# 01 Ocak 2010 Cuma

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı

Bebek Bakımı Nedir? Nasıl Öğrenilir?

Hamileliğinizde bebek bakımı denilen şeyin çerçevesi çok geniş görünüyor olabilir. Bir sürü konu arasında neyi okuyacağınızı da şaşırmış olabilirsiniz.

Bebek Bakımı ile ilgili 4 Not
1 - Aslında anne-babalık adım adım öğrenilen bir zanaat bence. Her dönem önünüzde farklı zorluklar vardır ve genelde bir sorunla uğraşırken bir sonrakine çok fazla konsantre olamazsınız. Benim önerim aynı araç kullanırken olduğu gibi, çok önünüze değil, görüş alanınızdaki daha ileri noktalara geniş açıyla bakmaya çalışmanız olur. Mesela biz katı gıdalara geçişte ya da tuvalet eğitiminde ilk 6 ayın verdiği güvenle hallederiz şeklinde bir rahatlık göstermeyip, sadece sıkıntılı görünen konuları araştırmak yerine o dönem gelmeden önce biraz daha derinlemesine araştırma yapmış olsaydık işimiz çok daha kolay olurdu.
2 - Bilgilerin güncelliği önemlidir. Eski bilgi ille de yanlış demek değildir. Ama yine de okuduğunuz bir kaynakta aklınıza yatmayan bir şeyler varsa yeni bir kaynaktan kontrol edebilirsiniz.
3 - Doktorlar ve kaynaklar farklı ekoller izlerler. Bir ekolün, doktorun, ya da metodolojinin bir konudaki önerisi size en doğrusu geliyorsa, o kaynağın tüm önerileri en doğrusudur anlamına gelmeyebilir. Bir kaynağın fanatiği olmamanızı, alıcılarınızı her zaman açık tutmanızı öneririm. Değişkenlikler sizi endişelendirmesin. Bilgiye ulaşmak, farklı kaynakları değerlendirmek, sakin ve serinkanlı bir tutum ve kendi şartlarınızı iyi değerlendirmek sizi doğru yola götürecektir.
4 - Zaman zaman bir kitapta okuduğunuz aklınıza da yatan öneriyi uygulamaya geçirmekte zorlanabilirsiniz. Kitaplarda tüm değişken şartlar çok detaylı bir şekilde tanımlanamayabilir. Hemen kitaplardaki gibi olmuyormuş diye bilgileri rafa kaldırıp alaylı usüle dönmeyin. Ana fikre hakim olup, durumu iyileştirmek için doğru zamanı kollayın. Kısa vadede çok kurtarıcı gözüken bir kısa yol sizi zamanla çok sıkıntıya sokabilir. Çok katı bir tutum da sizi strese sokabilir. Ebeveynlik bir denge sporudur.

Yuvarlak cümlelerden sonra gelelim işinize yarayacak bilgilere. Hamilelikte öğrenilmesi gereken konuların bir listesini aşağıda bulabilirsiniz. Bunların bazılarına belki de ihtiyaç olmayacak. Ama "aman Allah korusun yaklaşımı" yerine önceden fikir sahibi olmanız, hazırlık yapmanız, hem koruyucu olacak ya da başınıza geldiğinde erken farketmeniz ile zorlanmadan sıkıntıyı atlatmanıza yarayacaktır.

Hamilelikte Fikir Edinilmesi Gereken 13 Konu
1 - Emzirme: Süt üretilme ve salınma mekanizması, sütün yapısı ve içeriği, doğru emzirme şekli, emziren annenin beslenmesi, farklı emzirme pozisyonları, çatlaklar, sütün sağılması gerekli durumlar, sütün sağılması ve saklanması, göğüs şişlikleri, mastit. (Anne sütü kategorisindeki yazılara da göz atın), emzirme döneminde yapılmaması gerekenler (alınmaması gereken ilaçlar, biberon verilmemesi, su verilmemesi gibi)
2 - Alt Değiştirme: Alt değiştirme ürünleri, dikkat edilmesi gerekenler, yenidoğan kakası, çiş ve kaka yapma sıklıkları.
3 - Aşı ve vitamin takviyeleri
4 - Erkek bebekse yenidoğan sünneti
5 - Yenidoğan sarılığı
6 - Yenidoğanda ateş
7 - Yenidoğan algıları: neleri görür, duyar, anlar..
8 - Yenidoğan'ın uykusu, gece gündüz kavramı
9 - Bebeğin banyosu: Bunu herkes farklı yapmaktadır ve aslında bebeği yıkamak oldukça kolaydır. Kendinize bir stil belirlemeniz iyi olur. Esas olan üşür, su yutar diye bebeği yıkamaktan korkmamaktır.
10 - Uygun ortam şartları: Isı, ışık, ses gibi (örneğin fazla ısıtmamak, gece karanlıkta uyutmak, gündüz uykularında çok fazla sessizliğe alıştırmamak gibi)
11 - Bebeğin güvenliği (örnek: uygun uyku ortamı, ABÖS, araba koltuğu)
12 - Bebek ne zaman dışarı çıkartılabilir? (doğumdan itibaren)
13 - Yenidoğan kontrolleri

Bazı hastanelerde bu konularla ilgili çok güzel kitapçıklar, broşürler bulunuyor. Popüler hastanelerin çocuk ve kadın doğum bölümlerine bir uğrayabilirsiniz. Eşiniz ve doğumdan sonra yanınızda bulunacak kimselerin de bu bilgileri okumasını sağlayın. Öğrenin, kendinize güvenin ve destek alın.

Nurturia'da herkes birbirine destek oluyor. Siz de hamileliğiniz, doğum ve bebeğinizin bakımı ile ilgili takıldığınız her şeyi sorarak aynı yollardan geçmiş anne ve babalardan yardım alabilirsiniz.

posted on 01 Ocak 2010 Cuma 12:39:06 UTC  #    Yorumlar [2]
# 11 Aralık 2009 Cuma

1 - Tanrım! Bir bebek yaptık.
   - Panik yapma, sakin ol!

2 - Ebeveynlik bu kadar zor olmamalı. Sadece doğal akışına bırakıp içimizden geleni yapalım.

3 - ...

4 - Pek yakında:
   - Şimdi ..çtık işte.

posted on 11 Aralık 2009 Cuma 11:38:03 UTC  #    Yorumlar [8]
# 03 Aralık 2009 Perşembe

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Alışveriş

Bana en garip gelen tavsiyelerden biri bu alışveriş meselesiydi. İyi ama ne almamı bekliyorsunuz? Bakkala da mı gidemeyeceğiz?

Doğum sonrasında alışverişle ilgili:
1 - Ülkemizde eviniz dışındaki hemen hiçbir yer düzenlenirken bebekli insanlar hesaba katılmamıştır. Bebek arabaları ile geçeceğiniz kaldırımlara arabalar park etmiştir. Emzirme odaları alışveriş merkezleri ile sınırlıdır, oralarda da emzirmeden önce el yıkayacağınız lavaboda bir bayanın iç çamaşırla kalana kadar soyunmuş ayaklarını yıkadığına tanık olabilirsiniz (cevahirde 2 kez başıma geldi, toplam 4 kez gittim o odaya zaten). Aile tuvaleti kavramı neredeyse bilinmemektedir (bebek arabası ile sığacağınız geniş tuvalet, sizin de çişiniz gelebilir).
2 - Bebekle dışarı çıkmak doğumdan itibaren önerilen bir aktivitedir. Ancak alışveriş biraz zordur. Alışveriş merkezleri kapalı ortamları ile küçük bebeklere pek uygun değildir. Acıktığında emzirebilmek için uygun bir ortam bulabilirsiniz belki ama sık emzirmeler işinizi bölecektir. Zaman geçtikçe bu durumları idare etmeyi öğrenirsiniz ama ilk haftalarda, daha bebeğinizle birbirinize alışamamışken saatler süren bir alışveriş ikinizi de strese sokabilir.
3 - Bebeğinizi emanet ederek birkaç saatliğine kafanızı dağıtmak için çıkabilirsiniz. Ancak, hamilelikte alışverişe çıktığınızda, kocaman göbeğiniz etrafınızdakilere kuyrukta bekleyemeyeceğinizi açıkça ifade etmektedir. Doğum sonrasında artık bu gösterge ortadan kalkmıştır. Evde acaba ağladı mı, acıktı mı diye endişe ettiğiniz bir bebeğiniz vardır ama kimse bunun farkında değildir. Ilgaz 6 aylık olduğunda, ilk kez uzunca bir alışverişe gitmiştim. Bir bayan ben kabinde giysi denerken, “lütfen çabuk olabilir misiniz, arabada 3 haftalık bebeğim var” diye seslendiğinde apar topar kabini boşaltmıştım. Telaşlı bayan yüzüme bakıp “Çok teşekkürler, giyecek bir şeyim kalmamıştı” dediğinde gözlerim dolmuştu :)
4 - En iyisi, doğum sonrasındaki ilk birkaç ay için sizin yapmanız zorunlu alışverişleri önceden yapıp, doğum sonrasında, hava almak için ya da değişiklik olsun diye alışverişe çıkmaktır. Bir park ya da çay bahçesi ziyareti yüksek ihtimalle size de bebeğinize de alışveriş macerasından daha iyi gelecektir.

Doğum sonrasındaki ihtiyaçları karşılamakla ilgili 6 öneri:
1 - Doğurur doğurmaz eski giysilerinize giremeyebilirsiniz. Hatta bunun aylar alacağını düşünerek kendinizi hazırlarsanız daha iyi hissedersiniz. Hamilelik giysilerinizi ve lohusa geceliklerini de ilk haftadan sonra pek canınız çekmeyebilir. Zevkinize uygun, iç açıcı renklerde rahat, spor giysiler edinin. Emzirme sırasında çok terleyebileceğinizi hesaba katın. Sık değiştirmek üzere, önü kolay açılan bolca havadar üst edinebilirsiniz.
2 - Bebek bezleri, ıslak mendiller en kolay ulaşılan ürünlerdir. Boş yere bunları stoklamayın. Önceden araştırıp, farklı markaların özelliklerini karşılaştırabilirsiniz. Nurturia'da taze bir babanın bez konusu ile ilgili sorduğu soruya tecrübeli anne-babalarımızdan nefis yanıtlar yağmaya devam ediyor: http://www.nurturia.com.tr/questions/fbc5b5e3-342a-4186-b600-9ca10175dc88/1/hangi-bebek-bezi 
3 - Özellikle gezerek seçmeniz gereken ürünlere yoğunlaşın. Eğer ihtiyacınızı tam olarak kestiremiyorsanız, seçmekte zorlanıyorsanız erteleyin. Araştırdığınız markaları ve fiyatlarını not alın, daha sonra ihtiyacınız netleşip alacağınız ürünü daha iyi kestirdiğinizde gidip nokta atışı alabilirsiniz. İşinizi görmeyen bir ürünü kullanmaya çalışmaktansa, zamanı geldiğinde bir bilene sorup almak daha kolay olacaktır.
4 - Bütçeniz dahilinde size zaman kazandıracak ürünleri inceleyin, dergilere bakın, blogları, bebek mağazalarını dolaşın. Yine bir sürü şey stoklayın demiyorum, ama ileride sıkıştığınızda, hamileyken göz ucuyla gördüğünüz bir malzeme gününüzü kurtarabilir.
5 - Market alışverişi başta olmak üzere internet üzerinden sipariş verebileceğiniz siteleri araştırın. Özellikle bebek, bebek arabası ve çantası yanınızdayken bir de ağır malzemeleri taşımaktansa, rutin toplu alışverişlerinizi evinize sipariş edebilirsiniz. Ben 1999 yılından beri dönem dönem Migros'tan ve 2002'den beri Carrefour'dan (eskiden Gima'ydı) alışveriş yapıyorum.
6 - Bebekle birlikte alışveriş zor olsa da, açık hava gezileri hem bebek hem anne için çok iyidir. Kullanışlı bir çanta, emzirme örtüsü, kanguru gibi bebekle kısa gezilerde işinize yarayacak malzemeleri araştırın (pahalı kullanışlı demek değildir).

Lohusalık bir olağanüstü haldir.

Başka bloglardan:
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html

posted on 03 Aralık 2009 Perşembe 10:10:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 18 Ekim 2009 Pazar

Süt dişleri geçici olabilir, ancak doğru şekilde bakılmaları çocuğunuzun sağlığı ve sosyal ilişkileri açısından ve doğru alışkanlıklar kazanabilmesi açısından çok önemli. Fatma Hanım, Ilgaz'ın dişlerinin bakımına nasıl ve ne zaman başladığımızı sormuştu. Ilgaz Cumartesi günü doktorunun 2 yaş kontrolündeki önerisi üzerine biraz gecikmeli olarak ilk diş muayenesini oldu (resimde ortodontist arkadaşımız Nihal'in muayenesindekini saymazsak, ayrıca kendisinin Kitubi'ye yazı sözü vardır). Ben de gecikmeden verdiğim sözü tutayım dedim.

Ilgaz'ın şu anda ağzında çürüğü ya da çürük başlangıcı yokmuş. Ancak çok klasik bir şekilde, ön dişlerden geriye ve yukarıya doğru çıktıkça iyi temizlenemeyen bölgeler mevcutmuş. Bunları daha iyi fırçalamamız gerekiyormuş. Benim alt dişlerin sıkışıklığı ve babasının alt çenenin biraz ileride olması durumu genetikmiş, takip edilmesi gerekiyormuş. Doktor yılda bir kontrolün yeterli olduğunu ve seneye kontrolde koruyucu uygulama yapılabileceğini söyledi.

Bebeğimizin diş bakımı ile ilgili yaptıklarımızı maddeler halinde yazayım dedim:

  • Diş bakımına 15 aylıkken başladık.
  • Çok yakın zamana kadar florürsüz, bebeklere özel diş macunu kullandık. Sonra çocuk macununa geçtik. İçinde incecik yıldızlar var, yıldızın tadına baktım, naneli sakız tadında. Yutma eğiliminden dolayı yine bebek macununa mı devam etsek diye düşünüyoruz. Diş doktoruna organik diş macunu kullanımını sordum, yetişkinler içinse kullanmayın dedi.
  • Bebekler için özel diş fırçası kullanıyoruz. Tatile giderken de yanımızda götürüp, tatilde de fırçalıyoruz.
  • Başlarda alıştırma şeklindeyken, diş sayısı arttıkça biz de işleri sıkıladık. Günde iki kez fırçalamak için uğraşıyoruz.
  • Bunun zorunlu olduğunu bildiği için, dönem dönem uyku, yemek ve diğer zorunlu şeyler gibi buna da direnç gösteriyor. Ya da bundan vazgeçmeyeceğimizi bildiği için bunu uzatarak ve zorlaştırarak uyku saatini ertelemeye çalışabiliyor.
  • Olaydan soğutmamak için zorlamıyoruz. Tamam fırçalama o zaman da dememeye çalışıyoruz, o günü hızlıa geçiştirip, ertesi gün daha farklı yaklaşmaya çalışıyoruz.
  • Geceleri beslemiyoruz (uyku düzeni, bezi bırakma gibi bir sürü konu için önemli gece beslenmelerini kesmek). Akşam sütünü akşam yemeğinden hemen sonra verip, dişini daha sonra fırçalıyoruz. Diş fırçaladıktan sonra sudan başka bir şey yiyip içmemesine çalışıyoruz.
  • Ilgaz biberonu bırakalı çok oldu ve kullandığı zamanlarda da yattığı yerde bir şey içmesine izin vermiyorduk. Eğer yatağında biberonla süt içmesine izin veriyorsanız, biberon çürüğü denilen bir çürük tipi var (üst ön dişler sararıp çürüyor), bunu araştırmanızda yarar var.
  • İki yaşını doldurduktan sonra, çocuklarda uzmanlaşmış bir diş doktoruna gitmesi öneriliyor.
  • Alışması için şimdiden kuralına uygun şekilde diş etinden ucuna doğru düz hareketlerle fırçalamaya çalışıyoruz.

Çocuğunuzun dişlerini keyifle fırçalaması için 7 numara önerisi:

  1. Fırçanın üzerindeki karakteri konuşturun, ona dişlerini bembeyaz yapmak istediğini söylesin.
  2. Bebekken dişleri olmadığını, o büyüdükçe dişlerinin nasıl teker teker çıktığını anlatın. Dişlerini fırçalarken sayarak fırçalayın.
  3. Bir diş fırçalama şarkısı uydurun, fırçalarken söyleyin.
  4. Onunla birlikte siz de fırçalayın. Doğru fırçalamayı görerek öğrenmesi için de iyidir. O sırada o da kendi dişini fırçalasın. Sonra fırçaları değiştirin, o sizinkini fırçalasın, siz de onunkini (bu sizin açınızdan biraz acılı bir tecrübe olabilir, ne yapalım)
  5. Baştan itibaren macunu yutmamayı, tükürmeyi gösterin (ısrarcı olmasanız da konsepti bilsin). Ağızlarını çalkalayıp tükürürken çok eğlenirler. Fırçalamanın finali olarak kullanılabilir.
  6. Kırmızı deyince ağzı açık macunu yutmadan, tükürmeden bekleyeceğini, yeşil deyince tükürebileceğini öğretin. Kırmızı, kırmızı, kırmızı, kırmızı... diye fırçalayın, yeşil deyin, tükürsün, sonra kırmızı, kırmızı diye devam edin.
  7. 10' a kadar sayın, o sırada o fırçalasın, sonra 10'a kadar sayarken, siz fırçalayın.

Şu 7 maddenin 2'sini kendi diş bakımımda uygulasaydım, 1 tane çürüğüm olmazdı.

posted on 18 Ekim 2009 Pazar 20:08:10 UTC  #    Yorumlar [8]
# 12 Ekim 2009 Pazartesi

Bebeklerde Gaz Sorunları için Çözüm ve Önlemler yazımda, bebeklerde gaz sorunları için, kiraz çekirdeği yastığından söz etmiştim. Evren hamileyken Beşiktaş pazarından bir kiraz çekirdeği yastığı almış, sonra onu başka bir tezgahta unutmuştum. Kışın Tan'da da gaz sıkıntısı olunca, yazdan çekirdek saklamadığıma pek hayıflandım. Bu arada  bu çekirdekli yastıkların, hem sıcak, hem soğuk kompres için kullanıldığını öğrendim.

Reçel yapmak için Tchibo çekirdek çıkartma makinesi ile çıkardığımız vişne çekirdeklerini ve sonra şapır şupur yediğimiz kirazların çekirdeklerini temizleyip, kuruttum. Bu arada, İzmir'de satılan tuzlanmış karpuz çekirdeklerinin karpuzlarını kimin yediğini her zaman merak ettim, İzmir'li arkadaşlardan bilen var mı?

Kiraz/Vişne Çekirdekli Gaz Yastığı Yapımı

Çekirdeklerin temizlenişi: Çekirdekleri birkaç gün suyunu değiştirerek suda beklettim. Bir süzgeçte suyun altında karıştırarak yıkadım. Daha sonra tuzlu suyun içinde 10 dakika kaynattım. Tel süzgeçte elimle bastırıp, sürterek kalan parçaların da temizlenmesini sağladım. Sonra bir gazetenin üstünde balkonda kuruttum (unuttum). Temizlendikten sonra çekirdeklerin ne kadar hafiflediklerine inanamadım.

Yastığın hazırlanışı: Çekirdekleri bir buzdolabı poşetine koyup, buzdolabına kaldırdım. Yastık yapacak vaktim olana kadar soğuk kalsınlar, acil durumlarda soğuk kompres işine yararlar diye. Sonra geçen gün çer-çöp toparlarken kitaplıkta gördüm. Keratalar evin dağınıklığına uymuş, ayaklanmış geziyorlar. Ya da ben artık yapmadığım işleri yaptım sanıyorum. Bu yazıyı yazdım mı acaba gerçekten?

Neyse, kitaplığı temizlerken, bir çekirdek poşetine baktım, bir de Ilgaz'ı sevmeye gelen anneme. Baktım bu ikisi arasında bir ilişki var. Aslında annemden istediğim, minik bir yastık yapması, çekirdeklerin tek bir noktaya toplanmaması için aralara birkaç dikiş atmasıydı. Sonra yeniden yastık dikmek yerine, Ilgaz doğmadan önce diktiğimiz minik uyduruk yastık kılıflarını değerlendirmeye karar verdik. Bir tanesini ortadan kesip bir tarafını iç, diğer tarafını dış kılıf yaptık. Annemin biraz meditasyona ihtiyacı vardı. Resimde gördüğünüz gibi tek şeritlik dikişler attı, sonra vişneleri teker teker oluklara doldurdu (bu eve dikiş makinesi lazım). Ama yastık şahane oldu. Dün buzdolabı poşetinin bir köşesine rulo yapıp koydum. Az önce kontrol ettim, çok güzel rahatsız etmeyen bir soğuklukta idi. Taneli olduğu için de vücudun şeklini alıyor, daha geniş bir yüzeye etki ediyor.

Yastıkta yaklaşık 20 sıra var, her sırada yaklaşık 20 çekirdek var, toplam yaklaşık 400 çekirdek yapıyor. Birkaç kilo vişne, birkaç kilo kirazdan fazlası bile çıkıyor. Artanlarla ne yaptık dersiniz?

Bütün yaz niye buzdolabında saklamışım ki çekirdekleri, ne güzel oynarmışız. Ayk Budur!

posted on 12 Ekim 2009 Pazartesi 14:42:44 UTC  #    Yorumlar [10]
# 07 Ekim 2009 Çarşamba

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

İlk doğum gününe 1 çeyrek kala, 9-12 ay arasında en çok kullandığım 5 ürün:

Soğuk Buhar Makinesi: Essenso Soğuk Buhar makinesi. Hayatımın en ağır gribini hamileliğimin 7. ayında geçirdim. Haftalarca geçmeyen öksürükten bel bölgemdeki tüm kaslar kıpırdamaz hale gelince, bir faydası olur ümidi ile soğuk buhar makinesi almaya karar verdim. İlk satın aldığım cihazın buhar yapacağım derken çıkardığı fabrika gürültüsü yetmezmiş gibi 1 metre çapında ne varsa sırılsıklam ıslatması üzerine geri götürdüm. Esse'nin kampanyasından geri verdiğim aletin iki katı fiyatına güzel bir buhar makinesi aldım. Kış aylarında kombinin yol açtığı kuruluğu azaltmak için özellikle de burnu tıkalı olduğu zamanlarda Ilgaz'ın odasında, onun yatma saatinden, biz yatana kadar çalıştırdık.

Uyku Tulumu: Fuar Baby'nin ayaksız pofuduk uyku tulumu, her daim serin evimizde, soğuk kış günlerinde Ilgaz'ı sıcak, bizim içimizi serin tuttu.

Bez Kitap: Konuşan Hayvanlar. Ilgaz'a kitap okumaya 4 ay civarında başladık. Yaşına doğru bizim okuma sıklığımız da arttı, kendi kendine kitapları bulup karıştırması da. Her hayvanın üzerine basıldığında, o hayvanın sesini çalan bu kitabın eşliğinde Ali Baba'nın Çiftliği şarkısını söylerdik. Bir de Gökhan köpek sesine belirli bir tempo ile basarak bir çeşit müzik yapardı (Ilgaz'dan çok biz eğlenirdik :) ). 

İtmeli Oyuncak (yürüme öncesi ve sonrası): Early Learning Center Yürüme Arabası. O zamanlar Mothercare ELC'yi satın almamıştı, Leonardini ELC oyuncaklarının Türkiye distribütörü idi. Tuğla taşıyan el arabasına tutunup iterken doğru hızı ayarlayıp dengesini bulana kadar aile büyüklerinin yüreğini hoplatsa da zamanla sürmekte usta oldu. Bazen tutunup gezdirirdi, bazen biz oturtup onu gezdirirdik. Emeklemede usta olduktan sonra yürümeye geçiş aşamasındaki zorlu el tutarak her yere gitmeye çalışma döneminde çektiğimiz bel ağrılarını biraz olsun hafifletmiş, muhtemelen yürüyebilmesi için gerekli kasları çalıştırmasına da yardımcı olmuştur.

Priz Güvenliği: Ikea Priz Koruyucu. Emeklemeye başlaması ile evde güvenlik önlemlerini arttırmak gerekti. İkea priz koruyucular da en uzun süre kullandığımız ürünler oldu. Yakın zamanda onları da tırnağını takarak açabilmeye başlayınca, evdeki tüm prizleri çocuk korumalı prizle değiştirmek zorunda kaldık.

Bu yazı ilginizi çektiyse:

Ev içi oyun parkları

posted on 07 Ekim 2009 Çarşamba 20:26:48 UTC  #    Yorumlar [2]
# 04 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Katı Gıdalara Geçiş Dönemi olan 6-9 ayda en sık kullandığım 5 ürün:

Cam Rende: Paşabahçe cam rendeyi hiç kaldıramadık, hep bulaşıklıkta durdu diyebilirim. Balık şeklinde, ortası pürtüklü, meyveyi sürünce, bütünlüğünü bozup yumuşak posa ve suya çeviren son derecede basit ve başarılı bir alet. Doktorumuz, pürtüklü yemeye alışması için meyveleri ilk günden başlayarak cam rende ile hazırlamamamızı önermişti.

Saklama Kapları: Avent Via Süt Saklama Seti. Güya süt saklama amacı ile almıştım ama acil durumlarda çözdürüp ısıtması süt poşetlerine göre çok daha uzun zaman aldığı için bu amaçla nadiren kullandım. Hem buzdolabı ve buzluk için, hem ısıya dayandığından sıcak su içinde yemeği ısıtıp direk içinden yedirmek için, hem yanımıza almak için elim ayağımız oldu bu kaplar. Hala da evde Ilgaz'ın malzemeleri dışında da en çok kullanılan saklama kabı olduğunu söyleyebilirim. Baştan fiyatı biraz pahalı gibi gelmişti ama iyi bir yatırım oldu.

Yoğurt Makinesi: Tchibo'nun teması tam benim aradığım ana denk gelmişti. Ilgaz başlarda günde 1,5-2 kavanoz götürüyordu bunlardan. Süt olarak günlük süt, maya için SEK'in 800 gramlık plastik dikdörtgen kaptaki homojenize yoğurdunu kullandık genelde.

Mama Önlüğü: İkea'nın ikili set halinde satılan kollu muşamba önlükleri. Makineye de atılıyor. Belirli bir yıkamadan sonra ılık ütüyle ütülüyorsunuz, geçirmezliğini yeniden kazanıyor. Küçülünce kolları kestik, boynunu çıtlattık hala kullanmaya çalışıyoruz arada.

Banyo Oturağı: Kid dsign diye bir marka. Yanılmıyorsam, 17 TL civarı bir fiyata Maxitoys'dan almıştım. Diğer markaların fiyatları 50-60 civarıydı. Oturmaya başladıktan itibaren banyoda bunu kullandık. Hatta bir-iki kere mama sandalyesi ıslakken resimdeki gibi tezgahın üzerine vakumlayıp mama sandalyesi olarak da kullandım. İçine sığamayana kadar da bunu kullandık banyoda.

posted on 04 Ekim 2009 Pazar 18:16:06 UTC  #    Yorumlar [4]
# 01 Ekim 2009 Perşembe

Bir önceki yazımda, Ilgaz'ın doğumundan 3 aylık olana kadar en çok kullandığım 5 ürünü yazmıştım.

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

3-6 ay gelişim döneminde en çok kullandığım 5 ürün:

Bebek arabası, ana kucağı: Inglesina Zippy travel system (bizdeki 2006 modeliydi, o zaman daha isofix'li baza yoktu). Yalnız bu dönem için değil, her dönem severek kullandığımız ürün. Parası son kuruşuna kadar helal olsun.

Süt sağma pompası: Medela Pilli ve Elektrikli Süt Pompası. Ilgaz 3,5 aylıkken, sütüm bir anda azaldı. Ilgaz da çok sık emmek istiyordu. Sütüm azaldı yetmiyor diye panikle sağmaya başladım. Muhtemelen bir büyüme atağı idi yalnızca. Sonra da sağdığım için arttığına hükmettim, belki de sadece çocuk sık emdiği için artmıştı. Geceleri de kesintisiz uyumaya başlayınca, bütün gece emmiyor, ya kesilirse diye paranoya yapıp her gece yatmadan önce sağdım. Halbuki Ilgaz 6 aylık olup katı gıdaya başlayana kadar, gündüzleri her 2 saatin yarım saatini emerek geçirdiği için, muhtemelen gerekli pompalamayı kendisi yapıyordu. Sağmasam süt yerinde durur muydu asla bilemeyeceğiz. Ama daha az endişelenip, sağma ile geçirdiğim vakitte uyusaydım, bunun süte faydası olurdu, bundan eminim. Neyse uzatmayalım, işte bu stresle 3-6 ay arasında oldukça sık kullandım pompamı. Pratik, kullanışlı, ekonomik bir pompa. Sonradan sterilize edilen parçaları yedeklemek için el pompası olandan da edindim bir tane. Yalnız tıbbi bir sorun yüzünden doktor önerisi ile süt arttırmak için pompa gerekliyse, yetersiz kalacak bir pompa olduğunu düşünüyorum. Ama fazla sütü sağmak, bebeğin yanında olmadığınızda şişen göğüsteki sütü almak için gayet başarılıdır.

Süt Arttırıcı Çay: Humana Still Tea. Çemen otu içerir, buna rağmen tadı güzeldir. Yalnız 3 ay boyunca Gökhan'ın benden uzak durması ve Ilgaz'ın bir garip kokmasının sorumlusudur :) Süte de gerçekten yaradığını düşünüyorum. Plasebo da olabilir tabi.

Süt Saklama Poşeti: Yine sevdiğimiz poşet Medela'dır. El emeği, göz nuru, sağıp sağıp buzluğa attığım poşetler dolusu sütler, Ilgaz 6 aylıkken ilk çalışma girişimimde Ilgaz'a bakması için ayarladığımız teyze tarafından, kolay uyusun diye biberonla dayanmak suretiyle, 3-5 günde bitirilmişlerdir. Akşam döndüğümde Ilgaz superfresh sütlerden tok olduğundan emmemesi, gündüz doğru düzgün sağacak ortam bulamamam, peşine Gökhan'ın apandisit ameliyatı, sonra da katı gıdalar tatlı gelip Ilgaz'ın gündüz emmeyi bırakması derken sütler bu sefer gerçekten suyunu çekerek, 8-9 ay civarında aperatif miktarına inmiştir.

Yerde Yatan Bebek Oyuncağı: Nam-ı diğer Babygym. Resimdeki. Ilgaz 3 aylıkken, Ilgaz'ı, onu görmeye gelmiş olan halası ve kuzenimiz Ece'yi de kendimle birlikte maceraya sürükleyerek Eminönüne götürerek almıştım. Eski alışkanlıklar. Eminönü oyuncakçıları sevdası. Bu tecrübeden sonra, her şeyi, fiyat, çeşit, kampanya promosyon takılmadan, en kolay ulaşabildiğim yerden alıyorum :) Neyse sonuçta oyuncaktan memnunuz, bütün büyük oyuncakçılarda vardır, Eminönüne gitmeye gerek yok.

posted on 01 Ekim 2009 Perşembe 19:13:41 UTC  #    Yorumlar [7]
# 27 Eylül 2009 Pazar

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Doğumdan sonra ilk 3 ayda en çok kullandığım 5 ürün:

Göğüs Ucu Koruyucu: Medela Anatomik Göğüs Koruyucu Diğer yazının yorumunda Münevver Hanım'ın belirttiği gibi, göğüs ucunuz hassassa, Lansinoh üstü göğüs pedi insanı mahvediyor. İlk 10 günde ve zaman zaman göğsümde şişlik olduğunda da bu kalkanlardan kullandım.

Göğüs Ucu Çatlak Kremi: Lansinoh Lanolin kremini yine ilk 10 günde yoğun olarak kullandım. Fazlasını silmek için daha çok rahatsız olmayayım diye elimde yumuşatarak azar azar kullandım. Kalanını böyle değerlendirdim.

Göğüs Pedi: Lansinoh Tek kullanımlık Göğüs Pedi. Çok marka denedim, en çok bunun fiyat performansından memnun kaldım.

Uyku Oyuncağı: Playskool Ninnili Uyku Arkadaşım. Ninni söylemeye enerjim kalmamış. Buna basar, yan yatırır yanına koyar, beşiğinde uyutmaya çalışırdık. Müzikleri bana lohusa depresyonu yapardı. Ilgaz bebekten sıkılınca Gökhan gelir, nını nıy, nını nıy diye, aynı şarkıları kendisi bıdırdanırdı.

Alt Değiştirme Pedi: Arkadaşım İdil, kızı Yasemin'in küçükken kullandığı Mothercare alt değiştirme süngerini havluları ile birlikte vermişti. Gazını da çıkartma amacıyla, altını çok açık tuttuğum için, bunun üzerinde çok vakit geçirdi. Üzerinde tepine tepine kaç senelik malzemeye son nefesini verdirdi. Ablam da ilk başta İkea'dan şişme olanlardan almıştı, Tan altını değiştirirken çok ağlıyordu. Annemin acaba sert mi geliyor düşüncesi ile buna benzer bir tane almasıyla ağlama problemi çözüldü.

Güncelleme: Balcamisis de ilk 3 ayda kullandığı ürünleri bu yazıda yazmış: http://balcamisis.blogspot.com/2009/10/ilk-3-ayda-en-sevdigim-seyler.html

Siz de yazıp yorumlara link'ini bırakabilirsiniz. Bir çeşit doğal MİM oldu.

posted on 27 Eylül 2009 Pazar 12:25:08 UTC  #    Yorumlar [1]
# 14 Eylül 2009 Pazartesi

Bu benim için çok özel bir yazı. Uzun zamandır, harıl harıl çalışıyoruz ve size duyurmak için her geçen gün biraz daha sabırsızlanıyorum. Nurturia'yı açmamıza az kaldı. Nurturia logosuna tıkladığınızda ulaşacağınız anasayfada site açıldığında haberdar olabilmek için talepte bulunabilirsiniz.

Nurturia da nereden çıktı?
Nurturia, bizim Ilgaz doğduktan sonraki temel ihtiyaçlarımızdan ortaya çıktı. Hiçbir uzmanlığımız olmayan bu nadide konuda okuyorduk, doktorumuza soruyorduk ama yetmiyordu. Bu iş tecrübe işiydi. Diğer yandan, internetin dibini kazıyıp, kimi zaman acı tecrübelerle edindiğimiz bilgiler başkalarına yarasın istiyorduk. Kitubi'ye de zaten öyle başladım. Diğer yandan, İstanbul'da yaşamayan ailelerimiz Ilgaz'ın hayatında olmak, onunla ilgili güzel anları paylaşmak istiyorlardı. Fotoğrafları iyi kötü mail'le gönderiyorduk, ama her şeyi, herkese ayrı ayrı anlatmak mümkün değildi. Onlar da benim emzirme ve bez değiştirme aralarında anlattıklarımdan pek tatmin olmuş görünmüyorlardı. Anne, baba, çocuk ve sevdiklerinin dertlerini birarada çözebilecek bir platforma ihtiyaç vardı.

Nurturia ne demek?
Biliyorsunuz Kitubi'nin bir anlamı yok. Başlangıçta, çıldırmış olmalıyım ki iki dilde birden yazabileceğimi sanmıştım. O yüzden iki dilde de aynı şekilde okunabilecek bir isim seçmiştim. Nurturia global bir proje. nurturia.com.tr'yi türkçe açtıktan kısa süre sonra İngilizce olarak nurturia.com'u açacağız. Yine uzunca bir süre iki dilde de güzel ve anlamlı alan adı aradıktan sonra, türkçe karakterlerimizin de azizliği ile İngilizce'ye yöneldik. Sonra Nurturia'yı bulduk ve çok beğendik. Nurturia, Nurture'dan geliyor. "Nurture" yetiştirmek, bakmak, büyütmek anlamına geliyor. Nurturia'yı da bakılan, yetiştirilen yer anlamında kullanmak istedik.

Nurturia tam olarak ne işimize yarayacak?

Çekirdek aileniz: Nurturia ile, kendinize ait bir hesap açarak, orada nasıl bir ebeveyn olduğunuzu anlatırken, aynı zamanda çocuğunuz için de kendi hesabınıza bağlı bir hesap açabileceksiniz. Eşiniz de aynı gerçek hayatta olduğu gibi, çocuğunuzun sayfasına sizinle aynı haklarla erişebilecek. Bu hesapta ikiniz de onun sevdiklerinizle paylaşmak istediğiniz fotoğraflarını, marifetlerini kolayca güncelleyebileceksiniz. Bu basit güncellemeler, çocuğunuza ve size gelecek için anı olarak kalacak.

Aileniz, arkadaşlarınız: Aile bireylerinizi ve arkadaşlarınızı, yavru insanın marifetlerini görmeye davet edebileceksiniz Nurturia'ya. Ona anlattın, bana anlatmadın diye küsmeyecek kimse. Heyecanla bekleyecekler gelişmeleri.

Tecrübe paylaşımı: Keşke herkes işe en azından ikinci çocuktan başlayabilse. Ama yine de her çocuk aynı değil. Diğer yandan dertleriniz ilk defa sizin çocuğunuzda da ortaya çıkmış değiller, daha önce tecrübe edenler var. Onlara soru sorma imkanınız olacak, kaç yaşında, kaç çocuğu olan birinin yanıtladığını da görerek rahat rahat değerlendirebileceksiniz yanıtları. Sizin de başkalarının sorularını yanıtlayarak onlara yardım etme imkanınız olacak.

