# 08 Ocak 2010 Cuma

Kuyruk sokumu bölgesinde, insanın 4 ayaktan 2 ayağa geçmesi sonucu esnekliğini yitirdiği düşünülen kaynamış omurga kemikleri mevcutmuş. Bu iki kemiğin arası düşme, doğum (sanırım hızlı doğum, iri bebek doğumu gibi doğumlarda) gibi nedenlerle ayrılabiliyor ve bölgede ağrıya yol açıyormuş. Halk arasında kuyruk sokumu kırığı da deniliyor ama aslında bu bir kırık değil.

Doğumdan hemen sonra başladı. Hemşirelere sorduğumda normaldir demişlerdi. Yatarken ağrı hissetmiyordum. Otururken ve özellikle oturduğum yerden kalkarken çok canım yanıyordu. Bana ağrı kesici verdiler. Bir süre geçip de hafiflemeyince yeniden sordum, anlaşıldı ki epizyotomi olduğumu sanıp o yüzden normaldir demişler. Aslında ikisinin karışma ihtimali çok yok, dikişin o kadar ağrıyacağını sanmıyorum, bu sonuçta kemik ağrısı. Doktorumla konuşma imkanım olduğunda, hızlı doğumdan olabileceğini söyledi ve geçer dedi. Sanırım ağrıyı azaltmak için yamuk yumuk oturmaya başladım ve bu defa ağrı daha yaygın bir hale geldi. Ilgaz 3 aylık olduğunda hala çok sıkıntı çekiyordum. Konuyu ingilizce kaynaklardan epey bir araştırdım ve zamanla geçebildiğini, minder, steroid iğnesi, akupunktur gibi şeylerle ağrı tedavisi yapılabileceğini öğrendim. Öte yandan ağrının yavaş da olsa zamanla geçmesi bekleniyor ve ağrıdan başka bir zararı da yok gibi görünüyordu. Gerçekten de gitgide hafifliyordu.

Ben de Ilgaz 2 yaşına gelene kadar, ağrı gerçekten de gitgide azaldığı için doktora gitmedim. Bu zaman zarfında da kalça bölümünde bir oluk olan viscoflex yastığa oturdum. En sonunda artık geçmeyeceğine karar verip, biraz da Gökhan'ın ısrarlarıyla doktora gittim.

Ortopedist doçente sıkıntımı anlattım. Beni muayene edip MR istedi. MR sonucu çıktıktan sonra odasına gittim. Bir de baktım doktor yanına bir doktor arkadaşını daha almış iki doktor beni bekliyorlar. Durum ciddi herhalde diye düşündüm. Sonra doktor dedi ki, MR'ınız tertemiz, ödem falan yok. Ne ödemi olacaktı ki dedim, 2 yıl oldu doğum yapalı. Sonra beni yanındaki diğer doçent arkadaşına teslim etti ve çıktı.

İkinci doktor (bayan doktor) beni yeniden muayene etti. Muayene yer itibariyle biraz rahatsız edici bölgede olduğundan belki de kadın doktor daha uygun gelmiştir dedim. Doktor muayenesini tamamladıktan sonra sevinerek, "Evet, evet, çok bariz. Bu şekilde çok hastam oldu. Bu Koksigodini!" dedi. Ben kadının yüzüne öyle bir baktım ki, ismin garipliğinden rahatsız olduğumu düşünmüş olmalı. Aslında ben wikipedia doktoruyum ya, teşhisdeki heyecana sinirlendim biraz. Evet biliyorum diyemedim. Doğumdan beri ne kadar doktor tanıdık varsa, hiç muayene etmeden rahatlıkla aynı teşhisi koymaktaydı. Ben internetten tüm alternatif tedavileri öğrenmiştim. Hatta akupunktur sertifikalı anestezi uzmanı ablamız görüştüğümüz zamanlarda tedavi de yapmıştı, her birinden sonra birkaç rahat haftayı geçirmiştim. Muayenehaneye girdiğim andan itibaren de ilk olarak "doğumda başladı" ifadesini kullanmış, kuyruk sokumumda ağrı, otururken, oturduğum yerden kalkarken falan diye güzelce tanımlamıştım. Benim bulduklarımdan başka bir tedavi önereceklerinden ve derdime derman bulacaklarından ümidi kesmiştim. Bana steroid iğnesi önereceklerdi ama bunca ay bu ağrıyı çektikten sonra şimdi kortizonlu iğneyi olmak istemiyordum. Çok moralim bozulmuştu.

