Sunday, August 17, 2008

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Yatak bariyerleri

Bebek Yatağı ve Beşiği

Bebek yatağı ve beşiği seçilirken dikkat edilmesi yararlı hususları aşağıda sıraladım.

Bebek yatağı:

1 - Güvenlik: Aşağıdaki adreste parmaklık aralıkları, yastıklar, oyuncaklar yükseklik gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgi verilmiş.

(Eğer bu ya da kaynak gösterdiğim diğer yazıların adreslerinin yazının orijinal adresi olmadığını düşünüyorsanız lütfen bana yazın)

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=171

2 - Eğer doğumdan itibaren kullanacaksanız, özellikle küçükken sürekli bebeği alıp koymaktan, benim gibi yatağında uyutmayı tercih edenlerdenseniz eğilip pışpışlamaktan belinizin ağrımaması için, yüksek bir seviyeye ayarlanabilenlerden tercih edin.

3 - Hem güvenlik, hem kullanışlılık açısından sade modelleri tercih edin. Yatağın üzerindeki her ekstra aksesuar, her fazladan metal, tahta parça bebeğin merak edip kurcalayacağı, dişleyip ısıracağı bir bölümü oluşturacaktır. Bu da yatağın boyalarının parçalarının çabuk aşınmasına ve belki güvensiz hale gelerek bebeğe zarar vermesine sebep olabilecektir.

4 - Uyku seti, yatak örtüsü (kumaşlar, kumaşlar, kumaşlar): Sanki bebek yeteri kadar güzel değilmiş de, ille de bütün eşyaları süslü olmalıymış gibi bir yaklaşımımız var toplum olarak.

Yatağı türbe gibi donatmaya niyetlenenlere sorarım:
Aylardan, hatta belki yıllardan beri bu bebeği görmek için beklemiyor musunuz?
Sabinin anne karnında sürekli aynı şeyleri gördüğü yetmedi mi, 360 derece çevresini kumaşlarla kapatıp dünyayla tanışmasını ertelemek istediğinizden emin misiniz?

Bebeğin önemli vaktini geçireceği yatağın üzerinde kullandığınız (çarşaf ve battaniye dışında) örtülerin bana göre iki amacı olmalıdır: bebeğin duyularını harekete geçirmek, onu korumak.

  • Duyuları harekete geçirmek: Bebekler özellikle ilk aylarda sadece canlı ve kontrast renkleri seçebilirler. Bu nedenle cicili bicili pastel tonları kullanmak duyular açısından en iyi tercih olmayabilir. Yatağı çepeçevre aynı model kumaşla donatmak yerine, birkaç çeşit yan koruması alıp, birkaç günde bir dönüşümlü sermeyi tercih edebilirsiniz. Bir aylıktan itibaren örtünün desenlerine baktığını, kumaş değişince ilgisini çektiğini farkedeceksiniz. Yok ben sade bir koruma kullanayım, uyku saatinde dinlensin, uyanıkken çeşitli renkli oyuncaklar asarım derseniz başımın üstünde yeriniz var.
  • Koruma: Bebek ilk aylarda bırakın kafasını vurmayı, kolunu bile kaldıramayacaktır. Eğer temiz boyanmış bir yatağa sahipseniz, başını korumak üzere parmaklıkları çepeçevre çevirmeye gerek yok. Bana göre biraz aksesuar, biraz yumuşak yüzey olsun diye tek tarafa koruma yeterli. Böylece siz de gık dediği anda başınızı çevirip bebeği görebilir, onu uyurken izleyebilirsiniz. Eğer soğuk bir kış gününde erzurumda doğum yapmadıysanız, soğuktan korumak için örtülerle çevirmenize gerek yok. Bazı lohuslarda doğum sonrasında üşüme oluyor, hormonlarınıza aldanıp bebek de üşüyor zannetmeyin. Bırakın yatağının içinde temiz hava dolaşsın, büyümek için bol bol oksijene ihtiyacı var.

Beşik:

Veliaht mı doğurduk ki tahtta yatıralım? Çok vakte ihtiyacınız olacağı için, kolay bakılabilir, temizlenebilir, kullanışlı olsun. Evde birkaç yardımcınız varsa bile hepsinin vaktini dolduracak kadar iş çıkaracaktır bu minik zaman süngeri.

Küçükken her yere sığması için küçük boyutlarda olmasında yarar var. Rahat ulaşabilmeniz için yüksek olsun, ya da bir sehpa ya da masaya sığdırılabilir olsun. Fazla derin olmasın ki gece sesini duyduğunuzda başınızı uzatıp görebilin. Hastanelerdeki beşiklerin kiralanabilir olduğunu duymuştum, tekerlekli, minik ve şeffaf olma özelliklerinden dolayı bunların çok kullanışlı olduklarını düşünüyorum. Eğer çok seyahat ediyorsanız portatif çantaya dönüşebilen park tipi beşikler (port bebe ya da oyun parkı diyorlar sanırım) de ileride kullanılabilmeleri açısından iyi olabilir.

Kullandığınız bebek mobilyaları ile ilgili yorum yazsanız ne kadar güzel olur.

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, August 17, 2008 12:07:09 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, August 15, 2008

Kitubi'de e-posta ile uyelik servisi basladi (sonunda!). Kitubi'nin en taze yazılarını e-posta ile almak isterseniz yandaki kutucuğa mail adresinizi yazıp "Abone Ol" düğmesine tıklayın.

Bundan sonra açılacak pencere(aşağıda) maalesef henüz Türkçe değil ama zaten yapılacak işlem çok kolay. Mail adresinizin doğruluğunu kontrol edin, aşağıdaki alana resimde yamuk yumuk görünen güvenlik harflerini yazın ve "Complete Subscription Request" yazan düğmeye tıklayın.

E-posta adresinin size ait olduğunun garantilenmesi için size "Kitubi'ye e-posta uyeliginizi onaylayin" (ya da benzeri) konulu bir e-posta gelecek. Bu e-posta içindeki adresi tıkladığınızda aşağıdaki pencere açılacak ve aboneliğiniz gerçekleşmiş olacak.

Abone olduktan sonra sadece siteye yeni yazı eklendiğinde e-posta alacaksınız. İstediğiniz zaman gelen e-postalarda belirtileceği şekilde aboneliğinizi iptal edebilirsiniz.

Not: Sakın yazıları e-posta ile kolayca alıyorum diye yorum yazmayı ihmal etmeyin. Yorumsuz blog, tuzsuz yemek gibidir :)

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, August 15, 2008 1:28:29 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, July 25, 2008

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Genç yatağına geçiş

Bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebek beşiği nasıl olmalıdır?

Yatak bariyerleri

Genç yatağına geçiş

Akşamları kucağımızdan başka yerde uyumamasına rağmen, gündüzleri biz işteyken, hatta hafta sonları biz evdeyken bile çoğunlukla kendi kendine uyuyabilen bir bebekti Ilgaz. 15 aylıkken yataktan kendi çabalarıyla çıkabileceğini farkettiğimizde, uyku düzeninin bozulacağından çok korkmuştuk. Üstelik bunu farkedişimiz, gündüzleri sağladığımız bu düzeni, akşam uykularında da sağlamak üzere çabaladığımız sırada olmuştu. Yataktan atlayıp bir yerini yaralamasın diye parmaklığı açma kararı alırken, nasıl olup da yatakta tutabileceğimiz konusunu kafamızda tam olarak oturtamamıştık.

İnternetten bu konuyu araştırdığımda, insanların farklı yöntemler önerdiklerini gördüm. Ne kadar kalkarsa kalksın geri yatırmak, sen yat ben şimdi geliyorum gibi telkinlerle, her defasında uzayan aralıklarla o uyuyana kadar odayı ziyaret etmek, kalkıp gelse de onunla oynamamak, geri yatırırken ödül gibi olmasın diye fazla sarılmamak, öpmemek, sadece sakin bir şekilde "uyuman gerekli" falan gibi sözlerle onu yatırmak, vs. Bunları okurken gözümüz biraz daha korktu çünkü örneklerde bu süreç daha çok 2 yaşa doğru gerçekleşiyordu. 15 aylık bebeğin fiziksel bir sınırlama olmadan yatağında yatmak zorunda olduğunu anlayabilmesi zor geliyordu. Ayrıca, geceleri ya biz yattıktan sonra kalkıp dolaşırsa, bir yerlere çarparsa diye de endişeleniyorduk.

Onu bir güzel yorun

Üstüste 4-5 gün o kalktı biz yatırdık, o kalktı biz yatırdık. Belirli bir kalkıp, yatırmadan sonra bu da oyun haline geliyordu ve uyumuyordu, yine de kucağımızda uyutmuyorduk. 3-4 gün gündüz hiç uyumadı ve artık sürünüyordu. Sanırım 5. gün falandı ve pazar idi, uyutamasak bile epey bir süre yatakta kalmasını sağladık. Ben odasının kapısında bir süre bekledim, kalkmamasını söyledim, her söyleme şekli işe yaramıyor, farklı tonlarda bağırmadan ikna etmenin yolunu bulmak gerekiyor (bağırmaktansa kulağına fısıldamak daha etkili). Ben ayrılınca kısa süre sonra kalkmaya yelteniyordu, kalkma hareketini duyar duymaz seslenerek ya da koşarak yatakta kalmasını söylüyordum. Bu şekilde bir süre ağlayarak yatakta kaldı, baktık uyuyamayacak, yanına gittik. Aferim, ne güzel yatağında durdun, ama uyusan dinlenirdin daha güzel oynardık, çok akıllı bebeksin, böyle hep yat yatağında, gel şimdi sana meyve verelim şeklinde onu pohpohladık. Ağlamasını kestiğinde şaşkınlığı yüzünden çok tatlı bir şekilde okunuyordu. Bakıcısına bunu anlattık, ertesi gün bakıcısı yatırmış, aferim bak yat yine yatağında falan demiş, biraz ağladığını görünce tavanda asılı balıkları göstererek " bak onlar da uyudu" demiş. İlgisi balıklara odaklanan Ilgaz ilk kez o gün başarı ile genç yatağında (büyük bebek yatağı demek daha doğru olur) kendi kendine uyumuş oldu. Bu arada genç yatağına geçiş yapmaya çalışan ailelerde, özellikle ilk günlerde bebeğin uyku saatleri dışındaki zamanlarda temiz havaya çıkartılıp, güzelce yorulmasını önerebilirim. Bebeğin oyundan tatmin olmuş ve yorularak o uykuya gerçekten ihtiyaç duyuyor olması çok yararlı olur.

