# 20 Kasım 2009 Cuma

Haftaya çok yorgun başladım. Aşı olmanın mantıklı olduğu kafama yatmışken doktorumuzun hayır demiş olması beni huzursuz ediyordu. Salı sabahı bir arkadaşım arayarak, onların doktorunun "durum değişti, hastalığın seyri değişiyor acil aşı yaptırın" demek için aradığını iletti. Ben de hemen bizim doktorumuzu aradım. Hemşiresi doktorumuzun yurt dışına çıktığını, "durumun değiştiği, aşı yaptırmamız gerektiği" ile ilgili not bıraktığını söyledi. Birden bir rahatlama hissettim. Diğer yandan bu fikir değişikliğinin sebebini merak ettim. Başladım yine telefon görüşmelerine (domuz gribinden ölmem belki ama radyasyondan öleceğim kesin). Aynı zamanda doktor olan ve çocuklarını bizimle aynı doktora götüren arkadaşlarımı aradım. İstanbul’da çocuk doktoru olan bir arkadaşımı aradım, 5–10 civarı başka doktor arkadaşlarını ve yakınlarını da aramadım değil :) Aldığım cevaplar ve vardığım sonuç şöyle:

Neden önceden Hayır'dı da şimdi Evet oldu?
İlk önce hayır denmesinin nedeni, hastalığın seyrinin oldukça hafif geçiyor olması ve salgın olma riskinden henüz emin olunmaması ve henüz aşı ortada yokken insanları bir telaşa düşürmektense aşı gelene kadar hastalığın seyrine bakıp sonra net karar vermekmiş.

Havalar Soğudukça Virüsün İşi Kolaylaşıyor
Domuz gribinin özelliği soğukta çok daha aktif olmasıymış. Şu anda hastalık geçiren insanların daha hafif geçirmesi ve ailenin diğer üyelerine yayılmayış nedeni bundanmış. Fakat hava şartları soğudukça özellikle Ocak-Şubat ayı gibi virüs en etkili halini alacakmış. Bir salgın kaçınılmaz görünüyormuş.

Neden Küçükler Risk Grubunda?
Şu ana kadar gözlemlenen de genelde küçük çocuklarda 2–3 misli daha ağır seyrediyor olmasıymış. Bunun nedeni de 10 yaş üstü insanların bugüne kadar birçok virüs ve bakteriyle karşılaştıklarından hemen antikor üretiyor olmasına karşın 10 yaş altının en az 2 defa bu virüsle etkileşmeden vücutlarının bir bağışıklık kazanamamasından dolayı üst üste hastalanma risklerinin yüksek oluşu ve ağır geçirme durumları söz konusuymuş. Küçüklere 2 doz halinde aşının vurulmasının nedeni de buymuş. Ve çocukların gerçek antikor oluşturmaları 2. dozdan yaklaşık 10 gün sonra yani şu anda aşı vurulan bir çocuk ancak Ocak başında gerçek korumaya geçecektir ki bu da hastalığın en etkin tarihine denk gelmektedir. Aşı olunacaksa acilen olunmalıymış yoksa aşı olmanın pek değeri kalmayacakmış.

Aşının içindeki maddeler
Hepatit B aşısının içinde olan maddelerden daha farklı değilmiş. Bazı doktorların karar sizin demesinin nedeni ise, her ilacın, her iğnenin ve her aşının milyonda bir bile olsa riskler taşıdığının bilinmesi. Milyonlarca kişi aşı olurken elbette (maalesef) bu yan etkilerden etkilenen insanlar olmaktadır. Ama sadece bir ateş düşürücünün bile prospektüsünü okusanız yan etkileri içinde çocuğun havale geçirmesinden, felcine 2 sayfa yan etki yazmaktadır ve bunlar yaşanmıştır. Peki, çocuğu 39 derece ateşliyken ateş düşürücü vermeyeniniz var mı?

Bu kadar hızlı aşı üretilmesi
Evet bu firmalar çok uzun yıllardır, çocuklarımıza vurdurduğumuz aşıları üretenlerdir. Ellerinde zaten gereken maddeler mevcuttur. Tek dışardan yeni eklenen yeni virüstür. Acil ve çok hızlı aşı üretmek zorundalar çünkü bir salgın söz konusu. Evet, bunun sonucunda çok para kazanmayacaklar mı, evet kazanacaklar. Ne yapalım bu da onların işi.

Dün oğlumu da aldım ve sağlık ocağına gittik. İkimiz de aşı olduk.

Bu arada Aşı esnasında ayılıp bayılan ve günlerce kendine gelemeyen insanlardan bahsedilmişti. Kendisi de aşı olan bir insan olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Can'da veya bende en ufacık bir yan etki olmadı. Kolumuz bile acımadı.

Bu neye benziyor biliyor musunuz? Geçen sene aşılı karpuzlar için genetiği değiştirilmiş diye söylentiler çıktı ve çiftçilerimiz karpuzlarını satamadılar. Kimse karpuz yemedi. Karpuzlar tarlalarda çürümeye terk edildi. Aşılı karpuz üreten bir firmanın üretim müdürü olarak bütün işletme bayıla bayıla karpuz yedik tüm yaz. O güzelim karpuzlara yazık oldu. Niye mi yedik? Bizim onların genetiğini falan değiştirdiğimiz yok. Biz kimiz ki genetik değiştireceğiz. Nerede bizde o teknoloji? Ayrıca niye yapalım??

Herkese bol sağlık diliyorum!

Domuz Gribi Aşısını Olmaya Nasıl Karar Verdik (Damla versiyonu)

posted on 20 Kasım 2009 Cuma 11:22:54 UTC  #    Yorumlar [13]
# 19 Kasım 2009 Perşembe

Dün Ilgaz'a domuz gribi aşısının ilk dozunu yaptırdık. Sağlık ocağında ortam gayet sakindi. Çocuklardan çok büyüklerin aşılanması için talep olduğunu öğrendik.

