# 22 Ocak 2010 Cuma

Aranızda izleyenler vardır, BBC'nin televizyon ve obezite ilişkisi üzerine bir belgeseli vardı. Televizyon izlediğimiz zamanlarda bir kanalda rastlamıştık.

Yemeklerin televizyon karşısında yenildiğinde tokluk hissinin gelmediği için daha fazla yemek yenilerek obezite riskinin sağlam şekilde arttığını ortaya koyan araştırmaları sunuyordu belgesel. Bir masada sakin sakin 2 dilim pizzayla doyan ergenlik çağındaki kızımız, annesi ile birlikte televizyonun karşısında aynı büyüklükteki pizzanın tamamını yiyiveriyordu bu belgeselde.

Bu akşam bu deneyi Ilgaz üzerinde yaptım, onayladım, TV kesinlikle obezite riskini arttırıyor.

Ilgaz normal kiloda bir çocuktur, hiç tombiş olmadı. En son kontrolünde doktoru göbeğine iltifat ederek, "oo yemeklerimizi güzel yiyoruz" şeklinde Ilgaz'a, kilosunun da yaşına ve boyuna göre çok iyi olduğunu bize ayrı ayrı belirtmişti. Yani fazlası da, eksiği de yoktur. Demek ki Ilgaz bu yediğinden fazla yese şişmanlayacak öyle değil mi? Ilgaz genel olarak akşam yemeklerinde fazla bir şey yemez. Bazen bir yemeği çok beğenir, çok da aç olur, oturur yer, bu durumları ayrı tutuyorum. Ama iki çeşit yemeğin ikisini de bitirecek kadar uzun süre sabredip sofrada oturamaz zaten. Oturduğu süre boyunca da genelde çöplenme şeklinde yer, biraz yemekten yer, salatanın suyunu içer, içinden bir şeyler seçer yer, öbür yemekten isteyip ondan biraz yer, birkaç kaşık yoğurt atar ağzına, hani rakı sofrasındaki mezelerden yer gibi.

Bu aralar "değişiklikler" çok hoşuna gidiyor. O gün her zamankinden farklı ayakkabı giymek gibi. Ben de artık büyüdü, bir "değişiklik" yapalım, DVD izlerken birlikte yemek yiyelim dedim. Bugün Aydo'yla tiyatroya gittiler ve öğlen uykusu uyuyamadı. Böyle günlerde akşam yemekleri pek eğlenceli geçmiyor. Televizyonun karşısına çilingir sofrasını kurdum ve Susam Sokağı DVD'sini açtım.

Ilgaz benim hayret dolu bakışlarımı da fark etmeden, kaşık kaşık çorbasını bitirdi, kasenin dibini sıyırdı. Sonra patates yemeğine geçti, kıymalarını falan da seçmeden tıkır tıkır hepsini yiyordu ki, DVD bitiverdi. Kalktı televizyonu kapattı ve tabaktaki yemeği bitirmedi. Tabakta az patates kalmıştı, eminim DVD bitmemiş olsaydı kalanını da yemiş olacaktı.

Hipnotize olarak yemiş olamaz, çünkü yemeğini kendisi yedi, ben ağzına yedirmedim. Yemeğin tadını mutlaka beğendi, beğenmediği yemeği yemeyecektir. Ama resmen doyduğunu anlayamadı işte. Ilgaz hayatında ilk kez bir şey izleyerek yemek yemiş oldu. Bu değişikliği pek sık yapmayacağız gibi duruyor.

Eğer sizin de veremediğiniz doğum kilolarınız ve televizyon karşısında yeme alışkanlığınız varsa, acil bırakmanızı öneririm. Güzel bir müzik eşliğinde mütevazi bir sofra gibisi yok, döke saça yiyen, sandalyeye inip çıkıp sizi huzursuz eden bir minik arkadaş eşlik etse bile.

posted on 22 Ocak 2010 Cuma 21:00:58 UTC  #    Yorumlar [6]
# 25 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Ne zaman bebeklikten çıkıp çocuk olurlar? Yürüdükleri zaman mı, konuştukları zaman mı? İlk yaş gününden sonra hayatınızda yeni bir dönem başlıyor. Her anlamda size bağımlılığı azalırken, iletişimi gitgide artıyor. Diğer yandan artık daha akıllı olduğu için çözümler daha dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor.

12-18 ay gelişim döneminde en çok kullandığımız 5 ürün:

Suluk, çocuk bardağı: Avent Sportster. Üzerinde 18 aydan itibaren yazmakla birlikte, Ilgaz'ın biberondan sonra favori bardaklarından oldu. Diğer 3 delikli versiyonlarına göre çok daha rahat kullanıyor, daha hızlı aktığı için sanırım. Diğer Avent bardaklara da uyduğundan, duruma göre uçlarını daha kısa bardaklara takarak da kullanıyoruz. vde artık büyük çoğunlukla normal bardak kullanmakla birlikte, bazen odasına içecek götürürken, bitki çayları için ve yolda belde, silikon sızdırmazları da olmadan hala kullanıyoruz.

Çatal-bıçak, kap-kacak: Ikea renkli plastik çocuk malzemeleri. Rengarenk, plastik, kullanışlı hafif. Ayrıca bıçaklar çok güzel nutella, tereyağ sürer. Ayrıca piknikte, yolda kendiniz için de kullanabilirsiniz.

Nemlendirici: Avene Trixera. Aslında bu ürünü de doğumundan itibaren kullandık, önceki yazılarda atlamışım, önemli bir ürün. Daha küçükken ara ara belirli bölgelerinde ekzama oluyordu. Sonra güneşten ve kışın rüzgarlı havalarda soğuktan, asitli şeyler yediğinde özellikle ağız çevresi kızarıyordu. Eğer kurumasına izin verirsek kötüleşiyordu. Banyodan sonra ve gün içinde önce hafif ıslatıp teni nemliyken sürerek koruduk cildini.

Portatif Mama Sandalyesi: Sevi Bebe Pratik Mama sandalyesi. Kılıfı çıkartılıp yıkanabildiğinden, hem dışarıda, hem ev içinde çok pratik. Süngerini yıkamayın, bozuluyor.

Hazır Mamalar: Milupa Gece Tahılları, Milupa Fasulye-domates, Milupa 4'lü kaplarda satılan meyve püreleri. Katı gıdaya geçiş döneminde çok sık hazır mama kullanmamaya çalıştım. Ama özellikle Ilgaz biraz palazlanıp, biz de daha çok gezmeye başlayınca, evde ve çantasında her zaman, uzun ömürlü mamalardan bulundurmaya çalıştım. Acil durumlarda ve özellikle yiyeceklerin bozulma riski olduğu ısılarda çok yararlı. Artık seyrek yediğinden midir nedir, tadını sevdiğinden midir bilmiyorum ama, hiç bir zaman bu hazır mamalara itiraz etmedi.

posted on 25 Ekim 2009 Pazar 08:33:22 UTC  #    Yorumlar [0]
# 04 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Katı Gıdalara Geçiş Dönemi olan 6-9 ayda en sık kullandığım 5 ürün:

Cam Rende: Paşabahçe cam rendeyi hiç kaldıramadık, hep bulaşıklıkta durdu diyebilirim. Balık şeklinde, ortası pürtüklü, meyveyi sürünce, bütünlüğünü bozup yumuşak posa ve suya çeviren son derecede basit ve başarılı bir alet. Doktorumuz, pürtüklü yemeye alışması için meyveleri ilk günden başlayarak cam rende ile hazırlamamamızı önermişti.

Saklama Kapları: Avent Via Süt Saklama Seti. Güya süt saklama amacı ile almıştım ama acil durumlarda çözdürüp ısıtması süt poşetlerine göre çok daha uzun zaman aldığı için bu amaçla nadiren kullandım. Hem buzdolabı ve buzluk için, hem ısıya dayandığından sıcak su içinde yemeği ısıtıp direk içinden yedirmek için, hem yanımıza almak için elim ayağımız oldu bu kaplar. Hala da evde Ilgaz'ın malzemeleri dışında da en çok kullanılan saklama kabı olduğunu söyleyebilirim. Baştan fiyatı biraz pahalı gibi gelmişti ama iyi bir yatırım oldu.

Yoğurt Makinesi: Tchibo'nun teması tam benim aradığım ana denk gelmişti. Ilgaz başlarda günde 1,5-2 kavanoz götürüyordu bunlardan. Süt olarak günlük süt, maya için SEK'in 800 gramlık plastik dikdörtgen kaptaki homojenize yoğurdunu kullandık genelde.

Mama Önlüğü: İkea'nın ikili set halinde satılan kollu muşamba önlükleri. Makineye de atılıyor. Belirli bir yıkamadan sonra ılık ütüyle ütülüyorsunuz, geçirmezliğini yeniden kazanıyor. Küçülünce kolları kestik, boynunu çıtlattık hala kullanmaya çalışıyoruz arada.

Banyo Oturağı: Kid dsign diye bir marka. Yanılmıyorsam, 17 TL civarı bir fiyata Maxitoys'dan almıştım. Diğer markaların fiyatları 50-60 civarıydı. Oturmaya başladıktan itibaren banyoda bunu kullandık. Hatta bir-iki kere mama sandalyesi ıslakken resimdeki gibi tezgahın üzerine vakumlayıp mama sandalyesi olarak da kullandım. İçine sığamayana kadar da bunu kullandık banyoda.

posted on 04 Ekim 2009 Pazar 18:16:06 UTC  #    Yorumlar [4]
# 14 Eylül 2009 Pazartesi

Bu benim için çok özel bir yazı. Uzun zamandır, harıl harıl çalışıyoruz ve size duyurmak için her geçen gün biraz daha sabırsızlanıyorum. Nurturia'yı açmamıza az kaldı. Nurturia logosuna tıkladığınızda ulaşacağınız anasayfada site açıldığında haberdar olabilmek için talepte bulunabilirsiniz.

Nurturia da nereden çıktı?
Nurturia, bizim Ilgaz doğduktan sonraki temel ihtiyaçlarımızdan ortaya çıktı. Hiçbir uzmanlığımız olmayan bu nadide konuda okuyorduk, doktorumuza soruyorduk ama yetmiyordu. Bu iş tecrübe işiydi. Diğer yandan, internetin dibini kazıyıp, kimi zaman acı tecrübelerle edindiğimiz bilgiler başkalarına yarasın istiyorduk. Kitubi'ye de zaten öyle başladım. Diğer yandan, İstanbul'da yaşamayan ailelerimiz Ilgaz'ın hayatında olmak, onunla ilgili güzel anları paylaşmak istiyorlardı. Fotoğrafları iyi kötü mail'le gönderiyorduk, ama her şeyi, herkese ayrı ayrı anlatmak mümkün değildi. Onlar da benim emzirme ve bez değiştirme aralarında anlattıklarımdan pek tatmin olmuş görünmüyorlardı. Anne, baba, çocuk ve sevdiklerinin dertlerini birarada çözebilecek bir platforma ihtiyaç vardı.

Nurturia ne demek?
Biliyorsunuz Kitubi'nin bir anlamı yok. Başlangıçta, çıldırmış olmalıyım ki iki dilde birden yazabileceğimi sanmıştım. O yüzden iki dilde de aynı şekilde okunabilecek bir isim seçmiştim. Nurturia global bir proje. nurturia.com.tr'yi türkçe açtıktan kısa süre sonra İngilizce olarak nurturia.com'u açacağız. Yine uzunca bir süre iki dilde de güzel ve anlamlı alan adı aradıktan sonra, türkçe karakterlerimizin de azizliği ile İngilizce'ye yöneldik. Sonra Nurturia'yı bulduk ve çok beğendik. Nurturia, Nurture'dan geliyor. "Nurture" yetiştirmek, bakmak, büyütmek anlamına geliyor. Nurturia'yı da bakılan, yetiştirilen yer anlamında kullanmak istedik.

Nurturia tam olarak ne işimize yarayacak?

Çekirdek aileniz: Nurturia ile, kendinize ait bir hesap açarak, orada nasıl bir ebeveyn olduğunuzu anlatırken, aynı zamanda çocuğunuz için de kendi hesabınıza bağlı bir hesap açabileceksiniz. Eşiniz de aynı gerçek hayatta olduğu gibi, çocuğunuzun sayfasına sizinle aynı haklarla erişebilecek. Bu hesapta ikiniz de onun sevdiklerinizle paylaşmak istediğiniz fotoğraflarını, marifetlerini kolayca güncelleyebileceksiniz. Bu basit güncellemeler, çocuğunuza ve size gelecek için anı olarak kalacak.

Aileniz, arkadaşlarınız: Aile bireylerinizi ve arkadaşlarınızı, yavru insanın marifetlerini görmeye davet edebileceksiniz Nurturia'ya. Ona anlattın, bana anlatmadın diye küsmeyecek kimse. Heyecanla bekleyecekler gelişmeleri.

