# 17 Şubat 2010 Çarşamba

Psikoloji İstanbul Nurturia üyelerine özel dışarıdan katılıma kapalı ikinci bir seminer düzenliyor. Workshop'ta çocukların özellikle de 0-3 yaş döneminde yaşadıkları öfke ve ağlama nöbetleri ile ilgili farkındalıklarımızı arttırmak ve onlara bu konuda nasıl yardımcı olabileceğimizi öğrenmek hedefleniyor. Eğitim soru-cevaplarla tartışma ortamında olacak. Katılım 20 kişi ile sınırlı. 

0-3 Yaş Döneminde Öfke Nöbeti ve Ağlamalar
Uzm. Psk. Nilüfer Devecigil

Ebeveyn olarak çocuklarımızın  zor duyguları ile başa çıkmakta zorlanıyoruz. Bu workshopta bu duygu ve davranışların içimizde uyandırdıklarına bakacak ve bu anlarda çocuklarımıza nasıl yardımcı olacağımızı konuşacağız.

Tarih: 27 Şubat 2010 Cumartesi
Saat: 13:00-15:00
Yer: Psikoloji İstanbul Danışmanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi (Şişli)
Katılım: 20 kişi ile sınırlıdır.
Ücret: 25 TL

Kayıt ve daha ayrıntılı bilgi için:
Psikoloji İstanbul Workshop "0-3 Yaş Döneminde Öfke Nöbeti ve Ağlamalar"

posted on 17 Şubat 2010 Çarşamba 19:38:14 UTC  #    Yorumlar [3]
# 16 Şubat 2010 Salı

Bu çocuk bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor?

2 yaş dönemi iletişim açısından zor bir yaş dönemi. Çocuk az konuşuyorsa kendisini iyi ifade edemeyebilir, iyi konuşuyorsa da onu gözümüzde biraz "büyütüyor" olabiliriz (bu yazıya başladıktan sonra geçen yazıya Eylem'in yorumu geldi, hepimiz ayrı ayrı yanı şeyleri yaşıyoruz diye düşündüm bir kez daha). Ama aynı zamanda bebekliğine göre sizden ve çevresinden çok daha fazla şey bekler durumdadır, kendi tercihleri olsun ister. Sonuç olarak bu yaş döneminde, belki de her yaş döneminde, çocuğun hareketlerinin bize ilk düşündürdüğünden farklı anlamları olabilir. Sıkıntısının ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için de bazı kalıplardan sıyrılmaya çalışmak gerekiyor. Bu kalıpların başında "huysuz" geliyor.

Huysuz çocuk
"Bugün huysuz"
"Uyumadı o yüzden huysuz"
"Benim çocuğum huysuz, seninki melek"
"Çok huysuzluk yaptı"

Huysuzluk aslında fazla genel bir ifade. Kendinizi düşünün, mesela ben karnım açsa daha kolay sinirlenirim. Kötü bir haber aldıysam canım sıkkın olur. İstediğim bir şey olmamışsa hayal kırıklığına uğramış hissederim. Hayatımda henüz çözümü belli olmayan bir sorun varsa huzursuz olabilirim. Beni bir şey korkutuyorsa kendimi güvensiz hissedebilirim. Bir yakınım beklediğim saatte gelmediyse endişeli olabilirim.

İlle de genellenecekse, bütün bu saydıklarım ve aklıma gelmeyen diğerleri, moralimin bozuk olduğu, keyifsiz olduğum söylenebilir. Çocuğun huysuz olduğunu düşünmek bana sakıncalı geliyor. Çünkü "huysuz" bir niteliği, "morali bozuk" bir duygu durumunu ifade ediyor. "Huysuz" bir kişilik özelliği gibi kullanılıyor, "morali bozuk" daha çok dış etkenlerden kaynaklı geliyor kulağa.

Çocuk kendisini çok farklı nedenlerden dolayı kötü hissedebilir. Bebekken çocuğun modunu çok fazla etkileyen açlık, uykusuzluk gibi etkenler daha büyük çocuklar için daha az olsa da hala geçerli. Bunun yanında aynı yetişkinler gibi dış faktörler çocuğun moralinin bozulmasına neden olabiliyor. Hatta tek başına, ona bakan yetişkinin moralinin bozuk olmasından kaynaklı moral bozukluğu da olabiliyor. Eğer bu moral bozukluğu geniş bir zamana yayılmışsa, aşağıdaki durumlar ortaya çıkabiliyor.

