğumdan önce ablama gönderdim. Gerçi neyse ki onda hiç böyle bir sorun olmadı. Saf lanolin kremi de azar azar kullandığım için yarısından çoğu duruyordu. Bu kadar zaman durunca enfekte olmuştur, çocuk hastalanır diye göndermedim. Bu kadar pahalı bir malzemeyi nasıl değerlendireyim diye düşünürken, dudaklarımın çatladığı bir gün dudağıma süreyim dedim. A, bir de baktım nefis ve gayet kalıcı bir dudak parlatıcısı oldu. Kalemsiz kullanınca naturel, kenarına kalem çekince de daha rüküş oluyor :) En güzel tarafı, ruj yerine Lansinoh sürünce Ilgaz'ı şapır şupur öperken kimyasallar için endişelenmeme gerek kalmıyor.

Dolapta yıllanmaya bıraktığınız Lansinoh'larınız varsa çıkartın hanımlar, rüzgarlı kış günleri geldi, eski Lansinoh'lar dudak parlatıcısı oldu!

posted on 17 Kasım 2008 Pazartesi 21:40:45 UTC  #    Yorumlar [7]
# 20 Ekim 2008 Pazartesi

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Önceki yazılarda da söz ettiğim gibi, düzeni sağlamak ve oğlumuzun gelişim durumuna göre öncelik vermek istediğimiz konuların hatırlanmasını sağlamak amacı ile bir rutin hazırladık. Bu rutinin dil gelişimi ve güvenlik maddeleri ile ilgili bölümünü bu yazıda yayınladım. Bu konu da ayrı bir yazı konusu ama çocuğumuzun bebeklik ve erken çocukluk döneminde (5 yaşından önce) herhangi ikinci bir dil öğrenmesinden yanayız. Bu konuda bakıcımızın Rusça biliyor olması durumunu bir fırsat olarak gördük. Aslında tercihimiz bakıcısının başladığı günden itibaren onunla hep Rusça konuşmasıydı, ama özellikle gelen gidenle iç iletişim ihtiyaçlarından dolayı bir disipline oturtamadık. Ilgaz'ın dil becerilerinin ivme kazandığı bu dönemi değerlendirmek istiyoruz. Bu arada bir sürü de Rusça çocuk kitabı edindik. Eğer becerebilirsek kendimiz de Rusça öğrenmek istiyoruz.

...

DİL GELİŞİMİ
• Daha fazla Rusça, hedefimiz biz yokken seninle Rusça konuşması.
• Rusça kitap okurken günlük hayatı anlatanlara öncelik verilmesi, göstererek anlatılması.
• Türkçe konuşmaya başlamadan önce Türkçe yaptığımız gibi, evin içinde dolaşarak obje isimlerinin Rusça tekrarlanması.
• Basit emirlerin ve yanıtlarının oyun gibi Rusça tekrarlanması. Eline bir cisim vererek, al-ver, kutu kapakları ile kapat-aç oynamak gibi.
• Düzenli aktivitelerin cümle kurularak tekrarlanması yoluyla cümle kurmanın öğretilmesi.
• Cümle kurmadan ifade ettiklerini onaylayıp, cümlelerle tekrarlamak.
• Kitap okumak.
 
GÜVENLİK
• Su dolu kap bırakmayalım.
• Ulaşabileceği yerlerde deterjan, kesici aletler, ilaç gibi zararlı maddeler bulunmasın.
• Parçaları soluk borusuna kaçabileceğinden ortalıkta balon, naylon poşet kalmasın.
• Yemek yerken, bir şey içerken yalnız kalmasın.
• Yalnızca oturarak yemek yesin(dışarıda iseniz kaldırımın kenarına oturabilir, en azından kaldırımda durarak yesin, koşmasın).
• Elinde sivri ya da kırılabilecek bir şeyle dolaşmasın, koşmasın.
• Kalem gibi sivri şeyler ulaşamayacağı yerde dursun, yalnızken oynamasın.
• Oyuncakları oynadıktan sonra toplayın (üzerine basıp düşmeyin).
• Kapıyı kilitli tutalım (anahtarla açılabilecek şekilde, Ilgaz açamasın diye)
• Eve bizim haberimiz olmadan kimse gelmesin (evde yalnız olduğun zamanlarda da)
• Yanında kafasını karıştıracak ya da hayal ürünü herhangi bir şey konuşmamak gerekiyor. Korkutacak şeyler anlatmamak, hikayelerde, masallarda korku unsurları varsa bunları okumamak gerekiyor.

Not: Ilgaz için erken olsa da Boyut yayınlarının Anaokulu dergilerini satın aldık (bu arada dergiler çok başarılı). Yanında hediye olarak "Bebekler ve Çocuklar için Temel İlk Yardım" kitabı hediye ettiler. İş gidiş dönüşlerde serviste yolluk olarak bu kitabı okuyayım dedim, bunu çoktan yapmış olmam gerektiğini farkettim. Kazalarda ne yapacağımız, ne yapmayacağımız konusunda bilgi edinip hazırlanarak, birkaç zamanında basit müdahele ile çocuklarımızı kurtarabiliriz. En basit örneği, boğazına bir şey kaçtığı için öksüren bir çocuğun sırtına vurmak, kaçan şeyin daha beter solunum yoluna yerleşmesine yol açabilirmiş. Ben kitabı evcek hatim etmemize karar verdim. Yuvaya da bir tane hediye etmeyi planlıyorum. Bence herkes kitap ya da kurs, bir biçimde ilk yardım öğrenmeli. Panik halinde hiçbir şey yapamam demeyin. Beynimizin hiç kullanmadığımız, adrenalinin de etkisiyle, böyle acil durumlarda ortaya çıkan bir kapasitesi var. Önceden bilgiyi edinirseniz, beceri, metanet ve konsantrasyonu bu kapasite halledecektir. Beynin gücünü hafife almamakta fayda var.

Sonraki yazı çoktan seçmeli sağlıklı yemek programı üzerine. Ne yemek yapılacağının kararının alınması sizin evde de önemli bir sıkıntıysa, ve hatta bu iş sizin üzerinize yıkılmış olduğu halde, bir de menüye burun kıvıranlar oluyorsa, bu yazıyı kaçırmayın...

 

posted on 20 Ekim 2008 Pazartesi 20:20:32 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Eylül 2008 Salı

Yenidoğanlarda Biberon Kullanımı

Yeni doğmuş bebeklerde biberon kullanımı önerilmiyor. Memeden süt içmekle, biberondan süt içmek tamamen farklı motor beceriler gerektiriyor. Bebeğiniz memeden emmeyi tam olarak öğrenmeden biberon kullanmak, bebeğin biberondan içme şekline alışarak, memeyi reddetmesine neden olabiliyor. Biberon kullanıldığı halde memeyi reddetmeyen, hem memeden, hem biberondan başarıyla beslenebilen bebekler var. Yine de riske girmemek gerektiğini düşünüyorum. Bebeğiniz memeye iyice alışıp, anne sıcaklığı ve kokusunu ayırt edip biberona tercih edecek çağa gelmeden önce ek besin vermek zorunda kalırsanız, kadeh (likör bardaklarına benzeyen şurup ölçekleri), ya da silikon kaşıklar kullanmaya çalışın. Medela'nın Türkiye sayfasında göremedim ama böyle bir ürünü var. Bebeğin hortumun ucunu anne memesiyle birlikte alması ile meme alışkanlığı sürdürülüyor. Ürün temelde süt sağma kabı, bebeğin ağzı, steril serum borusu ve birleşik kaplar kanunundan ibaret gibi duruyor. Yani evde de yapılabilir gibi geldi bana.

Ne Zaman Başlamalı?

Bebek palazlandıktan sonra özellikle çalışan annelerin biberon denemek için çok uzun süre beklememesi iyi olur gibi geliyor. Çünkü çok beklenirse bu sefer bebeği biberona alıştırmak zor oluyor. Biberondan nasıl emeceğini bilmiyor, üstelik biberon plastik ve annesi gibi de kokmuyor. Ben Ilgaz bir aylıkken (her gün sabaha karşı gazdan kıvranırken), hava yutmaması için daha iyi bir çözüm olur mu ümidiyle bir gece sağılmış sütümü vermiştim. O gece anladım ki bebek ağlarken süt ısıtmaya çalışmak pek pratik bir iş değilmiş. Sabah şişecek göğüsler ve sütlerin azalma riski de cabası. Emzirmek en kolayı. Biberonu şapır şupur bitirince çok korktum ya emmezse diye, neyseki hiç sorun etmedi. Bundan sonra da biberonla zaman zaman rezene verdim. Dışarı çıktığımda da emzirilecek ortam yoksa sağılmış süt verdim. Eve döndüğümde tekrar sağıp yerine koymaya çalıştım. Tam gün çalışmaya başladığımda gündüzleri emmeyi bıraktığı için biberona gerek kalmamıştı.

Hangi Marka?