Akşam kucakta uyuma işi böylece halloldu

Uzun süredir akşamları da yatağında uykuya dalması için her türlü çalışmamız da bu yatak meselesi sayesinde halloldu. Parmaklığı açtığımız ilk geceden başlayarak, sütünü içirdikten sonra onu yatırıp, biz de yanında oturmaya başladık. İlk gece hafifçe sarılarak, sonraki gece o yatarken kitap okuyarak, bir sonraki gece sadece yanında oturarak. Şimdilerde bir gece babası yatırıyor, bir gece ben. Babası masal anlatmayı tercih ediyor, ben sadece orada oturmayı. Arada sırada yatağından bana sesleniyor, ben de ona cevap veriyorum, yataktan inmeye çalışırsa yatmasını söylüyorum, sonunda gündüz öğrendiği kelimeleri tekrar yaparak uykuya dalıyor. Kiita, kiitab, ph, ph, kidapph, biiba, baaba, babahh...zzz

Geceli kalkıp gezmesi endişesi de tamamen yersizmiş, karanlıkta yatağından kalkmaktansa, aynı eskisi gibi bize seslenerek ağlıyor. Biz de koşarak yanına gidiyoruz ve kucağımıza almadan yatağında ona sarılma şansımız olduğundan, geri yatırırken uyanması gibi bir sorun da oluşmuyor. Demek ki her zaman olduğu gibi tutsaklıktansa özgürlüğü desteklemek gerekiyor :)

Hep bir taraf düzelirken bir taraf bozulur ya, şimdi de hafta sonları bizimleyken, eğer akşamki gibi yanında oturmazsak uyumamaya başladı. Birkaç hafta üstüste gündüzleri dışarıda geçirdik, sanırım hafta sonları ona da vakit çok kıymetli geliyor. Ya da bizi çok özlüyor ve ayrı kalmak istemiyor (böyle düşünmek işime geliyor :). Birkaç hafta sonunu sadece Ilgaz'ı uyutmaya çalışıp uyutamamakla ve o da uykusuz olduğundan kalitesiz bir şekilde geçirdikten sonra, artık evde olduğumuz birkaç uykuyu akşam düzeni gibi devam ettirmeye karar verdik. En azından biraz daha büyüyene kadar.

Not: Bu yazıyı dün hazırlamış ama yayınlayamamıştım. Dün bakıcısı bu hafta sonu yatırdıktan sonra 5 dk. kapısında beklersek, yatakta dönmeye başlayacağını, dönmeye başladıktan sonra yavaşça ayrılabileceğimizi iletti, son olarak bir de böyle deneyeceğiz. Sonuçlarını paylaşırım.

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, July 25, 2008 8:50:32 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [4]
 

 
 Sunday, July 06, 2008

Aslında parmaklığı açmak zorunda kalalı neredeyse iki ay oluyor. Ben yazmakta biraz geciktim. Gerçi muallakta olanları yazmaktansa, hali yoluna girmiş konuları yazmayı daha çok seviyorum. Sanırım bu nedenle de birçok sevgili okuyucularım yorumlara fazla rağbet etmiyor. Eş dost da yazılara yorum yazmak yerine genelde telefonda veya yüzyüze yorum yapıyor. Halbuki yorum okumaya ve cevaplamaya bayılıyorum. Lütfen zaten olmuş bitmiş diye düşünmeyin, yorum yazın, sorularınızı sorun. Benim derdim çözülmüş olsa bile okuyanlara yarıyor. Ayrıca yazılan her şey ille de işe yaramak zorunda değil öyle değil mi?

Ilgaz'ın 15 ay randevusunun üzerinden ancak birkaç gün geçmişti. Doktorumuzla Ilgaz'ın gündüzleri kendi halinde uyuduğu halde, akşamları kucağımızda uykuya dalmak istemesi sorununu konuşmuştuk. O da "belki gece ortamında bir şeylerden korkuyordur, biraz ışıklı ortamda onunla konuşun, bak biz buradayız falan deyin, rahatlatın" demişti. Biz de bunu denemeye karar verdik. Loş ışıklı bir abajuru odasına kurduk.  Her akşamki uyku rutinini takiben bebeği yatırıp, yatağının karşısındaki ikili koltuğa kurulduk. Bak oğlum biz buradayız, hadi yat, şarkılar falan. Yarı mızıldıyor, bir yatıyor, bir kalkıyor. En sonunda  kitaplarından birini ona okumaya niyetlenerek elime almamla birlikte, Ilgaz'ın da yataktan çıkıp yanımıza gelme kararı alması bir oldu. Siz kimsiniz orada kurulmuş benim kitaplarımı okuyorsunuz. Bu parmaklık mı tutacak beni diyerek, bir ayağını parmaklığın kenarına şempanze yavruları gibi taktı, iki kolunu birleştirip yatağın üst köşesine abanarak boşta kalan bacağından güç alarak ağırlığını yataktan dışarı doğru attı. Gökhan'la aynı anda Allah deyip oturduğumuz yerden fırlamasak kendisini yerde buluvermişti.

Yapılması gereken net olduğu halde, bebeğin serbest dolaşıma geçmesi fikrine hazır olmadığımızdan doktorunu aradık. Bebeğin hapsedilemeyecek kadar büyüdüğü gerçeği ile böylece yüzleşmek durumunda kaldık. Peki yatakta nasıl tutacağız diye sordum, bundan sonrası sizin terbiyenize kaldı artık yanıtını aldım. Şempanze evresi gelmiş çatmıştı.

İkea'dan aldığımız bebek yatağı (gulliver) 3 kademeli, bebeğin farklı evrelerine göre ayarlanabiliyor:

1 - Tersyüz hamamböceği evresi: Bebeğin doğumu ile başlar. Aynı yöne bakarak yatmaktan yamulmasın diye kafasının bile manuel (elle) çevirildiği dönem, başlangıç fazıdır. Kısa süre içinde bu fazdan çıkarak, sırtüstü yatırıldığında kolları ve bacaklarını ters çevirilmiş böcekler gibi çırpabilmeye başlar. Hatta bu gelişim aşamasındaki yavrular kucağa alındıklarında da, boşta kalan uzantılarını anlamsız hareketlerle sallarlar. İlerleyen evrelerde başlarına geleceklerden habersiz anne babalar, çocuklarının bu halini görerek, aman pek hareketli, hiç durmuyor gibi acizane yorumlar yaparlar. İleri ters çevirilmiş hamamböceği aşamasında bebek artık bir kolunu kendi üzerinden savurarak ağırlığını diğer tarafına aktarmak suretiyle yattığı yerde dönebilmeye başlar. Ters çevirildiğinde düzelebilen bir hamamböceği olarak bir sonraki aşamaya geçmek üzere olduğunun sinyallerini vermeye başlamıştır.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası, güvenle en üst konumda kullanılabilir. Bebeğin kısa olan parmaklığa abanarak atlama ihtimali "0" kabul edilir.
 
2 - Hacıyatmaz evresi: Sevgili minik insanımız dönmeyi ve oturmayı öğrendikten sonra yavaş yavaş parmaklıklarına tutunarak oturur duruma geçebilmeye başlar. Ya da bizimki gibi bir gün aniden, daha önce kendi kendine oturduğu bile gözlenmezken, bir anda kameraların karşısına geçer, kenara tutunur, hoop diye ayağa kalkar. Sonra düşer ve adrenalinli (korkulu manasında) kahkahalar atar. Bu hale gelmiş bebeği yürümeyi öğrenene kadar yatay düzlemde tutmak zordur (yürüyünce yorgunluktan düşer). Yatırırsınız, kalkar, yatırırsınız, kalkar. Bu evrenin başlarında aynı gerçek hacıyatmazlar gibi kendi kendilerine kalkabildikleri halde, ayaktaki pozisyondan geri oturmayı ya da yatmayı beceremezler. Bu nedenle bazen gece yarısı yatağında ayakta ağlarken bulursunuz. Uyku arasında yeni becerisini test etmeye karar vermiş ama geri yatmayı becerememiştir. Zaman içinde bu evredeki bebekler oturup kalkmayı, hatta yürümeyi öğrenirler ve ileri hacıyatmaz olarak adlandırılırlar.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası en alt seviyeye indirilmelidir. Aynı zamanda ayağını kenarına takıp sağa sola tutunarak yataktan kaçmaya çalışmasını önlemek üzere yan koruma yastıkları, basamak görevi görevilecek her nevi gereksiz süs ve oyuncak yataktan alınmalıdır.

3 - Şempanze evresi: Şempanze evresindeki bebeklerimiz, ki bunlar daha erken evrelerdeki bebeklerle yanyana geldiklerinde insanın dili onlara bebek demeye pek varmaz, yürürler(sürekli düşerek de olsa), koşarlar(sürekli düşerek de olsa), ayakta kendi etraflarında dönerler(sürekli düşerek de olsa), tırmanırlar, yumuşak zeminlerde biraz yardımla takla atabilirler ve bunun gibi her türlü maymunluğu yapabilirler. Sağduyulu ebeveynler çocuğun genel becerilerini gözleyerek, "Bu bebek bu yataktan kaçar mı? kaçar" diye kendiliklerinden şempanze evresine terfi ettirebilirler. Değilse, bizim gibi tesadüfen de farkına varamamışlarsa, bir gün bebeği yerde ağlarken bulmak, bebeğin yatakta uyuduğu sanılırken ıslak mendil kutusunu boşaltıyor olduğunun ortaya çıkması, ya da yürüyerek yanınıza gelmesi karşısında geçirilen şoklar gibi ani geçişlerle gerçekleşecektir.

Bebek bir kez şempanze olduktan sonra bebeğe sınırları fiziksel olarak değil, eğitsel olarak kabul ettirmek zorunluluğu doğmuştur. Erken geçilmiş bir şempanze evresi aileyi korkutur (ben şahsen hala adapte olamadım). Çok kullanımlı İkea yatağımızın ön parmaklığı itina ile açılır. Evdeki güvenlik önlemleri arttırılır.

Şempanze evresine geçmiş bebek yatakta kalmaya nasıl ikna edilir?

Bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebek beşiği nasıl olmalıdır, nasıl olmamalıdır?

Yatak bariyerleri neden bu kadar pahalı? ucuzu yok mu?

Takip eden yazılarda ve lütfen yorumlarda yukarıdaki sorulara yanıtlar arayacağız? Başka sorusu olan?