Biz aşıya gitmeden önce bize temizlik konusunda yardımcı olan hanım, dönüşte de bina görevlimiz sordu (oldukça tereddütlü ve kafaları karışmış şekilde). Aşı, olacak mı, oldu mu? Her ikisinin de yüzünde de şöyle düşünür gibi bir ifade vardı, "zaten kafamız karışık, tam çocuğu aşılatmamanın doğru olduğuna kanaat getirmiştik, şimdi sizin yaptırdığınızı duyunca iyice kafamız karıştı, işgüzarlar!". Sadece, "biz de ne yapacağımızı şaşırdık, yaptırmayalım diyorduk" çıktı ağızlarından. Temizliğe gelen hanımın çocuğunda zaten gelişme geriliği olduğundan, göründükleri bir doktor var, ona sormalarını önerdim. Diğer kişiye kafasındaki karışıklığı gidermek için nasıl yardımcı olacağımı bilemedim.

Aşıyı yaptırmak istemediğini ifade edenlere nedenini sorduğumda genel geçer yanıt, "güvenmiyorum", "olası yan etkilerinden korkuyorum" oluyor. Bunun riskini değerlendirirken de, genelde "hafif geçiriliyor", "bağışıklığı güçlü", "iyi beslerim" türü rahatlatıcı etmenler belirtiliyor. Çevremdeki kişilerin çoğu çocuklarını özel doktora götürüyorlar.

Bu iki örnekte olayın başka bir boyutu daha olduğunu farkettim. Her  anne-baba, şimdi okuduğunuz bu yazı ya da çocuğunu aşılatmayacağını gerekçeleri ile ifade eden bir yazıya ulaşıp, tanıdıkları birden fazla doktora sorup, düşünüp taşınıp bir karar verecek özgür iradeye sahip mi? Varoşlardaki çocuklarımızın, bağışıklıkları da güçlü mü, iyi beslenebiliyorlar mı, gribi hafif geçirebiliyorlar mı? Sağlık ocaklarında aşı ücretsiz yapılıyor ama, hastalığı ağır geçirmeleri durumunda gerekebilecek sağlık hizmetlerine de bu kolaylıkta erişebilecekler mi?

Düşündüm de, başbakanımız, o aşıyı daha Türkiye'ye aşılar bile ulaşmadan, Obama hangisinden olacaksa ben de ondan olacağım diye Amerika'dan getirtip, ilk olarak kendisine ve ailesine vurdurmuş diye bir haber yaysam, döner dolaşır benim yaydığım haber de benim e-mail'ime düşer mi acaba?

Velhasıl, bizim cephede bir sonraki emre kadar konu kapandı. Doktorlarımız fakir vatandaşı neyin doğru olduğu konusunda doğru düzgün bilgilendirmek üzere seferberlik başlatmalı.

posted on 19 Kasım 2009 Perşembe 07:20:26 UTC  #    Yorumlar [2]
# 14 Kasım 2009 Cumartesi

Evet, sonunda karar verdik. Ilgaz'ı aşılatacağız, bize kadar ulaşırsa kendimiz de aşılanacağız. Aşı ile ilgili olumsuzluk olarak görülen şeyleri araştırıp, olmamanın risklerini değerlendirdik. Size de nasıl karar verdiğimizi anlatmaya çalışacağım. Aşağıdaki bilgileri bir sürü farklı yerden toparladım, bazılarını yabancı kaynaklardan da kontrol ettim. En derli toplu bulabildiklerimi buraya kopyaladım.

Önemli Not: Bu kadar spekülatif bir konuda, lütfen kendiniz ayrıca araştırıp karar verin. Okuduğunuz, duyduğunuz şeyin kaynaklarını araştırın. Bu yazı ile yalnızca bizim kararlarımızı paylaşıyorum. Aşı olmanızı ya da çocuğunu aşılatmanızı tavsiye amacıyla yazmıyorum. Daha önce de konuyla ilgili yazdığım için son karardan sizi bilgilendirmem gerektiğini düşündüm.

Aşı ile ilgili en çok duyduğum olumsuzluklar:

Aşının yeteri kadar test edilmemesi durumu: Aşının içindeki antijen yeni elbette. Çünkü domuz gribi yeni. Ama her yıl çalıştığımız işyerlerinin sponsorluğunda mevsimsel grip aşısı oluyor arkadaşlarımız. Onlardaki antijenler de her yıl yeni oluyor. Yani aşı yeni değil, antijen yeni.

Civa: "Aşıların içine, tek dozluk aşılara değil, onluk aşılara, on kişiyi bağışıklamanız için hazırlanan aşı karışımına, -bir şişenin içinde durur, 10 kişi aşılanacağı için, enjektör 10 defa girip çıkacaktır ve bakteri kontemine etmesin diye- etil merkür konulur, bu da civalı bir preparattır. “Vay çocuklarımızın civa ile zehirlenmesine yol açacaksın!” Hayır. Çünkü etil merkür vücuttan süratle atılır. Vücutta yığılıp civa zehirlenmesine yol açan metil merkürdür. Bunu uzatmak, bunun miktarlarından filan bahsetmek mümkün, ama etil merkür diye ben bunu geçen gün bir röportajda söyleyince, gazetede abartılı bir şekilde çıkmış. Çocuklarınızın bu kadarcık bile civa ile çok kısa süreli olarak temas etmesini istemiyorsanız mesela, hiç balık yedirmemeniz lazım. Boğaz’daki tüm balıklarda var bu çünkü, tüm yiyeceklerde." (bu yazıdan)

Aşıda kullanılan civanın diğer aşılardakinin 3-4 katı olduğunu duymuştum. Böyle bir durum olmadığını öğrendim. Türkiye'de halen uygulanan etil merkür bulunan aşılar: Karma aşıda 25 mikrogram bir dozda, hepatit'te de 12.5 mikrogram düzeyinde bulunuyor.

Bu yazıdan alıntı:

"...yayınlara bakarken ilginç bir şey öğrendim şu çok meşhur mısır şurubu (high fructose corn syrup-HFCS) içeren yiyeceklerde bile az miktarda HFCS üretiminden dolayı civa bulunuyor. Burada neredeyse her paketli gıdanın içinde kullanılıyor. Hatta hamilelere mide bulantısı için önerdikleri ginger ale, HFCS içeriyor. HFCS içermeyen olanını denediğimi ve iğrenç bir tadı olduğunu yazmam gerek :).."