Ben Avent marka biberon kullandım, bir şikayetim olmadı. Chicco, Nuk, Dalin, Medela, Kraft, birçok marka biberon var piyasada. Marka seçiminde kullanım kolaylığı ve bebeğin rahat emmesi en önemli faktör olmalı sanırım. Ben doğumdan önce bir tane 2 numara Avent biberon almıştım. 0 yaştan itibaren kullanılır yazıyordu. Daha sonra yine Avent ama bebek büyüdükçe de kullanılabilecek, biberonu döndürdükçe akış debisi değişen uçlusundan aldım. Bebeğim küçükken bu değişen akış uçlu biberonla pek rahat edemedi (ancak 1 numara olarak belirtilenden içebiliyordu, 2'si fazla geliyordu). Daha sonra bu biberonlarla uyumlu süt saklama kapları (biberon adaptörü  ile biberon ucu takılabiliyor, katı gıdalar da saklanabiliyor) aldım. Büyüdükçe damlatmayan suluklarından aldık. Hepsi birbiriyle uyumlu ve şişeleri değiştirilerek kullanılabiliyor. Bu arada bardak şeklinde süt saklama kapları az miktarda süt ve buzdolabında saklamanın yeteceği (süre olarak) durumlarda iyi bir çözüm. Ama bu kaplardaki 50-60 ml'den fazla sütü benmari yöntemiyle çözdürüp ısıtmak çok vakit alıyor. Daha fazla yüzey alanına sahip, incecik dondurulabilen süt saklama poşetleri daha pratik (ve maliyetli tabi).

posted on 23 Eylül 2008 Salı 20:52:42 UTC  #    Yorumlar [2]
# 18 Eylül 2008 Perşembe

Sevgili yeğenim Tan, rüya yorumları, kahve falları gibi pisişik işlere inanmama ve reddetme çabalarıma karşın, ablamın 2 ay önceden gördüğü tarihte, 14 Eylül 2008 itibari ile dünyaya gözlerini açtı. Belki de ablam kendisini şartlandırmıştır değil mi? Öyle kabul edelim. Fazla pisişmek bünyeye zarar verebilir :)
 
Yarın hafta sonu için tekrar Tan'ı ve taze anne babasını görmeye Ankara'ya gideceğiz. Ben de annesine süt, Tan'a löp löp yağ olsun diye süt arttıran kurabiyeler pişirdim. Akşam soğutup buzdolabının derin dondurucu bölümünde dondurdum, diğer hamur işleri gibi çözüldüklerinde besininden bir şey kaybetmeden tazeliklerini koruyacaklarını umuyorum.

Bebeğim katı gıdalara başladıktan sonra  emme sıklıklarını hızla azaltıp, süresini kısalmış,sütüm de "besin" olmaktan çıkıp, ancak "aşı" olabilecek miktara inmişti. Bu kurabiye tarifine tırım tırım "sütümü nasıl arttırırım" sorusuna cevaplar ararken rastlamıştım, denememiştim.

Tarife geçmeden önce anne sütü azlığı ve arttırma yolları ile ilgili birkaç tespit ve yorumumu yazmak istiyorum. Bunların benim yorumlarım olduğunu lütfen unutmayın, bu anne sütü işi kişiden kişiye ve özellikle bebeğin ihtiyaçlarına göre çok değişiyor. Lütfen hiçbir şeyi takıntı yapmayın ve kulaktan dolma bilgiler yerine doktorunuzla konuşmayı deneyin.

Sütüm gelmedi
Bebeğinizi kucağınıza aldığınız anda ilk sorulan sorudur, "sütün geldi mi?". Halbuki süt öyle bir anda gökten gelen bir sıvı değil. Bebek emdikçe geliyor. İlk birkaç günde bebeğin sürekli denecek derece sık emmek isteyebileceğini, emerken uyuyakalabileceğini, sık ağlayabileceğini unutmayın. Bunları sütüm gelmedi, sütüm az gibi yorumlamayın. Göğsünüzü sıkarak çıkan süt miktarını kontrol etmeye çalışmayın, başkalarının bunu yapmasına izin vermeyin. Böyle bir kontrol yaparsanız büyük ihtimalle karşılacağınız tablo damlalar halinde sarı bir sıvı olacaktır, bebeğin ilk birkaç günde ihtiyacı olan şey de bu sıvıyı sık sık emmektir. Arz, talep meselesi.

Süt basması
Bebek birkaç gün böyle emmeye devam ettikten sonra birden göğüsler şişiyor, yağlı sulu sütler geliyor. Eğer göğsünüzde sızlama varsa, emzirmeden önce sıcak kompres, emzirdikten sonra soğuk kompres iyi gelir. Eğer bebeğin emmesini güçleştirecek kadar şiştiyse, sıcak kopmresten sonra az miktarda sağarak sonra emzirmeyi deneyebilirsiniz.

Sütüm fazla
Göğüslerin bebeğin ne kadar süt ihtiyacı olduğunu saptamaları birkaç ay alıyor sanırım. Göğüsler bu dönemde şiş olabiliyor, sabah uyandığınızda geceliğinizi sütle ıslanmış bulabiliyorsunuz. Bu dönemde sütün fazlasını sağmak hem sütün miktarını korumak, hem de olası sağlık sorunlarına karşı buzlukta stok oluşturmak için kullanılabilir. Fırsat olduğunda süt saklama ile ilgili de yazarım.

Sütüm azalıyor
Göğüsler bebeğin ihtiyacı olan süt miktarını tespit ettiğinde (3-4 ay civarı), göğüslerdeki bu şişlik azalıyor. Bu da acaba sütüm azalıyor mu diye endişe etmenize yol açıyor. Aslında süt bebek emdikçe geliyor. Ayrıca bebeğin emme sıklığının azaldığı dönemlerde, gece uykuları uzadıkça da süt miktarında azalmalar olabiliyor. Hemen panik yapmamak gerekiyor. Sütün tekrar düzene oturması 3-4 gün sürebilir. Bebeği sık sık ve uzun süreler emzirmeye devam etmek yeterli sanırım. Dengeli beslenmeye ve yeterli sıvı almaya da dikkat etmek gerekiyor. Doktorunuz bebeğin kilo artışında bir sorun tespit ederse zaten gerekli desteği önerecektir. Bu arada sağlık ocaklarında da ücretsiz olarak sağlıklı bebek takip adı altında bu ölçümler yaptırılabiliyor.

Süt sağma makinesi
Sütler bolken piyasadaki pompalarla sağmak ve hatta süt arttırmak mümkün. Ben Medelanın pilli ve elektrikli süt pompasını kullanmıştım. Ancak, belli bir miktarın altındaysa, bebek de fazla emmiyorsa hastane tipi daha güçlü pompalardan kiralamak daha mantıklı sanırım.

Katı gıdaların süt miktarına etkisi
Benim bebeğim katı gıdalara geçtikten sonra az emmeye başladı. Gündüzleri sadece uykuya dalmak için emzik gibi kullanmak üzere daha uzun emiyordu. Bu da bebeğin uyku düzeni için önerilen bir yöntem olmadığından alıştırmak istemedim. Kesilir korkusuyla dönem dönem bu durumu çok sorun haline getirdim. Acaba nasıl arttırabilirim diye araştırıp durdum. En azından inek sütü verebilecek çağa kadar süt artsa da fabrikasyon formül mamalara talim etmek zorunda kalmasam diye çabaladım. Halbuki, günde bir-iki kere de olsa düzenli emiyorsa süt tamamen kesilmiyor. Bu noktada belki de doğaya bırakmak daha mantıklıydı diye düşünüyorum. Belki de sütün miktarından öte, içeriği bebeğe yetmiyor. Ufacık midesini sütle şişirmek yerine katı gıdaları tercih ediyor. Gece yatmadan, gece uyandığında ve bazen sabah uyandığında emiyordu (gitgide azalan sürelerde). Bu onu hastalıklardan korumak için yetiyordu sanırım. Bu süreçteki sağlık durumuna ve gelişimine bakarak kendimi boş yere üzmüş olabileceğimi düşünüyorum. Olsun, ben anne olarak elimden geleni yaptım diyor ve tarife geçiyorum. Tarifin içindekiler sütü arttırmasa bile annenin sağlıklı atıştırması, barsaklarını yumuşak tutması açısından yararlı gibi gözüküyor. Eğer anne sütünü arttırdığını bildiğiniz besinler varsa, bunları yazarsanız çok sevinirim.

Süt Arttıran Kurabiye Tarifi (Tarifin orijinali)
Malzemeler
150 gr. tereyağı
1 bardak şeker
1 bardak kahverengi şeker
4 çorba kaşığı su
2 çorba kaşığı çekilmiş keten tohumu (ben yanlışlıkla 4 kaşık koydum, sorun olmadı, bu arada hamilelikte fazla kullanılmaması gerektiğini okumuştum)
2 büyük yumurta (ben yanlışlıkla 4 koydum kek gibi oldu :))
1 çay kaşığı vanilya
2 bardak un
1 çay kaşığı karbonat
1 çay kaşığı tuz
3 bardak yulaf ezmesi
1 bardak damla çikolata (ben kuru üzüm kullandım)
2 çorba kaşığı bira mayası

Halk arasında Yulaf, keten tohumu (omega-3 de içerir) ve bira mayasının süt arttırdığı düşünülüyor. Ben de sütümü arttırır hevesiyle GNC'nin tablet haline getirilmiş bira mayasından almıştım (brewers yeast), bunları ezerek kullandım. Aslında malzemelere bakıp, bir de keten tohumuyla suyu karışıtırınca çıkan kokuyu aldığımda tadından pek ümitli olmamıştım. Ama evdeki eşim, kuzenim ve oğlumdan oluşan bey komitesinin beğeni testini başarıyla geçti. İçindeki tahıllardan dolayı diyet izlenimi veriyor, ama malzemelerin hiç diyetlik bir durumu yok değil mi? ;)

Yapılışı:
Suyla keten tohumunu karıştırın, 3-5 dakika dinlendirin.
Tereyağı ve şekeri krema haline getirin.
Yumurtaları ekleyin.
Islattığınız keten tohumlarını ekleyin. İyice karıştırın.
Yulaf ve çikolata dışındaki kuru malzemeleri karıştırın. Yaş malzemelere ekleyin.
Yulaf ve damla çikolataları ekleyin.
Fırın tepsisine yağlı kağıt döşeyip kaşıkla azar azar dökün. (Yumurtasını az koyunca daha katı olursa belki elle de şekil verilebilir)
8-12 dakika pişirin (büyük fırında 190 derecede pişirdim, kapatıp 5 dakika daha beklettim)

Afiyet olsun! Size de bebeğinize de :)

posted on 18 Eylül 2008 Perşembe 11:04:20 UTC  #    Yorumlar [2]
# 12 Eylül 2008 Cuma

Bu aralar Kitubi'nin kısmeti ürün yorumlarından açıldı. Bir süre önce oğlum mama sandalyesinde oturmaya direnç göstermeye başlayınca bizim sandalyelere oturtmayı denedik, olacak gibi gözükmüyordu. Ben de başka bir çözüm aramaya başladım.