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, July 06, 2008 12:02:18 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [5]
 

 
 Tuesday, May 27, 2008

İlk olarak 3,5 aylık bebeği olan bir arkadaşımda görmüştüm. Kocaman,ay çöreği şeklinde, içinde minik (mikro) granüller olan bir yastığın üstüne bebeği bırakıvermiş, bebecik de başı biraz yukarda kalarak, etrafı görerek ve olduğu yerden kaymadan rahatça yatıyordu. Hamile kaldıktan sonra Tchibo'nun eski temalarından kalmış bu yastığı görünce hemen alayım dedim. Fiyatı da biraz pahalıca gelmişti aslında. Üzerinde hamilelikte rahat yatmak için de kullanıldığını okuyunca çifte kullanım özelliği sayesinde parasını çıkartır diye düşündüm. Gerçekten de son kuruşuna kadar çıkardı :)

Ne yastıkmış ki, kullan kullan eskitemedik. Verdiğim para anamın ak sütü gibi helal olsun. Büyük olduğu ve her şekle girdiği için, her işe yarıyor.

  • Hamilelikte, özellikle sol yana yatarak uyumak gerektiğinden, sağ bacağı ve koca göbeğin altını desteklemek için
  • Bebeği oturarak emzirirken, biberonla süt verirken, sarılırken, kolunuzu ve aynı zamanda belinizi destekleyerek rahat etmek için
  • Bebeği yan yatarak emzirirmek için
  • Bebeği uyanıkken üzerine yatırmak için
  • Bebeği yastığa karınüstü yatırırken, araya sıcak bir havlu koyup, popoya pıt pıt vurarak gazını çıkartmak için
  • Bebeğin altını değiştirirken başının altına koymak için, abuk sabuk hareketler yaparsa kafasını duvara da vurmamış oluyor
  • Bebek yataktan, kanepeden düşmesin diye engel olarak
  • Ev içi parklarında sınır olarak
  • Laptop altlığı olarak, dizler ısınmasın diye
  • Kitap okurken, televizyon izlerken
  • Eşim apandisit ameliyatı olduğunda, rahat yatabilmesi için

ve şu anda aklıma gelmeyen birçok iş için hergün elimizin altında odadan odaya gezen bir malzeme haline geldi. O olmadan önce ne yapıyormuşuz bilmiyorum.

Kılıfının ve gerektiğinde yastığın da yıkanabilir olmasına dikkat etmek gerekli. Her eve lazım!

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, May 27, 2008 12:09:29 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, April 21, 2008

Sütlü muhallebilerden bıkan bebeğinize özellikle akşam öğünlerinde tok tutması için meyveli pelte pişirebilirsiniz. 1 yaşından büyük bebeklerin günde 500 ml süt ürünü alması öneriliyor (demir eksikliğine yol açabileceğinden daha fazlası tavsiye edilmiyor). Eğer bebeğiniz yeteri kadar süt veya yoğurt tüketiyorsa, hiç zorlamadan meyveli tatlı alternatiflerini deneyebilirsiniz.

1 porsiyon meyve veya meyve kurusu* 1 su bardağı (200 ml) su ile yumuşak hale gelene kadar haşlayın. Eğer meyvenin haşlanması uzun sürüyorsa, daha fazla su ekleyebilirsiniz. Meyveler bütünse blender'dan geçirin. Karışıma 1 kaşık su ile ezilmiş 1 kaşık tahıl unu** ekleyin. Unun cinsine göre 5-10 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin. Altını söndürün, 1 tatlı kaşığı tereyağı ekleyip karıştırın. Bebekler genelde bize az şekerli gelen tatlıları, az tuzlu gelen yemekleri afiyetle yerler. Yine de meyvenin tadını yetersiz buluyorsa, pekmez, bal (1 yaşından önce yasak), ve şekerle (ben 1 yaşından önce vermedim) tatlandırabilirsiniz. Yiyeceği kadarını tabağına alıp, gerisini kapalı kaplarda buzdolabında saklayabilirsiniz (en fazla 48 saat).

* Hangi meyveler uygun?

Bebeğinizin yiyebildiği her türlü meyve olabilir. Ayrıca meyveleri haşlarken, lezzet ve vitamin katması için gündüz soyduğunuz meyvelerin kabuklarını da ekleyebilirsiniz. Çok küçük parçaları kullanmayın, sıcak sıcak çıkartması zor olmasın. Ben aşağıdakilerle denedim:

  • Elma, armut, ayva: Blender'dan geçirmek zorunda kalmamak için, haşlamadan önce iri rendeleyebilir, ya da küçük küçük doğrayabilirsiniz. Yumuşayan meyveleri damaklarıyla ezerek yemekten memnun olacaktır. Ayvanın kabızlık yaptığını duymuştum, bizde sorun olmadı ama dikkatli olmakta yarar var.
  • Kayısı, erik kurusu: Kuru meyveleri yıkayıp, bir süre suda bekletin. Erikler suda şiştikten sonra çekirdekleri kolayca çıkacaktır. Eğer suda bekletmeyi unuttuysanız düdüklüde pişirmeyi deneyebilirsiniz. Meyveleri küçük doğrayın ve iyice pişirin. Benimki gibi ekşi seven bebekler özellikle erik kurusu ile yapılana bayılacaktır. Eğer bebeğinizin kabızlık sorunu varsa, erikli tarifi özellikle öneririm, çok iyi bağırsak çalıştırıyor.Yazın tazeleri de kullanılabilir.
  • Kuru üzüm, vişne, portakal, mandalina bebeğin ayına göre kullanılabilecek diğer alternatifler. Muz eklemek istiyorsanız, önce unu su ile pişirin, altını söndürdükten sonra muzu ezip ya da minik doğrayıp ekleyin. Pişmiş muz lezzetini yitiriyor. Evinizde yapmış olduğunuz az şekerli bir hoşafı da kolayca bebek peltesine dönüştürebilirsiniz.

** Tahıl unları:

Bebek mamalarında nedense hep pirinç unu kullanılır. Ben bazen pirinç unu, bazen karışık tahıl unları, bazen mısır unu, bazen de hepsini karıştırıp kullanıyorum. Doğalsan diye bir markanın katkısız un karışımları var. Patates, çavdar, tam buğday unu karışımı olanını epeydir kullanıyorum ve çok memnunum. Yulaf unlu olandan da almıştım ama henüz paketini açıp denemedim. Fotoğrafını da koyunca reklamını yapar gibi oldum. Bir de Milupanın biberon maması ile hazırlanan "Gece Tahılları" var. Hadi olmuşken onun fotoğrafını da koyayım, mama tarifi ürün değerlendirmeye dönüşsün. Süt tozu içermediğinden açılsa bile uzun süre saklanabiliyor. Acil durumlar ve seyahatler için evde ondan bulunduruyorum. Ilık meyve püresine eklediğinizde hemen muhallebiye dönüşüyor, pişirilmesi gerekmiyor.

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, April 21, 2008 10:22:10 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [5]
 

 
 Saturday, April 19, 2008

Her bebeğin kaşıkla beslenmeyi reddettiği dönemler oluyordur. Ön dişler çıkarken kaşık damaklarını acıtır, belki çiğnemek kaşıntısına iyi gelir. Kendisinin bir şeyleri yapabildiğini farkedince sizin beslemenizi reddeder, ama henüz kaşıkla yemeyi de beceremez. Ya da nasıl biz arada sırada ekmek arası bir şeyler yemek istiyorsak, o da hergün püreleri yutmaktan bayılmıştır ve değişik bir şeyler tatmak istemektedir.

İşte bu dönemlerden birinde uydurdum bebek böreklerini. Sevgili minik insanımız, birkaç gündür püre formundaki tüm yiyecekleri ve hatta parmak sebzelerini bile reddetmekteydi. Yediklerini sayarsak, sabah bebe bisküvisi, öğlen ekmek, ikindi muz, akşam yoğurt menüsü de bana yeteri kadar besleyici gözükmemekteydi. Bu nedenle, biraz da ısrarcı olmuş olmalıyım ki, kendisi kaşık, kase, anne üçlüsünü gördüğü anda ağzını sıkıca kapatıp olumsuz "ğımm" efektini çıkartmaktaydı. Öyle bir şey yapmalıydım ki, oğlumuz hem yemeğini elleriyle tutabilmeli, hem çiğneyebilmeli, kolay hazırlanabilmeli, dondurucuda sağlanabilmeli, ama aynı zamanda da sebze içermeliydi.

Bebek börekleri, bebeği yemeklerle barıştırmak için bir ara dönem ya da çeşit olarak işe yaradığı gibi dışarı çıkarken yanınıza almak için de iyi bir seçenek oluyor. Ayrıca sebzelerle sorunu varsa, hamurla birleştiğinde tadı değiştiği için, ona bir de börek yaparak yedirmeyi deneyebilirsiniz.

Annemin özellikle bol içli sevdiğimiz ıspanaklı börek için kullandığı bir tarifi vardır. Bütün yufkayı ıslatıp (1 kilo için 1 bardak yoğurt, 1 bardak sıvı yağ) bir tarafını biraz katlar, bol iç koyup rulo sarar. Dilimleyip fazlasını daha sonra pişirmek için poşetlerde dondurur, gerisine yumurta sarısı sürüp fırında pişirir. Donmuş olanları da acil durumlarda çıkartıp, çözdürmeden yumurta sarısı sürüp pişirir. Dondurulup pişirilenler tazesinden de lezzetli olur. Ben de bu tariften esinlenerek bebeğime uyarladım. 

Bu börekleri, pırasalı, ıspanaklı, bezelye yemekli, patatesli (ishalken diyet olarak, yağ koymadan) içler kullanarak yaptım. Hepsini de bayılarak yedi. Pırasalı yaptığımda fotoğraf çekmek mümkün olabildiğinden, burada pırasalı iç tarifiyle vereceğim.

Malzemeler:
1 yufka
100 gr yoğurt (yaklaşık 4 kaşık)
3 pırasanın beyaz kısmı
2 kaşık ezilmiş peynir (tuz yasaksa, tuzu alınmış)
2 tatlı kaşığı zeytinyağı

Hazırlanışı:
Pırasalar incecik doğranır, zeytinyağı ile yumuşayana kadar kavrulur. Ilınınca peynir eklenip karıştırılır. Diğer tarafta yufka boyuna dörde kesilir. Her bir parçaya yumurta fırçası yardımı ile yoğurt sürülür. Pırasalı için yarısı yufkanın düz tarafına ince bir sıra halinde döşenir. Yufkayı sıkı biçimde sarılır ve tepesinden biraz bastırılır. Yanyana yağlı fırın tepsisine dizilir. Üstlerine yoğurt sürdükten sonra orta ısıdaki fırında pişirilir.