Bu yazıyı da mutlaka okuyun: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/337876.asp

Adjuvant: Adjuvant aşının etkisini arttırmak amacı ile kullanılan madde demek. Bu aşının içinde adjuvant olarak squalen varmış ve squalenle ilgili, 68 tane klinik çalışma yapılmış. 1997’den beri 40 milyon kişiye squalen içeren grip aşısı uygulanmış. Normal grip aşısında da var squalen ve hiç bir yan etki bildirilmemiş.

Guillian-Barre sendromu: "Guillian-Barre sendromu diye bir nörolojik sendrom vardır. Size şu kadarını söyleyeyim; aşı sonrası ortaya çıkan Guillian-Barre olguları, grip gibi bir hastalık geçirdikten sonra çıkan Guillian-Barre sendromlarından daha az. Yani bütün bunlar çok spekülatif şeyler. " (aynı yazıdan)

Sendrom ve aşılarla ilgili istatistikler hakkında ingilizce bilgi: http://en.wikipedia.org/wiki/Guillain%E2%80%93Barr%C3%A9_syndrome

Durum Tespiti: Hastalık yayıldı. Artık tanıdığın tanıdığı seviyesinden, tanıdık seviyesine indi. Salgının bulaşmaması için gerekli hijyeni sağlamak, toplu taşıma kullanan, okullu küçük çocuğu olan insanlar için bence gerçekçi değil. Geçen gün bir bayanla tanıştım, merhaba deyip anında şap diye öpüverdi beni. Biz niye böyle bir milletiz diye hayıflanabiliriz ama hayıflanmak bizi korumayacaktır.

Riskler: Hafif geçmesini umabiliriz, birçok kişide öyle oluyor. Öyle olmayanlar da var ama. Doktor arkadaşlarımız hastalık yayıldıkça ağır geçirenlerin de çoğaldığını söylüyor. Eğer pnömoni'ye çevirirse, tedavisi yapılabilir. Ama o zaman bu tedavi sırasında başka ilaç tedavileri de görmesi gerekecek, vücuduna girecek maddelerle karşılaştırmamız lazım aşıdakileri. Henüz mevsimsel grip başlamadı. Bir kişi hem mevsimsel gribe, aynı anda H1N1 virüsüne yakalanırsa, nasıl geçirecek hastalığı? Çocuğumuzun bağışık sistemine güveniyoruz, çoğunlukla hastalıkları hafif geçirir. Ama bir gripten henüz kurtulmaya çalıştığı, zayıfladığı bir anda geçirirse de o kadar kolay atlatacak mı? (geçen sene ilaçları bile içirmekte zorlandığımız 40 ateşli 3 günü unutmadım henüz)

Velhasıl, araştırdık, soruşturduk, ölçtük biçtik. Açıkçası artık, yaptırsak bir türlü, yaptırmasak bir türlü diye düşünerek de değil, oldukça emin bir şekilde yaptırmaya karar verdik. Şimdi sıra, aşıyı nerede yaptırabileceğimiz sorusuna kaldı.

Aşıyı Olmaya Nasıl Karar Verdik (Hande versiyonu)

Konu ile ilgili çeşitli linkler:
http://suphecimelek.wordpress.com/2009/11/03/domuz-gribine-dair-komplo-teorileri/ (mutlaka okunması gerekenlerden, yorumlardan buraya kopyaladım)
http://acalya.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass-2.html
http://yok-ki.blogspot.com/2009/11/h1n1-domuz-gribi-asisi.html
http://zng.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass.html
http://www.ttb.org.tr/index.php/haberler/179-ttb/1725-dgsoruyanit
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/337876.asp
http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=25100

Bazı ingilizce linkler:
http://www.slate.com/id/2232977/ (aşılanmamış çocukların yüzünden kanserli oğlum kreşe gidemiyor diyor başlıkta)
http://www.wired.com/geekdad/2009/10/h1n1-yes-you-should-vaccinate-your-kids/?utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+wiredgeekdad+%28Blog+-+GeekDad%29
http://www.cdc.gov/h1n1flu/vaccination/vaccine_safety.htm

Daha önce Domuz Gribi ile ilgili yazdığım yazılar:
Domuz Gribi Aşısı ve Sükunetli Yaklaşımlar
Domuz Gribi ve Aşısı - Çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirmek için 5 şey

posted on 14 Kasım 2009 Cumartesi 12:21:12 UTC  #    Yorumlar [19]
# 26 Ekim 2009 Pazartesi

Sorular:

  • Virüs bu kadar hızlı yayılırken, henüz aşısı üretilmemiş olsa ne tepki verirdik?
    Muhtemel Yanıt: Her sene mevsimsel gribin aşısını buluyorlar, bunu niye bulamıyorlar. Çocukları katlederek insan nüfusunu azaltmaya çalışıyorlar...
  • Diyelim ki aşı bulundu, ama yeteri kadar test edilmedi diye yapılmaya başlanmadı
    Muhtemel Yanıt: Efendim, madem öyle mevsimsel aşıyı niye vuruyorlar, her sene yeni virüsle yapılıyor. Sonuçta aşı aynı şekilde üretiliyor. Aşı bulunmuş, laboratuvarda saklıyorlar. Aslında bulamadılar da....
  • Diyelim aşı bulundu,ABD ve İngiltere'de yapılması kararı alındı. Ama bizim hükümetimiz yeteri kadar test edilmediği gerekçesiyle aşıları almadı.
    Bu durumda neler söylerdik buraya yazmak uygun olmaz sanırım...

Özet olarak, otorite güvensizliğini anlıyorum, medyaya da sansasyon lazım, ama biz bu çocukları ne yapacağız?

Komplo teorilerine kulakları tıkayıp, aklı selim bir karar vermeye çalışıyoruz. Ilgaz okula gidiyor, Gökhan metrobüse biniyor ve duyduğumuz H1N1 pozitif hastalar artık tanıdığın tanıdığı seviyesine geldi. Bir sonraki aşama olan "tanıdık"tan bu bulaşıcılıkla direk bize geçiyor zaten.

Bu arada sizi üzmek istemem ama hijyen konusunun küçük çocuk tayfasında hikaye olduğunu düşünüyorum. Zaten virüs de nerede çoğalacağını biliyor değil mi?