Kolay temizlenebilmeli

En mantıklısı masaya takılanlar gibi gözüküyordu ama bana güven vermediler. TFY'nin alt bölümü şişme sandalyesini gözüme kestirdim. Yurt dışında yazılmış yorumları araştırdım ve temizliğinin ciddi problem olduğunu okudum. Alt kısım şişme olduğundan yıkanamıyordu. Bir de bunun takliti gibi gözüken Sevi Bebe marka portatif mama sandalyesi alternatifi vardı. E-bebek'e gidip buna baktım. Alt bölümü şişme yerine fermuarlı, içine iki kat sünger koyulacak şekilde tasarlamışlar. Süngerleri çıkartıp, kumaş bölümünü çamaşır makinesinde yıkayabiliyorsunuz. Alıp bir deneyeyim, rahat edemezse geri götürürüm düşüncesiyle aldım.

Güvenli mi?

Aslında yaptığı iş bebeği sandalyede biraz yükseltip masaya yaklaştırmak ve sandalyeye sabitlemek. Sabitlemek derken, Ilgaz uğraştığı zaman kemerlerden kurtulabiliyor, ama zaten asla sandalyede yalnız bırakmıyoruz. Büyük mama sandalyesinde de benzer bir risk vardı çünkü sımsıkı bağladığınız çocuktan iyi yemek yeme performansı beklemek pek mantıklı olmuyor. Ayrıca ayaklarını masaya dayayarak sandalyeyi geriye düşürme riski de var. Bunu engellemek için sırtını boşlukta bırakmayacak şekilde oturtmaya çalışıyoruz.

Her durumda kendi hareket kabiliyeti yüzünden güvenlik açıkları oluşsa da, bu açıklar direk sandalyeye oturmasından farklı riskler değil. Sonuçta artık yürüyen, koşan hergün gelişen bir insan, güvenliğini dikkat ve eğitimle sağlamak zorundayız sanırım. Gözümüzün önünde oynarken iki taşın arası bir sandalyeye tırmanıp, oturuveriyor. Bir yerlere bağlayarak ne zamana kadar idare edebiliriz ki?

Tatil için de ideal. Yandaki fotoğraf Assos'ta çay bahçesinde çekildi.

Not: Yıkandığında da çok kolay kuruyor. Sadece süngerlerin gireceği bölüm ıslak kalıyor, onu da kurulamak yeterli oluyor çünkü içi plastik kaplı.

Hangi mama sandalyesini almalı?

posted on 12 Eylül 2008 Cuma 20:36:51 UTC  #    Yorumlar [2]
# 08 Eylül 2008 Pazartesi

Bu dizide ilk yazı:

Bebeğim neden arkaya dönük oturmalı?

Geriye dönük araba koltuğumuzu aldık

Volvo'nun getirdiği Britax geriye dönük araba koltuğunu alıp kullanmaya başlayalı neredeyse 4 ay olacak. Bu yazıyı yazmakta çok acele etmek istemedim, biraz uzun yol tecrübe edelim, ondan sonra yazarız dedim. Tatilden de koltuğumuzdan gayet memnun şekilde döndük. Bu arada Ilgaz da 5 gün sonra 19 ayını dolduracak.

Koltuğu Arkas Otomotiv Akatlar'dan, yedek parça şefi İbrahim Bey'in yardımları ile aldık. Bu koltuklardan çok sayıda satılmadığından, kullanılacak parçalara birlikte baktık, kendisi sağolsun hiç üşenmedi, depodan getirtti, parçaları Peugeot 307'imizde deneyerek emin olduktan sonra satın aldık.

Bu arada Maxi-Cosi'sinden, Mothercare'ine, e-bebek'inden, Britax-Römer'ine tüm üreticileri, dağıtıcıları aradık. Bu arada sanırım yılbaşı öncesiydi, Besafe'in dağıtıcısı Anne Bebek ürünleri fuarı için geriye dönük modelleri İzi Combi'den numune getireceklerini iletti. Beylikdüzündeki fuara heyecanla gittiğimizde gördük ki ürün halen Albimini gibi mağazalarda dağıtımını yaptıkları İzi Comfort'un yeni modeli, geriye dönük monte edilemiyor. Dağıtıcısı ile birlikte katalog üzerinden ürüne baktığımızda, "isterseniz sizin için ürünü getirteyim, 1 haftada gelir" dedi. Türkiye'de Volvo alternatifi olmasa bunu değerlendirecektim. Sonuçta Volvo Britax'a önemli bir fiyat avantajı olmayacaktı, görerek almak bana daha güvenli geldi.

Bunun dışında görüştüğüm hiçbir dağıtıcı ile bir gelişme kaydedemedim. Kimileri hanfendi geriye dönük çocuk koltuğu olmaz, ana kucağı vardır, bunlar arkaya bakar, 1 yaşından sonra öne doğru seyahat etmeleri gerekir şeklinde bilgi verdi, bazıları da bizi dünyada böyle bir ürün olmadığına ikna etmeye çalıştılar. Piyasada pahalı ve güvenli tanınan markalardan biri de Volvo'nun geriye dönük koltuk getirmesini işgüzarlık olarak görüyormuş gibiydi. Bana Avrupa standartlarını açıkladırlar, ben de standartları değil izlediğim çarpışma testlerini dikkate aldığımı ilettim. Demek ki bizim gibi bu ürünü bilip soranlar var ki, Volvo'nun yaptığı işin farkındalar ve bu rahatsızlığı duyuyorlar diye düşündüm.

Öncelikle çocuk geriye dönük sıkılır, sıkışır endişelerine açıklık getirmek istiyorum. Aşağıdaki fotoğraflarda, oğlum 15 aylıkken yeni koltuğunda, yanında da eski anakucağı monte şekilde görülüyor. Gördüğünüz gibi bu koltuk çok daha yüksek, geniş ve rahat. Çocuk rahatlıkla yan camları ve arka camları görüyor. Özellikle trafikteki yüksek araçların şöförleri yolcuları ile sessiz bir iletişim geliştirdi. Diğer araçlarla, hatta yavaş trafikte yayalarla yüzyüze geldiğinden herkese el sallayarak seyahat ediyor. Artık 19 aylık ve hala koltukta bol bol büyüyecek yeri var (18 ay kontrolünde boy:86 cm, kilo: 12 kg).

Orta koltuğun başlığına astığımız bir ayna yardımı ile başımızı çevirdiğimizde ve doğru ayarlayabildiysek dikiz aynasından biz onu görebiliyoruz. O da bizi ve kendisini, ve hatta ön camı görebiliyor. Yanına oturduğumuzda yüzü bize dönük olduğundan onu oyalamak, zorunlu hallerde bir şeyler yedirmek içirmek çok daha kolay oluyor.

Ana kucağında olduğu gibi, bu koltukta da uyuduğunda başı terliyor. Bunun kullanılan kumaşlardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bir de koruma için başı içeride kalacak şekilde tasarlandığından iyi hava dolaşmıyor sanırım. Bu sorunu da terziye yumuşak kumaştan ekstra kılıf diktirerek çözdük. Önce uygun boyutta bir kumaşı oval kestirip kenarına lastik diktirdik. Sonra annem sağolsun teğelleyerek kemerlerin geçeceği kesikleri işaretledi. Mahalle terzimiz de güzelce dikti. Fotoğraf makinemiz bozulduğundan fotoğraflarını çekemedim, Canon 450D'miz gelir gelmez sözüm olsun, çok daha güzel fotoğraflar çekip koyacağım Kitubi'ye.

Uyurken de rahat edebilmesi için ön koltuğu biraz sıkıştıracak şekilde genişçe monte ettik. Yani muavin koltuğumuz tam yatmıyor artık.

Başlarda yaşadığım bir sorun da sağ arka camın görüşünü kesmesiydi. Özellikle ara sokaktan, ana caddeye sola dönerek çıkacağım zaman farkında olmadan bu camdan bakıyormuşum, araba geliyor mu diye. Şimdi gözüm alıştı, ama yine de görüşü azaltıyor elbette. Öne dönük koltuklarda bu kadar etkilemiyor olabilir. Bu olumsuzluğa rağmen son derece memnunuz. Tavsiye edilir.

Not: e-bebek'ten gelen mail'lerden Recaro marka koltuk getirdiklerini okudum. Araştırmalarım sırasında Recaro'nun Polaric isminde arkaya dönük bir modeli olduğuna rastlamıştım. E-bebek'e tekrar sorulabilir, belki bu modeli getirmeyi de değerlendirirler. Ayrıca Ferrari Koala gibi birkaç markanın özelliklerinde geriye dönük olarak da monte edilebilir şeklinde belirtiliyor. Bunların özellikle geriye dönük kilo limitlerini sormak lazım, çünkü sadece küçükken ana kucağı gibi kullanılmak üzere tasarlanıyorlar. Belirli kilonun üzerinde yine öne dönük çevirilmeleri gerekiyor.

Güvenli seyahatler, kazasız belasız tatiller dilerim...

Güncelleme: Bu arada koltuk Isofix'li, ayrıca geriye gitmesini önlemek için koltuğun altından destekleyen bir parçası daha var.

Bu yazı ve bu dizinin ilk yazısına ve yorumlara da bakın.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 08 Eylül 2008 Pazartesi 09:56:36 UTC  #    Yorumlar [25]
# 05 Eylül 2008 Cuma

IKEA'dan parmaklığı (VIKARE) en sonunda aldık. 3 gecedir bu parmaklıkla (yatak bariyeri) yatırıyoruz. Her şey yolunda.

Faydaları:

  • Çocuk yataktan düşmüyor :)
  • Yanında kalan boşluktan takılmadan yatağına rahatça inip çıkabiliyor
  • Sıkıştırılabilir klipsle karyolanın yan alt tahtasına monte ediliyor. Tahminen birçok farklı yatak modeline uyabilir.
  • Yatağın altına girmesi gerekmediğinden yaylı yatağı deforme etmiyor.

