Thursday, October 23, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Çalışan bir anneyim.
Hafta içi yemeklerimizi bebeğimizin bakıcısı hazırlıyor. Evde kimse ne yemek pişirileceği konusunda fikir beyan etmek istemiyordu. Son dakikada aklımıza bir şey gelirse ya malzeme olmuyor, ya da eti çözdürmek lazımdı, fasulyeyi suda bekletmedik gibi hazırlık gereksinimleri yüzünden alternatif aramak gerekiyordu.

Herkesin gönlü oldu
Eşimden de onaylı çoktan seçmeli bu planı, aslında bakıcımıza kolaylık olması ve bir miktar da insiyatif sağlaması açısından hazırladım. Yoğunluğuna göre kolay ya da zor bir yemek seçebiliyor, kendi canının çektiği şeylere öncelik verme şansı doğuyor. Daha keyifle yemek pişiriyor. Ne pişireceğim sorununun çözülmesi o kadar iyi oldu ki, keşke kendim yemek pişirdiğim zamanlarda düzene koysaymışım diyorum.

Çocuğumuzun ve bizim ihtiyaç duyduğumuz besinleri aldığımızdan emin olurken damak zevkini de bozmamaya dikkat ettim. Buradan sonrasını bakıcımıza hazırlayıp gönderdiğim şekilde yayınlıyorum. Afiyet olsun :)

.............................................................................................


7 GÜNLÜK YEMEK PLANI
Türk yemeklerinde zeytinyağlı yemeklerin önemli bir yeri vardır. Ancak Ilgaz bu aralar pek tercih etmediği için bunalmasın diye haşlama (buharda) sebze ağırlıklı hazırladım. Birkaç ay sonra deneyip değiştiririz. Bunun yanında benim aklıma gelmeyen yemekleri de yapabiliriz. Beslenme ve damak tadı açısından dengeli bir menü hazırlamaya çalıştım, her zaman değişiklik yapabiliriz. Aşağıda verdiklerim sadece örnekler, mevsim sebzelerine göre, pazarda bulduğumuz taze farklı sebzeleri de kullanarak çeşitlendirebiliriz. Günlerini değiştirebiliriz.
Karışık yemek pişirdiğimiz günlerde, salataları soslamadan önce yemeğin malzemelerinden Ilgaz’ın hem tabaklarını süslemek, hem de yemeğin karışmış halini sevmemesi riskine karşı bir miktar ayırabiliriz.

Tencere yemeği günü
Pilav ya da makarna, salata ya da yoğurt türevi ile birlikte.

  • kıymalı bezelye, pilav, cacık
  • parça etli türlü, bulgur pilavı, yoğurt
  • dolma (biber, domates, kabak, kara lahana, lahana), makarna, salata
  • kıymalı ıspanak (semiz, pazı), üstüne sarımsaklı yoğurt, peynirli erişte
  • etli ya da kıymalı kapuska, kuskus
  • kıymalı fasulye, pilav, cacık

Hamur işi günü

  • Börek (ıspanaklı, kıymalı, patatesli), salata
  • Çeşitli moldov börekleri :) (kolaylarından)
  • Lazanya
  • Gözleme
  • Fırın makarna (peynir, kıyma, sebze eklenebilir), salata
  • Ev pidesi (kıymalı mantarlı, karışık, kuşbaşılı kaşarlı)
  • Birkaç haftada bir dışarıdan lahmacun veya pizza alabiliriz
  • Soslu makarna (kıymalı yoğurtlu, domatesli hellimli, kremalı mantarlı, ızgara tavuklu mısırlı)
  • Sosyete mantısı
  • Tirit

Et yemeği günü

  • yanında buharda haşlanmış sebze/ kızarmış sebze /sebzeli meze ya da çorba
  • Havuçlu, reyhanlı tavuk yanına bezelye, havuç, patates (garnitür şeklinde)
  • Biftek, kızartma veya haşlanmış sebze (fasulye, karnıbahar, brokoli, bezelye, havuç, vb)
  • Fırın poşetinde sebzeli tavuk, yayla çorbası
  • Haşlama et, salata
  • Haşlama kemikli tavuk (servis yapmadan kemikleri ayıklamak iyi olur), suyuna pilav ya da çorba, haşlanmış sebze (hepsi buharda pişirilebilir, alttaki suya çorba ya da pilav yapılabilir)
  • Çin yemeği, çin pilavı (ya da eriştesi)

Bakliyat günü

  • Etli kuru fasulye, pilav, yoğurt, turşu
  • Etli nohut, pilav, hoşaf
  • Zeytinyağlı barbunya, pilav, yoğurt
  • Kıymalı erişteli yeşil mercimek yemeği, patates salatası veya yoğurtlu havuç salatası
  • Kara kız köftesi (kıymalı, cevizli sosla), çoban ya da havuçlu salata
  • Kısır, marul, ayran
  • Mercimek köftesi, marul, ayran
  • Soya fasulyesi gibi farklı bakliyatlardan yemekler

Salata günü
Sadece salata yapıldığında, biraz etli ve peynirli malzeme ile biraz makarna, pirinç ya da patates tipi malzeme olursa daha doyurucu olur.

  • Bol marul, peynir (kaşar, dil, sert beyaz peynir), mısır, haşlanmış makarna, somon (haşlanmış et, ton balığı, karides, vb), domates, salatalık, turşu veya zeytin
  • Lahanalı salata
  • Rus salatası
  • Patatesli pancarlı salata
  • Buharda haşlanmış brokoli, erişte, patates, tavuk

Köfte günü

  • Fırında köfte patates, salata, ayran
  • Sebzeli köfte, kuskus
  • Sulu, ekşili köfte
  • Hamburger (evde yapılmış köfte ile)
  • Köfteli ekmek kebabı (kalmış ekmekler değerlendirilir
  • Köfte, mücver (ıspanak, pırasa, patlıcan)
  • Köfte, yoğurtlu kereviz ve patates püresi, veya patates salatası

Balık günü

HAFTALIK MENÜ (vakit oldukça)

  • Haftada bir defayı geçmeyecek şekilde hoşaf ya da limonata yapabiliriz (birkaç gün içilecek miktarda)
  • Haftada bir günü geçmeyecek şekilde kek, kurabiye, sütlü tatlı, poğaça, tahinli ekmek gibi birkaç gün yenilebilecek hamur işleri yapabiliriz. Bunlarda beyaz unu esmer unlarla karıştırarak, şekeri azaltıp pekmez, kuru meyve ekleyerek, ceviz, fındık, peynir kullanarak daha sağlıklı hamur işleri yapabiliriz. Dondurma da olabilir.
  • Bir-iki haftada bir evde turşumuz yoksa (varsa da) pancar turşusu yapabiliriz (birkaç gün yenilecek şekilde)
  • Haftada 2 kez birkaç gün içilecek şekilde çorba yapabiliriz (mercimek, domates, şehriyeli domates, moldov çorbası, borç çorbası, yayla çorbası, sütlü brokoli, sütlü sebze, ekşili sebze, tarhana, kitaplardaki tüm kolay çorbalar denenebilir), buhar makinesi sularını, makarna ve artmış yemek sularını, sosları çorbalarda değerlendirelim.
  • Buharda pişirdiğimiz yemeklerin sularını değerlendirelim, pilav makarna etin sebzenin altında pişebilir, suyu çorbada kullanılabilir, limon sıkılıp olduğu gibi içilebilir. Hiç kullanılmayacaksa buzluğa kaldırılıp daha sonra kullanılabilir. Önceki günden yemek kaldıysa değerlendirelim, sofraya çıkartalım.

 

.....................................................................

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Buraya da göz atın: http://haftaninmenusu.blogspot.com/

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, October 23, 2008 10:27:51 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Monday, October 20, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Önceki yazılarda da söz ettiğim gibi, düzeni sağlamak ve oğlumuzun gelişim durumuna göre öncelik vermek istediğimiz konuların hatırlanmasını sağlamak amacı ile bir rutin hazırladık. Bu rutinin dil gelişimi ve güvenlik maddeleri ile ilgili bölümünü bu yazıda yayınladım. Bu konu da ayrı bir yazı konusu ama çocuğumuzun bebeklik ve erken çocukluk döneminde (5 yaşından önce) herhangi ikinci bir dil öğrenmesinden yanayız. Bu konuda bakıcımızın Rusça biliyor olması durumunu bir fırsat olarak gördük. Aslında tercihimiz bakıcısının başladığı günden itibaren onunla hep Rusça konuşmasıydı, ama özellikle gelen gidenle iç iletişim ihtiyaçlarından dolayı bir disipline oturtamadık. Ilgaz'ın dil becerilerinin ivme kazandığı bu dönemi değerlendirmek istiyoruz. Bu arada bir sürü de Rusça çocuk kitabı edindik. Eğer becerebilirsek kendimiz de Rusça öğrenmek istiyoruz.