Domuz Gribi Aşısını Olmaya Nasıl Karar Verdik

posted on 26 Ekim 2009 Pazartesi 23:51:40 UTC  #    Yorumlar [18]
# 19 Temmuz 2009 Pazar

Yaz geldi, sıcaklar bastırdı ve tabi çocukllarımız da sıradan birer birer ishal olmaya başladı. Son 1 ay içinde çevremdeki her 3 kişiden birinin 1 kez ishal olduğu ortamda geçtiğimiz hafta Ilgaz ve ben de nasibimizi aldık. Nasıl bir salgın olduğunu da anlayamadık, musluk suyu içmeyiz, o günlerde dışarıdan yememiştik. Sanırım sıcak havalarda her şey beklediğimizden çabuk bozuluyor. Ben de konu tazeyken çocuklarımızı hem korunmak, hem de hızlı iyileşmelerini sağlamak için bir-iki öneri yazayım dedim.

Çocukları korumakla ilgili bir-iki not:

  • Yiyecekleri hemen buzdolabına kaldırın, dışarıda bırakmayın.
  • Tükürük deyen yiyecekler daha çabuk bozulur, tabakta kalan yiyecekleri atın.
  • Etleri hazırlarken kullandığınız kap kacağa, bulaşırsa tezgaha ve ellerinize dikkat edin. Et ve suları çocuklar için olduğu gibi bakteriler için de çok besleyici.
  • Et ve süt ürünlerini çok iyi pişirin.
  • Su sürahilerinizi de sık yıkayın.
  • Evinizde sürekli nemli kalan mutfak bezinde, çocuk parkındaki kuru topraktan kat kat fazla mikrop ürer. Nemli kalan eşyalarınızı temiz tutmaya özellikle dikkat edin.

Çocuklar ishal olduğunda perhiz önerirler. Bir de büyüklerdeki gibi ishal kesilene kadar perhiz yetmiyor çocuklarda. O gün kesiliyor, sabah kaşarı yemesiyle tekrar başlıyor. İshal kesildikten sonra normal kaka yaptığını görene kadar perhize devam edin.

Yaz günü bu perhize uygun gıda önerileri:

  • Su, emiyorsa anne sütü
  • Yağsız süt, yağsız yoğurt (sarımsaklısı çok iyi gelir) , yağsız peynir
  • İçiyorsa kefir çok iyi, bakterilerin hakladığı yararlı barsak bakterilerini yerine geri koymak için
  • Makarna (vitamin katkılılardan da olabilir)
  • Pilav (yağsız)
  • Elma suyu, portakal suyu
  • Meyvelerden şeftali, muz, ekşi elma (kabuksuz)
  • Haşlanmış patates
  • Beyaz ekmek
  • Sarı leblebi


Annemin biz küçükken ishal olunca yaptığı hasta yemeği tarifi:

İshal olmanın güzel yanıydı benim için. Bütün evin ilgisiyle birlikte tabi.

Malzemeler: Kabuklarıyla haşlanmış patates, tercihen yağsız yoğurt, sarımsak, tuz, kuru nane.

Hazırlanışı: İyice haşlanıp kabuğu soyulmuş patatesler ezilir, tuzla karıştırılır. Bir tabağa ince bastırılarak düzeltilir. Bir kapta yoğurt, iyice dövülmüş sarımsakla karıştırılır. Patatesin üzerine yayılır. Üzerine biraz nane serpilir. Çocuğa sanki çok özel bir şeymiş gibi sunulur.

Eğer iştahı ve sofrada oturacak hali de yoksa, yemek yedireceğim diye çok yormayın. Birkaç lokma beyaz ekmek, midesinde biraz suyu tutmak için yeterli olabilir. Mide kramplarına da iyi gelir. İshali geçip, iştahı yeniden açılınca kaçırdığı öğünleri tamamlayacaktır, üzülmeyin.

Doktorunuzu arayın tabi mutlaka, özellikle 1 yaşından küçükse benim tavsiyeler uymayabilir. Tuz vermenizi istemeyebilir, ya da getir bir görelim diyebilir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 19 Temmuz 2009 Pazar 05:00:14 UTC  #    Yorumlar [0]
# 04 Nisan 2009 Cumartesi

Atopik ciltli bebekler konulu yazımda Tan'ın cildindeki sorunları yazmıştım. Yaklaşık 10 gün önce Tan'ın yüzündeki ve kafasındaki kızarıklıklar vücudunun her yerine yayıldı. Kafasını sürekli kaşımaktan alnı ve başının tepesi bayağı bir kedi tırmalamış görüntüsü almıştı son günlerde. Her gün babasıyla birlikte oğlumuzun bu haline bir yandan üzülüyor, bir yandan da  "Oğlum dün gece de kediler mi girdi odana" diye şaka yapıyorduk.

Sorun artık kaşınmaktan geceleri uykulardan uyanmaya ve 5-6 kez kalkmaya varınca, tekrar doktorumuzun yolunu tuttuk. Kendisinin önerisiyle gittiğimiz dermatoloğun verdiği antihistaminiğin büyük faydasını gördük. Neredeyse 3 aydır yok diş, yok gaz, yok grip gibi nedenlerle uyandığını sandığımız küçük oğlumuz kaşınmaktan uyuyamazmış meğerse. Düşününce çok üzülüyor insan. Tamam kafayı kaşıyabilirsin ama ya sırtı, bacağı, kolu....

Yüzündeki ve vücudunun bazı yerlerinde oldukça yoğunlaşan atopik döküntüler için steroidli kreme bu sefer de başvurmak zorunda kaldık ne yazıkki. Bundan sonra  oluşacak yeni kızarıklıklar için steroid içermeyen yeni bir kremi deneyeceğiz. Her gün yatmadan önce banyonun ardından cildi iyice kurulamadan nemli bırakıp, yoğun bir nemlendirici ile sorunu hafifletmeye çalışacağız.

Tabi benim de bu aralar keyfime diyecek yok. 7 aydan beri  yaklaşık bir haftadır geceleri sadece bir kez emzirmek için kalkıyorum ve oğlumu yatırdıktan sonra başım yastığa değer değmez uyuduğum için sabahları melekler gibi kalkıyorum.

Uyku ile ilgili diğer yazılar

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 04 Nisan 2009 Cumartesi 21:42:39 UTC  #    Yorumlar [3]
# 11 Mart 2009 Çarşamba

Kitubi'ye selam.  Aslen Damla'nın ablası, cumartesi  günü de tam 6 aylık olacak Tan'ın annesiyim.

