Bu yazı, Ilgaz'ın anaokulu Aydo Çocukevi yöneticisi, Viyana Üniversitesi mezunu pedagog, Dr. Atanur Mert'e ait. Anne Kalbi Dergisi Kış 2010 sayısında yayınlandı. Kendisinin izniyle yayınlıyorum.
Yazıyı okurken, yalnızca "çocuğa odayı toplatmak" gözüyle okumayın. Yazının içinde mekan düzenlemenin önemini, çocuğa zorunlu şeyleri dikte etmeden söylemenin en güzel yolunu, onun çabalarına saygı duymayı ve bunu ifade etmeyi, sorumluluk kazandırmayı, sınırları belirlemeyi, kararlara katılmasını sağlamayı, doğal sonuçları ile öğretmeyi, söylenmenin azarlamanın olumsuz etkilerini (ve etkisizliğini), övgünün nasıl yapılmasının uygun olduğunu ve belki saymadığım ya da okurken ayırt etmediğim bir sürü ebeveynlik becerisini bir konuya sığdırmış Atanur Hanım. Vakit ayırıp dikkatlice tekrar tekrar okumanızı öneririm.
--------------------------------------------------------------
ÇOCUK ODASINDA KARGAŞA
Çocuklar kargaşayı kısa sürede yaratırlar; fakat iş toplamaya gelince, bu hiç hoşlarına gitmez.Böylesi durumlarda anne-babalar, ya bir süre görmezden gelirler, ya da çocuklarının dağıttıklarını toplamak için onların ardından sürekli dolaşıp durur, söylenirler.
Bunlar yanlış yöntemler. Çocuklar yaptıklarının sonuçlarını taşımayı, sonuçlardan dersler çıkarmayı öğrenmelidirler. Ortalığı karmakarışık hale getirince, yeniden düzenlenmesi, oyuncaklarını dağıtan çocuğun üstlenmesi gereken bir sonuçtur.
Çocuk odasının düzenli kalabilmesi için birkaç öneri:
Çocuğun düzeni sağlayabilmesi için bir düzen sistemine gereksinimi var.
Farklı oyuncakların yerleştirilebilmesi için raf ve çekmecelerin yanı sıra kutular da işe yarar. Kutuları satın alabileceğiniz gibi, uygun büyüklükte, sağlam koliler kullanarak kendiniz de hoş oyuncak kapları üretebilirsiniz. Koliler, sevimli desenli, yapışkanlı duvar kağıtları ile kaplanarak güzelleştirilebilir ve daha sağlam bir hale getirilebilir. Çocuğunuzla birlikte yaparsanız, birlikte bir şeyler yaratmanın güzelliğini de yaşamış olursunuz. Yine çocuğunuzla birlikte oyuncakları sınıflandırıp uygun kutulara, raflara yerleştirebilirsiniz. Her şeyin kendine ait bir yerinin olması, çocuğun aradığını kolayca bulmasını sağlar; düzen duygusunun yerleşmesine yardımcı olur. Oyuncaklar kutulara rastgele konursa, bir kutuyu boşalttığında farklı oyuncaklarla karşılaşacağı için ilgisi dağılabilir ve aynı oyuncakla oynama süresi kısalabilir. Çocuğunuzu, ancak bir oyunu bitirip oyuncaklarını kaldırdıktan sonra diğer oyuna başlamaya alıştırın. Tabii bazen anlamlı bir oyun kurabilmek için farklı kutulardan, raflardan oyuncaklar gerekebilir.
Çocuğunuzla birlikte kararlar alın.
Doğum günleri, yılbaşı, derken yakınlarınızın diğer zamanlarda getirdiği hediyeler ve sizin rastgele aldıklarınız da eklenince, oyuncak miktarı, çocuğun üstbakışını kaybedebileceği kadar artar. Oyuncakların çok fazla olduğunu düşünüyorsanız, çocuğunuzla birlikte karar vererek, bir kısmını ortalıktan kaldırın. Bu tür düzenlemeleri tam da çocuğunuzla bir gerginlik yaşarken yapmayın. Hele çocuğunuzu cezalandırmak için ise hiç yapmayın. Yeterli bir süre geçtikten sonra (yine çocuğunuzla konuşarak) kaldırdıklarınızı ortaya çıkarıp, başka oyuncakları kaldırın.
Çocuğunuzdan yapabileceğinin üzerinde şeyler talep etmeyin.
Çok karışık durumda olan bir oda için, “Odanı topla!”, “Oyuncaklarını topla!” gibi talimatlar, çocuktan “fazla şey talep etmek” olabilir. Biz yetişkinler bile, evimiz çok karışıksa, nereden başlayacağımızı bilemeyebiliriz ve başlamak içimizden hiç gelmez.