Daha yumuşak olmalarını istiyorsanız, altı ve üstüne yoğurt sürün. Teflon tavayı kızdırın, iki tarafını çok az kızarttıktan sonra kapak kapatarak pişirin.

Soğuduktan sonra şeritler halinde doğrayarak bebeğinize ikram edin. Yemezse bile mıncıklanmamış olanları kendi yemeğinizin yanına garnitür yapabilirsiniz. Afiyet olsun :)

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, April 19, 2008 3:48:02 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Tuesday, April 15, 2008

"Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?" dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Bir bebeği sorunsuz bir şekilde uyutmanın üç önkoşulu var; bebeğin uyku zamanının geldiğini hatırlatmak, rahatlatmak ve istikrar.

Bebeğe uyku zamanının geldiğini hatırlatmak

Küçük bebeklerin başlangıçta zaman mevhumları olmuyor. Gece-gündüzü bilmiyorlar, saatleri bilmiyorlar, bazı dönemlerde yorulduklarını anlayamıyorlar. Onlara bunu hatırlatmanın en iyi yolu, bir düzen oluşturmak ve aşağı yukarı aynı şeyleri her uykudan önce tekrarlamak.
Ilgaz’ın doğumundan itibaren geceleri yatırmak konusunda hep aynı stratejiyi izledik. Başlarda bu zor olsa ve hatta gereksiz gözükse de uzun vadede çok yararını gördük. Ilgaz üzülmeden, ağlamadan akşam uykuya dalmayı öğrenmiş oldu. Bir düzene sokmakta zorlandığımız gündüz düzenine değinmeden önce bunu anlatmak istiyorum.

Akşamları bebeğinizi uyutmak

Gece-gündüz yazısında bebeğe gece ile gündüzün farkının nasıl öğretilebileceğini yazmıştım. Bunlara ek olarak, gece uykusuna yatırmadan önce yapılacak tören biraz daha uzun tutulabilir. Biz her akşam şöyle bir sıra izledik. Beslenme, temizlenme, iletişim (karanlık öncesi loş bir ışıkta, şarkı türkü, kitap, ninni gibi, yakın temas içermeli), uyku.

Yapılması gereken ilk iş bebeğinizin akşamları saat kaçta uyumuş olması gerektiğine karar vermek. Bu çalışan anne-babanın, işten geldikten sonra mümkünse 1-2 saat bebekle vakit geçirmesine izin verecek kadar geç, ama anne ve babanın dinlenip, bebek büyüdükçe kendilerine vakit ayırabilecekleri kadar da erken olmalıdır. Biz kendi aile düzenimiz için bunu 21:00 olarak belirledik.

Doğumdan sonraki ilk haftalar

İlk günlerde yaptığımız bu saat civarında bebeğin beşiğini yatak odamıza almaktan ibaretti.  Daha sonra gece boyunca bütün bakımını odada loş ışıkta yapıyor ve mecbur kalmadıkça bu saatten sonra odaya bizden başkasının girmesine izin vermiyorduk.

Demo dönemi bitince

Birkaç hafta sonra gaz sorunları başlamış ve akşam saatlerinde uyanık olan bebeğin uyutulması bir iş halini almıştı. Saat 20:15 civarında bebekle beraber odamıza (7 haftalıktan itibaren onun odasına) geçiyor, önce onunla konuşup oynayarak altını değiştiriyor, gerekiyorsa banyo yaptırıyor ya da elini yüzünü siliyor, daha sonra emziriyor ve bir süre kucakta şarkı mırıldantıktan sonra beşiğine yatırıyorduk. Bundan sonra ağlamadığı sürece sabırla şarkı söylüyor, mızıldanırsa dikkatini çekmek için bir oyuncak sallıyor, tekrar şarkı söylüyorduk. Eğer mızıldanma ağlamaya dönüşürse tekrar kucağa alıyor, sakinleşince geri yatırıp baştan başlıyorduk.

Bu anlattıklarım başlarda bebeği uyutmak için belki 1.5-2 saatinizi harcamanız, uyuduktan sonra vik sesi duysanız, aman uykusu açılmadan müdahele edeyim diye odaya koşmanız anlamına geliyor. Fakat eğer kararlı olursanız birkaç haftalık çabadan sonra, bebeğiniz daha emerken uyuyakalmaya başlıyor.

Gece uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Bebeği rahatlatın, ama yatağına mayışmış halde değil henüz uyanıkken bırakın, yoksa yatırırken geri uyanır ve uyutmanız daha zor olur.
  • İlk aylarda bebeğin uzun süre ağlamasına izin vermeyin (ne yaparsanız yapın ağlıyorsa  doktorunuzla konuşmanızda yarar var, özellikle kolikse farklı öneride bulunabilir), size güveni sarsılmasın.
  • Bebek uyuduktan kısa süre sonra ağlarsa (aç değilse) kucağınıza almadan önce dokunarak, sırtını, başını okşayarak, ninni söyleyerek beşiğinde geri uyutmaya çalışın.
  • Eğer gaz sıkıntısı varsa öncelikle yatağında yatarken karnına hafifçe elinizle bası yaparak uyutmayı deneyin, ılık havlu da iyi gelebilir. Piyasada bu iş için ürünler  de(ısıtılınca uzun süre sıcak kalan yastıklar) satıldığını duymuştum. Hafif yan yatırıp, karnın yukarıda kalan kısmına bası yapmak da iyi gelebilir. Uykuya daldıktan sonra tekrar sırtüstü çevirebilirsiniz (sizin gözetiminiz altında değilken 1 yaşına kadar yine sırtüstü yatmalı, ani bebek ölümü sendromundan korunmak için). Yeterli olmazsa yine yan pozisyonda poposuna nazik pat patlarla hafif bir salınım sağlayabilirsiniz. Oldukça gazlı bir bebek olan oğlumuzda en etkili yöntem bu idi.
  • Hiçbiri işe yaramayacak derecede sıkıntısı varsa son çare kucakta hafifçe sallayarak ya da gezinerek uyutmak. Bu kısımda çok dikkatli olmalısınız. Asla kaptırıp hızlı sallamayın ve kucakta uyutma işini üstüste iki günden fazla yapmamaya çalışın. Buna alışması hiç kimsenin yararına olmayacaktır. Birkaç gün üstüste kucakta uyuyan bebek buna alıştığından beşiğine yatırınca ağlayabilir, siz de yine gazı var diye düşünebilirsiniz. Kucakta uyutma kararını vermeden önce diğer yöntemleri deneme konusunda kararlı olun.
  • Zorunlu durumlarda rutininize bağlı kalamıyorsanız bile, gece konseptini korumaya çalışın. Örneğin tatil öncesinde uyku saatinde yolda olmanız gerekiyorsa, bu saat  geldiğinde yine altını değiştirin pijamasını giydirin, sütünü içirin(veya emzirin) ve onunla oynamak yerine ninni söyleyerek yatıştırmaya çalışın. Vardığınız yerde sizi bekleyenler varsa ışık yakmamalarını, bebekle oynamak için sabahı beklemelerini  rica edin.
  • Birçok kaynakta bebeğin iyi uyuması için gece yatmadan önce banyo yaptırılması önerilir. Bunun bir zorunluluk olmadığını unutmayın. Biz özellikle uykuya alıştırma sürecinde, buna şartlandırmamak için, bazen gece, bazen gündüz yıkıyorduk Ilgaz’ı.
  • Akşam bir kez doğru şekilde uyutulduktan sonra, gece uyandığında olabildiğince hızlı geri uykuya dalmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer beşiğinde müdahelenize rağmen ağlıyorsa kucağınıza alıp ve iyice daldıktan sonra yatırmak daha iyi olabilir. Huzursuz olmuş bebeği tekrar tekrar yatırıp geri almak uykusunun açılmasına neden olabilir(ayakta sallayacak kadar ileri gitmekten söz etmiyorum).
  • Çok kalın giydirmemeye dikkat edin. Bizim evimizin ısısı hiçbir zaman 21 dereceyi geçmez. Kışın uzun kollu bir body, ayaklarına ince bir çorap, üzerine penye bir tulum (çok soğuk gecelerde kadife), en üste de astronot dedikleri ayaksız uyku tulumlarından giydiriyoruz. Üzerine genelde bir şey örtmüyoruz. Bu tulumların özellikle bebek dönmeye başladıktan sonra kullanmak için ideal olduğunu düşünüyorum.
  • Kışın soğuk günlerde, flanel (basma) çarşaf kullanmanızı öneririm. Diğer çarşaflar gibi buz gibi olmuyor ve böylece sıcak kucaktan yatırılan bebeği irite etmiyor.

Gündüz uykuları ve rutinler

Bebek bakımı ile ilgili kitap ve sitelerde sıkça bebek için rutin oluşturmaktan söz edilir. Hergün aynı sıra ile aynı şeyleri yapmak, bebeği aynı saatte yatırmak. Biz de eşimle birkaç kez bu konuyu konuştuk. Temelde her günün tüm aktivitelerini katı bir düzen içinde yaşamanın, bebeği normalde yaşamadığımız bir tarza alıştırmanın pek de doğru olmadığına karar verdik. Yine de, başına aşağı yukarı  neler geleceğinin farkında olmasının ve uyku düzeni için bir plan oluşturmanın iyi olacağına karar verdik.

Başarısız denemelerim

Ilgaz 9 aylık olana kadar seyahatler ve gelen giden misafirler arasındaki birkaç düzen oluşturma denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Öncelikle bebeğin aşağı yukarı hangi saatlerde uyuyup uyandığını tespit etmem, uyanık olduğu saatler için kabaca plan yapmam ve sonrasında bebeği hep aynı saatte yatırmam gerekiyordu. Ben maalesef daha ilk adım olan “uyku saatlerini” tespit işinde başarısız oluyordum. Ilgaz hergün başka bir saatte uyanıyor, bazı gün gündüz 2 uzun uyurken, bazen kısa uyuyup 3 şekerlemeye ihtiyaç duyuyordu. Belli bir süre sonra kendiliğinden aşağı yukarı aynı saatlerde, toplamda iki defa uyumaya başladı. Biz de bundan sonra hep aynı saatte yatırmaya dikkat ettik.