Damla'nın uzun ısrarları sonucu Kitubi'ye iki kalem bir şeyler yazıyorum sonunda. Evet küçük bir bebekle  boğuşmak zor ama kabul ediyorum biraz da tembelim.  Mail'lerime bakmak bile aylarımı aldı. Kabahati de hep benim küçük kuzuma attım.

Neyse gelelim sadede. Tan çok problemli bir bebek değil. Gaz sorunumuz da dahil olmak üzere öyle çok ciddi bir problem yaşamadık, hep kısa sürede atlattık. Ama Tan doğduğundan beri halledemediğimiz tek sorun cildinin fazla allerjik olması. Yüzündeki ve  alnındaki kızarıklıklar bazan egzama görüntüsüne kadar vardı, bir kayboldu bir geçti. Son bir aydır da bu kızarıklıklar bacaklarında ve kollarında da görülmeye başladı.

Belki  başka bir öneri getirir diye gittiğimiz 2. bir doktor, kortizonlu krem ve atopik ciltler için nemlendirici önerdi. Kortizonlu kremi daha önce de 2 gün kullanmıştık ama, yeni doktor 5 gün kullanmamızı önerdi. Gerçekten de kızarıklıklar bir kaç günde geçti ama dün yeniden başladı. Doktoru yeniden aradık, bir süre kortizon kullanamayacağımızı  nemlendirici ile devam etmemizi söyledi. Bu arada, kafasında da konak benzeri bir görüntü vardı ve aylarca geçmedi. Kullandığımız konak önleyici şampuanı  bırakarak atopik ciltler için saç-vücut şampuanı aldık ve hemen etkisini gördük.

Ben de oldukça allerjik olduğumdan Tan'ın allerjisinin ilerlemesinden korkuyorum. Haftaya katı gıdalara başlayacağız. Benim gibi astım-bronşitli diğer annelerin katı gıdalarla ilgili tecrübelerini merak ediyorum. Umarım çok ciddi bir sorun yaşamayız.

Damla'dan Not: Dil gelişimi ile ilgili yazıyı unutmadım, ilk fırsatta devamını yazacağım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 11 Mart 2009 Çarşamba 20:23:53 UTC  #    Yorumlar [8]
# 16 Şubat 2009 Pazartesi

2 yaşındaki çocuklara ilacını nasıl içiriyorsunuz?

Fena halde ateşi çıkıyor. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Dün akşam antibiyotiğe başladık. Doktor antibiyotiğin olayı devralması 48-72 saat sürer, tahminen bu gece ateşi daha da çok çıkacak dedi, haklıymış. 5-6 kez titrete titrete banyo yaptırdık. Akşam ve sabah sorun yoktu, bu akşam ateşin de verdiği halsizlikle antibiyotiği içirmeye çalışırken uykudan gözleri kapanıyordu. Ne söylediysek ikna edemedik. Kaşık seçenekleri, minik suluklar, sonra sütüne karıştırdık sütü de içmedi. Enjektör ile (iğnesi olmadan) zorla içirmeye çalıştık, bir kısmını içirebildik, nasıl üzücü ve sinir bozucu bir şey olduğunu anlatamam. Koca çocuk artık karşı koymayı da çok iyi biliyor.

Yatırdıktan 1.5 saat sonra ateş 40'a çıktı (kulaktan). Calpol'den sonra sıra İbufen'deydi, içer mi antibiyotik tecrübesinden sonra? Siz olsanız içer miydiniz? Aklıma daha küçükken kullandığım biberon taktiği geldi. Biberonun ucunu, kapağı da takılıyken ters çevirip içine ilacı dolduruyorum, sonra halen tersken, biberonun şişesini de takıp içiriyorum (direk biberona koyunca yoğun ilaç yapışık kalıyor plastiğe). Olayın başı yine zorlamayla oldu ama gerisini içti, içiremediğimiz antibiyotiği de ekledik. Şimdi ateşi düşmüş.

Bu arada sanırım İbufen daha etkili ateş düşürmede, Calpol gündüzden beri öyle 36'lı seviyelere düşüremiyor ve etkisi de 3 saatten fazla sürmüyor.

Siz nasıl içiriyorsunuz ilaçları? Yarın bizi epey yaratıcılığın beklediğini tahmin ediyorum.

posted on 16 Şubat 2009 Pazartesi 21:56:29 UTC  #    Yorumlar [21]
# 07 Şubat 2009 Cumartesi

Sabah uyanıp da iki göz kapağı yeşil yeşil yapışık, iki burun deliğini de yeşil yeşil tıkanık karşısında görünce insan biraz panik oluyor. Ben olsam oturur yatağımda ağlarım, "anne gel karanlık, göremiyorum, gözüm yapıştı" diye. O haliyle kalkmış yatağından, "anne'ciğim siler misin (hızlanıyor buradan itibaren), nanne'ciim silermisin (yavaşlıyor) lüt-fen gözü-mü?,  luttffen (hızlı) silermisin  ". Pamuk biraz sıcak gelince de (hassas diye herhalde) "annecim, silmeannecim silmeannecim (çok hızlı)". Bu annelik çok fena. Her iki gözünde kurumuş yeşil çapakların dışında, gözlerinde şişlik ve kızarıklık da vardı, anladığım kadarı ile hastalık akut bakteriyel konjoktivit'miş, başka bir deyişle, bir çeşit bakteriyel göz enfeksiyonu.

Çarşamba akşamı servisten indiğim yere karşılamaya gelmişler ablasıyla, sürpriz olsun diye. Yolda tek gözünden yaş aktığını farketmiştim. Sanırım rüzgardan oldu dedi ablası. Ben de toz kaçmıştır diye üzerinde durmadım. Perşembe sabah bir şeyi yoktu (ya da farketmedim), perşembe gündüz ablası yaşaran gözde çok çapak biriktiğini haber verdi. Akşam eve geldiğimde gözünde sarı-yeşil akıntı vardı, yatırırken hafif şişme başlamıştı. Doktorunu aradım, günde 3 kez kaynamış ılış su ile silip, damla damlatın dedi (antibiyotikli bir damla).