...

DİL GELİŞİMİ
• Daha fazla Rusça, hedefimiz biz yokken seninle Rusça konuşması.
• Rusça kitap okurken günlük hayatı anlatanlara öncelik verilmesi, göstererek anlatılması.
• Türkçe konuşmaya başlamadan önce Türkçe yaptığımız gibi, evin içinde dolaşarak obje isimlerinin Rusça tekrarlanması.
• Basit emirlerin ve yanıtlarının oyun gibi Rusça tekrarlanması. Eline bir cisim vererek, al-ver, kutu kapakları ile kapat-aç oynamak gibi.
• Düzenli aktivitelerin cümle kurularak tekrarlanması yoluyla cümle kurmanın öğretilmesi.
• Cümle kurmadan ifade ettiklerini onaylayıp, cümlelerle tekrarlamak.
• Kitap okumak.
 
GÜVENLİK
• Su dolu kap bırakmayalım.
• Ulaşabileceği yerlerde deterjan, kesici aletler, ilaç gibi zararlı maddeler bulunmasın.
• Parçaları soluk borusuna kaçabileceğinden ortalıkta balon, naylon poşet kalmasın.
• Yemek yerken, bir şey içerken yalnız kalmasın.
• Yalnızca oturarak yemek yesin(dışarıda iseniz kaldırımın kenarına oturabilir, en azından kaldırımda durarak yesin, koşmasın).
• Elinde sivri ya da kırılabilecek bir şeyle dolaşmasın, koşmasın.
• Kalem gibi sivri şeyler ulaşamayacağı yerde dursun, yalnızken oynamasın.
• Oyuncakları oynadıktan sonra toplayın (üzerine basıp düşmeyin).
• Kapıyı kilitli tutalım (anahtarla açılabilecek şekilde, Ilgaz açamasın diye)
• Eve bizim haberimiz olmadan kimse gelmesin (evde yalnız olduğun zamanlarda da)
• Yanında kafasını karıştıracak ya da hayal ürünü herhangi bir şey konuşmamak gerekiyor. Korkutacak şeyler anlatmamak, hikayelerde, masallarda korku unsurları varsa bunları okumamak gerekiyor.

Not: Ilgaz için erken olsa da Boyut yayınlarının Anaokulu dergilerini satın aldık (bu arada dergiler çok başarılı). Yanında hediye olarak "Bebekler ve Çocuklar için Temel İlk Yardım" kitabı hediye ettiler. İş gidiş dönüşlerde serviste yolluk olarak bu kitabı okuyayım dedim, bunu çoktan yapmış olmam gerektiğini farkettim. Kazalarda ne yapacağımız, ne yapmayacağımız konusunda bilgi edinip hazırlanarak, birkaç zamanında basit müdahele ile çocuklarımızı kurtarabiliriz. En basit örneği, boğazına bir şey kaçtığı için öksüren bir çocuğun sırtına vurmak, kaçan şeyin daha beter solunum yoluna yerleşmesine yol açabilirmiş. Ben kitabı evcek hatim etmemize karar verdim. Yuvaya da bir tane hediye etmeyi planlıyorum. Bence herkes kitap ya da kurs, bir biçimde ilk yardım öğrenmeli. Panik halinde hiçbir şey yapamam demeyin. Beynimizin hiç kullanmadığımız, adrenalinin de etkisiyle, böyle acil durumlarda ortaya çıkan bir kapasitesi var. Önceden bilgiyi edinirseniz, beceri, metanet ve konsantrasyonu bu kapasite halledecektir. Beynin gücünü hafife almamakta fayda var.

Sonraki yazı çoktan seçmeli sağlıklı yemek programı üzerine. Ne yemek yapılacağının kararının alınması sizin evde de önemli bir sıkıntıysa, ve hatta bu iş sizin üzerinize yıkılmış olduğu halde, bir de menüye burun kıvıranlar oluyorsa, bu yazıyı kaçırmayın...

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, October 20, 2008 10:20:32 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Sunday, October 19, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

HİJYEN
• Yemeklerden önce ve sonra ellerini yıkamak
• Dişlerini fırçalamak (kahvaltı ve öğle yemeği ve akşam yemeğinden sonra)
• Dışarıdan geldikten sonra ellerini yıkamak
• Tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yıkamak
• Yemek yerken kaşık, çatal kullanmaya teşvik etmek
• Kendi hijyenimize de aynı onunki gibi dikkat etmek, ayrıca yemeklerini hazırlamadan önce de ellerimizi yıkamak
• Biberon ve suluklarını ara sıra kaynatmak, ya da az sirkeli suda bekletmek (özellikle deterjan kokusu yüzünden)
• Yemek yediği bölgede kirlenen yerleri sık sık silmek
• Deterjan kullanılan yerlerde iyi durulamaya dikkat etmek
• Bulaşıklıkları sık sık yıkamak
• Çekmeceleri de zaman zaman boşaltıp, silip yerleştirmek

Tuvalet eğitimi ile ilgili hatırlatmalar:
• Çişini tuvalete isabet ettiremediğinde gülmeyelim, kızmayalım, sadece sakin bir şekilde içeri yapması gerektiğini anlatalım. Çıkacak sese dikkatini çekerek teşvik edebiliriz.
•  Bez çıktıktan sonra eğer tuvaletini söylemeden yaparsa kesinlikle kızmayalım, fazla büyütmeden temizliğini yapalım. Sadece sakin bir şekilde bir daha geldiğinde söyle olur mu, tuvalete yapar sifonu çekeriz tarzı ifadeler kullanabiliriz.

GEZME ÇANTASI
Büyük çanta:
• Kapalı kaplarından birinde her zaman kuru meyveler ve bir paket müsli bar
• Her zaman temiz olmasına, içinde bozulacak yiyecek, kirli giyecek olmamasına dikkat edelim
• Islak mendil, canbebe alt değiştirme örtüsü, bez, temiz tülbent (pembe kenarlı orta boy olan), yedek çorap (bir çift), çatal, bıçak, kaşık (1 takım), küçük boy şampuan, nemlendirici gibi malzemeleri, baharda ve yazın güneş koruyucu, mevsimine göre şapka, bere, atkı, küçük bir örtü içinde hazır bulunsun. Havaya göre giysi, su ve yiyecek eklediğimizde hazır hale gelsin.
Kısa gezilerde:
Su, Islak Mendil, Kuru Mendil, para, anahtar, telefon her zaman yanınızda olsun. Telefonunda bizim, yakınlarımızın, doktorunun, hastanenin, ambulansın, polisin telefonu kayıtlı olsun.

Bu seride sonraki yazı Dil Gelişimi ve Güvenlik...

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, October 19, 2008 9:52:01 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, October 17, 2008

Tam 18-24 aylık bebek bakımı serisinin hijyen ve gezme çantası yazısını yazacaktım ki, Özlem'den muhteşem bir yazı geldi. Özellikle kız bebeklerde, ki biz Ilgaz için bir defa almak zorunda kaldık ve erkek olduğu halde tam yarım günümü aldı, idrar tahlili almak çok zor. Sevgili pratik, analitik ve üstüne de anne olan arkadaşım Özlem bezli bebeklerde idrar tahlili numunesi almak için çalışan bir sistem geliştirmiş. Ve bu sıkıntıyı çeken, idrar almak zorunda olan tüm anne babalar faydalansın diye idrar tahlili alma sisteminin nasıl hazırlanacağını fotoğrafları ile birlikte bana göndermiş. Bekletmeden yayınlayayım dedim, malum sağlık konuları her zaman düzenden öncelikli.

Eğer sizin de kendi geliştirdiğiniz çözümleriniz, el yapımı oyuncak, malzeme reçeteleriniz, denenmiş, onaylanmış mama tarifleriniz varsa, Kitubi'de yayınlamaktan memnun olurum.

Özlem'in ağzından aynen aktarıyorum. Resimleri küçültmek için kestim, isteyene büyüklerini mail atabilirim. Sorularınız varsa yorumlara yazın, Özlem yanıtlayacaktır.

"Damlacığım,

Çok orijinal bir şey olduğunu sanmam ama belki birilerinin işine yarar çünkü ben yaklaşık bir ay kadar tahlil almaya çabaladım. Ama Yağmur poşeti çekip çıkararak kendisine de ufak çaplı ağda yaptığı için çılgınlar gibi ağlıyordu.

Sonunda ben de eski usul ocakta ısıtarak ve octenisept sıkarak sterilize etmeye çalıştığım bir makasla önce bezde bir delik açtım açtığım deliğin kenarlarını yine aynı steril makasla kesilen betafix yapıştırıcıyla (yumuşak olduğu için bu iyi oluyor) kapattım. (Bezin içindeki parçalar dökülmesin diye)

Daha sonra bezin iç kısmı dışarıda kalacak şekilde (Yani bezin tersi içeride kalacak, idrarı emmemesi için) tahlil poşetini yapıştırdım ve üst kenarını bantla beze sabitledim.