Çocuğa, yapması gerekenleri küçük parçalara bölerek ve mümkün olduğunca somutlaştırarak söyleyin: “Önce artan temiz kağıtları, tutkalı ve makası yerine koyalım; sonra yere dökülen parçaları çöp sepetine atalım.”, “Arabaları kutusuna/rafa yerleştirelim.”, “Şimdi de tahta blokları ayıklayıp kutusuna koyalım.” gibi. Eğer çok fazla kargaşa varsa, “Tahta blokları ben toplayayım, sen de arabaları kaldır.” diyebilirsiniz. Sesinizde pazarlık tonu olmasın.
Çocuktan bir şeyi mutlaka yapmasını isterken, “Yapar mısın?”, “Koyar mısın?” gibi nezaket formülasyonları kullanırsanız, çocuk bunu kendine seçenekler sunulmuş gibi değerlendirip, istemediğiniz şıkkı seçebilir. “Yap!”, “Koy!” gibi ifadeler de otoriter talimatlar olduğu için, bu tarzı da tercih etmeyin. Onun yerine, (siz yapmayacaksanız da) “Yapalım.”, “Koyalım.” formülasyonunu kullanın. Çocuğunuzla konuşurken, beden diliniz ve ses tonunuz, birine bir şey söylediğiniz sırada o kişinin istediğinizi hemen yapacağını bildiğiniz zamanlardaki gibi olsun. Yani sesinizden çaresizlik, yakınma, şikayet, soru tonlaması (Yapalım mı?!) okunmasın. Sakin ve kendinizden emin bir tonda konuşun, ama buyurgan bir tonda değil.
Düzenlilik uğruna hemen, her şeyi ortadan kaldırmayın.
Çocuğunuz uzun uzun uğraşıp, güzel bir hayvanat bahçesi kurmuş olabilir. “Bunlar kalsın, yemekten sonra oynamaya devam edeceğim.” veya, “Dursun, babam gelince göstereceğim.” dediğinde, (eğer oyuncaklar çok fazla ayak altında değilse) bırakın oldukları yerde kalsınlar. Hatta bir öneri gelmeden de, kurulmuş oyuna beğeniyle bakıp, “Çok güzel olmuş; bir süre dursun, ben de seyredeyim.” diyebilirsiniz.
Sonuçları hissettirin.
Çocuklar, yol açtıkları kargaşanın sonuçlarını hissetmeliler ki davranışlarını buna göre düzenleyebilsinler. Bu yöntem, sürekli, “Eşyalarını topla!” söylenmelerinden etkilidir. Örneğin, bahçede arkadaşlarıyla top oynayacak, fakat topunu bulamıyor. Siz onun yerine topunu arasanız, yanlış davranışının sonucunu yaşamamış olur. “Gördün mü, bulamıyoruz işte. Keşke yerine koymuş olsaydın.” gibi (yumuşak bir tonla da olsa) söylenmek yanlıştır. Bırakın, çocuğunuz sadece yaptığının sonucunu yaşasın. Sonuç: o gün topsuz kalmak.
Çocuğunuza, davranışlarının sonucu ile doğrudan ilgili olmayan cezalar vermeyin.
“Eğer oyuncaklarını toplamazsan sana bir ay boyunca oyuncak almıyoruz!”.
Azarlamak, söylenmek, ve (çoğunlukla da yerine getirilmeyen) tehditler, işe yaramayan problem çözüm yöntemleridir. Bunlar, sorunları çözmediği gibi, çocukla ilişkimizi de bozar; çocukta sorumluluk duygusunun yerleşip güçlenmesini engeller.
Çocuğunuzu övün.

Çocuğunuza övgü sözleri söyleyin; başkalarının yanında methetmekten de çekinmeyin. Bunu yaparken “sahici” olun. Yani, övgüye konu olan şey sahiden yaşanmış olsun ve ses tonunuz gerçek ve içten bir övgüde nasılsa, öyle olsun. Örneğin, çocuğunuz odasını topladığında; yüzünüz, gözleriniz ve sesinizde sahici beğeni ışıltılarıyla onu övün. Ayrıca, oturup onunla bir oyun oynarsanız iyi olur. Çocuğunuz, yaptığınızı, “Sen odanı toplarsan, bende seninle oynarım.” gibi algılamasın. Odasını topladığı için çok mutlusunuz; mutlu olduğunuz için de canınız oyun oynamak istiyor.
Dr. Atanur Mert