Gruplar: Nurturia ile istediğiniz türde grubunuzu kurup, kafadarlarınızla e-posta'nızı şişirmeden, rahat rahat iletişim kurabileceksiniz.

www.nurturia.com.tr adresine e-posta adresinizi bırakarak site açıldığında haberdar olabilirsiniz.

posted on 14 Eylül 2009 Pazartesi 19:59:08 UTC  #    Yorumlar [15]
# 06 Eylül 2009 Pazar

Biz küçükken ayakkabı alınacağı zaman babam bütün yanında bizimle gezerek, bütün ayakkabıları eğip, bükerdi. Hiçbir zaman dışarıdan bakıp beğendiğimiz bir ayakkabıyı güzel bir yoğurmadan almamıza izin vermezdi. Yıllar sonra, Ilgaz'ın tek tarafa yatmaktan yamulan kafasını göstermek için ortapediste gittiğimizde çok doğru bir iş yaptığını öğrenmiş oldum.

Bebeğinize-çocuğunuza ayakkabı seçerken:

  • En ideali çıplak ayak gezmesi. Ayakkabı da yalınayağa ne kadar yakın o kadar iyi.
  • Tabanı esnek olmalı. Mümkünse bükünce ortadan ikiye katlanmalı. Kar-kış ayakkabısı dışında olabildiğince ince tabanlı olmalı.
  • Nefes alan, terletmeyen, hafif ayakkabılar tercih edilmeli.
  • Yanınızda çocuğu götürüp denemek gerekiyor. Küçük, büyük olmaması gerekiyor. Ilgaz'ın kemikli, ekmek ayaklarına, numarası tutan 10 ayakkabıdan 1'i ancak uyar mesela.
  • İç tabanının düz olması gerekiyor. Ortopedik ayakkabılardaki gibi yükseklikler olmaması gerekiyor (aşağıda linkini verdiğim videolardan birinde, ortopedik olmamalı, ama anatomik denilen iç bombe tercih edilir diyor, bizim gittiğimiz doktorun verdiği broşürde düz olsun diyordu, doktorunuza danışmakta fayda var, aranızda doktor varsa yorumlarsanız sevinirim)
  • İçinde ayağına batacak, rahatsız türde dikişler, yapıştırmalar olmaması gerekiyor.
  • Kolay giyilip çıkartılabilmesi de sizin konforunuz için iyi olur.

Faydalı linkler:

Bebeğe ayakkabı almak gerekir mi?

Düz taban olabilir mi?

Ayakkabı ortapedik mi olmalı?

İlkadım ayakkabısı

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 06 Eylül 2009 Pazar 19:23:32 UTC  #    Yorumlar [0]
# 04 Eylül 2009 Cuma

Kitubi'yi düzenli takip edenler, toplumumuzdaki "üşütmeyin çocuğu" yaklaşımı ile problemim olduğunu farketmişlerdir. Yaz bitip de kış gelirken, Ilgaz'ı ne tür soğukluklara maruz bıraktığımızla ilgili bir liste yapayım dedim. Aşağıdakilere rağmen Ilgaz sıradan sağlıklı bir çocuktur. Öyle sık hastalanmaz, hastalanınca iyileşir. Çocuğunu üşütme taraftarı ebeveynlere cesaret olsun.

Her ne kadar misafirlerden bu ev serin, üşütmeyin çocuğu, bak biz bile üşüdük gibi uyarılar aldıysak da yenidoğan döneminde aşağıdakilere göre daha hassas davranmış olduğumuzu belirtmekte fayda var. Vücudu biraz yağ bağlayıp, kendi izolasyonunu sağlayana kadar. Vücudun herhangi bir yerini ısırma isteği duymaya başladığınız andan itibaren uygulayabilirsiniz:

  • Katı gıdalara başladığından beri, biz soğuk su içtiğimiz aylarda bizimle birlikte buzdolabından çıkmış suyu direk içer (şubat doğumlu).
  • Katı gıdalara başladığından beri, dolaptan çıkmış meyveleri mis gibi soğuk soğuk yer.
  • İnek sütüne başladığından beri, yazları dolaptan çıkmış sütü direk içer, oh pek severim soğuk şekersiz sütü.
  • İnek sütüne başladığından beri yaz kış dondurma yer.
  • Sofraya buz çıktığında, talep ederse buz yer.
  • Yazın terlediği için giysi değiştirdiğimiz pek nadirdir, çünkü terletecek kadar giydirmeyiz.
  • Yazın ceyranda bırakırız (oturduğumuz mekanda özel olarak esecek şekilde pencere açarız).
  • Yazın kendimiz terlik giymeyiz, ona da giydirmeyiz, çıplak ayakla taşa basar (ilk yazının sonunda emeklemeye başlamışken, sonbahar yüzünden çorap giydirmek zorunda kalmamızla emeklemesinde bariz gerileme izlenmiştir).
  • Kendimiz kaç kat giyinirsek, onu da o kadar giydiririz. Fazladan hırka falan giydirmeyiz. Hatta yazın ben şort-tişört giyerken, onun üstü çıplak donla gezdiği görülmüştür.
  • İlkbahardan itibaren yaz sonuna kadar saçlarını kurutmayız, havluyla kurular bırakırız.
  • Kışın evimizi hırkayla gezilecek kadar ısıtırız, tişörtle değil, onu da uygun şekilde giydiririz.
  • Uykudan uyandığında üstüne yelek giydirmeyiz (sonbahardan kışa geçişte, henüz kombi yakmadığımız dönem hariç).
  • Tüm kış boyunca gerekli gereksiz hergün şapka, atkı takmayız. Gerekiyorsa takarız. Takmak istemiyorsa ısrar etmeyiz (üşüyünce öyle güzel takıyor ki zaten, ısrara hiç gerek yok).
  • Doğduğundan itibaren, yaz, kış, kar, rüzgar, her havada dışarı çıkarırız.

Ülkemizdeki kadınların üçte ikisinde kansızlık varmış. Kansızlık üşüme yaparmış. Acaba soğuk konusunda hassas bir toplum olmamız bundan kaynaklanıyor olabilir mi?

posted on 04 Eylül 2009 Cuma 22:06:05 UTC  #    Yorumlar [14]
# 14 Temmuz 2009 Salı

Can insanları yabancılamaya çok erken başladı (iki aylık civarı). Bu da bizim hayatımızda ciddi bir kısıtlamaya yol açtı. Baş başayken son derece mutlu olan oğlumuz, odaya birinin girmesiyle birlikte birden ağlamaya başlıyordu. Babası ve benim haricimde kimsenin kucağına gitmiyor, giderse bile yabancı kişiye hızlı bir göz atmasını takiben kıyamet kopuyordu. Morarıyor, nefessiz kalıyor ve odasına gidip yalnız kalmadıkça susmuyordu.

Ne eve biri gelebiliyordu, ne de biz bir yere gidebiliyorduk. Pusetiyle dışarı çıktığımızda önce gayet mutlu etrafa bakınırken ansızın yanımıza biri geliyor, bizim o insanı kovalamaya fırsatımız olamadan, "aman da ne şirin bebekmiş" demesiyle yine kıyametler kopuyordu. Eve dönene kadar ne yapsak sakinleştiremiyorduk. Eşim artık dışarı çıkmak istemez olmuştu, misafir geldiğinde de biz üst kattan inemez olmuştuk. Aşağıdaki resimlerde Can 35 günlük, ilkinde bana gülücükler atarken, annemin odaya girmesiyle ikinci resimdeki görüntü oluşuyor.

Artık bir gün ağlamaklı doktorumuzu aradım (aynı zamanda arkadaşımız). Bu çocuk çok yabancılıyor ne yapacağımı bilmiyorum lütfen yardım et diye. Her ne kadar "sana öyle geliyordur bebekler 7 aydan önce yabancılamaz" dediyse de, 2,5 aylıkken sünnet kontrolüne gittiğimizde kendisi de gözlerine inanamadı ve bize;

"Bir bebek bunu şimdiden yapıyorsa başın gerçekten belada. Demek ki çok büyük korkuları var (o ana kadar bunu hiç düşünmemiştim). Bunları yavaşça yenmeniz lazım yoksa ileride eteğinden ayrılmayan ve sürekli ağlayan bir çocuğa sahip olursun. Sana ödev! Can her gün mutlaka dışarı çıkacak fakat kalabalığa ve uzağa götürüp çok germe onu, ama her gün en az bir farklı ortam ve bir yabancı mutlaka görsün. Aşama aşamada fazla kişiyle görüştürmeye başla, sakın fazla zorlama" dedi.

Çocuk korkuları, çok ağlayan bebek, muhtemel nedenleri üzerine birçok araştırmalar yaptım. Bebeğin sakinleşmesini sağlamanın tek yolunun da çocuğun size olan güveni arttırmak olduğunu öğrendim. Her koşulda sizin onun yanında olduğunuzu hissettiği sürece güven oluşuyor ve sizi bırakmaya başlıyor. Sakın bundan öncesinde onu siz zorla alışsın diye bırakmayın, o zaman güvenini sarsılıyor ve daha çok paçanıza yapışıyor.

Babası bizimle dışarı çıkmayı reddetse de biz her gün bakkala eczaneye ya da sabah çok erken saatlerde yürüyüşlere çıkmaya başladık. İlk iki hafta kabus gibiydi. İnsanlar bana demediklerini bırakmıyorlar, şu küçücük çocuğa niye işkence yapıyorsun diyorlardı. Neyse ki dördüncü ay civarı sosyalleşmeye başladık. Bu arada ben de işe başladım ve Havva Teyzesi'yle her gün gezmelere devam etti. Biz de akşamüstü işten geldiğimde ya da sabah erken saatte işe gitmeden önce birlikte yürüyüşlerimize devam ettik.

Yaklaşık 5 ay civarında çok sosyal bir çocuk oldu Can. O günden sonrasında her yere gider olduk. Hiç sorun çıkartmıyor hatta kendisi de gezmekten, yeni insanlar tanımaktan mutlu oluyor. Şimdi de (16 aylık) arkadaş diye ağlıyor. Umarım bu sene biz de Ilgaz’ın ilk gittiği kreş gibi bir yer buluruz da hiç olmazsa günde bir saat çocuklarla oynayabilir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 14 Temmuz 2009 Salı 08:57:45 UTC  #    Yorumlar [4]
# 24 Mayıs 2009 Pazar

İkiz anne-babalarına her zaman özel bir saygı duymuşumdur. Tek çocuğa bile bakmanın, hele de Türkiye şartlarında ne kadar zor olduğunu gördükten sonra, çoğul bebek büyüten ebevenynler benim ermiş, üstad statüsünde.

Yorumlarda Ebru Hanım sormuş:

"İkizlerim var,ayrıca onlar için özel şeyler var mı, acaba kolaylaştırıcı, kendim bakıyorum yalnız başıma çok zorlanıyorum."

Kitubi'yi takip edenlerden mutlaka  çoğul anne-babaları vardır diye düşündüm. İkiz ailesi olup blog yazanlar var mı aranızda? Ya da bildikleriniz varsa lütfen Ebru Hanım'a ve diğer ikiz annelerine babalarına yardımcı olması için yorumlara yazabilir misiniz?

Eğer ikizleriniz var, blogunuz yok ve bu konuda bir şeyler yayınlamak istiyorsanız, bana e-mail'le gönderebilirsiniz, Kitubi'de yayınlarım.


 

posted on 24 Mayıs 2009 Pazar 19:11:30 UTC  #    Yorumlar [6]
# 11 Mart 2009 Çarşamba

Kitubi'ye selam.  Aslen Damla'nın ablası, cumartesi  günü de tam 6 aylık olacak Tan'ın annesiyim.

Damla'nın uzun ısrarları sonucu Kitubi'ye iki kalem bir şeyler yazıyorum sonunda. Evet küçük bir bebekle  boğuşmak zor ama kabul ediyorum biraz da tembelim.  Mail'lerime bakmak bile aylarımı aldı. Kabahati de hep benim küçük kuzuma attım.

Neyse gelelim sadede. Tan çok problemli bir bebek değil. Gaz sorunumuz da dahil olmak üzere öyle çok ciddi bir problem yaşamadık, hep kısa sürede atlattık. Ama Tan doğduğundan beri halledemediğimiz tek sorun cildinin fazla allerjik olması. Yüzündeki ve  alnındaki kızarıklıklar bazan egzama görüntüsüne kadar vardı, bir kayboldu bir geçti. Son bir aydır da bu kızarıklıklar bacaklarında ve kollarında da görülmeye başladı.

Belki  başka bir öneri getirir diye gittiğimiz 2. bir doktor, kortizonlu krem ve atopik ciltler için nemlendirici önerdi. Kortizonlu kremi daha önce de 2 gün kullanmıştık ama, yeni doktor 5 gün kullanmamızı önerdi. Gerçekten de kızarıklıklar bir kaç günde geçti ama dün yeniden başladı. Doktoru yeniden aradık, bir süre kortizon kullanamayacağımızı  nemlendirici ile devam etmemizi söyledi. Bu arada, kafasında da konak benzeri bir görüntü vardı ve aylarca geçmedi. Kullandığımız konak önleyici şampuanı  bırakarak atopik ciltler için saç-vücut şampuanı aldık ve hemen etkisini gördük.

Ben de oldukça allerjik olduğumdan Tan'ın allerjisinin ilerlemesinden korkuyorum. Haftaya katı gıdalara başlayacağız. Benim gibi astım-bronşitli diğer annelerin katı gıdalarla ilgili tecrübelerini merak ediyorum. Umarım çok ciddi bir sorun yaşamayız.

Damla'dan Not: Dil gelişimi ile ilgili yazıyı unutmadım, ilk fırsatta devamını yazacağım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 11 Mart 2009 Çarşamba 20:23:53 UTC  #    Yorumlar [8]
# 07 Şubat 2009 Cumartesi

Sabah uyanıp da iki göz kapağı yeşil yeşil yapışık, iki burun deliğini de yeşil yeşil tıkanık karşısında görünce insan biraz panik oluyor. Ben olsam oturur yatağımda ağlarım, "anne gel karanlık, göremiyorum, gözüm yapıştı" diye. O haliyle kalkmış yatağından, "anne'ciğim siler misin (hızlanıyor buradan itibaren), nanne'ciim silermisin (yavaşlıyor) lüt-fen gözü-mü?,  luttffen (hızlı) silermisin  ". Pamuk biraz sıcak gelince de (hassas diye herhalde) "annecim, silmeannecim silmeannecim (çok hızlı)". Bu annelik çok fena. Her iki gözünde kurumuş yeşil çapakların dışında, gözlerinde şişlik ve kızarıklık da vardı, anladığım kadarı ile hastalık akut bakteriyel konjoktivit'miş, başka bir deyişle, bir çeşit bakteriyel göz enfeksiyonu.

Çarşamba akşamı servisten indiğim yere karşılamaya gelmişler ablasıyla, sürpriz olsun diye. Yolda tek gözünden yaş aktığını farketmiştim. Sanırım rüzgardan oldu dedi ablası. Ben de toz kaçmıştır diye üzerinde durmadım. Perşembe sabah bir şeyi yoktu (ya da farketmedim), perşembe gündüz ablası yaşaran gözde çok çapak biriktiğini haber verdi. Akşam eve geldiğimde gözünde sarı-yeşil akıntı vardı, yatırırken hafif şişme başlamıştı. Doktorunu aradım, günde 3 kez kaynamış ılış su ile silip, damla damlatın dedi (antibiyotikli bir damla).

Cuma sabahı ilk paragraftaki vaziyette kalktı. İki gözü de şişti, halbuki diğer göz gayet iyi görünüyordu önceki gece. Biraz panik yapıp, doktoru aradım, size mi göz doktoruna mı götürmeliyiz diye, o da aynı tedaviyi verip biraz bekleyeceğiz, sabah böyle kötü görünür, öğleden sonraya hafifler dedi. Gerçekten de hastalandığı kadar hızlı bir şekilde iyileşti gözü. Bu akşam yatırırken neredeyse tamamen iyileşmişti. Sonra öğrendim ki, bu tür göz enfeksiyonu kendi kendine bile 2-3 günde geçermiş ama tehlikeli türler de olduğundan, tedaviye cevap verip vermediğinin hızla anlaşılması için, antibiyotikli damla kullanılırmış.

Notlar:

  • Hastalık bulaşıcı, başkalarını korumak için okula gönderilmemesi ve ailede herkese ayrı havlu, mümkünse kağıt havlu kullanımı öneriliyor.
  • Hem rahatlama, hem hızlı iyileşme için gözlerdeki çapağın kaynatılmış ılıtılmış su ve steril ped yardımı ile temizlenmesi öneriliyor. Sadece dışarıdan temizlenmesi, korneaya zarar vermemek için, gözün içinin temizlenmemesi öneriliyor. İki göz için ayrı, yeni ped kullanımı öneriliyor.

Bebeğin gözüne daha kolay damla damlatmak için:

Geçen sene de bu zamanlarda göz doktorunun şalazyon (hala sanki arpacıkmış gibi geliyor ama neyse) teşhisi koyduğu şeyle uğraşıyorduk. Peşpeşe belki 10-20 tane minik şişlik çıktı gözünde. O zamanlar damla damlatmak gerçekten kabustu, elini kolunu sıkı tutup, zorla üzerine eğilip damlatmak gerekiyordu. Ne zaman damla damlatıp yatırsak, ağalayarak uyanıyordu, kabus görüyordu sanırım.

Bu defa, ben sırt üstü yatıp, omuzuma onu yatırarak sıktığımda, hem hareketini çok daha rahat, canını yakmadan kısıtlayabildiğimi, hem de üzerinde eğilip onu bunaltmak yerine tavandan sarkan uçakla dikkatini dağıtarak sıkabildiğimi keşfettim. Bu akşam ilk gözüne damlatmamıza izin verdi, ikinciye birazcık kaba kuvvet kullandık :(

Gözüne kompres yapmak için:

Gözüne kompres yapmanız gerekiyorsa, hiç onun gözüne dokunmadan önce, iki set ped edinin. Birini ıslatıp sıkıp kendi gözünüze koyun, o da sizi taklit etmek isteyince onunkini kendi eli ile gözüne koymasını sağlayın. Sonrasında hadi sen benimkini tut, ben seninkini diye değiş tokuş yapılabilir. Daha uzun süreli ılık kompres için kaynatılmış doğal bebek süngeri kullanabilirsiniz.

Burada çabuk iyileşmesinden söz ettim ama, çocuğunuzun gözünde bir sorun olduysa mutlaka doktorunuzu arayın, asla sormadan ilaç kullanmayın. Bakteriyel konjunktivit basit bir enfeksiyon olsa da, bazı göz enfeksiyonlarının, çok nadir de olsa körlüğe kadar giden sonuçları olabiliyormuş. Sitenin kullanım şartlarına bakın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 07 Şubat 2009 Cumartesi 22:08:36 UTC  #    Yorumlar [12]
# 28 Aralık 2008 Pazar

Küçük çocuklar sürprizleri sevmez. Düzenin, rutinlerin bu kadar önerilmesi de aslında bundandır (Sürpriz derken eve elinizde çikolatayla gitmenizi kastetmiyorum elbette :)) Sözünü ettiğim sürpriz türü, olağan hayatın dışına çıkılan durumlar. Bu minik arkadaşların sadece 2 kez bile olsa tekrarlanan her şeyi rutin kabul ettiklerini göz önünde bulundurursak, size son derece sıradan gelen bir durum, bebeğiniz ya da küçük çocuğunuz için bir sürpriz sayılabilir.

Akşam eve normal saatinizden geç gelmeniz, eve misafir gelmesi, tatile gitmeniz, o öğle uykusuna yatmışken o uyumadan önce evde olan birinin evden ayrılması, onun doktora götürülmesi. Onun her geçen gün daha büyüyen bir birey olduğunu ve sizinle ortak bir hayatı paylaştığını, ve hayatında neler olup biteceğinden haberdar olmayı hakettiğini ve istediğini unutmayın.

Haberdar olduğunuz değişikliklerden makul bir zaman önce onu bilgilendirin. Bahsi geçen konunun ne kadar sıradışı olduğuna bağlı olarak değişiklikten ara ara söz edin, detaylarına girin. Ayrıca sıradışı durum sona erdiğinde düzeninize dönebilmek için istisnalarda söz edin. Örneğin;

"Oğlum / kızım hani sen normalde yemekten sonra yatağına yatıp uyursun ya, bu seferlik, tatile gideceğimiz için, yemekten sonra hemen evden çıkacağız. Arabamıza bineceğiz, sen sütünü arabada içer uyursun, sonra biz Ankara'ya vardığımızda, teyzenin senin için hazırladığı yatağa geçiririz seni, biz de seninle aynı odada uyuyacağız, çünkü teyzenin evinde başka boş oda yok. Evimize dönünce yine yerinde yatarsın olur mu?" gibi.

Deneyin yararını göreceksiniz. Oğlumuz normalde kendisini babası veya benim dışımda bir kişinin yatırmasına kesinlikle izin vermez. Bir arkadaşımızın düğününe gitmeden bir gün önce, onun yattığı saatten önce ayrılıp düğüne gideceğimizi, onu ablasının yatıracağını,  o uyuduktan sonra eve gelip onu öpeceğimizi, sabah uyandığında evde olacağımızı anlattık. Giyinip süslenip o daha akşam yemeğini yerken evden ayrıldık, bize neşeyle "bay bay" yaptı. Sonra da hiç sorun çıkartmadan uyumuş.

Bir süredir bizde olan anneannesini yolcu etmek için kalktığımda "istisnai şekilde" uyuyordu. Bir gün önce anneannesi ertesi gün gideceğini söylemişti ama nasıl olsa uynamış olur düşüncesi ile vedalaşmadılar. Tersine ısrarlara rağmen onu uyandırdım ve anneannesini öpüp hoşçakal dedi. Eminim uyandığında onu bulamasa çok üzülecekti. Maksimum bir saatlik uyku için üzülmesine izin vermek istemedim.

Eğer çocuğunuz henüz konuşamıyorsa, bu olan biteni daha anlayamayacağı anlamına gelmiyor. Ilgaz konuşmaya başladı ve aylar önce konuşamadığı zamanlarda olan bitenleri anlatıyor şimdi.

Önemli bir şey de çocuğu kandırmamak. Dilimizde "çocuk gibi kandırmak" diye bir deyim var ve bence bu deyimin çıkış noktası çok yanlış. Çocuklar kandırılmamalı. Eğer çocuğunuza onun iyiliği için bile olsa yalan söylerseniz, bunu farkeder ve size olan güveni azalır, daha sonra söylediklerinize inanmaz. Ayrıca taklit ederek öğrendiği için, becerebilmeye başladığı zaman o da sizi kandırmayı deneyecektir. Kısa vadeli yatıştırmalar için küçük yalanlarla çocuğu kandırmak uzun vadede işinizi daha da güçleştirecektir.

Çocuğunuzu henüz kararlarınıza tam olarak dahil edemeseniz bile onu kararlarınızla ilgili doğru şekilde ve zamanında bilgilendirebilirsiniz. Bu davranış biçiminin  çocuğunuzun kararlarınıza saygı duyması ve onları kabullenmesi için çok yararı olacağını düşünüyorum.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 28 Aralık 2008 Pazar 18:52:49 UTC  #    Yorumlar [2]
# 21 Aralık 2008 Pazar

Bir süredir Benimle Oynar mısın Anne'nin mail grubunu takip ediyorum. Umarım biz de yakında çengelköyde bir grup oluşturabileceğiz (Bu tempoda nasıl yetişeceğinin üzerinde durmamaya çalışıyorum).

Bu yazımda, grup üyelerinden adaşım Damla Hanım'ın bir yazısını kendisinin izniyle paylaşıyorum. Epeydir değinmek istediğim birkaç konuyu birden kapsayan bu yazısını, gruptaki arkadaşlarımızdan birinin, çocuk doktorlarının alışveriş merkezine gitmemeleri ve top havuzlarının mikrop yuvası olduğu uyarısını paylaşması üzerine mail olarak atmıştı.

.....................

  1. Nereye kadar hijyen?
  2. Çocuk doktorlarının psikolojik danışma paradigması nereye kadar devam edecek? Ya söyledikleri doğru değilse?

Nereye Kadar Hijyen?

Çocukları hijyen şartlarda büyütmek tamam, ama kimi zaman evimizin havası kimyasallar açısından dışarıdaki havaya göre daha  kirli bile olabiliyor (ref. ev hava temizleme cihazları ile ilgili açıklamalar). Ayrıca doğal immunite cok onemli. İmmun sistem hücrelerinin öğrenmeleri gereken tonlarca bilgi var ve "Çocuk bu düşe kalka, hastalanarak büyür” terimi tam da bunun için. “Hastalanmıyor benim çocuğum, süper bakıyorum” demek, ileride bu koruduğunuz etkenlerle karşılaşmayacağı ve karşılaştığında hasta olmayacağı sonucunu sağlamıyor. Lütfen bu söylediklerimden de çocuklarınızı hasta edin temasını çıkartmayın. Siz nasıl yaşıyorsanız onlar da öyle yaşamaya alışsınlar demek istiyorum. Daha da kötüsü biz bir endüstri-gelişmekte olan ülke arası bir yerde yaşıyoruz ve çocuklarımızı çok da temiz bir geleceğin beklediği söylenemez. Genetik kodların bunlara yavaş yavaş alışması gerekiyor. Biliyor muydunuz,  genetik bilgilerimizi içeren DNA’mızın %90’ı junk DNA’dan oluşuyor ve bunları daha önce atalarımızın geçirdiği enfeksiyonlar ve kazanmış oldukları mutasyonlar ile edinmişiz. Belki de ortamla uyumlu çocuk yetiştirmek onların daha şanslı genoma sahip olmalarını sağlamak anlamına geliyor. Bu benim yaklaşımım ve bence en güzeli önsezilerimizin izin verdiği ölçüde çocuk yetiştirmek.

Çocuk doktorlarının birinin dediği diğerini tutmuyor

Ya bir gün gelip de yumurta özürü gibi, pardon çocuklarınıza demir verin dedik ama demir yüklemesi yapılan çocukların zeka seviyeleri birkaç birim daha düşük çıkıyor (ref. pubmed) demeleri çok uzak gözükmüyor. Bu çok normal çünkü bilgi gelişiyor ve uzun süreli takip sonuçları bize yeni bilgiler ve görüşler kazandırıyor. Tıpkı çok kullandığımız ilaçların apansızın piyasadan kalkması gibi bir olgu bu. Ayrıca bu alışveriş merkezinden uzak tutun söylemi daha çok Amerikan ekolü çocuk doktorlarının söylemi gibi geliyor. Amerika’da yeşil alanlar alışveriş merkezinden daha fazla, bizde ise gidişat tam tersi yönde. Tercihimizi tabi ki doğal ortamlarda yaşamak üzere kullanıyoruz ama bence çocuklarımızın bizlerle birlikte sosyalleşmesinin önüne de geçmemek gerek. Onlarla birlikte alışveriş yapmak büyük zevk ve bunun onlar için de çok öğretici olduğuna inanıyorum. Yararları ve zararları kesinlikle tartışılmalı. Buradan da çocuğa özgü bir hayat mı yaşamalıyız, yoksa çocuğumuzu da kendi hayatımıza adapte ederek bir süre sonra herkesin ortaklaşa birçok zaman geçirdigi ve bu zamanlardan keyif aldığı bir yaşam şekli mi oluşturmalıyız sorusu aklıma geliyor.
Çocuk doktorları da psikolojik yönlendirme egitimi almadıklarına göre anneyi eğitme gibi bir güdülerinin  olmaması gerekiyor. Çocuk doktoru benim bildiğim kadarı ile çocuğun fizyolojik sorunları ile ilgilenir. Ve daha çok takip amaçlı olarak ilk yaş süresince ziyaret edilir. Alışverişe gitmeyin biraz doktorluk dışı bir tavsiye kısmına girmiş. Bunun da doğruluğu tamamen kisişel kuramlarca irdelenebilir.


Küçük toplar (pvc-plastik)üzerinde ne derece mikrobiyal ortam oluştuğuna dair doktorunuzun kesin kanıtı var mı? Varsa bu bilgiyi öğrenmek isterim. Yoksa enteresan bir bilimsel çalışma olabilir. Ne de olsa bakteriler plastik yerine halı gibi organik materyaller üzerinde daha fazla canlı kalabileceklerdir.

....................

Damla Hanım'a çok teşekkür ediyorum. Tatlı oğluna hitaben yazdığı yazılarını Oğlum Büyürken isimli bloğundan okuyabilirsiniz.

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Bir denge sporu - ebeveynlik

Çocuk doktoru seçerken

 

posted on 21 Aralık 2008 Pazar 20:14:13 UTC  #    Yorumlar [0]
# 10 Aralık 2008 Çarşamba
Evde bir kara delik var, dereceleri yutuyor. Hamileliğimin 7,5. ayında fena halde grip olduğumda dijital derecemizi bulamamıştık, 31 Aralık 2006 gecesinin bir yarısı (01 Ocak 2007 sabahı da denebilir) Gökhan'cığım nöbetçi eczaneden civalı termometre almıştı, yılbaşının ertesi de bayrama denk gelince bütün bayram bu dereceyle idare ettik. Kırk yılın başı bir ateşim çıktı (en son hatırladığım ilkokulda dişim apse yaptığında) şöyle ağzımın tadıyla bir ateşimi ölçemedim, her seferinde silkele, 5 dakika bekle, gözleri kıs oku.

Kulağa iyi yerleştirilmezse doğru ölçmüyor gerekçesi ile önermemişti doğum öncesi eğitimdeki çocuk doktoru. Biz de bu nedenle Ilgaz için dijital edinelim dedik bir tane. Dedesi Ilgaz'a yenisini hediye aldıktan sonra bir delikten çıktı eski termometre. Eskisinin pili bitmişti ki, Ilgaz'ın burnu akmaya başladı. Dereceyi aradık, şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi. Yine civalıya talim. Üstelik kırılma halinde civa tehlikeli olduğu için önerilmiyor çocuklarda eski tip ateş ölçerler.

Annenizi Babanızı Kızdırmayın
Babamın selobant ahı tutmuş olmalı. Adamcağız eve destesiyle getirirdi bantı, ne zaman ona bir iş için lazım olsa, bir tane rulo bulunamazdı. Bir tane benim için bir yere koyun, ona bari dokunmayın derdi. Bir de "aldığınızı aldık yere koyun" derdi sürekli (becersem hayatımın kolaylığını sağlayacak olan, ancak bir türlü tam olarak uygulayamadığım, ve fakat kendi selameti için Ilgaz'a bir biçimde öğreteceğim öğretisidir).

Neyse, yuvaya başlaması ile burun akmasının sürekli hale gelmesi, "bu eve bir termometre alına" kararını zorunlu hale getirdi. Bebeğin bebeklikten çıkması ile koltukaltına dereceyi yerleştirip, yeterli süre bekletmek üzere fiziksel olarak veya ikna ile olarak zaptetmemiz güçleşince, kulak termometresi almanın mantıklı olacağına hükmettik. Bir Braun Thermoscan Ates Ölçer 4020 edindik.

Kurban Bayramlarında Yanarım

Pek doğru bir zamanlama olmuş. İki sene sonra yine kurban bayramında o zaman cenin olan Ilgaz efendinin, bu defa da bağımsız bünyesinde ateşler ortaya çıktı. İlk ölçüm biraz sorunlu olsa da, bak sesi dinle, kendin ölç, okuyalım birlikte şeklinde olaya ısıttık. Gece yatırmadan önce, gece o uyurken de ölçmemiz gerekeceğini, kusura bakmamasını ilettik. Değişik durumların öncesinde bilgilendirme ile olası arızalar (sorun çıkartmasına arıza yapmak diyoruz) önlenebiliyor. Ateşli, parasetamollü, uykusuz ama görece sorunsuz bir gece geçirdik. Bu akşam ateşin yükselmemesini umuyorum.

Filtreleri her seferinde değiştiriyor musunuz?
Bu arada kılavuzunda her ölçümde yeni filtre kullanımından söz ediyor. Çok anlamsız ve maliyetli geldi. Basit bir plastik gibi görünüyor. Filtreyi kaç kez kullanıyorsunuz? Temizlemeyi deneyen var mı?

Kafa Küt?
Umarım Tan'a da bulaşmaz. Ilgaz her fırsatta Tan'ı öpmek için elinden geleni yapıyor. Bu arada aklımızı okumaya başladı. Bugün ablam kapıya yakın Tan'ı emzirirken, kafası çarparmı diye düşünerek kapıya bakıyormuş, Ilgaz "Teyze, kafa, küt" demiş :) Geçen gün de o bir şey anlatırken, bunu nasıl hatırlıyor diye düşündüğüm sırada yüzüme bakıp "hatırlıyorum, hatırlıyorum" dedi.


posted on 10 Aralık 2008 Çarşamba 21:19:18 UTC  #    Yorumlar [2]
# 01 Aralık 2008 Pazartesi

Evde Tamı "Tan"ına iki bebek var :) Tamam benimkine artık bebek demek olmuyor, koca bebek diyelim. Annem, ablam ve lahana dolması yeğenim Tan bizdeler. Ilgaz'ın pek keyfi yerinde, anneannem yedirsin, anneannem yatırsın, anneanem giydirsin, Tan ağlama. Zaten bir hafta kadar önce evde anneannem özledim, babaannem özledim... diye sayıyordu. Bir kıskanma durumu olmadığı için de pek neşeliyim. Hatta ablam Ilgaz onunla ilgilenmediği için annemden kıskanıyor desek yalan olmaz.

Kulağa biraz garip gelebilir ama bu Tan bebek çok tatlı ağlıyor. Ben den onu sakinleştirmeye çalışırken öpüyorum, muhteşem kokuyor :)

Akşamüstleri gaz derdi baş gösteriyor ve bir anda ağlamaya başlıyor. Ben de Ilgaz'dan sonra atıp tutuyordum, boş yere kendimi üzdüm gaz yüzünden, ne değişti, bak geldi geçti, masajlar, altını açık tutmalar ne gerek vardı diye. Sonra bir baktım hoop, Tan efendiyi rahatlatayım diye aynı yolları deniyorum. Denk gelip de rahatlayıp uyursa bu sefer ablam üzülüyor, ben susturamadım, benim aklıma gelmedi diye. Aklıma lohusa depresyonu dönemimi getirdi, günlerce aynı sıkıntı sürerdi, internetten araya araya bir çözüm bulurdum. Sonra günlerdir niye bulmadım çocuk acı çekti diye daha beter üzülürdüm. Tam ben çözümü bulurdum, o derdin miyadı dolar, başka bir şey başlardı. Bu annelik böyle sanırım, ömrümüz kendimizi suçlamakla geçiyor.

Uzun sözün kısası, Tan'la birlikte eski bilgileri hatırladım, iki bebekte de işe yaradığını izlediğim bazı şeyleri yazayım dedim. Ama öncelikli tavsiyem bu gaz sorununu çözmeye çalışma işini abarmamanız olur. Bebekler ağlarlar, susturmaya çalışın ama kendinizi parçalamayın.

Kriz anlarında:

* Karın masajı: Farklı kaynaklarda aşağı yukarı aynı tarifler var. Bu kaynakta detaylı anlatılmış. Bence işe yarayan temel kısmı karna sıcak elle yapılan bası ve ayakları itmek. Gazlı bebeği uyuturken de deneyebilirsiniz. Yatağında karnı kavranarak uyutulan bebek, hiç değilse kucaktan aktarılırken geri uyanmamış olur.

* Futbol tutuşu: Çok rahat bir tutuştur, hem o rahatlar, hem sizin beliniz de ağrımaz. Bu videoya bakabilirsiniz.

* Sıcak uygulama: Havlu ısıtmakla uğraşmak zordur. Termofor, ya patlarsa diye korkutur. Ablam için beşiktaş pazarından kiraz çekirdekli yastık almıştım, tezgahta unutmuşum. Kiraz, vişne bulursanız kendiniz yapabilirsiniz, bana sanki zeytinle de olur gibi geliyor. Yağını arındırmak zor olabilir tabi. Bu blogda tarifi var.

* Ayakları kaldırma: Yine uyutmak için çok iyi. Bebeği ayakların kavrayıp yukarı doğru kaldırın, poposuna pat pat vurarak gazı hissetmemesini sağlayın, sonra bir çarşafı katlayıp ayaklarının altına yerleştirin. Dalarsa siz de bir yarım saat uzanırsınız.

* Karın üstü yatırma (Popo biraz havada olmadı, karnının altına ılık havlu koyulabilir): Dikkat! Gözetim altında iken yapılabilir, ani bebek ölümü sendromundan sakınmak için gözünüzün önünde değilken yüzüstü bırakmayın.

* Onun sesini bastıracak yükseklikte müzik: Gazla ne ilgisi var diyeceksiniz. Sanırım bu bebeklerde bir "bug" (yazılımcı dilinde hata) var. Beyni gaz sancısı üzerine "ağla" komutunu verdi diyelim. Sonra anne bir şeyler yapıyor rahatlatayım diye, iyi de geliyor. Ama rahatladım, "sus" komutu verilemiyor. Belki de ne olur ne olmaz ben ağlayayım da, ya gene sancı olursa, diye ağlamaya devam ediyor. Eğer durum buysa, bebeği ilk anda şaşırtıp susturacak, sürekliliği ile de sakinleştirip yatıştıracak bir müzik etkili olabiliyor.

* Alt değiştirme: Belki de popo açık, bacaklar itilmiş pozisyonda hatta makat temizlenirken hafif uyarıldığı için alt temizliği de gaz çıkartmada işe yarıyor.

