# 02 Şubat 2010 Salı

Ayk hızlı düşünmektir.

Küçükken işler daha basitti. Büyüdükçe çok fazla parametre girdi işin içine. Beklemediğim bir soru sorduğunda ya da bir şey istediğinde hızlı düşünmek zorundayım. Yanlış bir cevap, fazladan iki cümle, ses tonundaki bir tereddüt, bir sürü iş çıkartabilir başımıza.

Geçtiğimiz günlerde burnuna okyanus suyu sıkmak için davrandığımda, kaçmaya başladı. Bana da burnu da çok aşırı tıkalı gibi gelmemişti, biraz tedbir gibi sıkacaktım. Ben ısrarcı olurken Gökhan "bırak sıkma istemiyorsa" şeklinde müdahele etti. O anda burun spreyinin ilaçla eşdeğer olduğunu düşündüğüm için ve Gökhan'ın ısrarı ile bırakırsam daha sonra örneğin ilaç içmemek, aşı olmamak gibi konular için babasından medet ummasın diye zorla sıktım. Daha doğrusu sıkıca tutup, sıkmak zorundayız dedim, o da kuzu kuzu durdu ama sonra iş bitince biraz yaygara yaptı.

Kulak enfeksiyonu olunca sıkma iş ciddiye bindi. Sabah işe gitmeden önce sıkmak istedim itiraz etti. Ilgaz bunu sıkmak zorundayım dedim, "anne zorla sıkma" diye cevap verdi. Öyle de bir yetişkin tonunda, öyle ağırbaşlı söyledi ki, birden durakladım. "Ilgaz'cığım zorla sıkmam ki" derken birkaç gün önceki sahne geldi gözümün önüne. Cümlenin son kelimesini söyler söylemez "gerekirse zorla sıkmak zorundayım ama gerek yok çünkü sen bunun senin için yararlı olduğunu biliyorsun ve bana izin vermelisin" diye ekledim. İkna tonunda "hmm" dedi ve başını geriye doğru yatırıp işaret parmağıyla önce sıkılmasını tercih ettiği burun deliğini işaret etti.

posted on 02 Şubat 2010 Salı 19:53:49 UTC  #    Yorumlar [8]
# 12 Ocak 2010 Salı

Ayk, casusluk yapmaktır!

Ne yapayım. Koca bir gün geçiriyor benden ayrı. Kendi kendine de bir şeyler söylüyor konu aralarında ama insan özellikle neşeli gördüğü bir gün istiyor ki, "ee oğlum nasıl geçti günün" diye sorayım hemen anlatsın ortaya karışık bir şeyler.

Bu akşam bir üçkağıtçılık yaptım. Ilgaz'a banyo sonrası, yatak öncesi dedim ki, "Ilgaz Sabri'ye (kötü kedi şerafettine benzeyen sarı bir oyuncak kedi) sor bakalım, bugün okula gitmiş mi?". "Haayır, gitmemiş, ama daha önce gitmiş" dedi. Peki ne yapmış sorsana dedim. Su tekerlekleri ile boya çalışmaları mı istersiniz, kağıdı dolduran daireler, neler neler. Benim sorduklarım kesmedi, kendi de sordu Sabri'ye, nasıl soracaklarını bilemediklerini ağzında yuvarladı, yanıtlarını verdi. Sonra kesmedi, Sabri'yi bıraktı, ellerini parmaklarını oynata oynata kendi yaptıklarını anlattı. Bugün hamurdan yaptığı yılanı (yani snake'i diye ingilizcesini de ekliyor), yarın onun her yerini yeşile boyayacağını, üstüne tutkal sürüp yapıştıracağını, bize göstermek için eve getireceğini, sonra onun ağzıyla anahtarı tutacağını, kafasıyla kapıyı açacağını, yok açmayacağını çünkü onun süs yılanı olduğunu, daha neler neler anlattı.

Bir kere daha sağolasın Sabri.

Bu arada Pratik Anne de Pratik annelik budur serisi başlatmış. Heyecanla bekliyoruz devamını.

posted on 12 Ocak 2010 Salı 22:19:09 UTC  #    Yorumlar [8]
# 06 Ocak 2010 Çarşamba

Ayk, sana özel yeni yıl olmasıdır!

Bu akşam çam ağacını toplamaya başladım.

- Anne'cim şimdi yeni yıl başlıyomuş, bu ağaç kalsın (ağacın en alt bölümünden söz ediyor, diğerleri kalkmış o kalmış).
- Hadi sayalım o zaman 10'dan geri. 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1, sıfııır. Yeni yılınız kutlu olsuun. Hadi öpüşelim (yeni yılı bitirip kaldıracağım ya son parçayı da).
- Şimdi dedemlerden senin için yeni yıl hediyeleri geldi, sadece senin için, çünkü senin yeni yılın bugün.

Babannesi ve dedesi balondan bardağa küçüklü büyüklü o kadar çok çeşit hediye almışlar ki, sanırım diğer insanların da aralarında hediyeleştiklerini farkedemedi. Yeni yılı kendi yeni yılı sandı. Hani doğum günleri kişiye özel ya.

Ben ağacı toplamaya başlamadan önce koltukların minderlerini boşaltmıştı. Oturamıyoruz ya da minderleri koyamıyoruz çünkü koltuklarda hayvanlar yatıyor (öyle ara sıra gelip yatıyorlar bizim koltuklara). Birisinde küçük kedi yatıyormuş efendim, birinde büyük köpek, öbüründe küçük köpek. Arada elimden tutup götürüyor, seviyoruz hayvanları, "hayır anne, tüyleri orada değil ki burada, orası ayağııı" diye düzeltiyor. Yeni yıl muhabbeti başlamadan önce sormuştum:
- Niye gelmiş ki bu hayvanlar bize, kim getirmiş onları evimize acaba, Allahallah? (kıs kıs gülüyor)
- Bize pasta getirmişler. Ama yemekten sonra yememiz için. Köpek çok yorulmuş pasta getirirken. O yüzden yatmış kanepeye. (aralarda her zamanki gibi vurguları, tekrarları da var, ...yorulmuş da o yüzden, pasta getirmiş çünkü...)