Şimdiki aklım olsa

Gündüz uykularının düzene girmesinde büyümesi ve özellikle gaz ve diş sorunlarının azalması etkili olmuş olabilir. Ya da ben bu düzeni oluşturmak için yeterli istikrarı gösterememiş de olabilirim. Çünkü en sıkıntılı dönemlerinde bile gece uykuları çok fazla etkilenmiyordu. Ilgaz’ı doğumundan itibaren hep aynı saatte yatırıyorduk ve diş sorunu da olsa gaz sorunu da olsa, bir şekilde en fazla bir saat rötarla uyutmuş oluyorduk. Gece uyandığında ise istisnalar dışında çabuk geri uykuya dalmaya eğilimli oluyordu. Gündüzleri ise sıkıntılı günlerinde 1-1.5 saat uyutmak için uğraştığım halde, 20 dakikacık uyuyup geri uyandığı olurdu. Geri dönüp baktığımda, gündüz uykularını düzenlemek için daha erken çabalamaya başlamalı ve daha fazla gayret göstermeliydim diyebilirim. Gerçekten de artık gündüzleri geceden bile daha kolay uyuyor.
Gün içindeki aktiviteleri uyanma, oyun, beslenme, oyun, uyku şeklinde düzenledik.

Gündüz uykularından önceki rutini kısa tutmaya çalışıyoruz. Altını değiştiriyor, kucakta 1 dk kadar ninni söyleyip, hafif giysilerle, yanına sevdiği bir oyuncak vererek odadan çıkıyoruz. Biraz yuvarlanıp uykuya daldıktan sonra üstünü örtüyoruz. Uyandığında ağlamıyorsa, odasına girmeden önce kısa bir süre yatağında vakit geçirerek kendisine gelmesini bekliyoruz.

Gündüz uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Eğer düzensizlikten, düzene geçiyorsanız, bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırma çabasından önce, 1 hafta kadar aynı saatte, aynı rutinle yatırmanız iyi olur. Uyku saatlerine alışmış olan bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırmanız daha kolay olacaktır.
  • Bebeğiniz ağlamadığı(mızıldanma sayılmaz) sürece kendi kendisine uyuması için teşvik edin. Küçükse yatağına güvenli oyuncaklar asın, müzik çalın, büyüdüğünde sevdiği oyuncakları bırakın oyalanarak uyusun.
  • Bebeğin yatağında dönmesi, oturması, kendi dilinde şarkılar söylemesi, ayağa kalkması, hatta yatağından dışarıya oyuncaklarını atması kendi kendine uyuyamayacağı anlamına gelmez. Eğer ayağa kalkmayı yeni öğrendiyse ve geri oturmayı henüz beceremiyorsa, ona yardım etmeniz gerekebilir. Bunun dışında, oturacak, kalkacak, geri yatacak, oyuncağını dişleyecek ve sonunda sevgili “Fil”ine sarılarak uyuyakalacaktır. Yakın zamana kadar Ilgaz yatakla boğuşur, sonunda pes ederek uyurdu. Yürümeye başlayıp oyunlarla fiziksel olarak da yorulur hale geldiğinden beri, yatırdığımız gibi hiç kıpırdamadan uyuduğuna da tanık oluyoruz, gözlerimiz yaşarmaya başladı.
  • Gündüzleri aşırı sessizlikte ve karanlıkta uyutmaya alıştırmayın. Hatta tamamen sessizliktense, evin içindeki hafif bir sesle işinize devam etmeniz, bu sesleri dinleyerek uykuya dalmasına yardımcı olabilir.

Ben yaptım, siz yapmayın

Yazıyı bitirirken, son zamanlarda yaşadığımız bir sıkıntıyı paylaşmak istiyorum. Yukarıda anlattığım gibi, geceleri sorunsuz uyuyan Ilgaz, tam da gündüzleri de kendi kendine uyumaya başlamıştı. Benim işe başlamam öncesinde bu düzeni oturttuğuma sevinirken, bile bile bir kısır döngüye soktum kendimi.

Benim işe başladığım ilk haftalar Gökhan’ın da iş için Arabistan’da bulunması gerekiyordu. Üstüne Ilgaz 6. hastalık diye bir şeye yakalandı. O kadar halsiz ve keyifsizdi ki, kucağımda uyuyakalıyordu. Ben de onu çok özlediğim ve hasta diye kıyamadığım için, kucağımda sarılarak uyuyakalmasına izin verdim. Bu arada yatırma saatlerimiz de bir miktar aksadı.

Sonra Ilgaz’ın sütten kesilme zamanının geldiğine karar verdim. Emzirmiyorum, bari kucağımda sarılayım bir süre dedim, 1 ay da böyle geçti. Başlarda kucağımda hemen uyuyakalırken, birkaç gün içinde buna da alışarak, oyun haline getirdi. Yüzümle gözümle oynuyor, öpüyor, cici yapıyor, bazen kucağımdan atlayıp oyuncaklarına gitmeye kalkışıyor, sonra da sanki yatağında gibi bir o tarafa, bir bu tarafa dönüp, rahat bir pozisyon bulup uyuyor. Yani tersine dönmüş bulunuyor. Gündüzleri rahatça uyurken, geceleri yatağına bırakınca ağlıyor. Şimdi tekrar eski çabalarla düzenini sağlamaya uğraşıyoruz. Sütünü içirip hemen yatağına koymayı denediğim için, sütünü elinden geldiğince yavaş içiyor, sonra da kanepeden kalkmaya davrandığım anda ağlamaya başlıyor. Bu akşam sütünü, tavan ışığını söndürmeden önce, kanepeye oturtup içirmeyi planlıyorum, böylece sütünü içerken ayrılma stresine girmemiş olur, zaten yakında biberonu da bırakmamız lazım (bardaktan sütü yatarak içemeyecek).  Daha sonra da gündüz düzenini biraz daha uzun bir şarkıyla taklit edeceğim. Ilgaz’a ve bize şans dileyin :)

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, April 15, 2008 9:01:34 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, March 10, 2008

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında

3 - Düzeninde

Ilgaz'ı ilk ay kontrolüne götürdüğümüzde, doktoru Ayla Hanım'a "nasıl uyutalım?" diye sorduk. "Beşiğinde" yanıtını aldık. Dalgınlıkla "nasıl?" yerine "nerede?" diye mi sorduk acaba diye düşündüm. Bazen yatırınca hemen uyumuyor, ağlarsa bırakacak mıyım öyle yani dedim, ağlatmayın canım elbette, kucağınıza alıp sakinleştirin, sonra yine yatırın, şarkıyla, türküyle, ninniyle uyutun, dedi. Ilgaz'ın "demo" günlerinin bitip, gaz sancılarının başladığı o dönemde pek olanaksız gözükmüştü bu şarkı, türkü önerisi bana, kendisinin de bir kızı olmasa, "aman canım" deyip geçebilirdim rahatlıkla.

Daha sonra, birçok kontrolde, çeşitli sebeplerle (diş, gaz, kabus, oyundan ayrılmak istememe, anneden ayrılmak istememe...) uyutmada güçlük üzerine konuştuk. Aldığımız öneri her zaman aşağı yukarı aynıydı. "Mümkün olabildiğince yatağında uyutmaya çalışın."

Biz de 1 seneden fazla süredir hep böyle yaptık. Mümkün olduğunca yatağında uyutmaya çalıştık. Başlarda zorlandık. İstisnalar oldu, ama hep bu ana prensibe uymaya çalıştık. Gaz yüzünden kucakta uyutmak zorunda kaldığımız, hastayken yanımıza aldığımız, kokusuna doyamayıp göğsümüzde uyuyakalmasına izin verdiğimiz oldu elbette. Ancak, bu istisnaların rutine girmesine izin vermedik. İstisnaların en kötü yanı, alışkanlık yapabilmeleridir. Ama eğer bebeğiniz genel olarak yatağında uyumaya alışıksa, istisnalar sonrası tekrar yatağında, ve hatta kendi kendine uykuya dalması gitgide kolaylaşıyor.

Bebeğimi nerede uyutmalıyım? Odasında!

İlk iki ayda, sürekli emip, emerken bile uyuduğu ilk haftalarda, gündüzleri ben hangi odaya gitsem o da benimle birlikte geliyordu. Ancak, akşamları hep aynı düzende beşiğinde (henüz yatak almamıştık) yatırıyorduk. Bu gezginlik hali o dönemde bana da çok iyi gelmişti. Bebek gürültü ve ışığa alışarak gece-gündüzü öğreniyordu. Ben de onu gözümün önünde tutarken, misafirlerle ilgilenebiliyor, mail'lerime bakabiliyor, günlük hayatıma devam edebiliyordum (beşiği mutfağa götürüp salata yaptığım bile oldu). Ilgaz kah beşiğinde, kah kanepede, kah berjerlerde yatıyordu. 2 ay kontrolünde yine Ayla Hanım'a sorduğumuz, "gündüz nerede yatıralım" sorusuna da, "odasında" yanıtını aldık. Odasında uyumaya alıştırırsak, büyüdüğünde rahat edeceğimizi iletti. Bu önerisine de uyduk ve gerçekten de çok yararını gördük. Bu arada 2 aydan sonra odasında uyumaya alıştırmak da hiç sorun olmadı. Bu yüzden, ilk haftalarda konforunuz ve bebekle maksimum süre birarada olabilmeniz için bebeği oturduğunuz odaya getirmenizi önerebilirim. Bu amaç için minik rahat süngerle kaplanmış bir sepet edinmek iyi olabilir.