Çocuğunuzun moralinin bozuk olduğunda dair emareler:

  • Uzlaşılmaz olabilir (2 yaşçıların genel özelliği olduğundan, 2 yaş sendromu deyip geçiliyor olabilir). Bazen bir şeye itiraz eder, onu yaparsınız başka bir şey bulur, onu halledersiniz bir şey daha bulur. Sanki size gıcık olduğu için sorun çıkartıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Kendimiz böyle hissettiğimizde bunu "çatacak yer arıyorum" şeklinde ifade ederiz.
  • Alıngan ve kötümser olabilir. İşler istediği gibi gitmediğinde tersliklere karşı toleransı az olur. Hemen içli içli ağlamaya başlayabilir. Sizden bir şey isterken otomatik olarak bunu yapmayacağınızı varsayan bir üslupla (direk ağlayarak ya da şımararak) isteyebilir ve sizin de bu isteme şekli üzerine yapmak hiç içinizden gelmeyebilir. Ilgaz bir ara bunu sıkça yapıyordu ve biz kendimizi ilk sorgulamaya başladığımızda, çok kuralcı olduğumuzu, çocuğun istediklerini çok fazla reddettiğimiz için çocuk umutsuz bir şekilde istiyor diye yorumlamış ve çok üzülmüştük. Jetonumuz geç düşmüştü. Bazen sizden henüz istememiş olduğu bir şey için de bile ağlayabilir. Mesela ben Ilgaz'dan önce uyanmışsam, "ama ben senin yanında yatacaktım aaann-neee neee-deeen kalk-tın" diye vurgulu vurgulu ağlardı. İç parçalayıcı tabi.
  • Daha sık kabus görebilir (tek başına kabus morali bozuk anlamına gelmeyebilir, mesela yatmadan önce TV izlemesi de bu etkiyi yapabilir)
  • İştahı etkilenebilir, giydirmek, tuvalete götürmek, uykuya yatırmak, banyoya sokmak, banyodan çıkartmak, özetle ona yaptırmak zorunda olduğunuz şeyleri yapmakta zorluk çıkartabilir.

Çocuğunuzun moralinin bozuk olması hayatınızı güçleştirebilir:

  • Hasta ya da uykusuz olduğu zamanlara çok benzediği için, çocuğun hastalandığını anlayamayabilirsiniz. Huysuzluk yapıyor diye bütün akşam boğuşursunuz, yatırırsınız gece ateşi çıkar, tüh hasta oluyormuş çocuk, anlayamadım diye üzülürsünüz.
  • Eğer onunla boğuşmak sizi sinirlendirirse, kendinizi sakinleştiremezseniz, bu yedirme içirme, soyma, vs. işleri bütün zamanınızı kaplayabilir. O zaman birlikte iyi zaman geçirememeye başlarsınız. Bu sizi birbirinizden uzaklaştırır ve hepinizin moralinin daha da bozulmasına yol açar. Hem bunaltıcı zamanlar artmış, hem de eğlenceli zamanlar azalmıştır. Özellikle yatırmak güçleşmiş ve o yattıktan sonra size temizlenecek bir savaş alanı kalmışsa, kendinize ayırdığınız zamanda azalacak, dinlenemediğiniz için işler daha da sarpa saracaktır.

Çocuğun moralini düzeltmek için neler yapabilirsiniz?