Önlem olarak:

* Gezin: Açık hava çok iyi gelir, bebek arabasıyla, arabayla gezinti de iyi gelir.

* Yorulsun: Keyfi yerindeyken atıp tutun, yoğurun. Sonra ağlamaya başlayınca masaj da egzersiz yaptırmak da zor oluyor. Ağlamadığı saatlerde uyaranlarla yorun ki, hem hareketle gazını rahat çıkartsın, hem gaz gelince uykuya kolay yenik düşsün.

* Emzirme sıklığı: Çok ağlıyorsa önce iyi beslendiğinden emin olun. Mesela iki gün üst üste aynı saatlerde sağlık ocağında tarttırın, kilo kaybı yoksa içiniz rahat eder. Bol bol çiş kaka yapıyorsa bu da yeterli bir veri sayılabilir. Eğer bundan eminseniz yarım saatte bir meme vermek yerine önce bir yukarıdakileri deneyin. Ilgaz çok gazı varken emince daha çok hava yutup daha beter oluyordu.

* Çok ısıtmayın, çok üşütmeyin.

Bitkisel şeyler: Rezene çayı içirmek ve karnı ve ayaklarına acı elma yağı ile masaj yapmak da bazen işe yarıyordu.

Siz de işe yaradığını bildiğiniz yöntemler varsa yazar mısınız?

Bu yazı hoşunuza gittiyse bunlara da bakın:

Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Demir damlası, ya da başka bir deyişle, pas damlası

Yanlış bilinenler (3) - bebek bakımı

Finite State Machine (Sonlu Durum Makinesi)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 01 Aralık 2008 Pazartesi 22:27:52 UTC  #    Yorumlar [3]
# 27 Kasım 2008 Perşembe

Bebeğinizi sütten kesmeyi, ya da diğer deyişle memeden kesmeyi planlıyorsunuz. Emzirmeme düşüncesi sanki senelerden beri emziriyormuşsunuz gibi garip gelebilir. Bebeğinizin plasentadan sonra sizden ikinci kopuşunu ve artık bağımsız bir birey olduğunu kabullenmeniz gerekir.

Öte yandan, onun artık büyümüş olması mutluluk vericidir ve her yediğinize dikkat etmek zorunda olmamanın da artık hakkınız olduğunu düşünmelisiniz. Aşırı duygusallığın hiçbir anneye yararı yok. Eğer emzirmeyi bırakma zamanı geldiyse, öncelikle bunun bebeğiniz için hangi ihtiyaçları ne ölçüde karşıladığını değerlendirin:

1 - Beslenme: Bebeklerin 6 aylık olana kadar yalnızca anne sütüyle beslenmesi öneriliyor. Aslında buna ortalama 6 ay demek daha doğru. Bazı doktorlar bebeğin kilo alımına göre daha erken de ek besin önerebiliyor. Bebeğin büyüme hızına göre sütün miktarı bir yana, içindekilerin bebek için yetersiz kaldığı bir dönem bu ve artık yavaş yavaş dünyevi yiyeceklerden yararlanması gerekiyor. 6 aydan sonra, her geçen gün miktarı ve çeşidi arttırılarak, anne sütü ya da formül miktarı azaltılıyor, öğün zamanında önce ek besin verilip, midede boş yer kaldıysa sütle destekleniyor. 1 yaş civarında bebek neredeyse her şeyden yiyebilir hale geliyor. Yavaş yavaş inek sütüne geçiliyor.1 yaşından sonra kalsiyum demiri tuttuğu için kansızlığa yol açmaması ve bebeği tok tutarak diğer yemekleri reddetmesini önlemek için günde 500 ml'den fazla süt ürünü önerilmiyor. Biz oğluma istisnai durumlar dışında yalnızca sabah kahvaltıda ve akşam yatmadan önce süt veriyoruz, öğün aralarında süt vermiyoruz. Peynir, yoğurt ve ayranla takviye ediyoruz.

2 - Susama: Bebeğiniz susadığı için de meme istiyor olabilir, sütten kesme döneminde ona tercihen bardakla bol bol su verin. Şekerli içeceklerin daha çok susatacağını unutmayın.

3 - Uykuya dalma: Eğer bebeğiniz uykuya dalmak için emiyorsa, ona kendi kendine uyumayı öğretmelisiniz. Bunun için ne kadar erken başlarsanız o kadar iyidir ama hiçbir zaman geç değildir. Uyku ile ilgili konular için tıklayın.

4 - Sakinleşme, rahatlama: Bebek küçükken emzirebilmek özellikle kriz anları için büyük kolaylıktır. Kuzenim Somer, buna "bebeyi resetlemek" der. Bebek kriz halinde mavi ekran durumuna geçmiştir. Emme pozisyonu aldığı anda "yeniden başlat"a basmış gibi olursunuz. Emme esnasında "safe mode"da çalışır, siz o sırada durumu toparlarsınız. Ancak bebeğinizi her ağladığında emzirdiğiniz ilk haftalarda artık aranızdaki bağ kurulmuştur. Bebek büyüdükçe, bulunduğu aya göre farklı yaklaşımlarla sakinleştirilebilir. Bazen sesinizi biraz yumuşarak ya da sertleştirerek konuşmak, ona sarılmak, bazen kokunuz bile yetecektir. Önemli olan bebeği dinlemek, dinlediğinizi ona belli etmek ve yanında olduğunuzu göstermektir, emzirmek şart değildir. Bebek büyüdükçe gerçekleşen sorunları meme "yangın söndürücüsü" ile söndürmeye çalışmak, bebeğinizin hayatın güçlükleri ile başa çıkma becerilerini geliştirmesini yavaşlatacaktır. Gerçekten sıkıntılı durumlarda da emzirmenin bile işe yaramadığına rastlamışsınızdır. Diş çıkarma dönemlerinde bebeğinizi gece boyunca yarım saatte bir emzirmeniz gerekmiş olabilir. Emzirmediğinizde durum daha kötüleşmeyecektir.

Sütten kesme yöntemi

1 - İhtiyaçları karşılayın: Öncelikle yukarıdaki 4 ihtiyacı alternatifleri ile karşılamaya çalışın. Hiçbir zaman birebir karşılığı olmayacaktır. Örneğin katı gıdalara geçmiş bir bebeği hala gündüz uykusundan önce de emziriyorsanız, bunun yerine inek sütü vermeyin, bir sonraki öğününü etkileyecek ve düzeni bozulacaktır. Ilık su veya şekersiz bitki çayı verebilirsiniz (tercihen bardakla). Ama bu emmesinin aslında beslenme değil, uykuya dalma ihtiyacından olduğunun farkında olun ve uyku düzenini sağlamak için gerekli aksiyonları düzenlemeye çalışın.

2 - Dikkatini dağıtın: Bundan sonra bana göre emzirmeyi bırakmak yavaş bir süreç olmalıdır. Bebeği saatine göre farklı şekillerde oyalayıp, unutturmaya, ertelemeye çalışın. Gündüzleri bebeği oyalamak daha kolaydır. Sabırlı olun. Oyun arasında sinirlendiği için emmek isteyen çocuğun dikkatini oyunla, uykuya dalmak için meme isteyenin dikkatini masalla ninniyle dağıtabilirsiniz.

3 - Emme sıklıklarını ve sürelerini azaltın: Tek bir emme talebini bile atlayabilmeyi başarmanın yararı vardır. Normalde emzirdiğiniz saatte emzirmezseniz, muhtemelen göğsünüzde şişlik oluşacak, bu da metabolizmanızı ihtiyaçtan fazla üretiyorum şeklinde uyaracaktır. Süt vücutta arz talep dengesine göre üretilir. Sütünüzün miktarı azalacak, bu sayede bebeğin de memeye ilgisi azalacaktır.

4 - Geceleri eşinizden destek alın: Emzirmeyi kesmeden önce bebeği eşinizle dönüşümlü yatırmak bir kaçış noktası olabilir. Uykuya dalana kadar beklemek yerine siz kısa süre emzirir eşinize verirsiniz, uykuya dalmadan önce o sakinleştirir. Bu duruma alıştıktan sonra onun yatırdığı geceler, emzirme kısmını unutturmaya çalışabilirsiniz. Bebeği dönüşümlü yatırmak bebeğin "anneci" olmaması için de çok iyidir.

5 - Onu yorun: Yoğun bir program yapın, çalışmıyorsanız gündüzleri dışarı çıkın, hem gündüz oyalanır, hem gece daha rahat uyur. Rahatlaması için uzun, oyuncaklı banyolar yaptırabilirsiniz.

6- Bebeği memeden soğutmak için mucizevi radikal yöntemler denemeyin: Karabiber gibi tadı kötüleştirecek, ya da koyu renkli kötü görüntüye neden olacak maddeler kullanmayın. Bebekler için ani değişimlerdense yavaş geçişler her zaman daha iyi sonuç verir. Bir yakınım bu tür bir yöntem denemişti. Bebeği ne yapmaya çalıştığını anlayarak ona fena halde darıldı, o gün annesine sarılmadı onu itti. Annesi de endişe ile sütten kesme konusunu birkaç ay ertelemek zorunda kaldı. Bir başka tanıdığım, bak göğsüm emzirmekten yara oldu emzirmeyeyim artık olur mu diye yara sargı bezi yapıştırdı, çocuk annemi yara yaptım diye üzüntüyle ağlamaktan helak oldu.

Ne zamana kadar emzirmeliyim?

Eğer zorunluluk yoksa 1 yaşına kadar emzirmeye devam etmenizi öneririm. Az gelişmiş ülkelerde, eğer fakirlikten besleyememe gibi bir durum varsa ve anne sütündeki koruyucu antikorlar sayesinde bebeği salgın hastalıklardan korumak için 2 yaşına kadar emzirilmesi öneriliyor. Bir arkadaşımın pedagogu (çocuk psikoloğu) çok fazla bilinçlendiğinde daha zor olacağından 16 ayı geçirmemesini önermiş. Ben inek sütü içebilir yaşa geldikten sonra ama beni görünce "Memeee" diye bağıracak çağa da gelmeden önce bu güzel süreci sonlandırmak istedim.

Oğlumu 12,5 ay emzirdim. 6 ay boyunca gündüzleri iki saati hiçbir şekilde geçirmeyen oğlum, katı gıdalara geçiş ve çevreye olan ilgilisini aşırı artmasıyla gündüzleri emmeye olan ilgisini kaybetmeye başladı. 9 ay civarında gündüzleri emmeyi bıraktı. Bu durum benim sütümün de azalmasına neden oldu. 9,5 aylıktan itibaren gece yatırmadan önce sütüm azaldığı için ek besin (formül mama) vermeye başladım. Önce emziriyordum, üstüne biberon veriyordum, 50-80 ml arası içiyordu. 12 aylıkken yavaş yavaş inek sütüne geçtik. İnek sütüne alerjisi olmadığından ve tadını sevdiğinden emin olduktan sonra emzirmeyi kesmeye karar verdim. Birkaç gece eskiden yaptığımın tersine önce biberon verdim, üstüne emzirdim. Emzirme süresini kısa tutmaya çalıştım. İyice yorduğum bir gece yalnızca biberon verip yatırdım, sorun çıkarmadı. Ertesi gün emmek istedi, tek göğsümü verdim. Sonraki iki gece aklına gelmedi, 3. gece tekrar istedi. Yine tek göğsümü verdim ve o gece Sarıkız görevim sona erdi. Ama bunun yerine onu yatırmadan önce bol bol sarıldım, güzel sözler söyledim.

Siz de kendi tecrübelerinizi paylaşabilir, yazmış olduğunuz yazı varsa linkini verebilirsiniz.

Not: Bu yazıyı Nilgün Hanım'ın 1.5 yaşındaki kızını sütten kesmesine yardımcı olmak için yazdım. Umarım faydası dokunur. Kendisine bana konu seçiminde yardımcı olduğu için çok teşekkür ederim. İlgilendiğiniz konular varsa siz de istek yapın :)

Güncelleme: Çocuk bakımı ile ilgili farklı ekoller olduğunu hatırlatmak istedim. Ne kadar süre emzirmeniz gerektiği ve sütten kesme yöntemleri ile ilgili kendi doktorunuza danışın. Lütfen sitenin Kullanım Şartları'na bakın.

Doktorların görüş ayrılıkları ile ilgili yazılar:

Çocuk doktoru seçerken

Misafir Yazı - Nereye Kadar Hijyen ve Çocuk Doktorları

 

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 27 Kasım 2008 Perşembe 06:48:18 UTC  #    Yorumlar [11]
# 26 Kasım 2008 Çarşamba

Berna Hanım'dan melamin konusuyla ilgili bazı bilgiler ulaştı. Bunları da sizlerle paylaşmak istedim. Berna Hanım'a bir arkadaşından Türkiye'de Çin'den 11.000 ton süt tozu geldiği ve bunların tüm süt ürünlerinde kullanıldığı ile ilgili bir mail gelmiş. Kendisi oğlunun kahvaltılarına Neocate (Milupa) ve Golden Goat mama ekliyormuş. Bu şirketlere sözkonusu ürünlerde melamine içeren Çin menşeli süt ürünü "melamin-tainted chinese product" kullanıp kullanmadıklarını sormuş, her iki şirket yetkilileri de Çin menşeli ürünler kullanmadıklarını; Milupa Hollanda ve İrlanda menşeli ürün kullandığını, Golden Goat üretici kooperatifi de Yeni Zelanda'da büyütülen keçilerin taze sütünü kullandıklarını cevaben bildirmişler. Kendisi şimdi içinin daha rahat olduğunu yazmış.

Sık kullandığımız ürünlerle ilgili üreticileri arayıp görüşmek, onların da bu konudaki hassasiyetini artıracaktır. Berna Hanım'a tekrar çok teşekkür ederim.

 

posted on 26 Kasım 2008 Çarşamba 10:13:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Kasım 2008 Pazar
Melamin konusunu Berna Hanım sayesinde araştırma fırsatı buldum. Yakın zamanda Çin'de gerçekleşen çocuk ölümleri üzerine bütün dünya ayağa kalkmış bu madde yüzünden.

Melamin bildiğimiz melamin. Normalde tabak çanak yapımında, plastik üretiminde falan kullanılıyor. Melamin düşük dozlarda zehirli değilken, siyanürik asit (cyanuric acid) ile birleştiğinde ölümcül böbrek taşlarına yol açabiliyor. Melamin "ağızdan alındığında, solunduğunda ve ciltten emilmesi halinde zararlı" olarak tarif ediliyor. Düzenli olarak melamine mazur kalmak kansere, kısırlığa yol açabiliyor. Göz, deri ve akciğerlerde tahrişe neden olabiliyor. Melamin ve siyanürik asit birleşterek kan dolaşımına karıştığı zaman, üre ile dolu olan böbrek kanallarında konsantre olarak etkileşime giriyor ve çok sayıda yuvarlak sarı kristale dönüşüyor. Bu kristaller böbrek kanallarını tıkayarak zarar veriyor ve böbreklerin çalışamaz hale gelmesine neden oluyor.

Peki hangi akıllı, ne diye gıdalara bu maddeyi ekliyor? Paketli satılan ürünlerin protein, yağ, enerji gibi değerleri yetkili kurumlarca ölçülüp, paketin üzerinde belirtilmesi zorunlu. Süt ürünlerine su kattığınız zaman doğal olarak protein miktarı düşük çıkıyor. Bu sulu süte melamin eklediğinizde, testleri sanki sütte olduğundan fazla protein varmış gibi kandırıyor. Velhasıl bir üçkağıtçılığın kamuflajı için kullanılıyor.

Amerika FDA'sı 2007'de evcil hayvan mamalarında ortaya çıkması, 2008'de Çin'de birkaç çocuğun ölmesine ve bir sürü insanın hastaneye yatmasına yol açması üzerine Ekim 2008'de gıdalarla melamin testlerinin hangi metotlarla yapılacağını belirlemiş. Ülkemizde henüz melamini ölçecek teknoloji bulunmuyor, bu nedenle yerli üretim ürünlerin durumunu bilmek mümkün değil. Yabancı ürünler, Avrupa markası olsa bile birçok ülkede üretim yaptırıyor olabileceğinden, marketten alınan ürünlerin üretim yerine bakarak Çin malı olanları almamak bir önlem olabilir. Özellikle süt ürünleri içerenlere dikkat etmek gerekiyor, mamalar, süt tozları, sütlü bisküviler, sütlü çikolatalar, sütlü ve bol proteinli olduğunu iddia eden ne varsa.

Berna Hanım bahsettiğiniz markaların bazı ürünleri ile ilgili çeşitli haberlere rastladım, Nestle'nin Çin'de üretilen bir kutu sütünde düşük dozda melamine rastlanmış, bunun dışında Çin'de üretilen birçok ürünü testleri geçmiş, Starbucks Çin'den aldığı soya sütlerini riske girmemek için başka ülkeden almaya karar vermiş, Pizza Hut Tayvan'da melamin içerdiği tespit edilen peynir tozu paketlerini toplatmış (eve siparişte gönderiliyormuş). Büyük markaların bu kadar riskli bir madde saptanan ürünlerini herhangi bir ülkede bile bile satacaklarını düşünmüyorum (umuyorum diyelim). Ülkeye özellikle kaçak yollardan girmiş olma ihtimali bulunan gıdalara dikkat etmek lazım sanırım.

Acaba yine de eskisi gibi mahalle sütçüsünden Sarıkız'ın sütünden alıp, kaynatarak mı tüketmeliyiz?





posted on 23 Kasım 2008 Pazar 21:04:01 UTC  #    Yorumlar [3]
# 23 Ekim 2008 Perşembe

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Çalışan bir anneyim.
Hafta içi yemeklerimizi bebeğimizin bakıcısı hazırlıyor. Evde kimse ne yemek pişirileceği konusunda fikir beyan etmek istemiyordu. Son dakikada aklımıza bir şey gelirse ya malzeme olmuyor, ya da eti çözdürmek lazımdı, fasulyeyi suda bekletmedik gibi hazırlık gereksinimleri yüzünden alternatif aramak gerekiyordu.

Herkesin gönlü oldu
Eşimden de onaylı çoktan seçmeli bu planı, aslında bakıcımıza kolaylık olması ve bir miktar da insiyatif sağlaması açısından hazırladım. Yoğunluğuna göre kolay ya da zor bir yemek seçebiliyor, kendi canının çektiği şeylere öncelik verme şansı doğuyor. Daha keyifle yemek pişiriyor. Ne pişireceğim sorununun çözülmesi o kadar iyi oldu ki, keşke kendim yemek pişirdiğim zamanlarda düzene koysaymışım diyorum.

Çocuğumuzun ve bizim ihtiyaç duyduğumuz besinleri aldığımızdan emin olurken damak zevkini de bozmamaya dikkat ettim. Buradan sonrasını bakıcımıza hazırlayıp gönderdiğim şekilde yayınlıyorum. Afiyet olsun :)

.............................................................................................


7 GÜNLÜK YEMEK PLANI
Türk yemeklerinde zeytinyağlı yemeklerin önemli bir yeri vardır. Ancak Ilgaz bu aralar pek tercih etmediği için bunalmasın diye haşlama (buharda) sebze ağırlıklı hazırladım. Birkaç ay sonra deneyip değiştiririz. Bunun yanında benim aklıma gelmeyen yemekleri de yapabiliriz. Beslenme ve damak tadı açısından dengeli bir menü hazırlamaya çalıştım, her zaman değişiklik yapabiliriz. Aşağıda verdiklerim sadece örnekler, mevsim sebzelerine göre, pazarda bulduğumuz taze farklı sebzeleri de kullanarak çeşitlendirebiliriz. Günlerini değiştirebiliriz.
Karışık yemek pişirdiğimiz günlerde, salataları soslamadan önce yemeğin malzemelerinden Ilgaz’ın hem tabaklarını süslemek, hem de yemeğin karışmış halini sevmemesi riskine karşı bir miktar ayırabiliriz.

Tencere yemeği günü
Pilav ya da makarna, salata ya da yoğurt türevi ile birlikte.

  • kıymalı bezelye, pilav, cacık
  • parça etli türlü, bulgur pilavı, yoğurt
  • dolma (biber, domates, kabak, kara lahana, lahana), makarna, salata
  • kıymalı ıspanak (semiz, pazı), üstüne sarımsaklı yoğurt, peynirli erişte
  • etli ya da kıymalı kapuska, kuskus
  • kıymalı fasulye, pilav, cacık

Hamur işi günü

  • Börek (ıspanaklı, kıymalı, patatesli), salata
  • Çeşitli moldov börekleri :) (kolaylarından)
  • Lazanya
  • Gözleme
  • Fırın makarna (peynir, kıyma, sebze eklenebilir), salata
  • Ev pidesi (kıymalı mantarlı, karışık, kuşbaşılı kaşarlı)
  • Birkaç haftada bir dışarıdan lahmacun veya pizza alabiliriz
  • Soslu makarna (kıymalı yoğurtlu, domatesli hellimli, kremalı mantarlı, ızgara tavuklu mısırlı)
  • Sosyete mantısı
  • Tirit

Et yemeği günü

  • yanında buharda haşlanmış sebze/ kızarmış sebze /sebzeli meze ya da çorba
  • Havuçlu, reyhanlı tavuk yanına bezelye, havuç, patates (garnitür şeklinde)
  • Biftek, kızartma veya haşlanmış sebze (fasulye, karnıbahar, brokoli, bezelye, havuç, vb)
  • Fırın poşetinde sebzeli tavuk, yayla çorbası
  • Haşlama et, salata
  • Haşlama kemikli tavuk (servis yapmadan kemikleri ayıklamak iyi olur), suyuna pilav ya da çorba, haşlanmış sebze (hepsi buharda pişirilebilir, alttaki suya çorba ya da pilav yapılabilir)
  • Çin yemeği, çin pilavı (ya da eriştesi)

Bakliyat günü

  • Etli kuru fasulye, pilav, yoğurt, turşu
  • Etli nohut, pilav, hoşaf
  • Zeytinyağlı barbunya, pilav, yoğurt
  • Kıymalı erişteli yeşil mercimek yemeği, patates salatası veya yoğurtlu havuç salatası
  • Kara kız köftesi (kıymalı, cevizli sosla), çoban ya da havuçlu salata
  • Kısır, marul, ayran
  • Mercimek köftesi, marul, ayran
  • Soya fasulyesi gibi farklı bakliyatlardan yemekler

Salata günü
Sadece salata yapıldığında, biraz etli ve peynirli malzeme ile biraz makarna, pirinç ya da patates tipi malzeme olursa daha doyurucu olur.

  • Bol marul, peynir (kaşar, dil, sert beyaz peynir), mısır, haşlanmış makarna, somon (haşlanmış et, ton balığı, karides, vb), domates, salatalık, turşu veya zeytin
  • Lahanalı salata
  • Rus salatası
  • Patatesli pancarlı salata
  • Buharda haşlanmış brokoli, erişte, patates, tavuk

Köfte günü

  • Fırında köfte patates, salata, ayran
  • Sebzeli köfte, kuskus
  • Sulu, ekşili köfte
  • Hamburger (evde yapılmış köfte ile)
  • Köfteli ekmek kebabı (kalmış ekmekler değerlendirilir
  • Köfte, mücver (ıspanak, pırasa, patlıcan)
  • Köfte, yoğurtlu kereviz ve patates püresi, veya patates salatası

Balık günü

HAFTALIK MENÜ (vakit oldukça)

  • Haftada bir defayı geçmeyecek şekilde hoşaf ya da limonata yapabiliriz (birkaç gün içilecek miktarda)
  • Haftada bir günü geçmeyecek şekilde kek, kurabiye, sütlü tatlı, poğaça, tahinli ekmek gibi birkaç gün yenilebilecek hamur işleri yapabiliriz. Bunlarda beyaz unu esmer unlarla karıştırarak, şekeri azaltıp pekmez, kuru meyve ekleyerek, ceviz, fındık, peynir kullanarak daha sağlıklı hamur işleri yapabiliriz. Dondurma da olabilir.
  • Bir-iki haftada bir evde turşumuz yoksa (varsa da) pancar turşusu yapabiliriz (birkaç gün yenilecek şekilde)
  • Haftada 2 kez birkaç gün içilecek şekilde çorba yapabiliriz (mercimek, domates, şehriyeli domates, moldov çorbası, borç çorbası, yayla çorbası, sütlü brokoli, sütlü sebze, ekşili sebze, tarhana, kitaplardaki tüm kolay çorbalar denenebilir), buhar makinesi sularını, makarna ve artmış yemek sularını, sosları çorbalarda değerlendirelim.
  • Buharda pişirdiğimiz yemeklerin sularını değerlendirelim, pilav makarna etin sebzenin altında pişebilir, suyu çorbada kullanılabilir, limon sıkılıp olduğu gibi içilebilir. Hiç kullanılmayacaksa buzluğa kaldırılıp daha sonra kullanılabilir. Önceki günden yemek kaldıysa değerlendirelim, sofraya çıkartalım.

 

.....................................................................

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Buraya da göz atın: http://haftaninmenusu.blogspot.com/

 

posted on 23 Ekim 2008 Perşembe 20:27:51 UTC  #    Yorumlar [2]
# 20 Ekim 2008 Pazartesi

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Önceki yazılarda da söz ettiğim gibi, düzeni sağlamak ve oğlumuzun gelişim durumuna göre öncelik vermek istediğimiz konuların hatırlanmasını sağlamak amacı ile bir rutin hazırladık. Bu rutinin dil gelişimi ve güvenlik maddeleri ile ilgili bölümünü bu yazıda yayınladım. Bu konu da ayrı bir yazı konusu ama çocuğumuzun bebeklik ve erken çocukluk döneminde (5 yaşından önce) herhangi ikinci bir dil öğrenmesinden yanayız. Bu konuda bakıcımızın Rusça biliyor olması durumunu bir fırsat olarak gördük. Aslında tercihimiz bakıcısının başladığı günden itibaren onunla hep Rusça konuşmasıydı, ama özellikle gelen gidenle iç iletişim ihtiyaçlarından dolayı bir disipline oturtamadık. Ilgaz'ın dil becerilerinin ivme kazandığı bu dönemi değerlendirmek istiyoruz. Bu arada bir sürü de Rusça çocuk kitabı edindik. Eğer becerebilirsek kendimiz de Rusça öğrenmek istiyoruz.

...

DİL GELİŞİMİ
• Daha fazla Rusça, hedefimiz biz yokken seninle Rusça konuşması.
• Rusça kitap okurken günlük hayatı anlatanlara öncelik verilmesi, göstererek anlatılması.
• Türkçe konuşmaya başlamadan önce Türkçe yaptığımız gibi, evin içinde dolaşarak obje isimlerinin Rusça tekrarlanması.
• Basit emirlerin ve yanıtlarının oyun gibi Rusça tekrarlanması. Eline bir cisim vererek, al-ver, kutu kapakları ile kapat-aç oynamak gibi.
• Düzenli aktivitelerin cümle kurularak tekrarlanması yoluyla cümle kurmanın öğretilmesi.
• Cümle kurmadan ifade ettiklerini onaylayıp, cümlelerle tekrarlamak.
• Kitap okumak.
 
GÜVENLİK
• Su dolu kap bırakmayalım.
• Ulaşabileceği yerlerde deterjan, kesici aletler, ilaç gibi zararlı maddeler bulunmasın.
• Parçaları soluk borusuna kaçabileceğinden ortalıkta balon, naylon poşet kalmasın.
• Yemek yerken, bir şey içerken yalnız kalmasın.
• Yalnızca oturarak yemek yesin(dışarıda iseniz kaldırımın kenarına oturabilir, en azından kaldırımda durarak yesin, koşmasın).
• Elinde sivri ya da kırılabilecek bir şeyle dolaşmasın, koşmasın.
• Kalem gibi sivri şeyler ulaşamayacağı yerde dursun, yalnızken oynamasın.
• Oyuncakları oynadıktan sonra toplayın (üzerine basıp düşmeyin).
• Kapıyı kilitli tutalım (anahtarla açılabilecek şekilde, Ilgaz açamasın diye)
• Eve bizim haberimiz olmadan kimse gelmesin (evde yalnız olduğun zamanlarda da)
• Yanında kafasını karıştıracak ya da hayal ürünü herhangi bir şey konuşmamak gerekiyor. Korkutacak şeyler anlatmamak, hikayelerde, masallarda korku unsurları varsa bunları okumamak gerekiyor.

Not: Ilgaz için erken olsa da Boyut yayınlarının Anaokulu dergilerini satın aldık (bu arada dergiler çok başarılı). Yanında hediye olarak "Bebekler ve Çocuklar için Temel İlk Yardım" kitabı hediye ettiler. İş gidiş dönüşlerde serviste yolluk olarak bu kitabı okuyayım dedim, bunu çoktan yapmış olmam gerektiğini farkettim. Kazalarda ne yapacağımız, ne yapmayacağımız konusunda bilgi edinip hazırlanarak, birkaç zamanında basit müdahele ile çocuklarımızı kurtarabiliriz. En basit örneği, boğazına bir şey kaçtığı için öksüren bir çocuğun sırtına vurmak, kaçan şeyin daha beter solunum yoluna yerleşmesine yol açabilirmiş. Ben kitabı evcek hatim etmemize karar verdim. Yuvaya da bir tane hediye etmeyi planlıyorum. Bence herkes kitap ya da kurs, bir biçimde ilk yardım öğrenmeli. Panik halinde hiçbir şey yapamam demeyin. Beynimizin hiç kullanmadığımız, adrenalinin de etkisiyle, böyle acil durumlarda ortaya çıkan bir kapasitesi var. Önceden bilgiyi edinirseniz, beceri, metanet ve konsantrasyonu bu kapasite halledecektir. Beynin gücünü hafife almamakta fayda var.

Sonraki yazı çoktan seçmeli sağlıklı yemek programı üzerine. Ne yemek yapılacağının kararının alınması sizin evde de önemli bir sıkıntıysa, ve hatta bu iş sizin üzerinize yıkılmış olduğu halde, bir de menüye burun kıvıranlar oluyorsa, bu yazıyı kaçırmayın...

 

posted on 20 Ekim 2008 Pazartesi 20:20:32 UTC  #    Yorumlar [0]
# 19 Ekim 2008 Pazar

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

HİJYEN
• Yemeklerden önce ve sonra ellerini yıkamak
• Dişlerini fırçalamak (kahvaltı ve öğle yemeği ve akşam yemeğinden sonra)
• Dışarıdan geldikten sonra ellerini yıkamak
• Tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yıkamak
• Yemek yerken kaşık, çatal kullanmaya teşvik etmek
• Kendi hijyenimize de aynı onunki gibi dikkat etmek, ayrıca yemeklerini hazırlamadan önce de ellerimizi yıkamak
• Biberon ve suluklarını ara sıra kaynatmak, ya da az sirkeli suda bekletmek (özellikle deterjan kokusu yüzünden)
• Yemek yediği bölgede kirlenen yerleri sık sık silmek
• Deterjan kullanılan yerlerde iyi durulamaya dikkat etmek
• Bulaşıklıkları sık sık yıkamak
• Çekmeceleri de zaman zaman boşaltıp, silip yerleştirmek

Tuvalet eğitimi ile ilgili hatırlatmalar:
• Çişini tuvalete isabet ettiremediğinde gülmeyelim, kızmayalım, sadece sakin bir şekilde içeri yapması gerektiğini anlatalım. Çıkacak sese dikkatini çekerek teşvik edebiliriz.
•  Bez çıktıktan sonra eğer tuvaletini söylemeden yaparsa kesinlikle kızmayalım, fazla büyütmeden temizliğini yapalım. Sadece sakin bir şekilde bir daha geldiğinde söyle olur mu, tuvalete yapar sifonu çekeriz tarzı ifadeler kullanabiliriz.

GEZME ÇANTASI
Büyük çanta:
• Kapalı kaplarından birinde her zaman kuru meyveler ve bir paket müsli bar
• Her zaman temiz olmasına, içinde bozulacak yiyecek, kirli giyecek olmamasına dikkat edelim
• Islak mendil, canbebe alt değiştirme örtüsü, bez, temiz tülbent (pembe kenarlı orta boy olan), yedek çorap (bir çift), çatal, bıçak, kaşık (1 takım), küçük boy şampuan, nemlendirici gibi malzemeleri, baharda ve yazın güneş koruyucu, mevsimine göre şapka, bere, atkı, küçük bir örtü içinde hazır bulunsun. Havaya göre giysi, su ve yiyecek eklediğimizde hazır hale gelsin.
Kısa gezilerde:
Su, Islak Mendil, Kuru Mendil, para, anahtar, telefon her zaman yanınızda olsun. Telefonunda bizim, yakınlarımızın, doktorunun, hastanenin, ambulansın, polisin telefonu kayıtlı olsun.

Bu seride sonraki yazı Dil Gelişimi ve Güvenlik...

posted on 19 Ekim 2008 Pazar 19:52:01 UTC  #    Yorumlar [0]
# 15 Ekim 2008 Çarşamba

18-25 Aylık Bebek Bakımı serisinin arasına acil yazı aldım.  Bazı sorunlar için üst devrelerden yardım rica ediyorum. Ağır tempoda bir tuvalet eğitimine başladık. Fırsat olduğunda bu aşamanın öncesini de anlatırım. Son durum şu:

* Bazen tuvaleti geldiğinde söylüyor, götürüyoruz yapıyor. Genelde gündüz oyunla çok meşgulken söylemiyor, biz sorunca da gitmeyi reddediyor.

* Günün belirli zamanlarında ve eğer tuvaletini yapmaya çalıştığını farkedersek, tuvalete gidelim mi diyerek götürüyoruz.

* Sıkılmasın diye kitap okumasına izin veriyoruz, bazen şarkı söylüyoruz.

* Sifonu çekmek dışında ödül vermiyoruz.

* Alıştırma kilodu giydirdik, ertesi gün giymek istemedi, "acıo, acıo, göbek, popo" diyor.

Bundan sonrasını nasıl devam edeceğimizi tam olarak bilemiyoruz. Bazı doktorlar 15 aydan itibaren başlayın, bazıları 2 yaştan önce denemeyin diyor. Acaba kendi haline mi bırakmalıyız, yoksa kilodu giydirip, ıslana ıslana öğrenecek yaklaşımı mı sergilemeliyiz. Bu hafta, haftada 3 gün, günde 2'şer saat olmak üzere oyun gurubuna başladı. Acaba orada kendinden büyük çocukların bezi olmamasına özenerek bezin çıkmasını ister mi diye ümitleniyorum.

Bir başka sorun da gece yatırma sırasında çıktı. Birkaç gece biz onu yatırdıktan sonra, tualet, tualet dedi, götürdük, yüklü miktarda çiş yaptı. Sütünü içtiğinde çişinin geldiğine karar verip, süt içirme işini erkene aldık, sütü içtikten sonra tuvalete götürüyor, sonra yatırıyoruz.

Yatağa yatıyor, uykuya dalmak üzereyken, önce buluş yapmış gibi "tualet!" (heh, tuvalet deyince tuvalete götürüp kitap okuyacaklar, iyi ki aklıma geldi, az kaldı uyuyorduk) diyor, sonra da biz götürene kadar tualet tualet diye bağırıyor. Götürmeyelim desek çocuk kendiliğinden söylemiş, yalancı çoban hikayesine dönecek, ya gerçekten tuvaleti geldiyse. İki gece üstüste 3'er kez yataktan alıp tuvalete götürdük. Uyku saati 1 saat ileri attı. Hiçbir şey de yapmadı.

Bazen tuvalet adaptörü yardımı ile tuvalete, bazen de lazımlığa yapıyor. Bu ekipmanların dezenfektasyonunu nasıl yapıyorsunuz? Örneğin her seferinde çamaşır suyu falan kullanıyor musunuz? İdrar yolları enfeksiyonu olmasından korkuyorum.

Tuvalet eğitimi konusunda tecrübeleri olan var mı? Sizin de başınıza gelmiş miydi böyle durumlar? Ne yapmalıyız?

posted on 15 Ekim 2008 Çarşamba 06:27:42 UTC  #    Yorumlar [7]
# 13 Ekim 2008 Pazartesi

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazı:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Oğlumuzun bakıcısına yol göstermek amacı ile hazırladığım oyun zamanları notlarını aşağıda yazdım. Çocuğumuzun ilgi alanları, gelişimi için gerekli ve keyif aldığı oyun türlerini ön planda tutarak oyun saatlerini verimli geçirmelerini hedefledim.

Oyun Zamanları

Yemek ve uyku saati dışındaki vakti değerlendirirken, birkaç kritere dikkat etmek gerekli:

Çocuklar hayatı oyunla öğrenir. Gün içinde farklı oyun tipleri ile gününü verimli geçirmesine yardımcı olmalıyız. Dönemsel olarak gelişmekte olan becerilerini kullanmasını sağlayacak oyunlarla eğlenerek gelişmesini sağlamalıyız. Ona oyuncaklarını nasıl farklı şekillerde kullanacağını göstererek yaratıcılığının artmasına yardımcı olmalıyız. Küçük ev işlerini oyun haline getirirerek kendine olan güveninin artmasını da sağlayabiliriz. Kendi kendisine oynaması için teşvik etmeliyiz.