Boyutları: 90 x 9 cm

Fiyatı: 19 YTL

Bu fiyata şahane!

Güncelleme: Biz evde monte ettiğimizde daha dar bir aralık oluştu. Arada ayağını buraya sokup çıkartıyor, sabah uykulu kafayla ayağını sıkıştırmış, çıkartamamış ağlıyordu. Acaba buradaki gibi daha geniş monte etsek daha mı iyi olur diye düşündüm. Aklımıza şöyle bir sahne geliyor. Diyelim ki yatağın gerisinden hızla koşar gibi geldi, bir ayağı araya soktu, geri çıkartmadı, o hızla vücudu ileri doğru atıldı, bacağı kırar gibi geliyor. Acaba bir güvenlik açığı mı var, abartıyor muyum?

posted on 05 Eylül 2008 Cuma 20:15:00 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Ağustos 2008 Çarşamba

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Doğumdan önce bir arkadaşım bize kızının beşiğini vermişti. Büyükçe bir beşik olduğu için Ilgaz hemen hemen 4,5 ay kadar bunda yattı ve ayrıca yatak almadık. İlk iki ay bazen beşiği oturduğum odaya götürerek, bazen ana kucağında bazen kanepede, nerede daha uygunsa o şekilde benimle birlikte gezerek uyudu. 2 aylıktan itibaren gündüzleri de olabildiğince odasında uyutmaya çalıştık. 4,5 aylık olup da dönebilmeye başlayınca hem beşiğe sığamaz oldu, hem de genişçe aralıklı dekoratif parmaklıkların arasına ayağı kolu sıkışabilecek hale geldiğinden tehlikeli oldu.

Bunun üzerine dizinin parmaklığa elveda yazısında söz ettiğim Ikea yatağı aldık. Eğer bütçe ya da yer sorununuz varsa yatağı almayı 3-4 ay kadar erteleyebilirsiniz.  Ama sorun yoksa, ya da taksitle alırım farketmez diyorsanız yatağını baştan almak da iyi olabilir. Geri dönüp bakınca uyku düzeni ve herkesin rahatı için baştan bir yatak alıp, en geç 40 günlükten odasına geçirildikten itibaren yatağında yatırmak, ilk haftalar ve bir süre de gündüzler için basit, ucuz ve gerçek bir sepet almak ya da bir önceki yazıda söz ettiğim hastane beşiklerinden kiralamak en iyisiymiş.

Bebeklerin 1 yaşına kadar sünger(ani bebek ölümü sendromundan korunmak için çok yumuşak olmamalı, sertçe bir sünger) yatakta yatması öneriliyor (sonrasında da sünger yatakta yatması sakıncalı mı bilmiyorum). Biz başta bir sünger yatak aldık. 13-14 aylıkken de daha rahat eder düşüncesi ile yaylı yatağa geçtik. Bilmediğimiz bir şey bebeğimizin 15 aylıktan itibaren yataktan atlayabilir hale geleceğiydi.

Hal böyle olunca yatağın parmaklığını açmak zorunda kaldık. Acaba yataktan düşer mi diye düşünürken (yatak yüksek değil), birkaç gece kendisini odasının ortasında rahat rahat yatarken bulduk. Ve internette parmaklık aramaya başladık.

"Yatak bariyeri" adı altında sadece bir-iki marka parmaklık bulabildik. Fiyatları 100 YTL'den başlıyordu ve bize çok pahalı geldi. Yatağa uyacağından da emin olamadık. Aynı arkadaşımın eskiden kullandığı bir bariyeri denedik ve bizim yatağa uymadı. Yatak küçük olduğu için araya bir de bariyeri tutacak parça girince yatak arada sıkıştı ve ortası yukarı doğru kalktı. Engebeli bir yatak yüzeyi oluştu.

Genç yatağına geçiş yazısını yazdığımda durum böyleydi. O zamandan beri de  düşmesin diye yatağın yanında minderlerle, düşerse yerde yatmasın diye yerde eski sünger yatağı serili şekilde yatırıyoruz. Pek dekoratif ve pratik bir çözüm değil.

Bu noktada parmaklığa masraf yapmak yerine acaba genç odasına mı geçmemiz gerekiyor diye düşünmeye başladık. Daha büyük olacak genç odası yatağına küçük gelecek olan yaylı yatağı da boşuna almış olacaktık. Aslında yaylı yatağı alırken de daha büyük bebek karyolalarına bakmıştık ve gözümüze yüksek gözükmüşlerdi. Kendi üzerlerinde parmaklıkları olmakla birlikte, bebeğin kendiliğinden inip çıkması için daha epeyce vakit varmış gibi gelmişti.

Bebeğimin penceresine stor perde almak için Ikea'ya uğradığımda ümitsiz bir şekilde bebek odası yataklarındaki parmaklıkların ayrıca satılıp satılmadığını sordum (web sitesindeki ürün kataloğuna bakmıştım, öyle bir ürün görememiştim). Meğer satılıyormuş ama stoklarda yokmuş. Üstelik fiyatı da çok uygunmuş (tam hatırlamıyorum ama 20-30 YTL civarında) ve bizim yatağa da uyuyormuş. Ikea'dan alınmamış yataklara da uyabileceğini düşünüyorum. Önümüzdeki hafta (yaşasın) tatilde olacağız, dönüşte bir tane edineceğim. Yorumlarını yazarım.

Bu arada Volvo (Britax) geriye dönük araba koltuğunu da aldık ve çok memnunuz. İlk fırsatta onun yorumlarını da fotoğrafları ile birlikte yayınlayacağım.

Eğer bildiğiniz iyi parmaklık çözümleri varsa yorumlara yazabilir misiniz? Her ilde İkea yok malum. Eğer aradığımızı bulamasaydık marangoza yaptırmayı düşünmüştük. Bebeğin yatağa inip çıkacağı boşluğu bırakarak.

posted on 20 Ağustos 2008 Çarşamba 14:47:54 UTC  #    Yorumlar [6]
# 17 Ağustos 2008 Pazar

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Yatak bariyerleri

Bebek Yatağı ve Beşiği

Bebek yatağı ve beşiği seçilirken dikkat edilmesi yararlı hususları aşağıda sıraladım.

Bebek yatağı:

1 - Güvenlik: Aşağıdaki adreste parmaklık aralıkları, yastıklar, oyuncaklar yükseklik gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgi verilmiş.

(Eğer bu ya da kaynak gösterdiğim diğer yazıların adreslerinin yazının orijinal adresi olmadığını düşünüyorsanız lütfen bana yazın)

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=171

2 - Eğer doğumdan itibaren kullanacaksanız, özellikle küçükken sürekli bebeği alıp koymaktan, benim gibi yatağında uyutmayı tercih edenlerdenseniz eğilip pışpışlamaktan belinizin ağrımaması için, yüksek bir seviyeye ayarlanabilenlerden tercih edin.

3 - Hem güvenlik, hem kullanışlılık açısından sade modelleri tercih edin. Yatağın üzerindeki her ekstra aksesuar, her fazladan metal, tahta parça bebeğin merak edip kurcalayacağı, dişleyip ısıracağı bir bölümü oluşturacaktır. Bu da yatağın boyalarının parçalarının çabuk aşınmasına ve belki güvensiz hale gelerek bebeğe zarar vermesine sebep olabilecektir.

4 - Uyku seti, yatak örtüsü (kumaşlar, kumaşlar, kumaşlar): Sanki bebek yeteri kadar güzel değilmiş de, ille de bütün eşyaları süslü olmalıymış gibi bir yaklaşımımız var toplum olarak.

Yatağı türbe gibi donatmaya niyetlenenlere sorarım:
Aylardan, hatta belki yıllardan beri bu bebeği görmek için beklemiyor musunuz?
Sabinin anne karnında sürekli aynı şeyleri gördüğü yetmedi mi, 360 derece çevresini kumaşlarla kapatıp dünyayla tanışmasını ertelemek istediğinizden emin misiniz?

Bebeğin önemli vaktini geçireceği yatağın üzerinde kullandığınız (çarşaf ve battaniye dışında) örtülerin bana göre iki amacı olmalıdır: bebeğin duyularını harekete geçirmek, onu korumak.

  • Duyuları harekete geçirmek: Bebekler özellikle ilk aylarda sadece canlı ve kontrast renkleri seçebilirler. Bu nedenle cicili bicili pastel tonları kullanmak duyular açısından en iyi tercih olmayabilir. Yatağı çepeçevre aynı model kumaşla donatmak yerine, birkaç çeşit yan koruması alıp, birkaç günde bir dönüşümlü sermeyi tercih edebilirsiniz. Bir aylıktan itibaren örtünün desenlerine baktığını, kumaş değişince ilgisini çektiğini farkedeceksiniz. Yok ben sade bir koruma kullanayım, uyku saatinde dinlensin, uyanıkken çeşitli renkli oyuncaklar asarım derseniz başımın üstünde yeriniz var.
  • Koruma: Bebek ilk aylarda bırakın kafasını vurmayı, kolunu bile kaldıramayacaktır. Eğer temiz boyanmış bir yatağa sahipseniz, başını korumak üzere parmaklıkları çepeçevre çevirmeye gerek yok. Bana göre biraz aksesuar, biraz yumuşak yüzey olsun diye tek tarafa koruma yeterli. Böylece siz de gık dediği anda başınızı çevirip bebeği görebilir, onu uyurken izleyebilirsiniz. Eğer soğuk bir kış gününde erzurumda doğum yapmadıysanız, soğuktan korumak için örtülerle çevirmenize gerek yok. Bazı lohuslarda doğum sonrasında üşüme oluyor, hormonlarınıza aldanıp bebek de üşüyor zannetmeyin. Bırakın yatağının içinde temiz hava dolaşsın, büyümek için bol bol oksijene ihtiyacı var.