Tecrübe paylaşımı: Keşke herkes işe en azından ikinci çocuktan başlayabilse. Ama yine de her çocuk aynı değil. Diğer yandan dertleriniz ilk defa sizin çocuğunuzda da ortaya çıkmış değiller, daha önce tecrübe edenler var. Onlara soru sorma imkanınız olacak, kaç yaşında, kaç çocuğu olan birinin yanıtladığını da görerek rahat rahat değerlendirebileceksiniz yanıtları. Sizin de başkalarının sorularını yanıtlayarak onlara yardım etme imkanınız olacak.

Gruplar: Nurturia ile istediğiniz türde grubunuzu kurup, kafadarlarınızla e-posta'nızı şişirmeden, rahat rahat iletişim kurabileceksiniz.

www.nurturia.com.tr adresine e-posta adresinizi bırakarak site açıldığında haberdar olabilirsiniz.

posted on 14 Eylül 2009 Pazartesi 19:59:08 UTC  #    Yorumlar [15]
# 22 Haziran 2009 Pazartesi

Yemek yedirmedeki hatalarımı düzeltmekte çok zorlanıyorum. Bir küçük değişiklik oluyor, ve yaptığım planları unutup, yine onu yedi bunu yemedi diye endişelenmeye devam ediyorum. Başka bir şey ararken, 2 yaş civarı yemekle ilgili bir yazıya rastladım. Tekrar sürdürmekte istikrar göstermediğim çabalarımı hatırladım. Bozulmuş yemek düzenini düzeltme çabalarımla ilgili yazıyı bekleyenler de vardı. Hemen birkaç satır yazıvereyim dedim. Siz de aklınıza gelenleri ekleyin.

  • Eğer 2 yaş çocuğunuz sofrada 3-5 dakika oturarak kendi kendine bir şeyler yiyorsa, siz de, o da işinizi gayet iyi yapıyorsunuz demektir. Bir şeyleri düzelteceğim hevesiyle daha beter bozmayın.
  • Çocuğunuz aç olduğu için ve yemeği sevdiği için bir süre sakin bir şekilde duruyor, masayı bir çatışma alanı olarak gördüğü için değil. Beslenme bağımsızlığını ve yiyeceklere olan tutkusunu elinizden geldiğince teşvik edin. Ne yiyeceğini seçmesi için söz hakkı verin (peynirli sandviç mi, fıstıklı sandviç mi?). Yiyeceğini kendi kendine yiyebileceği formda sunmaya çalışın. Spagettisini elleriyle yemek istiyorsa yesin. İstediğinden daha fazlasını yemesi için zorlamayın (dikkati dağıldığında nazikçe yemeğe devam etmesini hatırlatabilirsiniz). Kendisinin böyle bir talebi olmadığı sürece ve yemeğin kalanını kaşıklayıvermesi için ona yardım etmeyin.
  • Ne yaparsanız yapın, yemeğini bitirdikten sonra masada oturmaya devam etmesi için zorlamayın. Diğerlerinin yemeğini bitirmesi için sofrada bekleme görgü kuralını öğreneceği günler de gelecek merak etmeyin. Eğer bu kuralı şimdiden zorlamaya çalışırsanız, mutlu bir yemek saatini riske atarsınız.

Bu yazıyı okudum da son günlerde her şeyi mi yanlış yapıyormuşum ne dedim. İyiki aramışım o diğer aradığım şeyi de buna rastlamışım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 22 Haziran 2009 Pazartesi 13:03:11 UTC  #    Yorumlar [0]
# 16 Haziran 2009 Salı

Tan yaklaşık 2 haftalıkken bir türlü  mememden inmeyip sürekli emmek istediğinde öğrendim "büyüme atağı" tanımlamasını. Bendeki telaşı siz düşünün ey anneler! "Sütüm mü yetmiyor acaba, yok ben bu annelik işini kıvıramıyorum" ile başlayan, lohusa depresyonumun da etkisiyle ağlama krizlerine varan panik hali.

Oysa oğlum artan büyüme hormonunun etkisiyle hızlı büyüme evresine geçerek, sürekli emip, hem büyümek hem de benim sütümü çoğaltmak istiyormuş. Bu büyüme ataklarının bir tanesine de Tan 9. ayına girerken, bir hafta önce 4 gün süren bir uykusuzluk evresi ile yaşadım.

İnternette yaptığım araştırmaya göre büyüme, en başta beyindeki hipofiz bezi tarafından salgılanan  büyüme hormonu (BH), triod ve cinsiyet hormonu ile sağlanıyor. BH, bebeklerde 0-1,5 yaş arasında özellikle geceleri salgılanırken, belirli haftalarda salınımını artırıyor ve bebeklerde huzursuzluklara, özellikle geceleri sık uyanmalara neden oluyor. Fakat nedense doktorlar bu son derece önemli konuyu anne ve babalarla yeterince paylaşma gereği duymuyorlar. Bence bebek daha ilk rutin kontrolüne götürüldüğünde anlatılması gereken en önemli konu başlığı.  Almanya'da bebekleri yeni doğan ebeveynlerden, yalnızca bu konuda yazılan Oje, ich wachse adlı kitabı okumaları isteniyormuş. (Yazarlar: Hetty Ven de Rijt ve Frans X. Plooji. Almancası olan arkadaşlar belki ilgilenir ve kitabı bulurlar diye düşündüm)

BH, kan şekerini yükseltirken, vücuttaki yağ yıkımını artırıyor, kolestorol ve trigliseridi azaltıyor, protein sentezi ve hücre yapımını uyarıyor. En önemli etkisi kemik ve kıkırdak yapı üzerinde, yani boy uzamasında görülüyor. Bebeklerin yaşadığı değişimi bir düşünsenize. Hiç de kolay bir iş değil yaşadıkları.  4000 vakada bir görülen BH eksikliğinde ise boyda kısalık, beyinde hastalıklar, yüzde şekil bozuklukları gibi istemediğimiz sonuçlar doğurabiliyor.

İnternette bir doktor, "Bir gece yatıyorsunuz ve sabah kalktığınızda uçtuğunuzu görüyorsunuz. İşte bebeğinizin yaşadığı değişimde böyle bir şey" diye anlatıyor.
Gerçekten de  birkaç gün önce deyim yerindeyse "labut gibi yatan" bebeğiniz bir bakıyorsunuz gülümsüyor ya da emeklemeye çalışıyor.

Bebekler ilk 20 ayda 10 adet büyüme atağı geçiriyor, bu ataklar bebeğine göre  değişecek şekilde  5, 8, 12, 19, 26, 37, 46 ve 55. haftalarda görülüyor.  Bu dönemlerde bebeklere sakin, sevecen, taleplerini karşılayacak şekilde yaklaşılması  önerilirken, bebekteki huzursuzluklar nedeniyle "büyüme geriliği" diye adlandırılan ve yalnızca birkaç gün süren bu günlerde anne ile babalara paniğe kapılmamaları öneriliyor.

posted on 16 Haziran 2009 Salı 14:35:58 UTC  #    Yorumlar [4]
# 26 Mayıs 2009 Salı

Katı gıdalara geçişi tamamlamadan işe başlamayı planlayan her annenin en önemli derdidir, bebeğim ne kadar anne sütü içiyor, ne kadar sağmalıyım, sağdığım yetecek mi? Nihan ve diğer katı gıdalara geçecek annelere yardımcı olmak için yazdığım Ben ettim, siz etmeyin - bebek ve çocuklara yemek yedirmek yazısının yorumlarında Hande süper faydalı önerilerde bulunmuş. Yorumlarda kaynamasın diye ayrı bir yazı olarak da ekleyeyim dedim. Yazıları okurken yorumları takip etmeyi ve vakit buldukça siz de yazmayı ihmal etmeyin.

"...Ben işe başladığımda Can  tam 4 aylıktı ve sadece anne sütüyle besleniyordu. Ben inanılmaz strese girmiştim. İnternetten 4 aylık bebek kac cc anne sütü emer diye araştırmalar bile yapıyordum. Doymazsa diye uykularım kaçıyor ve buzluğa sürekli biriktiriyordum sütümü.

İşe başladığımın ilk haftası stresten aniden sütüm azaldı neredeyse tamamen kesildi. Ben de öğle araları eve gidip emzirmeye başladım benim moralim yükseldikçe sütüm de yeniden arttı. Can 5 aylık olduğında düzenimizi kurmuştuk. Hatırladığım kadarıyla ilk zamanlarda ben evde yokken 360cc süt içiyordu. Sabah saat 7-7.30 civarı emzirip çıkıyordum, saat 10 - 12 ve 4'de olmak üzere yaklaşık 400-460 cc süt sağıyordum. 6'da eve vardığımda Can çok acıkmış oluyordu ve emiyordu. Eğer gecikecek olursam bakıcımız 20-40cc kadar süt ısıtıp Can iyice acıkıp bağırmaya başlamadan önce içiriyordu çünkü iyice acıkırsa 40cc ile oyalamak zor oluyordu. 6. aydan sonra artık hem benim sütüm 360cclere geriledi hem de Can'ın ihtiyacı 420-450cclere çıktı. O dönemde de buzluktaki sütler imdadımıza yetişti. Buzluktaki sütleri yaklaşık  9.aya kadar kullandık (tahminen 2 litre civarında birikmiş vardı) derken benim sütüm günde 150 cclere kadar düştü ama Can artık her şeyden yediği için günde sadece 1 sefer uyku öncesi içiyordu ve o da ona yetiyordu. 1 yaş sonrası sağmayı bıraktım ve can hala emiyor (yarın 15 aylık). Gündüz 1 bardak inek sütü içiyor, akşamüstü ve sabah meme keyfi yapıyor. Yalnızca 10. aydan sonra doktorumuzun uyarısı üzerine gece uyanmalarında mecbur kalmadıkça meme vermemeye başladım. Yoksa büyüdükçe daha sık uyanıp sürekli emmek istiyorlar ve memede uyumak gibi bir alışkanlık ediniyorlar. Bu da çalışan bir anne için oldukça zor oluyor.

Biz 6. ay katı gıdaya geçtik ama Can'ın katıları kabullenmesi 8. ayı buldu. Yavaş fakat iyi ilerledik. Sakın yemiyor diye endişelenme. Damla çok güzel öneriler yazmış bunları takip edersen zamanla harika yiyen bir çocuğa sahip oluyorsun. Aklıma gelenler:

  1. Gün içerisinde sağdığım sütlere numara veriyordum böylece ilk sağdığımı ilk içiriyorlardı ertesi gün.
  2. Yanımda bir buz çantası taşıyordum, yolculukta sütler bozulmasın diye (çabuk bozulmuyorlar 6 saat oda sıcaklığında 24 saat buzdolabında 6 ay derin dondurucuda tutabiliyorsun)
  3. Eğer o gün normal ihtiyaçtan fazla sağdıysam 20cc bile olsa o fazlalığı hemen buzluğa koyuyordum acil durumlar için.
  4. Katı gıdalara geçişte biraz sabırlı olup ne yediğini bulmak değil, yedirmen gerekeni hergün bebeğin önüne koymak 1 kaşık ya da 10 kaşık ne yerse zorlamadan yavaş yavaş alıştırmak bizim işimize yaradı. 6. ayda Can'ın önüne hergün kuşlukta meyve püresi ikindi yoğurt koyuyorduk ilk 2 hafta ikisinden de ancak 1'er kaşık yedirebiliyorduk. 2.haftadan sonra yoğurdu yemeye başladı 7. ayın başında bir oturuşta 1 kaseyi yer oldu ancak 8. ayda ancak meyve yemeye başladı. Hiç zorlamadık ama hergün ikram ettik. Her gıdayı aşama aşama aynı şekilde tanıttık. 9. aydan sonra her şeyi yemeye başladı.
  5. Damla'nın önerilerini oku yemek düzeni, bebek bakımı, beslenmesi ve çalışan annelere notları v.s. ve bunları kendi düzenine göre adapte et :)
  6. Süt sağarken sütün gelişi durduktan bir süre sonra tekrar süt gelmeye başlayacaktır sağmaya devam et. Her göğüse hiç olmazsa 8-10 dk ayır.
  7. Evde küçük bir paket mama bulundur acil durum için. Arada bir mama içmesi dünyanın sonu değil tam tersine senin biraz rahat nefes almanı sağlayabilir.
  8. Eve geldiğimde eğer Can emmek istemezse de mutlaka süt sağdım yoksa süt gerilemeye başlıyor.

..."