Düzenli Oyunlar:

  • Tuğlaları ve legoları ile evler, köprüler, tüneller yapmak. Tuğlalarına zaman zaman halkaları, kovaları, minik hayvanları gibi diğer oyuncaklarını ekleyerek hayal gücünün artmasını sağlayabiliriz. Büyüdükçe, bak buraya bir bahçe yaptım, bu bahçeye koyabileceğimiz bir tahravallimiz var mı, bu köprüden hangi arabamız geçsin gibi sorularla onun da oyuna daha fazla dahil olmasına, kafayı çalıştırmasına yardımcı olabiliriz.
  • Sanat (her çocuk sanatçıdır): Boyalar, hamurlar, kolaj çalışmaları, kurdeleden güller, kağıttan uçaklar, vs. Oynarken basit işleri onun yapmasını sağlayabiliriz. Bak buraya bir daire çiz de bulut olsun, bu hamur parçasını da sen koy çiçek yapalım, bu kağıdı ben katladım, se de bastırır mısın, gibi. Sadece karalama yapacak ve noktalar koyacak bile olsa, boyalarını tutup çizmesi için onu teşvik etmeliyiz.
  • Yapbozlar
  • Trenleri gibi kurulup oynanacak oyuncakları dönem dönem kurup çalıştırmalı, ilgisi ve becerisine göre oynama sıklığını ayarlamalıyız.
  • Saklambaç
  • Güzel havalarda gezinti, bahçede toprakla kova oyunları, dışarıdan taş, yaprak toplamak, ağaçlardan meyve toplamak, park ziyaretleri (başka çocukların da bulunduğu saatleri yakalamaya çalışabiliriz)
  • Topla oyunlar, örneğin yuvarlamaca (bahçede de oynanabilir arka tarafta, düşme riski olmayan yerde)
  • Oyuncak müzik aletleri veya kap kacakla müzik yapmak
  • Müzik dinlemek, sözleri ile söylemek, dans etmek

Yardım Edebileceği Ev İşleri:

  • Oyuncaklarını kendisinin toplamasına alıştırmamız gerekiyor. Her oyuncak setinin parçalarının, oyun bittikten sonra onun yardımını alarak bir arada bulunmasını sağlamak gerekiyor (Tuğlalardan yapılmış bir şehir akşam anne babasının görmesi için saklanabilir)
  • Hergün tüm evin toplanması düzenli bir oyun haline getirilebilir. Her odada, yerinde olmayan eşyalar yerleştirilir, örneğin ona kitaplarını toplama işini verdikten sonra, odanın kalanını düzenleyebiliriz. O odada olmaması gereken tüm  eşyaları bir sepetle toplayıp Ilgaz’dan yardım alarak yerlerine dağıtabiliriz. Ona da minik bir kutu eşya taşıtabiliriz. Yerinde olmayan bir eşya için, “Ilgaz bunun yeri neresi, yerine götürelim bunu?” diye sorabiliriz.
  • Toz almak. Tozlu bir yeri göstererek, temiz, deterjansız bir bezle tozunu alabilir, daha sonra başka bir yeri ondan yapmasını isteyebiliriz.
  • Elektrik süpürgesi ile odasını, ya da kaymayan bir halıyı süpürebilir.
  • Büyüdükçe ve el becerileri geliştikçe, sebzeleri ayıklama, çorapları katlama, katlanmış eşyaları yerleştirme gibi işlere yardım edebilir.
  • Çamaşır makinesinden temiz çamaşırları boşaltabilir. Kurutma makinesi kullanılacaksa çamaşırları makineye doldurabilir.
  • Yemek yerken döktüğü yiyecekleri toplamalı. Kirlettiği yerleri ıslak mendille silebilir.
  • Salona sofra kurduğumuzda kırılmayacak, dökülmeyecek eşyaları götürebilir, geri getirebilir.
  • Dışarıda kalan ayakkabıları kutularına koymaya yardım edebilir (sonrasında ellerini yıkaması gerekli).
  • Yavaş yavaş kendi bakımını yapmayı öğretmeliyiz, merdivenine dikkatlice çıkıp inerek sabah yüzünü yıkamak, ellerini ve ağzını yıkamak, dişlerini fırçalamak, saçlarını taramak, giysilerini çıkartmak, giymek.
  • Yapabileceğini düşündüğün ve tehlikeli olmayan başka işlere de yardım edebilir.

Bir sonraki yazıda Hijyen ve Gezme Çantası...

18-24 aylık bebeğinizle oynayabileceğiniz oyun önerileri

posted on 13 Ekim 2008 Pazartesi 09:15:57 UTC  #    Yorumlar [0]
# 10 Ekim 2008 Cuma

Günlük bir düzen oluşturmanın yarar ve zararlarından uyku serisinde söz etmiştim. Bir süredir, özellikle uykusunun teke inmesi ile programını güncellemeye çalışıyorum. Kendiliğinden bir düzen oturuyor elbette, hem bize, hem bakıcımıza önemli şeyleri hatırlatması, eve gelen ziyaretçilerimin Ilgaz'ın gününü genel olarak nasıl geçirdiğini bilmesi ve duruma göre düzenlemeler yapabilmemiz için yazılı bir program hazırlayıp, basıp buzdolabına astık. Aslında bebeğim 6 aylıkken yazmış olduğum bebek bakım el kitabını 3 aylık, hiç değilse 6 aylık dönemlerde güncellemek istiyordum, ancak 14 ay sonra, oğlum 20 aylıkken kısmet oldu. 

Rutin'in ilk bölümü rutin programını aşağıda yayınlıyorum. Oyun zamanlarında oyuna yaklaşım, ne tür oyunların uygun olduğu ve evde yardım edebileceği küçük işlerle ilgili detayları birkaç gün sonra Kitubi'de okuyabilirsiniz.

Not: Önceden öğle yemeği öğle uykusundan sonraydı, çok geç saate kalıyor ve aç aç iyi uyumuyor diye uykudan önceye aldım. Birkaç gün yemekte uyukladı, sonra alıştı ve çok daha iyi oldu. Saatleri de biraz kaydırdım.

18 Aylık Bebek (ya da Çocuk) Günlük Programı

07:30 Kahvaltı
Tüm gece açlıktan sonra kuvvetli bir öğün olmalı. Genelde temel kahvaltılıkları verirken, ara sıra cornflakes, tost gibi çeşitlerle değişiklik sağlanabilir. Yumurta haftada 3 tane yeterli. Bir gün önceki öğünden kalma köfte, mezeler gibi yiyeceklerle de çeşit sağlanabilir.

      Örnek yiyecekler:
      1. Kahvaltılıklar / Peynirli veya kaşarlı tost (mevsimine göre domates de koyulabilir)
      2. Ekmek / Ev yapımı hamur işleri / cornflakes (süt ve pekmezle (bal, reçel))
      3. Meyve / Bal / Reçel / Pekmez
      4. Salatalık / Domates / Havuç / Biber
      5. Süt

Oyun zamanı  - 1

10:30 Ara Öğün (kendisine soralım, isterse, oyun grubu için yuvaya gidecekse, gitmeden önce verilebilir)
Öğlen yemeği için acıkmasını sağlayacak şekilde hafif olmalı. Tok tutacak hamur işlerinden kaçınmalı. O gün kahvaltıda az yediği yiyecek grubuna göre meyve, az miktarda yoğurt (ballı veya meyveli de olabilir) veya küçük bir bardak süt, meyve ya da bitki çayı olabilir. Dışarı çıkacaksanız yanınıza kuru meyve veya su kabı ile süt, ayran alarak dışarıda atıştırabilirsiniz.

12:00 Öğle yemeği
Yemek, yoğurt (ya da ayran), ekmek, isterse meyve

13:30 Uyku

Oyun zamanı - 2

16:00  Ara öğün
Meyve(mevsime göre yaş veya kuru meyveler) ve yoğurt
Akşam yemeğine kadar atıştırmayacak şekilde olmalı. Meyvenin yanında bir parça peynirli ekmek, varsa evde yapılmış hamur işi, cornflakes gibi sağlıklı yiyecekler.  Ayrıca mevsim uygun olduğunda çiğ yiyebileceği sebzeler (örneğin yazın limonlu bir domates ve bir dilim ekmek),  mısır, kestane gibi atıştırmalık sebzeler de verilebilir.

Oyun zamanı -3
(Ara öğününü yedikten sonra erken acıkırsa, akşam yemeğini yemeye başlasın)

19:00 Akşam yemeği
Yemek, tatlı veya kuru meyve, süt

19:45 Oyun ve uyku rutinine geçiş
20:45 Uyku

Gündüz Uyku Rutini: Tuvalet, pijama, uyanınca yapacakları üzerine sohbet, yatak
Akşam Uyku Rutini: Tuvalet, el yıkama (ya da banyo), diş fırçalama, bir kitap, bir şarkı, yatak, üstünü ört, ışığı kapat, çık, çık :)

Güncelleme ek: 1 yaşını geçtikten sonra kalsiyumun demiri tutması sebebiyle, kansızlığa yol açmaması açısından günlük 500 ml'den fazla süt ürünü tüketmesi önerilmiyor.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu seride sonraki yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

posted on 10 Ekim 2008 Cuma 11:02:43 UTC  #    Yorumlar [0]
# 08 Ekim 2008 Çarşamba

Nasıl olabildiğini hiç anlayamazdım. Toplumumuz titizliği ve bebekleri aşırı korumacılığıyla tanınır. Bebekler kırkı çıkana kadar sokağa çıkartılmaz, yıkanmaz. Eldivenlenir, şapkalanır, paketlenir, beşiğinin dantelleri içinde acaba doğdum mu, yoksa doğamadım mı karmaşası içinde yatar haftalarca. Giysileri çamaşır sularında yıkanır, dezenfekte olsun diye havlularına kadar ütülenir (pestile döner o havlular). Evler silinir, silinir. Biberonlar emzikler, kaplar kacaklar kaynatılır, kaynatılır. Sokağa çıkartılırken kat kat giydirilir (Allah korusun, naaş örter gibi tüm yüzü hem de polarla örtülü şekilde bebek arabasında uyutulan çocuklar görüyorum).

Sonra sen kendi çocuğunu alır çıkarsın sokağa, ablalar, teyzeler, nineler, gelirler ellerler çocuğu kaşla göz arasında. Pazara çıkarsın, az önce havuç seçtiği eliyle gelir çocuğun elini ayağını tutar, o da yetmez öper. Ne çabuk unuttunuz bunların kedi yavruları gibi ellerini ayaklarını yaladıklarını. Sizin çocuğunuz, torununuz yok mu? Ne çabuk unuttunuz kendi korkularınızı. Sizin bebekleriniz bebek, başkalarının ki patlıcan mı? Başkalarının mikrobu mikrop, sizinki probiyotik mi?

İşte böyle düşünür, sinirlenirdim. Samimiyet hissedip yaklaşmasınlar diye asık suratla gezerdim sokaklarda. Sanıyorum şimdi biraz daha iyi anlıyorum. Ama hatırlamak ve de hatırlatmak lazım diye düşünüyorum.

Bebeğime artık bebeğim diye hitap ederken birkaç saniye duraklamaya başladığım zamanlardan beri, ilk günlerdeki korkularımın bana uzak ve biraz anlamsız geldiğini farkettim. Topraklı ellerini ağzına götüren birisini sokaktaki mikroplardan sakınmaya çalışmak? Eski korkular birer tatlı hatıra oldu, yerlerini yenileri aldı.

Her zaman bebeklere, çocuklara bayılmışımdır. Kendi çocuğum olunca hevesimi alacağımı düşünürdüm. Hiçbir zaman fiziksel olarak dokunmaya kalkmasam da sokaktaki her çocuğu uzaktan uzaktan sever, öpmek için içim giderdi. Oğlum bir yaşlarındayken, eşim bir gün isyan etti; "kadın kendi çocuğun var artık sulanmasana başkalarının çocuklarına, ayıp" diye :). Beter oldum. Şimdi onlara daha da farklı bakıyorum. Daha da çok seviyorum. Örneğin eskiden benim için ağlayan bir bebeğin cazibesi yokken, şimdi hangi çağda olabileceğini, olası sıkıntılarını tahmin edebiliyor, bebeğe, hatta annesine sempati ve empati ile yaklaşıyorum. Daha çok, daha çok, hepsini öpmek istiyorum.

Sanırım bu sokaklardaki öpücüklü teyzelerin de durumu benim gibi. Eski korkularını unutuyorlar, sevgileri ağır basıyor.Sadece kendilerini kontrol etmekte zorlanıyorlar.

Bir şey daha farkettim. Hep söylerler, ilk çocuktan sonrakiler rahat büyütülür diye. Bir tane çocuk insan formuna eriştikten itibaren ebeveynler rahatlıyor ve belki başkalarının bebeklerine, kendileri yeniden doğuracak olsalar ne yapacaklarsa, öyle davranıyorlar. Ben çok sinirlenirdim bazılarının rahatlıklarına. Kendi çocuğunda şöyle yapıyordu, böyle titizleniyordu, benim çocuğuma gelince nasıl davranıyor diye. Bu ikinci çocuk yerine koyma durumunu yeğenim olduktan sonra kavradım. Ablam bir konuda endişelendiğinde, bu konu bana çok küçük, gelip geçecek bir şey gibi geliyor. Çünkü zamanında bize geldiler ve geçtiler. Ama şimdi bu küçük endişeler onun bütün dünyası. Çünkü henüz iletişim kuramadığı bir canlı ile uğraşmakta. Neden uyanıyor, neden ağlıyor, fazla mı uyudu, pişik mi oldu, yeterince emiyor mu, üşüdü mü, fazla mı ısındı, öptüler, hasta olur mu...

O ilk günleri, ilk haftaları, ilk ayları unutmamak, benzer endişeleri duyduğumuzu, hepsinin çabucak atlatılacağını anlatmak ve paylaşmak gerekiyor. Arkadaşlarınızın evlerindeki, sokaklardaki bebekler, sizin ikinci çocuklarınız değil, annelerinin, babalarının biricikleri. Unutmamak ve hatırlatmak gerekiyor.

Üzerinde beni öpme yazan bebek giysilerini görmüşsünüzdür. Acaba kocaman "Lütfen Bebeğimi Ellemeyin!" yapıştırmaları bastırtsak, bebek arabalarının görünen bir yerine yapıştırsak, anne babanın ağzından, daha mı etkili olur? Ne dersiniz?

 

 

 

posted on 08 Ekim 2008 Çarşamba 21:26:38 UTC  #    Yorumlar [5]
# 06 Ekim 2008 Pazartesi

Bu Kadar Abi Oldum

Ilgaz'ın yeni doğan kuzeni Tan sayesinde abi olması durumundan yararlanarak geceleri de kendi kendine uyumasını başardık (kendisi yaklaşık 20 aylık). Bayramdan 3-4 gün önce bir akşam;

 - Ilgaz bak sen artık abi oldun değil mi, biz artık sen uykuya dalarken odada beklemesek, odadan çıksak, kendi kendine uyumak ister misin?

 diye sorduk,

 - Çık, çık

dedi, yüzü hafif ekşiydi ama hadi bakalım, şansımızı deneyelim dedik. Sonra dedim ki;

 - Şimdi dişlerini fırçalayalım, sütünü iç, önce bir kitap okuyayım sonra, bir şarkı söyleyeyim, sonra seni yatırıp üstünü örteyim, ışığı kapatıp çıkayım, ne dersin?

dedim.

 - Hı

Tonlamasından evet mi, hayır mı olduğu net anlaşılmayan bir  "hı" çıktı.

Çık, Çık

Kısa bir kitap ve kısa bir şarkı seçerek, söz verdiklerimi olabildiğince çabuk tamamlayıp, yatağına yatırıp, öperek biraz daha pohpohladım. Ben kapıya doğru yönelirken "çık, çık" dedi ve iyi geceler dileyip çıktım. Bir-iki dakika sonra bunun pek işine gelen bir şey olmadığına uyanmış olacak ki biraz ağladı. Tekrar yanına gittim, bak ağlama, artık büyüdün, benim de işlerim var, onları yapayım, yarın oynarız dedim. Ben çıkarken daha şiddetli ağlayınca tekrar yanına gitmedim. Yaklaşık beş dakika mızıldanma şeklinde ağladı ve uyudu. Ertesi sabah uyandığında onu kucaklayıp, aferim ne güzel uyudun kendin, büyüdün sen artık dedik. Çok sevindi. Sonraki iki akşam, hiç ağlamadan ve sorun çıkartmadan uyudu (bir gece ben, bir gece Gökhan dönüşümlü yatırıyoruz).  

Gündüz uykularının teke inmiş olması, ama tek uykunun da tam olarak yetmediği akşamları çok uykulu olması iyi bir dönem seçimi oldu sanırım. Epey bir süredir de kendi kendine uyuması için odadan çıkma işini denemiyorduk, kafasındaki olumsuz durumu unutturmuş olduk. Yalnız elimizde olmadan yanında bu çocuk ne zaman kendi uyuyacak, koca adam oldu, bıraksak uyur mu gibi konuşuyorduk. Sanırım bunları da değerlendirip, bir dönemin bitmiş olduğunu anladı.

(burada işe yaramış olabilir ama, onunla ilgili konuları, onun yanında, o yokmuş gibi konuşmamın iyi bir davranış olduğundan biraz şüpheliyim, ben küçükken biraz sinirlenirdim bunu yaptıklarında, benim anlamadığımı sanıyorlar diye düşünürdüm)

Tatil Dönüşü

Bayram tatilinde odasında uyumadığı için bırakıp çıkmayı düşünmedim, güvenlik gerekçelerini de göz önünde bulundurarak. Yalnız ara sıra; "Şimdi tatilde olduğumuzdan yanında bekliyorum, Ilgaz kocaman abi oldu, evde yine kendin uyuyacaksın değil mi?" dedim. Odasına girdiğimizde yatağını özledin mi, nevresimindeki desenleri kastederek, penguenlerini özledin mi diye sordum. Yine aynı tatil öncesindeki gibi yatırdım. Sadece bir saniye mızıladı, ben odasına çıkıp mutfağa varmadan susmuştu, ve belki yol yorgunluğu ile uyumuştu bile. İstisnaların istisna olduğunu bilmesi çok güzel.

Akşamları onu uyuturken ben de mayışıyor, hatta bazen uyukluyor, sonra kendime gelemiyor, kendime hiç vakit ayıramamış oluyordum. Hem onun, hem de bizim için çok iyi oldu.

posted on 06 Ekim 2008 Pazartesi 09:20:39 UTC  #    Yorumlar [4]
# 02 Ekim 2008 Perşembe

Oğlum akşam yemeklerinde daha birkaç çeşit yemek yiyebildiğinden beri düzenli muhallebi yapmayı bırakmıştım. Karnı doyduktan sonra muhallebi yemek istemiyordu (hurma, cevizli sucuk, kek gibi tatlılara itirazı yok elbette). Tatile çıktık ve düzen bozuldu. Bütün gün ikram olarak çıkartılan her şeyden kaşla göz arasında atıştıran Ilgaz, öğünlerde bir şey yemez oldu. Bu akşam Ankara-Yalova yolu sonrasında yorgunluktan bitap vaziyette babaannesinin hazırlayıp sunduğu tüm çeşitlere mızıldanarak itiraz edince, bari tok yatsın, gece iyi uyusun, sabah keyifli kalksın da yarını kurtaralım bari diye muhallebi yedirmeyi denemeye karar verdim. Artık açlıktan mı, çok beğendiğinden mi bilinmez, muhallebiyi çabucak bitirince, tarifini yazayım bari dedim. Bu arada muhallebiyi ben de beğendim, ailecek yenilebilecek bir tarif gibi geldi.

Tarçınlı Muhallebi

Malzemeler (2-3 kase için)

2 su bardağı süt

1 tepeleme çorba kaşığı mısır unu

1 tepeleme çorba kaşığı pirinç unu

2 silme çorba kaşığı şeker (ya da pekmez)

1 tatlı kaşığı tereyağı

1 çay kaşığı tarçın

Hazırlanışı:

Mısır unu, pirinç unu, şeker, tarçın ve tereyağını kısık ateşte birkaç dakika kavurun (şeker kavurulunca hafif karamel tadı oluşuyor, daha lezzetli oluyor). Şeker kullanmıyorsanız pekmez de olur, hatta keçiboynuzu pekmezi şahane olur, yalnız kıvamı tutturmak için sütü miktarını azaltmak gerekebilir. Sütü ısıtın. Bir yandan muhallebiyi karıştırarak sütü yavaşça ekleyin. 5 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin. Bebeğinizin zevkine göre ılık veya soğuk servis yapın. Bebekler büyüdükçe yiyeceklerin görüntüsüne daha fazla önem vermeye başlıyorlar. Üzerini az miktarda tarçınla süsleyebilirsiniz.

Süsleme önerisi:

Kartondan bebeğinizin sevdiği minik bir şekil kesin, bir yıldız ya da bir kelebek olabilir örneğin. Şeklin ortasına bir parça bantı kıvırıp yapıştırın (iki yüzeyi de yapışkanlı olsun diye, bir parça sakız da olabilir). Şekli yapıştırdığınız bant yardımı ile işaret parmağınıza yapıştırıp kasenin üzerinde birkaç santimetre havada tutun. Bir çay süzgecine az miktarda tarçın (ya da kakao) koyun. Şeklin üzerinden kaseye doğru süzgeçtekileri yavaşça eleyin. Şeklin olduğu kısım tarçınlanmadan kalacak, kenarlarda boşta kalan kısım gölgeli olarak tarçınlanacaktır.

Afiyet olsun :)

posted on 02 Ekim 2008 Perşembe 21:33:19 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Eylül 2008 Salı

Yenidoğanlarda Biberon Kullanımı

Yeni doğmuş bebeklerde biberon kullanımı önerilmiyor. Memeden süt içmekle, biberondan süt içmek tamamen farklı motor beceriler gerektiriyor. Bebeğiniz memeden emmeyi tam olarak öğrenmeden biberon kullanmak, bebeğin biberondan içme şekline alışarak, memeyi reddetmesine neden olabiliyor. Biberon kullanıldığı halde memeyi reddetmeyen, hem memeden, hem biberondan başarıyla beslenebilen bebekler var. Yine de riske girmemek gerektiğini düşünüyorum. Bebeğiniz memeye iyice alışıp, anne sıcaklığı ve kokusunu ayırt edip biberona tercih edecek çağa gelmeden önce ek besin vermek zorunda kalırsanız, kadeh (likör bardaklarına benzeyen şurup ölçekleri), ya da silikon kaşıklar kullanmaya çalışın. Medela'nın Türkiye sayfasında göremedim ama böyle bir ürünü var. Bebeğin hortumun ucunu anne memesiyle birlikte alması ile meme alışkanlığı sürdürülüyor. Ürün temelde süt sağma kabı, bebeğin ağzı, steril serum borusu ve birleşik kaplar kanunundan ibaret gibi duruyor. Yani evde de yapılabilir gibi geldi bana.

Ne Zaman Başlamalı?

Bebek palazlandıktan sonra özellikle çalışan annelerin biberon denemek için çok uzun süre beklememesi iyi olur gibi geliyor. Çünkü çok beklenirse bu sefer bebeği biberona alıştırmak zor oluyor. Biberondan nasıl emeceğini bilmiyor, üstelik biberon plastik ve annesi gibi de kokmuyor. Ben Ilgaz bir aylıkken (her gün sabaha karşı gazdan kıvranırken), hava yutmaması için daha iyi bir çözüm olur mu ümidiyle bir gece sağılmış sütümü vermiştim. O gece anladım ki bebek ağlarken süt ısıtmaya çalışmak pek pratik bir iş değilmiş. Sabah şişecek göğüsler ve sütlerin azalma riski de cabası. Emzirmek en kolayı. Biberonu şapır şupur bitirince çok korktum ya emmezse diye, neyseki hiç sorun etmedi. Bundan sonra da biberonla zaman zaman rezene verdim. Dışarı çıktığımda da emzirilecek ortam yoksa sağılmış süt verdim. Eve döndüğümde tekrar sağıp yerine koymaya çalıştım. Tam gün çalışmaya başladığımda gündüzleri emmeyi bıraktığı için biberona gerek kalmamıştı.

Hangi Marka?

Ben Avent marka biberon kullandım, bir şikayetim olmadı. Chicco, Nuk, Dalin, Medela, Kraft, birçok marka biberon var piyasada. Marka seçiminde kullanım kolaylığı ve bebeğin rahat emmesi en önemli faktör olmalı sanırım. Ben doğumdan önce bir tane 2 numara Avent biberon almıştım. 0 yaştan itibaren kullanılır yazıyordu. Daha sonra yine Avent ama bebek büyüdükçe de kullanılabilecek, biberonu döndürdükçe akış debisi değişen uçlusundan aldım. Bebeğim küçükken bu değişen akış uçlu biberonla pek rahat edemedi (ancak 1 numara olarak belirtilenden içebiliyordu, 2'si fazla geliyordu). Daha sonra bu biberonlarla uyumlu süt saklama kapları (biberon adaptörü  ile biberon ucu takılabiliyor, katı gıdalar da saklanabiliyor) aldım. Büyüdükçe damlatmayan suluklarından aldık. Hepsi birbiriyle uyumlu ve şişeleri değiştirilerek kullanılabiliyor. Bu arada bardak şeklinde süt saklama kapları az miktarda süt ve buzdolabında saklamanın yeteceği (süre olarak) durumlarda iyi bir çözüm. Ama bu kaplardaki 50-60 ml'den fazla sütü benmari yöntemiyle çözdürüp ısıtmak çok vakit alıyor. Daha fazla yüzey alanına sahip, incecik dondurulabilen süt saklama poşetleri daha pratik (ve maliyetli tabi).

posted on 23 Eylül 2008 Salı 20:52:42 UTC  #    Yorumlar [2]
# 12 Eylül 2008 Cuma

Bu aralar Kitubi'nin kısmeti ürün yorumlarından açıldı. Bir süre önce oğlum mama sandalyesinde oturmaya direnç göstermeye başlayınca bizim sandalyelere oturtmayı denedik, olacak gibi gözükmüyordu. Ben de başka bir çözüm aramaya başladım.

Kolay temizlenebilmeli

En mantıklısı masaya takılanlar gibi gözüküyordu ama bana güven vermediler. TFY'nin alt bölümü şişme sandalyesini gözüme kestirdim. Yurt dışında yazılmış yorumları araştırdım ve temizliğinin ciddi problem olduğunu okudum. Alt kısım şişme olduğundan yıkanamıyordu. Bir de bunun takliti gibi gözüken Sevi Bebe marka portatif mama sandalyesi alternatifi vardı. E-bebek'e gidip buna baktım. Alt bölümü şişme yerine fermuarlı, içine iki kat sünger koyulacak şekilde tasarlamışlar. Süngerleri çıkartıp, kumaş bölümünü çamaşır makinesinde yıkayabiliyorsunuz. Alıp bir deneyeyim, rahat edemezse geri götürürüm düşüncesiyle aldım.

Güvenli mi?

Aslında yaptığı iş bebeği sandalyede biraz yükseltip masaya yaklaştırmak ve sandalyeye sabitlemek. Sabitlemek derken, Ilgaz uğraştığı zaman kemerlerden kurtulabiliyor, ama zaten asla sandalyede yalnız bırakmıyoruz. Büyük mama sandalyesinde de benzer bir risk vardı çünkü sımsıkı bağladığınız çocuktan iyi yemek yeme performansı beklemek pek mantıklı olmuyor. Ayrıca ayaklarını masaya dayayarak sandalyeyi geriye düşürme riski de var. Bunu engellemek için sırtını boşlukta bırakmayacak şekilde oturtmaya çalışıyoruz.

Her durumda kendi hareket kabiliyeti yüzünden güvenlik açıkları oluşsa da, bu açıklar direk sandalyeye oturmasından farklı riskler değil. Sonuçta artık yürüyen, koşan hergün gelişen bir insan, güvenliğini dikkat ve eğitimle sağlamak zorundayız sanırım. Gözümüzün önünde oynarken iki taşın arası bir sandalyeye tırmanıp, oturuveriyor. Bir yerlere bağlayarak ne zamana kadar idare edebiliriz ki?

Tatil için de ideal. Yandaki fotoğraf Assos'ta çay bahçesinde çekildi.

Not: Yıkandığında da çok kolay kuruyor. Sadece süngerlerin gireceği bölüm ıslak kalıyor, onu da kurulamak yeterli oluyor çünkü içi plastik kaplı.

Hangi mama sandalyesini almalı?

posted on 12 Eylül 2008 Cuma 20:36:51 UTC  #    Yorumlar [2]
# 08 Eylül 2008 Pazartesi

Bu dizide ilk yazı:

Bebeğim neden arkaya dönük oturmalı?

Geriye dönük araba koltuğumuzu aldık

Volvo'nun getirdiği Britax geriye dönük araba koltuğunu alıp kullanmaya başlayalı neredeyse 4 ay olacak. Bu yazıyı yazmakta çok acele etmek istemedim, biraz uzun yol tecrübe edelim, ondan sonra yazarız dedim. Tatilden de koltuğumuzdan gayet memnun şekilde döndük. Bu arada Ilgaz da 5 gün sonra 19 ayını dolduracak.

Koltuğu Arkas Otomotiv Akatlar'dan, yedek parça şefi İbrahim Bey'in yardımları ile aldık. Bu koltuklardan çok sayıda satılmadığından, kullanılacak parçalara birlikte baktık, kendisi sağolsun hiç üşenmedi, depodan getirtti, parçaları Peugeot 307'imizde deneyerek emin olduktan sonra satın aldık.

Bu arada Maxi-Cosi'sinden, Mothercare'ine, e-bebek'inden, Britax-Römer'ine tüm üreticileri, dağıtıcıları aradık. Bu arada sanırım yılbaşı öncesiydi, Besafe'in dağıtıcısı Anne Bebek ürünleri fuarı için geriye dönük modelleri İzi Combi'den numune getireceklerini iletti. Beylikdüzündeki fuara heyecanla gittiğimizde gördük ki ürün halen Albimini gibi mağazalarda dağıtımını yaptıkları İzi Comfort'un yeni modeli, geriye dönük monte edilemiyor. Dağıtıcısı ile birlikte katalog üzerinden ürüne baktığımızda, "isterseniz sizin için ürünü getirteyim, 1 haftada gelir" dedi. Türkiye'de Volvo alternatifi olmasa bunu değerlendirecektim. Sonuçta Volvo Britax'a önemli bir fiyat avantajı olmayacaktı, görerek almak bana daha güvenli geldi.

Bunun dışında görüştüğüm hiçbir dağıtıcı ile bir gelişme kaydedemedim. Kimileri hanfendi geriye dönük çocuk koltuğu olmaz, ana kucağı vardır, bunlar arkaya bakar, 1 yaşından sonra öne doğru seyahat etmeleri gerekir şeklinde bilgi verdi, bazıları da bizi dünyada böyle bir ürün olmadığına ikna etmeye çalıştılar. Piyasada pahalı ve güvenli tanınan markalardan biri de Volvo'nun geriye dönük koltuk getirmesini işgüzarlık olarak görüyormuş gibiydi. Bana Avrupa standartlarını açıkladırlar, ben de standartları değil izlediğim çarpışma testlerini dikkate aldığımı ilettim. Demek ki bizim gibi bu ürünü bilip soranlar var ki, Volvo'nun yaptığı işin farkındalar ve bu rahatsızlığı duyuyorlar diye düşündüm.

Öncelikle çocuk geriye dönük sıkılır, sıkışır endişelerine açıklık getirmek istiyorum. Aşağıdaki fotoğraflarda, oğlum 15 aylıkken yeni koltuğunda, yanında da eski anakucağı monte şekilde görülüyor. Gördüğünüz gibi bu koltuk çok daha yüksek, geniş ve rahat. Çocuk rahatlıkla yan camları ve arka camları görüyor. Özellikle trafikteki yüksek araçların şöförleri yolcuları ile sessiz bir iletişim geliştirdi. Diğer araçlarla, hatta yavaş trafikte yayalarla yüzyüze geldiğinden herkese el sallayarak seyahat ediyor. Artık 19 aylık ve hala koltukta bol bol büyüyecek yeri var (18 ay kontrolünde boy:86 cm, kilo: 12 kg).

Orta koltuğun başlığına astığımız bir ayna yardımı ile başımızı çevirdiğimizde ve doğru ayarlayabildiysek dikiz aynasından biz onu görebiliyoruz. O da bizi ve kendisini, ve hatta ön camı görebiliyor. Yanına oturduğumuzda yüzü bize dönük olduğundan onu oyalamak, zorunlu hallerde bir şeyler yedirmek içirmek çok daha kolay oluyor.

Ana kucağında olduğu gibi, bu koltukta da uyuduğunda başı terliyor. Bunun kullanılan kumaşlardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bir de koruma için başı içeride kalacak şekilde tasarlandığından iyi hava dolaşmıyor sanırım. Bu sorunu da terziye yumuşak kumaştan ekstra kılıf diktirerek çözdük. Önce uygun boyutta bir kumaşı oval kestirip kenarına lastik diktirdik. Sonra annem sağolsun teğelleyerek kemerlerin geçeceği kesikleri işaretledi. Mahalle terzimiz de güzelce dikti. Fotoğraf makinemiz bozulduğundan fotoğraflarını çekemedim, Canon 450D'miz gelir gelmez sözüm olsun, çok daha güzel fotoğraflar çekip koyacağım Kitubi'ye.

Uyurken de rahat edebilmesi için ön koltuğu biraz sıkıştıracak şekilde genişçe monte ettik. Yani muavin koltuğumuz tam yatmıyor artık.

Başlarda yaşadığım bir sorun da sağ arka camın görüşünü kesmesiydi. Özellikle ara sokaktan, ana caddeye sola dönerek çıkacağım zaman farkında olmadan bu camdan bakıyormuşum, araba geliyor mu diye. Şimdi gözüm alıştı, ama yine de görüşü azaltıyor elbette. Öne dönük koltuklarda bu kadar etkilemiyor olabilir. Bu olumsuzluğa rağmen son derece memnunuz. Tavsiye edilir.

Not: e-bebek'ten gelen mail'lerden Recaro marka koltuk getirdiklerini okudum. Araştırmalarım sırasında Recaro'nun Polaric isminde arkaya dönük bir modeli olduğuna rastlamıştım. E-bebek'e tekrar sorulabilir, belki bu modeli getirmeyi de değerlendirirler. Ayrıca Ferrari Koala gibi birkaç markanın özelliklerinde geriye dönük olarak da monte edilebilir şeklinde belirtiliyor. Bunların özellikle geriye dönük kilo limitlerini sormak lazım, çünkü sadece küçükken ana kucağı gibi kullanılmak üzere tasarlanıyorlar. Belirli kilonun üzerinde yine öne dönük çevirilmeleri gerekiyor.

Güvenli seyahatler, kazasız belasız tatiller dilerim...

Güncelleme: Bu arada koltuk Isofix'li, ayrıca geriye gitmesini önlemek için koltuğun altından destekleyen bir parçası daha var.

Bu yazı ve bu dizinin ilk yazısına ve yorumlara da bakın.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 08 Eylül 2008 Pazartesi 09:56:36 UTC  #    Yorumlar [25]
# 20 Ağustos 2008 Çarşamba

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Doğumdan önce bir arkadaşım bize kızının beşiğini vermişti. Büyükçe bir beşik olduğu için Ilgaz hemen hemen 4,5 ay kadar bunda yattı ve ayrıca yatak almadık. İlk iki ay bazen beşiği oturduğum odaya götürerek, bazen ana kucağında bazen kanepede, nerede daha uygunsa o şekilde benimle birlikte gezerek uyudu. 2 aylıktan itibaren gündüzleri de olabildiğince odasında uyutmaya çalıştık. 4,5 aylık olup da dönebilmeye başlayınca hem beşiğe sığamaz oldu, hem de genişçe aralıklı dekoratif parmaklıkların arasına ayağı kolu sıkışabilecek hale geldiğinden tehlikeli oldu.

Bunun üzerine dizinin parmaklığa elveda yazısında söz ettiğim Ikea yatağı aldık. Eğer bütçe ya da yer sorununuz varsa yatağı almayı 3-4 ay kadar erteleyebilirsiniz.  Ama sorun yoksa, ya da taksitle alırım farketmez diyorsanız yatağını baştan almak da iyi olabilir. Geri dönüp bakınca uyku düzeni ve herkesin rahatı için baştan bir yatak alıp, en geç 40 günlükten odasına geçirildikten itibaren yatağında yatırmak, ilk haftalar ve bir süre de gündüzler için basit, ucuz ve gerçek bir sepet almak ya da bir önceki yazıda söz ettiğim hastane beşiklerinden kiralamak en iyisiymiş.

Bebeklerin 1 yaşına kadar sünger(ani bebek ölümü sendromundan korunmak için çok yumuşak olmamalı, sertçe bir sünger) yatakta yatması öneriliyor (sonrasında da sünger yatakta yatması sakıncalı mı bilmiyorum). Biz başta bir sünger yatak aldık. 13-14 aylıkken de daha rahat eder düşüncesi ile yaylı yatağa geçtik. Bilmediğimiz bir şey bebeğimizin 15 aylıktan itibaren yataktan atlayabilir hale geleceğiydi.

Hal böyle olunca yatağın parmaklığını açmak zorunda kaldık. Acaba yataktan düşer mi diye düşünürken (yatak yüksek değil), birkaç gece kendisini odasının ortasında rahat rahat yatarken bulduk. Ve internette parmaklık aramaya başladık.

"Yatak bariyeri" adı altında sadece bir-iki marka parmaklık bulabildik. Fiyatları 100 YTL'den başlıyordu ve bize çok pahalı geldi. Yatağa uyacağından da emin olamadık. Aynı arkadaşımın eskiden kullandığı bir bariyeri denedik ve bizim yatağa uymadı. Yatak küçük olduğu için araya bir de bariyeri tutacak parça girince yatak arada sıkıştı ve ortası yukarı doğru kalktı. Engebeli bir yatak yüzeyi oluştu.