Geceleri de odasında yatmalı

Ayrıca, 1 aylıkken odasına geçirmemizi de önermişti (geceleri de kendi odasında yatması konusu). Ya ağlarsa da duymazsak, ya nefes almazsa da duymazsak (uyurken nasıl duyacaksak), gece gidip gelmesi bana zor olacak, gibi nedenlerde bunu 7 haftalık olana kadar erteledik. İlk gece karşılıklı tedirginlikten sonra, farkettik ki böylesi çok daha iyiymiş. Artık kendi gürültümüzle mi uyandırıyorduk, yoksa uyuyan bebeği gereksiz yere uyandı sanıp mı uyandırıyorduk bilmiyorum ama, odasına geçtikten kısa süre sonra daha seyrek uyanmaya başladı. Özellikle sabahları bizim odada her yarım saatte bir uyanan Ilgaz, odasında 1-2 saat uyuyabilmeye başladı (belki de daha karanlık olduğundan). Bizimle oksijenini paylaşmak zorunda kalmaması ve odası daha küçük olduğundan buhar makinesi ile daha verimli nemlendirebilmemiz de cabası oldu.



del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, March 10, 2008 10:34:19 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Saturday, March 08, 2008

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Kültürümüzde, “bebek uyutma” becerisi,  bebekle ilgilenen kişilerin değerlendirilmesinde önemli bir kriter sayılıyor. Evinize ziyarete gelen insanlar, bebeğin esnediğine ya da huysuzluk ettiğine şahit olurlarsa,” uykusu gelmiş onun, ver uyutayım,  çok güzel bebek uyuturum ben”  gibi iyi niyetli tekliflerde bulunuyorlar. Yatırayım kendisi uyur dediğinizde ise “nasıl?” sorusuyla karşılaşıyorsunuz. Bu ”nasıl?” sorulurken yüzdeki ifade sanki bebekten uyumasını değil de, bakkaldan ekmek alıp gelmesini bekliyormuşsunuz  şaşkınlığında oluyor.

Hatta toplumumuzda bazı insanlara göre bebeğin uyuyabilmesi için mutlaka sallanması gerekiyor. Konuya öyle bir yaklaşımları var ki, sanki bebeklerini sallamayan anneler ya acımasızlar ya da bunu üşendikleri için yapmıyorlar ve bebeklerini ihmal ediyorlar.

Bebeğe kendi kendine uyumayı öğretmenin ise pek bahsi geçmiyor. Çünkü, bebeğin kendi kendine mutlu bir şekilde uyumasına ihtimal verilmiyor.

Toplumumuzda bir bebeği korumak için en çok üzerinde durulan iki konu “ağlatmamak” ve “üşütmemek” kaygıları, uyku konusunda bir sinerji oluşturarak zarar veriyorlar bu doğa yenisi canlıya:

“Özellikle toplumumuzda bebekleri sıcak ortamlarda tutma ve çok fazla giydirme eğilimi vardır. Sıcak ortamda, üstü çok örtülerek yatırılan bebekler, uygun ısıda yatırılanlara göre geceleri daha sık uyanmaktadır.” [1]

Bebeğin kendi kendine uyuması teşvik edilmezse, bu beceriyi edinemeyen bebek, geceleri daha sık uyanıyor.  Aslında biz yetişkinler de geceleri uyanıp, farkında olmadan geri uyuyoruz. Kendi kendine uyumayı beceremeyen bebek, uyanıyor ve yardım için ağlıyor. Böylece hem bağımlılığı artıyor, hem kesintisiz uyuyamadığından iyi dinlenemiyor. Belki bu nedenle gündüz daha fazla uykuya ihtiyaç duyuyor ve öğrenip gelişmek için daha az vakit ve enerjisi kalıyor.

Sürekli “uyutulmaktan” öteye geçip, sürekli “sallanarak uyutulan”, hatta iş iyice sarpa sardıktan sonra, ayakta, battaniyede “sersemletilerek uyutulan” bebeklerde fiziksel sorunlar bile ortaya çıkabiliyor:

“Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabiliyor. “ [2]

Kültürümüzdeki bu yaklaşım temelde bebeğin olabilecek en çabuk şekilde uyuyarak dinlenmesi, ağlamaması açısından bebeği koruyan bir yaklaşım gibi gözükse de, kısa ve uzun vadede bebeğe zarar veriyor. Bebeği uyutmak için aylar, belki de yıllar boyunca harcanan ölü zamana gece uykusuzlukları da ekleniyor. Bu zaman ve enerji kayıpları, ebeveynlerin bebekle geçireceği  kaliteli zamandan çalıyor.

Kaynaklar:

[1] - http://www.ttb.org.tr/STED/sted0802/uyku.pdf

[2] - http://www.cnnturk.com/SAGLIK/haber_detay.asp?PID=164&haberID=283087


 

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, March 08, 2008 4:13:51 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Saturday, February 23, 2008

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Yenidoğanlar neden  uyandırılıp emziriliyor

Hamileliğin son dönemindeki annelere imkanları elverdiğince uyuyup dinlenmelerini tavsiye ederim. Doğumdan sonra geceleri en azından ilk 1 ay boyunca en geç 3.5-4 saatte bir kalkmaları gerekecek. Hatta geceleri bebek kazara fazla uyursa diye saat kurmaları bile gerekebilir. Doktorlar tarafından yenidoğanların bu aralıklardan daha seyrek beslenmeden uyumasına izin verilmiyor. Yenidoğanın sık emzirilmesi , barsak hareketlerinin artmasını sağlayarak, bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırıyor ve kandaki seviyesinin yükselmesini, dolayısıyla yenidoğan sarılığını önlüyor. Ayrıca, uzun uyursa bebeğin susuz kalması (dehidrasyon) söz konusu olabiliyor. Beslenme arası uzadıkça, bebek halsizleşiyor, onu uyandırmak ve emzirmek güçleşiyor. Bebek sık emmediği için annenin sütünün geç gelmesi ya da azalması gibi zincirleme sorunlara yol açabiliyor. Yaklaşık bir ay sonra, bebek doğru düzgün bir miktarı tek seansta mideye indirmeyi becerebilmeye başlayınca, doktorlardan da annelere uyku izni çıkıyor.

Yenidoğan süresi bittikten sonra bebeği beslemek için uyandırmayın

Bu zorunlu süre bitip, doktorunuz izin verdikten sonra (genelde ilk ay kontrolünde) artık bebeğinizi beslemek amacı ile uyandırmayın. Bazen gece siz yatmadan emzirivermek, ya da bir biberon mama içirmek iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama bu hareket bebeğinizi gece beslenmeye teşvik edecektir. Bizde aşağı yukarı ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Ilgaz’ı doğumundan beri  akşamları en geç 9-9:30’da uyutmuş olmaya gayret ediyoruz. İlk haftalarda her  2.5-3.5 saatte bir uyanıyordu. Sabahları da genelde 5-5:30’dan itibaren ıkınma sesleri eşliğinde yarım saatlik aralıklarla ağlayarak uyanıyor, ev hareketlenip bir süre uyanık kaldıktan sonra daha uzun uyuyabiliyordu. 

Tam ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, akşam 9 gibi yattıktan sonra 4-4.5 saat kesintisiz uyuyabilmeye başladı.  Sonrasında da 2 saat aralıklarla 7-8 arası bir saate kadar uyuyordu. Zaman zaman geri dönüşler olup birkaç gün üstüste erken uyanabiliyordu. Ben ondan 3-4 saat geç yattığım için, onun ilk uyanışı ben tam tatlı uykuya daldıktan sonra gerçekleşiyordu. “Sık burnunu, ağzı açılır, emzir yatır” gibi öneriler geldi. Böylece ben de yattıktan sonra 4-5 saat uyuyabilecektim. Ama uyandırmaya kıyamadım ve buna alışmasından endişe ettim. Benim uykuya ihtiyacım olsa da uzun vadede hem kendi sağlığı, hem de benim sağlığım için kesintisiz uyumayı öğrenmesinin daha önemli olduğunu düşündüm.

Gerçekten de, yavaş yavaş bu ilk uyanma saatini daha ileri atmaya başladı. Zamanla bu saat 3-4 arasına, sonra 4-5 arasına, ve sonra 6-7’ye kadar ilerledi. Şimdilerde, diş  sıkıntıları, gaz sancıları, gece kabusları olmazsa, 7-7:30’a kadar uyuyor.

Gece her ağladığında ilk iş olarak emzirmeyin

Bebeği aç uyutmaya çalışmaktan söz etmiyorum elbette. Bebeğiniz yenidoğduğunda, sütünüzün çoğalması ve bir an önce kilosunun artması için her fırsatta emzirmekte yarar var. Ama büyüdükçe, giderek gece beslenmesinin azalması ve beslenme ihtiyaçlarını gündüz karşılamaya alışması gerekiyor.  Bebekler geceleri diş sıkıntıları, gaz sancıları, kabuslar gibi çok çeşitli nedenlerle uyanabiliyor. Yeni bir marifet öğrendiğinde gece yarısı uyku arasında bunu denemeye kalkabiliyor. Ayağa kalkmayı yeni öğrenmiş bebeğinizi, gecenin yarısı beşiğinde ayakta ağlarken bulabiliyorsunuz. Muhtemelen geri yatmak istiyor, ama işin bu kısmını henüz öğrenemediğinden beceremiyordur. Uzun sözün kısası, her ağladığında, acıktı diye ağzına memeyi/biberonu tıkıştırmayın. Aç olduğundan emin değilseniz önce yatağında pışpışlayıp sakinleştirmek, omzunuzda sırtını okşamak, biraz su içirmek (6 aylıktan itibaren) gibi alternatifleri deneyin.

Bebeğimiz 10 ay civarında bir dönem çok sık uyanıyordu, ne yapsak fayda etmiyordu, ancak koca bir biberon süt içince rahatlayıp uyuyordu.  Gece beslenmeye alışacak endişesiyle  bir gece süt yerine rezene denemeye karar verdik. Rezenesini bitirip uyudu ve süte göre daha geç uyandı. Muhtemelen onu uyutan süt değil sıcak içeceğin karnında sağladığı rahatlamaydı. Bunun üzerine gaz sorunlarına odaklandık.

Koca bebeklerde gaz sorunları (katı gıdalara geçiş sonrası)

Katı gıdalara başladıktan sonra Ilgaz geceleri uyanmaya başladı. Geri uyutmak içinse eskisinden daha fazla uğraşmamız gerekiyordu. Aynı dönemde dişleri de çıktığından önce fazla üzerinde durmadık. 9 aylık kadar olup artık kabarık damak kalmayınca sorunun kaynağını aramaya başladık. Ilgaz’ın gündüzleri emmeyi bırakmasıyla birlikte benim sütümde de belirgin bir azalma olmuştu. Acaba doymuyor mu diye gece yatırmadan önce biraz Aptamil3 ve akşam öğününde yoğun tahıllı mamalar vermeye başladık. Bunun üzerine Ilgaz daha da sık uyanmaya başladı. Bir haftalık kontrollü bir gözlem sonrasında akşam saatlerinde Aptamil dahil birçok yiyeceğin gaz yaptığını tespit ettik. Tahminen sindirim sistemi gündüz yediklerini hareketle sindiriyor, ama akşamkilerin üstesinden gelemiyordu. Biz de 2-3 ay boyunca akşamüstü ara öğünü dahil, gün boyunca tam tahılları ve bol gazlı sebzeleri verip, akşam öğününü masum yiyeceklerle sınırlandırdık. Akşamları mamalarını hazırlarken sadece iyi pişmiş patates, havuç, ıspanak ve meyveler (sadece muzu pişirmedik), beyaz tahıllar (pirinç, irmik, beyaz un)ve yumurta sarısı kullandık. Gece yatırmadan önce de anne sütüne takviye olarak, doktorumuz Ayla Kamburoğlu Göksel’in tavsiyesiyle Conformil 2 verdik.  Bu mama Aptamil 3’e göre daha iyi sindiriliyormuş. Tadı da daha az iğrençti J

Bu kadar gazlı bir bebek 1 yaşına geldiğinde inek sütünü nasıl içecek diye endişeleniyordum ama yersizmiş. Sanırım bu da bir numaralı ebeveyn kuralı, zamanı gelmemiş konular için endişelenme. Ilgaz son üç gündür (tahtaya vur) sütlü mamalarını afiyetle yiyip mışıllar gibi uyuyor.