Beşik:

Veliaht mı doğurduk ki tahtta yatıralım? Çok vakte ihtiyacınız olacağı için, kolay bakılabilir, temizlenebilir, kullanışlı olsun. Evde birkaç yardımcınız varsa bile hepsinin vaktini dolduracak kadar iş çıkaracaktır bu minik zaman süngeri.

Küçükken her yere sığması için küçük boyutlarda olmasında yarar var. Rahat ulaşabilmeniz için yüksek olsun, ya da bir sehpa ya da masaya sığdırılabilir olsun. Fazla derin olmasın ki gece sesini duyduğunuzda başınızı uzatıp görebilin. Hastanelerdeki beşiklerin kiralanabilir olduğunu duymuştum, tekerlekli, minik ve şeffaf olma özelliklerinden dolayı bunların çok kullanışlı olduklarını düşünüyorum. Eğer çok seyahat ediyorsanız portatif çantaya dönüşebilen park tipi beşikler (port bebe ya da oyun parkı diyorlar sanırım) de ileride kullanılabilmeleri açısından iyi olabilir.

Kullandığınız bebek mobilyaları ile ilgili yorum yazsanız ne kadar güzel olur.

posted on 17 Ağustos 2008 Pazar 10:07:09 UTC  #    Yorumlar [2]
# 05 Temmuz 2008 Cumartesi

Aslında parmaklığı açmak zorunda kalalı neredeyse iki ay oluyor. Ben yazmakta biraz geciktim. Gerçi muallakta olanları yazmaktansa, hali yoluna girmiş konuları yazmayı daha çok seviyorum. Sanırım bu nedenle de birçok sevgili okuyucularım yorumlara fazla rağbet etmiyor. Eş dost da yazılara yorum yazmak yerine genelde telefonda veya yüzyüze yorum yapıyor. Halbuki yorum okumaya ve cevaplamaya bayılıyorum. Lütfen zaten olmuş bitmiş diye düşünmeyin, yorum yazın, sorularınızı sorun. Benim derdim çözülmüş olsa bile okuyanlara yarıyor. Ayrıca yazılan her şey ille de işe yaramak zorunda değil öyle değil mi?

Ilgaz'ın 15 ay randevusunun üzerinden ancak birkaç gün geçmişti. Doktorumuzla Ilgaz'ın gündüzleri kendi halinde uyuduğu halde, akşamları kucağımızda uykuya dalmak istemesi sorununu konuşmuştuk. O da "belki gece ortamında bir şeylerden korkuyordur, biraz ışıklı ortamda onunla konuşun, bak biz buradayız falan deyin, rahatlatın" demişti. Biz de bunu denemeye karar verdik. Loş ışıklı bir abajuru odasına kurduk.  Her akşamki uyku rutinini takiben bebeği yatırıp, yatağının karşısındaki ikili koltuğa kurulduk. Bak oğlum biz buradayız, hadi yat, şarkılar falan. Yarı mızıldıyor, bir yatıyor, bir kalkıyor. En sonunda  kitaplarından birini ona okumaya niyetlenerek elime almamla birlikte, Ilgaz'ın da yataktan çıkıp yanımıza gelme kararı alması bir oldu. Siz kimsiniz orada kurulmuş benim kitaplarımı okuyorsunuz. Bu parmaklık mı tutacak beni diyerek, bir ayağını parmaklığın kenarına şempanze yavruları gibi taktı, iki kolunu birleştirip yatağın üst köşesine abanarak boşta kalan bacağından güç alarak ağırlığını yataktan dışarı doğru attı. Gökhan'la aynı anda Allah deyip oturduğumuz yerden fırlamasak kendisini yerde buluvermişti.

Yapılması gereken net olduğu halde, bebeğin serbest dolaşıma geçmesi fikrine hazır olmadığımızdan doktorunu aradık. Bebeğin hapsedilemeyecek kadar büyüdüğü gerçeği ile böylece yüzleşmek durumunda kaldık. Peki yatakta nasıl tutacağız diye sordum, bundan sonrası sizin terbiyenize kaldı artık yanıtını aldım. Şempanze evresi gelmiş çatmıştı.

İkea'dan aldığımız bebek yatağı (gulliver) 3 kademeli, bebeğin farklı evrelerine göre ayarlanabiliyor:

1 - Tersyüz hamamböceği evresi: Bebeğin doğumu ile başlar. Aynı yöne bakarak yatmaktan yamulmasın diye kafasının bile manuel (elle) çevirildiği dönem, başlangıç fazıdır. Kısa süre içinde bu fazdan çıkarak, sırtüstü yatırıldığında kolları ve bacaklarını ters çevirilmiş böcekler gibi çırpabilmeye başlar. Hatta bu gelişim aşamasındaki yavrular kucağa alındıklarında da, boşta kalan uzantılarını anlamsız hareketlerle sallarlar. İlerleyen evrelerde başlarına geleceklerden habersiz anne babalar, çocuklarının bu halini görerek, aman pek hareketli, hiç durmuyor gibi acizane yorumlar yaparlar. İleri ters çevirilmiş hamamböceği aşamasında bebek artık bir kolunu kendi üzerinden savurarak ağırlığını diğer tarafına aktarmak suretiyle yattığı yerde dönebilmeye başlar. Ters çevirildiğinde düzelebilen bir hamamböceği olarak bir sonraki aşamaya geçmek üzere olduğunun sinyallerini vermeye başlamıştır.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası, güvenle en üst konumda kullanılabilir. Bebeğin kısa olan parmaklığa abanarak atlama ihtimali "0" kabul edilir.
 
2 - Hacıyatmaz evresi: Sevgili minik insanımız dönmeyi ve oturmayı öğrendikten sonra yavaş yavaş parmaklıklarına tutunarak oturur duruma geçebilmeye başlar. Ya da bizimki gibi bir gün aniden, daha önce kendi kendine oturduğu bile gözlenmezken, bir anda kameraların karşısına geçer, kenara tutunur, hoop diye ayağa kalkar. Sonra düşer ve adrenalinli (korkulu manasında) kahkahalar atar. Bu hale gelmiş bebeği yürümeyi öğrenene kadar yatay düzlemde tutmak zordur (yürüyünce yorgunluktan düşer). Yatırırsınız, kalkar, yatırırsınız, kalkar. Bu evrenin başlarında aynı gerçek hacıyatmazlar gibi kendi kendilerine kalkabildikleri halde, ayaktaki pozisyondan geri oturmayı ya da yatmayı beceremezler. Bu nedenle bazen gece yarısı yatağında ayakta ağlarken bulursunuz. Uyku arasında yeni becerisini test etmeye karar vermiş ama geri yatmayı becerememiştir. Zaman içinde bu evredeki bebekler oturup kalkmayı, hatta yürümeyi öğrenirler ve ileri hacıyatmaz olarak adlandırılırlar.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası en alt seviyeye indirilmelidir. Aynı zamanda ayağını kenarına takıp sağa sola tutunarak yataktan kaçmaya çalışmasını önlemek üzere yan koruma yastıkları, basamak görevi görevilecek her nevi gereksiz süs ve oyuncak yataktan alınmalıdır.

3 - Şempanze evresi: Şempanze evresindeki bebeklerimiz, ki bunlar daha erken evrelerdeki bebeklerle yanyana geldiklerinde insanın dili onlara bebek demeye pek varmaz, yürürler(sürekli düşerek de olsa), koşarlar(sürekli düşerek de olsa), ayakta kendi etraflarında dönerler(sürekli düşerek de olsa), tırmanırlar, yumuşak zeminlerde biraz yardımla takla atabilirler ve bunun gibi her türlü maymunluğu yapabilirler. Sağduyulu ebeveynler çocuğun genel becerilerini gözleyerek, "Bu bebek bu yataktan kaçar mı? kaçar" diye kendiliklerinden şempanze evresine terfi ettirebilirler. Değilse, bizim gibi tesadüfen de farkına varamamışlarsa, bir gün bebeği yerde ağlarken bulmak, bebeğin yatakta uyuduğu sanılırken ıslak mendil kutusunu boşaltıyor olduğunun ortaya çıkması, ya da yürüyerek yanınıza gelmesi karşısında geçirilen şoklar gibi ani geçişlerle gerçekleşecektir.

Bebek bir kez şempanze olduktan sonra bebeğe sınırları fiziksel olarak değil, eğitsel olarak kabul ettirmek zorunluluğu doğmuştur. Erken geçilmiş bir şempanze evresi aileyi korkutur (ben şahsen hala adapte olamadım). Çok kullanımlı İkea yatağımızın ön parmaklığı itina ile açılır. Evdeki güvenlik önlemleri arttırılır.

Şempanze evresine geçmiş bebek yatakta kalmaya nasıl ikna edilir?

Bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebek beşiği nasıl olmalıdır, nasıl olmamalıdır?

Yatak bariyerleri neden bu kadar pahalı? ucuzu yok mu?

Takip eden yazılarda ve lütfen yorumlarda yukarıdaki sorulara yanıtlar arayacağız? Başka sorusu olan?

posted on 05 Temmuz 2008 Cumartesi 22:02:18 UTC  #    Yorumlar [7]
# 24 Haziran 2008 Salı

Doğum yapmış her kadına mutlaka birkaç kez sorulmuştur. "Çatlak oluştu mu?"

Bebek sahibi olmak isteyenler ve hamile bayanlar için, en önemli endişe konusu olmasa bile, rahatsızlık veren bir estetik kaygıdır çatlak korkusu. Bazı gebeliklerde hiç oluşmazken, bazı kadınların karınlarında, göğüslerinde, kalça ve bacaklarında oluşabiliyor. Hatta kollarda bile olabildiğini okumuştum. İlk çıktıklarında daha belirginken, gebelik sonrasında, tam olarak iyileşmemekle birlikte, hafifleyip daha az görünür hale geliyorlarmış.

Çatlak oluşumunu neler arttırır?