Sonra iki doktor biraraya geldiler. Aralarında uygun tedavi için fikir alışverişi yapmaya başladılar. İlaç tedavisinde hemfikir görünüyorlardı.

Teşhisi koyan bayan doktor, muayene eden erkek doktora, sen simit sevmezsin ama, ben simidin iyi geleceğini düşünüyorum dedi. Aralarında yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz konuştular. Benim çıkarımıma göre bu medikal minder tayfasının bir tarafı düzelteceğim diye, başka bir tarafa bası yaparak orayı bozduğundan söz ediyorlardı. Ben zaten minder kullanıyorum dedim. O sizin kullandığınız gibi değil dediler ama simit değil de visco minder reçete etmeye karar verdiler.

İlaçları okudum, ağrı kesici ve kas gevşeticiydi, 2 haftalık bir tedavi. Ama bunlar ağrı kesici, 2 yıldan sonra geçmediyse etki edecek mi, tedavi edecek mi, etmezse ne olacak dedim. İyileşmeyi hızlandırıcı özelliği olduğunu, tedavi olmazsa iğne düşünülebileceğini, 3 hafta sonra kontrole gitmemi söylediler. Reçete ettikleri yastığı medikal malzeme deposuna sordum, benim kullandığımdan üstün yanı olan bir minder yoktu bu durum için.

İlaçları içerken ağrım kesildiği için tüy gibi oldum, kuyruk sokumumu unutup, temkinli davranmaya ihtiyaç duymadan oturup kalkmaya başladım. Bu arada minderden sıtkım sıyrılmıştı. Hem ilaçların rahatlama etkisiyle, hem de bunca zaman oturdum yeter dedim, kaldırdım attım. Yalnız aynı dönemde, ofiste kullandığım koltuğu iyice aşağı indirdim, artık resmen kaykılarak oturuyorum. Bunun vücudumun her yeri için çok daha rahat olduğunu farkettim. Boynum bükülmüyor, belim ağrımıyor, mouse kullanırken bileğim bükülmüyor. Yalnız karşıdan gelenler beni göremiyorlar.

İlaçları kesince ağrı hafiften tekrar başladı. Bu artacak herhalde yine dedim. Sonra geçenlerde aylardan beri kuyruk sokumumun ağrımadığını farkettim. İşte unutmuşum bile. Artık zaman mı geçirdi, minder mi kötü geliyordu, sandalyenin alçak olması mı yaradı, ilaçlar mı yaradı bilinmez. Ama bir daha da kimse beni minder kullanmaya ikna edemez. Çünkü doğumdan beri ara sıra oturduğum bölgede tahriş yaşıyordum ve bunun sebebini bir türlü bulamıyordum. Sanırım minder yüzünden ağırlığım hep bir bölgeye biniyordu. Minderi bıraktığımdan beri bu konuda hiçbir sıkıntım kalmadı.

Doğumdan sonra kuyruk sokumunuzda ağrı olursa neler yapabilirsiniz:

Hamileyseniz!!! : Eğer normal doğum düşünüyorsanız bu konudan doktorunuza söz edin. Tüm spor yaralanmalarında olduğu gibi :) bu durumda da yaralanmadan hemen sonra yapılabilecek bazı uygulamaların (soğuk uygulaması gibi) çok yararlı olabileceğini okumuştum. Sık görülmese bile hazırlıklı olmuş olursunuz.

  • Ağrı çok yoğunken fazla oturmamaya çalışın. İlk günlerde otururken minder kullanmanız yararlı olabilir. Ama bence uzatmamakta yarar var.
  • Bir-iki hafta sonra hala yoğunsa hemen bir doktora gidin. Emzirirken kullanılmasında sakınca olmayan ilaçlarla sizi müthiş rahatlatabilirler. O sıkışık günlerde çaresi olduğu halde bir de ağrıyla uğraşmanın hiç gereği yok.
  • Düzenli akupunkturun işe yarayacağını düşünüyorum.
posted on 08 Ocak 2010 Cuma 15:24:09 UTC  #    Yorumlar [2]
# 01 Ocak 2010 Cuma

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı

Bebek Bakımı Nedir? Nasıl Öğrenilir?

Hamileliğinizde bebek bakımı denilen şeyin çerçevesi çok geniş görünüyor olabilir. Bir sürü konu arasında neyi okuyacağınızı da şaşırmış olabilirsiniz.