  • Öncelikle huysuz, yaramaz, ya da bazı kibar insanların dediği gibi "aşırı hareketli" bir çocuğunuz olduğunu düşünmekten vazgeçin. Bu durum çocuğunuzun bir karakter özelliği değil, sadece içinde bulunduğu bir duygu durumu. Morali bozuk, düzelecek.
  • Bunu fark (ya da kabul) ettiğinizde muhtemelen duyacağınız ilk duygu suçluluk olacaktır. "Benim yüzümden böyle oldu". Bu duyguyu hemen kovalayın. Olumlu düşünmeye çalışın, "oh, çocuğum düzelecek". Belki bunu atlatınca duygusal olarak biraz daha güçlenecek, büyüyecek.
  • Moralinin bozuk olma nedenini kestirebiliyor musunuz? Düzeltebiliyorsanız en hızlı çözüm bu olacaktır. Düzeltilebilecek bir şey değilse de hemen moralinizi bozmayın. Şartlarımızı değiştiremeyebiliriz, ama şartların bizim davranışlarımızda yaptığı olumsuz etkileri azaltabiliriz. Çocuklar sanki şartlardan çok bizim davranışlarımızdan etkileniyor gibiler.
  • Morali bozuk diye huyuna gitmeye çalışmak işleri ters teptirebilir. Normalde tolerans göstermediğiniz bir şeye tolerans gösterirsiniz, buna da olumsuz tepki alırsanız, yaranamıyorum gibi hissederek daha kötü davranabilirsiniz. Ya da sizi toleranslı görerek, bakalım sınırlarımızı biraz test edelim diye daha zorlayıcı davranabilir. Biz çocuğu çok bunalttık diye kemerleri gevşetme moduna geçmiştik ve yalnız bizi değil, okuldaki öğretmenleri de test etmeye niyetlenmişti. Kurallarınız çocuğun yaşına göre katı kaldıysa yumuşatılabilir elbette.
  • Çocuğunuzun morali bozuksa, onunla ilgilenmek zor olduğundan ona önyargılı yaklaşmanıza yol açabilir. Şimdi yemeği vereceğim yemeyecek, üstünü giyinmeyecek gibi. Bu önyargıyı üzerinizden atıp birlikte geçirdiğiniz zamanın tadını çıkarmaya çalışın. Siz onunlayken her şeyi unutup keyif almaya başladıkça, onun da canını sıkan şeylerin üzerinde fazla durmamaya başladığını farkedeceksiniz.
  • Bunu kaç ayrı konu için önerdim bilmiyorum ama, bol bol dışarı çıkartın, temiz hava almasını ve hareket etmesini sağlayın.
  • Müzik çalın, birlikte tepinin dans edin.
  • Fış fış kayıkçı gibi, fiziksel temas, hareket, göz teması ve müzik içeren oyunlar oynayın.
  • Canının sıkıldığını hissettiğinizde onu anladığınızı belli edin, ona bunu "hay allah, yanıma mı yatmak istemiştin" şeklinde ifade edin. Ama ona acımayın. Tüh vahlar, yavrum benim zavalllıcık'lar onun da kendisini "Küçük Emrah" moduna bağlamasına yol açabilir. Bunun yerine "ne yapalım yavrum hayat böyle, gel biz hoplamamıza bakalım" tarzı bir yaklaşım daha uygun olacaktır. Aslında buna bir çeşit dikkat dağıtma da diyebiliriz ama "ben ne diyorum, bu kadın ne diyor" şeklinde bir etki bırakması pek iyi olmaz. "Canım sıkkın olursa, anneme, babama giderim, beni anlarlar, içimi açar, neşemi yerine getirirler" etkisi daha iyi olur :)
posted on 16 Şubat 2010 Salı 20:58:52 UTC  #    Yorumlar [9]
# 09 Şubat 2010 Salı

Bu yazı, Ilgaz'ın anaokulu Aydo Çocukevi yöneticisi, Viyana Üniversitesi mezunu pedagog, Dr. Atanur Mert'e ait. Anne Kalbi Dergisi Kış 2010 sayısında yayınlandı. Kendisinin izniyle yayınlıyorum.

Yazıyı okurken, yalnızca "çocuğa odayı toplatmak" gözüyle okumayın. Yazının içinde mekan düzenlemenin önemini, çocuğa zorunlu şeyleri dikte etmeden söylemenin en güzel yolunu, onun çabalarına saygı duymayı ve bunu ifade etmeyi, sorumluluk kazandırmayı, sınırları belirlemeyi, kararlara katılmasını sağlamayı, doğal sonuçları ile öğretmeyi, söylenmenin azarlamanın olumsuz etkilerini (ve etkisizliğini), övgünün nasıl yapılmasının uygun olduğunu ve belki saymadığım ya da okurken ayırt etmediğim bir sürü ebeveynlik becerisini bir konuya sığdırmış Atanur Hanım. Vakit ayırıp dikkatlice tekrar tekrar okumanızı öneririm.
--------------------------------------------------------------

ÇOCUK ODASINDA KARGAŞA

Çocuklar kargaşayı kısa sürede yaratırlar; fakat iş toplamaya gelince, bu hiç hoşlarına gitmez.Böylesi durumlarda anne-babalar, ya bir süre görmezden gelirler, ya da çocuklarının dağıttıklarını toplamak için onların ardından sürekli dolaşıp durur, söylenirler.

Bunlar yanlış yöntemler. Çocuklar yaptıklarının sonuçlarını taşımayı, sonuçlardan dersler çıkarmayı öğrenmelidirler. Ortalığı karmakarışık hale getirince, yeniden düzenlenmesi, oyuncaklarını dağıtan çocuğun üstlenmesi gereken bir sonuçtur.