Uzun tarafını yerçekimini düşünerek bollaştırıp torbalaştırarak kenarlara bantladım. Eğer bebek fark etmezse bantlanmasa da olabilir.

Bezi bebeğin uyanık ve ayakta olduğu saatlerde bağlayıp sürekli takip etmek gerekiyor. Bir de bağlarken aynı bantlardan bezin beline de yapıştırmak lazım.

Bebek yatarken bağlayınca bu sistem çalışmıyor.Ayrıca yine tecrubeyle sabit kaka için de kullanılabilir.
İdrar poşete dolunca evin hastahaneye veya laboratuara yakınlığına bağlı olarak poşetten şırıngaya çekebilir isterseniz tahlil kavanozuna aktabilirsiniz veya yine hazırda bekletilen steril bir makasla bir delik açarak kavanoza aktarabilirsiniz. Tüm bu işlemlerde steril eldiven kullanılırsa iyi olur veya elleri özel octenisept gibi sıvılarla temizlemek lazım. Ayrıca Tahlil kavanozunun da açılmamış olması gerekiyor.

Sevgiler
Özlem"

Özlem'ciğim için çok teşekkürler...

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 17, 2008 12:04:40 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Wednesday, October 15, 2008

18-25 Aylık Bebek Bakımı serisinin arasına acil yazı aldım.  Bazı sorunlar için üst devrelerden yardım rica ediyorum. Ağır tempoda bir tuvalet eğitimine başladık. Fırsat olduğunda bu aşamanın öncesini de anlatırım. Son durum şu:

* Bazen tuvaleti geldiğinde söylüyor, götürüyoruz yapıyor. Genelde gündüz oyunla çok meşgulken söylemiyor, biz sorunca da gitmeyi reddediyor.

* Günün belirli zamanlarında ve eğer tuvaletini yapmaya çalıştığını farkedersek, tuvalete gidelim mi diyerek götürüyoruz.

* Sıkılmasın diye kitap okumasına izin veriyoruz, bazen şarkı söylüyoruz.

* Sifonu çekmek dışında ödül vermiyoruz.

* Alıştırma kilodu giydirdik, ertesi gün giymek istemedi, "acıo, acıo, göbek, popo" diyor.

Bundan sonrasını nasıl devam edeceğimizi tam olarak bilemiyoruz. Bazı doktorlar 15 aydan itibaren başlayın, bazıları 2 yaştan önce denemeyin diyor. Acaba kendi haline mi bırakmalıyız, yoksa kilodu giydirip, ıslana ıslana öğrenecek yaklaşımı mı sergilemeliyiz. Bu hafta, haftada 3 gün, günde 2'şer saat olmak üzere oyun gurubuna başladı. Acaba orada kendinden büyük çocukların bezi olmamasına özenerek bezin çıkmasını ister mi diye ümitleniyorum.

Bir başka sorun da gece yatırma sırasında çıktı. Birkaç gece biz onu yatırdıktan sonra, tualet, tualet dedi, götürdük, yüklü miktarda çiş yaptı. Sütünü içtiğinde çişinin geldiğine karar verip, süt içirme işini erkene aldık, sütü içtikten sonra tuvalete götürüyor, sonra yatırıyoruz.

Yatağa yatıyor, uykuya dalmak üzereyken, önce buluş yapmış gibi "tualet!" (heh, tuvalet deyince tuvalete götürüp kitap okuyacaklar, iyi ki aklıma geldi, az kaldı uyuyorduk) diyor, sonra da biz götürene kadar tualet tualet diye bağırıyor. Götürmeyelim desek çocuk kendiliğinden söylemiş, yalancı çoban hikayesine dönecek, ya gerçekten tuvaleti geldiyse. İki gece üstüste 3'er kez yataktan alıp tuvalete götürdük. Uyku saati 1 saat ileri attı. Hiçbir şey de yapmadı.

Bazen tuvalet adaptörü yardımı ile tuvalete, bazen de lazımlığa yapıyor. Bu ekipmanların dezenfektasyonunu nasıl yapıyorsunuz? Örneğin her seferinde çamaşır suyu falan kullanıyor musunuz? İdrar yolları enfeksiyonu olmasından korkuyorum.

Tuvalet eğitimi konusunda tecrübeleri olan var mı? Sizin de başınıza gelmiş miydi böyle durumlar? Ne yapmalıyız?

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, October 15, 2008 8:27:42 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [4]
 

 
 Monday, October 13, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazı:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Oğlumuzun bakıcısına yol göstermek amacı ile hazırladığım oyun zamanları notlarını aşağıda yazdım. Çocuğumuzun ilgi alanları, gelişimi için gerekli ve keyif aldığı oyun türlerini ön planda tutarak oyun saatlerini verimli geçirmelerini hedefledim.

Oyun Zamanları

Yemek ve uyku saati dışındaki vakti değerlendirirken, birkaç kritere dikkat etmek gerekli:

Çocuklar hayatı oyunla öğrenir. Gün içinde farklı oyun tipleri ile gününü verimli geçirmesine yardımcı olmalıyız. Dönemsel olarak gelişmekte olan becerilerini kullanmasını sağlayacak oyunlarla eğlenerek gelişmesini sağlamalıyız. Ona oyuncaklarını nasıl farklı şekillerde kullanacağını göstererek yaratıcılığının artmasına yardımcı olmalıyız. Küçük ev işlerini oyun haline getirirerek kendine olan güveninin artmasını da sağlayabiliriz. Kendi kendisine oynaması için teşvik etmeliyiz.

Düzenli Oyunlar:

  • Tuğlaları ve legoları ile evler, köprüler, tüneller yapmak. Tuğlalarına zaman zaman halkaları, kovaları, minik hayvanları gibi diğer oyuncaklarını ekleyerek hayal gücünün artmasını sağlayabiliriz. Büyüdükçe, bak buraya bir bahçe yaptım, bu bahçeye koyabileceğimiz bir tahravallimiz var mı, bu köprüden hangi arabamız geçsin gibi sorularla onun da oyuna daha fazla dahil olmasına, kafayı çalıştırmasına yardımcı olabiliriz.
  • Sanat (her çocuk sanatçıdır): Boyalar, hamurlar, kolaj çalışmaları, kurdeleden güller, kağıttan uçaklar, vs. Oynarken basit işleri onun yapmasını sağlayabiliriz. Bak buraya bir daire çiz de bulut olsun, bu hamur parçasını da sen koy çiçek yapalım, bu kağıdı ben katladım, se de bastırır mısın, gibi. Sadece karalama yapacak ve noktalar koyacak bile olsa, boyalarını tutup çizmesi için onu teşvik etmeliyiz.
  • Yapbozlar
  • Trenleri gibi kurulup oynanacak oyuncakları dönem dönem kurup çalıştırmalı, ilgisi ve becerisine göre oynama sıklığını ayarlamalıyız.
  • Saklambaç
  • Güzel havalarda gezinti, bahçede toprakla kova oyunları, dışarıdan taş, yaprak toplamak, ağaçlardan meyve toplamak, park ziyaretleri (başka çocukların da bulunduğu saatleri yakalamaya çalışabiliriz)
  • Topla oyunlar, örneğin yuvarlamaca (bahçede de oynanabilir arka tarafta, düşme riski olmayan yerde)
  • Oyuncak müzik aletleri veya kap kacakla müzik yapmak
  • Müzik dinlemek, sözleri ile söylemek, dans etmek

Yardım Edebileceği Ev İşleri:

  • Oyuncaklarını kendisinin toplamasına alıştırmamız gerekiyor. Her oyuncak setinin parçalarının, oyun bittikten sonra onun yardımını alarak bir arada bulunmasını sağlamak gerekiyor (Tuğlalardan yapılmış bir şehir akşam anne babasının görmesi için saklanabilir)
  • Hergün tüm evin toplanması düzenli bir oyun haline getirilebilir. Her odada, yerinde olmayan eşyalar yerleştirilir, örneğin ona kitaplarını toplama işini verdikten sonra, odanın kalanını düzenleyebiliriz. O odada olmaması gereken tüm  eşyaları bir sepetle toplayıp Ilgaz’dan yardım alarak yerlerine dağıtabiliriz. Ona da minik bir kutu eşya taşıtabiliriz. Yerinde olmayan bir eşya için, “Ilgaz bunun yeri neresi, yerine götürelim bunu?” diye sorabiliriz.
  • Toz almak. Tozlu bir yeri göstererek, temiz, deterjansız bir bezle tozunu alabilir, daha sonra başka bir yeri ondan yapmasını isteyebiliriz.
  • Elektrik süpürgesi ile odasını, ya da kaymayan bir halıyı süpürebilir.
  • Büyüdükçe ve el becerileri geliştikçe, sebzeleri ayıklama, çorapları katlama, katlanmış eşyaları yerleştirme gibi işlere yardım edebilir.
  • Çamaşır makinesinden temiz çamaşırları boşaltabilir. Kurutma makinesi kullanılacaksa çamaşırları makineye doldurabilir.
  • Yemek yerken döktüğü yiyecekleri toplamalı. Kirlettiği yerleri ıslak mendille silebilir.
  • Salona sofra kurduğumuzda kırılmayacak, dökülmeyecek eşyaları götürebilir, geri getirebilir.
  • Dışarıda kalan ayakkabıları kutularına koymaya yardım edebilir (sonrasında ellerini yıkaması gerekli).
  • Yavaş yavaş kendi bakımını yapmayı öğretmeliyiz, merdivenine dikkatlice çıkıp inerek sabah yüzünü yıkamak, ellerini ve ağzını yıkamak, dişlerini fırçalamak, saçlarını taramak, giysilerini çıkartmak, giymek.
  • Yapabileceğini düşündüğün ve tehlikeli olmayan başka işlere de yardım edebilir.