Cuma sabahı ilk paragraftaki vaziyette kalktı. İki gözü de şişti, halbuki diğer göz gayet iyi görünüyordu önceki gece. Biraz panik yapıp, doktoru aradım, size mi göz doktoruna mı götürmeliyiz diye, o da aynı tedaviyi verip biraz bekleyeceğiz, sabah böyle kötü görünür, öğleden sonraya hafifler dedi. Gerçekten de hastalandığı kadar hızlı bir şekilde iyileşti gözü. Bu akşam yatırırken neredeyse tamamen iyileşmişti. Sonra öğrendim ki, bu tür göz enfeksiyonu kendi kendine bile 2-3 günde geçermiş ama tehlikeli türler de olduğundan, tedaviye cevap verip vermediğinin hızla anlaşılması için, antibiyotikli damla kullanılırmış.

Notlar:

  • Hastalık bulaşıcı, başkalarını korumak için okula gönderilmemesi ve ailede herkese ayrı havlu, mümkünse kağıt havlu kullanımı öneriliyor.
  • Hem rahatlama, hem hızlı iyileşme için gözlerdeki çapağın kaynatılmış ılıtılmış su ve steril ped yardımı ile temizlenmesi öneriliyor. Sadece dışarıdan temizlenmesi, korneaya zarar vermemek için, gözün içinin temizlenmemesi öneriliyor. İki göz için ayrı, yeni ped kullanımı öneriliyor.

Bebeğin gözüne daha kolay damla damlatmak için:

Geçen sene de bu zamanlarda göz doktorunun şalazyon (hala sanki arpacıkmış gibi geliyor ama neyse) teşhisi koyduğu şeyle uğraşıyorduk. Peşpeşe belki 10-20 tane minik şişlik çıktı gözünde. O zamanlar damla damlatmak gerçekten kabustu, elini kolunu sıkı tutup, zorla üzerine eğilip damlatmak gerekiyordu. Ne zaman damla damlatıp yatırsak, ağalayarak uyanıyordu, kabus görüyordu sanırım.

Bu defa, ben sırt üstü yatıp, omuzuma onu yatırarak sıktığımda, hem hareketini çok daha rahat, canını yakmadan kısıtlayabildiğimi, hem de üzerinde eğilip onu bunaltmak yerine tavandan sarkan uçakla dikkatini dağıtarak sıkabildiğimi keşfettim. Bu akşam ilk gözüne damlatmamıza izin verdi, ikinciye birazcık kaba kuvvet kullandık :(

Gözüne kompres yapmak için:

Gözüne kompres yapmanız gerekiyorsa, hiç onun gözüne dokunmadan önce, iki set ped edinin. Birini ıslatıp sıkıp kendi gözünüze koyun, o da sizi taklit etmek isteyince onunkini kendi eli ile gözüne koymasını sağlayın. Sonrasında hadi sen benimkini tut, ben seninkini diye değiş tokuş yapılabilir. Daha uzun süreli ılık kompres için kaynatılmış doğal bebek süngeri kullanabilirsiniz.

Burada çabuk iyileşmesinden söz ettim ama, çocuğunuzun gözünde bir sorun olduysa mutlaka doktorunuzu arayın, asla sormadan ilaç kullanmayın. Bakteriyel konjunktivit basit bir enfeksiyon olsa da, bazı göz enfeksiyonlarının, çok nadir de olsa körlüğe kadar giden sonuçları olabiliyormuş. Sitenin kullanım şartlarına bakın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 07 Şubat 2009 Cumartesi 22:08:36 UTC  #    Yorumlar [12]
# 26 Ocak 2009 Pazartesi

Oyun grubu için yuvaya başladığından beri her ay bir kez hastalanıyor. Bağışıklık sistemi güçleniyor diye avutuyorum kendimi.

Kendim grip olduğumda ilaç kullanmam. Ilgaz için hiç kullanmam (ateş gibi zorunlu haller dışında), hele bu haberi okuduktan sonra.

Ama o öksürürken de kayıtsız kalmak mümkün değil. Ilgaz'a içirdiğim doğal çaylar içinde rahatlattığını deneyerek gördüğüm iki tarifi paylaşacağım:

Elma Çayı

Bu çayı sevgili kayınvalidem onları bir ziyaretimizde benim için yapmıştı. Hem tadına bayılmıştım, hem de öksürüğüme iyi gelmişti. Ilgaz ilk defa grip olduğunda ilk aklıma gelen ilaç bu çay olmuştu. O kadar leziz oluyorki bence bol bol yapın kendiniz de için :)

Malzemeler:

  • 1/2 elmanın kabuğu (ya da bir parça elma)
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 1 tutam ıhlamur
  • 1 dolu tatlı kaşığı bal (1 yaşından küçükse koymayın*)

Elma kabuklarını tarçınla birlikte kaynatın. Misler gibi kokular çıkmaya başlayınca altını kapatıp ıhlamuru ekleyin. 10 dakika bekletip süzün. Bal ekleyip çocuğunuzun içeceği ılıklığa getirin. Fazla da soğuk olmamasında yarar var.

Not: Ülkemizde her ne kadar tabir olarak "ıhlamur kaynatmak" olarak geçse bile, ıhlamurun kaynatılarak değil, demlenerek hazırlanması gerekiyormuş.

Öksürük Limonatası

Sevgili kayınpederim de bitkisel otlara merakımı bildiği için bana Yeşil Eczane kitabını almıştı (evet benim sırtım yere gelmez :)). Bu tarifi de bu kitaptan seçtim.

Malzemeler:

  • 1 tatlı kaşığı limon kabuğu rendesi (organik limon kabuğu yazıyordu)
  • 1/2 limonun suyu
  • 1 tatlı kaşığı adaçayı
  • 1/2 çay kaşığı kekik
  • 1 tatlı kaşığı bal (*1 çorba kaşığı diyordu tarifte, azalttım, 1 yaşından küçükse koymayın)

Adaçayı, kekik, limon kabuğunun üzerine kaynar su döküp 15 dakika bekletin. Süzüp, limon suyu ve bal ekleyin.

* Bal yerine pekmez kullanabilirsiniz. Ama bitki çaylarını verirken ille de tatlı bir şey eklemeniz gerektiği yanılgısına kapılmayın. Ilgaz normalde tatlı şeyleri sevdiği halde, özellikle limonlu çayları şekersiz de severek içiyor. Belki sizin çocuğunuz da sever, kimbilir?