Genç yatağına geçiş yazısını yazdığımda durum böyleydi. O zamandan beri de  düşmesin diye yatağın yanında minderlerle, düşerse yerde yatmasın diye yerde eski sünger yatağı serili şekilde yatırıyoruz. Pek dekoratif ve pratik bir çözüm değil.

Bu noktada parmaklığa masraf yapmak yerine acaba genç odasına mı geçmemiz gerekiyor diye düşünmeye başladık. Daha büyük olacak genç odası yatağına küçük gelecek olan yaylı yatağı da boşuna almış olacaktık. Aslında yaylı yatağı alırken de daha büyük bebek karyolalarına bakmıştık ve gözümüze yüksek gözükmüşlerdi. Kendi üzerlerinde parmaklıkları olmakla birlikte, bebeğin kendiliğinden inip çıkması için daha epeyce vakit varmış gibi gelmişti.

Bebeğimin penceresine stor perde almak için Ikea'ya uğradığımda ümitsiz bir şekilde bebek odası yataklarındaki parmaklıkların ayrıca satılıp satılmadığını sordum (web sitesindeki ürün kataloğuna bakmıştım, öyle bir ürün görememiştim). Meğer satılıyormuş ama stoklarda yokmuş. Üstelik fiyatı da çok uygunmuş (tam hatırlamıyorum ama 20-30 YTL civarında) ve bizim yatağa da uyuyormuş. Ikea'dan alınmamış yataklara da uyabileceğini düşünüyorum. Önümüzdeki hafta (yaşasın) tatilde olacağız, dönüşte bir tane edineceğim. Yorumlarını yazarım.

Bu arada Volvo (Britax) geriye dönük araba koltuğunu da aldık ve çok memnunuz. İlk fırsatta onun yorumlarını da fotoğrafları ile birlikte yayınlayacağım.

Eğer bildiğiniz iyi parmaklık çözümleri varsa yorumlara yazabilir misiniz? Her ilde İkea yok malum. Eğer aradığımızı bulamasaydık marangoza yaptırmayı düşünmüştük. Bebeğin yatağa inip çıkacağı boşluğu bırakarak.

posted on 20 Ağustos 2008 Çarşamba 14:47:54 UTC  #    Yorumlar [6]
# 17 Ağustos 2008 Pazar

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Yatak bariyerleri

Bebek Yatağı ve Beşiği

Bebek yatağı ve beşiği seçilirken dikkat edilmesi yararlı hususları aşağıda sıraladım.

Bebek yatağı:

1 - Güvenlik: Aşağıdaki adreste parmaklık aralıkları, yastıklar, oyuncaklar yükseklik gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgi verilmiş.

(Eğer bu ya da kaynak gösterdiğim diğer yazıların adreslerinin yazının orijinal adresi olmadığını düşünüyorsanız lütfen bana yazın)

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=171

2 - Eğer doğumdan itibaren kullanacaksanız, özellikle küçükken sürekli bebeği alıp koymaktan, benim gibi yatağında uyutmayı tercih edenlerdenseniz eğilip pışpışlamaktan belinizin ağrımaması için, yüksek bir seviyeye ayarlanabilenlerden tercih edin.

3 - Hem güvenlik, hem kullanışlılık açısından sade modelleri tercih edin. Yatağın üzerindeki her ekstra aksesuar, her fazladan metal, tahta parça bebeğin merak edip kurcalayacağı, dişleyip ısıracağı bir bölümü oluşturacaktır. Bu da yatağın boyalarının parçalarının çabuk aşınmasına ve belki güvensiz hale gelerek bebeğe zarar vermesine sebep olabilecektir.

4 - Uyku seti, yatak örtüsü (kumaşlar, kumaşlar, kumaşlar): Sanki bebek yeteri kadar güzel değilmiş de, ille de bütün eşyaları süslü olmalıymış gibi bir yaklaşımımız var toplum olarak.

Yatağı türbe gibi donatmaya niyetlenenlere sorarım:
Aylardan, hatta belki yıllardan beri bu bebeği görmek için beklemiyor musunuz?
Sabinin anne karnında sürekli aynı şeyleri gördüğü yetmedi mi, 360 derece çevresini kumaşlarla kapatıp dünyayla tanışmasını ertelemek istediğinizden emin misiniz?

Bebeğin önemli vaktini geçireceği yatağın üzerinde kullandığınız (çarşaf ve battaniye dışında) örtülerin bana göre iki amacı olmalıdır: bebeğin duyularını harekete geçirmek, onu korumak.

  • Duyuları harekete geçirmek: Bebekler özellikle ilk aylarda sadece canlı ve kontrast renkleri seçebilirler. Bu nedenle cicili bicili pastel tonları kullanmak duyular açısından en iyi tercih olmayabilir. Yatağı çepeçevre aynı model kumaşla donatmak yerine, birkaç çeşit yan koruması alıp, birkaç günde bir dönüşümlü sermeyi tercih edebilirsiniz. Bir aylıktan itibaren örtünün desenlerine baktığını, kumaş değişince ilgisini çektiğini farkedeceksiniz. Yok ben sade bir koruma kullanayım, uyku saatinde dinlensin, uyanıkken çeşitli renkli oyuncaklar asarım derseniz başımın üstünde yeriniz var.
  • Koruma: Bebek ilk aylarda bırakın kafasını vurmayı, kolunu bile kaldıramayacaktır. Eğer temiz boyanmış bir yatağa sahipseniz, başını korumak üzere parmaklıkları çepeçevre çevirmeye gerek yok. Bana göre biraz aksesuar, biraz yumuşak yüzey olsun diye tek tarafa koruma yeterli. Böylece siz de gık dediği anda başınızı çevirip bebeği görebilir, onu uyurken izleyebilirsiniz. Eğer soğuk bir kış gününde erzurumda doğum yapmadıysanız, soğuktan korumak için örtülerle çevirmenize gerek yok. Bazı lohuslarda doğum sonrasında üşüme oluyor, hormonlarınıza aldanıp bebek de üşüyor zannetmeyin. Bırakın yatağının içinde temiz hava dolaşsın, büyümek için bol bol oksijene ihtiyacı var.

Beşik:

Veliaht mı doğurduk ki tahtta yatıralım? Çok vakte ihtiyacınız olacağı için, kolay bakılabilir, temizlenebilir, kullanışlı olsun. Evde birkaç yardımcınız varsa bile hepsinin vaktini dolduracak kadar iş çıkaracaktır bu minik zaman süngeri.

Küçükken her yere sığması için küçük boyutlarda olmasında yarar var. Rahat ulaşabilmeniz için yüksek olsun, ya da bir sehpa ya da masaya sığdırılabilir olsun. Fazla derin olmasın ki gece sesini duyduğunuzda başınızı uzatıp görebilin. Hastanelerdeki beşiklerin kiralanabilir olduğunu duymuştum, tekerlekli, minik ve şeffaf olma özelliklerinden dolayı bunların çok kullanışlı olduklarını düşünüyorum. Eğer çok seyahat ediyorsanız portatif çantaya dönüşebilen park tipi beşikler (port bebe ya da oyun parkı diyorlar sanırım) de ileride kullanılabilmeleri açısından iyi olabilir.

Kullandığınız bebek mobilyaları ile ilgili yorum yazsanız ne kadar güzel olur.

posted on 17 Ağustos 2008 Pazar 10:07:09 UTC  #    Yorumlar [2]
# 15 Ağustos 2008 Cuma

Kitubi'de e-posta ile uyelik servisi basladi (sonunda!). Kitubi'nin en taze yazılarını e-posta ile almak isterseniz yandaki kutucuğa mail adresinizi yazıp "Abone Ol" düğmesine tıklayın.

Bundan sonra açılacak pencere(aşağıda) maalesef henüz Türkçe değil ama zaten yapılacak işlem çok kolay. Mail adresinizin doğruluğunu kontrol edin, aşağıdaki alana resimde yamuk yumuk görünen güvenlik harflerini yazın ve "Complete Subscription Request" yazan düğmeye tıklayın.

E-posta adresinin size ait olduğunun garantilenmesi için size "Kitubi'ye e-posta uyeliginizi onaylayin" (ya da benzeri) konulu bir e-posta gelecek. Bu e-posta içindeki adresi tıkladığınızda aşağıdaki pencere açılacak ve aboneliğiniz gerçekleşmiş olacak.

Abone olduktan sonra sadece siteye yeni yazı eklendiğinde e-posta alacaksınız. İstediğiniz zaman gelen e-postalarda belirtileceği şekilde aboneliğinizi iptal edebilirsiniz.

Not: Sakın yazıları e-posta ile kolayca alıyorum diye yorum yazmayı ihmal etmeyin. Yorumsuz blog, tuzsuz yemek gibidir :)

posted on 15 Ağustos 2008 Cuma 11:28:29 UTC  #    Yorumlar [9]
# 25 Temmuz 2008 Cuma

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Bebek mobilyası - genç yatağına monte edilebilen parmaklık

Genç yatağına geçiş

Akşamları kucağımızdan başka yerde uyumamasına rağmen, gündüzleri biz işteyken, hatta hafta sonları biz evdeyken bile çoğunlukla kendi kendine uyuyabilen bir bebekti Ilgaz. 15 aylıkken yataktan kendi çabalarıyla çıkabileceğini farkettiğimizde, uyku düzeninin bozulacağından çok korkmuştuk. Üstelik bunu farkedişimiz, gündüzleri sağladığımız bu düzeni, akşam uykularında da sağlamak üzere çabaladığımız sırada olmuştu. Yataktan atlayıp bir yerini yaralamasın diye parmaklığı açma kararı alırken, nasıl olup da yatakta tutabileceğimiz konusunu kafamızda tam olarak oturtamamıştık.

İnternetten bu konuyu araştırdığımda, insanların farklı yöntemler önerdiklerini gördüm. Ne kadar kalkarsa kalksın geri yatırmak, sen yat ben şimdi geliyorum gibi telkinlerle, her defasında uzayan aralıklarla o uyuyana kadar odayı ziyaret etmek, kalkıp gelse de onunla oynamamak, geri yatırırken ödül gibi olmasın diye fazla sarılmamak, öpmemek, sadece sakin bir şekilde "uyuman gerekli" falan gibi sözlerle onu yatırmak, vs. Bunları okurken gözümüz biraz daha korktu çünkü örneklerde bu süreç daha çok 2 yaşa doğru gerçekleşiyordu. 15 aylık bebeğin fiziksel bir sınırlama olmadan yatağında yatmak zorunda olduğunu anlayabilmesi zor geliyordu. Ayrıca, geceleri ya biz yattıktan sonra kalkıp dolaşırsa, bir yerlere çarparsa diye de endişeleniyorduk.

Onu bir güzel yorun

Üstüste 4-5 gün o kalktı biz yatırdık, o kalktı biz yatırdık. Belirli bir kalkıp, yatırmadan sonra bu da oyun haline geliyordu ve uyumuyordu, yine de kucağımızda uyutmuyorduk. 3-4 gün gündüz hiç uyumadı ve artık sürünüyordu. Sanırım 5. gün falandı ve pazar idi, uyutamasak bile epey bir süre yatakta kalmasını sağladık. Ben odasının kapısında bir süre bekledim, kalkmamasını söyledim, her söyleme şekli işe yaramıyor, farklı tonlarda bağırmadan ikna etmenin yolunu bulmak gerekiyor (bağırmaktansa kulağına fısıldamak daha etkili). Ben ayrılınca kısa süre sonra kalkmaya yelteniyordu, kalkma hareketini duyar duymaz seslenerek ya da koşarak yatakta kalmasını söylüyordum. Bu şekilde bir süre ağlayarak yatakta kaldı, baktık uyuyamayacak, yanına gittik. Aferim, ne güzel yatağında durdun, ama uyusan dinlenirdin daha güzel oynardık, çok akıllı bebeksin, böyle hep yat yatağında, gel şimdi sana meyve verelim şeklinde onu pohpohladık. Ağlamasını kestiğinde şaşkınlığı yüzünden çok tatlı bir şekilde okunuyordu. Bakıcısına bunu anlattık, ertesi gün bakıcısı yatırmış, aferim bak yat yine yatağında falan demiş, biraz ağladığını görünce tavanda asılı balıkları göstererek " bak onlar da uyudu" demiş. İlgisi balıklara odaklanan Ilgaz ilk kez o gün başarı ile genç yatağında (büyük bebek yatağı demek daha doğru olur) kendi kendine uyumuş oldu. Bu arada genç yatağına geçiş yapmaya çalışan ailelerde, özellikle ilk günlerde bebeğin uyku saatleri dışındaki zamanlarda temiz havaya çıkartılıp, güzelce yorulmasını önerebilirim. Bebeğin oyundan tatmin olmuş ve yorularak o uykuya gerçekten ihtiyaç duyuyor olması çok yararlı olur.

Akşam kucakta uyuma işi böylece halloldu

Uzun süredir akşamları da yatağında uykuya dalması için her türlü çalışmamız da bu yatak meselesi sayesinde halloldu. Parmaklığı açtığımız ilk geceden başlayarak, sütünü içirdikten sonra onu yatırıp, biz de yanında oturmaya başladık. İlk gece hafifçe sarılarak, sonraki gece o yatarken kitap okuyarak, bir sonraki gece sadece yanında oturarak. Şimdilerde bir gece babası yatırıyor, bir gece ben. Babası masal anlatmayı tercih ediyor, ben sadece orada oturmayı. Arada sırada yatağından bana sesleniyor, ben de ona cevap veriyorum, yataktan inmeye çalışırsa yatmasını söylüyorum, sonunda gündüz öğrendiği kelimeleri tekrar yaparak uykuya dalıyor. Kiita, kiitab, ph, ph, kidapph, biiba, baaba, babahh...zzz

Geceli kalkıp gezmesi endişesi de tamamen yersizmiş, karanlıkta yatağından kalkmaktansa, aynı eskisi gibi bize seslenerek ağlıyor. Biz de koşarak yanına gidiyoruz ve kucağımıza almadan yatağında ona sarılma şansımız olduğundan, geri yatırırken uyanması gibi bir sorun da oluşmuyor. Demek ki her zaman olduğu gibi tutsaklıktansa özgürlüğü desteklemek gerekiyor :)

Hep bir taraf düzelirken bir taraf bozulur ya, şimdi de hafta sonları bizimleyken, eğer akşamki gibi yanında oturmazsak uyumamaya başladı. Birkaç hafta üstüste gündüzleri dışarıda geçirdik, sanırım hafta sonları ona da vakit çok kıymetli geliyor. Ya da bizi çok özlüyor ve ayrı kalmak istemiyor (böyle düşünmek işime geliyor :). Birkaç hafta sonunu sadece Ilgaz'ı uyutmaya çalışıp uyutamamakla ve o da uykusuz olduğundan kalitesiz bir şekilde geçirdikten sonra, artık evde olduğumuz birkaç uykuyu akşam düzeni gibi devam ettirmeye karar verdik. En azından biraz daha büyüyene kadar.

Not: Bu yazıyı dün hazırlamış ama yayınlayamamıştım. Dün bakıcısı bu hafta sonu yatırdıktan sonra 5 dk. kapısında beklersek, yatakta dönmeye başlayacağını, dönmeye başladıktan sonra yavaşça ayrılabileceğimizi iletti, son olarak bir de böyle deneyeceğiz. Sonuçlarını paylaşırım.

posted on 25 Temmuz 2008 Cuma 06:50:32 UTC  #    Yorumlar [8]
# 05 Temmuz 2008 Cumartesi

Aslında parmaklığı açmak zorunda kalalı neredeyse iki ay oluyor. Ben yazmakta biraz geciktim. Gerçi muallakta olanları yazmaktansa, hali yoluna girmiş konuları yazmayı daha çok seviyorum. Sanırım bu nedenle de birçok sevgili okuyucularım yorumlara fazla rağbet etmiyor. Eş dost da yazılara yorum yazmak yerine genelde telefonda veya yüzyüze yorum yapıyor. Halbuki yorum okumaya ve cevaplamaya bayılıyorum. Lütfen zaten olmuş bitmiş diye düşünmeyin, yorum yazın, sorularınızı sorun. Benim derdim çözülmüş olsa bile okuyanlara yarıyor. Ayrıca yazılan her şey ille de işe yaramak zorunda değil öyle değil mi?

Ilgaz'ın 15 ay randevusunun üzerinden ancak birkaç gün geçmişti. Doktorumuzla Ilgaz'ın gündüzleri kendi halinde uyuduğu halde, akşamları kucağımızda uykuya dalmak istemesi sorununu konuşmuştuk. O da "belki gece ortamında bir şeylerden korkuyordur, biraz ışıklı ortamda onunla konuşun, bak biz buradayız falan deyin, rahatlatın" demişti. Biz de bunu denemeye karar verdik. Loş ışıklı bir abajuru odasına kurduk.  Her akşamki uyku rutinini takiben bebeği yatırıp, yatağının karşısındaki ikili koltuğa kurulduk. Bak oğlum biz buradayız, hadi yat, şarkılar falan. Yarı mızıldıyor, bir yatıyor, bir kalkıyor. En sonunda  kitaplarından birini ona okumaya niyetlenerek elime almamla birlikte, Ilgaz'ın da yataktan çıkıp yanımıza gelme kararı alması bir oldu. Siz kimsiniz orada kurulmuş benim kitaplarımı okuyorsunuz. Bu parmaklık mı tutacak beni diyerek, bir ayağını parmaklığın kenarına şempanze yavruları gibi taktı, iki kolunu birleştirip yatağın üst köşesine abanarak boşta kalan bacağından güç alarak ağırlığını yataktan dışarı doğru attı. Gökhan'la aynı anda Allah deyip oturduğumuz yerden fırlamasak kendisini yerde buluvermişti.

Yapılması gereken net olduğu halde, bebeğin serbest dolaşıma geçmesi fikrine hazır olmadığımızdan doktorunu aradık. Bebeğin hapsedilemeyecek kadar büyüdüğü gerçeği ile böylece yüzleşmek durumunda kaldık. Peki yatakta nasıl tutacağız diye sordum, bundan sonrası sizin terbiyenize kaldı artık yanıtını aldım. Şempanze evresi gelmiş çatmıştı.

İkea'dan aldığımız bebek yatağı (gulliver) 3 kademeli, bebeğin farklı evrelerine göre ayarlanabiliyor:

1 - Tersyüz hamamböceği evresi: Bebeğin doğumu ile başlar. Aynı yöne bakarak yatmaktan yamulmasın diye kafasının bile manuel (elle) çevirildiği dönem, başlangıç fazıdır. Kısa süre içinde bu fazdan çıkarak, sırtüstü yatırıldığında kolları ve bacaklarını ters çevirilmiş böcekler gibi çırpabilmeye başlar. Hatta bu gelişim aşamasındaki yavrular kucağa alındıklarında da, boşta kalan uzantılarını anlamsız hareketlerle sallarlar. İlerleyen evrelerde başlarına geleceklerden habersiz anne babalar, çocuklarının bu halini görerek, aman pek hareketli, hiç durmuyor gibi acizane yorumlar yaparlar. İleri ters çevirilmiş hamamböceği aşamasında bebek artık bir kolunu kendi üzerinden savurarak ağırlığını diğer tarafına aktarmak suretiyle yattığı yerde dönebilmeye başlar. Ters çevirildiğinde düzelebilen bir hamamböceği olarak bir sonraki aşamaya geçmek üzere olduğunun sinyallerini vermeye başlamıştır.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası, güvenle en üst konumda kullanılabilir. Bebeğin kısa olan parmaklığa abanarak atlama ihtimali "0" kabul edilir.
 
2 - Hacıyatmaz evresi: Sevgili minik insanımız dönmeyi ve oturmayı öğrendikten sonra yavaş yavaş parmaklıklarına tutunarak oturur duruma geçebilmeye başlar. Ya da bizimki gibi bir gün aniden, daha önce kendi kendine oturduğu bile gözlenmezken, bir anda kameraların karşısına geçer, kenara tutunur, hoop diye ayağa kalkar. Sonra düşer ve adrenalinli (korkulu manasında) kahkahalar atar. Bu hale gelmiş bebeği yürümeyi öğrenene kadar yatay düzlemde tutmak zordur (yürüyünce yorgunluktan düşer). Yatırırsınız, kalkar, yatırırsınız, kalkar. Bu evrenin başlarında aynı gerçek hacıyatmazlar gibi kendi kendilerine kalkabildikleri halde, ayaktaki pozisyondan geri oturmayı ya da yatmayı beceremezler. Bu nedenle bazen gece yarısı yatağında ayakta ağlarken bulursunuz. Uyku arasında yeni becerisini test etmeye karar vermiş ama geri yatmayı becerememiştir. Zaman içinde bu evredeki bebekler oturup kalkmayı, hatta yürümeyi öğrenirler ve ileri hacıyatmaz olarak adlandırılırlar.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası en alt seviyeye indirilmelidir. Aynı zamanda ayağını kenarına takıp sağa sola tutunarak yataktan kaçmaya çalışmasını önlemek üzere yan koruma yastıkları, basamak görevi görevilecek her nevi gereksiz süs ve oyuncak yataktan alınmalıdır.

3 - Şempanze evresi: Şempanze evresindeki bebeklerimiz, ki bunlar daha erken evrelerdeki bebeklerle yanyana geldiklerinde insanın dili onlara bebek demeye pek varmaz, yürürler(sürekli düşerek de olsa), koşarlar(sürekli düşerek de olsa), ayakta kendi etraflarında dönerler(sürekli düşerek de olsa), tırmanırlar, yumuşak zeminlerde biraz yardımla takla atabilirler ve bunun gibi her türlü maymunluğu yapabilirler. Sağduyulu ebeveynler çocuğun genel becerilerini gözleyerek, "Bu bebek bu yataktan kaçar mı? kaçar" diye kendiliklerinden şempanze evresine terfi ettirebilirler. Değilse, bizim gibi tesadüfen de farkına varamamışlarsa, bir gün bebeği yerde ağlarken bulmak, bebeğin yatakta uyuduğu sanılırken ıslak mendil kutusunu boşaltıyor olduğunun ortaya çıkması, ya da yürüyerek yanınıza gelmesi karşısında geçirilen şoklar gibi ani geçişlerle gerçekleşecektir.

Bebek bir kez şempanze olduktan sonra bebeğe sınırları fiziksel olarak değil, eğitsel olarak kabul ettirmek zorunluluğu doğmuştur. Erken geçilmiş bir şempanze evresi aileyi korkutur (ben şahsen hala adapte olamadım). Çok kullanımlı İkea yatağımızın ön parmaklığı itina ile açılır. Evdeki güvenlik önlemleri arttırılır.

Şempanze evresine geçmiş bebek yatakta kalmaya nasıl ikna edilir?

Bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebek beşiği nasıl olmalıdır, nasıl olmamalıdır?

Yatak bariyerleri neden bu kadar pahalı? ucuzu yok mu?

Takip eden yazılarda ve lütfen yorumlarda yukarıdaki sorulara yanıtlar arayacağız? Başka sorusu olan?

posted on 05 Temmuz 2008 Cumartesi 22:02:18 UTC  #    Yorumlar [7]
# 27 Mayıs 2008 Salı

İlk olarak 3,5 aylık bebeği olan bir arkadaşımda görmüştüm. Kocaman,ay çöreği şeklinde, içinde minik (mikro) granüller olan bir yastığın üstüne bebeği bırakıvermiş, bebecik de başı biraz yukarda kalarak, etrafı görerek ve olduğu yerden kaymadan rahatça yatıyordu. Hamile kaldıktan sonra Tchibo'nun eski temalarından kalmış bu yastığı görünce hemen alayım dedim. Fiyatı da biraz pahalıca gelmişti aslında. Üzerinde hamilelikte rahat yatmak için de kullanıldığını okuyunca çifte kullanım özelliği sayesinde parasını çıkartır diye düşündüm. Gerçekten de son kuruşuna kadar çıkardı :)

Ne yastıkmış ki, kullan kullan eskitemedik. Verdiğim para anamın ak sütü gibi helal olsun. Büyük olduğu ve her şekle girdiği için, her işe yarıyor.

  • Hamilelikte, özellikle sol yana yatarak uyumak gerektiğinden, sağ bacağı ve koca göbeğin altını desteklemek için
  • Bebeği oturarak emzirirken, biberonla süt verirken, sarılırken, kolunuzu ve aynı zamanda belinizi destekleyerek rahat etmek için
  • Bebeği yan yatarak emzirirmek için
  • Bebeği uyanıkken üzerine yatırmak için
  • Bebeği yastığa karınüstü yatırırken, araya sıcak bir havlu koyup, popoya pıt pıt vurarak gazını çıkartmak için
  • Bebeğin altını değiştirirken başının altına koymak için, abuk sabuk hareketler yaparsa kafasını duvara da vurmamış oluyor
  • Bebek yataktan, kanepeden düşmesin diye engel olarak
  • Ev içi parklarında sınır olarak
  • Laptop altlığı olarak, dizler ısınmasın diye
  • Kitap okurken, televizyon izlerken
  • Eşim apandisit ameliyatı olduğunda, rahat yatabilmesi için

ve şu anda aklıma gelmeyen birçok iş için hergün elimizin altında odadan odaya gezen bir malzeme haline geldi. O olmadan önce ne yapıyormuşuz bilmiyorum.

Kılıfının ve gerektiğinde yastığın da yıkanabilir olmasına dikkat etmek gerekli. Her eve lazım!

posted on 27 Mayıs 2008 Salı 10:09:29 UTC  #    Yorumlar [1]
# 21 Nisan 2008 Pazartesi

Sütlü muhallebilerden bıkan bebeğinize özellikle akşam öğünlerinde tok tutması için meyveli pelte pişirebilirsiniz. 1 yaşından büyük bebeklerin günde 500 ml süt ürünü alması öneriliyor (demir eksikliğine yol açabileceğinden daha fazlası tavsiye edilmiyor). Eğer bebeğiniz yeteri kadar süt veya yoğurt tüketiyorsa, hiç zorlamadan meyveli tatlı alternatiflerini deneyebilirsiniz.

1 porsiyon meyve veya meyve kurusu* 1 su bardağı (200 ml) su ile yumuşak hale gelene kadar haşlayın. Eğer meyvenin haşlanması uzun sürüyorsa, daha fazla su ekleyebilirsiniz. Meyveler bütünse blender'dan geçirin. Karışıma 1 kaşık su ile ezilmiş 1 kaşık tahıl unu** ekleyin. Unun cinsine göre 5-10 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin. Altını söndürün, 1 tatlı kaşığı tereyağı ekleyip karıştırın. Bebekler genelde bize az şekerli gelen tatlıları, az tuzlu gelen yemekleri afiyetle yerler. Yine de meyvenin tadını yetersiz buluyorsa, pekmez, bal (1 yaşından önce yasak), ve şekerle (ben 1 yaşından önce vermedim) tatlandırabilirsiniz. Yiyeceği kadarını tabağına alıp, gerisini kapalı kaplarda buzdolabında saklayabilirsiniz (en fazla 48 saat).

* Hangi meyveler uygun?

Bebeğinizin yiyebildiği her türlü meyve olabilir. Ayrıca meyveleri haşlarken, lezzet ve vitamin katması için gündüz soyduğunuz meyvelerin kabuklarını da ekleyebilirsiniz. Çok küçük parçaları kullanmayın, sıcak sıcak çıkartması zor olmasın. Ben aşağıdakilerle denedim:

  • Elma, armut, ayva: Blender'dan geçirmek zorunda kalmamak için, haşlamadan önce iri rendeleyebilir, ya da küçük küçük doğrayabilirsiniz. Yumuşayan meyveleri damaklarıyla ezerek yemekten memnun olacaktır. Ayvanın kabızlık yaptığını duymuştum, bizde sorun olmadı ama dikkatli olmakta yarar var.
  • Kayısı, erik kurusu: Kuru meyveleri yıkayıp, bir süre suda bekletin. Erikler suda şiştikten sonra çekirdekleri kolayca çıkacaktır. Eğer suda bekletmeyi unuttuysanız düdüklüde pişirmeyi deneyebilirsiniz. Meyveleri küçük doğrayın ve iyice pişirin. Benimki gibi ekşi seven bebekler özellikle erik kurusu ile yapılana bayılacaktır. Eğer bebeğinizin kabızlık sorunu varsa, erikli tarifi özellikle öneririm, çok iyi bağırsak çalıştırıyor.Yazın tazeleri de kullanılabilir.
  • Kuru üzüm, vişne, portakal, mandalina bebeğin ayına göre kullanılabilecek diğer alternatifler. Muz eklemek istiyorsanız, önce unu su ile pişirin, altını söndürdükten sonra muzu ezip ya da minik doğrayıp ekleyin. Pişmiş muz lezzetini yitiriyor. Evinizde yapmış olduğunuz az şekerli bir hoşafı da kolayca bebek peltesine dönüştürebilirsiniz.

** Tahıl unları:

Bebek mamalarında nedense hep pirinç unu kullanılır. Ben bazen pirinç unu, bazen karışık tahıl unları, bazen mısır unu, bazen de hepsini karıştırıp kullanıyorum. Doğalsan diye bir markanın katkısız un karışımları var. Patates, çavdar, tam buğday unu karışımı olanını epeydir kullanıyorum ve çok memnunum. Yulaf unlu olandan da almıştım ama henüz paketini açıp denemedim. Fotoğrafını da koyunca reklamını yapar gibi oldum. Bir de Milupanın biberon maması ile hazırlanan "Gece Tahılları" var. Hadi olmuşken onun fotoğrafını da koyayım, mama tarifi ürün değerlendirmeye dönüşsün. Süt tozu içermediğinden açılsa bile uzun süre saklanabiliyor. Acil durumlar ve seyahatler için evde ondan bulunduruyorum. Ilık meyve püresine eklediğinizde hemen muhallebiye dönüşüyor, pişirilmesi gerekmiyor.

posted on 21 Nisan 2008 Pazartesi 20:22:10 UTC  #    Yorumlar [11]
# 19 Nisan 2008 Cumartesi

Her bebeğin kaşıkla beslenmeyi reddettiği dönemler oluyordur. Ön dişler çıkarken kaşık damaklarını acıtır, belki çiğnemek kaşıntısına iyi gelir. Kendisinin bir şeyleri yapabildiğini farkedince sizin beslemenizi reddeder, ama henüz kaşıkla yemeyi de beceremez. Ya da nasıl biz arada sırada ekmek arası bir şeyler yemek istiyorsak, o da hergün püreleri yutmaktan bayılmıştır ve değişik bir şeyler tatmak istemektedir.

İşte bu dönemlerden birinde uydurdum bebek böreklerini. Sevgili minik insanımız, birkaç gündür püre formundaki tüm yiyecekleri ve hatta parmak sebzelerini bile reddetmekteydi. Yediklerini sayarsak, sabah bebe bisküvisi, öğlen ekmek, ikindi muz, akşam yoğurt menüsü de bana yeteri kadar besleyici gözükmemekteydi. Bu nedenle, biraz da ısrarcı olmuş olmalıyım ki, kendisi kaşık, kase, anne üçlüsünü gördüğü anda ağzını sıkıca kapatıp olumsuz "ğımm" efektini çıkartmaktaydı. Öyle bir şey yapmalıydım ki, oğlumuz hem yemeğini elleriyle tutabilmeli, hem çiğneyebilmeli, kolay hazırlanabilmeli, dondurucuda sağlanabilmeli, ama aynı zamanda da sebze içermeliydi.

Bebek börekleri, bebeği yemeklerle barıştırmak için bir ara dönem ya da çeşit olarak işe yaradığı gibi dışarı çıkarken yanınıza almak için de iyi bir seçenek oluyor. Ayrıca sebzelerle sorunu varsa, hamurla birleştiğinde tadı değiştiği için, ona bir de börek yaparak yedirmeyi deneyebilirsiniz.

Annemin özellikle bol içli sevdiğimiz ıspanaklı börek için kullandığı bir tarifi vardır. Bütün yufkayı ıslatıp (1 kilo için 1 bardak yoğurt, 1 bardak sıvı yağ) bir tarafını biraz katlar, bol iç koyup rulo sarar. Dilimleyip fazlasını daha sonra pişirmek için poşetlerde dondurur, gerisine yumurta sarısı sürüp fırında pişirir. Donmuş olanları da acil durumlarda çıkartıp, çözdürmeden yumurta sarısı sürüp pişirir. Dondurulup pişirilenler tazesinden de lezzetli olur. Ben de bu tariften esinlenerek bebeğime uyarladım. 

Bu börekleri, pırasalı, ıspanaklı, bezelye yemekli, patatesli (ishalken diyet olarak, yağ koymadan) içler kullanarak yaptım. Hepsini de bayılarak yedi. Pırasalı yaptığımda fotoğraf çekmek mümkün olabildiğinden, burada pırasalı iç tarifiyle vereceğim.

Malzemeler:
1 yufka
100 gr yoğurt (yaklaşık 4 kaşık)
3 pırasanın beyaz kısmı
2 kaşık ezilmiş peynir (tuz yasaksa, tuzu alınmış)
2 tatlı kaşığı zeytinyağı

Hazırlanışı:
Pırasalar incecik doğranır, zeytinyağı ile yumuşayana kadar kavrulur. Ilınınca peynir eklenip karıştırılır. Diğer tarafta yufka boyuna dörde kesilir. Her bir parçaya yumurta fırçası yardımı ile yoğurt sürülür. Pırasalı için yarısı yufkanın düz tarafına ince bir sıra halinde döşenir. Yufkayı sıkı biçimde sarılır ve tepesinden biraz bastırılır. Yanyana yağlı fırın tepsisine dizilir. Üstlerine yoğurt sürdükten sonra orta ısıdaki fırında pişirilir.

Daha yumuşak olmalarını istiyorsanız, altı ve üstüne yoğurt sürün. Teflon tavayı kızdırın, iki tarafını çok az kızarttıktan sonra kapak kapatarak pişirin.

Soğuduktan sonra şeritler halinde doğrayarak bebeğinize ikram edin. Yemezse bile mıncıklanmamış olanları kendi yemeğinizin yanına garnitür yapabilirsiniz. Afiyet olsun :)

 

posted on 19 Nisan 2008 Cumartesi 13:48:02 UTC  #    Yorumlar [0]
# 15 Nisan 2008 Salı

"Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?" dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Bir bebeği sorunsuz bir şekilde uyutmanın üç önkoşulu var; bebeğin uyku zamanının geldiğini hatırlatmak, rahatlatmak ve istikrar.

Bebeğe uyku zamanının geldiğini hatırlatmak

Küçük bebeklerin başlangıçta zaman mevhumları olmuyor. Gece-gündüzü bilmiyorlar, saatleri bilmiyorlar, bazı dönemlerde yorulduklarını anlayamıyorlar. Onlara bunu hatırlatmanın en iyi yolu, bir düzen oluşturmak ve aşağı yukarı aynı şeyleri her uykudan önce tekrarlamak.
Ilgaz’ın doğumundan itibaren geceleri yatırmak konusunda hep aynı stratejiyi izledik. Başlarda bu zor olsa ve hatta gereksiz gözükse de uzun vadede çok yararını gördük. Ilgaz üzülmeden, ağlamadan akşam uykuya dalmayı öğrenmiş oldu. Bir düzene sokmakta zorlandığımız gündüz düzenine değinmeden önce bunu anlatmak istiyorum.

Akşamları bebeğinizi uyutmak

Gece-gündüz yazısında bebeğe gece ile gündüzün farkının nasıl öğretilebileceğini yazmıştım. Bunlara ek olarak, gece uykusuna yatırmadan önce yapılacak tören biraz daha uzun tutulabilir. Biz her akşam şöyle bir sıra izledik. Beslenme, temizlenme, iletişim (karanlık öncesi loş bir ışıkta, şarkı türkü, kitap, ninni gibi, yakın temas içermeli), uyku.

Yapılması gereken ilk iş bebeğinizin akşamları saat kaçta uyumuş olması gerektiğine karar vermek. Bu çalışan anne-babanın, işten geldikten sonra mümkünse 1-2 saat bebekle vakit geçirmesine izin verecek kadar geç, ama anne ve babanın dinlenip, bebek büyüdükçe kendilerine vakit ayırabilecekleri kadar da erken olmalıdır. Biz kendi aile düzenimiz için bunu 21:00 olarak belirledik.

Doğumdan sonraki ilk haftalar

İlk günlerde yaptığımız bu saat civarında bebeğin beşiğini yatak odamıza almaktan ibaretti.  Daha sonra gece boyunca bütün bakımını odada loş ışıkta yapıyor ve mecbur kalmadıkça bu saatten sonra odaya bizden başkasının girmesine izin vermiyorduk.

Demo dönemi bitince

Birkaç hafta sonra gaz sorunları başlamış ve akşam saatlerinde uyanık olan bebeğin uyutulması bir iş halini almıştı. Saat 20:15 civarında bebekle beraber odamıza (7 haftalıktan itibaren onun odasına) geçiyor, önce onunla konuşup oynayarak altını değiştiriyor, gerekiyorsa banyo yaptırıyor ya da elini yüzünü siliyor, daha sonra emziriyor ve bir süre kucakta şarkı mırıldantıktan sonra beşiğine yatırıyorduk. Bundan sonra ağlamadığı sürece sabırla şarkı söylüyor, mızıldanırsa dikkatini çekmek için bir oyuncak sallıyor, tekrar şarkı söylüyorduk. Eğer mızıldanma ağlamaya dönüşürse tekrar kucağa alıyor, sakinleşince geri yatırıp baştan başlıyorduk.