Sonra bu pasta olayını yeni yıla bağladı.
- Köpek de yeni yıl pastası getirmiş. Amaa yemekten sonra yememiz için getirmiş (biz hemen onaylıyoruz annemle). Doğru için getirmiş köpek, yemekten sonra için getirmesi doğru yaaani. Yarın da babamın doğum günü için bu ağacı süsleriz.

Ağacın kaldırılması, yeni yıl değil doğum günü olduğundan evin balonlarla süslenmesi konusunda anlaştık. Son zamanlarda pek bir konuda anlaşamıyorduk ama şeker Ilgaz'ımız sanırım yavaş yavaş geri geliyor. Gelsin çok özledik. Aslında şeker kısmın da bir yere gittiği yoktu da, bizim kafalar dağınık olduğundan bir köşede saklanıyordu sanırım. Kendimizi ufaktan toparlayınca o da tekrar efendi yarısını çağırmaya karar verdi. Bu konuyu ayrı ayrı, uzun uzun yazmak lazım. Yarın akşam o unutsa bile balonları şişirsem mi acaba?

Akşam ara ara söyledi senin yeni yılın diye, ben de saydım 10'dan geriye, o da geldi "Yenni Yıııl" deyip şap diye öptü yanağımdan. Güzel numara değil mi?

Not: Nurturia'da uzun zamandır çok heyecanlandığım Anı Defteri özelliği de yakında aktif olacak. Doğum anılarından, Ayk Budur'lara kısa-uzun güzel hikayeleri Nurturia'da da yazabileceğiz.

posted on 06 Ocak 2010 Çarşamba 22:07:32 UTC  #    Yorumlar [3]
# 04 Aralık 2009 Cuma

Ayk, rüyasındaki hareketlerin için bile sorumluluk duymaktır!

Sabah 6:30'da geldi, daha hava karanlıktı. Ne zaman sabahları bizim yatağa dadansa, hep daha erken, daha erken gelir, en sonunda bir gün geldiğinde hala gecedir ama o gelip muhabbet etme konusunda ısrarcıdır, kendi yatağına itina ile yerleştirilir, sonra bir süre yatağa gelmek istediğinde hep yerine geri götürülür. Ta ki bir önceki dönem unutulup, ay ne tatlı diye sevgiyle yatağa kabul edilene kadar. Sonra döngü tekrar başlar. Neyse sabah geldi. Ben aşağıdaki diyalog geçerken hala uyuyordum:

- Annecim hayvanlı eve gitmeyelim bi daha.
- Rüya mı gördün Ilgaz?
- He, he (onay). Hayvanlı eve gitmiştik. Anne bi daha hayvanlı eve gitmeyelim, hayvansız eve gidelim.
- Ne gördün Ilgaz anlat oğlum.
- Tatlı kedinim ben senin.
- Anlat tatlı kedim.
- Hayvanlı eve gitmiştik.
- Ne vardı hayvanlı evde?
- Hayvanlar vardı, anne gitmiyelim hayvanlı eve.
- Oğlum rüyaydı yavrum, aslında gitmedik biz bir yere uyuyordun, rüya gördün, şimdi güzel bir şeyler düşün öyle uyu, o zaman görmezsin (karşımdaki çocuk 13 yaşında ya)
- ...(suskunluk)
- ...(anladı herhalde, uyu tekrar)
- Anne gitmiyelim bi daha hayvanlı eve
- Ilgaz'cığım ama rüya sadece, ben rüyanda yaptığımı gördüğün şeyleri yapmıyorum ki aslında (çocuk 23 yaşında degil!!!)
- Anne gitmiyelim...
- Tamam tatlı kedim!!!

Ne zaman rüyasında beni görse, yapmadığım şeylerle itham ediyor beni. Geçende de "kırmızı çıkartmayı yapıştırma anne siyahı yapıştır" diye söylenerek uyandı. Sabah da omleti ters çevirme anne, hayır senin çatalınla değil, benim çatalımla çevir diye ağlayınca, dedim ki kendi kendime, ben kesin bu çocukla çok fazla inatlaşıyorum. Acaba hep kendi dediğimi mi yaptırmaya çalışıyorum? Tercihlerine saygı göstermiyor muyum? Çişini söylemeyi de bu yüzden mi bıraktı? Vıdı vıdı vıdı vıdı?

posted on 04 Aralık 2009 Cuma 14:37:12 UTC  #    Yorumlar [7]
# 24 Kasım 2009 Salı

Ayk, senin sevindiğine sevinmesine sevinmektir.

Sabah 6:25'te geldi bizim odaya. Bir süre sonra tuvalete gitmek istedi. Dönünce, erken oğlum uyuyalım sen yüzüstü dön dedim. Baktım dönüyor, uyuyacak herhalde diye ben de rahat yanıma döndüm. Ona arkamı dönmüş oldum. Anne öbür tarafa dön yüzünü göreyim dedi. Hemen döndüm, sırıtıyor olmalıyım. Gözümü açtım ona baktım. O da benim sırıttığımı görmüş sırıtıyordu. Sevindiğimi görünce sevinmesine daha da sevindim.

posted on 24 Kasım 2009 Salı 21:09:50 UTC  #    Yorumlar [2]
# 03 Kasım 2009 Salı

Ayk, onun da senin için kaygılanmasıdır!

Cumartesiden beri mideme kramplar giriyor. O gece oldukça kötüydü, Gökhan yatırma hazırlıklarını yaparken ben uzandım. Ilgaz benden bir şey istediğinde de hasta olduğumu, karnımın ağrıdığını söyledim. Ben vurdum ondan oldu dedi (demek sadece ben ona olan şeyler için kendimi suçlamıyorum). Yok oğlum ondan değil dedim. Endişeli, endişeli neden, neden diye sordu. Bu aralar bu sebep sorgulama hakim zaten. Eğer canı acıyacak şekilde düşerse, hemen "Anne neden düştüm ben, neden düştüm?" diye soruyor. "Öğrenelim de bir daha düşmeyelim" gibi bir tonlama var, biraz da "nereden çıktı bu düşme işi şimdi ya, güzel güzel koşuyorduk" kokuyor. Sorusunun üzerine "yediklerim dokundu herhalde, bazen olur öyle, ben de bazen hasta olurum, sonra yine iyileşirim" dedim.