Burun tıkanıklığı için bu yazıya da bir göz atabilirsiniz.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 26 Ocak 2009 Pazartesi 13:16:13 UTC  #    Yorumlar [13]
# 10 Aralık 2008 Çarşamba
Evde bir kara delik var, dereceleri yutuyor. Hamileliğimin 7,5. ayında fena halde grip olduğumda dijital derecemizi bulamamıştık, 31 Aralık 2006 gecesinin bir yarısı (01 Ocak 2007 sabahı da denebilir) Gökhan'cığım nöbetçi eczaneden civalı termometre almıştı, yılbaşının ertesi de bayrama denk gelince bütün bayram bu dereceyle idare ettik. Kırk yılın başı bir ateşim çıktı (en son hatırladığım ilkokulda dişim apse yaptığında) şöyle ağzımın tadıyla bir ateşimi ölçemedim, her seferinde silkele, 5 dakika bekle, gözleri kıs oku.

Kulağa iyi yerleştirilmezse doğru ölçmüyor gerekçesi ile önermemişti doğum öncesi eğitimdeki çocuk doktoru. Biz de bu nedenle Ilgaz için dijital edinelim dedik bir tane. Dedesi Ilgaz'a yenisini hediye aldıktan sonra bir delikten çıktı eski termometre. Eskisinin pili bitmişti ki, Ilgaz'ın burnu akmaya başladı. Dereceyi aradık, şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi. Yine civalıya talim. Üstelik kırılma halinde civa tehlikeli olduğu için önerilmiyor çocuklarda eski tip ateş ölçerler.

Annenizi Babanızı Kızdırmayın
Babamın selobant ahı tutmuş olmalı. Adamcağız eve destesiyle getirirdi bantı, ne zaman ona bir iş için lazım olsa, bir tane rulo bulunamazdı. Bir tane benim için bir yere koyun, ona bari dokunmayın derdi. Bir de "aldığınızı aldık yere koyun" derdi sürekli (becersem hayatımın kolaylığını sağlayacak olan, ancak bir türlü tam olarak uygulayamadığım, ve fakat kendi selameti için Ilgaz'a bir biçimde öğreteceğim öğretisidir).

Neyse, yuvaya başlaması ile burun akmasının sürekli hale gelmesi, "bu eve bir termometre alına" kararını zorunlu hale getirdi. Bebeğin bebeklikten çıkması ile koltukaltına dereceyi yerleştirip, yeterli süre bekletmek üzere fiziksel olarak veya ikna ile olarak zaptetmemiz güçleşince, kulak termometresi almanın mantıklı olacağına hükmettik. Bir Braun Thermoscan Ates Ölçer 4020 edindik.

Kurban Bayramlarında Yanarım

Pek doğru bir zamanlama olmuş. İki sene sonra yine kurban bayramında o zaman cenin olan Ilgaz efendinin, bu defa da bağımsız bünyesinde ateşler ortaya çıktı. İlk ölçüm biraz sorunlu olsa da, bak sesi dinle, kendin ölç, okuyalım birlikte şeklinde olaya ısıttık. Gece yatırmadan önce, gece o uyurken de ölçmemiz gerekeceğini, kusura bakmamasını ilettik. Değişik durumların öncesinde bilgilendirme ile olası arızalar (sorun çıkartmasına arıza yapmak diyoruz) önlenebiliyor. Ateşli, parasetamollü, uykusuz ama görece sorunsuz bir gece geçirdik. Bu akşam ateşin yükselmemesini umuyorum.

Filtreleri her seferinde değiştiriyor musunuz?
Bu arada kılavuzunda her ölçümde yeni filtre kullanımından söz ediyor. Çok anlamsız ve maliyetli geldi. Basit bir plastik gibi görünüyor. Filtreyi kaç kez kullanıyorsunuz? Temizlemeyi deneyen var mı?

Kafa Küt?
Umarım Tan'a da bulaşmaz. Ilgaz her fırsatta Tan'ı öpmek için elinden geleni yapıyor. Bu arada aklımızı okumaya başladı. Bugün ablam kapıya yakın Tan'ı emzirirken, kafası çarparmı diye düşünerek kapıya bakıyormuş, Ilgaz "Teyze, kafa, küt" demiş :) Geçen gün de o bir şey anlatırken, bunu nasıl hatırlıyor diye düşündüğüm sırada yüzüme bakıp "hatırlıyorum, hatırlıyorum" dedi.


posted on 10 Aralık 2008 Çarşamba 21:19:18 UTC  #    Yorumlar [2]
# 17 Ekim 2008 Cuma

Tam 18-24 aylık bebek bakımı serisinin hijyen ve gezme çantası yazısını yazacaktım ki, Özlem'den muhteşem bir yazı geldi. Özellikle kız bebeklerde, ki biz Ilgaz için bir defa almak zorunda kaldık ve erkek olduğu halde tam yarım günümü aldı, idrar tahlili almak çok zor. Sevgili pratik, analitik ve üstüne de anne olan arkadaşım Özlem bezli bebeklerde idrar tahlili numunesi almak için çalışan bir sistem geliştirmiş. Ve bu sıkıntıyı çeken, idrar almak zorunda olan tüm anne babalar faydalansın diye idrar tahlili alma sisteminin nasıl hazırlanacağını fotoğrafları ile birlikte bana göndermiş. Bekletmeden yayınlayayım dedim, malum sağlık konuları her zaman düzenden öncelikli.

Eğer sizin de kendi geliştirdiğiniz çözümleriniz, el yapımı oyuncak, malzeme reçeteleriniz, denenmiş, onaylanmış mama tarifleriniz varsa, Kitubi'de yayınlamaktan memnun olurum.

Özlem'in ağzından aynen aktarıyorum. Resimleri küçültmek için kestim, isteyene büyüklerini mail atabilirim. Sorularınız varsa yorumlara yazın, Özlem yanıtlayacaktır.

"Damlacığım,

Çok orijinal bir şey olduğunu sanmam ama belki birilerinin işine yarar çünkü ben yaklaşık bir ay kadar tahlil almaya çabaladım. Ama Yağmur poşeti çekip çıkararak kendisine de ufak çaplı ağda yaptığı için çılgınlar gibi ağlıyordu.