Bir sonraki yazıda Hijyen ve Gezme Çantası...

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, October 13, 2008 11:15:57 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, October 10, 2008

Günlük bir düzen oluşturmanın yarar ve zararlarından uyku serisinde söz etmiştim. Bir süredir, özellikle uykusunun teke inmesi ile programını güncellemeye çalışıyorum. Kendiliğinden bir düzen oturuyor elbette, hem bize, hem bakıcımıza önemli şeyleri hatırlatması, eve gelen ziyaretçilerimin Ilgaz'ın gününü genel olarak nasıl geçirdiğini bilmesi ve duruma göre düzenlemeler yapabilmemiz için yazılı bir program hazırlayıp, basıp buzdolabına astık. Aslında bebeğim 6 aylıkken yazmış olduğum bebek bakım el kitabını 3 aylık, hiç değilse 6 aylık dönemlerde güncellemek istiyordum, ancak 14 ay sonra, oğlum 20 aylıkken kısmet oldu. 

Rutin'in ilk bölümü rutin programını aşağıda yayınlıyorum. Oyun zamanlarında oyuna yaklaşım, ne tür oyunların uygun olduğu ve evde yardım edebileceği küçük işlerle ilgili detayları birkaç gün sonra Kitubi'de okuyabilirsiniz.

18 Aylık Bebek (ya da Çocuk) Günlük Programı

07:30 Kahvaltı
Tüm gece açlıktan sonra kuvvetli bir öğün olmalı. Genelde temel kahvaltılıkları verirken, ara sıra cornflakes, tost gibi çeşitlerle değişiklik sağlanabilir. Yumurta haftada 3 tane yeterli. Bir gün önceki öğünden kalma köfte, mezeler gibi yiyeceklerle de çeşit sağlanabilir.

      Örnek yiyecekler:
      1. Kahvaltılıklar / Peynirli veya kaşarlı tost (mevsimine göre domates de koyulabilir)
      2. Ekmek / Ev yapımı hamur işleri / cornflakes (süt ve pekmezle (bal, reçel))
      3. Meyve / Bal / Reçel / Pekmez
      4. Salatalık / Domates / Havuç / Biber
      5. Süt

Oyun zamanı  - 1

10:30 Ara Öğün (oyun grubu için yuvaya gidecekse, gitmeden önce verilebilir)
Öğlen yemeği için acıkmasını sağlayacak şekilde hafif olmalı. Tok tutacak hamur işlerinden kaçınmalı. O gün kahvaltıda az yediği yiyecek grubuna göre meyve, az miktarda yoğurt (ballı veya meyveli de olabilir) veya küçük bir bardak süt olabilir. Dışarı çıkacaksanız yanınıza kuru meyve veya su kabı ile süt, ayran alarak dışarıda atıştırabilirsiniz.

12:00 Uyku

13:30- 14:00 Öğle yemeği (Uyandıktan sonra yarım saatten fazla oyalanmasın)
Yemek, yoğurt (ya da ayran), ekmek, isterse meyve

Oyun zamanı - 2

16:30 - 17:30  Ara öğün
Meyve(mevsime göre yaş veya kuru meyveler) ve yoğurt
Akşam yemeğine kadar atıştırmayacak şekilde olmalı. Eğer erken acıkırsa, meyvenin yanında bir parça peynirli ekmek, varsa evde yapılmış hamur işi, cornflakes gibi sağlıklı yiyecekler. Eğer geç yerse sadece meyve verelim ki, akşam yemeğinde yeniden acıkmış olsun. Ayrıca mevsim uygun olduğunda çiğ yiyebileceği sebzeler (örneğin yazın limonlu bir domates ve bir dilim ekmek),  mısır, kestane gibi atıştırmalık sebzeler de verilebilir.

Oyun zamanı -3
(Ara öğününü yedikten sonra erken acıkırsa, akşam yemeğini yemeye başlasın)

19:30 Akşam yemeği
Yemek, tatlı veya kuru meyve, süt

19:45 Oyun ve uyku rutinine geçiş
20:45 Uyku

Gündüz Uyku Rutini: Tuvalet, pijama, uyanınca yapacakları üzerine sohbet, yatak
Akşam Uyku Rutini: Tuvalet, el yıkama (ya da banyo), diş fırçalama, bir kitap, bir şarkı, yatak, üstünü ört, ışığı kapat, çık, çık :)

Güncelleme ek: 1 yaşını geçtikten sonra kalsiyumun demiri tutması sebebiyle, kansızlığa yol açmaması açısından günlük 500 ml'den fazla süt ürünü tüketmesi önerilmiyor.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu seride sonraki yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 10, 2008 1:02:43 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Wednesday, October 08, 2008

Nasıl olabildiğini hiç anlayamazdım. Toplumumuz titizliği ve bebekleri aşırı korumacılığıyla tanınır. Bebekler kırkı çıkana kadar sokağa çıkartılmaz, yıkanmaz. Eldivenlenir, şapkalanır, paketlenir, beşiğinin dantelleri içinde acaba doğdum mu, yoksa doğamadım mı karmaşası içinde yatar haftalarca. Giysileri çamaşır sularında yıkanır, dezenfekte olsun diye havlularına kadar ütülenir (pestile döner o havlular). Evler silinir, silinir. Biberonlar emzikler, kaplar kacaklar kaynatılır, kaynatılır. Sokağa çıkartılırken kat kat giydirilir (Allah korusun, naaş örter gibi tüm yüzü hem de polarla örtülü şekilde bebek arabasında uyutulan çocuklar görüyorum).

Sonra sen kendi çocuğunu alır çıkarsın sokağa, ablalar, teyzeler, nineler, gelirler ellerler çocuğu kaşla göz arasında. Pazara çıkarsın, az önce havuç seçtiği eliyle gelir çocuğun elini ayağını tutar, o da yetmez öper. Ne çabuk unuttunuz bunların kedi yavruları gibi ellerini ayaklarını yaladıklarını. Sizin çocuğunuz, torununuz yok mu? Ne çabuk unuttunuz kendi korkularınızı. Sizin bebekleriniz bebek, başkalarının ki patlıcan mı? Başkalarının mikrobu mikrop, sizinki probiyotik mi?

İşte böyle düşünür, sinirlenirdim. Samimiyet hissedip yaklaşmasınlar diye asık suratla gezerdim sokaklarda. Sanıyorum şimdi biraz daha iyi anlıyorum. Ama hatırlamak ve de hatırlatmak lazım diye düşünüyorum.

Bebeğime artık bebeğim diye hitap ederken birkaç saniye duraklamaya başladığım zamanlardan beri, ilk günlerdeki korkularımın bana uzak ve biraz anlamsız geldiğini farkettim. Topraklı ellerini ağzına götüren birisini sokaktaki mikroplardan sakınmaya çalışmak? Eski korkular birer tatlı hatıra oldu, yerlerini yenileri aldı.

Her zaman bebeklere, çocuklara bayılmışımdır. Kendi çocuğum olunca hevesimi alacağımı düşünürdüm. Hiçbir zaman fiziksel olarak dokunmaya kalkmasam da sokaktaki her çocuğu uzaktan uzaktan sever, öpmek için içim giderdi. Oğlum bir yaşlarındayken, eşim bir gün isyan etti; "kadın kendi çocuğun var artık sulanmasana başkalarının çocuklarına, ayıp" diye :). Beter oldum. Şimdi onlara daha da farklı bakıyorum. Daha da çok seviyorum. Örneğin eskiden benim için ağlayan bir bebeğin cazibesi yokken, şimdi hangi çağda olabileceğini, olası sıkıntılarını tahmin edebiliyor, bebeğe, hatta annesine sempati ve empati ile yaklaşıyorum. Daha çok, daha çok, hepsini öpmek istiyorum.