Bugün doktora gittim, ultrason, endoskopi, sonuç olarak antibiyotikle tedavi edilebilecek türde bir gastrit varmış.  Akşam Ilgaz babasının da yönlendirmesiyle dedi ki, ben senin karnını ovalarım, geçtiririm. Ben uzandım, o da minik elleriyle midemi ovaladı. Üstüne doktor aletleriyle muayene etti. Havuç ye, havuç yersen havuç seni iyileştirir dedi ve yattı (cumartesi gecesi ben Gökhan'dan patates haşlamasını rica ettiğimde havuç haşla diye ısrarcı olmuştu da :) ).

posted on 03 Kasım 2009 Salı 06:05:33 UTC  #    Yorumlar [15]
# 28 Ekim 2009 Çarşamba

Ayk, sürekli ince hesap yapmaktır.

Ilgaz'ı okuldan aldığımda, henüz öğlen yemeğini yememiş olacak. Evde türlü var. Şimdi ona türlüyü verirsem burun bükecek. Ama belki de ben burun bükecek önyargısıyla yaklaştığım için. O zaman ben sadece vereyim, yemezse peki aç değilsen yemeyebilirsin derim. Ama o zaman başka şeyler isteyecek, sucuk olduğunu da biliyor dolapta. O zaman sucuğu vermezsem ağlayacak tadı kaçacak, verirsem ödül gibi olacak. O zaman direk sucuğu vereyim, türlüye girmeyeyim. Ama ya çocuğun yiyeceği varsa, niye direk zararlı olanı sunacağım ki. Sucuğu vermem, aç yatar. Ama o zaman hemen uyuyamaz, aç karnına, iyi dinlenemez, günün kalanı tatsız geçer, şurda 3 gün tatilimiz var. Hem eşyaları da hazırlayamadım. O zaman hiç yatırmamayım, ben eşya hazırlarken o oynasın, yolda uyur. Ya uyumazsa? Ya uyursa, sonra feribotta uyandırmak olmaz, bu sefer hani vapura binecektik diyecek. İki gündür meyve de vermedim çocuğa, bari yanıma meyve alayım biraz...

posted on 28 Ekim 2009 Çarşamba 08:09:34 UTC  #    Yorumlar [11]
# 12 Ekim 2009 Pazartesi

Bebeklerde Gaz Sorunları için Çözüm ve Önlemler yazımda, bebeklerde gaz sorunları için, kiraz çekirdeği yastığından söz etmiştim. Evren hamileyken Beşiktaş pazarından bir kiraz çekirdeği yastığı almış, sonra onu başka bir tezgahta unutmuştum. Kışın Tan'da da gaz sıkıntısı olunca, yazdan çekirdek saklamadığıma pek hayıflandım. Bu arada  bu çekirdekli yastıkların, hem sıcak, hem soğuk kompres için kullanıldığını öğrendim.

Reçel yapmak için Tchibo çekirdek çıkartma makinesi ile çıkardığımız vişne çekirdeklerini ve sonra şapır şupur yediğimiz kirazların çekirdeklerini temizleyip, kuruttum. Bu arada, İzmir'de satılan tuzlanmış karpuz çekirdeklerinin karpuzlarını kimin yediğini her zaman merak ettim, İzmir'li arkadaşlardan bilen var mı?

Kiraz/Vişne Çekirdekli Gaz Yastığı Yapımı

Çekirdeklerin temizlenişi: Çekirdekleri birkaç gün suyunu değiştirerek suda beklettim. Bir süzgeçte suyun altında karıştırarak yıkadım. Daha sonra tuzlu suyun içinde 10 dakika kaynattım. Tel süzgeçte elimle bastırıp, sürterek kalan parçaların da temizlenmesini sağladım. Sonra bir gazetenin üstünde balkonda kuruttum (unuttum). Temizlendikten sonra çekirdeklerin ne kadar hafiflediklerine inanamadım.

Yastığın hazırlanışı: Çekirdekleri bir buzdolabı poşetine koyup, buzdolabına kaldırdım. Yastık yapacak vaktim olana kadar soğuk kalsınlar, acil durumlarda soğuk kompres işine yararlar diye. Sonra geçen gün çer-çöp toparlarken kitaplıkta gördüm. Keratalar evin dağınıklığına uymuş, ayaklanmış geziyorlar. Ya da ben artık yapmadığım işleri yaptım sanıyorum. Bu yazıyı yazdım mı acaba gerçekten?

Neyse, kitaplığı temizlerken, bir çekirdek poşetine baktım, bir de Ilgaz'ı sevmeye gelen anneme. Baktım bu ikisi arasında bir ilişki var. Aslında annemden istediğim, minik bir yastık yapması, çekirdeklerin tek bir noktaya toplanmaması için aralara birkaç dikiş atmasıydı. Sonra yeniden yastık dikmek yerine, Ilgaz doğmadan önce diktiğimiz minik uyduruk yastık kılıflarını değerlendirmeye karar verdik. Bir tanesini ortadan kesip bir tarafını iç, diğer tarafını dış kılıf yaptık. Annemin biraz meditasyona ihtiyacı vardı. Resimde gördüğünüz gibi tek şeritlik dikişler attı, sonra vişneleri teker teker oluklara doldurdu (bu eve dikiş makinesi lazım). Ama yastık şahane oldu. Dün buzdolabı poşetinin bir köşesine rulo yapıp koydum. Az önce kontrol ettim, çok güzel rahatsız etmeyen bir soğuklukta idi. Taneli olduğu için de vücudun şeklini alıyor, daha geniş bir yüzeye etki ediyor.

Yastıkta yaklaşık 20 sıra var, her sırada yaklaşık 20 çekirdek var, toplam yaklaşık 400 çekirdek yapıyor. Birkaç kilo vişne, birkaç kilo kirazdan fazlası bile çıkıyor. Artanlarla ne yaptık dersiniz?

Bütün yaz niye buzdolabında saklamışım ki çekirdekleri, ne güzel oynarmışız. Ayk Budur!

posted on 12 Ekim 2009 Pazartesi 14:42:44 UTC  #    Yorumlar [10]
# 11 Ekim 2009 Pazar

Ayk, karı-koca yanyana geçip, 2,5 yaşındaki sadrazam "Zıplayın" deyince neşeyle zıplamaktır.