Bebek Bakımı ile ilgili 4 Not
1 - Aslında anne-babalık adım adım öğrenilen bir zanaat bence. Her dönem önünüzde farklı zorluklar vardır ve genelde bir sorunla uğraşırken bir sonrakine çok fazla konsantre olamazsınız. Benim önerim aynı araç kullanırken olduğu gibi, çok önünüze değil, görüş alanınızdaki daha ileri noktalara geniş açıyla bakmaya çalışmanız olur. Mesela biz katı gıdalara geçişte ya da tuvalet eğitiminde ilk 6 ayın verdiği güvenle hallederiz şeklinde bir rahatlık göstermeyip, sadece sıkıntılı görünen konuları araştırmak yerine o dönem gelmeden önce biraz daha derinlemesine araştırma yapmış olsaydık işimiz çok daha kolay olurdu.
2 - Bilgilerin güncelliği önemlidir. Eski bilgi ille de yanlış demek değildir. Ama yine de okuduğunuz bir kaynakta aklınıza yatmayan bir şeyler varsa yeni bir kaynaktan kontrol edebilirsiniz.
3 - Doktorlar ve kaynaklar farklı ekoller izlerler. Bir ekolün, doktorun, ya da metodolojinin bir konudaki önerisi size en doğrusu geliyorsa, o kaynağın tüm önerileri en doğrusudur anlamına gelmeyebilir. Bir kaynağın fanatiği olmamanızı, alıcılarınızı her zaman açık tutmanızı öneririm. Değişkenlikler sizi endişelendirmesin. Bilgiye ulaşmak, farklı kaynakları değerlendirmek, sakin ve serinkanlı bir tutum ve kendi şartlarınızı iyi değerlendirmek sizi doğru yola götürecektir.
4 - Zaman zaman bir kitapta okuduğunuz aklınıza da yatan öneriyi uygulamaya geçirmekte zorlanabilirsiniz. Kitaplarda tüm değişken şartlar çok detaylı bir şekilde tanımlanamayabilir. Hemen kitaplardaki gibi olmuyormuş diye bilgileri rafa kaldırıp alaylı usüle dönmeyin. Ana fikre hakim olup, durumu iyileştirmek için doğru zamanı kollayın. Kısa vadede çok kurtarıcı gözüken bir kısa yol sizi zamanla çok sıkıntıya sokabilir. Çok katı bir tutum da sizi strese sokabilir. Ebeveynlik bir denge sporudur.

Yuvarlak cümlelerden sonra gelelim işinize yarayacak bilgilere. Hamilelikte öğrenilmesi gereken konuların bir listesini aşağıda bulabilirsiniz. Bunların bazılarına belki de ihtiyaç olmayacak. Ama "aman Allah korusun yaklaşımı" yerine önceden fikir sahibi olmanız, hazırlık yapmanız, hem koruyucu olacak ya da başınıza geldiğinde erken farketmeniz ile zorlanmadan sıkıntıyı atlatmanıza yarayacaktır.

Hamilelikte Fikir Edinilmesi Gereken 13 Konu
1 - Emzirme: Süt üretilme ve salınma mekanizması, sütün yapısı ve içeriği, doğru emzirme şekli, emziren annenin beslenmesi, farklı emzirme pozisyonları, çatlaklar, sütün sağılması gerekli durumlar, sütün sağılması ve saklanması, göğüs şişlikleri, mastit. (Anne sütü kategorisindeki yazılara da göz atın), emzirme döneminde yapılmaması gerekenler (alınmaması gereken ilaçlar, biberon verilmemesi, su verilmemesi gibi)
2 - Alt Değiştirme: Alt değiştirme ürünleri, dikkat edilmesi gerekenler, yenidoğan kakası, çiş ve kaka yapma sıklıkları.
3 - Aşı ve vitamin takviyeleri
4 - Erkek bebekse yenidoğan sünneti
5 - Yenidoğan sarılığı
6 - Yenidoğanda ateş
7 - Yenidoğan algıları: neleri görür, duyar, anlar..
8 - Yenidoğan'ın uykusu, gece gündüz kavramı
9 - Bebeğin banyosu: Bunu herkes farklı yapmaktadır ve aslında bebeği yıkamak oldukça kolaydır. Kendinize bir stil belirlemeniz iyi olur. Esas olan üşür, su yutar diye bebeği yıkamaktan korkmamaktır.
10 - Uygun ortam şartları: Isı, ışık, ses gibi (örneğin fazla ısıtmamak, gece karanlıkta uyutmak, gündüz uykularında çok fazla sessizliğe alıştırmamak gibi)
11 - Bebeğin güvenliği (örnek: uygun uyku ortamı, ABÖS, araba koltuğu)
12 - Bebek ne zaman dışarı çıkartılabilir? (doğumdan itibaren)
13 - Yenidoğan kontrolleri