Sanırım bu sokaklardaki öpücüklü teyzelerin de durumu benim gibi. Eski korkularını unutuyorlar, sevgileri ağır basıyor.Sadece kendilerini kontrol etmekte zorlanıyorlar.

Bir şey daha farkettim. Hep söylerler, ilk çocuktan sonrakiler rahat büyütülür diye. Bir tane çocuk insan formuna eriştikten itibaren ebeveynler rahatlıyor ve belki başkalarının bebeklerine, kendileri yeniden doğuracak olsalar ne yapacaklarsa, öyle davranıyorlar. Ben çok sinirlenirdim bazılarının rahatlıklarına. Kendi çocuğunda şöyle yapıyordu, böyle titizleniyordu, benim çocuğuma gelince nasıl davranıyor diye. Bu ikinci çocuk yerine koyma durumunu yeğenim olduktan sonra kavradım. Ablam bir konuda endişelendiğinde, bu konu bana çok küçük, gelip geçecek bir şey gibi geliyor. Çünkü zamanında bize geldiler ve geçtiler. Ama şimdi bu küçük endişeler onun bütün dünyası. Çünkü henüz iletişim kuramadığı bir canlı ile uğraşmakta. Neden uyanıyor, neden ağlıyor, fazla mı uyudu, pişik mi oldu, yeterince emiyor mu, üşüdü mü, fazla mı ısındı, öptüler, hasta olur mu...

O ilk günleri, ilk haftaları, ilk ayları unutmamak, benzer endişeleri duyduğumuzu, hepsinin çabucak atlatılacağını anlatmak ve paylaşmak gerekiyor. Arkadaşlarınızın evlerindeki, sokaklardaki bebekler, sizin ikinci çocuklarınız değil, annelerinin, babalarının biricikleri. Unutmamak ve hatırlatmak gerekiyor.

Üzerinde beni öpme yazan bebek giysilerini görmüşsünüzdür. Acaba kocaman "Lütfen Bebeğimi Ellemeyin!" yapıştırmaları bastırtsak, bebek arabalarının görünen bir yerine yapıştırsak, anne babanın ağzından, daha mı etkili olur? Ne dersiniz?

 

 

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, October 08, 2008 11:26:38 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Tuesday, September 23, 2008

Yenidoğanlarda Biberon Kullanımı

Yeni doğmuş bebeklerde biberon kullanımı önerilmiyor. Memeden süt içmekle, biberondan süt içmek tamamen farklı motor beceriler gerektiriyor. Bebeğiniz memeden emmeyi tam olarak öğrenmeden biberon kullanmak, bebeğin biberondan içme şekline alışarak, memeyi reddetmesine neden olabiliyor. Biberon kullanıldığı halde memeyi reddetmeyen, hem memeden, hem biberondan başarıyla beslenebilen bebekler var. Yine de riske girmemek gerektiğini düşünüyorum. Bebeğiniz memeye iyice alışıp, anne sıcaklığı ve kokusunu ayırt edip biberona tercih edecek çağa gelmeden önce ek besin vermek zorunda kalırsanız, kadeh (likör bardaklarına benzeyen şurup ölçekleri), ya da silikon kaşıklar kullanmaya çalışın. Medela'nın Türkiye sayfasında göremedim ama böyle bir ürünü var. Bebeğin hortumun ucunu anne memesiyle birlikte alması ile meme alışkanlığı sürdürülüyor. Ürün temelde süt sağma kabı, bebeğin ağzı, steril serum borusu ve birleşik kaplar kanunundan ibaret gibi duruyor. Yani evde de yapılabilir gibi geldi bana.

Ne Zaman Başlamalı?

Bebek palazlandıktan sonra özellikle çalışan annelerin biberon denemek için çok uzun süre beklememesi iyi olur gibi geliyor. Çünkü çok beklenirse bu sefer bebeği biberona alıştırmak zor oluyor. Biberondan nasıl emeceğini bilmiyor, üstelik biberon plastik ve annesi gibi de kokmuyor. Ben Ilgaz bir aylıkken (her gün sabaha karşı gazdan kıvranırken), hava yutmaması için daha iyi bir çözüm olur mu ümidiyle bir gece sağılmış sütümü vermiştim. O gece anladım ki bebek ağlarken süt ısıtmaya çalışmak pek pratik bir iş değilmiş. Sabah şişecek göğüsler ve sütlerin azalma riski de cabası. Emzirmek en kolayı. Biberonu şapır şupur bitirince çok korktum ya emmezse diye, neyseki hiç sorun etmedi. Bundan sonra da biberonla zaman zaman rezene verdim. Dışarı çıktığımda da emzirilecek ortam yoksa sağılmış süt verdim. Eve döndüğümde tekrar sağıp yerine koymaya çalıştım. Tam gün çalışmaya başladığımda gündüzleri emmeyi bıraktığı için biberona gerek kalmamıştı.

Hangi Marka?

Ben Avent marka biberon kullandım, bir şikayetim olmadı. Chicco, Nuk, Dalin, Medela, Kraft, birçok marka biberon var piyasada. Marka seçiminde kullanım kolaylığı ve bebeğin rahat emmesi en önemli faktör olmalı sanırım. Ben doğumdan önce bir tane 2 numara Avent biberon almıştım. 0 yaştan itibaren kullanılır yazıyordu. Daha sonra yine Avent ama bebek büyüdükçe de kullanılabilecek, biberonu döndürdükçe akış debisi değişen uçlusundan aldım. Bebeğim küçükken bu değişen akış uçlu biberonla pek rahat edemedi (ancak 1 numara olarak belirtilenden içebiliyordu, 2'si fazla geliyordu). Daha sonra bu biberonlarla uyumlu süt saklama kapları (biberon adaptörü  ile biberon ucu takılabiliyor, katı gıdalar da saklanabiliyor) aldım. Büyüdükçe damlatmayan suluklarından aldık. Hepsi birbiriyle uyumlu ve şişeleri değiştirilerek kullanılabiliyor. Bu arada bardak şeklinde süt saklama kapları az miktarda süt ve buzdolabında saklamanın yeteceği (süre olarak) durumlarda iyi bir çözüm. Ama bu kaplardaki 50-60 ml'den fazla sütü benmari yöntemiyle çözdürüp ısıtmak çok vakit alıyor. Daha fazla yüzey alanına sahip, incecik dondurulabilen süt saklama poşetleri daha pratik (ve maliyetli tabi).

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, September 23, 2008 10:52:42 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Monday, September 22, 2008

Anne Sütü Çeşitleri (tercümedir)

Kolostrum / Ağız Sütü / İlk Süt
Kolostrum göğüsler tarafından üretilen ilk süt olup, genellikle hamileliğin 5. ve 6. aylarından itibaren göğüslerde bulunmaktadır. Bebeğiniz doğar doğmaz, bebeğinizin minik midesine uygun şekilde az miktarda salınır. Çoğu bebeğin kolostrumdan içebildikleri sürece, bu zaman zarfında ek olarak mamaya ihtiyacı yoktur. Doğumdan sonra mümkün olan en kısa sürede emzirmeye başlayın. Özellikle ilk 24 saat içinde 1 ile 3 saatlik sıklıklarla emzirinki bebeğiniz bu kıymetli sütü alabilsin. Anne sütü yenidoğan bebeğinizin ihtiyaçları için özel olarak tasarlanmıştır. Kolostrum koyu sarı renkte, kıvamlı, protein açısından zengin ve az yağlı, az şekerlidir. Olgun süte göre 3 kat daha fazla protein içermesinin nedeni, annesinden geçen koruyucu antikorlardır (antibodies). Bu koruyucu maddeler bebeğinizi korur ve barsaklarını çalıştırarak, mekonyum adı verilen ilk kakasını yapmasına yardımcı olur.

Olgun süt
Sütünüz doğumdan sonra 48 ile 72 saat içinde değişecek ve miktarı artacaktır. Doğumdan sonra ne çabuklukta emzirmeye başladığınıza ve ne sıklıkta emzirdiğinize göre bu süre uzayabilir. Eğer bu doğumunuzdan daha önce emzirdiyseniz sütünüz biraz daha erken değişebilir.

Önsüt (Foremilk): Bir göğsü emzirmeye başladığınızda bebeğin ilk aldığı süte önsüt denir. Sulu görünümlü, hafif mavimsi bir süttür. Önsüt bebeğinizin susuzluk hissini gidermek için su ağırlıklıdır.
Geri-süt (Hind-milk): Birkaç dakikalık emzirmeden sonra gelen süttür. Kremaya benzer bir kıvamı vardır ve yağ konsantrasyonu olarak en zengin anne sütüdür. Bu süt bebeğinizi rahatlatır. Bebeğinizin doymasını ve kilo almasını sağlayan da bu süttür. Bebeğinizi yüzünde uykulu, keyfi yerine gelmiş bir ifade görene kadar emzirin.