Çocuk 32 aylık oldu hala iki ayak üzerinde zıplayamıyor. Tırmanıyor, tahta bisiklete biniyor, taklalar atıyor, her türlü numara var. Zıpla deyince, Gaydırı Gubbak Cemilem'in girişi gibi sekmeye başlıyor tek ayak üzerinde. Gökhan bu akşam Ilgaz'ı yatırdıktan sonra, yatağının karşısına geçip zıpladı bir-iki defa (bilgiler uykuda yerleşiyor ya :)). Gerisini tahmin edersiniz... 

posted on 11 Ekim 2009 Pazar 21:09:38 UTC  #    Yorumlar [8]
# 24 Eylül 2009 Perşembe

Ayk, klozette kaka gördüğüne sevinmektir!

Az önce okudum ve çok güldüm: http://ardaakalin.blogspot.com/2009/09/bir-ilk.html. Arda'nın annesi ne güzel yazmış.

Bayram tatilinde gözüme Thomas tren kitabı kaçtığından sebep, gözümü acılar içinde açamaz vaziyetteyken, Ilgaz'ın kakası geldi. Teyzesi götürdü. Şöyle bir diyalog olmuş:

- Plöp (klozetten çıkan ses)
- Bir tane daha yapacağım teyzeciğim (Ilgaz, işaret parmağı havada, bitirmediğini bilgi vermek amacıyla)
- Plöp (sonrasında tuvaletten kalkar)
- Bak, iki tane kaka var

Teyzesi de ona kaka yaparken eşlik etme şerefini bahşettiğine mi sevinsin, kakalarını sayabildiğine mi, mutlu mutlu çıkmışlar tuvaletten :)

posted on 24 Eylül 2009 Perşembe 12:14:45 UTC  #    Yorumlar [4]
# 31 Ağustos 2009 Pazartesi

Ayk, 9. katta karınca beslemektir.

Çengelköy'ün karıncaları daha siyah daha iriydi, ya da bu evde 9. kata çıkarken zayıflıyorlar bilmiyorum ama, kesinlikle aynı karıncalar değil. Bu kadar yüksekte karınca olmaz artık diyordum ama Ilgaz olduğu sürece sanırım 39. kata bile çıkacaklar. Sanırım Hansel ve Gratel gibi asansöre kırıntılar bırakıyor karıncaları onu bulsunlar diye.

 

Karınca'nın Ilgaz'a manisi

Sen doğmadan evvel, zayıftık bebek
Dolap köşelerinden şeker taşırdık
Evde yemek yenmezse biz aç kalırdık
Bayat ekmek poşetlerinde delik arardık Ilgaz

İyi ki doğdun Ilgaz!

Bebek sen süt emme, katı gıda ye
Çorbayı, yoğurdu boşver, kuru ekmek iste
Mama sandalyenden aşağıya kırıntı üfle
Kenardan usul usul taşırız, kimselere görünmeyiz Ilgaz

Ilgaz tatile gitme!

Bebek annen yedirmesin, sen kendin ye
Alerji riski geçtiyse, beyazından da besle
Büyük lokmaları yut, küçükleri cimcikle
Büyük büyük atarsan annen farkediyor, temizliyor Ilgaz

Ilgaz sen  büyüdün de
Abi mi oldun?
Okula başladın
Bizi boşladın
9. kata taşındın
Karıncayı dışladın
Olsun biz senin peşinden geliriz Ilgaz

Karınca dediğin yazın çalışır, kışın uyur
Ilgaz hem kendi yer, hem bizi doyurur
Doldurma mısradır, yubudu rubur
Kabarama kel tamba, karınca budur

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 31 Ağustos 2009 Pazartesi 20:05:09 UTC  #    Yorumlar [5]
# 26 Ağustos 2009 Çarşamba

Ayk, oyuncakları öpüp koklamaktır.

Gece yatmadan önce odasına "kontrol" amaçlı girilir. "Sabri Kedi"ye sıkı sıkı sarılıp, yumulmuştur. Sabri Kedi de (Kötü Kedi Şerafettin tipli, koca gözlü sarı oyuncak bir kedi), Ilgaz Kedi de terlemiş, ısınmış, "hamur" olmuşlardır. Mis kokusunun sinmiş olduğu Sabri Kedi, son koku zerresine kadar koklanır. Böylece "annesinin kedisi" uyandırılmadan, dolaylı olarak Sabri üzerinden sevilip koklanmış olunur.

posted on 26 Ağustos 2009 Çarşamba 22:42:16 UTC  #    Yorumlar [5]
# 14 Ağustos 2009 Cuma

Ayk, emzirmek uğruna anestesi olmadan hortum yutmaktır!

Kendimi bildim bileli midemle ilgili sıkıntılar yaşıyorum. Tan doğduktan sonra da zaman zaman sinyal veren midemi "geçer geçer" diye önemsemedim. En sonunda çarşamba gecesi inanılmaz bir mide ağrısıyla uyandım, ertesi gün soluğu hemen doktorda aldım.

Doktor, gastroskopi-özofagoskopi (türkçesi mideye hortumla bakılması) yapılmasını istedi. Anestesi ile yapıldığını, bir sıkıntı yaratmayacağını söyledi. İyi de dedim doktorcuğum, ben bebek emziriyorum. Kaç aylık diye sordu, "11 aylık" dedim. Şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra, "Ben de küçük sandım, 4-5 saat ya da bir gün emmese hiç bir şey olmaz. Ama sen bilirsin" dedi.

Gastroskopiyi yaptırmamak için türlü bahaneler uydursam da midemin ağrısı geçmeyince dün güzelce teslim oldum. İşlem başlamadan önce hemşireye "Ben bebek emziriyorum" deyince, "Ben olsam anestesi yaptırmam. 10 dakikalık bir şey için iki-üç defa sütünüzü sağmanız gerekir. Bir gece de emzirmemelisiniz" dedi.

Sağma işi güzel ama benim göğsümden sağınca süt çıkmıyor ki. Bir yiğitlik yapmaya ve hemşireyi dinlemeye karar verdim. Üniversiteye başladığımda Ankara'da özel bir  muayenede çok ilkel koşullarda anestesi olmadan gastroskopi yaptırmıştım. Bu kötü tecrübeye rağmen, hemşilerin de desteğiyle 10 dakikada bir kez daha hortumu ayık olarak yuttum.

"Anne olmasan ve emzirmesen böyle bir şey yapmaz, şimdi mışıl mışıl uyurdun değil mi" dediler. Ne diyeyim, "Ayk Budur" dedim :)

posted on 14 Ağustos 2009 Cuma 12:09:53 UTC  #    Yorumlar [5]
# 11 Ağustos 2009 Salı

Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!