Hande'ye süper önerileri için tekrar teşekkür ediyor, diğer annelerin önerilerini de bekliyorum.

posted on 26 Mayıs 2009 Salı 14:49:45 UTC  #    Yorumlar [4]
# 14 Mayıs 2009 Perşembe

Bu seride, önceki yazı: Ben ettim, siz etmeyin - bebek ve çocuklara yemek yedirmek

Ilgaz'ın katı gıdalara geçişinden itibaren bunlara hep dikkat ettim. Size de tavsiye ederim:

  • Hiç televizyon karşısında yemek yedirmedim.
  • Yemek sırasında oyuncak vermedim. Oyunla, soytarılıkla, tren geliyor aç ağzını diye yemek yedirmedim.
  • Elimden geldiğince ailece birarada yemek yememize çalıştım. Benim yarattığım tüm strese rağmen, yine de hergün hep birlikte sohbet ederek geçirdiğimiz bir zaman oldu yemek saatleri (Gökhan'ın mesai saati 18:30'a uzatılıp da yemek saatinde eve yetişemez olana kadar).
  • Sofra süresini ne kadar uzatsam da, yemek saatini sofrada bitirdim, elimde yemeklerle peşinden koşturmadım. Gezinerek yemek yemesine izin vermedim.
  • Yemeklerini yemedi diye gece gündüz sütü dayamadım. İki gün bir şey yemediyse, üçüncü gün yine yemek yedi hiç değilse.
  • Tatlı, hamur işi yedirerek şişmanlatmaya çalışmadım. Bunları çok önemli yiyecekler olarak lanse etmedim (makarna ve pilavın mertebesini kurtaramadım henüz).
  • Yemeğini yesin diye ödül olarak tatlı, çikolata vermedim. Yemekleri sevdirmeye çalıştım, yemek çikolata yolunda zorlu bir adımdır gibi bir kanı edinmemesine çalıştım.
  • Kendisi denemeye hevesli olduğu sürece, yemeğini kendisinin yemesine çalıştım.

Sizin önerileriniz var mı?

Bir sonraki yazıda yemek saati sorunlarını düzeltme çalışmalarımı yazayım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 14 Mayıs 2009 Perşembe 19:33:25 UTC  #    Yorumlar [3]
# 13 Mayıs 2009 Çarşamba

Bu Ayk Budur!'un yorumlarında Nihan'ın katı gıdalara geçişle uğraştığını okuyunca, bu yazıyı yazmak istedim.

Çocuklara yemedikleri yemekleri yedirme becerimle şişinen biriydim. Daha ortaokuldayken, "Damla gel şuna yedir" diye bebeklerini beslemem için beni çağıran komşularımız olurdu. Meğer işin sırrı rahatlıkta genişlikteymiş. Bana ne tabi, etini sebzesini yemiş yememiş, büyümüş büyümemiş, barsakları çalışmış çalışmamış. Ben eğleniyorum. Ben eğlenince, çocuk da eğleniyor.

İş başa düşünce işler o kadar kolay yürümedi. Ilgaz'ın yeme sorunu olduğunu söylemek doğru olmaz, neredeyse her şeyi yiyor. Ama yuvada, ya da ablasının yanında silip süpürürken, benim yanımda hala nazlanabiliyor, onu istemem bunu isterim diyebiliyor. Bunun çocuğun iyi beslenmesini kendime misyon haline getirerek yaptığım hatalardan kaynaklanmış olabileceğini düşünüyorum. Aklımı başıma devşirip bu durumu geç olmadan düzeltmeye çalışıyorum, gerçekten gelişme var. Eğer ilgilenen olursa, düzeltmek için neler yaptığımı ayrı bir yazıda yazabilirim.

Bunların gerçekten çocuğun beslenme alışkanlıklarına bir faydası yok. Zaten büyüyüp aklı erdikçe kısa vadede işe yarar gözüken taktiklerin hiçbiri bir işe yaramıyor. Dönem dönem hepsini yaptım, utanıyorum kendimden. Ben ettim siz etmeyin:

  • Kandırdım onu, enayi yerine koydum. Sevdiği yiyeceği gösterip, yararlı olduğuna karar verdiğimi kakaladım ona. Çocuk bir yemeği bir kaşık yoğurt, bir kaşık yemek olarak severek bir kase dolusu yedi diye, aynı yöntemi tüm yemeklere uygulamaya çalıştım bir dönem. Şunu yaptım aylarca, bir kaşık yoğurt (çocuk ilk kaşıktan sonra şevkle ağzını açıyor), bir kaşık yemek (ağız kapanıyor), tekrar koklatıp kaşığı göstererek yoğurt olduğuna ikna edip bir kaşık daha yoğurt (yüzü düzelir, yine ağzı açılır), bir kaşık daha yemek kakaladım. Böyle yemeyi seviyor diye kendimi avuttum.
  • Şeceresini tuttum sevdiği sevmediği yemeklerin, takıntı yaptım. Ilgaz'ın yaklaşık iki yıllık yemek zevkinin nasıl yanar döner olduğunu aşağıdaki grafikte göstermeye çalıştım. İlk tattırdığımda ölesine nefret ediyor gibi gözüktüğü şeyi, birkaç ay sonra silip süpürünce sevinçten kendimden geçtim. Ertesi gün aynısını yemeyince hüsrana uğradım. Sevdiği yiyeceğin içine nasıl olsa püre olur anlamaz diye sevmediklerini kakaladım. Sevdiğinden de sıtkı sıyrıldı.

  • Yararlı bir şeyler (bana göre) pişirdiysem yesin diye içim içimi yedi. Bunu ona da çok belli ettim. 
  • Seçenek sunun dediler, çivisini çıkardım. Sonsuz seçenek sundum. Zavallı istatistiklerime bakarak, en az sevme ihtimali olandan başlayarak, yemekleri sırayla verdim. İster de önündekini bitirmez diye diğer yemekleri bizim tabaklarımıza da koymadım. Çeşitleri sırayla sürpriz gibi sunup, artık  sıra kaşar ekmeğe (aman aç yatıp da gece uyanmasın diye) gelene kadar ne varsa çıkardım buzdolabından. Üşenmedim kimisini o sofrada otururken ısıttım, bazen çok ısındı soğuttum, bazen blender'dan geçirdim. O da daha iyisi gelebilir, yer kalsın beklentisiyle elinin tersiyle itti sunduklarımı. Konuşmaya başlayınca, "anne buzdolaptan bişey istiyorum, bişeyler ver bana dolaptan" demeye başladı. Jetonum ancak o zaman düştü.
  • Daha çok yer ümidiyle o kadar uzun süre oturtuyordum ki sofrada, saat geç oldu diye sofradan kaldırıp hemen yatırmak zorunda kalıyordum. O da yemeği bitirip sofradan kalkarsam yatıracaklar diye yemiyordu yemekleri.
  • Kendi isteğiyle bir sürü yararlı şey yediği halde, ben sürekli yemediklerine kanalize etmeye çalıştım. Sanki kendi bayılarak yiyince yararlı değilmiş gibi mi geliyordu, aklım neredeydi benim?
  • Dişi çıkıyormuş, hastaymış, keyifsizmiş, insanın az yediği günler de olur değil mi? Ben bunu kabul edemedim. İştahsız olduğu bariz olan günlerde bile yemesi lazım diye kendimi de onu da strese soktum.
  • Sevdiği yemekler hazırlayacağım diye onunla geçireceğim vakti yemek hazırlamaya harcadım. Sonra da bir sürü emek verdim, malzeme harcadım diye yemediğinde sinirim bozuldu, onun da sinirini bozdum. Onun tüm istediği basit bir tarhana çorbası, bir tabak makarna, bir kase yoğurttu belki de.

Hep yanlış yapmadım canım, bir-iki doğru şey de yaptım katı gıdalara geçiş sürecinde.

Bu seride sonraki yazı: Ben ettim, iyi de ettim - bebek ve çocuklara yemek yedirmek

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 13 Mayıs 2009 Çarşamba 05:33:20 UTC  #    Yorumlar [12]
# 21 Ocak 2009 Çarşamba

Tıp hergün değişiyor, her geçen gün % 100 doğru kabul edilen bazı bilgilerin 180 derece tersi yönünde sonuçlar çıkıyor araştırmalardan. Alerji de karışık konulardan biri.

Ailesiyle birlikte bol bol alerjiye sahip biri olarak benim de bu konuda kafam her geçen gün daha çok karışıyor. Acaba korunmaya çalışmak mı doğru, yoksa her şeyi oluruna bırakmak mı? Acaba alerji vücudun aşırı strese karşı bir deşarj yöntemi, yoksa bir savunma sistemi hatası mı?

Doktorlarımızın önerisi ile alerji riski yüksek gıdaların bazılarından 1 yaşına kadar koruyoruz çocuklarımızı. Bunların başında inek sütü, bal (balla ilgili alerji dışında problemler de var), çilek, narenciyeler (portakal, mandalina gibi), patlıcan, bakla, domates, yumurta sarısı ve fındık, fıstık ürünleri geliyor. Boğulma riski ve alerji geliştiğindeki yoğun etkisi hseaba katıldığında fındık, fıstık türevi çerezlerin 3 yaşına kadar verilmemesini öneren doktorlar da var.

Alerji Nedir?

"Allerji kişilerin aslında zararlı olmadıkları halde bazı maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesidir.Bizi zararlı organizmalara karşı koruyan bağışıklık sistemimiz görevleri istilacıları (antijenleri) zararsız hale getirmek olan vücut savunmacılarını (antikorlar) üretir.

Normalde vücudumuzu koruyan bağışıklık sistemi bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere de aşırı yanıt verir. Bu reaksiyonlara aşırı duyarlılık ya da allerji adı verilir.Allerjik reaksiyona yol açan antijene de allerjen adı verilir.Allerjik reaksiyonlar tek tip değildir, birçok yolla ortaya çıkarlar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilirler ve çeşitli şiddette olabilirler.

İmmün (bağışıklık) sistemimiz iyi bir belleğe sahiptir. Yaşamımızın başlangıcında organizmamız yabancı maddelerle karşılaştığında immun sistem onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir.Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikorlar üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle saman nezlesi olan bir kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immun sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir..." (Kaynak: http://www.genetikbilimi.com/genbilim/alerjinedir.htm)

Geçenlerde erken yaşta yer fıstı ile tanışmanın, yer fıstığı alerjisi gelişmesini önlediği yönünde şüphe uyandıran bir araştırma ile ilgili bir habere rastladım. (Babies who eat peanuts may be less likely to develop peanut allergy, 14 Kasım 2008, HealthDay News). Araştırmacılar İngiltere ve İsrail'de okul çağındaki 8600 çocuk üzerinde yer fıstığı alerjisi testi yapmışlar. Test sonuçlarını, 4 ile 24 ay arasındaki yer fıstığı tüketimleri ile yanyana koymuşlar. İngiliz çocuklarında alerji oranı 1.85 iken, İsrail'li çocuklarda 0,17 çıkmış. İsrail'li çocukların % 69'una 9 ay civarında fıstık veriliyorken, bu oran İngiliz'lerde yalnızca % 10'muş.

Eski GEO'larımdan birinde ana konu olarak Alerji işleniyordu ve samanla, hayvanlarla, tozla toprakla erken yaşta tanışan çocuklarda daha az astım görüldüğü ortaya koyuluyordu. Çok etkileyici bir yazıydı, sayıyı bulduğumda bir özetini yazarım.

Diyeceğim, acaba fazla korumacılık alerji konusunda da çocuklarımıza zarar mı veriyor? 

Dikkat: Doktorunuza danışmadan hiçbir öneriyi uygulamayın. Sitenin Kullanım Şartları'na bakın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Bir denge sporu - ebeveynlik 

 

posted on 21 Ocak 2009 Çarşamba 10:21:33 UTC  #    Yorumlar [1]
# 01 Aralık 2008 Pazartesi

Evde Tamı "Tan"ına iki bebek var :) Tamam benimkine artık bebek demek olmuyor, koca bebek diyelim. Annem, ablam ve lahana dolması yeğenim Tan bizdeler. Ilgaz'ın pek keyfi yerinde, anneannem yedirsin, anneannem yatırsın, anneanem giydirsin, Tan ağlama. Zaten bir hafta kadar önce evde anneannem özledim, babaannem özledim... diye sayıyordu. Bir kıskanma durumu olmadığı için de pek neşeliyim. Hatta ablam Ilgaz onunla ilgilenmediği için annemden kıskanıyor desek yalan olmaz.

Kulağa biraz garip gelebilir ama bu Tan bebek çok tatlı ağlıyor. Ben den onu sakinleştirmeye çalışırken öpüyorum, muhteşem kokuyor :)

Akşamüstleri gaz derdi baş gösteriyor ve bir anda ağlamaya başlıyor. Ben de Ilgaz'dan sonra atıp tutuyordum, boş yere kendimi üzdüm gaz yüzünden, ne değişti, bak geldi geçti, masajlar, altını açık tutmalar ne gerek vardı diye. Sonra bir baktım hoop, Tan efendiyi rahatlatayım diye aynı yolları deniyorum. Denk gelip de rahatlayıp uyursa bu sefer ablam üzülüyor, ben susturamadım, benim aklıma gelmedi diye. Aklıma lohusa depresyonu dönemimi getirdi, günlerce aynı sıkıntı sürerdi, internetten araya araya bir çözüm bulurdum. Sonra günlerdir niye bulmadım çocuk acı çekti diye daha beter üzülürdüm. Tam ben çözümü bulurdum, o derdin miyadı dolar, başka bir şey başlardı. Bu annelik böyle sanırım, ömrümüz kendimizi suçlamakla geçiyor.