Gündüz sık besleyin

Bebeğinizin ihtiyacı olan besini gündüz tamamlayabilmesi için onu sık besleyin. Minik midelerine bir öğünde fazla bir şey sığdıramadıklarından, besleyici ara öğünlerini ihmal etmeyin. İlke olarak tok tutması için akşam öğününün kuvvetli besinlerden seçilmesi önerilir. Yine de her bebeğin bünyesi ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu göz önünde bulundurmak lazım diye düşünüyorum. Belki sizin bebeğiniz de hafif yiyeceklerle daha rahat uyuyabilir. Bebeğiniz sık uyanıyorsa, akşam öğününü daha erken ya da geç vermeyi deneyebilirsiniz. Onunla son öğününden sonra hareket etmesini sağlayacak(yediklerini sindirsin diye), ya da onu sakinleştirecek(yediklerini tutsun diye) oyunlar oynamayı deneyebilirsiniz.

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, February 23, 2008 12:22:36 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, February 11, 2008

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Her anne-babanın hayalidir sabaha kadar uyanmadan uyuyan bir bebek. Bebeğinizin bütün gece boyunca uyuması için dua etmekten öteye geçip, ona bunu öğretmeyi deneyebilirsiniz. Bu yazı dizisinde, bizzat deneyip yararını gördüğümüz, doğumdan itibaren uygulayabileceğiniz bazı stratejileri paylaşacağım.

Gece gündüz farkını öğretmek

Bebekler doğuma kadar 24 saat su içinde karanlık bir ortamda bulunuyorlar. Gece-gündüz diye bir düzenden haberleri olmuyor. Doğumdan sonra da sürekli uyuyorlar ve besleniyorlar. Sonra zaman içinde geceleri daha seyrek uyanıp, gündüz daha az uyumaya, bütün gündüz beslenip, geceleri acıkmamaya başlıyorlar. Yenidoğan döneminden itibaren doğru yaklaşımlarla bu süreci ciddi şekilde hızlandırabilirsiniz. "Tanrım, Ilgaz dün gece uyanmadı!" diye heyecanla, dinlenmiş ve alışık olmayan sırtım yatmaktan ağrıyarak uyandığım ilk sabah, anneler günü sabahıydı. Ilgaz tamı tamına 3 aylıkken pek kıymetli ilk anneler günü hediyesini vermişti bana.

Gündüz
Yeni doğmuş bebeğiniz her ne kadar 2-3 saatte bir yarım saat beslenmek için uyanıp, geri uyuyorsa da, siz yine de sabah uyandığınızda onu beşiğiyle birlikte aydınlık bir odaya, evde insanlar varsa onların yanına taşıyın (ilk 1-2 ay için, sonrasında gündüzleri odasında uyuması daha iyi, ama aydınlıkta ve kapısı açık). Uyuyor diye karanlık, aşırı sessiz, perdeleri kapalı odada tutmayın. Bu alışkanlık bebeğinizin büyüdükçe gündüzleri ışık ve sesten etkilenmeden uyuyabilmesi için de altyapı sağlayacaktır. Ayrıca bebeklerin yeteri kadar güneş ışığı da alabilmeleri gerekiyor. Gözlerini açık yakaladığınızda onunla oynayın, konuşun, bebeğinizin rahatlayıp canlandığı alt değiştirme seanslarını biraz uzatın, hemen geri uyutma çabası içine girmeyin.

Gece
Akşamları  yatırmayı planladığınız saatte odasına (ya da odanıza) götürün. Bundan sonra sabaha kadar ihtiyaçlarını bu ortamda görün, onu yattığı odadan dışarı, hareketli, ışıklı ortama çıkartmayın.  İhtiyaçları ile ilgilenirken loş, sadece yapmanız gerekeni görmenize yarayacak bir ışık kullanın. Kırmızı ışığın bebeği rahatlattığını okumuştum. Alt değiştirme işi iyi ışık gerektirdiğinden, sadece o bölgeyi aydınlatacak, bebeğin yüzüne gelmeyecek bir spot ışık edinebilirsiniz. Bebek uyurken oda tamamen karanlık olsun. Bir araştırma raporuna  göre bebeklerin göz sağlığı için gece lambasını bile açık bırakmamak gerekiyor***. Ayrıca bebeğiniz karanlıkta uyumayı normal bir şey kabul edecek ve karanlık korkusu geliştirme ihtimali de azalacaktır. Gece uyandığında, uykulu hareketlerinin tatlılığına, gülücüklerine kayıtsız kalmak güç olsa da, tepkinizi sessiz bir tebessümle geçiştirmeye çalışın.  Onunla oynamayın, konuşmayın, güldürmeyin. Ağladığı zamanlarda ille de konuşmak istiyorsanız, kısık yumuşak bir sesle sakinleştirmeye çalışın, ninni mırıldanın. Göbeği düştükten itibaren, kaka yapması, ishal ya da pişik olması gibi zorunlu haller dışında altını değiştirmeyin. Gece yatma saatinden sonra mecburi durumlar dışında misafirlerinizi odasına almayın (uyurken sessizce girip izleyebilirler elbette).

***Pennsylvania Sağlık Merkezi Hastanesi ve and Philadelphia Çocuk Hastanesinin ortak çalışması ile 1999'da sonuçları yayınlanan bir araştırmaya göre gece lambaları ile uyutulan bebeklerde miyop gelişme riski artıyor. Araştırma sonuçlarına göre 2 yaşına kadar geceleri de ışık açık olarak uyuyan bebeklerin %55' inde 2 ile 16 yaşlar arasında miyop göz hastalığı gelişiyor. Odada sadece gece lambası ile uyuyan bebeklerde bu oran %34 iken, karanlıkta uyuyan bebeklerde %10'a düşüyor. Gözler kapalı bile olsa içeri sızan ışık göz bebeklerinin büyümesini etkiliyor ve gözlerin dinlenmesine engel oluyor.

Kaynak: http://www.cnn.com/HEALTH/9905/12/children.lights/index.html

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, February 11, 2008 10:02:16 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Saturday, January 26, 2008
Yuvarlanarak ya da emekleyerek hareket yeteneği kazanan bebeğinizi hazır oyun parklarında hapsetmek yerine, güvenli bir şekilde oynayabileceği (gözetiminiz altındayken) ev tipi oyun parkları hazırlayabilirsiniz. Bu parklar bebeğin becerileri geliştikçe aşabileceği şekilde sınırlanmış, ama içindekiler nedeni ile içeride kalmayı tercih edeceği bir alan olacaktır. Ona keşfetmesi, eğlenmesi, öğrenmesi ve oyalanması için evdeki malzemeleri sunabilirsiniz. Aşağıdakiler bizim çok yararlandığımız bazı materyaller:

Minderler, yastıklar, koltuk kenarları, puflar:
Emekleme çağındaki bebeğiniz için ilk zamanlarda doğal sınırlar oluşturacaktır. Bir süre sonra alçaklı yüksekli mobilya aksesuarlarından destek alarak tırmanmayı, ayağa kalkmayı deneyecektir. Evinizde deriden ya da kumaştan sert köşesi olmayan pufunuz varsa, bu altın değerinde bir mobilyadır.

Şişme havuzlar: Yazın bahçede, balkonda serinlesin diye kullandığınız bebek havuzlarınızı, kışın da oyun için kullanabilirsiniz. Havuzunun içinde oturup uslu uslu oynayan bebekler duydum. Ilgaz havuzunu daha çok ters çevirerek kaplumbağa gibi sırtına geçirir, onunla beraber emekler, evin içinde hayalet havuz şeklinde dolaşırdı. Arada sırada altından kafasını uzatıp bizimle "cee" oynardı.

Kutular:
Yukarıdaki resimde Ilgaz'ın dayandığı hasır kutu onun için uzun süre hem keşif alanı hem de sehpa oldu. Kapağını açıp kapatıyor, içine oyuncaklarını doldurup boşaltıyor. Kutuyu yan çevirip dik koyduğumuzda, üzerine oyuncaklarını koyup ayakta yaslanarak oynuyor. Bacak kasları ve motor becerileri gelişiyor. Son zamanlarda boyu uzadığından kutu alçak kalmaya başladı. Geçtiğimiz hafta bu iş için aşağıda tarif ettiğim karton pufu yaptım. Eve alınan eşyaların kutularını atmadan önce temizleyip Ilgaz'ın beğenisine sunuyoruz. Kutu büyüdükçe, açılıp kapatılacak kapak sayısı arttıkça, heyecanı da artıyor.

Plastik dolap:
Balkonda tozlanmaya terkedilmiş kaliteli plastikten dolabımızı temizleyip Ilgaz'ın odasına aldım ve oyuncaklarını yerleştirdim. Şimdi aylardır o dolabın balkonda beklediğine çok hayıflanıyorum. Dolabı her gördüğünde sevinçle tutunup ayağa kalkıyor, kapaklarını açıp kapatıyor, içindekileri boşlatıyor, oynuyor, tekrar dolduruyor. Eğer hafif kapaklı, parmak arada kalırsa canını yakmayacak türden bir dolabınız varsa bunu da bebeğe tahsis edebilirsiniz. Mutfakta plastik kap kacakla doldurulmuş bir dolap bile olabilir.