1 - Genetik

2 - Cildin kuruyarak elastikiyetini kaybetmesi

3 - Hızlı kilo alma

4 - Aşırı kilo alma

Özellikle genetik çatlak oluşumunda önemli bir faktörmüş. Yine de bazı noktalara dikkat edilirse, tamamen önlenemese bile, daha az oluşması sağlanabilir diye düşünüyorum.

Genetiğinizi değiştiremeyeceğinize göre, akrabalarınızı arayıp, "Teyze sende çatlak olmuş muydu hamileyken?" diye sormanın bir yararı olmayacağı görüşündeyim. Bu nedenle 2-4 maddelerine odaklanmak daha doğru olacaktır. 3 ve 4 için de dengeli beslenin, iki canlıyım falan diye kendinizi kandırmayın demekten başka fazla söylenecek bir şey yok. Çatlak olmasın diye çocuğu aç da bırakmamak lazım tabi.

Cildin nemli tutulması:

Cildin nemli tutulması için hem içten, hem de dıştan savunma yapmak gerekiyor. Hamilelikte bol bol su içmek gerekiyor. Bunu dışında cildinize nemlendiricilerle masaj yaparak hem kurumasını önleyip, hem de kan dolaşımını arttırabilirsiniz.

Ben hamile olduğumu öğrendiğimden itibaren, her banyodan sonra tüm vücuduma nemlendirici kullandım. Bunun yanında hızla genişleyecek olan karın, kalça ve göğüs cildime daha yoğun bir nemlendirici ile günlük (elimden geldiğince) olarak  masaj yaptım. Bu konuda edindiğim bilimsel bir bilgi olmamasına rağmen, karnıma masaj yapmanın, bebekle iletişim için de iyi olduğunu düşündüm. Bazı doktorlar bebe yağları gibi basit ve ucuz nemlendiricilerin yeterli olacağını söylüyor. Bebe yağları beni her zaman kaşındırmıştır, o yüzden bu seçeneği eledim.

Badem yağı:

2-4. aylar arasında badem yağı kullandım. Badem yağı karın bölgemdeki tüyleri uzatıp kalınlaştırıyormuş gibi geldiğinden bir süre sonra bundan vazgeçtim. Her ne kadar aktarlar, "olur mu öyle şey, hiçbir şey yapmaz, hormonel olmuştur onlar deseler de", kaş kirpik uzatmak için de aynı yağı sattıklarından güven uyandırmadı.

Çatlak önleyici kremler:

Bazı arkadaşlarım doktorlarının tavsiyesi ile Lierac markalı çatlak önleyici krem kullanmışlardı. Ben de doktoruma bunu sordum. Onların ispatlanmış bir yararı yok, bol su iç dedi. Israrlarım üzerine, istersen kullanabilirsin, bir zararı yok dedi. Ben de bunun üzerine Lierac yerine, aynı fiyata iki katı gramajda olan Babe'nin ürününü aldım. Kıvam,sürülüş kolaylığı ve kokusunun hafifliği açısından memnun kaldığımı söyleyebilirim.

Doğal ürünler mi kozmetik mi?

Doğal ürünlerden de vazgeçemediğim, ve hangisinin daha etkili olacağından da emin olamadığım için, bu tip durumlarda yaptığım gibi riski dağıtmaya karar verdim. Aktara gidip badem yağından farklı bir formül alıp, verdiği reçeteye göre yağları karıştırıp, temiz kapaklı bir şişeye doldurdum. Bir gün pahalı kozmetik krem, bir gün doğal karışım yağdan dönüşümlü olarak kullandım.

Artık, dedeler nineler sağolsun, soyaçekimden mi, yoksa bir yandan bardak bardak su içip, diğer yandan göbeği envai türlü nemlendiriciyle şımarttığım için mi bilmiyorum ama çatlak oluşmadı. Oluşsaydı da dünyanın sonu değildi. Zahmetli bir iş olmadığından, her gün biraz daha büyüyen göbeği incelemek ve bebeği hissetmek için fazladan bir beş dakikayı garantilemesi gibi bir faydası da olduğundan, nemlendirme işini bütün hamile hanımlara tavsiye ederim. Bol su içmenizi gerektiren sebepler arasında da çatlaklardan çok önemli maddeler var zaten, onu hiçbir şekilde ihmal etmemek gerekiyor.

* Not: Karışımın içinde baz olarak, yani çok miktarda susam yağı, az miktarda kakao, havuç, buğday yağları vardı. Tam ölçüsünü not etmemişim, bu iş için iyi reçeteler bilenler yorumlara yazarlarsa çok sevinirim.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

4 tips for preventing stretch marks

posted on 24 Haziran 2008 Salı 20:29:06 UTC  #    Yorumlar [0]
# 27 Mayıs 2008 Salı

İlk olarak 3,5 aylık bebeği olan bir arkadaşımda görmüştüm. Kocaman,ay çöreği şeklinde, içinde minik (mikro) granüller olan bir yastığın üstüne bebeği bırakıvermiş, bebecik de başı biraz yukarda kalarak, etrafı görerek ve olduğu yerden kaymadan rahatça yatıyordu. Hamile kaldıktan sonra Tchibo'nun eski temalarından kalmış bu yastığı görünce hemen alayım dedim. Fiyatı da biraz pahalıca gelmişti aslında. Üzerinde hamilelikte rahat yatmak için de kullanıldığını okuyunca çifte kullanım özelliği sayesinde parasını çıkartır diye düşündüm. Gerçekten de son kuruşuna kadar çıkardı :)

Ne yastıkmış ki, kullan kullan eskitemedik. Verdiğim para anamın ak sütü gibi helal olsun. Büyük olduğu ve her şekle girdiği için, her işe yarıyor.

  • Hamilelikte, özellikle sol yana yatarak uyumak gerektiğinden, sağ bacağı ve koca göbeğin altını desteklemek için
  • Bebeği oturarak emzirirken, biberonla süt verirken, sarılırken, kolunuzu ve aynı zamanda belinizi destekleyerek rahat etmek için
  • Bebeği yan yatarak emzirirmek için
  • Bebeği uyanıkken üzerine yatırmak için
  • Bebeği yastığa karınüstü yatırırken, araya sıcak bir havlu koyup, popoya pıt pıt vurarak gazını çıkartmak için
  • Bebeğin altını değiştirirken başının altına koymak için, abuk sabuk hareketler yaparsa kafasını duvara da vurmamış oluyor
  • Bebek yataktan, kanepeden düşmesin diye engel olarak
  • Ev içi parklarında sınır olarak
  • Laptop altlığı olarak, dizler ısınmasın diye
  • Kitap okurken, televizyon izlerken
  • Eşim apandisit ameliyatı olduğunda, rahat yatabilmesi için

ve şu anda aklıma gelmeyen birçok iş için hergün elimizin altında odadan odaya gezen bir malzeme haline geldi. O olmadan önce ne yapıyormuşuz bilmiyorum.

Kılıfının ve gerektiğinde yastığın da yıkanabilir olmasına dikkat etmek gerekli. Her eve lazım!

posted on 27 Mayıs 2008 Salı 10:09:29 UTC  #    Yorumlar [1]
# 21 Nisan 2008 Pazartesi

Sütlü muhallebilerden bıkan bebeğinize özellikle akşam öğünlerinde tok tutması için meyveli pelte pişirebilirsiniz. 1 yaşından büyük bebeklerin günde 500 ml süt ürünü alması öneriliyor (demir eksikliğine yol açabileceğinden daha fazlası tavsiye edilmiyor). Eğer bebeğiniz yeteri kadar süt veya yoğurt tüketiyorsa, hiç zorlamadan meyveli tatlı alternatiflerini deneyebilirsiniz.

1 porsiyon meyve veya meyve kurusu* 1 su bardağı (200 ml) su ile yumuşak hale gelene kadar haşlayın. Eğer meyvenin haşlanması uzun sürüyorsa, daha fazla su ekleyebilirsiniz. Meyveler bütünse blender'dan geçirin. Karışıma 1 kaşık su ile ezilmiş 1 kaşık tahıl unu** ekleyin. Unun cinsine göre 5-10 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin. Altını söndürün, 1 tatlı kaşığı tereyağı ekleyip karıştırın. Bebekler genelde bize az şekerli gelen tatlıları, az tuzlu gelen yemekleri afiyetle yerler. Yine de meyvenin tadını yetersiz buluyorsa, pekmez, bal (1 yaşından önce yasak), ve şekerle (ben 1 yaşından önce vermedim) tatlandırabilirsiniz. Yiyeceği kadarını tabağına alıp, gerisini kapalı kaplarda buzdolabında saklayabilirsiniz (en fazla 48 saat).

* Hangi meyveler uygun?

Bebeğinizin yiyebildiği her türlü meyve olabilir. Ayrıca meyveleri haşlarken, lezzet ve vitamin katması için gündüz soyduğunuz meyvelerin kabuklarını da ekleyebilirsiniz. Çok küçük parçaları kullanmayın, sıcak sıcak çıkartması zor olmasın. Ben aşağıdakilerle denedim:

  • Elma, armut, ayva: Blender'dan geçirmek zorunda kalmamak için, haşlamadan önce iri rendeleyebilir, ya da küçük küçük doğrayabilirsiniz. Yumuşayan meyveleri damaklarıyla ezerek yemekten memnun olacaktır. Ayvanın kabızlık yaptığını duymuştum, bizde sorun olmadı ama dikkatli olmakta yarar var.
  • Kayısı, erik kurusu: Kuru meyveleri yıkayıp, bir süre suda bekletin. Erikler suda şiştikten sonra çekirdekleri kolayca çıkacaktır. Eğer suda bekletmeyi unuttuysanız düdüklüde pişirmeyi deneyebilirsiniz. Meyveleri küçük doğrayın ve iyice pişirin. Benimki gibi ekşi seven bebekler özellikle erik kurusu ile yapılana bayılacaktır. Eğer bebeğinizin kabızlık sorunu varsa, erikli tarifi özellikle öneririm, çok iyi bağırsak çalıştırıyor.Yazın tazeleri de kullanılabilir.
  • Kuru üzüm, vişne, portakal, mandalina bebeğin ayına göre kullanılabilecek diğer alternatifler. Muz eklemek istiyorsanız, önce unu su ile pişirin, altını söndürdükten sonra muzu ezip ya da minik doğrayıp ekleyin. Pişmiş muz lezzetini yitiriyor. Evinizde yapmış olduğunuz az şekerli bir hoşafı da kolayca bebek peltesine dönüştürebilirsiniz.