Bu anlattıklarım başlarda bebeği uyutmak için belki 1.5-2 saatinizi harcamanız, uyuduktan sonra vik sesi duysanız, aman uykusu açılmadan müdahele edeyim diye odaya koşmanız anlamına geliyor. Fakat eğer kararlı olursanız birkaç haftalık çabadan sonra, bebeğiniz daha emerken uyuyakalmaya başlıyor.

Gece uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Bebeği rahatlatın, ama yatağına mayışmış halde değil henüz uyanıkken bırakın, yoksa yatırırken geri uyanır ve uyutmanız daha zor olur.
  • İlk aylarda bebeğin uzun süre ağlamasına izin vermeyin (ne yaparsanız yapın ağlıyorsa  doktorunuzla konuşmanızda yarar var, özellikle kolikse farklı öneride bulunabilir), size güveni sarsılmasın.
  • Bebek uyuduktan kısa süre sonra ağlarsa (aç değilse) kucağınıza almadan önce dokunarak, sırtını, başını okşayarak, ninni söyleyerek beşiğinde geri uyutmaya çalışın.
  • Eğer gaz sıkıntısı varsa öncelikle yatağında yatarken karnına hafifçe elinizle bası yaparak uyutmayı deneyin, ılık havlu da iyi gelebilir. Piyasada bu iş için ürünler  de(ısıtılınca uzun süre sıcak kalan yastıklar) satıldığını duymuştum. Hafif yan yatırıp, karnın yukarıda kalan kısmına bası yapmak da iyi gelebilir. Uykuya daldıktan sonra tekrar sırtüstü çevirebilirsiniz (sizin gözetiminiz altında değilken 1 yaşına kadar yine sırtüstü yatmalı, ani bebek ölümü sendromundan korunmak için). Yeterli olmazsa yine yan pozisyonda poposuna nazik pat patlarla hafif bir salınım sağlayabilirsiniz. Oldukça gazlı bir bebek olan oğlumuzda en etkili yöntem bu idi.
  • Hiçbiri işe yaramayacak derecede sıkıntısı varsa son çare kucakta hafifçe sallayarak ya da gezinerek uyutmak. Bu kısımda çok dikkatli olmalısınız. Asla kaptırıp hızlı sallamayın ve kucakta uyutma işini üstüste iki günden fazla yapmamaya çalışın. Buna alışması hiç kimsenin yararına olmayacaktır. Birkaç gün üstüste kucakta uyuyan bebek buna alıştığından beşiğine yatırınca ağlayabilir, siz de yine gazı var diye düşünebilirsiniz. Kucakta uyutma kararını vermeden önce diğer yöntemleri deneme konusunda kararlı olun.
  • Zorunlu durumlarda rutininize bağlı kalamıyorsanız bile, gece konseptini korumaya çalışın. Örneğin tatil öncesinde uyku saatinde yolda olmanız gerekiyorsa, bu saat  geldiğinde yine altını değiştirin pijamasını giydirin, sütünü içirin(veya emzirin) ve onunla oynamak yerine ninni söyleyerek yatıştırmaya çalışın. Vardığınız yerde sizi bekleyenler varsa ışık yakmamalarını, bebekle oynamak için sabahı beklemelerini  rica edin.
  • Birçok kaynakta bebeğin iyi uyuması için gece yatmadan önce banyo yaptırılması önerilir. Bunun bir zorunluluk olmadığını unutmayın. Biz özellikle uykuya alıştırma sürecinde, buna şartlandırmamak için, bazen gece, bazen gündüz yıkıyorduk Ilgaz’ı.
  • Akşam bir kez doğru şekilde uyutulduktan sonra, gece uyandığında olabildiğince hızlı geri uykuya dalmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer beşiğinde müdahelenize rağmen ağlıyorsa kucağınıza alıp ve iyice daldıktan sonra yatırmak daha iyi olabilir. Huzursuz olmuş bebeği tekrar tekrar yatırıp geri almak uykusunun açılmasına neden olabilir(ayakta sallayacak kadar ileri gitmekten söz etmiyorum).
  • Çok kalın giydirmemeye dikkat edin. Bizim evimizin ısısı hiçbir zaman 21 dereceyi geçmez. Kışın uzun kollu bir body, ayaklarına ince bir çorap, üzerine penye bir tulum (çok soğuk gecelerde kadife), en üste de astronot dedikleri ayaksız uyku tulumlarından giydiriyoruz. Üzerine genelde bir şey örtmüyoruz. Bu tulumların özellikle bebek dönmeye başladıktan sonra kullanmak için ideal olduğunu düşünüyorum.
  • Kışın soğuk günlerde, flanel (basma) çarşaf kullanmanızı öneririm. Diğer çarşaflar gibi buz gibi olmuyor ve böylece sıcak kucaktan yatırılan bebeği irite etmiyor.

Gündüz uykuları ve rutinler

Bebek bakımı ile ilgili kitap ve sitelerde sıkça bebek için rutin oluşturmaktan söz edilir. Hergün aynı sıra ile aynı şeyleri yapmak, bebeği aynı saatte yatırmak. Biz de eşimle birkaç kez bu konuyu konuştuk. Temelde her günün tüm aktivitelerini katı bir düzen içinde yaşamanın, bebeği normalde yaşamadığımız bir tarza alıştırmanın pek de doğru olmadığına karar verdik. Yine de, başına aşağı yukarı  neler geleceğinin farkında olmasının ve uyku düzeni için bir plan oluşturmanın iyi olacağına karar verdik.

Başarısız denemelerim

Ilgaz 9 aylık olana kadar seyahatler ve gelen giden misafirler arasındaki birkaç düzen oluşturma denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Öncelikle bebeğin aşağı yukarı hangi saatlerde uyuyup uyandığını tespit etmem, uyanık olduğu saatler için kabaca plan yapmam ve sonrasında bebeği hep aynı saatte yatırmam gerekiyordu. Ben maalesef daha ilk adım olan “uyku saatlerini” tespit işinde başarısız oluyordum. Ilgaz hergün başka bir saatte uyanıyor, bazı gün gündüz 2 uzun uyurken, bazen kısa uyuyup 3 şekerlemeye ihtiyaç duyuyordu. Belli bir süre sonra kendiliğinden aşağı yukarı aynı saatlerde, toplamda iki defa uyumaya başladı. Biz de bundan sonra hep aynı saatte yatırmaya dikkat ettik.

Şimdiki aklım olsa

Gündüz uykularının düzene girmesinde büyümesi ve özellikle gaz ve diş sorunlarının azalması etkili olmuş olabilir. Ya da ben bu düzeni oluşturmak için yeterli istikrarı gösterememiş de olabilirim. Çünkü en sıkıntılı dönemlerinde bile gece uykuları çok fazla etkilenmiyordu. Ilgaz’ı doğumundan itibaren hep aynı saatte yatırıyorduk ve diş sorunu da olsa gaz sorunu da olsa, bir şekilde en fazla bir saat rötarla uyutmuş oluyorduk. Gece uyandığında ise istisnalar dışında çabuk geri uykuya dalmaya eğilimli oluyordu. Gündüzleri ise sıkıntılı günlerinde 1-1.5 saat uyutmak için uğraştığım halde, 20 dakikacık uyuyup geri uyandığı olurdu. Geri dönüp baktığımda, gündüz uykularını düzenlemek için daha erken çabalamaya başlamalı ve daha fazla gayret göstermeliydim diyebilirim. Gerçekten de artık gündüzleri geceden bile daha kolay uyuyor.
Gün içindeki aktiviteleri uyanma, oyun, beslenme, oyun, uyku şeklinde düzenledik.

Gündüz uykularından önceki rutini kısa tutmaya çalışıyoruz. Altını değiştiriyor, kucakta 1 dk kadar ninni söyleyip, hafif giysilerle, yanına sevdiği bir oyuncak vererek odadan çıkıyoruz. Biraz yuvarlanıp uykuya daldıktan sonra üstünü örtüyoruz. Uyandığında ağlamıyorsa, odasına girmeden önce kısa bir süre yatağında vakit geçirerek kendisine gelmesini bekliyoruz.

Gündüz uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Eğer düzensizlikten, düzene geçiyorsanız, bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırma çabasından önce, 1 hafta kadar aynı saatte, aynı rutinle yatırmanız iyi olur. Uyku saatlerine alışmış olan bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırmanız daha kolay olacaktır.
  • Bebeğiniz ağlamadığı(mızıldanma sayılmaz) sürece kendi kendisine uyuması için teşvik edin. Küçükse yatağına güvenli oyuncaklar asın, müzik çalın, büyüdüğünde sevdiği oyuncakları bırakın oyalanarak uyusun.
  • Bebeğin yatağında dönmesi, oturması, kendi dilinde şarkılar söylemesi, ayağa kalkması, hatta yatağından dışarıya oyuncaklarını atması kendi kendine uyuyamayacağı anlamına gelmez. Eğer ayağa kalkmayı yeni öğrendiyse ve geri oturmayı henüz beceremiyorsa, ona yardım etmeniz gerekebilir. Bunun dışında, oturacak, kalkacak, geri yatacak, oyuncağını dişleyecek ve sonunda sevgili “Fil”ine sarılarak uyuyakalacaktır. Yakın zamana kadar Ilgaz yatakla boğuşur, sonunda pes ederek uyurdu. Yürümeye başlayıp oyunlarla fiziksel olarak da yorulur hale geldiğinden beri, yatırdığımız gibi hiç kıpırdamadan uyuduğuna da tanık oluyoruz, gözlerimiz yaşarmaya başladı.
  • Gündüzleri aşırı sessizlikte ve karanlıkta uyutmaya alıştırmayın. Hatta tamamen sessizliktense, evin içindeki hafif bir sesle işinize devam etmeniz, bu sesleri dinleyerek uykuya dalmasına yardımcı olabilir.

Ben yaptım, siz yapmayın

Yazıyı bitirirken, son zamanlarda yaşadığımız bir sıkıntıyı paylaşmak istiyorum. Yukarıda anlattığım gibi, geceleri sorunsuz uyuyan Ilgaz, tam da gündüzleri de kendi kendine uyumaya başlamıştı. Benim işe başlamam öncesinde bu düzeni oturttuğuma sevinirken, bile bile bir kısır döngüye soktum kendimi.

Benim işe başladığım ilk haftalar Gökhan’ın da iş için Arabistan’da bulunması gerekiyordu. Üstüne Ilgaz 6. hastalık diye bir şeye yakalandı. O kadar halsiz ve keyifsizdi ki, kucağımda uyuyakalıyordu. Ben de onu çok özlediğim ve hasta diye kıyamadığım için, kucağımda sarılarak uyuyakalmasına izin verdim. Bu arada yatırma saatlerimiz de bir miktar aksadı.

Sonra Ilgaz’ın sütten kesilme zamanının geldiğine karar verdim. Emzirmiyorum, bari kucağımda sarılayım bir süre dedim, 1 ay da böyle geçti. Başlarda kucağımda hemen uyuyakalırken, birkaç gün içinde buna da alışarak, oyun haline getirdi. Yüzümle gözümle oynuyor, öpüyor, cici yapıyor, bazen kucağımdan atlayıp oyuncaklarına gitmeye kalkışıyor, sonra da sanki yatağında gibi bir o tarafa, bir bu tarafa dönüp, rahat bir pozisyon bulup uyuyor. Yani tersine dönmüş bulunuyor. Gündüzleri rahatça uyurken, geceleri yatağına bırakınca ağlıyor. Şimdi tekrar eski çabalarla düzenini sağlamaya uğraşıyoruz. Sütünü içirip hemen yatağına koymayı denediğim için, sütünü elinden geldiğince yavaş içiyor, sonra da kanepeden kalkmaya davrandığım anda ağlamaya başlıyor. Bu akşam sütünü, tavan ışığını söndürmeden önce, kanepeye oturtup içirmeyi planlıyorum, böylece sütünü içerken ayrılma stresine girmemiş olur, zaten yakında biberonu da bırakmamız lazım (bardaktan sütü yatarak içemeyecek).  Daha sonra da gündüz düzenini biraz daha uzun bir şarkıyla taklit edeceğim. Ilgaz’a ve bize şans dileyin :)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 15 Nisan 2008 Salı 07:01:34 UTC  #    Yorumlar [2]
# 10 Mart 2008 Pazartesi

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında

3 - Düzeninde

Ilgaz'ı ilk ay kontrolüne götürdüğümüzde, doktoru Ayla Hanım'a "nasıl uyutalım?" diye sorduk. "Beşiğinde" yanıtını aldık. Dalgınlıkla "nasıl?" yerine "nerede?" diye mi sorduk acaba diye düşündüm. Bazen yatırınca hemen uyumuyor, ağlarsa bırakacak mıyım öyle yani dedim, ağlatmayın canım elbette, kucağınıza alıp sakinleştirin, sonra yine yatırın, şarkıyla, türküyle, ninniyle uyutun, dedi. Ilgaz'ın "demo" günlerinin bitip, gaz sancılarının başladığı o dönemde pek olanaksız gözükmüştü bu şarkı, türkü önerisi bana, kendisinin de bir kızı olmasa, "aman canım" deyip geçebilirdim rahatlıkla.

Daha sonra, birçok kontrolde, çeşitli sebeplerle (diş, gaz, kabus, oyundan ayrılmak istememe, anneden ayrılmak istememe...) uyutmada güçlük üzerine konuştuk. Aldığımız öneri her zaman aşağı yukarı aynıydı. "Mümkün olabildiğince yatağında uyutmaya çalışın."

Biz de 1 seneden fazla süredir hep böyle yaptık. Mümkün olduğunca yatağında uyutmaya çalıştık. Başlarda zorlandık. İstisnalar oldu, ama hep bu ana prensibe uymaya çalıştık. Gaz yüzünden kucakta uyutmak zorunda kaldığımız, hastayken yanımıza aldığımız, kokusuna doyamayıp göğsümüzde uyuyakalmasına izin verdiğimiz oldu elbette. Ancak, bu istisnaların rutine girmesine izin vermedik. İstisnaların en kötü yanı, alışkanlık yapabilmeleridir. Ama eğer bebeğiniz genel olarak yatağında uyumaya alışıksa, istisnalar sonrası tekrar yatağında, ve hatta kendi kendine uykuya dalması gitgide kolaylaşıyor.

Bebeğimi nerede uyutmalıyım? Odasında!

İlk iki ayda, sürekli emip, emerken bile uyuduğu ilk haftalarda, gündüzleri ben hangi odaya gitsem o da benimle birlikte geliyordu. Ancak, akşamları hep aynı düzende beşiğinde (henüz yatak almamıştık) yatırıyorduk. Bu gezginlik hali o dönemde bana da çok iyi gelmişti. Bebek gürültü ve ışığa alışarak gece-gündüzü öğreniyordu. Ben de onu gözümün önünde tutarken, misafirlerle ilgilenebiliyor, mail'lerime bakabiliyor, günlük hayatıma devam edebiliyordum (beşiği mutfağa götürüp salata yaptığım bile oldu). Ilgaz kah beşiğinde, kah kanepede, kah berjerlerde yatıyordu. 2 ay kontrolünde yine Ayla Hanım'a sorduğumuz, "gündüz nerede yatıralım" sorusuna da, "odasında" yanıtını aldık. Odasında uyumaya alıştırırsak, büyüdüğünde rahat edeceğimizi iletti. Bu önerisine de uyduk ve gerçekten de çok yararını gördük. Bu arada 2 aydan sonra odasında uyumaya alıştırmak da hiç sorun olmadı. Bu yüzden, ilk haftalarda konforunuz ve bebekle maksimum süre birarada olabilmeniz için bebeği oturduğunuz odaya getirmenizi önerebilirim. Bu amaç için minik rahat süngerle kaplanmış bir sepet edinmek iyi olabilir.

Geceleri de odasında yatmalı

Ayrıca, 1 aylıkken odasına geçirmemizi de önermişti (geceleri de kendi odasında yatması konusu). Ya ağlarsa da duymazsak, ya nefes almazsa da duymazsak (uyurken nasıl duyacaksak), gece gidip gelmesi bana zor olacak, gibi nedenlerde bunu 7 haftalık olana kadar erteledik. İlk gece karşılıklı tedirginlikten sonra, farkettik ki böylesi çok daha iyiymiş. Artık kendi gürültümüzle mi uyandırıyorduk, yoksa uyuyan bebeği gereksiz yere uyandı sanıp mı uyandırıyorduk bilmiyorum ama, odasına geçtikten kısa süre sonra daha seyrek uyanmaya başladı. Özellikle sabahları bizim odada her yarım saatte bir uyanan Ilgaz, odasında 1-2 saat uyuyabilmeye başladı (belki de daha karanlık olduğundan). Bizimle oksijenini paylaşmak zorunda kalmaması ve odası daha küçük olduğundan buhar makinesi ile daha verimli nemlendirebilmemiz de cabası oldu.



posted on 10 Mart 2008 Pazartesi 20:34:19 UTC  #    Yorumlar [0]
# 08 Mart 2008 Cumartesi

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Kültürümüzde, “bebek uyutma” becerisi,  bebekle ilgilenen kişilerin değerlendirilmesinde önemli bir kriter sayılıyor. Evinize ziyarete gelen insanlar, bebeğin esnediğine ya da huysuzluk ettiğine şahit olurlarsa,” uykusu gelmiş onun, ver uyutayım,  çok güzel bebek uyuturum ben”  gibi iyi niyetli tekliflerde bulunuyorlar. Yatırayım kendisi uyur dediğinizde ise “nasıl?” sorusuyla karşılaşıyorsunuz. Bu ”nasıl?” sorulurken yüzdeki ifade sanki bebekten uyumasını değil de, bakkaldan ekmek alıp gelmesini bekliyormuşsunuz  şaşkınlığında oluyor.

Hatta toplumumuzda bazı insanlara göre bebeğin uyuyabilmesi için mutlaka sallanması gerekiyor. Konuya öyle bir yaklaşımları var ki, sanki bebeklerini sallamayan anneler ya acımasızlar ya da bunu üşendikleri için yapmıyorlar ve bebeklerini ihmal ediyorlar.

Bebeğe kendi kendine uyumayı öğretmenin ise pek bahsi geçmiyor. Çünkü, bebeğin kendi kendine mutlu bir şekilde uyumasına ihtimal verilmiyor.

Toplumumuzda bir bebeği korumak için en çok üzerinde durulan iki konu “ağlatmamak” ve “üşütmemek” kaygıları, uyku konusunda bir sinerji oluşturarak zarar veriyorlar bu doğa yenisi canlıya:

“Özellikle toplumumuzda bebekleri sıcak ortamlarda tutma ve çok fazla giydirme eğilimi vardır. Sıcak ortamda, üstü çok örtülerek yatırılan bebekler, uygun ısıda yatırılanlara göre geceleri daha sık uyanmaktadır.” [1]

Bebeğin kendi kendine uyuması teşvik edilmezse, bu beceriyi edinemeyen bebek, geceleri daha sık uyanıyor.  Aslında biz yetişkinler de geceleri uyanıp, farkında olmadan geri uyuyoruz. Kendi kendine uyumayı beceremeyen bebek, uyanıyor ve yardım için ağlıyor. Böylece hem bağımlılığı artıyor, hem kesintisiz uyuyamadığından iyi dinlenemiyor. Belki bu nedenle gündüz daha fazla uykuya ihtiyaç duyuyor ve öğrenip gelişmek için daha az vakit ve enerjisi kalıyor.

Sürekli “uyutulmaktan” öteye geçip, sürekli “sallanarak uyutulan”, hatta iş iyice sarpa sardıktan sonra, ayakta, battaniyede “sersemletilerek uyutulan” bebeklerde fiziksel sorunlar bile ortaya çıkabiliyor:

“Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabiliyor. “ [2]

Kültürümüzdeki bu yaklaşım temelde bebeğin olabilecek en çabuk şekilde uyuyarak dinlenmesi, ağlamaması açısından bebeği koruyan bir yaklaşım gibi gözükse de, kısa ve uzun vadede bebeğe zarar veriyor. Bebeği uyutmak için aylar, belki de yıllar boyunca harcanan ölü zamana gece uykusuzlukları da ekleniyor. Bu zaman ve enerji kayıpları, ebeveynlerin bebekle geçireceği  kaliteli zamandan çalıyor.

Kaynaklar:

[1] - http://www.ttb.org.tr/STED/sted0802/uyku.pdf

[2] - http://www.cnnturk.com/SAGLIK/haber_detay.asp?PID=164&haberID=283087

Güncelleme: Bir de bu yazıya bakın Bir denge sporu - ebeveynlik

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun  

posted on 08 Mart 2008 Cumartesi 14:13:51 UTC  #    Yorumlar [1]
# 22 Şubat 2008 Cuma

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Yenidoğanlar neden  uyandırılıp emziriliyor

Hamileliğin son dönemindeki annelere imkanları elverdiğince uyuyup dinlenmelerini tavsiye ederim. Doğumdan sonra geceleri en azından ilk 1 ay boyunca en geç 3.5-4 saatte bir kalkmaları gerekecek. Hatta geceleri bebek kazara fazla uyursa diye saat kurmaları bile gerekebilir. Doktorlar tarafından yenidoğanların bu aralıklardan daha seyrek beslenmeden uyumasına izin verilmiyor. Yenidoğanın sık emzirilmesi , barsak hareketlerinin artmasını sağlayarak, bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırıyor ve kandaki seviyesinin yükselmesini, dolayısıyla yenidoğan sarılığını önlüyor. Ayrıca, uzun uyursa bebeğin susuz kalması (dehidrasyon) söz konusu olabiliyor. Beslenme arası uzadıkça, bebek halsizleşiyor, onu uyandırmak ve emzirmek güçleşiyor. Bebek sık emmediği için annenin sütünün geç gelmesi ya da azalması gibi zincirleme sorunlara yol açabiliyor. Yaklaşık bir ay sonra, bebek doğru düzgün bir miktarı tek seansta mideye indirmeyi becerebilmeye başlayınca, doktorlardan da annelere uyku izni çıkıyor.

Yenidoğan süresi bittikten sonra bebeği beslemek için uyandırmayın

Bu zorunlu süre bitip, doktorunuz izin verdikten sonra (genelde ilk ay kontrolünde) artık bebeğinizi beslemek amacı ile uyandırmayın. Bazen gece siz yatmadan emzirivermek, ya da bir biberon mama içirmek iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama bu hareket bebeğinizi gece beslenmeye teşvik edecektir. Bizde aşağı yukarı ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Ilgaz’ı doğumundan beri  akşamları en geç 9-9:30’da uyutmuş olmaya gayret ediyoruz. İlk haftalarda her  2.5-3.5 saatte bir uyanıyordu. Sabahları da genelde 5-5:30’dan itibaren ıkınma sesleri eşliğinde yarım saatlik aralıklarla ağlayarak uyanıyor, ev hareketlenip bir süre uyanık kaldıktan sonra daha uzun uyuyabiliyordu. 

Tam ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, akşam 9 gibi yattıktan sonra 4-4.5 saat kesintisiz uyuyabilmeye başladı.  Sonrasında da 2 saat aralıklarla 7-8 arası bir saate kadar uyuyordu. Zaman zaman geri dönüşler olup birkaç gün üstüste erken uyanabiliyordu. Ben ondan 3-4 saat geç yattığım için, onun ilk uyanışı ben tam tatlı uykuya daldıktan sonra gerçekleşiyordu. “Sık burnunu, ağzı açılır, emzir yatır” gibi öneriler geldi. Böylece ben de yattıktan sonra 4-5 saat uyuyabilecektim. Ama uyandırmaya kıyamadım ve buna alışmasından endişe ettim. Benim uykuya ihtiyacım olsa da uzun vadede hem kendi sağlığı, hem de benim sağlığım için kesintisiz uyumayı öğrenmesinin daha önemli olduğunu düşündüm.

Gerçekten de, yavaş yavaş bu ilk uyanma saatini daha ileri atmaya başladı. Zamanla bu saat 3-4 arasına, sonra 4-5 arasına, ve sonra 6-7’ye kadar ilerledi. Şimdilerde, diş  sıkıntıları, gaz sancıları, gece kabusları olmazsa, 7-7:30’a kadar uyuyor.

Gece her ağladığında ilk iş olarak emzirmeyin

Bebeği aç uyutmaya çalışmaktan söz etmiyorum elbette. Bebeğiniz yenidoğduğunda, sütünüzün çoğalması ve bir an önce kilosunun artması için her fırsatta emzirmekte yarar var. Ama büyüdükçe, giderek gece beslenmesinin azalması ve beslenme ihtiyaçlarını gündüz karşılamaya alışması gerekiyor.  Bebekler geceleri diş sıkıntıları, gaz sancıları, kabuslar gibi çok çeşitli nedenlerle uyanabiliyor. Yeni bir marifet öğrendiğinde gece yarısı uyku arasında bunu denemeye kalkabiliyor. Ayağa kalkmayı yeni öğrenmiş bebeğinizi, gecenin yarısı beşiğinde ayakta ağlarken bulabiliyorsunuz. Muhtemelen geri yatmak istiyor, ama işin bu kısmını henüz öğrenemediğinden beceremiyordur. Uzun sözün kısası, her ağladığında, acıktı diye ağzına memeyi/biberonu tıkıştırmayın. Aç olduğundan emin değilseniz önce yatağında pışpışlayıp sakinleştirmek, omzunuzda sırtını okşamak, biraz su içirmek (6 aylıktan itibaren) gibi alternatifleri deneyin.

Bebeğimiz 10 ay civarında bir dönem çok sık uyanıyordu, ne yapsak fayda etmiyordu, ancak koca bir biberon süt içince rahatlayıp uyuyordu.  Gece beslenmeye alışacak endişesiyle  bir gece süt yerine rezene denemeye karar verdik. Rezenesini bitirip uyudu ve süte göre daha geç uyandı. Muhtemelen onu uyutan süt değil sıcak içeceğin karnında sağladığı rahatlamaydı. Bunun üzerine gaz sorunlarına odaklandık.

Koca bebeklerde gaz sorunları (katı gıdalara geçiş sonrası)

Katı gıdalara başladıktan sonra Ilgaz geceleri uyanmaya başladı. Geri uyutmak içinse eskisinden daha fazla uğraşmamız gerekiyordu. Aynı dönemde dişleri de çıktığından önce fazla üzerinde durmadık. 9 aylık kadar olup artık kabarık damak kalmayınca sorunun kaynağını aramaya başladık. Ilgaz’ın gündüzleri emmeyi bırakmasıyla birlikte benim sütümde de belirgin bir azalma olmuştu. Acaba doymuyor mu diye gece yatırmadan önce biraz Aptamil3 ve akşam öğününde yoğun tahıllı mamalar vermeye başladık. Bunun üzerine Ilgaz daha da sık uyanmaya başladı. Bir haftalık kontrollü bir gözlem sonrasında akşam saatlerinde Aptamil dahil birçok yiyeceğin gaz yaptığını tespit ettik. Tahminen sindirim sistemi gündüz yediklerini hareketle sindiriyor, ama akşamkilerin üstesinden gelemiyordu. Biz de 2-3 ay boyunca akşamüstü ara öğünü dahil, gün boyunca tam tahılları ve bol gazlı sebzeleri verip, akşam öğününü masum yiyeceklerle sınırlandırdık. Akşamları mamalarını hazırlarken sadece iyi pişmiş patates, havuç, ıspanak ve meyveler (sadece muzu pişirmedik), beyaz tahıllar (pirinç, irmik, beyaz un)ve yumurta sarısı kullandık. Gece yatırmadan önce de anne sütüne takviye olarak, doktorumuz Ayla Kamburoğlu Göksel’in tavsiyesiyle Conformil 2 verdik.  Bu mama Aptamil 3’e göre daha iyi sindiriliyormuş. Tadı da daha az iğrençti J

Bu kadar gazlı bir bebek 1 yaşına geldiğinde inek sütünü nasıl içecek diye endişeleniyordum ama yersizmiş. Sanırım bu da bir numaralı ebeveyn kuralı, zamanı gelmemiş konular için endişelenme. Ilgaz son üç gündür (tahtaya vur) sütlü mamalarını afiyetle yiyip mışıllar gibi uyuyor.

Gündüz sık besleyin

Bebeğinizin ihtiyacı olan besini gündüz tamamlayabilmesi için onu sık besleyin. Minik midelerine bir öğünde fazla bir şey sığdıramadıklarından, besleyici ara öğünlerini ihmal etmeyin. İlke olarak tok tutması için akşam öğününün kuvvetli besinlerden seçilmesi önerilir. Yine de her bebeğin bünyesi ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu göz önünde bulundurmak lazım diye düşünüyorum. Belki sizin bebeğiniz de hafif yiyeceklerle daha rahat uyuyabilir. Bebeğiniz sık uyanıyorsa, akşam öğününü daha erken ya da geç vermeyi deneyebilirsiniz. Onunla son öğününden sonra hareket etmesini sağlayacak(yediklerini sindirsin diye), ya da onu sakinleştirecek(yediklerini tutsun diye) oyunlar oynamayı deneyebilirsiniz.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 22 Şubat 2008 Cuma 22:22:36 UTC  #    Yorumlar [4]
# 11 Şubat 2008 Pazartesi

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Her anne-babanın hayalidir sabaha kadar uyanmadan uyuyan bir bebek. Bebeğinizin bütün gece boyunca uyuması için dua etmekten öteye geçip, ona bunu öğretmeyi deneyebilirsiniz. Bu yazı dizisinde, bizzat deneyip yararını gördüğümüz, doğumdan itibaren uygulayabileceğiniz bazı stratejileri paylaşacağım.

Gece gündüz farkını öğretmek

Bebekler doğuma kadar 24 saat su içinde karanlık bir ortamda bulunuyorlar. Gece-gündüz diye bir düzenden haberleri olmuyor. Doğumdan sonra da sürekli uyuyorlar ve besleniyorlar. Sonra zaman içinde geceleri daha seyrek uyanıp, gündüz daha az uyumaya, bütün gündüz beslenip, geceleri acıkmamaya başlıyorlar. Yenidoğan döneminden itibaren doğru yaklaşımlarla bu süreci ciddi şekilde hızlandırabilirsiniz. "Tanrım, Ilgaz dün gece uyanmadı!" diye heyecanla, dinlenmiş ve alışık olmayan sırtım yatmaktan ağrıyarak uyandığım ilk sabah, anneler günü sabahıydı. Ilgaz tamı tamına 3 aylıkken pek kıymetli ilk anneler günü hediyesini vermişti bana.

Gündüz
Yeni doğmuş bebeğiniz her ne kadar 2-3 saatte bir yarım saat beslenmek için uyanıp, geri uyuyorsa da, siz yine de sabah uyandığınızda onu beşiğiyle birlikte aydınlık bir odaya, evde insanlar varsa onların yanına taşıyın (ilk 1-2 ay için, sonrasında gündüzleri odasında uyuması daha iyi, ama aydınlıkta ve kapısı açık). Uyuyor diye karanlık, aşırı sessiz, perdeleri kapalı odada tutmayın. Bu alışkanlık bebeğinizin büyüdükçe gündüzleri ışık ve sesten etkilenmeden uyuyabilmesi için de altyapı sağlayacaktır. Ayrıca bebeklerin yeteri kadar güneş ışığı da alabilmeleri gerekiyor. Gözlerini açık yakaladığınızda onunla oynayın, konuşun, bebeğinizin rahatlayıp canlandığı alt değiştirme seanslarını biraz uzatın, hemen geri uyutma çabası içine girmeyin.

Gece
Akşamları  yatırmayı planladığınız saatte odasına (ya da odanıza) götürün. Bundan sonra sabaha kadar ihtiyaçlarını bu ortamda görün, onu yattığı odadan dışarı, hareketli, ışıklı ortama çıkartmayın.  İhtiyaçları ile ilgilenirken loş, sadece yapmanız gerekeni görmenize yarayacak bir ışık kullanın. Kırmızı ışığın bebeği rahatlattığını okumuştum. Alt değiştirme işi iyi ışık gerektirdiğinden, sadece o bölgeyi aydınlatacak, bebeğin yüzüne gelmeyecek bir spot ışık edinebilirsiniz. Bebek uyurken oda tamamen karanlık olsun. Bir araştırma raporuna  göre bebeklerin göz sağlığı için gece lambasını bile açık bırakmamak gerekiyor***. Ayrıca bebeğiniz karanlıkta uyumayı normal bir şey kabul edecek ve karanlık korkusu geliştirme ihtimali de azalacaktır. Gece uyandığında, uykulu hareketlerinin tatlılığına, gülücüklerine kayıtsız kalmak güç olsa da, tepkinizi sessiz bir tebessümle geçiştirmeye çalışın.  Onunla oynamayın, konuşmayın, güldürmeyin. Ağladığı zamanlarda ille de konuşmak istiyorsanız, kısık yumuşak bir sesle sakinleştirmeye çalışın, ninni mırıldanın. Göbeği düştükten itibaren, kaka yapması, ishal ya da pişik olması gibi zorunlu haller dışında altını değiştirmeyin. Gece yatma saatinden sonra mecburi durumlar dışında misafirlerinizi odasına almayın (uyurken sessizce girip izleyebilirler elbette).

***Pennsylvania Sağlık Merkezi Hastanesi ve and Philadelphia Çocuk Hastanesinin ortak çalışması ile 1999'da sonuçları yayınlanan bir araştırmaya göre gece lambaları ile uyutulan bebeklerde miyop gelişme riski artıyor. Araştırma sonuçlarına göre 2 yaşına kadar geceleri de ışık açık olarak uyuyan bebeklerin %55' inde 2 ile 16 yaşlar arasında miyop göz hastalığı gelişiyor. Odada sadece gece lambası ile uyuyan bebeklerde bu oran %34 iken, karanlıkta uyuyan bebeklerde %10'a düşüyor. Gözler kapalı bile olsa içeri sızan ışık göz bebeklerinin büyümesini etkiliyor ve gözlerin dinlenmesine engel oluyor.

Kaynak: http://www.cnn.com/HEALTH/9905/12/children.lights/index.html

 

posted on 11 Şubat 2008 Pazartesi 20:02:16 UTC  #    Yorumlar [0]
# 26 Ocak 2008 Cumartesi
Yuvarlanarak ya da emekleyerek hareket yeteneği kazanan bebeğinizi hazır oyun parklarında hapsetmek yerine, güvenli bir şekilde oynayabileceği (gözetiminiz altındayken) ev tipi oyun parkları hazırlayabilirsiniz. Bu parklar bebeğin becerileri geliştikçe aşabileceği şekilde sınırlanmış, ama içindekiler nedeni ile içeride kalmayı tercih edeceği bir alan olacaktır. Ona keşfetmesi, eğlenmesi, öğrenmesi ve oyalanması için evdeki malzemeleri sunabilirsiniz. Aşağıdakiler bizim çok yararlandığımız bazı materyaller:

Minderler, yastıklar, koltuk kenarları, puflar:
Emekleme çağındaki bebeğiniz için ilk zamanlarda doğal sınırlar oluşturacaktır. Bir süre sonra alçaklı yüksekli mobilya aksesuarlarından destek alarak tırmanmayı, ayağa kalkmayı deneyecektir. Evinizde deriden ya da kumaştan sert köşesi olmayan pufunuz varsa, bu altın değerinde bir mobilyadır.

Şişme havuzlar: Yazın bahçede, balkonda serinlesin diye kullandığınız bebek havuzlarınızı, kışın da oyun için kullanabilirsiniz. Havuzunun içinde oturup uslu uslu oynayan bebekler duydum. Ilgaz havuzunu daha çok ters çevirerek kaplumbağa gibi sırtına geçirir, onunla beraber emekler, evin içinde hayalet havuz şeklinde dolaşırdı. Arada sırada altından kafasını uzatıp bizimle "cee" oynardı.

Kutular:
Yukarıdaki resimde Ilgaz'ın dayandığı hasır kutu onun için uzun süre hem keşif alanı hem de sehpa oldu. Kapağını açıp kapatıyor, içine oyuncaklarını doldurup boşaltıyor. Kutuyu yan çevirip dik koyduğumuzda, üzerine oyuncaklarını koyup ayakta yaslanarak oynuyor. Bacak kasları ve motor becerileri gelişiyor. Son zamanlarda boyu uzadığından kutu alçak kalmaya başladı. Geçtiğimiz hafta bu iş için aşağıda tarif ettiğim karton pufu yaptım. Eve alınan eşyaların kutularını atmadan önce temizleyip Ilgaz'ın beğenisine sunuyoruz. Kutu büyüdükçe, açılıp kapatılacak kapak sayısı arttıkça, heyecanı da artıyor.

Plastik dolap:
Balkonda tozlanmaya terkedilmiş kaliteli plastikten dolabımızı temizleyip Ilgaz'ın odasına aldım ve oyuncaklarını yerleştirdim. Şimdi aylardır o dolabın balkonda beklediğine çok hayıflanıyorum. Dolabı her gördüğünde sevinçle tutunup ayağa kalkıyor, kapaklarını açıp kapatıyor, içindekileri boşlatıyor, oynuyor, tekrar dolduruyor. Eğer hafif kapaklı, parmak arada kalırsa canını yakmayacak türden bir dolabınız varsa bunu da bebeğe tahsis edebilirsiniz. Mutfakta plastik kap kacakla doldurulmuş bir dolap bile olabilir.

Çamaşır sepeti, kova:
Ilgaz iterek yürüsün, kasları güçlensin diye aşağıda, sağdaki resimde kanepenin üzerinde duran tahta arabayı almıştık. Bir gün tesadüfen çamaşır sepeti ortadayken, evde zaten böyle bir oyuncağımız olduğunu farkettim. Ilgaz sepeti tepetaklak etmiş, güzelce itekleyip yürümeye başlamıştı bile. Plastik kova da yine aynı amaç ve doldurup boşaltma, yerde yuvarlama oyunları için güzel malzeme oluyor.