Çocuk odasının düzenli kalabilmesi için birkaç öneri:

Çocuğun düzeni sağlayabilmesi için bir düzen sistemine gereksinimi var.
Farklı oyuncakların yerleştirilebilmesi için raf ve çekmecelerin yanı sıra kutular da işe yarar. Kutuları satın alabileceğiniz gibi, uygun büyüklükte, sağlam koliler kullanarak kendiniz de hoş oyuncak kapları üretebilirsiniz. Koliler, sevimli desenli, yapışkanlı duvar kağıtları ile kaplanarak güzelleştirilebilir ve daha sağlam bir hale getirilebilir. Çocuğunuzla birlikte yaparsanız, birlikte bir şeyler yaratmanın güzelliğini de yaşamış olursunuz. Yine çocuğunuzla birlikte oyuncakları sınıflandırıp uygun kutulara, raflara yerleştirebilirsiniz. Her şeyin kendine ait bir yerinin olması, çocuğun aradığını kolayca bulmasını sağlar; düzen duygusunun yerleşmesine yardımcı olur. Oyuncaklar kutulara rastgele konursa, bir kutuyu boşalttığında farklı oyuncaklarla karşılaşacağı için ilgisi dağılabilir ve aynı oyuncakla oynama süresi kısalabilir. Çocuğunuzu, ancak bir oyunu bitirip oyuncaklarını kaldırdıktan sonra diğer oyuna başlamaya alıştırın. Tabii bazen anlamlı bir oyun kurabilmek için farklı kutulardan, raflardan oyuncaklar gerekebilir.

Çocuğunuzla birlikte kararlar alın.
Doğum günleri, yılbaşı, derken yakınlarınızın diğer zamanlarda getirdiği hediyeler ve sizin rastgele aldıklarınız da eklenince, oyuncak miktarı, çocuğun üstbakışını kaybedebileceği kadar artar. Oyuncakların çok fazla olduğunu düşünüyorsanız, çocuğunuzla birlikte karar vererek, bir kısmını ortalıktan kaldırın. Bu tür düzenlemeleri tam da çocuğunuzla bir gerginlik yaşarken yapmayın. Hele çocuğunuzu cezalandırmak için ise hiç yapmayın. Yeterli bir süre geçtikten sonra (yine çocuğunuzla konuşarak) kaldırdıklarınızı ortaya çıkarıp, başka oyuncakları kaldırın.

Çocuğunuzdan yapabileceğinin üzerinde şeyler talep etmeyin.
Çok karışık durumda olan bir oda için, “Odanı topla!”, “Oyuncaklarını topla!” gibi talimatlar, çocuktan “fazla şey talep etmek” olabilir. Biz yetişkinler bile, evimiz çok karışıksa, nereden başlayacağımızı bilemeyebiliriz ve başlamak içimizden hiç gelmez.

Çocuğa, yapması gerekenleri küçük parçalara bölerek ve mümkün olduğunca somutlaştırarak söyleyin: “Önce artan temiz kağıtları, tutkalı ve makası yerine koyalım; sonra yere dökülen parçaları çöp sepetine atalım.”, “Arabaları kutusuna/rafa yerleştirelim.”, “Şimdi de tahta blokları ayıklayıp kutusuna koyalım.” gibi. Eğer çok fazla kargaşa varsa, “Tahta blokları ben toplayayım, sen de arabaları kaldır.” diyebilirsiniz. Sesinizde pazarlık tonu olmasın.

Çocuktan bir şeyi mutlaka yapmasını isterken, “Yapar mısın?”, “Koyar mısın?” gibi nezaket formülasyonları kullanırsanız, çocuk bunu kendine seçenekler sunulmuş gibi değerlendirip, istemediğiniz şıkkı seçebilir. “Yap!”, “Koy!” gibi ifadeler de otoriter talimatlar olduğu için, bu tarzı da tercih etmeyin. Onun yerine, (siz yapmayacaksanız da) “Yapalım.”, “Koyalım.” formülasyonunu kullanın. Çocuğunuzla konuşurken, beden diliniz ve ses tonunuz, birine bir şey söylediğiniz sırada o kişinin istediğinizi hemen yapacağını bildiğiniz zamanlardaki gibi olsun. Yani sesinizden çaresizlik, yakınma, şikayet, soru tonlaması (Yapalım mı?!) okunmasın. Sakin ve kendinizden emin bir tonda konuşun, ama buyurgan bir tonda değil.

Düzenlilik uğruna hemen, her şeyi ortadan kaldırmayın.
Çocuğunuz uzun uzun uğraşıp, güzel bir hayvanat bahçesi kurmuş olabilir. “Bunlar kalsın, yemekten sonra oynamaya devam edeceğim.” veya, “Dursun, babam gelince göstereceğim.” dediğinde, (eğer oyuncaklar çok fazla ayak altında değilse) bırakın oldukları yerde kalsınlar. Hatta bir öneri gelmeden de, kurulmuş oyuna beğeniyle bakıp, “Çok güzel olmuş; bir süre dursun, ben de seyredeyim.” diyebilirsiniz.