** Tahıl unları:

Bebek mamalarında nedense hep pirinç unu kullanılır. Ben bazen pirinç unu, bazen karışık tahıl unları, bazen mısır unu, bazen de hepsini karıştırıp kullanıyorum. Doğalsan diye bir markanın katkısız un karışımları var. Patates, çavdar, tam buğday unu karışımı olanını epeydir kullanıyorum ve çok memnunum. Yulaf unlu olandan da almıştım ama henüz paketini açıp denemedim. Fotoğrafını da koyunca reklamını yapar gibi oldum. Bir de Milupanın biberon maması ile hazırlanan "Gece Tahılları" var. Hadi olmuşken onun fotoğrafını da koyayım, mama tarifi ürün değerlendirmeye dönüşsün. Süt tozu içermediğinden açılsa bile uzun süre saklanabiliyor. Acil durumlar ve seyahatler için evde ondan bulunduruyorum. Ilık meyve püresine eklediğinizde hemen muhallebiye dönüşüyor, pişirilmesi gerekmiyor.

posted on 21 Nisan 2008 Pazartesi 20:22:10 UTC  #    Yorumlar [11]
# 06 Ocak 2008 Pazar
Elif Şafak'ın yeni kitabı "Siyah Süt"ü bitirdim. Roman 30. sayfada başlıyor, öncesinde iki bölümlü bir girişi var. Son derece dokunaklı ve güzel yazılmış bu bölümü okuduktan sonra, doğum sonrasında neler yaşadığını, nasıl atlattığını merak ettim. Açıkçası biraz da korktum, tekrar oturup ağlamaya başlamayayım diye.

Sonra kitabı okumaya başladım. Kendisinin anne olup olmama konusunda kararsız olduğu dönemlerden başlıyor anlatmaya. Elbette doğumla başlamayacaktı, bir geçmişi, hamileliği olacak, altyapısını anlatacak diye düşündüm. Belki de ileri geri sıçramalarla anlatan kurgulardandır. Gayet yavaş ve doğal seyrinde ilerliyordu romanda zaman, sıçramasız. Ha doğurdu, ha doğuracak diye hızlı hızlı okudum. Kitabın yarısına geldiğimde, bırakın hamile kalmayı, baba adayıyla tanışamamıştı. Kaçıncı sayfada gerçekleşti dersiniz mucizevi doğum? 232. Kitap zaten 303 sayfa. Yani girişin iki katından biraz fazla bir bölüm yazmış Elif Şafak postpartum depresyonu üzerine. Girişteki duygu yükü, güzel dil kullanımı ve akıcılıktan da yoksun bana göre bu 70 sayfa.

300 sayfalık bir kitap dolusu doğum sonrası depresyonu okumak istediğimden değil şikayetim. Uzun süredir kitap okuyamadıktan sonra ilaç gibi geldi hızlı hızlı okumak. Kadın yazarların kitaplarını okumayı seviyorum ve kitabın çoğunda anlatılan kadın yazar olmak ve annelik konuları ise gayet ilgimi çekiyor. Yine de kendimi biraz aldatılmış hissettim. Bu eleştiriyi yazmadan önce, belki ben algıda seçicilik yapmışımdır, kitap zaten doğum sonrası depresyonu değil, yazarın tabiriyle "anneliğin karanlıkta kalan yüzü" hakkındadır diye, girişi yeniden okudum. Okuyan arkadaşlarımla konuştum. Bir arkadaşım, şimdi depresyon okuyup bunalmak istemiyorum diye girişini okuyup kitabı bırakmış. Hayır yanlış anlamamışım. Zaten "Siyah Süt, Yeni Başlayanlar için Postpartum Depresyon" demiş kitabın girişinde.

Acaba Elif Şafak önce kitabı mı yazdı, yoksa girişi mi merak ettim. Önce girişi yazdıysa, belki lohusa depresyonunu pekiştiren nedene biraz fazla kaptırmıştır kendisini. Ya da güzel bir giriş yaptı, gerisini getiremedi, vazgeçmek de istemedi. Ya da önce kitabı yazdı,  annelik ve yazarlık sorunlarını herkesin öğrenmesini şiddetle istiyordu. Öyle bir giriş yaptı ki kitabın okuyucu kitlesi aniden bütün kadınları kapsayıverdi, ve belki bazı erkekleri de.

Keşke okumaya 29. sayfadaki "BİR" le başlayan bölümden başlayıp, kitabı bitirdiktan sonra kalan 28 sayfayı okusaymışım, o zaman hayal kırıklığına uğramazmışım diye düşünüyorum.

posted on 06 Ocak 2008 Pazar 15:10:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 14 Ekim 2007 Pazar
Evet, Ilgaz rakibini sol tekme ile yavaşlatırken, sağına doğru bir hamle yaptı. Masanın kenarına tutunarak hızla yüzüstü döndü. Avantajı yakaladı ancak rakibi de çetin ceviz. Onu kuvvetle ayaklarından yakaladı, omzuna bastırarak geri çevirdi. Evet sayın seyirciler, çok heyecanlı bir müsabaka, tüm ev ahalisi nefesini tuttu. Son bir debelenme, süre doldu, hakem bitiş düdüğünü çaldı. Ilgaz'ın altı bağlandı, giydirildi ve kucaklandı.

Bu akşam Gökhan, bir yandan, Ilgaz'ı banyo sonrası giydirmeye çalışırken bir yandan da maçlarını sunuyordu. Bebeğimiz 3 aylıkken alt değiştirme ile ilgili genel bilgiler ve 9 püf noktası hakkında yazmıştım. Şimdi 8 aylık bir bebeğin altını değiştirirken nefes nefese kalıyoruz. Alt değiştirme cennetimiz bir müsabaka alanına dönüştü. Ben de alt değiştirme ile ilgili bilgileri güncellemeye karar verdim.

Bebek hareketlenip, vücudunu iyi kullanmaya başladıkça işiniz bir yandan kolaylaşırken, diğer yandan zorlaşıyor. Ilgaz dönmeye başladıktan sonra alt değiştirme masasını güvenlik amacı ile dip köşe bir yere almıştık zaten. Şimdi acaba alt değiştirme işini yerde mi yapsak diye düşünmeye başladık. Elimizden kaçırırsak en kötü ihtimalle yerde peşinden kovalarız diye :)

Bebek büyüyünce ilk probleminiz altı açıldığı zaman bez bölgesine dokunmasını önlemek oluyor. Toplam iki elinizde hamsi balığı gibi kıpır kıpır oynaşan 2 bacak 2 de kolu aynı anda kontrol altında tutmak zor oluyor. Bu nedenle alt değiştirme sepetinde kolay yıkanabilen oyuncaklar bulundurmak gerekiyor. Her iki ele de birer oyuncak tutturursanız bunları birbirine vurarak bir süre oyalanabiliyor.

Ancak yavrular bir süre sonra oyuncak olmayanlar şeylerle (nasıl ayırt ediyorlar bilmiyorum) oynamayı tercih etmeye başlıyorlar. Bizimki son zamanlarda verdiğim oyuncakları atıp, balıklama alt değiştirme sepetine dalmaya başladı. Sepette de onun için en tehlikeli şeyleri yakalamada da üstüne yok. Bir hafta önce sepete girmesine izin vermediğim için avaz avaz ağlamaya başladı. Tüm sabrımla ağlamasına dayandım ve ona engel olarak işimi çabucak bitirdim ki ağlayarak elde etmeyi öğrenmesin. Kucağıma alıp oyuncaklarının yanına götürür götürmez susup oynamaya başladı. Neyseki aynı şeyi bir daha tekrarlamadı.

Şimdi oynaması güvenli şeyleri sepette kolay ulaşabileceği noktalara, oyuncak değilmiş süsü vererek serpiştiriyorum. Bir tanesini yakalayıp sevinerek geri yatıp onu dişlemeye başlıyor. Bakalım bu numaramı daha ne zamana kadar yutturabileceğim. Umarım geceleri ben yattıktan sonra gizlice Kitubi'yi okumuyordur.

Birçok kişi alt değiştime işini yarış yapar gibi çabucak bitirmeye çalışır. Ben buna pek anlam veremezdim. Çünkü bebeklerin altları sürekli kapalı kalıyor ve rahatlamaları için alt değiştirme işini ağırdan almak gerekiyor. Ancak, yavaş yavaş biz de bu yarış havasına girmeye başladık.

Alt değiştirme ile ilgili ek notlar
Bebek ishalse: Bebeğin ishal olduğunu farkederseniz altını kuru tutmak konusunda çok titiz davranın. İshal bebeğin poposunu çok fena tahriş edebiliyor ve pişiğe yol açabiliyor. Bebek ishalken mutlaka bolca pişik kremi kullanın. Yumuşak malzemelerle nazikçe temizleyin ve ara sıra ılık su ve yumuşak temizleyici ile yıkayıp kurulayın. Alt değiştirme sırasında biraz açık tutarak hava almasını sağlamak da yararlı olabilir.