Uzun sözün kısası, Tan'la birlikte eski bilgileri hatırladım, iki bebekte de işe yaradığını izlediğim bazı şeyleri yazayım dedim. Ama öncelikli tavsiyem bu gaz sorununu çözmeye çalışma işini abarmamanız olur. Bebekler ağlarlar, susturmaya çalışın ama kendinizi parçalamayın.

Kriz anlarında:

* Karın masajı: Farklı kaynaklarda aşağı yukarı aynı tarifler var. Bu kaynakta detaylı anlatılmış. Bence işe yarayan temel kısmı karna sıcak elle yapılan bası ve ayakları itmek. Gazlı bebeği uyuturken de deneyebilirsiniz. Yatağında karnı kavranarak uyutulan bebek, hiç değilse kucaktan aktarılırken geri uyanmamış olur.

* Futbol tutuşu: Çok rahat bir tutuştur, hem o rahatlar, hem sizin beliniz de ağrımaz. Bu videoya bakabilirsiniz.

* Sıcak uygulama: Havlu ısıtmakla uğraşmak zordur. Termofor, ya patlarsa diye korkutur. Ablam için beşiktaş pazarından kiraz çekirdekli yastık almıştım, tezgahta unutmuşum. Kiraz, vişne bulursanız kendiniz yapabilirsiniz, bana sanki zeytinle de olur gibi geliyor. Yağını arındırmak zor olabilir tabi. Bu blogda tarifi var.

* Ayakları kaldırma: Yine uyutmak için çok iyi. Bebeği ayakların kavrayıp yukarı doğru kaldırın, poposuna pat pat vurarak gazı hissetmemesini sağlayın, sonra bir çarşafı katlayıp ayaklarının altına yerleştirin. Dalarsa siz de bir yarım saat uzanırsınız.

* Karın üstü yatırma (Popo biraz havada olmadı, karnının altına ılık havlu koyulabilir): Dikkat! Gözetim altında iken yapılabilir, ani bebek ölümü sendromundan sakınmak için gözünüzün önünde değilken yüzüstü bırakmayın.

* Onun sesini bastıracak yükseklikte müzik: Gazla ne ilgisi var diyeceksiniz. Sanırım bu bebeklerde bir "bug" (yazılımcı dilinde hata) var. Beyni gaz sancısı üzerine "ağla" komutunu verdi diyelim. Sonra anne bir şeyler yapıyor rahatlatayım diye, iyi de geliyor. Ama rahatladım, "sus" komutu verilemiyor. Belki de ne olur ne olmaz ben ağlayayım da, ya gene sancı olursa, diye ağlamaya devam ediyor. Eğer durum buysa, bebeği ilk anda şaşırtıp susturacak, sürekliliği ile de sakinleştirip yatıştıracak bir müzik etkili olabiliyor.

* Alt değiştirme: Belki de popo açık, bacaklar itilmiş pozisyonda hatta makat temizlenirken hafif uyarıldığı için alt temizliği de gaz çıkartmada işe yarıyor.

Önlem olarak:

* Gezin: Açık hava çok iyi gelir, bebek arabasıyla, arabayla gezinti de iyi gelir.

* Yorulsun: Keyfi yerindeyken atıp tutun, yoğurun. Sonra ağlamaya başlayınca masaj da egzersiz yaptırmak da zor oluyor. Ağlamadığı saatlerde uyaranlarla yorun ki, hem hareketle gazını rahat çıkartsın, hem gaz gelince uykuya kolay yenik düşsün.

* Emzirme sıklığı: Çok ağlıyorsa önce iyi beslendiğinden emin olun. Mesela iki gün üst üste aynı saatlerde sağlık ocağında tarttırın, kilo kaybı yoksa içiniz rahat eder. Bol bol çiş kaka yapıyorsa bu da yeterli bir veri sayılabilir. Eğer bundan eminseniz yarım saatte bir meme vermek yerine önce bir yukarıdakileri deneyin. Ilgaz çok gazı varken emince daha çok hava yutup daha beter oluyordu.

* Çok ısıtmayın, çok üşütmeyin.

Bitkisel şeyler: Rezene çayı içirmek ve karnı ve ayaklarına acı elma yağı ile masaj yapmak da bazen işe yarıyordu.

Siz de işe yaradığını bildiğiniz yöntemler varsa yazar mısınız?

Bu yazı hoşunuza gittiyse bunlara da bakın:

Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Demir damlası, ya da başka bir deyişle, pas damlası

Yanlış bilinenler (3) - bebek bakımı

Finite State Machine (Sonlu Durum Makinesi)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 01 Aralık 2008 Pazartesi 22:27:52 UTC  #    Yorumlar [3]
# 27 Kasım 2008 Perşembe

Bebeğinizi sütten kesmeyi, ya da diğer deyişle memeden kesmeyi planlıyorsunuz. Emzirmeme düşüncesi sanki senelerden beri emziriyormuşsunuz gibi garip gelebilir. Bebeğinizin plasentadan sonra sizden ikinci kopuşunu ve artık bağımsız bir birey olduğunu kabullenmeniz gerekir.

Öte yandan, onun artık büyümüş olması mutluluk vericidir ve her yediğinize dikkat etmek zorunda olmamanın da artık hakkınız olduğunu düşünmelisiniz. Aşırı duygusallığın hiçbir anneye yararı yok. Eğer emzirmeyi bırakma zamanı geldiyse, öncelikle bunun bebeğiniz için hangi ihtiyaçları ne ölçüde karşıladığını değerlendirin:

1 - Beslenme: Bebeklerin 6 aylık olana kadar yalnızca anne sütüyle beslenmesi öneriliyor. Aslında buna ortalama 6 ay demek daha doğru. Bazı doktorlar bebeğin kilo alımına göre daha erken de ek besin önerebiliyor. Bebeğin büyüme hızına göre sütün miktarı bir yana, içindekilerin bebek için yetersiz kaldığı bir dönem bu ve artık yavaş yavaş dünyevi yiyeceklerden yararlanması gerekiyor. 6 aydan sonra, her geçen gün miktarı ve çeşidi arttırılarak, anne sütü ya da formül miktarı azaltılıyor, öğün zamanında önce ek besin verilip, midede boş yer kaldıysa sütle destekleniyor. 1 yaş civarında bebek neredeyse her şeyden yiyebilir hale geliyor. Yavaş yavaş inek sütüne geçiliyor.1 yaşından sonra kalsiyum demiri tuttuğu için kansızlığa yol açmaması ve bebeği tok tutarak diğer yemekleri reddetmesini önlemek için günde 500 ml'den fazla süt ürünü önerilmiyor. Biz oğluma istisnai durumlar dışında yalnızca sabah kahvaltıda ve akşam yatmadan önce süt veriyoruz, öğün aralarında süt vermiyoruz. Peynir, yoğurt ve ayranla takviye ediyoruz.

2 - Susama: Bebeğiniz susadığı için de meme istiyor olabilir, sütten kesme döneminde ona tercihen bardakla bol bol su verin. Şekerli içeceklerin daha çok susatacağını unutmayın.

3 - Uykuya dalma: Eğer bebeğiniz uykuya dalmak için emiyorsa, ona kendi kendine uyumayı öğretmelisiniz. Bunun için ne kadar erken başlarsanız o kadar iyidir ama hiçbir zaman geç değildir. Uyku ile ilgili konular için tıklayın.

4 - Sakinleşme, rahatlama: Bebek küçükken emzirebilmek özellikle kriz anları için büyük kolaylıktır. Kuzenim Somer, buna "bebeyi resetlemek" der. Bebek kriz halinde mavi ekran durumuna geçmiştir. Emme pozisyonu aldığı anda "yeniden başlat"a basmış gibi olursunuz. Emme esnasında "safe mode"da çalışır, siz o sırada durumu toparlarsınız. Ancak bebeğinizi her ağladığında emzirdiğiniz ilk haftalarda artık aranızdaki bağ kurulmuştur. Bebek büyüdükçe, bulunduğu aya göre farklı yaklaşımlarla sakinleştirilebilir. Bazen sesinizi biraz yumuşarak ya da sertleştirerek konuşmak, ona sarılmak, bazen kokunuz bile yetecektir. Önemli olan bebeği dinlemek, dinlediğinizi ona belli etmek ve yanında olduğunuzu göstermektir, emzirmek şart değildir. Bebek büyüdükçe gerçekleşen sorunları meme "yangın söndürücüsü" ile söndürmeye çalışmak, bebeğinizin hayatın güçlükleri ile başa çıkma becerilerini geliştirmesini yavaşlatacaktır. Gerçekten sıkıntılı durumlarda da emzirmenin bile işe yaramadığına rastlamışsınızdır. Diş çıkarma dönemlerinde bebeğinizi gece boyunca yarım saatte bir emzirmeniz gerekmiş olabilir. Emzirmediğinizde durum daha kötüleşmeyecektir.

Sütten kesme yöntemi

1 - İhtiyaçları karşılayın: Öncelikle yukarıdaki 4 ihtiyacı alternatifleri ile karşılamaya çalışın. Hiçbir zaman birebir karşılığı olmayacaktır. Örneğin katı gıdalara geçmiş bir bebeği hala gündüz uykusundan önce de emziriyorsanız, bunun yerine inek sütü vermeyin, bir sonraki öğününü etkileyecek ve düzeni bozulacaktır. Ilık su veya şekersiz bitki çayı verebilirsiniz (tercihen bardakla). Ama bu emmesinin aslında beslenme değil, uykuya dalma ihtiyacından olduğunun farkında olun ve uyku düzenini sağlamak için gerekli aksiyonları düzenlemeye çalışın.

2 - Dikkatini dağıtın: Bundan sonra bana göre emzirmeyi bırakmak yavaş bir süreç olmalıdır. Bebeği saatine göre farklı şekillerde oyalayıp, unutturmaya, ertelemeye çalışın. Gündüzleri bebeği oyalamak daha kolaydır. Sabırlı olun. Oyun arasında sinirlendiği için emmek isteyen çocuğun dikkatini oyunla, uykuya dalmak için meme isteyenin dikkatini masalla ninniyle dağıtabilirsiniz.

3 - Emme sıklıklarını ve sürelerini azaltın: Tek bir emme talebini bile atlayabilmeyi başarmanın yararı vardır. Normalde emzirdiğiniz saatte emzirmezseniz, muhtemelen göğsünüzde şişlik oluşacak, bu da metabolizmanızı ihtiyaçtan fazla üretiyorum şeklinde uyaracaktır. Süt vücutta arz talep dengesine göre üretilir. Sütünüzün miktarı azalacak, bu sayede bebeğin de memeye ilgisi azalacaktır.

4 - Geceleri eşinizden destek alın: Emzirmeyi kesmeden önce bebeği eşinizle dönüşümlü yatırmak bir kaçış noktası olabilir. Uykuya dalana kadar beklemek yerine siz kısa süre emzirir eşinize verirsiniz, uykuya dalmadan önce o sakinleştirir. Bu duruma alıştıktan sonra onun yatırdığı geceler, emzirme kısmını unutturmaya çalışabilirsiniz. Bebeği dönüşümlü yatırmak bebeğin "anneci" olmaması için de çok iyidir.

5 - Onu yorun: Yoğun bir program yapın, çalışmıyorsanız gündüzleri dışarı çıkın, hem gündüz oyalanır, hem gece daha rahat uyur. Rahatlaması için uzun, oyuncaklı banyolar yaptırabilirsiniz.

6- Bebeği memeden soğutmak için mucizevi radikal yöntemler denemeyin: Karabiber gibi tadı kötüleştirecek, ya da koyu renkli kötü görüntüye neden olacak maddeler kullanmayın. Bebekler için ani değişimlerdense yavaş geçişler her zaman daha iyi sonuç verir. Bir yakınım bu tür bir yöntem denemişti. Bebeği ne yapmaya çalıştığını anlayarak ona fena halde darıldı, o gün annesine sarılmadı onu itti. Annesi de endişe ile sütten kesme konusunu birkaç ay ertelemek zorunda kaldı. Bir başka tanıdığım, bak göğsüm emzirmekten yara oldu emzirmeyeyim artık olur mu diye yara sargı bezi yapıştırdı, çocuk annemi yara yaptım diye üzüntüyle ağlamaktan helak oldu.

Ne zamana kadar emzirmeliyim?

Eğer zorunluluk yoksa 1 yaşına kadar emzirmeye devam etmenizi öneririm. Az gelişmiş ülkelerde, eğer fakirlikten besleyememe gibi bir durum varsa ve anne sütündeki koruyucu antikorlar sayesinde bebeği salgın hastalıklardan korumak için 2 yaşına kadar emzirilmesi öneriliyor. Bir arkadaşımın pedagogu (çocuk psikoloğu) çok fazla bilinçlendiğinde daha zor olacağından 16 ayı geçirmemesini önermiş. Ben inek sütü içebilir yaşa geldikten sonra ama beni görünce "Memeee" diye bağıracak çağa da gelmeden önce bu güzel süreci sonlandırmak istedim.