Sonuçları hissettirin.
Çocuklar, yol açtıkları kargaşanın sonuçlarını hissetmeliler ki davranışlarını buna göre düzenleyebilsinler. Bu yöntem, sürekli, “Eşyalarını topla!” söylenmelerinden etkilidir. Örneğin, bahçede arkadaşlarıyla top oynayacak, fakat topunu bulamıyor. Siz onun yerine topunu arasanız, yanlış davranışının sonucunu yaşamamış olur. “Gördün mü, bulamıyoruz işte. Keşke yerine koymuş olsaydın.” gibi (yumuşak bir tonla da olsa) söylenmek yanlıştır. Bırakın, çocuğunuz sadece yaptığının sonucunu yaşasın. Sonuç: o gün topsuz kalmak.

Çocuğunuza, davranışlarının sonucu ile doğrudan ilgili olmayan cezalar vermeyin.
“Eğer oyuncaklarını toplamazsan sana bir ay boyunca oyuncak almıyoruz!”.

Azarlamak, söylenmek, ve (çoğunlukla da yerine getirilmeyen) tehditler, işe yaramayan problem çözüm yöntemleridir. Bunlar, sorunları çözmediği gibi, çocukla ilişkimizi de bozar; çocukta sorumluluk duygusunun yerleşip güçlenmesini engeller.

Çocuğunuzu övün.
 

Çocuğunuza övgü sözleri söyleyin; başkalarının yanında methetmekten de çekinmeyin. Bunu yaparken “sahici” olun. Yani, övgüye konu olan şey sahiden yaşanmış olsun ve ses tonunuz gerçek ve içten bir övgüde nasılsa, öyle olsun. Örneğin, çocuğunuz odasını topladığında; yüzünüz, gözleriniz ve sesinizde sahici beğeni ışıltılarıyla onu övün. Ayrıca, oturup onunla bir oyun oynarsanız iyi olur. Çocuğunuz, yaptığınızı, “Sen odanı toplarsan, bende seninle oynarım.” gibi algılamasın. Odasını topladığı için çok mutlusunuz; mutlu olduğunuz için de canınız oyun oynamak istiyor.

Dr. Atanur Mert

posted on 09 Şubat 2010 Salı 21:40:37 UTC  #    Yorumlar [9]
# 07 Şubat 2010 Pazar

Çocuğun 2 yaş döneminde bireyselleşip, benmerkezcilleşmesinden kaynaklı 2 yaş sendromu denilen değişimler:

  • Her şeye "benim" demesi, paylaşmaması
  • Her şeyi "ben" yapacağım demesi
  • Sınırları daha fazla zorlaması, sizi daha az dinlemesi

Bir de aslında her yaş döneminde görülebilen ve belki 2 yaş döneminde sadece daha kolay ortaya çıkabilen bazı durumlar var:

  • Başka çocukları ya da büyükleri ısırması, onlara vurması (en çok eşya paylaşımı sırasında yaşandığından, paylaşma sorunu ile karışabiliyor)
  • Çeşitli vesilelerle sorun çıkarması, özellikle özbakım dedikleri, anne-babanın önemsediği konularda. Üstünü giymeme, yemeğini yememe, tuvaletini söylememe ya da götürmek istediğinizde gitmeme.
  • Genel halinin hasta ya da uykusuz dönemlerde olduğu gibi olması huysuzluk yapması.
  • Her şeye itiraz etmesi, örneğin sizden henüz istememiş olduğu bir şey için bile "bu bardağı istememiştim" şeklinde içli içli ağlaması.
  • Duymazdan gelmesi, sizi umursamıyor gözükmesi.

Özellikle hayatınızda fazladan strese yol açan bir takım gelişmeler yaşanıyorsa hemen 2 yaş sendromu deyip geçmeyin. Hayatınızı ve davranışlarınızı etkileyen faktörleri, çocuğunuzun davranışlarını ve sizin ona karşı tutumunuzu gözden geçirin.

"2 yaş sendromu bu mu acaba?" diye düşündüğümüz ilk iki sıkıntılı dönemini ufak tefek tavır değişiklikleriyle "kolay geçirdik" şeklinde atlatmıştık. İlki 20 ay civarında, ikincisi tam yaş günü dönemindeydi. Sonuncu ve esaslı sendromumuz şöyle ortaya çıktı:

Taşınma aslında onu değil bizi etkilemişti
Taşınmadan önce Ilgaz bir okulda oyun grubuna giderdi. Yatılı bakıcımız vardı. Akşam işten dönünce Ilgaz yatana kadar onunla meşguldük. Hafta sonları Gökhan'ın zaman zaman çalışması gerekse de Ilgaz odaklı yaşar, bir yere gitmemiz gerekiyorsa onu da paket gibi her yere taşırdık. Taşınmadan yaklaşık 1 ay önce tuvalet eğitimine başladık (taşınmanın daha geç ve aynı semt içinde olmasını planlıyorduk). Son bir-iki hafta kazalar azalmıştı. Taşınma öncesi biraz ani şekilde yatılı bakıcımızla yolları ayırdık.