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, September 22, 2008 10:33:09 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Thursday, September 18, 2008

Sevgili yeğenim Tan, rüya yorumları, kahve falları gibi pisişik işlere inanmama ve reddetme çabalarıma karşın, ablamın 2 ay önceden gördüğü tarihte, 14 Eylül 2008 itibari ile dünyaya gözlerini açtı. Belki de ablam kendisini şartlandırmıştır değil mi? Öyle kabul edelim. Fazla pisişmek bünyeye zarar verebilir :)
 
Yarın hafta sonu için tekrar Tan'ı ve taze anne babasını görmeye Ankara'ya gideceğiz. Ben de annesine süt, Tan'a löp löp yağ olsun diye süt arttıran kurabiyeler pişirdim. Akşam soğutup buzdolabının derin dondurucu bölümünde dondurdum, diğer hamur işleri gibi çözüldüklerinde besininden bir şey kaybetmeden tazeliklerini koruyacaklarını umuyorum.

Bebeğim katı gıdalara başladıktan sonra  emme sıklıklarını hızla azaltıp, süresini kısalmış,sütüm de "besin" olmaktan çıkıp, ancak "aşı" olabilecek miktara inmişti. Bu kurabiye tarifine tırım tırım "sütümü nasıl arttırırım" sorusuna cevaplar ararken rastlamıştım, denememiştim.

Tarife geçmeden önce anne sütü azlığı ve arttırma yolları ile ilgili birkaç tespit ve yorumumu yazmak istiyorum. Bunların benim yorumlarım olduğunu lütfen unutmayın, bu anne sütü işi kişiden kişiye ve özellikle bebeğin ihtiyaçlarına göre çok değişiyor. Lütfen hiçbir şeyi takıntı yapmayın ve kulaktan dolma bilgiler yerine doktorunuzla konuşmayı deneyin.

Sütüm gelmedi
Bebeğinizi kucağınıza aldığınız anda ilk sorulan sorudur, "sütün geldi mi?". Halbuki süt öyle bir anda gökten gelen bir sıvı değil. Bebek emdikçe geliyor. İlk birkaç günde bebeğin sürekli denecek derece sık emmek isteyebileceğini, emerken uyuyakalabileceğini, sık ağlayabileceğini unutmayın. Bunları sütüm gelmedi, sütüm az gibi yorumlamayın. Göğsünüzü sıkarak çıkan süt miktarını kontrol etmeye çalışmayın, başkalarının bunu yapmasına izin vermeyin. Böyle bir kontrol yaparsanız büyük ihtimalle karşılacağınız tablo damlalar halinde sarı bir sıvı olacaktır, bebeğin ilk birkaç günde ihtiyacı olan şey de bu sıvıyı sık sık emmektir. Arz, talep meselesi.

Süt basması
Bebek birkaç gün böyle emmeye devam ettikten sonra birden göğüsler şişiyor, yağlı sulu sütler geliyor. Eğer göğsünüzde sızlama varsa, emzirmeden önce sıcak kompres, emzirdikten sonra soğuk kompres iyi gelir. Eğer bebeğin emmesini güçleştirecek kadar şiştiyse, sıcak kopmresten sonra az miktarda sağarak sonra emzirmeyi deneyebilirsiniz.

Sütüm fazla
Göğüslerin bebeğin ne kadar süt ihtiyacı olduğunu saptamaları birkaç ay alıyor sanırım. Göğüsler bu dönemde şiş olabiliyor, sabah uyandığınızda geceliğinizi sütle ıslanmış bulabiliyorsunuz. Bu dönemde sütün fazlasını sağmak hem sütün miktarını korumak, hem de olası sağlık sorunlarına karşı buzlukta stok oluşturmak için kullanılabilir. Fırsat olduğunda süt saklama ile ilgili de yazarım.

Sütüm azalıyor
Göğüsler bebeğin ihtiyacı olan süt miktarını tespit ettiğinde (3-4 ay civarı), göğüslerdeki bu şişlik azalıyor. Bu da acaba sütüm azalıyor mu diye endişe etmenize yol açıyor. Aslında süt bebek emdikçe geliyor. Ayrıca bebeğin emme sıklığının azaldığı dönemlerde, gece uykuları uzadıkça da süt miktarında azalmalar olabiliyor. Hemen panik yapmamak gerekiyor. Sütün tekrar düzene oturması 3-4 gün sürebilir. Bebeği sık sık ve uzun süreler emzirmeye devam etmek yeterli sanırım. Dengeli beslenmeye ve yeterli sıvı almaya da dikkat etmek gerekiyor. Doktorunuz bebeğin kilo artışında bir sorun tespit ederse zaten gerekli desteği önerecektir. Bu arada sağlık ocaklarında da ücretsiz olarak sağlıklı bebek takip adı altında bu ölçümler yaptırılabiliyor.

Süt sağma makinesi
Sütler bolken piyasadaki pompalarla sağmak ve hatta süt arttırmak mümkün. Ben Medelanın pilli ve elektrikli süt pompasını kullanmıştım. Ancak, belli bir miktarın altındaysa, bebek de fazla emmiyorsa hastane tipi daha güçlü pompalardan kiralamak daha mantıklı sanırım.

Katı gıdaların süt miktarına etkisi
Benim bebeğim katı gıdalara geçtikten sonra az emmeye başladı. Gündüzleri sadece uykuya dalmak için emzik gibi kullanmak üzere daha uzun emiyordu. Bu da bebeğin uyku düzeni için önerilen bir yöntem olmadığından alıştırmak istemedim. Kesilir korkusuyla dönem dönem bu durumu çok sorun haline getirdim. Acaba nasıl arttırabilirim diye araştırıp durdum. En azından inek sütü verebilecek çağa kadar süt artsa da fabrikasyon formül mamalara talim etmek zorunda kalmasam diye çabaladım. Halbuki, günde bir-iki kere de olsa düzenli emiyorsa süt tamamen kesilmiyor. Bu noktada belki de doğaya bırakmak daha mantıklıydı diye düşünüyorum. Belki de sütün miktarından öte, içeriği bebeğe yetmiyor. Ufacık midesini sütle şişirmek yerine katı gıdaları tercih ediyor. Gece yatmadan, gece uyandığında ve bazen sabah uyandığında emiyordu (gitgide azalan sürelerde). Bu onu hastalıklardan korumak için yetiyordu sanırım. Bu süreçteki sağlık durumuna ve gelişimine bakarak kendimi boş yere üzmüş olabileceğimi düşünüyorum. Olsun, ben anne olarak elimden geleni yaptım diyor ve tarife geçiyorum. Tarifin içindekiler sütü arttırmasa bile annenin sağlıklı atıştırması, barsaklarını yumuşak tutması açısından yararlı gibi gözüküyor. Eğer anne sütünü arttırdığını bildiğiniz besinler varsa, bunları yazarsanız çok sevinirim.

Süt Arttıran Kurabiye Tarifi (Tarifin orijinali)
Malzemeler
150 gr. tereyağı
1 bardak şeker
1 bardak kahverengi şeker
4 çorba kaşığı su
2 çorba kaşığı çekilmiş keten tohumu (ben yanlışlıkla 4 kaşık koydum, sorun olmadı, bu arada hamilelikte fazla kullanılmaması gerektiğini okumuştum)
2 büyük yumurta (ben yanlışlıkla 4 koydum kek gibi oldu :))
1 çay kaşığı vanilya
2 bardak un
1 çay kaşığı karbonat
1 çay kaşığı tuz
3 bardak yulaf ezmesi
1 bardak damla çikolata (ben kuru üzüm kullandım)
2 çorba kaşığı bira mayası

Halk arasında Yulaf, keten tohumu (omega-3 de içerir) ve bira mayasının süt arttırdığı düşünülüyor. Ben de sütümü arttırır hevesiyle GNC'nin tablet haline getirilmiş bira mayasından almıştım (brewers yeast), bunları ezerek kullandım. Aslında malzemelere bakıp, bir de keten tohumuyla suyu karışıtırınca çıkan kokuyu aldığımda tadından pek ümitli olmamıştım. Ama evdeki eşim, kuzenim ve oğlumdan oluşan bey komitesinin beğeni testini başarıyla geçti. İçindeki tahıllardan dolayı diyet izlenimi veriyor, ama malzemelerin hiç diyetlik bir durumu yok değil mi? ;)

Yapılışı:
Suyla keten tohumunu karıştırın, 3-5 dakika dinlendirin.
Tereyağı ve şekeri krema haline getirin.
Yumurtaları ekleyin.
Islattığınız keten tohumlarını ekleyin. İyice karıştırın.
Yulaf ve çikolata dışındaki kuru malzemeleri karıştırın. Yaş malzemelere ekleyin.
Yulaf ve damla çikolataları ekleyin.
Fırın tepsisine yağlı kağıt döşeyip kaşıkla azar azar dökün. (Yumurtasını az koyunca daha katı olursa belki elle de şekil verilebilir)
8-12 dakika pişirin (büyük fırında 190 derecede pişirdim, kapatıp 5 dakika daha beklettim)