Oğlumu 12,5 ay emzirdim. 6 ay boyunca gündüzleri iki saati hiçbir şekilde geçirmeyen oğlum, katı gıdalara geçiş ve çevreye olan ilgilisini aşırı artmasıyla gündüzleri emmeye olan ilgisini kaybetmeye başladı. 9 ay civarında gündüzleri emmeyi bıraktı. Bu durum benim sütümün de azalmasına neden oldu. 9,5 aylıktan itibaren gece yatırmadan önce sütüm azaldığı için ek besin (formül mama) vermeye başladım. Önce emziriyordum, üstüne biberon veriyordum, 50-80 ml arası içiyordu. 12 aylıkken yavaş yavaş inek sütüne geçtik. İnek sütüne alerjisi olmadığından ve tadını sevdiğinden emin olduktan sonra emzirmeyi kesmeye karar verdim. Birkaç gece eskiden yaptığımın tersine önce biberon verdim, üstüne emzirdim. Emzirme süresini kısa tutmaya çalıştım. İyice yorduğum bir gece yalnızca biberon verip yatırdım, sorun çıkarmadı. Ertesi gün emmek istedi, tek göğsümü verdim. Sonraki iki gece aklına gelmedi, 3. gece tekrar istedi. Yine tek göğsümü verdim ve o gece Sarıkız görevim sona erdi. Ama bunun yerine onu yatırmadan önce bol bol sarıldım, güzel sözler söyledim.

Siz de kendi tecrübelerinizi paylaşabilir, yazmış olduğunuz yazı varsa linkini verebilirsiniz.

Not: Bu yazıyı Nilgün Hanım'ın 1.5 yaşındaki kızını sütten kesmesine yardımcı olmak için yazdım. Umarım faydası dokunur. Kendisine bana konu seçiminde yardımcı olduğu için çok teşekkür ederim. İlgilendiğiniz konular varsa siz de istek yapın :)

Güncelleme: Çocuk bakımı ile ilgili farklı ekoller olduğunu hatırlatmak istedim. Ne kadar süre emzirmeniz gerektiği ve sütten kesme yöntemleri ile ilgili kendi doktorunuza danışın. Lütfen sitenin Kullanım Şartları'na bakın.

Doktorların görüş ayrılıkları ile ilgili yazılar:

Çocuk doktoru seçerken

Misafir Yazı - Nereye Kadar Hijyen ve Çocuk Doktorları

 

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 27 Kasım 2008 Perşembe 06:48:18 UTC  #    Yorumlar [11]
# 26 Kasım 2008 Çarşamba

Berna Hanım'dan melamin konusuyla ilgili bazı bilgiler ulaştı. Bunları da sizlerle paylaşmak istedim. Berna Hanım'a bir arkadaşından Türkiye'de Çin'den 11.000 ton süt tozu geldiği ve bunların tüm süt ürünlerinde kullanıldığı ile ilgili bir mail gelmiş. Kendisi oğlunun kahvaltılarına Neocate (Milupa) ve Golden Goat mama ekliyormuş. Bu şirketlere sözkonusu ürünlerde melamine içeren Çin menşeli süt ürünü "melamin-tainted chinese product" kullanıp kullanmadıklarını sormuş, her iki şirket yetkilileri de Çin menşeli ürünler kullanmadıklarını; Milupa Hollanda ve İrlanda menşeli ürün kullandığını, Golden Goat üretici kooperatifi de Yeni Zelanda'da büyütülen keçilerin taze sütünü kullandıklarını cevaben bildirmişler. Kendisi şimdi içinin daha rahat olduğunu yazmış.

Sık kullandığımız ürünlerle ilgili üreticileri arayıp görüşmek, onların da bu konudaki hassasiyetini artıracaktır. Berna Hanım'a tekrar çok teşekkür ederim.

 

posted on 26 Kasım 2008 Çarşamba 10:13:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Kasım 2008 Pazar
Melamin konusunu Berna Hanım sayesinde araştırma fırsatı buldum. Yakın zamanda Çin'de gerçekleşen çocuk ölümleri üzerine bütün dünya ayağa kalkmış bu madde yüzünden.

Melamin bildiğimiz melamin. Normalde tabak çanak yapımında, plastik üretiminde falan kullanılıyor. Melamin düşük dozlarda zehirli değilken, siyanürik asit (cyanuric acid) ile birleştiğinde ölümcül böbrek taşlarına yol açabiliyor. Melamin "ağızdan alındığında, solunduğunda ve ciltten emilmesi halinde zararlı" olarak tarif ediliyor. Düzenli olarak melamine mazur kalmak kansere, kısırlığa yol açabiliyor. Göz, deri ve akciğerlerde tahrişe neden olabiliyor. Melamin ve siyanürik asit birleşterek kan dolaşımına karıştığı zaman, üre ile dolu olan böbrek kanallarında konsantre olarak etkileşime giriyor ve çok sayıda yuvarlak sarı kristale dönüşüyor. Bu kristaller böbrek kanallarını tıkayarak zarar veriyor ve böbreklerin çalışamaz hale gelmesine neden oluyor.

Peki hangi akıllı, ne diye gıdalara bu maddeyi ekliyor? Paketli satılan ürünlerin protein, yağ, enerji gibi değerleri yetkili kurumlarca ölçülüp, paketin üzerinde belirtilmesi zorunlu. Süt ürünlerine su kattığınız zaman doğal olarak protein miktarı düşük çıkıyor. Bu sulu süte melamin eklediğinizde, testleri sanki sütte olduğundan fazla protein varmış gibi kandırıyor. Velhasıl bir üçkağıtçılığın kamuflajı için kullanılıyor.

Amerika FDA'sı 2007'de evcil hayvan mamalarında ortaya çıkması, 2008'de Çin'de birkaç çocuğun ölmesine ve bir sürü insanın hastaneye yatmasına yol açması üzerine Ekim 2008'de gıdalarla melamin testlerinin hangi metotlarla yapılacağını belirlemiş. Ülkemizde henüz melamini ölçecek teknoloji bulunmuyor, bu nedenle yerli üretim ürünlerin durumunu bilmek mümkün değil. Yabancı ürünler, Avrupa markası olsa bile birçok ülkede üretim yaptırıyor olabileceğinden, marketten alınan ürünlerin üretim yerine bakarak Çin malı olanları almamak bir önlem olabilir. Özellikle süt ürünleri içerenlere dikkat etmek gerekiyor, mamalar, süt tozları, sütlü bisküviler, sütlü çikolatalar, sütlü ve bol proteinli olduğunu iddia eden ne varsa.

Berna Hanım bahsettiğiniz markaların bazı ürünleri ile ilgili çeşitli haberlere rastladım, Nestle'nin Çin'de üretilen bir kutu sütünde düşük dozda melamine rastlanmış, bunun dışında Çin'de üretilen birçok ürünü testleri geçmiş, Starbucks Çin'den aldığı soya sütlerini riske girmemek için başka ülkeden almaya karar vermiş, Pizza Hut Tayvan'da melamin içerdiği tespit edilen peynir tozu paketlerini toplatmış (eve siparişte gönderiliyormuş). Büyük markaların bu kadar riskli bir madde saptanan ürünlerini herhangi bir ülkede bile bile satacaklarını düşünmüyorum (umuyorum diyelim). Ülkeye özellikle kaçak yollardan girmiş olma ihtimali bulunan gıdalara dikkat etmek lazım sanırım.

Acaba yine de eskisi gibi mahalle sütçüsünden Sarıkız'ın sütünden alıp, kaynatarak mı tüketmeliyiz?





posted on 23 Kasım 2008 Pazar 21:04:01 UTC  #    Yorumlar [3]
# 23 Ekim 2008 Perşembe

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Çalışan bir anneyim.
Hafta içi yemeklerimizi bebeğimizin bakıcısı hazırlıyor. Evde kimse ne yemek pişirileceği konusunda fikir beyan etmek istemiyordu. Son dakikada aklımıza bir şey gelirse ya malzeme olmuyor, ya da eti çözdürmek lazımdı, fasulyeyi suda bekletmedik gibi hazırlık gereksinimleri yüzünden alternatif aramak gerekiyordu.

Herkesin gönlü oldu
Eşimden de onaylı çoktan seçmeli bu planı, aslında bakıcımıza kolaylık olması ve bir miktar da insiyatif sağlaması açısından hazırladım. Yoğunluğuna göre kolay ya da zor bir yemek seçebiliyor, kendi canının çektiği şeylere öncelik verme şansı doğuyor. Daha keyifle yemek pişiriyor. Ne pişireceğim sorununun çözülmesi o kadar iyi oldu ki, keşke kendim yemek pişirdiğim zamanlarda düzene koysaymışım diyorum.

Çocuğumuzun ve bizim ihtiyaç duyduğumuz besinleri aldığımızdan emin olurken damak zevkini de bozmamaya dikkat ettim. Buradan sonrasını bakıcımıza hazırlayıp gönderdiğim şekilde yayınlıyorum. Afiyet olsun :)

.............................................................................................


7 GÜNLÜK YEMEK PLANI
Türk yemeklerinde zeytinyağlı yemeklerin önemli bir yeri vardır. Ancak Ilgaz bu aralar pek tercih etmediği için bunalmasın diye haşlama (buharda) sebze ağırlıklı hazırladım. Birkaç ay sonra deneyip değiştiririz. Bunun yanında benim aklıma gelmeyen yemekleri de yapabiliriz. Beslenme ve damak tadı açısından dengeli bir menü hazırlamaya çalıştım, her zaman değişiklik yapabiliriz. Aşağıda verdiklerim sadece örnekler, mevsim sebzelerine göre, pazarda bulduğumuz taze farklı sebzeleri de kullanarak çeşitlendirebiliriz. Günlerini değiştirebiliriz.
Karışık yemek pişirdiğimiz günlerde, salataları soslamadan önce yemeğin malzemelerinden Ilgaz’ın hem tabaklarını süslemek, hem de yemeğin karışmış halini sevmemesi riskine karşı bir miktar ayırabiliriz.

Tencere yemeği günü
Pilav ya da makarna, salata ya da yoğurt türevi ile birlikte.

  • kıymalı bezelye, pilav, cacık
  • parça etli türlü, bulgur pilavı, yoğurt
  • dolma (biber, domates, kabak, kara lahana, lahana), makarna, salata
  • kıymalı ıspanak (semiz, pazı), üstüne sarımsaklı yoğurt, peynirli erişte
  • etli ya da kıymalı kapuska, kuskus
  • kıymalı fasulye, pilav, cacık

Hamur işi günü

  • Börek (ıspanaklı, kıymalı, patatesli), salata
  • Çeşitli moldov börekleri :) (kolaylarından)
  • Lazanya
  • Gözleme
  • Fırın makarna (peynir, kıyma, sebze eklenebilir), salata
  • Ev pidesi (kıymalı mantarlı, karışık, kuşbaşılı kaşarlı)
  • Birkaç haftada bir dışarıdan lahmacun veya pizza alabiliriz
  • Soslu makarna (kıymalı yoğurtlu, domatesli hellimli, kremalı mantarlı, ızgara tavuklu mısırlı)
  • Sosyete mantısı
  • Tirit

Et yemeği günü

  • yanında buharda haşlanmış sebze/ kızarmış sebze /sebzeli meze ya da çorba
  • Havuçlu, reyhanlı tavuk yanına bezelye, havuç, patates (garnitür şeklinde)
  • Biftek, kızartma veya haşlanmış sebze (fasulye, karnıbahar, brokoli, bezelye, havuç, vb)
  • Fırın poşetinde sebzeli tavuk, yayla çorbası
  • Haşlama et, salata
  • Haşlama kemikli tavuk (servis yapmadan kemikleri ayıklamak iyi olur), suyuna pilav ya da çorba, haşlanmış sebze (hepsi buharda pişirilebilir, alttaki suya çorba ya da pilav yapılabilir)
  • Çin yemeği, çin pilavı (ya da eriştesi)

Bakliyat günü

  • Etli kuru fasulye, pilav, yoğurt, turşu
  • Etli nohut, pilav, hoşaf
  • Zeytinyağlı barbunya, pilav, yoğurt
  • Kıymalı erişteli yeşil mercimek yemeği, patates salatası veya yoğurtlu havuç salatası
  • Kara kız köftesi (kıymalı, cevizli sosla), çoban ya da havuçlu salata
  • Kısır, marul, ayran
  • Mercimek köftesi, marul, ayran
  • Soya fasulyesi gibi farklı bakliyatlardan yemekler

Salata günü
Sadece salata yapıldığında, biraz etli ve peynirli malzeme ile biraz makarna, pirinç ya da patates tipi malzeme olursa daha doyurucu olur.