Öğle arasında eve uğradım (evet, yaşasın, yeni ev çok yakın). Baktım İkea'dan aldıklarımız gelmiş, şu Ilgaz'ın odasına aldığımız kanepeyi açayım bakayım dedim. O oraya, bu buraya derken yarım saatte bitiverdi. Ne çivi, ne küçük vida, yalnızca koca koca vidalar ve kelebeklerle yapılıyor montajı. Akşama kadar da hayıflandım, bu tam Ilgaz'la kurulacak şeymiş, bir tane göstersem hepsini yaparmış. Tehlikeli bir şey yokmuş, güç de istemiyormuş, hem de kendi eşyasıydı, tüh tüh tüh, vah vah vah. Gün geçmiyor ki Ilgaz'la ilgili eksik yaptığım bir şey için hayıflanmayayım. http://hulyanintunasi.blogspot.com/ 'da Hülya önermişti, ben de destekliyorum, birisi şu salakanne.com'u alsa, bir itiraf sitesi yapsa da, biraz içimizi döksek.

Sonra akşam oldu, sıra geldi içinden koca bir torba vida, çivi çıkan çekmeceliyi kurmaya. Kutuyu açtığım anda, Ilgaz bir alet çantasının üst gözünden minik tahta aldı, deliklerden birine takıp, başka bir parçaya onu monte etmeye çalışmaya başladı. Kılavuzdan takip ederek kurmaya ikna ettim onu :) Eşyaları babasıyla, dedesiyle birlikte kurmaya alışmış. Ben işten geldikten sonra yemek saatine kadar bir bölümünü bitirdik. Ilgaz'a parçayı tarif ediyorum, bu mu diyor, evet diyorum, sevine sevine getiriyor. Veriyorum vida torbasını eline, bu vidadan 3 tane diyorum çıkartıyor. Küçük deliğe diyorum takıyor. Neden fotoğraf çekmedim ki ? (hayıflanma Damla) Biz kurarken yemek saati geldi, Gökhan da o arada eve gelmiş bize katılmıştı. Yemeğe gidelim diyoruz, kavga kıyamet bırakmıyor. Dönünce devam edeceğimize ikna ederek güçlükle sofraya götürebildik. Unuttu herhalde derken, son lokmayı yuttuğu anda, "elimi sil, devam edelim" diye el bezlerinin durduğu dolaba koşmaya başladı. Sonra sofradan aniden kalkmasına kızdığımızı hatırladı herhalde, geri geldi, uslu uslu durdu, "devam edelim mi, silebilir misin?" diye gerdan kırıyor. Riske atmak istemiyor yani.

Montaj ilerledikçe işi o kadar geliştirdi ki, benim taktığım vidanın hizasına göre yandaki parçada doğru yere vidaları yerleştirmeye başladı. Arada da eline bir menteşe ya da büyük bir parça alıyor, "ben burayı billiyorum, ben, billiyorum" diyor. Sonra başka bir şey alıyor, bir yere vuruyor, "pulluyorum burayı" diyor. Sonra bir vidayı bir yere dürtüyor, "çulluyorum bu vidayı" diyor. Billeye, bullaya, pullaya, çullaya, eğlenerek kurduk dolabı. Ikea eşyaları monte etmeyi seviyorum ama şu ana kadar hiç bu kadar eğlenerek montaj yapmamıştım.

posted on 11 Ağustos 2009 Salı 06:39:25 UTC  #    Yorumlar [4]
# 03 Ağustos 2009 Pazartesi

(Hande'den)

Ayk sabahın altısında, siz "beş dakika daha uysam" diye  dualar ederken evde kendi kendine çığlık ve kahkalarla koşan oğlunuzun yanınıza gelip "taadan kaç taadı tut" (tavşan kaç tazı tut) dediğini duyunca ani bir enerji patlamasıyla yataktan fırlayıp küçük tavşanı yakalamaktır :)

posted on 03 Ağustos 2009 Pazartesi 08:31:13 UTC  #    Yorumlar [2]
# 29 Temmuz 2009 Çarşamba

Ayk, "bebeği annesinin kucağına gelsiiin" dedikten sonra, banyo havlusuyla kucağınıza kurulup, "Anne'ciğim ben seni çok seviyorum" demesidir.

Bu arada duygu sömürüsü ile iş halletmeyi de öğrenmiş bulunuyor, hayatımızda yeni bir dönem hayırlı uğurlu olsun. Önceki akşam anneannesine bir balon eşşek aldırmış, kolunun altına sıkıştırıp yanımıza gelmiş, "Ben bu eşşeği çok beğendim annecim, çok beğendim babacım" diye suratını eşşeğe gömmüş bıdırdanırken, "bu numarayı yiyorlar" ifadesiyle yandan yandan sırıttığını görmediğimi sanıyorsa çok yanılıyor :)

posted on 29 Temmuz 2009 Çarşamba 19:24:56 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Temmuz 2009 Perşembe

Hayır, İstanbul'da yaşamanın güçlüğünden şikayet yazısı değil, trafikte beklerken çocuğunu özleme yazısı da değil. Bu bir Ayk Budur, ama üzücü yanından.

Ayk, kırmızı ışıklarda beklerken ağlamaktır!

Çilem üniversite yıllarında başladı. O zamanlar Samsun'da mendil satan çocuklar yoktu. Üniversiteyi kazanıp da Ankara'nın taşlı yollarında minibüs beklemeye başlayınca tanıştım onlarla. Yurttaki kutu kadar çekmecem mendillerle doldu taştı. Ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, bir gün jetonum düştü. Bu çocuklar insanların duyguları sömürülmek için dilendiriliyor. İnsanlar çocuklar dilendirildiğinde daha iyi para verdikleri için çocuklar dilendiriliyor. Çocuklar okula gönderilmiyor ve dilendiriliyor. Yani ben aklım sıra çocuğa yardım edeceğim derken, onun okula gitmek, sokakta oynamak yerine, sokakta dilendirilmesine yol açıyorum. Çocuğa yardım edeceğim derken, ona kötülük edenlere, onun eliyle para yollayıp, onun geleceğine mal oluyorum.