Kartondan bebek sehpası yapımı


Aslında amacımız evdeki hasır kutunun sehpa görevini daha yüksekçe bir karton kutuya devretmekti. Temiz olsun, düzgün gözüksün diye duvar kağıdı kaplarız diye düşünüyorduk. Resimdeki koca kutuyu eve getirdiğimde Ilgaz'ın ne kadar eğlendiğini görünce bu kutuyu değerlendirmeye karar verdim. Koca kutu evde aylarca çirkin çirkin durmasın, kumaşla örteyim bari dedim. Sonra aklıma poşet çantasını epeydir işgal eden, lazım olur diye atamadığım izolasyon malzemesi geldi. Önce kutunun kapaklarını koli bandıyla güzelce sabitledim, sonra bu malzemeyi kutuya bantladım. Eğer ince bir süngerim olsa daha iyi olurmuş. Sonra da evde pek kullanılmayan ama iyi gözüken keten bir çarşafı kutuya sarıp gelişigüzel teyelledim. 45 dakikalık bir çalışmadan sonra resimde gördüğünüz puf çıktı ortaya. Puf, IKEA açılmadan önce Modoko'dan alınmış mobilyalarımız gibi, "mağazada teşhir edilenle teslim edilen birbirini tutmamış, şirret satıcıyla muhattap olmamak için ilgili lanet okunup parası ödenmiş" hissi vererek geziyor odadan odaya. Ama neyseki bedava. Kafa çarpınca şişirmeyecek şekilde yumuşak, kolayca taşınacak şekilde hafif, işi bitince sökülüp atılmak üzere hazır bekleyen bebek sehpamız tam amacına uygun oldu.

 
Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
posted on 26 Ocak 2008 Cumartesi 21:50:40 UTC  #    Yorumlar [0]
# 11 Ocak 2008 Cuma

Ilgaz'ın boyu uzayıp da, arabada ana kucağında ayaklarını uzatarak oturamaz hale gelince, oto koltuğu araştırmaya başladık. Baktık ki oto koltuklarının alt ağırlık sınırları 9 kilogramdan başlıyor, boş yere sıkıştırıp, arka koltuğun döşemesini seyrettiriyoruz çocuğa diye hayıflandık. Kuzenim en güvenli yerin arka koltuğun ortası olduğunu söylemişti. Bunun nedenini merak edip araştırırken, tesadüfen başka önemli bir konuyu atladığımızı farkettim.

Bebek araba koltukları, en az 1 yaşına kadar (1 yaşını geçtikten sonra da arkaya da bakabilen oto koltukları, koltuğun sınırı elverdiği müddetçe) ve başı koltuğun sırtının tepesini geçmediği sürece, yani olabildiğince uzun süre, arkaya bakacak şekilde yerleştirilmeliymiş (linkte resimle gösterilmiş). Birçok kaynak bu süreyi 4 yaş olarak öneriyor.

 Bebeklerin arkaya bakması 4-5 kat daha fazla güvenliymiş. Bunun nedenleri şöyle açıklanıyor:

* Veriler, yandan alınan darbelerde(en ölümcül olanıymış), arkaya dönük yerleştirilmiş koltuklarda oturan bebeklerin 4 kat daha fazla korunduğunu gösteriyormuş.
* Önden çarpmalarda her şey öne doğru fırlar. Yetişkin vücudunu emniyet kemeri tutarken başı öne doğru gider ve geri gelir. Bebeklerde de aynı durum oluşmakla birlikte, yetişkinlerinkine kıyasla, başları vücutlarına göre daha büyük (bebeklerin vücudunun %25'i baş, yetişkinlerinkinin sadece %6'sı) ve ağır olduğundan 4 kat daha kuvvetli olarak fırlarmış. Üstelik omurgalarındaki kemik ve bağları henüz esnek kıkırdak yapıdayken, omurilik aynı esnekliğe sahip değilmiş. Omurga esnerken, içindeki omurilik esneyemeyince, bu tarz bir çarpmada bebeğin felç riski ciddi şekilde artıyormuş. Eğer emniyet kemeri bağlı ise, kazalarda ağır ve ölümcül darbeler genelde baş ve boyun bölgesi ile sınırlı kalıyormuş. Bebeğin başı koltuğun koruması içinde kaldığından, yabancı cisimler tarafından zarar görme riski de önemli ölçüde azalıyormuş.
* Arkadan gelen çarpmalar, kazaların sadece %4'ünü oluştururken, genelde daha hafif kazalar olurmuş (Ön ve yandan olan kazalarda genelde araçlar ters istikametlerden geldiğinden çarpışma kuvveti çok daha yüksek, arkadan çarpılan araç öne doğru itilerek yolcu üzerindeki kuvveti azaltıyor).
* Ayakların arka koltuğa değmesinin ise hiçbir tehlikesi yokmuş ve bebeğe rahatsızlık vermezmiş (yetişkinlerden çok daha esnekler). Varsayalım ki bacağında kırık oluştu. Bu kırık boyundaki gibi kalıcı bir hasar vermeden iyileşebilir.

Öyle anlaşılıyor ki, biz yetişkinler de geriye dönük seyahat etsek daha güvende olacağız.  İngilizce okuyabiliyorsanız, bu linkte konu çok güzel açıklanmış.

Siz de bizim gibi, aman boşuna sıkışmasın çocuk, yolu seyrede seyrede seyahat etsin, nasıl olsa alacağız diye koltuğu öne çevirivermeyi planlıyorsanız, aşağıdaki test videolarına bir göz atın.

Arkaya bakan bebek çarpışma testi


Öne bakan bebek çarpışma testi


Kucakta bebek çarpışma testi


Norveççe bir forumda anne babalar çocuklarının arkaya dönük araba koltuklarında fotoğraflarını yayınlamışlar. İsveç, Norveç ve Amerika'da birçok ailenin çocukları kocaman olana kadar geriye dönük seyahat ediyor. Maxi-Cosi'nin İsveç sayfasında 9-18 kg aralığında tek bir koltuk tanıtılıyor (Mobi), bu koltuk iki yönlü (convertible) bile değil, sadece arkaya dönük monte edilebiliyor. Tüm Avrupa ülkelerinde durum böyle değil. Bu bilgileri verdikten sonra, keşke Türkiye'de satılan arkaya dönük monte edilebilen koltuk modellerini de yazıp bitirebilseydim. Hummalı arayıştan sonra bu koltuklardan Türkiye'ye hemen hemen hiç getirilmediği üzücü sonucuna ulaştık. Britax Römer'in distribitörü ile görüştüğümde, Avrupa standartlarında öne bakarak seyahat önerildiğini ve Türkiye'de de Avrupa standartları baz alındığından arkaya bakan koltuk getirmediklerini ilettiler. Hangi standardı seçeceğinize karar vermeden önce İsveç ve İngiltere'de yaşanan kazalardaki çocuk ölüm oranlarını inceleyebilirsiniz (Kırmızılar İngiltere, maviler İsveç).

Aramaktan vazgeçmiş değiliz. Eğer böyle bir koltuğu nereden edinebileceğimizi biliyorsanız lütfen yazın. Ben de edindiğim bilgileri tekrar paylaşacağım. 

Güncelleme: Volvo'dan koltuğu aldık, kullanıyoruz. Volvo (Britax üretiyor) geriye dönük koltuk yorumları . Başka ailelerin de bu konuda araştırmaları oldu, her iki yazının yorumlarına da bakın mutlaka.

Sağlık ve güvenlikle ilgili tavsiyelerim için sitenin Kullanım Şartlarını tekrar hatırlatmak isterim.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 11 Ocak 2008 Cuma 21:26:03 UTC  #    Yorumlar [18]
# 08 Aralık 2007 Cumartesi
Bazen kendimi ipin üzerinde yürüyen sirk cambazı gibi hissediyorum. Bir tarafa biraz fazla eğilsem, zarar görecek olan da maalesef ben değilim, canım oğlum.

İnce hesaplar daha hamilelik döneminde başlıyor. Zor durumlarda doktorlar bile yarar-zarar dengesine bakarak karar veriyorlar. Örneğin normalde antibiyotik kullanımı bebeğe zararlı görülüyor. Peki bundan tamamen kaçınmak mümkün mü? Eğer ateşli bir hastalık geçiriyorsanız, doktorunuz kullan diyorsa, içiniz cız ederek içmek zorunda kalıyorsunuz.

Asıl mücadele doğumdan sonra başlıyor. Mücadele derken kesinlikle bebeğinizle bir mücadeleden söz etmiyorum. Tamamen kendi kendinizle olan bu sessiz mücadelede, aklınızla, vicdanınız, endişelerinizle, soğukkanlılığınız birbirlerini yiyorlar.

İnsanların üremek ve yeni canlıyı korumak için bazı içgüdülerle doğduklarını düşünüyorum. Bu içgüdüler, sizi bebeğin ağlamaması ve mutlu olması için her şartta her şeyi yapmaya teşvik ediyor. Günümüz teknolojisi ve sektörünün yardımları ile, hele maddi imkanlar ve yardımcı olabilecek insan kaynağı da varsa,  bir bebeği mutlu tutmak için yapılabilecekler sonsuz. Peki bu mutlulukları maksimumda sağlayarak, onun için doğru olanı mı yapıyoruz?

Bebeği kucaklamazsanız mutsuz olur, size güven duymaz. Fazla kucağa alırsanız kucak bebeği olur, kendi kendine oyalanamaz, kendine güveni oluşmaz.
Yeteri kadar yediremezseniz büyüyemez. Zorla yedirmeye kalkarsanız hiç yemez. Oyunla yedirmeye kalkarsanız doğru sofra alışkanlığı kazanamaz, belki de obez olur.
Sessizlikte uyutursanız, her çıta uyanır, dinlenemez. Gürültüde uyutursanız beyni yorulur.
Minikken gazı olur, sakinleştirmeniz gerekir, biraz palazlanınca oyundan kopmak istemez, uykuya direnir. Sakinleşerek uyuması gerektiğini düşündüğünüz bebeğinizin bağır çağır ağlarken uyuyakalmasını istemezsiniz. Biraz sallayayım dersiniz, iyi gelir, uyuyakalır. Üstüste 3 gün sallayarak uyutursanız sallanmaya alışır. Kucakta hafif sallayayım, ertesi gün yetmedi biraz dolaştırayım, sonraki gün dizimde. Doğumdan önce battaniyede sallanmaz çocuk derdim, ama ne yapayım, hayat kitaplardakinden farklıymış, dersiniz.

Bebek, anne-baba yatağında uyumamalıdır. Suyunu, mamasını biberonla içmeye alışmamalıdır. Uyku düzeni bozulmamalıdır. Yemek düzeni bozulmamalıdır. Ama  bu bebeğin keyifsiz anı, hasta zamanı, diş ağrıları olacaktır. Hem bebeğin, hem de anne babanın rahat bir soluk alabilmesi için istisnalar olmak zorundadır. İşte bu istisnaları sağlarken çok dikkat etmek gereklidir. Düzeni korumak adına keyifsiz çocuğu helak etmek doğru olmaz. Ama bugün alt diş, öbür gün üst diş derken çocuğun bütün düzenini alt üst etmemek de gerekir. Büyüklerimizin bir deyişi vardır "Hastalandığına yanmam (iyileşir), huyu değişir." Birçok ailenin kabusu kolik için bir broşürde okumuştum, "kolik geçicidir, uyku bozuklukları kalıcı".

Aile olarak kendiliğinden uyguladığımız bir akış var, dengeyi sağlamada çok işimize yarıyor ("-malıdır", "-ın" gibi emir kipleriyle kullandığım tüm yüklemler sadece bizim aile kararlarımızı yansıtıyor, sitenin kullanım şartlarına bakın) :

* İstisna kabul etmeyen konular: Bazı şeylerin istisnası olamaz. Bunlar güvenlikle ve sağlıkla ilgili risk alınamayacak konular. Örneğin, bebeği alt değiştirme masasında yalnız bırakamazsınız. Bebek kucağınızdayken sıcak bir şey içemezsiniz. Emerken uyuyakaldı, tüh kakasını da yapmış, altını uyanınca değiştireyim uyanmasın diyemezsiniz (fena halde pişik, tahriş olabilir, bir seferlik uyku için günlerce uykusundan olabilir). Yapılmaması gerektiğini bildiğiniz halde zorunlu olmadan yaptığınız şeylerden dolayı canı yanar ya da zarar görürse, kendinizi affedemezsiniz. Burada murphy kanunları geçerlidir. On kere dikkat edersiniz, bir kere ihmal edersiniz, o bir kerede şanssız bir'i bulursunuz.

* Temel alışkanlıklar: Bebekler doğduklarında dünya ve hayat hakkında hiçbir şey bilmezler. Her şeyi sizin düzeniniz ve ona uyguladıklarınızdan öğrenirler. Eğer bebeği dizinizde sallayarak uyutmaya alıştırırsanız, bunu beynine normal olarak yerleştirecektir. Onu yatağında uyutmaya çalıştığınızda, bunu normal dışı olarak değerlendirecektir. Eğer tatlı ile ödüllendirerek tuzlu yedirirseniz, tuzluları tatlı yemek için aşılması gereken kötü bir engel olarak görecek, fazla bulaşmadan geçmek için elinden geleni yapacaktır. Leb demeden leblebiyi anlarsanız, konuşmak için acele etmeyecektir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu nedenle, hayata dair temel ve kalıcı olacak konuların bebek yetiştirmede ayrı bir yeri olmalıdır. Uyku düzeni, beslenme düzeni, iletişim kurma biçimi gibi. Bu konularda bebeğin, bitki formundan, yetişkin bir insana yumuşak geçişi sağlanmalıdır.

Yukarıda sözünü ettiğim istisna rahatlıkları bebeğe sağlarken, bunun olması gerekenden gerekli bir sapma olarak yapıldığı unutulmamalıdır. Baştan düzeni sağlamak için ne kadar çaba sarfediyorsanız, bu sapmaları düzeltmek için de en az o kadar uğraşmanız gerekir. Ve bunu başarabilmek çok sabır ve sakinlik gerektirir.

Yatağında uyumaya alışmış bebeğinin gazı var, uyuyamıyor.
Ağlatılacak mı, hayır. Sakinleştir, kucakla, salla, uyut. Üç gündür aynı terane. Bebek hala gazdan mı uyuyamıyor? Olabilir, peki uyku düzeni ne olacak? Bozulur. Başka bir çözüm bulmalı. Bebeği yatır, yatakta pışpışla, karnını okşa, uyudu. Demek böyle de oluyor. Peki hep böyle mi olmalı? Hayır? Bugün gazı yok gibi, bütün gün rahattı. Pışpışlama bakalım. Olmadı. Ertesi gün tekrar...

Bu bebek kaç aydır kendi kendine oynarak uyuyordu, neden artık uyuyamıyor?
Diş mi? Ayrılık sendromu mu? Gaz mı? Hadi canım ne gazı, 9 aylık oldu, okula gidecek neredeyse...

Sonsuz bir iterasyonla, mehter takımı gibi, iki adım ileri, bir adım geri ilerlersiniz. Zaman zaman bebeğin sıkıntısıyla, kendi yorgunluğunuz biraraya gelince kontrolü kaybetmiş hissedebilirsiniz. Geri dönülemez bir noktaya ulaşmışsınız gibi gözükebilir. Onun daha bebek olduğunu ve öğrenmeye ne kadar açık olduğunu unutmayın. Zararın neresinden dönerseniz kardır. Kararlı ama anlayışlı olun.

* Aşırı korumaktan sakının: Bebeği her anlamda aşırı korumak, onun doğal ve sosyal şartlara karşı daha zayıf yetişmesine sebep oluyor olabilir. Basit örnekle, büyüklerimiz tarafından bazı oyuncaklarımız zararlı görülüp, ortalıktan kaldırılmaları öneriliyor. Oyuncakları kafasına falan vurup ağladığı, tırmanırken takılıp düştüğü olabiliyor. Bizse bu tür oyuncaklarla bizim kontrolümüzde oynamasını tercih ediyoruz. Aynı oyuncağı ikinci bir kez kafasına vurduğuna rastlamadım hiç :)

* Durup düşünün: Ebeveynlikte, özellikle bebek küçükken zaman sınırlıdır. Gün içinde her şey birbirini izler. Anne babalar bebeğin kısa vadeli sorunlarının peşinde koşmaktan durup düşünmeye fırsat bulamayabilirler. Her şeyi anlık düşünmek yerine, arada sırada tablonun dışına çıkıp geniş bakmaya çalışın. Tereddütte kaldığınız konularda arkadaşlarınızdan fikir alın, internette araştırın. Pratik bir çözüme ulaşabilirsiniz. Bu kadar uzun bir yazıyı zaman ayırıp  okuduğunuza göre fazla bir şey söylememe gerek yok aslında :)

* Çevresel faktörler: Konu bebekler olunca akıl veren çok olur. Sıkışık bir durumda, ne yapacağınız konusunda tereddütlü iken, derin bir nefes alıp düşünmek yerine, yanınızdaki ilk akıl verenin dediğini uygularsanız pişman olabilirsiniz. Tabi bunu söylerken  insanlara kulaklarınızı tıkayın demek istemiyorum. Öneriler farklı üsluplarda dile getiriliyor olabilir. Öneren kişi sizden farklı şartlara sahip, hatta belki çocuk yetiştirme konusunda tecrübesiz biri olabilir. Öneri ve eleştirileri, bu detayların çok üzerinde durmadan, çocuğunuzun yararını için sakin bir şekilde değerlendirmenizde fayda var. Çocuğun iyiliğini düşünüyorum derken bir konuyu biraz abartmış, ipin ucunu kaçırmış bile olabilirsiniz. Dengeyi sağlamak için en çok işe yaracak şey dışarıdan bir bakış olabilir.

* Eşinizin yaklaşımı: Konu çocukları olunca eşler yeri gelir su sızdırmaz ikili olur, yeri gelir bir türlü hemfikir olamazlar. Anne bütün gün bebekle boğuşurken, baba çalışıyorsa, babanın eleştirileri anneye ağır gelebilir. Sonuçta bütün gün bebekle siz haşır neşirsinizdir ve detaylara hakimsinizdir. Ama unutmayın, eşiniz de bebek rutininden çıkıp, kafasını başka bir işe vererek dağıtma şansına sahip. Sizin farkına varmadan girdiğiniz kısır döngülerde onun bu dağılmış kafasınından da faydalanmak gerekir. Benzer şekilde babalar da annelerin kadınlık içgüdülerini, bebeğin hareketleriyle, sesiyle verdiği işaretleri okuma yeteneğini hafife almamalıdır.

* Alışveriş yaparken de dengeli olun: Bu kadar çeşit giyecek, oyuncak, envai türlü malzeme ailelerin beğenisine sunulmuşken ipin ucunu kaçırmak çok kolay. Listeniz dışındaki alışverişleri hemen almak yerine, gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını, ya da çocuğunuza gerçekten yararlı olup olmayacağını ikinci bir kez değerlendirebilirsiniz. Kitaplar hariç.
 
Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
posted on 08 Aralık 2007 Cumartesi 21:31:23 UTC  #    Yorumlar [0]
# 26 Kasım 2007 Pazartesi
Bebeğimi aylarca sadece sıvılarla besledikten sonra, kaşıkla bir şeyler yedirirken kendimi garip hissetmiştim. Sanırım ona da en az benim kadar garip gelmişti bu tecrübe. Bebek pütürlü katı gıdalara da alıştıktan sonraki adımsa ona çiğneyebileceği yiyecekler vermek. Onun bu ilk gerçek lokmaları ile boğuşmasını izlemek çok eğlenceli. Eğlenceli olduğu kadar, boğazına katı gıdaların kaçması korkusu ile bir o kadar da stres verici.

Bebeğinize çiğneyebileceği yiyecekleri ne zaman vermeye başlayabileceğinizle ilgili doktorunuza danışmanızda yarar var. Benim tecrübelerime göre 7-8 ay civarı bunun için uygun. Çiğneme de öğrenilmesi gereken bir beceri olduğundan çok ertelememek gerektiğini düşünüyorum. Ana prensip bebeğiniz bir şeyler yerken her zaman başında durmak ve onu izlemek. Bebeklerin öğürme içgüdülerinin bizden daha kuvvetli olduğunu düşünüyorum. Ezilmemiş bir parça dilinin gerisine ulaşırsa hemen gözleri sulanıp öksürmeye başlıyorlar. Bu noktada çoğu zaman bebeği biraz öne doğru eğmek yiyeceklerin yerçekimi ile olmaları gerektiği yere ulaşmaları için yeterli oluyor. Yine de parçalı yiyecekler vermeden önce acil bir durumda ne yapmanız gerektiğini doktorunuza sormanızda yarar var. Boğulma (tıkanma) riskine karşı, fındık fıstık, patlamış mısır gibi çeşitli yiyecekler ilk yıllarda yasak, bunların listesini de doktorunuzdan isteyebilirsiniz.

Ben bu yazımda, Ilgaz'ın çok sevdiği, bizim de yedirirken çok eğlendiğimiz bazı yiyecek ve tarifleri paylaşacağım.

Ekmek kabuğu, bebe bisküvisi:
En sevdiği diş kaşıyıcılar. Kendi elinde tutup namm, nımm diye mırıldanarak yemekten hoşlanıyor. Genelde katkısız tam buğday, tam çavdar ekmeklerini tercih ediyoruz. Kepekli ekmeklerin bebek bağırsaklarına iyi gelmediğini okumuştum. Artık (9 ay) sebze yemeklerini yedirirken, kaşığının ucuna minik bir parça ekmek içi koyuyorum, daha fazla sebzeyi şikayet etmeden yiyor böylece.

Karpuz ezmesi: Mevsimi biraz geçti ama belki manavlarda bulunabilir. Karpuzun çekirdeklerini çıkartarak keskin bir bıçakla çok ince bir şekilde kıyıyorum (domates ezmesi yapar gibi). Başlarda biraz sabırlı olmanız gerekiyor. Bir kase karpuzu yemesi bir saat sürebiliyor. Ama dişsiz damaklarla, minik ağzından suları akarak yemesini izlerken vakit nasıl geçiyor anlamıyorsunuz.

Muz parçaları: Hepsini ağzına tıkıştırmaya çalıştığından henüz kendi eline veremesek de, bizim elimizdeki parçalardan ısırarak yemeye bayılıyor. Özellikle suyu akmadığı, leke yapmadığı, tabak kaşık gerektirmediği için, dışarı çıktığımız zamanlar için favori meyvemiz haline geldi. Mama sandalyesi gerekmeden, her yerde iki arada bir derede, kucağınızda oturtup yedirebiliyorsunuz.

Buharda haşlanmış parmak sebzeleri: Haşlanıp blender'dan geçirilmiş sebzelerden ona da bana da fenalık geldi artık. Farklı sebzeleri ince ama parmaklarıyla tutabileceği büyüklükte doğruyorum. Düdüklü tencerede buharda pişiriyorum. Tencerenin içinde bir yandan biraz da uygun büyüklükte bölünmüş lazanya veya makarna haşlıyorum. Patates, havuç, kabak, karnıbahar, yeşil fasulye (çekirdekleri çıkartın) uygun sebzeler. Piştikten sonra sıcakken çok az tereyağ ekliyor, hatta bazılarını labneye batırıyorum. İlk verdiğimde sanırım kaygan olduları için kendisi tutmaya tereddütle yaklaştı. Tadını alınca işaret parmağıyla dürtükleyip yemeye başladı. Kendi elleriyle yemeye çalışması motor becerileri açısından da çok faydalı.

Labneli çiçek yemeği tarifi:
Malzemeler:
Birkaç karnıbaharın çiçek kısımları
Birkaç brokolinin çiçek kısımları
Bir çay kaşığı dolusu tereyağı
Bir tatlı kaşığı dolusu labne peyniri
Bir elmanın kabukları ***

Çiçekleri elma kabukları ile birlikte kaynayan suda yumuşayana kadar haşlayın. Süzüp elma kabuklarını atın. Çiçekleri tavada tereyağı ile birkaç kez çevirin. Altını kapatıp labneyi ekleyin ve karıştırın.

*** Annemden öğrendiğim bir yöntem. Lahana, karnıbahar gibi pişerken kötü kokan sebzeleri haşlarken elma veya kabuklarını ekleyin. Kötü kokuyu alıyor ve daha az gaz yapıyor. Bebekler meyve kabuklarını yiyemediklerinden, elma, armut gibi besleyici kabukları sebzelerini haşlarken ekleyip, sonra çıkartıyorum. Hem vitamininden faydalanıyorum, hem de yemeklerine lezzet katıyorum. Malum bebek yemeklerinde baharat kullanılmıyor. Su ile hazırlayacağınız muhallebi ve bitki çaylarında da su yerine meyve kabuğu kaynattığınız suyu kullanabilirsiniz.


posted on 26 Kasım 2007 Pazartesi 22:19:45 UTC  #    Yorumlar [4]
# 30 Ekim 2007 Salı
Çocuk doktoru seçimi bir süredir yazmayı planladığım bir konu. Dilek Hanım'ın sorusu üzerine öncelik vermeye karar verdim.

Hamileliğim süresince, diğer hamile ve doğurmuş arkadaşlarımla doktorlarımızın önerilerini konuştuğumuzda, "aman canım, bir doktorun dediği öbürününkini tutmuyor" şeklinde bir sonuca varmıştık. Bizim çocuk doğup da çocuk doktorlarımızın önerilerini konuşmaya başladıktan sonra görüyoruz ki, jinekolojistlerin görüş ayrılıkları, pediatristlerin görüş ayrılıkları yanında devede kulakmış. İki bebek için aynı aylarda gidilen kontrollerde emzik kullanımı sorulduğunda bir doktor emziğe karşı iken, diğeri şiddetle öneriyor. Yenidoğan bebek için bir doktor "ne kadar emmek isterse emzirin" derken, bir diğeri "15 dk ile sınırlayın fazlası oyundur, orası oyun yeri değil" diyor.

Tıpta farklı ekoller olduğunu ve  doktorun ekolüne göre hareket ettiğini duymuştum. Tıbbın çocuk sağlığı konusunda hızlı ilerlemesi ve değişmesi de belirleyici bir nokta . Bunların yanında doktorların dünya görüşleri ve çocuk yetiştirme tecrübelerinin de önemli rol oynadığı görüşündeyim. Bu nedenle, doktor seçerken, tıbbi bilgisi ve deneyimi yanında, dünya görüşü ve karakterine, literatürü takip edip etmediğine dikkat etmek iyi olur.

Karar verilmesi gereken bir başka ayrım, hastane (büyük ve yoğun olanları kastediyorum) ve muayenehane (aşırı yoğun olmayanlar) doktoru ayrımı. Bir arkadaşımın benzetmesi ile, büyük bir mağazadan alışveriş etmek ile küçük ama tanıdık bir dükkandan alışveriş etmek gibi bir fark var arada. Birincisinde genel için üretilmiş kalite standartlarından yararlanırsınız, ikincisinde özel muamele bulabilirsiniz.

Hastaneye gittiğinizde rutin kontollerinizde ve acil olmayan telefon görüşmelerinizde zamanınızın sınırlı olduğunu hissedersiniz. Bir kontrolde, ya da telefon açarak sorduğunuz bir konuyu, doktorunuzun hatırlayamaması doğaldır. Çünkü gün içinde birçok çocuk görüyor ve telefon konuşması yapıyordur. Ancak, diğer yandan hastanenin tüm hastaları için hazırlanmış materyallerden faydalanma imkanı bulursunuz. Doktorunuz fazla vaka gördüğünden olağandışı durumlarda daha hazırlıklı olur. Bunun yanında, hastane imkanları ile daha güncel bilgi ve tedaviye ulaşma imkanınız da olabilir. Doktorunuza ulaşamazsanız, doktorunuzla aynı ekipten bir başka doktor sizinle ilgili bilgilere ulaşıp yardımcı olabilir. Acil durumlarda da alışık olduğunuz standartlarla karşılaşırsınız. İkinci seçenekte ise, doktorunuz çok yoğun olmayan bir doktorsa ve eğer bir ekiple çalışmıyorsa, bilgi ve deneyimi kendi kişisel araştırma ve hasta tecrübeleri ile sınırlı olacaktır. Ancak, bu durumda da size daha fazla vakit ayırabilecek, çocuğunuzla ilgili detayları hatırlayacak ve daha fazla yakınlık gösterebilecektir. Sağlam hafızasıyla her şeyi hatırlayabilen yoğun doktorlar, tek tabanca çalıştığı halde çok sıkı araştırma yapan doktorlar da olabilir elbette. İstisnalar kaideyi bozmaz.


posted on 30 Ekim 2007 Salı 22:02:28 UTC  #    Yorumlar [0]
# 26 Ekim 2007 Cuma
Gökhan'ın takip ettiği bloglardan birinin yazarı Mike Stall, eski yazılarından birinde yazmış, "Bebeğim bir sonlu durum makinesi"***.

Mike Stall'un .NET debugging blog'undan aynen (naçizane) tercüme ediyorum:

"19 aylık kızım, bugün adeta bir sonlu durum makinesiydi.

İlk kapı arasına parmak sıkıştırmasını yakın zamanda kazandığı mobilizasyon yeteneği ile başarmış oldu. Bu deneyim ona bir kan baloncuğu ve çok çok uzun süre ağlayabilmesi için de ilham sağladı. Eşim ve ben onu susturabilmek için her yolu denedik. Sonunda eşim onu yatağına bıraktı. Yatağından aldığında ise kızımız susuverdi.

Ben bu durumu şöyle açıklıyorum: Kızımız normalde onu yatağına bıraktığımızda ağlar, ve yataktan aldığımızda susar. Bu hareket şu durum geçişini tetikliyor ("beşikteyim diye ağlıyorum" --> "ağlamıyorum"). Eşim kızımızı beşiğe bırakarak, ("ağlıyorum çünkü kendimi yeni bir biçimde yaraladım") bilinmeyen durumundan, ("beşikteyim diye ağlıyorum") bilinen durumuna geçirmiş oldu. Bilinen bir durum oluştuktan sonra, tercih edilen bir durum olan ("ağlamıyorum") durumuna geçiş için bilinen geçişleri izleyebildi.

Anne-baba eğitimlerinde böyle bir şey öğretmemişlerdi ama işe yaradığına göre, başarısı tartışılmaz."

Bebek ağlaması ile ilgili yazılarda, bebeğin durmadan ağladığı ve her şey denendiği halde susturulamadığı durumlarda, bir süre yatağına bırakılması önerilir. Mike Stall 'un yazısı bu öneriye dahiyane bir açıklama gibi olmuş :)

Bebekler gerçekten de bilgisayar gibiler, büyüdükçe insanlaşıyorlar.

***Sonlu durum makinesi (finite state machine), wikipedia'daki ingilizce tanımdan tercüme ile, "belli sayıdaki durum, bu durumlar arasındaki geçişler ve hareketlerden oluşan davranış modeli". Ya da ekşi sözlükteki tanımlardan birine göre, "türkçesi sonlu durum makinası olan veri işleme sistemi. sistem, girişin o anki değerine ve kendi durumuna göre yeni bir duruma geçer. bu sistemin özelliği, hep belirli durumlarda belirli işler yapmasıdır. bir bilgisayar programı, bir tür finite state machine'dir, denebilir."

posted on 26 Ekim 2007 Cuma 20:59:39 UTC  #    Yorumlar [0]
# 18 Ekim 2007 Perşembe

Demir damlasını vermenin acısız ve temiz bir yolunu buldum!
Çocuk doktorumuz katı gıdalara geçişle beraber demir damlası takviyesi verdi. Kabızlığa yol açabileceğinden doğru düzgün sebze yemeye başladığında başlarsınız demişti. Ilgaz'ı sebzelere alıştırmak ancak et ve yoğurt eklemekle mümkün olabildiği için demire de epey sonra başlayabildik. Başlamamızla, bu ilaçtan nefret etmemiz de bir oldu.

Demir damlasının tadı iğrenç. Öncelikle böyle kötü tada sahip bir şeyi bebeğe vermek istemiyorsunuz. Hadi sağlığı için verdik diyelim. Çocuk tadını aldığı anda ağzından çıkartmak istiyor. Çıkartırsa ve çıkanları da kontrol edemezseniz üzerine bulaşıyor. Ve bu damla öyle bir leke yapıyor ki çamaşır suyu bile çıkartamıyor. Çok titiz bir anne olduğumdan değil, ama pas lekesi de bir bebeğin giysilerine fazla artık.

Bu damlayı bebek tadını fazla almadan vermenin bir yolunu bulmak gerekiyordu. Aklıma damlalık geldi, ama evde yoktu. Ilgaz'ın burun tıkanıklığı için damlalık şeklinde serum fizyolojik tüpleri kullanıyorduk, evde bunlardan vardı. Doktorumuzun reçete ettiği miktarda demiri kaşığa damlatıp boş tüpe çektim ve tüpte nereye kadar geldiğine baktım. Şimdi hergün o kadar miktarı tüple çekip bebeğin ağzında çabuk yutabileceği kadar içeride bir yere yavaşça sıkıyorum. Sonra da çenesini 3-5 saniye kapalı tutup öpüyorum onu. Ne olduğunu anlayamadan demirler midesine inmiş oluyor. Sonra da bir kağıt peçete ile tüpü güzelce silip ilacın kutusuna kaldırıyorum.

Demir damlasını akşam saatlerine bırakmayın
Demirin veriliş zamanı ile ilgili de bir bilgi iletmek istiyorum. İlacın içinde bebeklerin mamalarına karıştırılması ve kalsiyum içermeyen yiyecekler ile verilmesi öneriliyor. Ancak, bebeklerin kalsiyum içermeyen öğünü yok gibi. Yani bizimki gibi yoğurtseverler için özellikle. Hal böyle olunca ben de çareyi meyvesiyle yoğurt vermemekte ve demiri bu öğünde (akşamüstü) vermekte buldum. Demire başladıktan sonra Ilgaz geceleri ağlayarak uyanmaya başladı. Türlü çabalarla güçlükle geri uyutabiliyorduk. Aklımıza hemen demir gelmedi tabi. Her şeyin günah keçisi dişler ya, suçu önce dişlere attık. Baktık alt iki dişten sonra çıkan bir şey yok. Sonra durumu arkadaşım Özlem'le konuşurken, onların doktorunun 7. aydan sonra gece uyanmaları başlar dediğini aktardı. İnternette araştırdım, özellikle ayrılık korkusu başladığı dönemde bebek gece uyanıp yalnız olduğunu farkettiğinde ağlamaya başlıyormuş. Ancak, bizimkinde anlatılanlardan farklı olarak, gaz sıkıntısına benzer bir hal de vardı. Bir şey dokunuyor olabilir mi diye düşünürken demir ilacının yan etkisi olabilir mi diye düşündüm. Doktorunu aradım. Hiçbir katkı maddesini akşam saatlerine bırakmayın dedi. İçinde yazanları ve menü sıkıntımızı aktarınca, siz içinde yazana bakmayın, ben size izah etmiştim, yemekle vermenize gerek yok, ne aç ne de tok olsun bebek dedi. Ben hatırlamıyorum, ama kafamız katı gıdalara geçişle karışıkken, bir de aşı sonrası ağlaması ile dinlediysek atlamış olabiliriz diye düşündüm. Şimdi kahvaltısını yedikten yarım saat kadar sonra vermeye çalışıyoruz. Şimdilik takip ediyoruz bakalım.

Güncelleme: Demir lekesini çıkartmak için yorumlara bakın!

posted on 18 Ekim 2007 Perşembe 21:23:38 UTC  #    Yorumlar [2]
# 14 Ekim 2007 Pazar
Evet, Ilgaz rakibini sol tekme ile yavaşlatırken, sağına doğru bir hamle yaptı. Masanın kenarına tutunarak hızla yüzüstü döndü. Avantajı yakaladı ancak rakibi de çetin ceviz. Onu kuvvetle ayaklarından yakaladı, omzuna bastırarak geri çevirdi. Evet sayın seyirciler, çok heyecanlı bir müsabaka, tüm ev ahalisi nefesini tuttu. Son bir debelenme, süre doldu, hakem bitiş düdüğünü çaldı. Ilgaz'ın altı bağlandı, giydirildi ve kucaklandı.

Bu akşam Gökhan, bir yandan, Ilgaz'ı banyo sonrası giydirmeye çalışırken bir yandan da maçlarını sunuyordu. Bebeğimiz 3 aylıkken alt değiştirme ile ilgili genel bilgiler ve 9 püf noktası hakkında yazmıştım. Şimdi 8 aylık bir bebeğin altını değiştirirken nefes nefese kalıyoruz. Alt değiştirme cennetimiz bir müsabaka alanına dönüştü. Ben de alt değiştirme ile ilgili bilgileri güncellemeye karar verdim.

Bebek hareketlenip, vücudunu iyi kullanmaya başladıkça işiniz bir yandan kolaylaşırken, diğer yandan zorlaşıyor. Ilgaz dönmeye başladıktan sonra alt değiştirme masasını güvenlik amacı ile dip köşe bir yere almıştık zaten. Şimdi acaba alt değiştirme işini yerde mi yapsak diye düşünmeye başladık. Elimizden kaçırırsak en kötü ihtimalle yerde peşinden kovalarız diye :)

Bebek büyüyünce ilk probleminiz altı açıldığı zaman bez bölgesine dokunmasını önlemek oluyor. Toplam iki elinizde hamsi balığı gibi kıpır kıpır oynaşan 2 bacak 2 de kolu aynı anda kontrol altında tutmak zor oluyor. Bu nedenle alt değiştirme sepetinde kolay yıkanabilen oyuncaklar bulundurmak gerekiyor. Her iki ele de birer oyuncak tutturursanız bunları birbirine vurarak bir süre oyalanabiliyor.