  • Bol marul, peynir (kaşar, dil, sert beyaz peynir), mısır, haşlanmış makarna, somon (haşlanmış et, ton balığı, karides, vb), domates, salatalık, turşu veya zeytin
  • Lahanalı salata
  • Rus salatası
  • Patatesli pancarlı salata
  • Buharda haşlanmış brokoli, erişte, patates, tavuk

Köfte günü

  • Fırında köfte patates, salata, ayran
  • Sebzeli köfte, kuskus
  • Sulu, ekşili köfte
  • Hamburger (evde yapılmış köfte ile)
  • Köfteli ekmek kebabı (kalmış ekmekler değerlendirilir
  • Köfte, mücver (ıspanak, pırasa, patlıcan)
  • Köfte, yoğurtlu kereviz ve patates püresi, veya patates salatası

Balık günü

HAFTALIK MENÜ (vakit oldukça)

  • Haftada bir defayı geçmeyecek şekilde hoşaf ya da limonata yapabiliriz (birkaç gün içilecek miktarda)
  • Haftada bir günü geçmeyecek şekilde kek, kurabiye, sütlü tatlı, poğaça, tahinli ekmek gibi birkaç gün yenilebilecek hamur işleri yapabiliriz. Bunlarda beyaz unu esmer unlarla karıştırarak, şekeri azaltıp pekmez, kuru meyve ekleyerek, ceviz, fındık, peynir kullanarak daha sağlıklı hamur işleri yapabiliriz. Dondurma da olabilir.
  • Bir-iki haftada bir evde turşumuz yoksa (varsa da) pancar turşusu yapabiliriz (birkaç gün yenilecek şekilde)
  • Haftada 2 kez birkaç gün içilecek şekilde çorba yapabiliriz (mercimek, domates, şehriyeli domates, moldov çorbası, borç çorbası, yayla çorbası, sütlü brokoli, sütlü sebze, ekşili sebze, tarhana, kitaplardaki tüm kolay çorbalar denenebilir), buhar makinesi sularını, makarna ve artmış yemek sularını, sosları çorbalarda değerlendirelim.
  • Buharda pişirdiğimiz yemeklerin sularını değerlendirelim, pilav makarna etin sebzenin altında pişebilir, suyu çorbada kullanılabilir, limon sıkılıp olduğu gibi içilebilir. Hiç kullanılmayacaksa buzluğa kaldırılıp daha sonra kullanılabilir. Önceki günden yemek kaldıysa değerlendirelim, sofraya çıkartalım.

 

.....................................................................

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Buraya da göz atın: http://haftaninmenusu.blogspot.com/

 

posted on 23 Ekim 2008 Perşembe 20:27:51 UTC  #    Yorumlar [2]
# 10 Ekim 2008 Cuma

Günlük bir düzen oluşturmanın yarar ve zararlarından uyku serisinde söz etmiştim. Bir süredir, özellikle uykusunun teke inmesi ile programını güncellemeye çalışıyorum. Kendiliğinden bir düzen oturuyor elbette, hem bize, hem bakıcımıza önemli şeyleri hatırlatması, eve gelen ziyaretçilerimin Ilgaz'ın gününü genel olarak nasıl geçirdiğini bilmesi ve duruma göre düzenlemeler yapabilmemiz için yazılı bir program hazırlayıp, basıp buzdolabına astık. Aslında bebeğim 6 aylıkken yazmış olduğum bebek bakım el kitabını 3 aylık, hiç değilse 6 aylık dönemlerde güncellemek istiyordum, ancak 14 ay sonra, oğlum 20 aylıkken kısmet oldu. 

Rutin'in ilk bölümü rutin programını aşağıda yayınlıyorum. Oyun zamanlarında oyuna yaklaşım, ne tür oyunların uygun olduğu ve evde yardım edebileceği küçük işlerle ilgili detayları birkaç gün sonra Kitubi'de okuyabilirsiniz.

Not: Önceden öğle yemeği öğle uykusundan sonraydı, çok geç saate kalıyor ve aç aç iyi uyumuyor diye uykudan önceye aldım. Birkaç gün yemekte uyukladı, sonra alıştı ve çok daha iyi oldu. Saatleri de biraz kaydırdım.

18 Aylık Bebek (ya da Çocuk) Günlük Programı

07:30 Kahvaltı
Tüm gece açlıktan sonra kuvvetli bir öğün olmalı. Genelde temel kahvaltılıkları verirken, ara sıra cornflakes, tost gibi çeşitlerle değişiklik sağlanabilir. Yumurta haftada 3 tane yeterli. Bir gün önceki öğünden kalma köfte, mezeler gibi yiyeceklerle de çeşit sağlanabilir.

      Örnek yiyecekler:
      1. Kahvaltılıklar / Peynirli veya kaşarlı tost (mevsimine göre domates de koyulabilir)
      2. Ekmek / Ev yapımı hamur işleri / cornflakes (süt ve pekmezle (bal, reçel))
      3. Meyve / Bal / Reçel / Pekmez
      4. Salatalık / Domates / Havuç / Biber
      5. Süt

Oyun zamanı  - 1

10:30 Ara Öğün (kendisine soralım, isterse, oyun grubu için yuvaya gidecekse, gitmeden önce verilebilir)
Öğlen yemeği için acıkmasını sağlayacak şekilde hafif olmalı. Tok tutacak hamur işlerinden kaçınmalı. O gün kahvaltıda az yediği yiyecek grubuna göre meyve, az miktarda yoğurt (ballı veya meyveli de olabilir) veya küçük bir bardak süt, meyve ya da bitki çayı olabilir. Dışarı çıkacaksanız yanınıza kuru meyve veya su kabı ile süt, ayran alarak dışarıda atıştırabilirsiniz.

12:00 Öğle yemeği
Yemek, yoğurt (ya da ayran), ekmek, isterse meyve

13:30 Uyku

Oyun zamanı - 2

16:00  Ara öğün
Meyve(mevsime göre yaş veya kuru meyveler) ve yoğurt
Akşam yemeğine kadar atıştırmayacak şekilde olmalı. Meyvenin yanında bir parça peynirli ekmek, varsa evde yapılmış hamur işi, cornflakes gibi sağlıklı yiyecekler.  Ayrıca mevsim uygun olduğunda çiğ yiyebileceği sebzeler (örneğin yazın limonlu bir domates ve bir dilim ekmek),  mısır, kestane gibi atıştırmalık sebzeler de verilebilir.

Oyun zamanı -3
(Ara öğününü yedikten sonra erken acıkırsa, akşam yemeğini yemeye başlasın)

19:00 Akşam yemeği
Yemek, tatlı veya kuru meyve, süt

19:45 Oyun ve uyku rutinine geçiş
20:45 Uyku

Gündüz Uyku Rutini: Tuvalet, pijama, uyanınca yapacakları üzerine sohbet, yatak
Akşam Uyku Rutini: Tuvalet, el yıkama (ya da banyo), diş fırçalama, bir kitap, bir şarkı, yatak, üstünü ört, ışığı kapat, çık, çık :)

Güncelleme ek: 1 yaşını geçtikten sonra kalsiyumun demiri tutması sebebiyle, kansızlığa yol açmaması açısından günlük 500 ml'den fazla süt ürünü tüketmesi önerilmiyor.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu seride sonraki yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

posted on 10 Ekim 2008 Cuma 11:02:43 UTC  #    Yorumlar [0]
# 02 Ekim 2008 Perşembe

Oğlum akşam yemeklerinde daha birkaç çeşit yemek yiyebildiğinden beri düzenli muhallebi yapmayı bırakmıştım. Karnı doyduktan sonra muhallebi yemek istemiyordu (hurma, cevizli sucuk, kek gibi tatlılara itirazı yok elbette). Tatile çıktık ve düzen bozuldu. Bütün gün ikram olarak çıkartılan her şeyden kaşla göz arasında atıştıran Ilgaz, öğünlerde bir şey yemez oldu. Bu akşam Ankara-Yalova yolu sonrasında yorgunluktan bitap vaziyette babaannesinin hazırlayıp sunduğu tüm çeşitlere mızıldanarak itiraz edince, bari tok yatsın, gece iyi uyusun, sabah keyifli kalksın da yarını kurtaralım bari diye muhallebi yedirmeyi denemeye karar verdim. Artık açlıktan mı, çok beğendiğinden mi bilinmez, muhallebiyi çabucak bitirince, tarifini yazayım bari dedim. Bu arada muhallebiyi ben de beğendim, ailecek yenilebilecek bir tarif gibi geldi.

Tarçınlı Muhallebi

Malzemeler (2-3 kase için)

2 su bardağı süt

1 tepeleme çorba kaşığı mısır unu

1 tepeleme çorba kaşığı pirinç unu

2 silme çorba kaşığı şeker (ya da pekmez)

1 tatlı kaşığı tereyağı

1 çay kaşığı tarçın

Hazırlanışı:

Mısır unu, pirinç unu, şeker, tarçın ve tereyağını kısık ateşte birkaç dakika kavurun (şeker kavurulunca hafif karamel tadı oluşuyor, daha lezzetli oluyor). Şeker kullanmıyorsanız pekmez de olur, hatta keçiboynuzu pekmezi şahane olur, yalnız kıvamı tutturmak için sütü miktarını azaltmak gerekebilir. Sütü ısıtın. Bir yandan muhallebiyi karıştırarak sütü yavaşça ekleyin. 5 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin. Bebeğinizin zevkine göre ılık veya soğuk servis yapın. Bebekler büyüdükçe yiyeceklerin görüntüsüne daha fazla önem vermeye başlıyorlar. Üzerini az miktarda tarçınla süsleyebilirsiniz.

Süsleme önerisi:

Kartondan bebeğinizin sevdiği minik bir şekil kesin, bir yıldız ya da bir kelebek olabilir örneğin. Şeklin ortasına bir parça bantı kıvırıp yapıştırın (iki yüzeyi de yapışkanlı olsun diye, bir parça sakız da olabilir). Şekli yapıştırdığınız bant yardımı ile işaret parmağınıza yapıştırıp kasenin üzerinde birkaç santimetre havada tutun. Bir çay süzgecine az miktarda tarçın (ya da kakao) koyun. Şeklin üzerinden kaseye doğru süzgeçtekileri yavaşça eleyin. Şeklin olduğu kısım tarçınlanmadan kalacak, kenarlarda boşta kalan kısım gölgeli olarak tarçınlanacaktır.

Afiyet olsun :)

posted on 02 Ekim 2008 Perşembe 21:33:19 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Eylül 2008 Salı

Yenidoğanlarda Biberon Kullanımı

Yeni doğmuş bebeklerde biberon kullanımı önerilmiyor. Memeden süt içmekle, biberondan süt içmek tamamen farklı motor beceriler gerektiriyor. Bebeğiniz memeden emmeyi tam olarak öğrenmeden biberon kullanmak, bebeğin biberondan içme şekline alışarak, memeyi reddetmesine neden olabiliyor. Biberon kullanıldığı halde memeyi reddetmeyen, hem memeden, hem biberondan başarıyla beslenebilen bebekler var. Yine de riske girmemek gerektiğini düşünüyorum. Bebeğiniz memeye iyice alışıp, anne sıcaklığı ve kokusunu ayırt edip biberona tercih edecek çağa gelmeden önce ek besin vermek zorunda kalırsanız, kadeh (likör bardaklarına benzeyen şurup ölçekleri), ya da silikon kaşıklar kullanmaya çalışın. Medela'nın Türkiye sayfasında göremedim ama böyle bir ürünü var. Bebeğin hortumun ucunu anne memesiyle birlikte alması ile meme alışkanlığı sürdürülüyor. Ürün temelde süt sağma kabı, bebeğin ağzı, steril serum borusu ve birleşik kaplar kanunundan ibaret gibi duruyor. Yani evde de yapılabilir gibi geldi bana.

Ne Zaman Başlamalı?

Bebek palazlandıktan sonra özellikle çalışan annelerin biberon denemek için çok uzun süre beklememesi iyi olur gibi geliyor. Çünkü çok beklenirse bu sefer bebeği biberona alıştırmak zor oluyor. Biberondan nasıl emeceğini bilmiyor, üstelik biberon plastik ve annesi gibi de kokmuyor. Ben Ilgaz bir aylıkken (her gün sabaha karşı gazdan kıvranırken), hava yutmaması için daha iyi bir çözüm olur mu ümidiyle bir gece sağılmış sütümü vermiştim. O gece anladım ki bebek ağlarken süt ısıtmaya çalışmak pek pratik bir iş değilmiş. Sabah şişecek göğüsler ve sütlerin azalma riski de cabası. Emzirmek en kolayı. Biberonu şapır şupur bitirince çok korktum ya emmezse diye, neyseki hiç sorun etmedi. Bundan sonra da biberonla zaman zaman rezene verdim. Dışarı çıktığımda da emzirilecek ortam yoksa sağılmış süt verdim. Eve döndüğümde tekrar sağıp yerine koymaya çalıştım. Tam gün çalışmaya başladığımda gündüzleri emmeyi bıraktığı için biberona gerek kalmamıştı.

Hangi Marka?