Bunu idrak ettiğim günden beri, hiçbir çocuktan bir şey almıyorum, para vermiyorum. Ama o çocuklara, kucakta güneş altında süründürülen bebeklere çok üzülüyorum.

Anne olmadan önce, onlara bakmamaya, göz teması kurmamaya çalışırdım. Zaaflarım ön plana çıkıp da bir hata yapıp para vermeyeyim diye. Ama anne olduğumdan beri gördüğüm yerde onlardan gözlerimi kaçıramıyorum. O ışığın kırmızıdan yeşile döndüğü süre boyunca, ağlayan çocuğa, ona şefkat gösteriyor gözüken yetişkine bakıyor, bakıyorum. Ben baktıkça onlar bana yaklaşıyorlar, bebeği daha da yakından görüyorum. Bebeği seviyor mu yoksa diye şüpheye düşüyorum her seferinde. Ona sarılışından bir anlam çıkartmaya çalışıyorum. Bebeklerin büyüklere bağlanma içgüdülerini iyi bildiğimden, bebeğin büyüğe sarılmasının samimimiyetini sorgulamam mümkün değil. Bu sefer diğer tarafın onun tatlı sevgisine rağmen, ona gösterdiği sahte sevgiyi, onu kullanmasını düşünüyorum. O zavallı çocuğu kendi çocuğum gibi düşünüyorum. Ellerinden alıvermek istiyorum. Üzülüyorum, çaresizlikten eziliyorum, mahvoluyorum.

Geçenlerde küçücük bir bebek kucağında bir kadın yaklaştı yanıma. Pek acıklı duruyordu kucağında bebeğiyle. Dayanamadım, camı açtım, "Seni polise şikayet edeceğim" dedim. Bir saniye durdu, yüzündeki acıklılık silindi, yerine meydan okuma yerleşti, "Selamımı söyle" dedi. Yakındaki zabıtaya uğradım geçerken, böyle böyle oldu, bir şey yapabilir misiniz dedim. Biz bakmıyoruz o bölgeye, Üsküdar'ın zabıtasına haber veririm dedi. Takip etmedim.

Bunları nereye şikayet etmemiz gerekiyor, zabıta doğru kurum mu bilen var mı? Bir şeyler yapalım, kampanya başlatalım. Kimse çocuk sefil edicilerine para pul vermesin, gördüğü yerde hemen şikayet etsin, rahat vermesin. Bilgisi, önerisi olan var mı?

Tatlı tatlı ev güvenliği falan yazıyordun, nereden geldin şimdi buraya derseniz, Özgür Anne'nin bu yazısı tetikledi.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 23 Temmuz 2009 Perşembe 23:34:40 UTC  #    Yorumlar [3]
# 22 Temmuz 2009 Çarşamba

Ayk, üst rafların prim yapması, belirli eşyaların sürekli daha yukarılara çıkmasıdır.

Eskiden, kolay erişim işin hep alt raflar tercih edilirdi. Şimdi ısınan havanın yukarı çıkması gibi, bazı eşyaları da otomatik olarak yukarılara koyuyoruz. Çocuğumuzun ince becerileri geliştikçe, şurayı açamaz, bunu beceremez gibi varsayımlar da geçersiz oluyor gitgide. Evde yer kalmıyor.

posted on 22 Temmuz 2009 Çarşamba 00:06:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 27 Mayıs 2009 Çarşamba

Tan'ın babası Osman'dan:

"Ajk (bizde böyle :)) daha "ba" ve "ma" dışında hece bile söyleyememesine karşın gözünü ve kulağını sizden ayırmayan ve nasıl yapıyorsa her dediğinizi anlayan yumurcak bızdığınıza karşı şifreli konuşma yetinizi geliştirmenizdir. Ajk, bızdıkla ilgili konuları otomobilde ya da evde kuş diliyle konuşmanızdır. Kucuş dicilicinici eskisi gibi ustaca kullanamadağınız gibi, çocukluktaki deneyimlerinizle geliştirdiğiniz "kripto programının" sizi büyük bir merakla izleyen 9 aylık oğlunuz tarafından her an kırılacağı kaygısı yaşamanız da cabası."

posted on 27 Mayıs 2009 Çarşamba 08:37:43 UTC  #    Yorumlar [3]
# 10 Mayıs 2009 Pazar

Ayk, çocuğunu kırmamak için mama önlüğü takıp, plastik kap kacakla yemek yemektir.

- Hangi tabağı istiyorsun Ilgaz?

- Maviyi anne, sen de sarıyla ye (ince tatlı bir ses, yavaş bir konuşma ve bazı harflerin yutulduğunu hayal ederek okuyun, 2 küsur yaş konuşması işte)

- Yok ben kendi tabağımla yiyeyim

- İki gözüm iki çeşme, üüüüüü

- Ilgaz ağlamadan söyle, derin nefes, sakin  ol, falan filan

Yok olacak gibi değil. Sular seller, yalancı ağlama değil, çocuk gönülden istiyor tabaklarını paylaşmayı, kalbini kırmayalım. Aynı diyalog çatal kaşık için de tekrar edilir. Dersini almayan ben:

- Ilgaz önlük ister misin?

- İsterim. Anne sen de önlük iste.

Aynı gün içinde hem öksürükten sabahın köründe uyanmış, üstüne tuvalet eğitimi işinden yorulmuş çocuğu daha fazla ağlatmayayım yemek öncesi dedim ve tıpı tıpı en geniş önlüğü seçip taktım.

- Anne sen Ilgaz'ın önlüğünü mü taktın?

- Başkasının önlüğü yok ki oğlum bu evde

- Yok mu??? (şaşırmış bir ifadeyle)

Yemeğin ortasında bir anda çişim geldi dedi. Hemen koşturarak götürdüm içeri. Lazımlığa oturdu. Bana baktı. Ne dese beğenirsiniz?

- Anne'ciğim önlüğümüzü mutfakta bırakıyoruz, önlüğünü masaya bırak da gel.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 10 Mayıs 2009 Pazar 19:09:51 UTC  #    Yorumlar [3]
# 05 Mayıs 2009 Salı

Ayk, yarasaya dönüşmektir.