Ancak yavrular bir süre sonra oyuncak olmayanlar şeylerle (nasıl ayırt ediyorlar bilmiyorum) oynamayı tercih etmeye başlıyorlar. Bizimki son zamanlarda verdiğim oyuncakları atıp, balıklama alt değiştirme sepetine dalmaya başladı. Sepette de onun için en tehlikeli şeyleri yakalamada da üstüne yok. Bir hafta önce sepete girmesine izin vermediğim için avaz avaz ağlamaya başladı. Tüm sabrımla ağlamasına dayandım ve ona engel olarak işimi çabucak bitirdim ki ağlayarak elde etmeyi öğrenmesin. Kucağıma alıp oyuncaklarının yanına götürür götürmez susup oynamaya başladı. Neyseki aynı şeyi bir daha tekrarlamadı.

Şimdi oynaması güvenli şeyleri sepette kolay ulaşabileceği noktalara, oyuncak değilmiş süsü vererek serpiştiriyorum. Bir tanesini yakalayıp sevinerek geri yatıp onu dişlemeye başlıyor. Bakalım bu numaramı daha ne zamana kadar yutturabileceğim. Umarım geceleri ben yattıktan sonra gizlice Kitubi'yi okumuyordur.

Birçok kişi alt değiştime işini yarış yapar gibi çabucak bitirmeye çalışır. Ben buna pek anlam veremezdim. Çünkü bebeklerin altları sürekli kapalı kalıyor ve rahatlamaları için alt değiştirme işini ağırdan almak gerekiyor. Ancak, yavaş yavaş biz de bu yarış havasına girmeye başladık.

Alt değiştirme ile ilgili ek notlar
Bebek ishalse: Bebeğin ishal olduğunu farkederseniz altını kuru tutmak konusunda çok titiz davranın. İshal bebeğin poposunu çok fena tahriş edebiliyor ve pişiğe yol açabiliyor. Bebek ishalken mutlaka bolca pişik kremi kullanın. Yumuşak malzemelerle nazikçe temizleyin ve ara sıra ılık su ve yumuşak temizleyici ile yıkayıp kurulayın. Alt değiştirme sırasında biraz açık tutarak hava almasını sağlamak da yararlı olabilir.

Bebek bezleri: Bu arada farklı markaları deneme fırsatım oldu. Yerli markalardan Evy Baby ve Can Bebe'nin jellerinin minik parçalar halinde dışarı çıkabildiğini farkettim, bu hoşuma gitmedi. Oturmaya başladıktan sonra Huggies'in bel kısmı göbeğini kızartmaya başladı. O zamandan beri Molfix'in Dynamic Baby'sini kullanmaya başladık ve çok memnunuz. Bir ara geceleri bezi sızdırıyordu. Evy Baby'nin gece bezini denedik ve memnun kaldık. Biraz kalın olmakta beraber iyi tutuyordu ve tahriş de etmedi. Bir büyük beze geçince (4+) bu sorun da ortadan kalktı. 1 aydan uzun süredir bu boyu kullanıyoruz. Eğer ucuz bez bulduysanız birkaç paket  4+ (ya da maxi plus) stoklanabilir diye düşünüyorum.
posted on 14 Ekim 2007 Pazar 20:59:08 UTC  #    Yorumlar [0]
# 28 Eylül 2007 Cuma

Hamilelik, doğum ve emzirme ile ilgili yanlış bilinenlerden sonra bu yazıda da bebek bakımı ile ilgili halk arasında yapılan yanlış yönlendirmeleri aktaracağım.

Sitenin kullanım şartlarına dikkat! Buradakiler de dahil duyduğunuz, okuduğunuz hiçbir şeyi doktorunuza sormadan yanlış ya da doğru kabul etmeyin.

Bebeğin kırkı: "Bebeğin kırkı çıkmadan dışarı çıkarılmaz, tırnakları kesilmez, kırkı çıkana kadar başında biri bekler, vs." Tırnaklarını ilk kestiğimde 1 haftalıktı. İlk dışarı çıktığında 9 günlüktü. Yatağının, yatış şeklinin, örtülerinin güvenli olduğundan emin olduktan sonra başında beklemeye de gerek yok. Ama aylarca beklenen o minik mis kokulu canlıyı her dakika izlemeye hevesli birileri olabilir, engel olmaya da gerek yok sanırım :)

Küçük bebeklerin dışarı çıkartılması: Bizim toplumumuzda küçük bebeklere ev hapsi cezası çok yaygın. Doktorumuz hastaneden ayrılırken, bebeği dışarı açık havaya çıkartın, hiç olmazsa balkona bahçeye çıkartın, yalnız alışveriş merkezleri gibi kapalı kalabalık mekanlara götürmeyin demişti. Bir forumda bir hanımın "Lütfen bebeklerinizi 1 yaşına kadar alışveriş merkezlerine götürmeyin" şeklinde bir uyarısını gördüm. Doktor uyarılarını genelleyip uzatmaya pek meraklıyız. Oğlum 7 haftalıkken semt pazarında beni durdurup şaşkın şaşkın "kaç haftalık" diye soran bir hanım da 3 aylık bebeğini henüz dışarı çıkartmadığını söylemişti. O da okul zamanını bekliyordu sanırım. Küçük bir bebeği sokakta ağlarken gördüklerinde annesine kötü kötü bakıyor bizim insanlarımız. Sanki bebekler evde ağlamıyorlar. Dışarı çıkıp insan içine karışmanın hem anneye hem de bebeğe çok yararı var. Kötü bakışlara aldırmayın. Bebeğimiz 13 şubatta doğdu, aşağıdaki fotoğraf 22 şubatta Çengelköy Çınaraltı çay bahçesinde çekildi. Keyfi yerinde gözüküyor değil mi?

Bebeğin ısı ayarı:
"Bebeği kat kat giydir üşür."
"Bebek uyanınca üstüne bişey giydir."
"Bebek başından üşür şapka tak."
"Bebeğin kulağı üşürse kulak enfeksiyonu olur."
"Evde bebek var, evi hamam gibi yap."
"Rüzgar girer beşiğin her tarafını ört, türbeye çevir."
"Bebeğe atkı sar, şapka giydir."
"Rüzgar esiyor(hafif bir meltem için) kulaklarını ört, enfeksiyon alır."
"Yattığı yerde bişey daha yak."
Listeyi uzatmak mümkün. Bebeğin yanaklarını al basacak kadar paketle. Evi kendin kısa kolluyla terleyecek kadar ısıt, bebeğin üstüne fazladan battaniye ört. İsilik ilacını hazırda bulundur. Biz Türkler bebeğe gelebilecek en büyük kötülüğün sıcaktan olduğunu sanıyoruz. Belki de bebek ağzını açıp da üşüdüm terledim diyemediği için.  Halbuki Türkiye'nin her yerinde her mevsimde çocuk büyüyor. Yenidoğan bebeklerin ihtiyacı olan yetişkinlere oranla bir kat daha fazla giydirilmek. Isısını kontrol etmek de hiç zor değil. Doktorumuz ellerinin çabuk üşüdüğü için soğuk olabileceğini, bunu önemsememizi, ısı kontrolünü koynundan yapmamızı önermişti. Çok şüpheye düştüyseniz ateşini ölçün. Ama koltukaltından ölçüyorsanız karşılaştırmak için kendinizinkini de ölçün. Geçen gece bizim yaptığımız gibi, 35,4 ateş ölçüp, ateşini düşürelim derken üşüttük çocuğu diye üzülmeyin boş yere (biraz telaş yaptıktan sonra kendi ateşlerimizi ölçmek geldi aklımıza ve evde 35.1'n üstünde ateş çıkmadı ve üşüyen de yoktu). Dokunma duyusunun gelişebilmesi için eldiven giydirmek önerilmiyor. Bir arkadaşım belki bu yüzden aramızdan bi piyanist, bi heykeltraş çıkmadı, labut gibi yattık eldivenlerin içinde demişti :) Benim dikkat ettiğim tek şey bebeğimden her zaman bir kat ince giyinmek. Böylece evin ısısını ayarlayabiliyorum. Sadece yerde emeklerken biraz daha kalın giydiriyorum.

Yatırılma biçimleri ile ilgili: Ani bebek ölümü sendromundan korunmak için bebeklerin sırtüstü yatırılması gerekiyor. Başını bir tarafa doğru yan çeviriyorsunuz. Yan, yüzüstü yatırmak, başını yan çevirmek için olanlar dahil yastık kullanılması yasak. 2-3 yıl öncesine kadar bu yastıklar öneriliyormuş. Sizinkinden büyük bebeği olan arkadaşlarınız bu yastıkları önerse de doktorunuza sormadan kullanmayın, tıp çabuk gelişiyor. Yalnız özellikle siz uyanıkken bebeğin başının yönünü sürekli değiştirmenizi tavsiye ederim. Bebeklerin kafatası yumuşak olduğu ve çabuk şekil aldığı için bu sırtüstü yatırma işi fena halde kafa yamultuyor. Biz çok dert edinmiştik kendimize bu durumu, neyseki oturmaya, yüzüstü oynamaya başladıkça hızla düzeliyor.

Bebekleri sallamak: Özellikle gazı varsa bebeği sallamanın iyi geldiği doğru. Ancak, bu sallama yumuşacık bir sallama. Bebeği sersemleterek uyutacak kadar değil. Bir yerde bebekleri sallamanın beyin zarlarındaki kılcak damarlarda kanamalara yol açabildiğini okudum. Bebeklerde kansızlığa bile yol açabiliyormuş. Bebeğin gazı var, uyursa iyi gelir gibi önerilere aldanıp bebeğinizi ayakta battaniyede falan sallamaya kalkışmayın. Bebeklerin yataklarında uyuyakalmayı öğrenmeleri gerekiyor. Böylece gece uyandıklarında kendi kendilerine dalmaları da daha kolay oluyor. Bunun içinde kucakta sallanarak değil yataklarında uyutulmaları gerekiyor. Başlarda zor olabilir ama zaman geçtikçe bu alışkanlık size kesintisiz gece uykuları olarak geri dönecektir. Bebeklerin boş bir beyinle dünyaya geldiklerini unutmayın. Siz bir konuda ne yaparsanız bu işin normali olarak onu öğreniyorlar. Özellikle yemek yeme, uyuma gibi temel konulardaki alışkanlıları sonradan değiştirmek zor olabiliyor.

Gaz çıkartmak: Bebeklerin yuttukları havalar rahatsızlık ve sanal bir tokluk verebiliyor. Bu yüzden özellikle yenidoğan bebeklerin dik tutulup sırtlarına pıtpıt vurularak gazlarının çıkartılması öneriliyor. Ancak geğirmeyi becerebilen ve emdikten sonra rahatça uyuyan bir bebek için bu artık gereksiz bir işlem. Ilgaz koca bebek olmuşken (2.5 falan) gazdan ağlıyordu. Bir teyze, "dik tut sırtını sıvazla sancısı var onun ondan ağlıyor" demişti. Pozisyon değişikliği gaz sancısının geçmesine yarayabilir ama artık bağırsaklara inmiş gazın, sırt okşama sureti ile ağızdan çıkartılabilmesi bana biraz optimistik bir yaklaşım gibi geliyor.

"Bebeği kucakta fazla gezdirirsen ölçmek gerekir."
Büyüklerin yaptıkları bir çeşit jimnastik hareketi seti bu ölçme işi. Zararı olacağını sanmıyorum. Usulüne göre yapmak isteyenler için internette bebek jimnastiği hareketleri bulmak çok kolay. Bebeğin kucakta gezmekle kemiklerine bir şey olacağı falan yok elbette.

"Bebeğe su ver." Yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklere su verilmiyor. Daha fazla detay için Yanlış bilinenler (2) - emzirme yazısına bakın.

"Bebeğin kulağına su kaçarsa kulak enfeksiyonu olur." Doğru değil. Bebeği yıkarken kulaklarını kapatsın diye bir kişiyi daha bloke etmenize gerek yok. Sadece suyu direk kulaklara tutmayın. Başının arkasından dökülen su ile akarak yıkanması yetecektir.

"Yüzüne örtü ört sarılık olmasın, sarı giydir sarılık olmasın." Yenidoğan sarılığını bu şekilde önlemek maalesef mümkün değil. Bebeklerde sarılığa dikkat!

"Bebeği her ağladığında emzir.": Bu ifade günümüz doktorları tarafından kullanılıyor. Ve maalesef anneler tarafından yine uç noktalara çekiliyor. Burada kastedilen bebeğin kendi ihtiyaç duyduğu sıklıkta emzirilmesi. Ve yenidoğan bebeklerin anne sıcaklığı ile rahatlatılması. Ama 2 aylık olmuş bebeği bu söze dayanarak her yarım saatte bir emzirmek doğru değil. Bebek her ağladığında da acıktığı anlamına gelmiyor. Eğitimdeki doktorumuz bebeğinizin neden ağladığını anlayabileceğiniz hale gelene her ağladığında emzirin demişti.  Bebeğin ağzına memeyi tıkmadan önce "bu bebek neden ağlıyor olabilir acaba?" diye biraz kafayı çalıştırmak gerekiyor. Bazen gaz sancısı yüzünden ağlayan bir bebeği emzirmeye çalışmak onun hava yutarak rahatsız olmasına, biraz emip ağalayarak bırakması sırf önsüt içtiği için daha da çok gazlanmasına neden olabiliyor. Emzirmeden önce altını açmak, masaj yapmak, biraz kucakta sallamak (hafif) yararlı olabiliyor. Ayakta yavaşça dolanarak emzirmek de iyi gelebiliyor. Biz bebek ağladığında tok olduğunu düşünüyorsak önce altını açardık. Bu bebeğin rahatlamasını ve gazını kolay çıkarmasını sağlıyor. 5 vakanın 3'ünde işe yaramıştı. Etrafta insanlar varsa bebeğin ağlama sesi duyulur duyulmaz "acıktı o, emzir" emrini veren biri çıkacaktır. Aldırmayın.

Güncelleme: Bu yazıya da bakın Bebeğimi nasıl uyutmalıyım - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 28 Eylül 2007 Cuma 21:41:19 UTC  #    Yorumlar [4]
# 08 Eylül 2007 Cumartesi
Bir önceki yazıda hamilelik ve doğumla ilgili halk arasında verilen yanlış tavsiye ve yorumlardan söz etmiştim. Bu yazıda da emzirme ile ilgili olanlara değineceğim. Bebek bakımı ile ilgili olanlar bir sonraki yazıda.

Yanlışları sıralamadan önce sitenin kullanım şartlarını hatırlatmak istiyorum. Buradakiler de dahil duyduğunuz, okuduğunuz hiçbir şeyi doktorunuza sormadan yanlış ya da doğru kabul etmeyin.

Emzirme
"Sezeryan yapanların sütü geç gelir." Sütün çabuk gelmesi için bebeğin başka bir besinle beslenmeden, doğumdan sonra kısa süre içinde annesini emmesi gerekiyor. Bu şart sağlandığı sürece, sezeryanlı annenin de sütü çabucak gelebilir. Birçok sezeryan olan arkadaşım bebeklerini ilk günden başarı ile emzirdiler.

"Sütün gelmedi, bebek ağlıyor, doymadı, mama verelim, şekerli su verelim." Doğumdan sonra sütün gelmesi için bebeğin sık sık emmesi gerekiyor. Bebeğin emmesi için de aç olması gerekiyor. Annede ilk günlerde süt azar azar geliyor (koyu kıvamlı, sapsarı bir süt, kolostrum, ağız sütü). Bu sütün yağı az, proteini çok. Bu her bakımdan çok besleyici ve koruyucu bir süt ama doyurucu değil, bu yüzden bebek çabuk acıkıyor. Minicik bir bebeğin tok tutulmaması acımasızlık gibi gelebilir. Ancak doğanın bu kanunu sayesinde daha başlıca işi emmeyi bile adamakıllı beceremeyen bebecik annesinin memesinden ayrılmıyor. Bebek emmeyi öğreniyor, anne ile bebek tanışıyor, yakınlaşıyor ve sütler çabucak geliyor. Bu yapışık ikizler dönemi 3-4 gün kadar sürebiliyor. Bebeği mama ile doyurmak annesini daha az emmesine yol açacağından sütün gelmesi ve bebeğin beslenmesi için zararlı. (Kendilerine kolaylık olsun diye, ağlamasını bahane ederek, bütün yenidoğanlara mama veren hastaneler duydum, dikkatli olmak gerekli)

"Tek memeyi fazla emzirme, öbürünü de emsin."
İki göğsünde dengeli emzirilmesi gerektiği doğru. Ancak, her emişte bir göğsün süt bitene kadar emzirilmesi önemli, çünkü yağlı sütler bebek aynı memeyi bir süre emdikten sonra geliyor. Bir meme sürekli kısa bir süre emzirilip öbür memeye geçilirse, bebek sadece hazmı daha zor olan karbonhidratlı (şekerli) sütten almış oluyor. Bu emzirme biçiminin, bebeğin sık acıkması, yeterli kilo alamaması, sürekli yeşil ve sulu kaka yapması, pişik olması gibi zincirleme zararları olabiliyor. Dengeyi sağlamak için bir sonraki emzirmede, önceki seansta az emzirdiğiniz memeyi verebilirsiniz. Örneğin, sırasıyla sol-sağ emzirdiyseniz, bir sonrakinde tersini yapıp, sağı önce solu sonra emzirmek gibi.

"Emziriyorsun, iki kişilik ye, bol bol tatlı ye de sütün artsın." Bir büyüğüm hamilelik kilolarımı hızlıca vermem üzerine, "kızım yemek yapmaya, yemeye fırsatın yoksa şerbet yap iç, bol bol tatlı şeyler ye yoksa sütün olmaz" demişti. Aşırı tatlının size kilo aldırmak ve bebeği şekerli tatlara adapte etmek dışında bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Belki annenin moralini düzeltmek gibi bir yararı olabilir :) Emziren annelerin dengeli beslenmesi gerektiği doğru. Ama bu iki kişilik yemek, tatlılara yumulmak anlamında değil. Hergün bütün besin gruplarından tüketilmesi ve normal ihtiyacın 500 kalori üzerinde alınması gerekiyor. En önemlisi 3-4 litre kadar su içmek. Çiğ yeşilliklerin süt yaptığını duymuştum. Hakaret olarak almayın ama hergün sütünü içtiğimiz ineklerin en sevgili gıdaları yeşillik olduğuna göre, doğruluk payı olsa gerek :)

"Emzirirken parmağını bebeğin burnunun altına koy, yoksa burnu kapanır, nefes alamaz." Bebeğin emerken burnunun nefes alamayacak kadar kapanması çok zor. Araya parmak koymak da bebeğin aerola denilen kahverengi bölgeyi tam olarak kavrayamamasına neden oluyor. Bebek areolayı tam kavrayamazsa süt gelmiyor ve meme ucunda tahrişler ve çatlaklar oluşabiliyor.

"Bebek uzun süre emmezse, memedeki süt bozulur." Göğüste kalan sütün bozulması söz konusu değil ve her damla süt altın değerinde. Bebek ememediyse, sütün azalmaması için sağıp, gerektiğinde kullanmak üzere dondurup saklayabilirsiniz.

"Bebeğe su ver."
Yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklere su verilmiyor. Eskiden doktorlar annelere az miktarlarda şekerli su verdirtirmiş. Özellikle 50-60 yaş üzeri bayanlar bebeğe su verilmediğini duyunca dehşete düşüyorlar, aa nasıl olur bize doktorumuz verdirtirdi diye. Hatta susuzluktan barsakları kuruyan bebek hikayeleri anlatırlar. Böyle bir şey söyleyen olursa bunun mümkün olmadığını söyleyebilirsiniz. Çünkü artık yenidoğanların 3.5-4 saatten uzun süre emmeden uyumasına da izin verilmiyor. Bu yüzden susuz kalmaları söz konusu değil. Anne sütünün %80'i sudan oluşuyor ve aşırı kuraklık olmadığı takdirde sıcak havalarda bile bebeğin su ihtiyacını karşılarmış. Fazladan su vermek mikrop bulaşması riskini arttırıyor ve bebeğin minik midesini boş yere şişiriyor.

posted on 08 Eylül 2007 Cumartesi 14:58:47 UTC  #    Yorumlar [2]
# 07 Ağustos 2007 Salı
Bebeğinizin bakımını kim üstlenecek ve bebek iyi bakılabilecek mi? İşe başlayacak her bebekli annenin en büyük derdi olsa gerek.

Doğum izniniz bitiyor. Ya da bebeğiniz için verdiğiniz mola süresi doldu. Haftanın en az 5 günü, günde en az 10 saat bebeğinize başkası/ları bakacak.

Biraz dramatize bir giriş oldu, kusura bakmayın. İlerleyen paragraflarda toparlayıp yararlı bilgilerle bağlayacağım. Duygular biraz karışık olsa bile, karılı-kocalı çalışmayı seçen bir aile için kaçınılmaz son bebeğinizi 3. bir kişiye emanet etmek. Bu zaman zarfında Ilgaz'a gayet güzel bakabildiğim için gurur duyuyorum. Bebeğimin minik hallerinin tadını doya doya çıkartabildiğim için de mutluyum (ilk aylardaki hormonal saçmalamalara - loğusa melankolisi - rağmen). Ilgaz ben işe başladıktan sonra çalışan bir annesi olmasının maddi, manevi avantaj-dezavantajları ile büyüyecek.



İş ararken bir yandan aşağıdaki düzenlemeleri yapıyorum:

- Ilgaz'a bakacak kişinin bulunması ve alıştırılması
- Evin düzenlenmesi
- Kişisel ve evsel alışverişler
- İlk aylarda bizde kalarak yardımcı ve denetleyici olmaları için anneanne babanne ikilisi
- Ilgaz bakım el kitabı


Bakıcı bulmak:
En zorlusu bakacak kişiyi belirlemek. Aylardır bakıp büyüttüğünüz bebeğinizi bir yabancıya teslim etme düşüncesi insana ilk anda dehşet veriyor. Daha önce yaşayanlar zamanla alışırsın diyorlar. Kreş kavramını daha çok benimsememize rağmen bu opsiyonu değerlendiremedik bile. Çünkü maalesef Türkiye'de 6 aylık bir bebeğe gerektiği gibi bakabilecek bir kreş yok (varsa da biz bulamadık, bulsak da eve uzak kalırdı) . Aile büyüklerinin kurulu düzenleri de İstanbul dışında olunca, tek seçeneğimiz bakıcı / ev öğretmeni / bebek eğitmeni / bakıcı anne oldu (ünvanlar çeşit çeşit, sonuçta yapılan iş bebek bakımı).  Aile yapısı olarak yatılı değil gündüzlü bir bakıcıyı tercih ettik. Tanıdıklarımız ve onların tavsiye ettiği şirketler kanalıyla yaptığımız görüşmelerle Zülfiye Hanım'da karar kıldık. Şimdilik Ilgaz, Zülfiye teyzesi, annem ve ben hep birlikteyiz. Umarım işler düzene girdikten sonra da, ben ve Gökhan evde yokken, Ilgaz ve Zülfiye Teyzesi mutlu mesut bir hayat sürerler. (Güncelleme: Zülfiye Hanım'la geçirdiğimiz 1-2 hafta sonra, bizim için yatılı bir bakıcının daha uygun olduğunu anladık. Ilgaz 2,5 yaşına yaklaşırken, ilk yatılı bakıcımızla devam ediyoruz.)

Evin Düzenlenmesi:
Evin düzenlenmesi önemli bir konu. Çünkü ev bir anda bir insanın iş yeri haline geliyor. Hem de bu işyerindeki iş yegane varlığınızın bakımı. Bakıcının gün içinde işleri kolayca halledebileceği düzenlemeleri yapmak önemli. Anneanne ve babaannenin dönüşümlü yatılı kalma ihtiyacı ve benim de akşamları evde çalışmam gerekebileceği durumu oda düzenini değiştirme ihtiyacını doğurdu. Bir de güvenliği arttırıcı önlemler almak lazım. Ortalıktaki eşyalar ve bakıcının eşyaları için ekstra dolaplar, önlük ve bezlerin mutfağa taşınması, alt değiştirme masasının duvar dibine alınması, yakın çevrede güvendiğiniz birine anahtar bırakılması, vb.

Alışveriş:
Neyseki hamilelik öncesi iş kıyafetlerimin çoğu üzerime oluyor. Yine de tazelenmek için birkaç parça yeni eşya iyi gelir. Bebeğe gün içinde sağılmış süt verileceğinden süt depolama, ekstra biberonlar gibi malzemeleri düşünmek gerekli. Tchibo ve Ikea sağolsun, yoğurt makinesi, balkon rafları gibi şeyler de hem bana hem de Zülfiye Hanım'a ekstra kolaylık sağlayacak.

Sevgili annelerimiz:

Her sıkıntıda olduğu gibi burada da imdada anneler yetişiyor. Bakıcı ayarlansa da bir süre aileden birinin yardımına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bakıcının değişmesi/ayrılması ya da zorunlu bir süre bakamaması hallerinde  bebeğe annelerden birinin bakması gerekecek. Ilgaz küçükken sürekli İstanbul'da olmadıklarından onların da düzene alışmaları gerekli.

Bebek bakım el kitabı (pdf formatı):
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Bebek bakımı insanlığın varoluşundan beri, her milletten, her kültürden insan tarafından yapılıyor. Ancak, her anne-baba bebeğini kendine göre bakıp büyütüyor. Çocuk doktorları birbirinden farklı önerilerde bulunuyor. Anlaştığınız bakıcı tecrübeli olsa bile, sizin neyi ne şekilde tercih ettiğinizi öğrenmesi gerekiyor. Ben de bakacaklara benim istediğim şekilde bakabilmeleri konusunda yardımcı olmak için, söz uçar yazı kalır diyerek bir el kitapçığı hazırladım. Gün içinde yapılan her şeyi yazmak mümkün değil. Yalnızca çok önemli gördüğüm şeyleri olabildiğince kısa yazmaya çalıştım. Okunur olsun ve akılda kalsın.

Benim gibi okumayı, yazmayı ve kontrolü seven annelere, babalara yardımcı olması dileğiyle!

6 aylik bebek bakimi dosyasını indirmek için tıklayın (pdf formatında)
posted on 07 Ağustos 2007 Salı 21:28:28 UTC  #    Yorumlar [0]
# 15 Mayıs 2007 Salı

Önceki yazı Alt Değiştirme Cenneti





1 - İdrar yolları enfeksiyonlarından sakınmak için özellikle kız bebeklerde, temizliği önden arkaya doğru yapın.

2 - Göbek düşene kadar bezi göbek bağıyla temas etmeyecek şekilde katlayın.

3 - Bebek bezi satın alırken özellikle küçük numaralardan fazla miktarda stoklamayın. Çabuk büyüyorlar.

4 - Bebekler küçük bezle rahat edemiyor ve özellikle bacaklar tombişse paketin üzerinde yazan üst kilo limitine ulaşmadan bir büyük beze geçmek gerekiyor.

5 - Yanlardan sızmaması için bezi bağlarken önden gelen yan uzantıları bebeğin poposuna doğru itin, düzelterek arka bölümün yapışkanlarını öne getirin.

6 - Bezi bağladıktan sonra bacak lastiklerini düzeltin, fırfırlar dışarda kalsın.

7 - Kurulamaya çok dikkat edin. Siz kuru bağlarsanız, bez de jel yardımıyla güzelce kuru tutarsa pişik önlenmiş olur.

8 - Kirli bezi açarken, önce aralayıp bir göz atın. Özellikle erkek bebekler bezi açar açmaz çiş yapıyor. Hemen bezi hafifiçe örterek bir takım giysiyi kirlenmekten kurtarabilirsiniz.

9 - Islak mendil kullanıyorsanız alkolsüz olanları tercih edin. Parfümsüz ya da hafif kokulu olması iyi olur. Bazıları çok ağır kokuyor, bana kullandıkları diğer şeylerin kokusunu bastırmak içinmiş gibi geliyor.

Short tips in english

posted on 15 Mayıs 2007 Salı 14:03:02 UTC  #    Yorumlar [3]
Sanırım tüm bebekler altlarının açık olmasından hoşlanırlar. Biz bu işi hep aynı yerde yaptığımız için bebeğimizin mekana geldiği anda keyfi yerine geliyor (aç değilse). Biz de sıkışık durumlarda alt değiştirme cennetinin efsunundan faydalanıyoruz. Ben banyosunu hazırlarken, Gökhan alt değiştirme cennetinde oyalıyor.

Ne sıklıkta değiştirmeli:
Bebeğimiz ilk doğduğunda, göbek bağı düşene kadar her emzirmede değiştirmemizi önerdiler. Bebek o zaman sık emiyor, sık çiş yapıyordu. Sanırım göbeğin kuru kalmasını ve sık sık alkollenmesini garantiye almak içindi bu durum. Sonrasında daha çok bezi kontrol ederek devam etmek daha uygun. Göbek bağı düştükten sonra geceleri uykusunu açmamak için gece alt değiştirmemeye başladık. Zaten gece daha seyrek emdikçe daha da az çiş yapıyor. Gündüzleri de bezini kontrol ederek, genelde de 3-4 saati geçirmeyecek şekilde alt temizliği yapıyoruz. Eğer kaka yaptığını farkederseniz hemen değiştirmek gerekiyor. Bunun dışında da derdinin ne olduğunu bulamazsanız, ya da gazı varsa ve susturamıyorsanız  altını açmak sakinleştirmek için işe yarayabiliyor.

Ne kadar vakit alır?
Başlarda özellikle göbek ve sünnet bakımı da varsa biraz vakit alıcı. Pratik kazandıkça birkaç dakikada altını açıp, temizleyip, kurulayıp yeniden bağlayabiliyorsunuz. Ancak bebeğin altının hava alması için biraz açık tutmak çok iyi geliyor. Gaz çıkarma, kaka yapma sorunları varsa bunları da altı açıkken daha rahat yapıyor. Bu tür nedenlerle siz bu işi uzatırken bir de çişini yaparsa, özellikle de erkek bebekler için, iş alt-üst değiştirmeye dönüşebiliyor. Böylelikle birkaç dakikalık iş için yarım saat uğraşabiliyorsunuz. Ama üzülmeyin, çünkü kulağa gayet çirkin gelen alt temizleme işi, kendi bebeğinizin altı olunca gayet keyifli bir işe dönüşüyor, hele de bebek de bundan hoşlanıyorsa.

Ne zaman?
Birçok yerde emzirme öncesini önermişlerdi. Sanırım bebek emerken altı temiz rahat olsun ve emerken uyuyakalırsa uyanmasın diye öneriliyordu. Bir de eğer ağlarsa emerken nasıl olsa susar diye. Biz de bunu denedik ve aç bebek oynamaz, bizimki ortalığı birbirine katıyordu karnı açken. Biz de açken alt değiştirme işini bıraktık. Emzirmeden bağımsız olarak, altının kirli olmasına göre bazen önce bazen sonra değiştiriyoruz. Yalnızca gece yatırmadan önce iyice tok olsun diye en son emiziriyorum, bu alt değiştirmede emzirmeden öncesine denk gelmiş oluyor haliyle.

Malzemeler
Bebeği masanın üstünde yalnız bırakamayacağınız,  altı açık kucağınıza almak da istemeyeceğinizden, malzemeleri derli toplu elinizin altında bulundurmakta yarar var.

İzolasyon malzemeleri: Sert zemine yatırıyorsanız bebeğin altı için yumuşaklık sağlamak, yüzeyi olası ıslanma-kirlenme riskinden korumak. Muşamba kaplı bir sünger işinizi görecektir. Piyasada bu tür hazır ürünler satılıyor. Hatta kimileri üzerine geçme havlusuyla set olarak satılıyor. Şişirilen türden plastikler de gördüm. Bebeği sabit tutmak için kenarlarının biraz yüksek olması da yararlı. Her durumda araya bir havlu koymak hem yumuşaklık açısından, hem de su emmesi açısından iyi oluyor. Sık değiştirme ihtiyacından dolayı havluları 3-4 tane hazırlamak iyi olur. Dışarıda kullanmak için hazır kullan-at ürünler satılıyor. Aldığım bebek çantasının da bir parçası var, çantadan bir göz fermuarla ayrılıp alt değiştirme örtüsü oluyor, çok başarılı.

Temizlik malzemeleri(Pamuk, alt değiştirme mendili, tuvalet kağıdı/peçete): Evde ılık su ve pamuk kullanıyoruz. Bebeğin teninin kimyasalla temasını en aza indirmek için alt temizleme mendillerini pek tercih etmiyoruz (giysilerdeki lekeleri bile çıkartabiliyorlar). Sadece dışarıda ve kakayı temizlemek için (sonra yine ılık su ve pamukla geçiyoruz)kullanıyoruz. Alt açıkken çiş yaparsa kurulamak ve fazla kakayı toparlamak için elinizin altında tuvalet kağıdı rulosu ya da kutu mendil bulundurmakta fayda var.

Kurulama: Pişik olmaması için bebeğin altının iyice kurulanması çok önemli. İnce minik havlular ya da mermer şahi gayet güzel iş görüyor bu konuda.

Pişik kremi: Ben her alt değiştirmede pişik kremi sürmüyorum. Arada sırada kızarıklık görürsem çok az kullanıyorum. Şimdiki bezler içlerindeki jel sayesinde bebeği kuru tutmada gayet başarılı. Şu ana kadar pişik sorunumuz olmadı.

Bepanten Merhem: Sünnet bakımında ve eğer makatında çatlak, tahriş olursa kullanılıyor. Normalde gerekli değil.

Bebek Bezleri: Ben şu ana kadar pampers (prima) ve huggies denedim. Her ikisi de kullanılabilir. Kıyaslamak gerekirse pampers daha ince ve esnek. Epeyce ıslandıktan sonra bile yumuşak kalıyor. Ancak bacaklara oturan lastikler ince, fazla kalırsa kızartabiliyor. Huggies daha kaba ama daha yukarıya çıktığından kakayı daha iyi tutuyor. Genelde ikisinden de alıyorum, gece ve kaka yapacağını düşünüyorsam huggies, gündüz pampers bağlıyorum. Birçok anne gibi bebek küçükken daha uygun fiyatlı yerli ürünleri denemeye cesaret edemedim. Bence yerli markaların ilk yapması gereken bir yenidoğan ürünü çıkartıp, bu ürünü tanıtmak, deneme boyları dağıtmak. Böylece ürünlerini kullandırmaya daha erken alıştırmış olurlar.

Sıcak su termosu: Ikea'dan yarım litrelik termoslardan aldım. Sabah demlediğim çayın altında kalan sudan termosa dolduruyorum. İlk başta ılıştırarak, su azaldıkça direk kullanıyorum. Bütün günü idare ediyor.

Pamuk ıslatma kabı: Az miktarda ılık su koyup pamuğu ıslatıp sıkmak için elinizin girebileceği fazla büyük olmayan bir kap gerekiyor. Bana annem şirin seramik kaplar almıştı. Bunlar dekoratif oldu, kenarda da tutacak yerleri var. Ancak, seramik ısıyı emiyor ve içine koyduğum suyu soğutabiliyor. Plastik tercih edilebilir. Kullandığınız soğuyan suyu dökmeye her seferinde lavaboya gitmemek için yedek bir kap da ortamda bulundurulabilir.

Sepet: Malzemeleri derli toplu tutmak için bir sepet çok işe yarıyor. Ben banyo malzemelerini vitaminini vs. de aynı sepette tutuyorum. Böylece minik ıvır zıvırlar ortalıkta yuvarlanmıyor.

Alt değiştirme sehpası / masası: Malzemeler derli toplu olduğu sürece alt değiştirme her yerde yapılabilir. Ancak, bel ağrılarını azaltmak için bebeği bel hizanıza yükseltmek çok iyi oluyor. Bu iş için özel mobilyalar satılıyor. Satın alırken ayağınızın gireceği yer olmasına dikkat edin. Kullanacağınız malzemeleri koyacağınız bir çekmecesi varsa bu da açık durduğunda sizi engellememeli. Ben bir süre sonra biteceğini umduğum bir iş için mobilya almak istemedim, balkonda kullandığımız portatif masa gayet güzel iş görüyor.

Çöp Kovası: İçine koyacağınız poşet sık değişeceğinden fazla büyük bir kovaya ihtiyaç yok. Kolay açılıp kapanması önemli.

Denemeyi düşündüğüm bir şey daha var. Buz vs. koymak için termos kaplar satılıyor. Bunlardan alıp, pamukları günlük olarak sıcak suyla ıslatıp, sıkıp bunda saklamayı düşünüyorum. Ne kadar sürede soğur bilmiyorum. Elinizde varsa denersiniz.

Anekdot: Pamukları temizleme mendiline benzer geniş yüzey alanı oluşturmak için enine büyükçe kopartıktan sonra birkaç kat inceltiyorum (resimde). Bu da tüy çıkmasına neden oluyor. Bu tüyler beni hapşırtıyor. Benim korkunç hapşırığım alt değiştirme cennetinin huzuruna ermiş olan bebeği korkutuyor. Kriz halinde ağlamasına neden oluyor. Daha az tüy çıkartan pamuklar tercih edilmeli.

Bir sonraki yazı Alt Değiştirme Püf Noktaları
posted on 15 Mayıs 2007 Salı 09:41:06 UTC  #    Yorumlar [2]