Çamaşır sepeti, kova:
Ilgaz iterek yürüsün, kasları güçlensin diye aşağıda, sağdaki resimde kanepenin üzerinde duran tahta arabayı almıştık. Bir gün tesadüfen çamaşır sepeti ortadayken, evde zaten böyle bir oyuncağımız olduğunu farkettim. Ilgaz sepeti tepetaklak etmiş, güzelce itekleyip yürümeye başlamıştı bile. Plastik kova da yine aynı amaç ve doldurup boşaltma, yerde yuvarlama oyunları için güzel malzeme oluyor.

Kartondan bebek sehpası yapımı


Aslında amacımız evdeki hasır kutunun sehpa görevini daha yüksekçe bir karton kutuya devretmekti. Temiz olsun, düzgün gözüksün diye duvar kağıdı kaplarız diye düşünüyorduk. Resimdeki koca kutuyu eve getirdiğimde Ilgaz'ın ne kadar eğlendiğini görünce bu kutuyu değerlendirmeye karar verdim. Koca kutu evde aylarca çirkin çirkin durmasın, kumaşla örteyim bari dedim. Sonra aklıma poşet çantasını epeydir işgal eden, lazım olur diye atamadığım izolasyon malzemesi geldi. Önce kutunun kapaklarını koli bandıyla güzelce sabitledim, sonra bu malzemeyi kutuya bantladım. Eğer ince bir süngerim olsa daha iyi olurmuş. Sonra da evde pek kullanılmayan ama iyi gözüken keten bir çarşafı kutuya sarıp gelişigüzel teyelledim. 45 dakikalık bir çalışmadan sonra resimde gördüğünüz puf çıktı ortaya. Puf, IKEA açılmadan önce Modoko'dan alınmış mobilyalarımız gibi, "mağazada teşhir edilenle teslim edilen birbirini tutmamış, şirret satıcıyla muhattap olmamak için ilgili lanet okunup parası ödenmiş" hissi vererek geziyor odadan odaya. Ama neyseki bedava. Kafa çarpınca şişirmeyecek şekilde yumuşak, kolayca taşınacak şekilde hafif, işi bitince sökülüp atılmak üzere hazır bekleyen bebek sehpamız tam amacına uygun oldu.

 
del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, January 26, 2008 11:50:40 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, January 11, 2008
Ilgaz'ın boyu uzayıp da, arabada ana kucağında ayaklarını uzatarak oturamaz hale gelince, oto koltuğu araştırmaya başladık. Baktık ki oto koltuklarının alt ağırlık sınırları 9 kilogramdan başlıyor, boş yere sıkıştırıp, arka koltuğun döşemesini seyrettiriyoruz çocuğa diye hayıflandık. Kuzenim en güvenli yerin arka koltuğun ortası olduğunu söylemişti. Bunun nedenini merak edip araştırırken, tesadüfen başka önemli bir konuyu atladığımızı farkettim.

Bebek araba koltukları, en az 1 yaşına kadar (1 yaşını geçtikten sonra da arkaya da bakabilen oto koltukları, koltuğun sınırı elverdiği müddetçe) ve başı koltuğun sırtının tepesini geçmediği sürece, yani olabildiğince uzun süre, arkaya bakacak şekilde yerleştirilmeliymiş (linkte resimle gösterilmiş). Birçok kaynak bu süreyi 4 yaş olarak öneriyor.

 Bebeklerin arkaya bakması 4-5 kat daha fazla güvenliymiş. Bunun nedenleri şöyle açıklanıyor:

* Veriler, yandan alınan darbelerde(en ölümcül olanıymış), arkaya dönük yerleştirilmiş koltuklarda oturan bebeklerin 4 kat daha fazla korunduğunu gösteriyormuş.
* Önden çarpmalarda her şey öne doğru fırlar. Yetişkin vücudunu emniyet kemeri tutarken başı öne doğru gider ve geri gelir. Bebeklerde de aynı durum oluşmakla birlikte, yetişkinlerinkine kıyasla, başları vücutlarına göre daha büyük (bebeklerin vücudunun %25'i baş, yetişkinlerinkinin sadece %6'sı) ve ağır olduğundan 4 kat daha kuvvetli olarak fırlarmış. Üstelik omurgalarındaki kemik ve bağları henüz esnek kıkırdak yapıdayken, omurilik aynı esnekliğe sahip değilmiş. Omurga esnerken, içindeki omurilik esneyemeyince, bu tarz bir çarpmada bebeğin felç riski ciddi şekilde artıyormuş. Eğer emniyet kemeri bağlı ise, kazalarda ağır ve ölümcül darbeler genelde baş ve boyun bölgesi ile sınırlı kalıyormuş. Bebeğin başı koltuğun koruması içinde kaldığından, yabancı cisimler tarafından zarar görme riski de önemli ölçüde azalıyormuş.
* Arkadan gelen çarpmalar, kazaların sadece %4'ünü oluştururken, genelde daha hafif kazalar olurmuş (Ön ve yandan olan kazalarda genelde araçlar ters istikametlerden geldiğinden çarpışma kuvveti çok daha yüksek, arkadan çarpılan araç öne doğru itilerek yolcu üzerindeki kuvveti azaltıyor).
* Ayakların arka koltuğa değmesinin ise hiçbir tehlikesi yokmuş ve bebeğe rahatsızlık vermezmiş (yetişkinlerden çok daha esnekler). Varsayalım ki bacağında kırık oluştu. Bu kırık boyundaki gibi kalıcı bir hasar vermeden iyileşebilir.

Öyle anlaşılıyor ki, biz yetişkinler de geriye dönük seyahat etsek daha güvende olacağız.  İngilizce okuyabiliyorsanız, bu linkte konu çok güzel açıklanmış.

Siz de bizim gibi, aman boşuna sıkışmasın çocuk, yolu seyrede seyrede seyahat etsin, nasıl olsa alacağız diye koltuğu öne çevirivermeyi planlıyorsanız, aşağıdaki test videolarına bir göz atın.

Arkaya bakan bebek çarpışma testi


Öne bakan bebek çarpışma testi


Kucakta bebek çarpışma testi


Norveççe bir forumda anne babalar çocuklarının arkaya dönük araba koltuklarında fotoğraflarını yayınlamışlar. İsveç, Norveç ve Amerika'da birçok ailenin çocukları kocaman olana kadar geriye dönük seyahat ediyor. Maxi-Cosi'nin İsveç sayfasında 9-18 kg aralığında tek bir koltuk tanıtılıyor (Mobi), bu koltuk iki yönlü (convertible) bile değil, sadece arkaya dönük monte edilebiliyor. Tüm Avrupa ülkelerinde durum böyle değil. Bu bilgileri verdikten sonra, keşke Türkiye'de satılan arkaya dönük monte edilebilen koltuk modellerini de yazıp bitirebilseydim. Hummalı arayıştan sonra bu koltuklardan Türkiye'ye hemen hemen hiç getirilmediği üzücü sonucuna ulaştık. Britax Römer'in distribitörü ile görüştüğümde, Avrupa standartlarında öne bakarak seyahat önerildiğini ve Türkiye'de de Avrupa standartları baz alındığından arkaya bakan koltuk getirmediklerini ilettiler. Hangi standardı seçeceğinize karar vermeden önce İsveç ve İngiltere'de yaşanan kazalardaki çocuk ölüm oranlarını inceleyebilirsiniz (Kırmızılar İngiltere, maviler İsveç).

Aramaktan vazgeçmiş değiliz. Eğer böyle bir koltuğu nereden edinebileceğimizi biliyorsanız lütfen yazın. Ben de edindiğim bilgileri tekrar paylaşacağım. 

Sağlık ve güvenlikle ilgili tavsiyelerim için sitenin Kullanım Şartlarını tekrar hatırlatmak isterim.

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, January 11, 2008 11:26:03 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Saturday, December 08, 2007
Bazen kendimi ipin üzerinde yürüyen sirk cambazı gibi hissediyorum. Bir tarafa biraz fazla eğilsem, zarar görecek olan da maalesef ben değilim, canım oğlum.

İnce hesaplar daha hamilelik döneminde başlıyor. Zor durumlarda doktorlar bile yarar-zarar dengesine bakarak karar veriyorlar. Örneğin normalde antibiyotik kullanımı bebeğe zararlı görülüyor. Peki bundan tamamen kaçınmak mümkün mü? Eğer ateşli bir hastalık geçiriyorsanız, doktorunuz kullan diyorsa, içiniz cız ederek içmek zorunda kalıyorsunuz.

Asıl mücadele doğumdan sonra başlıyor. Mücadele derken kesinlikle bebeğinizle bir mücadeleden söz etmiyorum. Tamamen kendi kendinizle olan bu sessiz mücadelede, aklınızla, vicdanınız, endişelerinizle, soğukkanlılığınız birbirlerini yiyorlar.

İnsanların üremek ve yeni canlıyı korumak için bazı içgüdülerle doğduklarını düşünüyorum. Bu içgüdüler, sizi bebeğin ağlamaması ve mutlu olması için her şartta her şeyi yapmaya teşvik ediyor. Günümüz teknolojisi ve sektörünün yardımları ile, hele maddi imkanlar ve yardımcı olabilecek insan kaynağı da varsa,  bir bebeği mutlu tutmak için yapılabilecekler sonsuz. Peki bu mutlulukları maksimumda sağlayarak, onun için doğru olanı mı yapıyoruz?

Bebeği kucaklamazsanız mutsuz olur, size güven duymaz. Fazla kucağa alırsanız kucak bebeği olur, kendi kendine oyalanamaz, kendine güveni oluşmaz.
Yeteri kadar yediremezseniz büyüyemez. Zorla yedirmeye kalkarsanız hiç yemez. Oyunla yedirmeye kalkarsanız doğru sofra alışkanlığı kazanamaz, belki de obez olur.
Sessizlikte uyutursanız, her çıta uyanır, dinlenemez. Gürültüde uyutursanız beyni yorulur.
Minikken gazı olur, sakinleştirmeniz gerekir, biraz palazlanınca oyundan kopmak istemez, uykuya direnir. Sakinleşerek uyuması gerektiğini düşündüğünüz bebeğinizin bağır çağır ağlarken uyuyakalmasını istemezsiniz. Biraz sallayayım dersiniz, iyi gelir, uyuyakalır. Üstüste 3 gün sallayarak uyutursanız sallanmaya alışır. Kucakta hafif sallayayım, ertesi gün yetmedi biraz dolaştırayım, sonraki gün dizimde. Doğumdan önce battaniyede sallanmaz çocuk derdim, ama ne yapayım, hayat kitaplardakinden farklıy