Gece hayatı nedir çocuğum olunca öğrendim. Karanlıkta ışık yakmadan yarasalar gibi her işi yapabilmeyi (bütün evi karanlıkta gezebilmek, mendili karanlıkta bulup, minik burnu karanlıkta silebilmek), uykuların en derinini uyuyup, bir ağlamaya hop diye uyanmayı, 1 saat uyanık kalıp, sonra tekrar kafamı yatağa koyar koymaz uyumayı öğrendim.

posted on 05 Mayıs 2009 Salı 08:44:32 UTC  #    Yorumlar [2]
# 23 Nisan 2009 Perşembe

Ayk, işten eve geç geldiğinde, uyumamış olmasını ummaktır.

Normalde uyumuş olmasını umacağınız saatlerde bile. Bir kerecik sarılıp öpmek bile günün bütün saçmalıklarını silip atmaya yeter insanın beyninden.

posted on 23 Nisan 2009 Perşembe 18:41:35 UTC  #    Yorumlar [6]
# 11 Nisan 2009 Cumartesi

BÖ'de oylama başladı. Kitubi'yi aile kategorisinde oylayabilirsiniz.

Ayrıca Ayk, sadece ve sadece çocuğunun fotoğraflarını çekmek, kendine ait Gravatar yapacak efendi gibi bir fotoğrafını bulamamak, South Park karakterlerinden bozma resimleri kullanmaktır. Güzel çıkmışız ama değil mi?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 11 Nisan 2009 Cumartesi 20:35:01 UTC  #    Yorumlar [2]

Ayk, anı olsun diye durmadan ve usanmadan çocuk fotoğrafları çekmektir.

Eimizde toplam 5 tane basılı fotoğraf olmaması, hepsinin dijital ortamlarda durması. Lazım olunca hemen ulaşılamayacak şekilde olması. Seneler önce paralı Flickr hesabı satın alınmış olmasına rağmen fotoğrafların Flickr'a atılmaması da cabasıdır.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 11 Nisan 2009 Cumartesi 20:24:41 UTC  #    Yorumlar [0]
# 05 Nisan 2009 Pazar

Ayk, pikniklerin eski anlamını yeniden kazanmasıdır!

Oğlum Tan'la hafta sonunda eşimin motosiklet kulübünün hazırladığı "Bahara Merhaba" pikniğine katıldık. Tan, hayatının ilk baharında oldukça mutlu ve keyifliydi. Herkesin kucağında dolaştı ve etrafa gülücükler saçtı. Açık havada yaptığı şekerlemeler sırasında yanakları al al oldu, bol oksijen aldı. Ben ise uzun bir kıştan sonra evden çıkmanın verdiği sarhoşlukla ne yapacağımı bilemez bir haldeydim! 

posted on 05 Nisan 2009 Pazar 18:37:21 UTC  #    Yorumlar [4]
# 26 Mart 2009 Perşembe

Ayk, valizden, minderin altından, bagajdan, her yerden, olmadık anlarda din diring din ding şeklinde müzikler çalmasıdır!

Bilirsiniz işte, öten oyuncaklar, müzikli oyuncaklar, her yerde.

posted on 26 Mart 2009 Perşembe 20:07:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 24 Mart 2009 Salı

Ayk, işten eve geldiğinde, çabucak çocuğunun yanına gidebilmek için, telaş içinde üstünü başını değiştirmektir!

Bu "Ayk Budur!" da eşim Gökhan'dan. Ilgaz doğduğundan beri, mecbur olmadıkça, işten geldikten sonra o yatana kadar başka bir şeyle ilgilenmiyoruz. Birlikte yapabileceğimiz şeyler dışında. Üstümüzden çıkarttığımız iş kıyafetlerini bile o yattıktan sonra kaldırıyoruz yerlerine. Her dakikamız değerli.

posted on 24 Mart 2009 Salı 12:35:53 UTC  #    Yorumlar [6]
# 21 Mart 2009 Cumartesi

Son Ayk Budur!'daki yorumların üzerine bir kitap tavsiyesi yazayım dedim. Bu serinin gönlümüzdeki yeri ayrı. Kitapları Tansaş'ın indirim sepetinden büyüyünce okurum düşüncesiyle almıştım. Bir gün tesadüfen, karton ve bez kitaplara göre bile çok daha uzun süre ilgi ile dinlediğini keşfettim. 3-4 aylıktı sanırım, daha oturtmuyorduk, ikimiz birlikte yere uzanmıştık, 3 tanesini heyecanla okuyup bitirdiğimde (anlatıyordum diyelim), o da hala heyecanla gözlerini kırpıştırıp Au yapıyordu.

Üzerinde yazan yaşa hiç aldırmayın. Bence şu sebeplerden diğer kitaplara göre daha iyi konsantre olabiliyordu bu kitaplara:

  • Resimleri büyük
  • Çizimleri basit
  • Renkler canlı ana renklerden oluşuyor
  • Farklı renkler net çizgilerle ayrılıyor, belirgin
  • Her sayfada ayrı hayvan var ama, format aynı, takibi kolay
  • Her sayfada hayvanın tek bir özelliği anlatılıyor, yazıların içinde de resimler var

Bu kitaptan, Ilgaz'ın çıkartma aşkı ortaya çıkıp, üstüne bir de başka bir kitap yüzünden hayvanları yerlerinden oyması gerektiği yanılgısı oluşunca, tam 3 set parçaladık. En sonuncuda o yırttıkça ben alacağım sanmasın diye yırtık parçaları önüne yığdım, bak yırtık zürafaya, artık okuyamayacağız onu şeklinde biraz üzülmesini sağladım ve sonra törenle yırtık sayfaları çöpe attık. Bir süredir kitaplarını yırtmıyor, belki bulursam bir set daha alırım :)

Doğumdan itibaren irili ufaklı tüm bebeklere, çocuklara okunması üzere tavsiye ederim!

Çiçek Yayıncılık için Not: Bu kitaplardan hala basıyorsunuz değil mi? Seviyoruz onları! Ayk içinde domuzların çamur banyosundan söz eden kitapları sevmektir işte!

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Çocuklarımız için daha çok kitap

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 21 Mart 2009 Cumartesi 20:11:33 UTC  #    Yorumlar [3]
# 18 Mart 2009 Çarşamba

Ayk durup durmaksızın çocuk kitapları almaktır!