Afiyet olsun! Size de bebeğinize de :)

del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, September 18, 2008 1:04:20 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Saturday, February 23, 2008

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Yenidoğanlar neden  uyandırılıp emziriliyor

Hamileliğin son dönemindeki annelere imkanları elverdiğince uyuyup dinlenmelerini tavsiye ederim. Doğumdan sonra geceleri en azından ilk 1 ay boyunca en geç 3.5-4 saatte bir kalkmaları gerekecek. Hatta geceleri bebek kazara fazla uyursa diye saat kurmaları bile gerekebilir. Doktorlar tarafından yenidoğanların bu aralıklardan daha seyrek beslenmeden uyumasına izin verilmiyor. Yenidoğanın sık emzirilmesi , barsak hareketlerinin artmasını sağlayarak, bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırıyor ve kandaki seviyesinin yükselmesini, dolayısıyla yenidoğan sarılığını önlüyor. Ayrıca, uzun uyursa bebeğin susuz kalması (dehidrasyon) söz konusu olabiliyor. Beslenme arası uzadıkça, bebek halsizleşiyor, onu uyandırmak ve emzirmek güçleşiyor. Bebek sık emmediği için annenin sütünün geç gelmesi ya da azalması gibi zincirleme sorunlara yol açabiliyor. Yaklaşık bir ay sonra, bebek doğru düzgün bir miktarı tek seansta mideye indirmeyi becerebilmeye başlayınca, doktorlardan da annelere uyku izni çıkıyor.

Yenidoğan süresi bittikten sonra bebeği beslemek için uyandırmayın

Bu zorunlu süre bitip, doktorunuz izin verdikten sonra (genelde ilk ay kontrolünde) artık bebeğinizi beslemek amacı ile uyandırmayın. Bazen gece siz yatmadan emzirivermek, ya da bir biberon mama içirmek iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama bu hareket bebeğinizi gece beslenmeye teşvik edecektir. Bizde aşağı yukarı ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Ilgaz’ı doğumundan beri  akşamları en geç 9-9:30’da uyutmuş olmaya gayret ediyoruz. İlk haftalarda her  2.5-3.5 saatte bir uyanıyordu. Sabahları da genelde 5-5:30’dan itibaren ıkınma sesleri eşliğinde yarım saatlik aralıklarla ağlayarak uyanıyor, ev hareketlenip bir süre uyanık kaldıktan sonra daha uzun uyuyabiliyordu. 

Tam ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, akşam 9 gibi yattıktan sonra 4-4.5 saat kesintisiz uyuyabilmeye başladı.  Sonrasında da 2 saat aralıklarla 7-8 arası bir saate kadar uyuyordu. Zaman zaman geri dönüşler olup birkaç gün üstüste erken uyanabiliyordu. Ben ondan 3-4 saat geç yattığım için, onun ilk uyanışı ben tam tatlı uykuya daldıktan sonra gerçekleşiyordu. “Sık burnunu, ağzı açılır, emzir yatır” gibi öneriler geldi. Böylece ben de yattıktan sonra 4-5 saat uyuyabilecektim. Ama uyandırmaya kıyamadım ve buna alışmasından endişe ettim. Benim uykuya ihtiyacım olsa da uzun vadede hem kendi sağlığı, hem de benim sağlığım için kesintisiz uyumayı öğrenmesinin daha önemli olduğunu düşündüm.

Gerçekten de, yavaş yavaş bu ilk uyanma saatini daha ileri atmaya başladı. Zamanla bu saat 3-4 arasına, sonra 4-5 arasına, ve sonra 6-7’ye kadar ilerledi. Şimdilerde, diş  sıkıntıları, gaz sancıları, gece kabusları olmazsa, 7-7:30’a kadar uyuyor.

Gece her ağladığında ilk iş olarak emzirmeyin

Bebeği aç uyutmaya çalışmaktan söz etmiyorum elbette. Bebeğiniz yenidoğduğunda, sütünüzün çoğalması ve bir an önce kilosunun artması için her fırsatta emzirmekte yarar var. Ama büyüdükçe, giderek gece beslenmesinin azalması ve beslenme ihtiyaçlarını gündüz karşılamaya alışması gerekiyor.  Bebekler geceleri diş sıkıntıları, gaz sancıları, kabuslar gibi çok çeşitli nedenlerle uyanabiliyor. Yeni bir marifet öğrendiğinde gece yarısı uyku arasında bunu denemeye kalkabiliyor. Ayağa kalkmayı yeni öğrenmiş bebeğinizi, gecenin yarısı beşiğinde ayakta ağlarken bulabiliyorsunuz. Muhtemelen geri yatmak istiyor, ama işin bu kısmını henüz öğrenemediğinden beceremiyordur. Uzun sözün kısası, her ağladığında, acıktı diye ağzına memeyi/biberonu tıkıştırmayın. Aç olduğundan emin değilseniz önce yatağında pışpışlayıp sakinleştirmek, omzunuzda sırtını okşamak, biraz su içirmek (6 aylıktan itibaren) gibi alternatifleri deneyin.

Bebeğimiz 10 ay civarında bir dönem çok sık uyanıyordu, ne yapsak fayda etmiyordu, ancak koca bir biberon süt içince rahatlayıp uyuyordu.  Gece beslenmeye alışacak endişesiyle  bir gece süt yerine rezene denemeye karar verdik. Rezenesini bitirip uyudu ve süte göre daha geç uyandı. Muhtemelen onu uyutan süt değil sıcak içeceğin karnında sağladığı rahatlamaydı. Bunun üzerine gaz sorunlarına odaklandık.

Koca bebeklerde gaz sorunları (katı gıdalara geçiş sonrası)

Katı gıdalara başladıktan sonra Ilgaz geceleri uyanmaya başladı. Geri uyutmak içinse eskisinden daha fazla uğraşmamız gerekiyordu. Aynı dönemde dişleri de çıktığından önce fazla üzerinde durmadık. 9 aylık kadar olup artık kabarık damak kalmayınca sorunun kaynağını aramaya başladık. Ilgaz’ın gündüzleri emmeyi bırakmasıyla birlikte benim sütümde de belirgin bir azalma olmuştu. Acaba doymuyor mu diye gece yatırmadan önce biraz Aptamil3 ve akşam öğününde yoğun tahıllı mamalar vermeye başladık. Bunun üzerine Ilgaz daha da sık uyanmaya başladı. Bir haftalık kontrollü bir gözlem sonrasında akşam saatlerinde Aptamil dahil birçok yiyeceğin gaz yaptığını tespit ettik. Tahminen sindirim sistemi gündüz yediklerini hareketle sindiriyor, ama akşamkilerin üstesinden gelemiyordu. Biz de 2-3 ay boyunca akşamüstü ara öğünü dahil, gün boyunca tam tahılları ve bol gazlı sebzeleri verip, akşam öğününü masum yiyeceklerle sınırlandırdık. Akşamları mamalarını hazırlarken sadece iyi pişmiş patates, havuç, ıspanak ve meyveler (sadece muzu pişirmedik), beyaz tahıllar (pirinç, irmik, beyaz un)ve yumurta sarısı kullandık. Gece yatırmadan önce de anne sütüne takviye olarak, doktorumuz Ayla Kamburoğlu Göksel’in tavsiyesiyle Conformil 2 verdik.  Bu mama Aptamil 3’e göre daha iyi sindiriliyormuş. Tadı da daha az iğrençti J

Bu kadar gazlı bir bebek 1 yaşına geldiğinde inek sütünü nasıl içecek diye endişeleniyordum ama yersizmiş. Sanırım bu da bir numaralı ebeveyn kuralı, zamanı gelmemiş konular için endişelenme. Ilgaz son üç gündür (tahtaya vur) sütlü mamalarını afiyetle yiyip mışıllar gibi uyuyor.

Gündüz sık besleyin

Bebeğinizin ihtiyacı olan besini gündüz tamamlayabilmesi için onu sık besleyin. Minik midelerine bir öğünde fazla bir şey sığdıramadıklarından, besleyici ara öğünlerini ihmal etmeyin. İlke olarak tok tutması için akşam öğününün kuvvetli besinlerden seçilmesi önerilir. Yine de her bebeğin bünyesi ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu göz önünde bulundurmak lazım diye düşünüyorum. Belki sizin bebeğiniz de hafif yiyeceklerle daha rahat uyuyabilir. Bebeğiniz sık uyanıyorsa, akşam öğününü daha erken ya da geç vermeyi deneyebilirsiniz. Onunla son öğününden sonra hareket etmesini sağlayacak(yediklerini sindirsin diye), ya da onu sakinleştirecek(yediklerini tutsun diye) oyunlar oynamayı deneyebilirsiniz.