Taşınma sonrası 2 ay kadar babannesi ve dedesi baktı. Bu sürede anaokuluna gitmedi. İlk taşındığımızda çişini söylemeyi bıraktı, sonra biz sadece ıslattıklarını değiştirip, konunun takibini yapmayı bıraktık ve 2-3 gün içinde yeniden söylemeye başladı. Yoğun bir şekilde uğraştığımız projemizin açılışını hızlandırmaya çalışıyorduk bir yandan. Gökhan hafta sonları bölünmeden çalışabilmek için evden uzaklaşıyordu. Taşınmadan sonra haftalarca alışveriş ve yerleşme ile uğraştık. Ilgaz bir gün "tatilde İkea'ya mı gideceğiz anne" diye sordu.

Uzun görüşmeler sonrası bulduğumuz okul taşınıyordu
Ben öğle aralarında bölgedeki yuvaları geziyordum. Bir yuvada karar kıldık. Ilgaz'ı başlattık. Sabah babası bırakıyordu okula, yolunun üstündeydi, akşam benim çıkış saatimde servis getiriyordu. İkimiz de fiziksel ve zihinsel olarak oldukça yorgunduk. Gökhan hafta sonları evde yokken Ilgaz'la tek başıma ilgilenmek, alışveriş ve evle ilgili her şeyi halletmek zordu. Ilgaz'a karşı daha sabırsızdım. Okula ilk başladığında çiş kazaları oldu. Okuldan normal olduğunu söylüyorlardı. Sonra bir kaka kazası oldu. Ben bunun normal olmadığını düşündüm çünkü Ilgaz kakasını 18 aylıktan beri çok doğal bir şekilde tuvalete yapıyordu. Okuldan görüşme için randevu istedim. Biz görüşmeyi ayarlayana kadar kaza durumu ortadan kalktı (belki de sadece daha sıkı takip ediyorlardı). Okula başlayalı 1,5 ay olmuştu. Genel durumu görüşmek için randevu istediğimde biz de sizi arayacaktık dediler. Meğer okulun taşınma durumu ortaya çıkmış, yakında başka bir okul tutulmuş, bunu görüşeceklermiş. İster çekmeköydeki şubemizde, ister yeni okulda devam edin, bulunduğumuz okula dönme ihtimalimiz de var dediler. Gökhan da ben de beynimizden vurulmuşa dönmüştük. Neyseki okul seçerken görüştüğümüz ve iyi referans aldığımız bir okul daha vardı. Seçim yapmakta da zorlanmıştık başta. Bu okulu özellikle konumu ve kocaman bahçesi için tercih etmiştik. Bu avantaj ortadan kalkarsa taşınma gibi bir telaş içinde olmayan diğer okula geçirmek çok daha uygun olacaktı.

Yeni okulu ve tekrarlayan tuvalet kazaları
Ilgaz yeni okuluna başladı. İlk 2-3 hafta okulda her şey yolunda görünüyordu, sanki bu değişiklik daha iyi olmuştu. Islak çamaşır sayısı çoktu ama yeni ortam, bozulması normal, düzelir diye düşünüyorduk. Sonra bir gün okul yöneticisi telefonda, "yalnız çişini sorulmadan söylemiyor" dedi. Kaka kazası da olunca görüşmeye gittik. Bize bu tür durumların çocuğun duygusal sıkıntılarından kaynaklandığını söyledi (kendisi pedagog). Evde bir sorun tetiklermiş. Ben taşınma sonrası yaşadığımızı ve nasıl çözdüğümüzü anlattım. Ilgaz'ın genel olarak iyi olmakla birlikte, bazen hırçın davranabildiğini ve zaman zaman düşünceli olduğunu söyledi. Tüm bu değişiklikler olsa bile, Ilgaz'ın tuvalet eğitimi almış bir çocuk olduğunu, bu yüzden tuvalet konusunun vurgulanmaması gerektiğini, çişini uzun süre tutmasının uygun olmadığı için takip edilmesi gerektiğini söyledi. "Projenizden yoğunluğunuzdan kaynaklı olabilir, sorun ortadan kalkınca, çişini yeniden söylemeye başlar, altında yatan sorunu bulun" dedi. 