Ben kendim sıkıldım sürekli aynı kitapları tekrar tekrar okumaktan (neyseki resimli) , biraz kitap alayım, kendim için bari dedim. Öyle denk geldi ki, ben Kipitap'tan biraz kitap sipariş etmiştim. Migros'ta indirim sepeti varmış, Gökhan oradan biraz almış ucuz ucuz. Üstüne cumartesi Rahmi Koç müzesine gittik, Tübitak yayınlarının bir sürü kitabı vardı bulmuşken biraz da oradan aldık. Çocuk öyle bir duruma geldi ki, sabah bizim yatakta hayali kitap okuturken bile, "Anne'ciğim, çok çok kitap var arkamda, al sana birini veriyim, oku" diyor. Kitabın fazlasından zarar gelmez dedik ama abarttık mı biraz nedir?

posted on 18 Mart 2009 Çarşamba 20:20:49 UTC  #    Yorumlar [8]
# 11 Mart 2009 Çarşamba

Ayk, hem anne, hem de teyze olmaktır!

Bu resimde Ilgaz tam 2 yaşında, Tan tam 5 aylık. Ilgaz biraz ateşli, sonradan ortaya çıktı ki Tan da şifayı kapmış da annesinin sütü koruyormuş. İkisine de bayılıyorum :)

posted on 11 Mart 2009 Çarşamba 20:07:18 UTC  #    Yorumlar [2]
# 28 Şubat 2009 Cumartesi

Ayk, çocuk tiyatrosu izlerken duygulanıp ağlamaktır!

Bir insanın her şeye mi gözü dolar? Her şeye ağlayan duygusal kadınlardan değildim ben. Bugün Ilgaz'ı Küçük Kara Balık'a götürdüm. Ilgaz uslu uslu oturdu kucağıma, parmaklarım, saatim ve alyansımla oynayarak heyecanla oyunu bekliyor. "Uslu oğlum benim" dedim, içimden de "oğlumu tiyatroya getirdim ben, o kadar büyüdü mü, vay be" diye geçirdim. Tam o sırada oyun başlayıp duygusal bir müzik girmesin mi fondan. Küçük Kara Balık'ı izlerken ağladım. Çocuk tiyatrosu izlerken ağlayan ilk yetişkin miyim yoksa herkesin durumu aynı mı bilmek istiyorum bunu. Bir de geçecek mi yoksa ömür boyu saçma sapan şeylere ağlayacak mıyım? Yoksa bu lohusa melankolisi kronikleşiyor mu?

posted on 28 Şubat 2009 Cumartesi 20:01:00 UTC  #    Yorumlar [7]
# 20 Şubat 2009 Cuma

Ayk, çocuğunu eğlendirmek için utanmadan her türlü soytarılığı yapmaktır!

Yer, bizim ev, fotoğrafı çeken Ilgaz'ın ablası, evde oyun grubumuz var, annelerden biriyle dördüncü buluşmam, diğeriyle ilk kez tanışıyorum. Başımdaki gül desenli Selpak peçeteden mamül şapka, papyonum Ikea'nın beyaz ekonomik peçetelerinden. Ilgaz'la birlikte diğer iki çocuğu mu eğlendiriyorum yoksa kendimi mi yoruma açık.

 

posted on 20 Şubat 2009 Cuma 20:44:40 UTC  #    Yorumlar [3]
# 04 Şubat 2009 Çarşamba

Senelerce bir an önce kurtulunması gereken çöpler olarak görülen birçok malzemeye hazine gözüyle bakmaktır.

posted on 04 Şubat 2009 Çarşamba 09:46:45 UTC  #    Yorumlar [0]
# 30 Ocak 2009 Cuma

Ayk paltonun üzerinde çamur izlerini görünce, seni servise bırakırken kucağına tırmandığını hatırlayıp sevinmektir.

posted on 30 Ocak 2009 Cuma 21:03:36 UTC  #    Yorumlar [2]
# 24 Ocak 2009 Cumartesi

Ayk, çocuğuna minik kelebeğin "Yasaklar" versiyonunu öğrettiğin için suçluluk duymaktır.

Sakinleştiremediğim bir gün , dur sana hangi şarkıyı söyleyeceğim şeklinde kendimi eğlendirmek için Ilgaz'a söylemiş bulundum. O kadar beğendi ki sürekli tekrar ettirdi, maalesef yarım yamalak söylediği ilk şarkı da bu oldu, dur, dur, dur, dur dur dur, git otur, git otur...

Her ne kadar yasakçı zihniyeti temsil etse de, sakinleştiriyor bu arada gerçekten :)

posted on 24 Ocak 2009 Cumartesi 11:59:59 UTC  #    Yorumlar [3]
# 23 Ocak 2009 Cuma

Ayk, çocuğunu dans etmeye teşvik etmek için, görümcenle elele tutuşup, hoppidi hoppidi dönmektir.

Ilgaz'ın halası Berrin abla ile eğleniyor olmalıyız ki, Ilgaz hiç ilgilenmediği halde bir "digiri digiri dak" şarkısı süresince dönmüşüz, bir de kameraya alınmışız ki sormayın :)

posted on 23 Ocak 2009 Cuma 12:06:46 UTC  #    Yorumlar [0]
# 22 Ocak 2009 Perşembe

Aşk budur'lara bayılırım. Ilgaz'la yaşadığım birçok sahne bana hep bu "Aşk Budur"ları hatırlatıyor. Yaşayıp, hissettiklerim aklıma geldikçe bunları yazmak istiyorum. Ama çocuğuma duyduğum sevgiye Aşk demeye dilim varmıyor, bu başka bir şey. Ilgaz'a da Aşkım demektense Fare'mden Sincap'ıma varan geniş aralıkta hayvan isimleri takmayı yeğlemişimdir. Garip garip hayvan türlerini bilmesine şaşmamalı.

Neyse, konuyu dağıtmayayım, şimdi 23 Ocak 00:30'da Türk Dili'ne yeni bir kelime katkısında bulunuyorum, kayıtlara geçsin, sözlüklere eklensin. Bundan böyle bebek, çocuk, evlat türü arkadaşlara duyulan sevgiye "Ayk" diyeceğim. Ayk'la ilgili yazacağım özlü sözleri ve yeterli gazı verirseniz :P Gökhan'ın çizeceği karikatürleri "Ayk Budur" kategorisinde elimden geldiğince sık yayınlayacağım.

Ayk Budur!

posted on 22 Ocak 2009 Perşembe 22:33:13 UTC  #    Yorumlar [3]