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, February 23, 2008 12:22:36 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, February 11, 2008

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Her anne-babanın hayalidir sabaha kadar uyanmadan uyuyan bir bebek. Bebeğinizin bütün gece boyunca uyuması için dua etmekten öteye geçip, ona bunu öğretmeyi deneyebilirsiniz. Bu yazı dizisinde, bizzat deneyip yararını gördüğümüz, doğumdan itibaren uygulayabileceğiniz bazı stratejileri paylaşacağım.

Gece gündüz farkını öğretmek

Bebekler doğuma kadar 24 saat su içinde karanlık bir ortamda bulunuyorlar. Gece-gündüz diye bir düzenden haberleri olmuyor. Doğumdan sonra da sürekli uyuyorlar ve besleniyorlar. Sonra zaman içinde geceleri daha seyrek uyanıp, gündüz daha az uyumaya, bütün gündüz beslenip, geceleri acıkmamaya başlıyorlar. Yenidoğan döneminden itibaren doğru yaklaşımlarla bu süreci ciddi şekilde hızlandırabilirsiniz. "Tanrım, Ilgaz dün gece uyanmadı!" diye heyecanla, dinlenmiş ve alışık olmayan sırtım yatmaktan ağrıyarak uyandığım ilk sabah, anneler günü sabahıydı. Ilgaz tamı tamına 3 aylıkken pek kıymetli ilk anneler günü hediyesini vermişti bana.

Gündüz
Yeni doğmuş bebeğiniz her ne kadar 2-3 saatte bir yarım saat beslenmek için uyanıp, geri uyuyorsa da, siz yine de sabah uyandığınızda onu beşiğiyle birlikte aydınlık bir odaya, evde insanlar varsa onların yanına taşıyın (ilk 1-2 ay için, sonrasında gündüzleri odasında uyuması daha iyi, ama aydınlıkta ve kapısı açık). Uyuyor diye karanlık, aşırı sessiz, perdeleri kapalı odada tutmayın. Bu alışkanlık bebeğinizin büyüdükçe gündüzleri ışık ve sesten etkilenmeden uyuyabilmesi için de altyapı sağlayacaktır. Ayrıca bebeklerin yeteri kadar güneş ışığı da alabilmeleri gerekiyor. Gözlerini açık yakaladığınızda onunla oynayın, konuşun, bebeğinizin rahatlayıp canlandığı alt değiştirme seanslarını biraz uzatın, hemen geri uyutma çabası içine girmeyin.

Gece
Akşamları  yatırmayı planladığınız saatte odasına (ya da odanıza) götürün. Bundan sonra sabaha kadar ihtiyaçlarını bu ortamda görün, onu yattığı odadan dışarı, hareketli, ışıklı ortama çıkartmayın.  İhtiyaçları ile ilgilenirken loş, sadece yapmanız gerekeni görmenize yarayacak bir ışık kullanın. Kırmızı ışığın bebeği rahatlattığını okumuştum. Alt değiştirme işi iyi ışık gerektirdiğinden, sadece o bölgeyi aydınlatacak, bebeğin yüzüne gelmeyecek bir spot ışık edinebilirsiniz. Bebek uyurken oda tamamen karanlık olsun. Bir araştırma raporuna  göre bebeklerin göz sağlığı için gece lambasını bile açık bırakmamak gerekiyor***. Ayrıca bebeğiniz karanlıkta uyumayı normal bir şey kabul edecek ve karanlık korkusu geliştirme ihtimali de azalacaktır. Gece uyandığında, uykulu hareketlerinin tatlılığına, gülücüklerine kayıtsız kalmak güç olsa da, tepkinizi sessiz bir tebessümle geçiştirmeye çalışın.  Onunla oynamayın, konuşmayın, güldürmeyin. Ağladığı zamanlarda ille de konuşmak istiyorsanız, kısık yumuşak bir sesle sakinleştirmeye çalışın, ninni mırıldanın. Göbeği düştükten itibaren, kaka yapması, ishal ya da pişik olması gibi zorunlu haller dışında altını değiştirmeyin. Gece yatma saatinden sonra mecburi durumlar dışında misafirlerinizi odasına almayın (uyurken sessizce girip izleyebilirler elbette).

***Pennsylvania Sağlık Merkezi Hastanesi ve and Philadelphia Çocuk Hastanesinin ortak çalışması ile 1999'da sonuçları yayınlanan bir araştırmaya göre gece lambaları ile uyutulan bebeklerde miyop gelişme riski artıyor. Araştırma sonuçlarına göre 2 yaşına kadar geceleri de ışık açık olarak uyuyan bebeklerin %55' inde 2 ile 16 yaşlar arasında miyop göz hastalığı gelişiyor. Odada sadece gece lambası ile uyuyan bebeklerde bu oran %34 iken, karanlıkta uyuyan bebeklerde %10'a düşüyor. Gözler kapalı bile olsa içeri sızan ışık göz bebeklerinin büyümesini etkiliyor ve gözlerin dinlenmesine engel oluyor.

Kaynak: http://www.cnn.com/HEALTH/9905/12/children.lights/index.html

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, February 11, 2008 10:02:16 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Wednesday, October 31, 2007
Çocuk doktoru seçimi bir süredir yazmayı planladığım bir konu. Dilek Hanım'ın sorusu üzerine öncelik vermeye karar verdim.

Hamileliğim süresince, diğer hamile ve doğurmuş arkadaşlarımla doktorlarımızın önerilerini konuştuğumuzda, "aman canım, bir doktorun dediği öbürününkini tutmuyor" şeklinde bir sonuca varmıştık. Bizim çocuk doğup da çocuk doktorlarımızın önerilerini konuşmaya başladıktan sonra görüyoruz ki, jinekolojistlerin görüş ayrılıkları, pediatristlerin görüş ayrılıkları yanında devede kulakmış. İki bebek için aynı aylarda gidilen kontrollerde emzik kullanımı sorulduğunda bir doktor emziğe karşı iken, diğeri şiddetle öneriyor. Yenidoğan bebek için bir doktor "ne kadar emmek isterse emzirin" derken, bir diğeri "15 dk ile sınırlayın fazlası oyundur, orası oyun yeri değil" diyor.

Tıpta farklı ekoller olduğunu ve  doktorun ekolüne göre hareket ettiğini duymuştum. Tıbbın çocuk sağlığı konusunda hızlı ilerlemesi ve değişmesi de belirleyici bir nokta . Bunların yanında doktorların dünya görüşleri ve çocuk yetiştirme tecrübelerinin de önemli rol oynadığı görüşündeyim. Bu nedenle, doktor seçerken, tıbbi bilgisi ve deneyimi yanında, dünya görüşü ve karakterine, literatürü takip edip etmediğine dikkat etmek iyi olur.

Karar verilmesi gereken bir başka ayrım, hastane (büyük ve yoğun olanları kastediyorum) ve muayenehane (aşırı yoğun olmayanlar) doktoru ayrımı. Bir arkadaşımın benzetmesi ile, büyük bir mağazadan alışveriş etmek ile küçük ama tanıdık bir dükkandan alışveriş etmek gibi bir fark var arada. Birincisinde genel için üretilmiş kalite standartlarından yararlanırsınız, ikincisinde özel muamele bulabilirsiniz.

Hastaneye gittiğinizde rutin kontollerinizde ve acil olmayan telefon görüşmelerinizde zamanınızın sınırlı olduğunu hissedersiniz. Bir kontrolde, ya da telefon açarak sorduğunuz bir konuyu, doktorunuzun hatırlayamaması doğaldır. Çünkü gün içinde birçok çocuk görüyor ve telefon konuşması yapıyordur. Ancak, diğer yandan hastanenin tüm hastaları için hazırlanmış materyallerden faydalanma imkanı bulursunuz. Doktorunuz fazla vaka gördüğünden olağandışı durumlarda daha hazırlıklı olur. Bunun yanında, hastane imkanları ile daha güncel bilgi ve tedaviye ulaşma imkanınız da olabilir. Doktorunuza ulaşamazsanız, doktorunuzla aynı ekipten bir başka doktor sizinle ilgili bilgilere ulaşıp yardımcı olabilir. Acil durumlarda da alışık olduğunuz standartlarla karşılaşırsınız. İkinci seçenekte ise, doktorunuz çok yoğun olmayan bir doktorsa ve eğer bir ekiple çalışmıyorsa, bilgi ve deneyimi kendi kişisel araştırma ve hasta tecrübeleri ile sınırlı olacaktır. Ancak, bu durumda da size daha fazla vakit ayırabilecek, çocuğunuzla ilgili detayları hatırlayacak ve daha fazla yakınlık gösterebilecektir. Sağlam hafızasıyla her şeyi hatırlayabilen yoğun doktorlar, tek tabanca çalıştığı halde çok sıkı araştırma yapan doktorlar da olabilir elbette. İstisnalar kaideyi bozmaz.


del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, October 31, 2007 12:02:28 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]