Ilgaz'ımıza ne oldu?
Ilgaz'la ilgili bir sorun vardı. Bu iyi verilememiş bir tuvalet eğitimi sorunu değil de, çocuğun mutsuz ve stresli olduğunun göstergesi ise çok önemli bir sorundu. Bu gerçek anlamda ilk kez başımıza geliyordu. Daha önceki okullarda da, bakıcımızın gözünde de Ilgaz, "her şeye süper hızlı adapte olan, neşeli, uslu, sorun çıkarmayan" bir "minik adam" dı (bir önceki okuldan kendi telaşları da işin içine girince yeterli bilgi akmadı belki diye düşünüyorum). Şimdi uslu oğlumuz tanımadığımız çocukların, insanların yanında okula sorunlu bir çocuk olarak başlamıştı. Biz o ana kadar bu tür durumların, ya ciddi sorunlardan, ya da ebeveynlerin yanlış davranışlarından ortaya çıktığını düşünürdük (hala da öyle düşünüyoruz).  Bizim moral bozukluğumuzla Ilgaz'ın genel tutumu da hızla bozuldu. Artık hafta içi birlikte oynamaya bile vakit kalmıyordu. Çıkardığı zorluklarla ancak günlük bakımını halledebiliyorduk. Bu yazdıklarımı o zaman bu bilinçle farkında değildik.

Işıldayan Anne-Babalar
Kaka kazaları sıklaştı. Sanırım internette alt ıslatma ve tuvalet eğitimi ile ilgili tüm türkçe ve ingilizce içeriği okudum. Ertesi gün doğum öncesi eğitimlerimizden beri tanıdığımız bir pedagoga gittik. Pedagoga yukarıdakileri okul yöneticisinin görüşü ile birlikte anlattık. O da bize bir başarı çizelgesi önerdi. Sadece evdeki zamanlar için Ilgaz'ın tüm gün yaptığı olumlu şeyler için çıkartmalar verecektik. Önerisi benim internette bulabildiklerimle örtüşüyordu. Ilgaz da çıkartmalara bayılırdı. Hepimiz moralimiz iyi bir şekilde oradan çıktık. Hemen çıkartmaları ayarlayıp ne yapacağımızı ona anlattık. İlk gün çok iyiydi, 2-3 kez çişini söyledi. Akşama doğru söylediği halde yetişemedi, buna çok morali bozuldu. Hafta sonunun kalanında kelimenin tam anlamıyla dağıttı. Hırçınlıkları devam ediyordu. Akşam okuldan almaya gittiğimde o gün kakasını yapmış olduğuyla ilgili olarak görüşürken kendimi önceki gece çok alkol almış ve ayılamamış gibi hissediyordum. Uzun bir konuşmanın özeti, "bırakın bu işleri, çocuğun derdini bulun" dedi. Bir de anne-baba olarak bizim "ışıldamamızdan" söz etti. Bu sorunlardan önceki halimi ve sonraki halimi düşündüm. Eskiden parlak bir yıldızsam, en son sönmüş volkan gibiydim. İşin kötüsü altında yatan en önemli neden de, "Ilgaz'ın bizim yüzümüzden mutsuz olduğu düşüncesi" gibi duruyordu. O akşam ben okul yöneticisiyle konuşurken Ilgaz da okuldan en son ayrılan ve o gün kakasını yaptığını gayet iyi bilen bir çocuk olarak dağılmış görünüyordu. Muhtemelen o da benim için aynı şeyi düşünüyordu. O akşam sonuncu 2 yaş sendromumuzun dip noktasıydı.

Gökhan'la kendi davranışlarımızı gözden geçirmeye başladık. Hem kendimize, hem birbirimize karşı çok ağır konuştuk. Bünyeyi suçluluk duygusu sardı (çocuğuna karşı duyulan suçluluk duygusundan daha ağır bir duygu yok sanırım, büyük konuşmayayım). Çocuğa karşı davranışlarımız hiç uygun değildi. Kendimizi çok zorlamaya, otomatik tepkilerimizi sorgulamaya ve değiştirmeye çalışmaya başladık.

Bir dönem fazladan ilgiye ihtiyaç duyması sonucu, Ilgaz bir süre uygunsuz davranmıştı. Bizim anne-baba davranışlarımız Ilgaz uygun davranışlar gösterdiği zamanlarda çok uygunken, uygunsuz davrandığı zamanlarda hangi davranışın uygun olduğunu bilmiyorduk. Buna bir de kontrolünü kaybetmenin paniği eklenince işler iyice beter olmuştu.