Bebek bezleri: Bu arada farklı markaları deneme fırsatım oldu. Yerli markalardan Evy Baby ve Can Bebe'nin jellerinin minik parçalar halinde dışarı çıkabildiğini farkettim, bu hoşuma gitmedi. Oturmaya başladıktan sonra Huggies'in bel kısmı göbeğini kızartmaya başladı. O zamandan beri Molfix'in Dynamic Baby'sini kullanmaya başladık ve çok memnunuz. Bir ara geceleri bezi sızdırıyordu. Evy Baby'nin gece bezini denedik ve memnun kaldık. Biraz kalın olmakta beraber iyi tutuyordu ve tahriş de etmedi. Bir büyük beze geçince (4+) bu sorun da ortadan kalktı. 1 aydan uzun süredir bu boyu kullanıyoruz. Eğer ucuz bez bulduysanız birkaç paket  4+ (ya da maxi plus) stoklanabilir diye düşünüyorum.
posted on 14 Ekim 2007 Pazar 20:59:08 UTC  #    Yorumlar [0]
# 15 Mayıs 2007 Salı
Sanırım tüm bebekler altlarının açık olmasından hoşlanırlar. Biz bu işi hep aynı yerde yaptığımız için bebeğimizin mekana geldiği anda keyfi yerine geliyor (aç değilse). Biz de sıkışık durumlarda alt değiştirme cennetinin efsunundan faydalanıyoruz. Ben banyosunu hazırlarken, Gökhan alt değiştirme cennetinde oyalıyor.

Ne sıklıkta değiştirmeli:
Bebeğimiz ilk doğduğunda, göbek bağı düşene kadar her emzirmede değiştirmemizi önerdiler. Bebek o zaman sık emiyor, sık çiş yapıyordu. Sanırım göbeğin kuru kalmasını ve sık sık alkollenmesini garantiye almak içindi bu durum. Sonrasında daha çok bezi kontrol ederek devam etmek daha uygun. Göbek bağı düştükten sonra geceleri uykusunu açmamak için gece alt değiştirmemeye başladık. Zaten gece daha seyrek emdikçe daha da az çiş yapıyor. Gündüzleri de bezini kontrol ederek, genelde de 3-4 saati geçirmeyecek şekilde alt temizliği yapıyoruz. Eğer kaka yaptığını farkederseniz hemen değiştirmek gerekiyor. Bunun dışında da derdinin ne olduğunu bulamazsanız, ya da gazı varsa ve susturamıyorsanız  altını açmak sakinleştirmek için işe yarayabiliyor.

Ne kadar vakit alır?
Başlarda özellikle göbek ve sünnet bakımı da varsa biraz vakit alıcı. Pratik kazandıkça birkaç dakikada altını açıp, temizleyip, kurulayıp yeniden bağlayabiliyorsunuz. Ancak bebeğin altının hava alması için biraz açık tutmak çok iyi geliyor. Gaz çıkarma, kaka yapma sorunları varsa bunları da altı açıkken daha rahat yapıyor. Bu tür nedenlerle siz bu işi uzatırken bir de çişini yaparsa, özellikle de erkek bebekler için, iş alt-üst değiştirmeye dönüşebiliyor. Böylelikle birkaç dakikalık iş için yarım saat uğraşabiliyorsunuz. Ama üzülmeyin, çünkü kulağa gayet çirkin gelen alt temizleme işi, kendi bebeğinizin altı olunca gayet keyifli bir işe dönüşüyor, hele de bebek de bundan hoşlanıyorsa.

Ne zaman?
Birçok yerde emzirme öncesini önermişlerdi. Sanırım bebek emerken altı temiz rahat olsun ve emerken uyuyakalırsa uyanmasın diye öneriliyordu. Bir de eğer ağlarsa emerken nasıl olsa susar diye. Biz de bunu denedik ve aç bebek oynamaz, bizimki ortalığı birbirine katıyordu karnı açken. Biz de açken alt değiştirme işini bıraktık. Emzirmeden bağımsız olarak, altının kirli olmasına göre bazen önce bazen sonra değiştiriyoruz. Yalnızca gece yatırmadan önce iyice tok olsun diye en son emiziriyorum, bu alt değiştirmede emzirmeden öncesine denk gelmiş oluyor haliyle.

Malzemeler
Bebeği masanın üstünde yalnız bırakamayacağınız,  altı açık kucağınıza almak da istemeyeceğinizden, malzemeleri derli toplu elinizin altında bulundurmakta yarar var.

İzolasyon malzemeleri: Sert zemine yatırıyorsanız bebeğin altı için yumuşaklık sağlamak, yüzeyi olası ıslanma-kirlenme riskinden korumak. Muşamba kaplı bir sünger işinizi görecektir. Piyasada bu tür hazır ürünler satılıyor. Hatta kimileri üzerine geçme havlusuyla set olarak satılıyor. Şişirilen türden plastikler de gördüm. Bebeği sabit tutmak için kenarlarının biraz yüksek olması da yararlı. Her durumda araya bir havlu koymak hem yumuşaklık açısından, hem de su emmesi açısından iyi oluyor. Sık değiştirme ihtiyacından dolayı havluları 3-4 tane hazırlamak iyi olur. Dışarıda kullanmak için hazır kullan-at ürünler satılıyor. Aldığım bebek çantasının da bir parçası var, çantadan bir göz fermuarla ayrılıp alt değiştirme örtüsü oluyor, çok başarılı.

Temizlik malzemeleri(Pamuk, alt değiştirme mendili, tuvalet kağıdı/peçete): Evde ılık su ve pamuk kullanıyoruz. Bebeğin teninin kimyasalla temasını en aza indirmek için alt temizleme mendillerini pek tercih etmiyoruz (giysilerdeki lekeleri bile çıkartabiliyorlar). Sadece dışarıda ve kakayı temizlemek için (sonra yine ılık su ve pamukla geçiyoruz)kullanıyoruz. Alt açıkken çiş yaparsa kurulamak ve fazla kakayı toparlamak için elinizin altında tuvalet kağıdı rulosu ya da kutu mendil bulundurmakta fayda var.

Kurulama: Pişik olmaması için bebeğin altının iyice kurulanması çok önemli. İnce minik havlular ya da mermer şahi gayet güzel iş görüyor bu konuda.

Pişik kremi: Ben her alt değiştirmede pişik kremi sürmüyorum. Arada sırada kızarıklık görürsem çok az kullanıyorum. Şimdiki bezler içlerindeki jel sayesinde bebeği kuru tutmada gayet başarılı. Şu ana kadar pişik sorunumuz olmadı.

Bepanten Merhem: Sünnet bakımında ve eğer makatında çatlak, tahriş olursa kullanılıyor. Normalde gerekli değil.

Bebek Bezleri: Ben şu ana kadar pampers (prima) ve huggies denedim. Her ikisi de kullanılabilir. Kıyaslamak gerekirse pampers daha ince ve esnek. Epeyce ıslandıktan sonra bile yumuşak kalıyor. Ancak bacaklara oturan lastikler ince, fazla kalırsa kızartabiliyor. Huggies daha kaba ama daha yukarıya çıktığından kakayı daha iyi tutuyor. Genelde ikisinden de alıyorum, gece ve kaka yapacağını düşünüyorsam huggies, gündüz pampers bağlıyorum. Birçok anne gibi bebek küçükken daha uygun fiyatlı yerli ürünleri denemeye cesaret edemedim. Bence yerli markaların ilk yapması gereken bir yenidoğan ürünü çıkartıp, bu ürünü tanıtmak, deneme boyları dağıtmak. Böylece ürünlerini kullandırmaya daha erken alıştırmış olurlar.

Sıcak su termosu: Ikea'dan yarım litrelik termoslardan aldım. Sabah demlediğim çayın altında kalan sudan termosa dolduruyorum. İlk başta ılıştırarak, su azaldıkça direk kullanıyorum. Bütün günü idare ediyor.

Pamuk ıslatma kabı: Az miktarda ılık su koyup pamuğu ıslatıp sıkmak için elinizin girebileceği fazla büyük olmayan bir kap gerekiyor. Bana annem şirin seramik kaplar almıştı. Bunlar dekoratif oldu, kenarda da tutacak yerleri var. Ancak, seramik ısıyı emiyor ve içine koyduğum suyu soğutabiliyor. Plastik tercih edilebilir. Kullandığınız soğuyan suyu dökmeye her seferinde lavaboya gitmemek için yedek bir kap da ortamda bulundurulabilir.

Sepet: Malzemeleri derli toplu tutmak için bir sepet çok işe yarıyor. Ben banyo malzemelerini vitaminini vs. de aynı sepette tutuyorum. Böylece minik ıvır zıvırlar ortalıkta yuvarlanmıyor.

Alt değiştirme sehpası / masası: Malzemeler derli toplu olduğu sürece alt değiştirme her yerde yapılabilir. Ancak, bel ağrılarını azaltmak için bebeği bel hizanıza yükseltmek çok iyi oluyor. Bu iş için özel mobilyalar satılıyor. Satın alırken ayağınızın gireceği yer olmasına dikkat edin. Kullanacağınız malzemeleri koyacağınız bir çekmecesi varsa bu da açık durduğunda sizi engellememeli. Ben bir süre sonra biteceğini umduğum bir iş için mobilya almak istemedim, balkonda kullandığımız portatif masa gayet güzel iş görüyor.

Çöp Kovası: İçine koyacağınız poşet sık değişeceğinden fazla büyük bir kovaya ihtiyaç yok. Kolay açılıp kapanması önemli.

Denemeyi düşündüğüm bir şey daha var. Buz vs. koymak için termos kaplar satılıyor. Bunlardan alıp, pamukları günlük olarak sıcak suyla ıslatıp, sıkıp bunda saklamayı düşünüyorum. Ne kadar sürede soğur bilmiyorum. Elinizde varsa denersiniz.

Anekdot: Pamukları temizleme mendiline benzer geniş yüzey alanı oluşturmak için enine büyükçe kopartıktan sonra birkaç kat inceltiyorum (resimde). Bu da tüy çıkmasına neden oluyor. Bu tüyler beni hapşırtıyor. Benim korkunç hapşırığım alt değiştirme cennetinin huzuruna ermiş olan bebeği korkutuyor. Kriz halinde ağlamasına neden oluyor. Daha az tüy çıkartan pamuklar tercih edilmeli.

Bir sonraki yazı Alt Değiştirme Püf Noktaları
posted on 15 Mayıs 2007 Salı 09:41:06 UTC  #    Yorumlar [2]