Ben Avent marka biberon kullandım, bir şikayetim olmadı. Chicco, Nuk, Dalin, Medela, Kraft, birçok marka biberon var piyasada. Marka seçiminde kullanım kolaylığı ve bebeğin rahat emmesi en önemli faktör olmalı sanırım. Ben doğumdan önce bir tane 2 numara Avent biberon almıştım. 0 yaştan itibaren kullanılır yazıyordu. Daha sonra yine Avent ama bebek büyüdükçe de kullanılabilecek, biberonu döndürdükçe akış debisi değişen uçlusundan aldım. Bebeğim küçükken bu değişen akış uçlu biberonla pek rahat edemedi (ancak 1 numara olarak belirtilenden içebiliyordu, 2'si fazla geliyordu). Daha sonra bu biberonlarla uyumlu süt saklama kapları (biberon adaptörü  ile biberon ucu takılabiliyor, katı gıdalar da saklanabiliyor) aldım. Büyüdükçe damlatmayan suluklarından aldık. Hepsi birbiriyle uyumlu ve şişeleri değiştirilerek kullanılabiliyor. Bu arada bardak şeklinde süt saklama kapları az miktarda süt ve buzdolabında saklamanın yeteceği (süre olarak) durumlarda iyi bir çözüm. Ama bu kaplardaki 50-60 ml'den fazla sütü benmari yöntemiyle çözdürüp ısıtmak çok vakit alıyor. Daha fazla yüzey alanına sahip, incecik dondurulabilen süt saklama poşetleri daha pratik (ve maliyetli tabi).

posted on 23 Eylül 2008 Salı 20:52:42 UTC  #    Yorumlar [2]
# 22 Eylül 2008 Pazartesi

Anne Sütü Çeşitleri (tercümedir)

Kolostrum / Ağız Sütü / İlk Süt
Kolostrum göğüsler tarafından üretilen ilk süt olup, genellikle hamileliğin 5. ve 6. aylarından itibaren göğüslerde bulunmaktadır. Bebeğiniz doğar doğmaz, bebeğinizin minik midesine uygun şekilde az miktarda salınır. Çoğu bebeğin kolostrumdan içebildikleri sürece, bu zaman zarfında ek olarak mamaya ihtiyacı yoktur. Doğumdan sonra mümkün olan en kısa sürede emzirmeye başlayın. Özellikle ilk 24 saat içinde 1 ile 3 saatlik sıklıklarla emzirinki bebeğiniz bu kıymetli sütü alabilsin. Anne sütü yenidoğan bebeğinizin ihtiyaçları için özel olarak tasarlanmıştır. Kolostrum koyu sarı renkte, kıvamlı, protein açısından zengin ve az yağlı, az şekerlidir. Olgun süte göre 3 kat daha fazla protein içermesinin nedeni, annesinden geçen koruyucu antikorlardır (antibodies). Bu koruyucu maddeler bebeğinizi korur ve barsaklarını çalıştırarak, mekonyum adı verilen ilk kakasını yapmasına yardımcı olur.

Olgun süt
Sütünüz doğumdan sonra 48 ile 72 saat içinde değişecek ve miktarı artacaktır. Doğumdan sonra ne çabuklukta emzirmeye başladığınıza ve ne sıklıkta emzirdiğinize göre bu süre uzayabilir. Eğer bu doğumunuzdan daha önce emzirdiyseniz sütünüz biraz daha erken değişebilir.

Önsüt (Foremilk): Bir göğsü emzirmeye başladığınızda bebeğin ilk aldığı süte önsüt denir. Sulu görünümlü, hafif mavimsi bir süttür. Önsüt bebeğinizin susuzluk hissini gidermek için su ağırlıklıdır.
Geri-süt (Hind-milk): Birkaç dakikalık emzirmeden sonra gelen süttür. Kremaya benzer bir kıvamı vardır ve yağ konsantrasyonu olarak en zengin anne sütüdür. Bu süt bebeğinizi rahatlatır. Bebeğinizin doymasını ve kilo almasını sağlayan da bu süttür. Bebeğinizi yüzünde uykulu, keyfi yerine gelmiş bir ifade görene kadar emzirin.

posted on 22 Eylül 2008 Pazartesi 20:33:09 UTC  #    Yorumlar [0]
# 18 Eylül 2008 Perşembe

Sevgili yeğenim Tan, rüya yorumları, kahve falları gibi pisişik işlere inanmama ve reddetme çabalarıma karşın, ablamın 2 ay önceden gördüğü tarihte, 14 Eylül 2008 itibari ile dünyaya gözlerini açtı. Belki de ablam kendisini şartlandırmıştır değil mi? Öyle kabul edelim. Fazla pisişmek bünyeye zarar verebilir :)
 
Yarın hafta sonu için tekrar Tan'ı ve taze anne babasını görmeye Ankara'ya gideceğiz. Ben de annesine süt, Tan'a löp löp yağ olsun diye süt arttıran kurabiyeler pişirdim. Akşam soğutup buzdolabının derin dondurucu bölümünde dondurdum, diğer hamur işleri gibi çözüldüklerinde besininden bir şey kaybetmeden tazeliklerini koruyacaklarını umuyorum.

Bebeğim katı gıdalara başladıktan sonra  emme sıklıklarını hızla azaltıp, süresini kısalmış,sütüm de "besin" olmaktan çıkıp, ancak "aşı" olabilecek miktara inmişti. Bu kurabiye tarifine tırım tırım "sütümü nasıl arttırırım" sorusuna cevaplar ararken rastlamıştım, denememiştim.

Tarife geçmeden önce anne sütü azlığı ve arttırma yolları ile ilgili birkaç tespit ve yorumumu yazmak istiyorum. Bunların benim yorumlarım olduğunu lütfen unutmayın, bu anne sütü işi kişiden kişiye ve özellikle bebeğin ihtiyaçlarına göre çok değişiyor. Lütfen hiçbir şeyi takıntı yapmayın ve kulaktan dolma bilgiler yerine doktorunuzla konuşmayı deneyin.

Sütüm gelmedi
Bebeğinizi kucağınıza aldığınız anda ilk sorulan sorudur, "sütün geldi mi?". Halbuki süt öyle bir anda gökten gelen bir sıvı değil. Bebek emdikçe geliyor. İlk birkaç günde bebeğin sürekli denecek derece sık emmek isteyebileceğini, emerken uyuyakalabileceğini, sık ağlayabileceğini unutmayın. Bunları sütüm gelmedi, sütüm az gibi yorumlamayın. Göğsünüzü sıkarak çıkan süt miktarını kontrol etmeye çalışmayın, başkalarının bunu yapmasına izin vermeyin. Böyle bir kontrol yaparsanız büyük ihtimalle karşılacağınız tablo damlalar halinde sarı bir sıvı olacaktır, bebeğin ilk birkaç günde ihtiyacı olan şey de bu sıvıyı sık sık emmektir. Arz, talep meselesi.

Süt basması
Bebek birkaç gün böyle emmeye devam ettikten sonra birden göğüsler şişiyor, yağlı sulu sütler geliyor. Eğer göğsünüzde sızlama varsa, emzirmeden önce sıcak kompres, emzirdikten sonra soğuk kompres iyi gelir. Eğer bebeğin emmesini güçleştirecek kadar şiştiyse, sıcak kopmresten sonra az miktarda sağarak sonra emzirmeyi deneyebilirsiniz.

Sütüm fazla
Göğüslerin bebeğin ne kadar süt ihtiyacı olduğunu saptamaları birkaç ay alıyor sanırım. Göğüsler bu dönemde şiş olabiliyor, sabah uyandığınızda geceliğinizi sütle ıslanmış bulabiliyorsunuz. Bu dönemde sütün fazlasını sağmak hem sütün miktarını korumak, hem de olası sağlık sorunlarına karşı buzlukta stok oluşturmak için kullanılabilir. Fırsat olduğunda süt saklama ile ilgili de yazarım.

Sütüm azalıyor
Göğüsler bebeğin ihtiyacı olan süt miktarını tespit ettiğinde (3-4 ay civarı), göğüslerdeki bu şişlik azalıyor. Bu da acaba sütüm azalıyor mu diye endişe etmenize yol açıyor. Aslında süt bebek emdikçe geliyor. Ayrıca bebeğin emme sıklığının azaldığı dönemlerde, gece uykuları uzadıkça da süt miktarında azalmalar olabiliyor. Hemen panik yapmamak gerekiyor. Sütün tekrar düzene oturması 3-4 gün sürebilir. Bebeği sık sık ve uzun süreler emzirmeye devam etmek yeterli sanırım. Dengeli beslenmeye ve yeterli sıvı almaya da dikkat etmek gerekiyor. Doktorunuz bebeğin kilo artışında bir sorun tespit ederse zaten gerekli desteği önerecektir. Bu arada sağlık ocaklarında da ücretsiz olarak sağlıklı bebek takip adı altında bu ölçümler yaptırılabiliyor.

Süt sağma makinesi
Sütler bolken piyasadaki pompalarla sağmak ve hatta süt arttırmak mümkün. Ben Medelanın pilli ve elektrikli süt pompasını kullanmıştım. Ancak, belli bir miktarın altındaysa, bebek de fazla emmiyorsa hastane tipi daha güçlü pompalardan kiralamak daha mantıklı sanırım.

Katı gıdaların süt miktarına etkisi
Benim bebeğim katı gıdalara geçtikten sonra az emmeye başladı. Gündüzleri sadece uykuya dalmak için emzik gibi kullanmak üzere daha uzun emiyordu. Bu da bebeğin uyku düzeni için önerilen bir yöntem olmadığından alıştırmak istemedim. Kesilir korkusuyla dönem dönem bu durumu çok sorun haline getirdim. Acaba nasıl arttırabilirim diye araştırıp durdum. En azından inek sütü verebilecek çağa kadar süt artsa da fabrikasyon formül mamalara talim etmek zorunda kalmasam diye çabaladım. Halbuki, günde bir-iki kere de olsa düzenli emiyorsa süt tamamen kesilmiyor. Bu noktada belki de doğaya bırakmak daha mantıklıydı diye düşünüyorum. Belki de sütün miktarından öte, içeriği bebeğe yetmiyor. Ufacık midesini sütle şişirmek yerine katı gıdaları tercih ediyor. Gece yatmadan, gece uyandığında ve bazen sabah uyandığında emiyordu (gitgide azalan sürelerde). Bu onu hastalıklardan korumak için yetiyordu sanırım. Bu süreçteki sağlık durumuna ve gelişimine bakarak kendimi boş yere üzmüş olabileceğimi düşünüyorum. Olsun, ben anne olarak elimden geleni yaptım diyor ve tarife geçiyorum. Tarifin içindekiler sütü arttırmasa bile annenin sağlıklı atıştırması, barsaklarını yumuşak tutması açısından yararlı gibi gözüküyor. Eğer anne sütünü arttırdığını bildiğiniz besinler varsa, bunları yazarsanız çok sevinirim.

Süt Arttıran Kurabiye Tarifi (Tarifin orijinali)
Malzemeler
150 gr. tereyağı
1 bardak şeker
1 bardak kahverengi şeker
4 çorba kaşığı su
2 çorba kaşığı çekilmiş keten tohumu (ben yanlışlıkla 4 kaşık koydum, sorun olmadı, bu arada hamilelikte fazla kullanılmaması gerektiğini okumuştum)
2 büyük yumurta (ben yanlışlıkla 4 koydum kek gibi oldu :))
1 çay kaşığı vanilya
2 bardak un
1 çay kaşığı karbonat
1 çay kaşığı tuz
3 bardak yulaf ezmesi
1 bardak damla çikolata (ben kuru üzüm kullandım)
2 çorba kaşığı bira mayası

Halk arasında Yulaf, keten tohumu (omega-3 de içerir) ve bira mayasının süt arttırdığı düşünülüyor. Ben de sütümü arttırır hevesiyle GNC'nin tablet haline getirilmiş bira mayasından almıştım (brewers yeast), bunları ezerek kullandım. Aslında malzemelere bakıp, bir de keten tohumuyla suyu karışıtırınca çıkan kokuyu aldığımda tadından pek ümitli olmamıştım. Ama evdeki eşim, kuzenim ve oğlumdan oluşan bey komitesinin beğeni testini başarıyla geçti. İçindeki tahıllardan dolayı diyet izlenimi veriyor, ama malzemelerin hiç diyetlik bir durumu yok değil mi? ;)

Yapılışı:
Suyla keten tohumunu karıştırın, 3-5 dakika dinlendirin.
Tereyağı ve şekeri krema haline getirin.
Yumurtaları ekleyin.
Islattığınız keten tohumlarını ekleyin. İyice karıştırın.
Yulaf ve çikolata dışındaki kuru malzemeleri karıştırın. Yaş malzemelere ekleyin.
Yulaf ve damla çikolataları ekleyin.
Fırın tepsisine yağlı kağıt döşeyip kaşıkla azar azar dökün. (Yumurtasını az koyunca daha katı olursa belki elle de şekil verilebilir)
8-12 dakika pişirin (büyük fırında 190 derecede pişirdim, kapatıp 5 dakika daha beklettim)

Afiyet olsun! Size de bebeğinize de :)

posted on 18 Eylül 2008 Perşembe 11:04:20 UTC  #    Yorumlar [2]
# 12 Eylül 2008 Cuma

Bu aralar Kitubi'nin kısmeti ürün yorumlarından açıldı. Bir süre önce oğlum mama sandalyesinde oturmaya direnç göstermeye başlayınca bizim sandalyelere oturtmayı denedik, olacak gibi gözükmüyordu. Ben de başka bir çözüm aramaya başladım.