Sonunda ben de eski usul ocakta ısıtarak ve octenisept sıkarak sterilize etmeye çalıştığım bir makasla önce bezde bir delik açtım açtığım deliğin kenarlarını yine aynı steril makasla kesilen betafix yapıştırıcıyla (yumuşak olduğu için bu iyi oluyor) kapattım. (Bezin içindeki parçalar dökülmesin diye)

Daha sonra bezin iç kısmı dışarıda kalacak şekilde (Yani bezin tersi içeride kalacak, idrarı emmemesi için) tahlil poşetini yapıştırdım ve üst kenarını bantla beze sabitledim.

Uzun tarafını yerçekimini düşünerek bollaştırıp torbalaştırarak kenarlara bantladım. Eğer bebek fark etmezse bantlanmasa da olabilir.

Bezi bebeğin uyanık ve ayakta olduğu saatlerde bağlayıp sürekli takip etmek gerekiyor. Bir de bağlarken aynı bantlardan bezin beline de yapıştırmak lazım.

Bebek yatarken bağlayınca bu sistem çalışmıyor.Ayrıca yine tecrubeyle sabit kaka için de kullanılabilir.
İdrar poşete dolunca evin hastahaneye veya laboratuara yakınlığına bağlı olarak poşetten şırıngaya çekebilir isterseniz tahlil kavanozuna aktabilirsiniz veya yine hazırda bekletilen steril bir makasla bir delik açarak kavanoza aktarabilirsiniz. Tüm bu işlemlerde steril eldiven kullanılırsa iyi olur veya elleri özel octenisept gibi sıvılarla temizlemek lazım. Ayrıca Tahlil kavanozunun da açılmamış olması gerekiyor.

Sevgiler
Özlem"

Özlem'ciğim için çok teşekkürler...

posted on 17 Ekim 2008 Cuma 10:04:40 UTC  #    Yorumlar [2]
# 18 Ekim 2007 Perşembe

Demir damlasını vermenin acısız ve temiz bir yolunu buldum!
Çocuk doktorumuz katı gıdalara geçişle beraber demir damlası takviyesi verdi. Kabızlığa yol açabileceğinden doğru düzgün sebze yemeye başladığında başlarsınız demişti. Ilgaz'ı sebzelere alıştırmak ancak et ve yoğurt eklemekle mümkün olabildiği için demire de epey sonra başlayabildik. Başlamamızla, bu ilaçtan nefret etmemiz de bir oldu.

Demir damlasının tadı iğrenç. Öncelikle böyle kötü tada sahip bir şeyi bebeğe vermek istemiyorsunuz. Hadi sağlığı için verdik diyelim. Çocuk tadını aldığı anda ağzından çıkartmak istiyor. Çıkartırsa ve çıkanları da kontrol edemezseniz üzerine bulaşıyor. Ve bu damla öyle bir leke yapıyor ki çamaşır suyu bile çıkartamıyor. Çok titiz bir anne olduğumdan değil, ama pas lekesi de bir bebeğin giysilerine fazla artık.

Bu damlayı bebek tadını fazla almadan vermenin bir yolunu bulmak gerekiyordu. Aklıma damlalık geldi, ama evde yoktu. Ilgaz'ın burun tıkanıklığı için damlalık şeklinde serum fizyolojik tüpleri kullanıyorduk, evde bunlardan vardı. Doktorumuzun reçete ettiği miktarda demiri kaşığa damlatıp boş tüpe çektim ve tüpte nereye kadar geldiğine baktım. Şimdi hergün o kadar miktarı tüple çekip bebeğin ağzında çabuk yutabileceği kadar içeride bir yere yavaşça sıkıyorum. Sonra da çenesini 3-5 saniye kapalı tutup öpüyorum onu. Ne olduğunu anlayamadan demirler midesine inmiş oluyor. Sonra da bir kağıt peçete ile tüpü güzelce silip ilacın kutusuna kaldırıyorum.

Demir damlasını akşam saatlerine bırakmayın
Demirin veriliş zamanı ile ilgili de bir bilgi iletmek istiyorum. İlacın içinde bebeklerin mamalarına karıştırılması ve kalsiyum içermeyen yiyecekler ile verilmesi öneriliyor. Ancak, bebeklerin kalsiyum içermeyen öğünü yok gibi. Yani bizimki gibi yoğurtseverler için özellikle. Hal böyle olunca ben de çareyi meyvesiyle yoğurt vermemekte ve demiri bu öğünde (akşamüstü) vermekte buldum. Demire başladıktan sonra Ilgaz geceleri ağlayarak uyanmaya başladı. Türlü çabalarla güçlükle geri uyutabiliyorduk. Aklımıza hemen demir gelmedi tabi. Her şeyin günah keçisi dişler ya, suçu önce dişlere attık. Baktık alt iki dişten sonra çıkan bir şey yok. Sonra durumu arkadaşım Özlem'le konuşurken, onların doktorunun 7. aydan sonra gece uyanmaları başlar dediğini aktardı. İnternette araştırdım, özellikle ayrılık korkusu başladığı dönemde bebek gece uyanıp yalnız olduğunu farkettiğinde ağlamaya başlıyormuş. Ancak, bizimkinde anlatılanlardan farklı olarak, gaz sıkıntısına benzer bir hal de vardı. Bir şey dokunuyor olabilir mi diye düşünürken demir ilacının yan etkisi olabilir mi diye düşündüm. Doktorunu aradım. Hiçbir katkı maddesini akşam saatlerine bırakmayın dedi. İçinde yazanları ve menü sıkıntımızı aktarınca, siz içinde yazana bakmayın, ben size izah etmiştim, yemekle vermenize gerek yok, ne aç ne de tok olsun bebek dedi. Ben hatırlamıyorum, ama kafamız katı gıdalara geçişle karışıkken, bir de aşı sonrası ağlaması ile dinlediysek atlamış olabiliriz diye düşündüm. Şimdi kahvaltısını yedikten yarım saat kadar sonra vermeye çalışıyoruz. Şimdilik takip ediyoruz bakalım.

Güncelleme: Demir lekesini çıkartmak için yorumlara bakın!

posted on 18 Ekim 2007 Perşembe 21:23:38 UTC  #    Yorumlar [2]