Okuyanları strese sokmamak için son durumu özetlemem gerekirse, çişini artık okulda da evde de takip etmeyi bıraktık. Kaka kazası olmadı uzun zamandır. Çişini eğer bir işe çok konsantre olduysa, ya da akşama doğru yoruldukça geciktiriyor. Bu da zamanla azalacak diye düşünüyorum ve dert etmek istemiyorum. Çünkü zaten baştan dert etmemeyi başarabilseydim, çıkış yolunu görebilseydim böyle olmayacaktı. Son durumda biz oğlumla artık çok güzel vakit geçirebiliyoruz, bu sorunların öncesindeki durumumuzdan daha iyi iletişim kurabiliyoruz. Hala gün içinde babasından ya da benden ekstra ilgi bekler gözüktüğünde ya da bir şey için mızırdandığında hafif stres hissedip, bir an önce daha az yoğun bir hayata kavuşmak için alternatif yollar düşünürken buluyorum kendimi. Ya da birbirimizin davranışlarını eleştiriyoruz o yattıktan sonra. Okulla görüşmelere devam ediyoruz.

Sizi daha fazla hikayeyle boğmamak için takip eden yazılarda hem kendi öz-eleştirilerimiz, hem de okul yöneticisinin yönlendirmeleriyle iyileşme döneminde öğrendiklerimizi kronolojik sıraya sokmadan yazacağım. Çocuğun çeşitli davranışlarının farklı anlamları, demokratik, ödül-ceza, molalar gibi farklı disiplin yaklaşımlarının pratikte sorun çıkartan yanları, yoğun zamanlara dair öneriler, tuvalet eğitimi ve alt ıslatma ile ilgili görüşlerim gibi konuları elimden geldiğince kısa ve derli toplu paylaşmaya çalışacağım bu kategori altında.

Önerilerinizi ve tecrübelerinizi yorum ve yazılarınızda bekliyorum.

Hatırlatma: Doktor, pedagog değilim. 2 yaş sendromu ya da çocuk disiplini üzerine uzun araştırmalar yapmadım. Yazdıklarım tamamen kişisel görüşlerim ve tecrübelerimden ibarettir. Farklı sorunlarda farklı yaklaşımlar gerekebilir.

posted on 07 Şubat 2010 Pazar 14:27:04 UTC  #    Yorumlar [14]
# 24 Ocak 2010 Pazar

Ilgaz 3 yaşında yaklaşırken üçüncü 2 yaş sendromumuzu aşmak üzereyiz. Umarım bu son olur. Nurturia'daki güncellemeler sayesinde bir sürü arkadaşımızın bu bataklığa düşmek üzere (mübalağa) olduğunu fark etmem beni bu vakit darlığında böyle zorlu bir konuyu yazmaya öncelik vermeye itiyor. Hem yazarken belki benim kafamda da oturur, böylece belki bu da bizim son 2 yaş sendromumuz olur?

2 Yaş Sendromu Nedir?

2 yaş sendromu, bebek arkadaşımız sizin bir uydunuz olmaktan çıkıp ayrı bir birey olma yolunda çabalarken çeşitli konularda size toslaması sonucu, sizin paniklemeniz, kontrolü elinizde tutma kaygılarınızla şefkat duygularınızın birbirine karışması, bunun sonucu olarak çocuğun da hala çok ihtiyaç duyduğu kontrolün sizin elinizde olduğunu hissedememesi (güvensizlik hissi) ile size garip gelen davranışlar göstermesi, sizin bu garip davranışları nasıl toparlayacağınızı bilememeniz sonucu bir öyle bir böyle davranmanız yüzünden çocuğun neler olacağını bilme (rutin) ihtiyacının karşılanamaması, bütün bunların sonucu olarak birlikte geçirilen kaliteli zamanların azalması bunun yerini yedirme, içirme, tuvalete götürme  (özbakım) gibi günlük işler geçirilen zamanların çekişmesinin alması, çocuğa yöneltilen olumsuz ifadelerin çoğalması, öncesinde çocuk beyninde kendisini alkış toplayan bir varlık olarak tanımladığı için bunların yerini kötü olanlar almasın diye sizi duymazdan gelmeye çalışması (pişkinlik) , sizin kendinizi daha da çaresiz hissetmeniz...

Çok açıklayıcı oldu değil mi? Araya başka yazıların da gireceği 2 yaş sendromuna bir giriş yapmak istedim sadece. Bir taahhüt olsun ve gerisini getireyim diye. Özetle, çocuklarda 2 yaş sendromu diye bir şey yoktur. Çocuğun büyümesine adapte olamayan ebeveynler vardır. 2 yaş sendromu bir ebeveyn sendromudur ve bence önlenebilir, geçirilebilir. Evet,lütfen geçsin artık.

Not: Lütfen 2 yaş sendromu ile ilgili yazılarınızı yorumlara yazın, ben de ekleyeyim yazıların linklerine.

posted on 24 Ocak 2010 Pazar 13:26:34 UTC  #    Yorumlar [9]