Kolay temizlenebilmeli

En mantıklısı masaya takılanlar gibi gözüküyordu ama bana güven vermediler. TFY'nin alt bölümü şişme sandalyesini gözüme kestirdim. Yurt dışında yazılmış yorumları araştırdım ve temizliğinin ciddi problem olduğunu okudum. Alt kısım şişme olduğundan yıkanamıyordu. Bir de bunun takliti gibi gözüken Sevi Bebe marka portatif mama sandalyesi alternatifi vardı. E-bebek'e gidip buna baktım. Alt bölümü şişme yerine fermuarlı, içine iki kat sünger koyulacak şekilde tasarlamışlar. Süngerleri çıkartıp, kumaş bölümünü çamaşır makinesinde yıkayabiliyorsunuz. Alıp bir deneyeyim, rahat edemezse geri götürürüm düşüncesiyle aldım.

Güvenli mi?

Aslında yaptığı iş bebeği sandalyede biraz yükseltip masaya yaklaştırmak ve sandalyeye sabitlemek. Sabitlemek derken, Ilgaz uğraştığı zaman kemerlerden kurtulabiliyor, ama zaten asla sandalyede yalnız bırakmıyoruz. Büyük mama sandalyesinde de benzer bir risk vardı çünkü sımsıkı bağladığınız çocuktan iyi yemek yeme performansı beklemek pek mantıklı olmuyor. Ayrıca ayaklarını masaya dayayarak sandalyeyi geriye düşürme riski de var. Bunu engellemek için sırtını boşlukta bırakmayacak şekilde oturtmaya çalışıyoruz.

Her durumda kendi hareket kabiliyeti yüzünden güvenlik açıkları oluşsa da, bu açıklar direk sandalyeye oturmasından farklı riskler değil. Sonuçta artık yürüyen, koşan hergün gelişen bir insan, güvenliğini dikkat ve eğitimle sağlamak zorundayız sanırım. Gözümüzün önünde oynarken iki taşın arası bir sandalyeye tırmanıp, oturuveriyor. Bir yerlere bağlayarak ne zamana kadar idare edebiliriz ki?

Tatil için de ideal. Yandaki fotoğraf Assos'ta çay bahçesinde çekildi.

Not: Yıkandığında da çok kolay kuruyor. Sadece süngerlerin gireceği bölüm ıslak kalıyor, onu da kurulamak yeterli oluyor çünkü içi plastik kaplı.

Hangi mama sandalyesini almalı?

posted on 12 Eylül 2008 Cuma 20:36:51 UTC  #    Yorumlar [2]
# 26 Kasım 2007 Pazartesi
Bebeğimi aylarca sadece sıvılarla besledikten sonra, kaşıkla bir şeyler yedirirken kendimi garip hissetmiştim. Sanırım ona da en az benim kadar garip gelmişti bu tecrübe. Bebek pütürlü katı gıdalara da alıştıktan sonraki adımsa ona çiğneyebileceği yiyecekler vermek. Onun bu ilk gerçek lokmaları ile boğuşmasını izlemek çok eğlenceli. Eğlenceli olduğu kadar, boğazına katı gıdaların kaçması korkusu ile bir o kadar da stres verici.

Bebeğinize çiğneyebileceği yiyecekleri ne zaman vermeye başlayabileceğinizle ilgili doktorunuza danışmanızda yarar var. Benim tecrübelerime göre 7-8 ay civarı bunun için uygun. Çiğneme de öğrenilmesi gereken bir beceri olduğundan çok ertelememek gerektiğini düşünüyorum. Ana prensip bebeğiniz bir şeyler yerken her zaman başında durmak ve onu izlemek. Bebeklerin öğürme içgüdülerinin bizden daha kuvvetli olduğunu düşünüyorum. Ezilmemiş bir parça dilinin gerisine ulaşırsa hemen gözleri sulanıp öksürmeye başlıyorlar. Bu noktada çoğu zaman bebeği biraz öne doğru eğmek yiyeceklerin yerçekimi ile olmaları gerektiği yere ulaşmaları için yeterli oluyor. Yine de parçalı yiyecekler vermeden önce acil bir durumda ne yapmanız gerektiğini doktorunuza sormanızda yarar var. Boğulma (tıkanma) riskine karşı, fındık fıstık, patlamış mısır gibi çeşitli yiyecekler ilk yıllarda yasak, bunların listesini de doktorunuzdan isteyebilirsiniz.

Ben bu yazımda, Ilgaz'ın çok sevdiği, bizim de yedirirken çok eğlendiğimiz bazı yiyecek ve tarifleri paylaşacağım.

Ekmek kabuğu, bebe bisküvisi:
En sevdiği diş kaşıyıcılar. Kendi elinde tutup namm, nımm diye mırıldanarak yemekten hoşlanıyor. Genelde katkısız tam buğday, tam çavdar ekmeklerini tercih ediyoruz. Kepekli ekmeklerin bebek bağırsaklarına iyi gelmediğini okumuştum. Artık (9 ay) sebze yemeklerini yedirirken, kaşığının ucuna minik bir parça ekmek içi koyuyorum, daha fazla sebzeyi şikayet etmeden yiyor böylece.

Karpuz ezmesi: Mevsimi biraz geçti ama belki manavlarda bulunabilir. Karpuzun çekirdeklerini çıkartarak keskin bir bıçakla çok ince bir şekilde kıyıyorum (domates ezmesi yapar gibi). Başlarda biraz sabırlı olmanız gerekiyor. Bir kase karpuzu yemesi bir saat sürebiliyor. Ama dişsiz damaklarla, minik ağzından suları akarak yemesini izlerken vakit nasıl geçiyor anlamıyorsunuz.

Muz parçaları: Hepsini ağzına tıkıştırmaya çalıştığından henüz kendi eline veremesek de, bizim elimizdeki parçalardan ısırarak yemeye bayılıyor. Özellikle suyu akmadığı, leke yapmadığı, tabak kaşık gerektirmediği için, dışarı çıktığımız zamanlar için favori meyvemiz haline geldi. Mama sandalyesi gerekmeden, her yerde iki arada bir derede, kucağınızda oturtup yedirebiliyorsunuz.

Buharda haşlanmış parmak sebzeleri: Haşlanıp blender'dan geçirilmiş sebzelerden ona da bana da fenalık geldi artık. Farklı sebzeleri ince ama parmaklarıyla tutabileceği büyüklükte doğruyorum. Düdüklü tencerede buharda pişiriyorum. Tencerenin içinde bir yandan biraz da uygun büyüklükte bölünmüş lazanya veya makarna haşlıyorum. Patates, havuç, kabak, karnıbahar, yeşil fasulye (çekirdekleri çıkartın) uygun sebzeler. Piştikten sonra sıcakken çok az tereyağ ekliyor, hatta bazılarını labneye batırıyorum. İlk verdiğimde sanırım kaygan olduları için kendisi tutmaya tereddütle yaklaştı. Tadını alınca işaret parmağıyla dürtükleyip yemeye başladı. Kendi elleriyle yemeye çalışması motor becerileri açısından da çok faydalı.

Labneli çiçek yemeği tarifi:
Malzemeler:
Birkaç karnıbaharın çiçek kısımları
Birkaç brokolinin çiçek kısımları
Bir çay kaşığı dolusu tereyağı
Bir tatlı kaşığı dolusu labne peyniri
Bir elmanın kabukları ***

Çiçekleri elma kabukları ile birlikte kaynayan suda yumuşayana kadar haşlayın. Süzüp elma kabuklarını atın. Çiçekleri tavada tereyağı ile birkaç kez çevirin. Altını kapatıp labneyi ekleyin ve karıştırın.

*** Annemden öğrendiğim bir yöntem. Lahana, karnıbahar gibi pişerken kötü kokan sebzeleri haşlarken elma veya kabuklarını ekleyin. Kötü kokuyu alıyor ve daha az gaz yapıyor. Bebekler meyve kabuklarını yiyemediklerinden, elma, armut gibi besleyici kabukları sebzelerini haşlarken ekleyip, sonra çıkartıyorum. Hem vitamininden faydalanıyorum, hem de yemeklerine lezzet katıyorum. Malum bebek yemeklerinde baharat kullanılmıyor. Su ile hazırlayacağınız muhallebi ve bitki çaylarında da su yerine meyve kabuğu kaynattığınız suyu kullanabilirsiniz.


posted on 26 Kasım 2007 Pazartesi 22:19:45 UTC  #    Yorumlar [4]
# 18 Ekim 2007 Perşembe

Demir damlasını vermenin acısız ve temiz bir yolunu buldum!
Çocuk doktorumuz katı gıdalara geçişle beraber demir damlası takviyesi verdi. Kabızlığa yol açabileceğinden doğru düzgün sebze yemeye başladığında başlarsınız demişti. Ilgaz'ı sebzelere alıştırmak ancak et ve yoğurt eklemekle mümkün olabildiği için demire de epey sonra başlayabildik. Başlamamızla, bu ilaçtan nefret etmemiz de bir oldu.

Demir damlasının tadı iğrenç. Öncelikle böyle kötü tada sahip bir şeyi bebeğe vermek istemiyorsunuz. Hadi sağlığı için verdik diyelim. Çocuk tadını aldığı anda ağzından çıkartmak istiyor. Çıkartırsa ve çıkanları da kontrol edemezseniz üzerine bulaşıyor. Ve bu damla öyle bir leke yapıyor ki çamaşır suyu bile çıkartamıyor. Çok titiz bir anne olduğumdan değil, ama pas lekesi de bir bebeğin giysilerine fazla artık.

Bu damlayı bebek tadını fazla almadan vermenin bir yolunu bulmak gerekiyordu. Aklıma damlalık geldi, ama evde yoktu. Ilgaz'ın burun tıkanıklığı için damlalık şeklinde serum fizyolojik tüpleri kullanıyorduk, evde bunlardan vardı. Doktorumuzun reçete ettiği miktarda demiri kaşığa damlatıp boş tüpe çektim ve tüpte nereye kadar geldiğine baktım. Şimdi hergün o kadar miktarı tüple çekip bebeğin ağzında çabuk yutabileceği kadar içeride bir yere yavaşça sıkıyorum. Sonra da çenesini 3-5 saniye kapalı tutup öpüyorum onu. Ne olduğunu anlayamadan demirler midesine inmiş oluyor. Sonra da bir kağıt peçete ile tüpü güzelce silip ilacın kutusuna kaldırıyorum.

Demir damlasını akşam saatlerine bırakmayın
Demirin veriliş zamanı ile ilgili de bir bilgi iletmek istiyorum. İlacın içinde bebeklerin mamalarına karıştırılması ve kalsiyum içermeyen yiyecekler ile verilmesi öneriliyor. Ancak, bebeklerin kalsiyum içermeyen öğünü yok gibi. Yani bizimki gibi yoğurtseverler için özellikle. Hal böyle olunca ben de çareyi meyvesiyle yoğurt vermemekte ve demiri bu öğünde (akşamüstü) vermekte buldum. Demire başladıktan sonra Ilgaz geceleri ağlayarak uyanmaya başladı. Türlü çabalarla güçlükle geri uyutabiliyorduk. Aklımıza hemen demir gelmedi tabi. Her şeyin günah keçisi dişler ya, suçu önce dişlere attık. Baktık alt iki dişten sonra çıkan bir şey yok. Sonra durumu arkadaşım Özlem'le konuşurken, onların doktorunun 7. aydan sonra gece uyanmaları başlar dediğini aktardı. İnternette araştırdım, özellikle ayrılık korkusu başladığı dönemde bebek gece uyanıp yalnız olduğunu farkettiğinde ağlamaya başlıyormuş. Ancak, bizimkinde anlatılanlardan farklı olarak, gaz sıkıntısına benzer bir hal de vardı. Bir şey dokunuyor olabilir mi diye düşünürken demir ilacının yan etkisi olabilir mi diye düşündüm. Doktorunu aradım. Hiçbir katkı maddesini akşam saatlerine bırakmayın dedi. İçinde yazanları ve menü sıkıntımızı aktarınca, siz içinde yazana bakmayın, ben size izah etmiştim, yemekle vermenize gerek yok, ne aç ne de tok olsun bebek dedi. Ben hatırlamıyorum, ama kafamız katı gıdalara geçişle karışıkken, bir de aşı sonrası ağlaması ile dinlediysek atlamış olabiliriz diye düşündüm. Şimdi kahvaltısını yedikten yarım saat kadar sonra vermeye çalışıyoruz. Şimdilik takip ediyoruz bakalım.

Güncelleme: Demir lekesini çıkartmak için yorumlara bakın!

posted on 18 Ekim 2007 Perşembe 21:23:38 UTC  #    Yorumlar [2]