Bazı hastanelerde bu konularla ilgili çok güzel kitapçıklar, broşürler bulunuyor. Popüler hastanelerin çocuk ve kadın doğum bölümlerine bir uğrayabilirsiniz. Eşiniz ve doğumdan sonra yanınızda bulunacak kimselerin de bu bilgileri okumasını sağlayın. Öğrenin, kendinize güvenin ve destek alın.

Nurturia'da herkes birbirine destek oluyor. Siz de hamileliğiniz, doğum ve bebeğinizin bakımı ile ilgili takıldığınız her şeyi sorarak aynı yollardan geçmiş anne ve babalardan yardım alabilirsiniz.

posted on 01 Ocak 2010 Cuma 12:39:06 UTC  #    Yorumlar [2]
# 21 Aralık 2009 Pazartesi

Blogcu Anne'nin oluşturduğu Pozitif Doğum Hikayeleri sitesinde yazılar hızla çoğalıyor. Biz de Hande'nin doğum hikayesi üzerine doğum hikayelerini paylaşmak isteyen annelerimizin hikayelerini yayınlamaya devam ediyoruz. Bu hikaye için Yeşil Anne'ye çok teşekkür ederim. Eminim benzer sıkıntılar yaşayan annelerin çok işine yarayacak.

Negatif denilemeyecek kadar harika
Pozitif denilemeyecek kadar çetrefilli bir anı dizisi

- Evlenme teklifini kabul ettim evet, ama ben 16 yaşımdan beri hipotiroidi hastasıyım ve bu hastalık vücudumdaki her şeyi etkiliyor. Benim bebeğim olamayabilir ve sen bebekleri çok seviyorsun, sürekli onlardan bahsediyorsun. Emin misin?

diye sordum. Eşim, hiç tereddüt etmeden bana şu cevabı verdi;

- Bebeğimiz bir şekilde olur, tıpta her şey mümkün, yine de başaramazsak evlat ediniriz. Ama ben senin gibi bir insanı bir daha bulamam. Gel evlenelim…

İşte bizim hikayemiz böyle başladı. 2007'nin Kasım'ında tanıştık, 2008'in Temmuz'unda evlendik. Bebeğimizin de aynı hızla hayatımıza gireceği aklımın köşesinden geçmezdi. Bunun için hala şükrediyoruz.

Hamile olduğumu 10 Eylül sabahı evde yapılan test çubuğundan öğrendiğimde eşim evdeydi. Korunduğumuz için ihtimal vermiyorduk. Eve en yakın poliklinikte 5 haftalık hamile olduğumu öğrendik. Son 3 aydır tiroit ilacımı ihmal etmiş olmam çok can sıkıcıydı. Üstelik hamile olduğumdan habersiz antibiyotik tedavisi görmüş ve röntgen de çektirmiştim. Doktora bunları anlattık ve ilk bebeğimiz olduğunu söyledik. Ne dese beğenirsiniz; "Sen şimdi bunu doğurmak istersin". Çok sinirlendik ve bir hışımla odadan çıktık. Yolda kendisine bol bol küfür ettik. Ne yazık ki takip eden birkaç gün içinde iki doktordan benzer cevaplar aldık. Gittiğimiz bir başka doktor yorum yapmak istemediğini söyledi. Durumun bu kadar vahim olduğuna inanmak istemiyorduk. Gece uykularımız bitmişti, ben ağlamaktan kendimi alamıyordum. Annelik bende çoktan başlamıştı.

Oysaki sevinmek istiyordum. Çünkü bu bebek bir mucizeydi, imkansız denilebilecek bir şey gerçekleşmişti. Demek ki bebeğimiz gelmek istiyordu, neden herkes ağız birliği etmiş gibi işi zorlaştırıyordu?

İkna olamadık ve bir başka doktora gittik. Bebeği aldırmam için bir sebep olmadığını söyleyip, gülümsediğinde bize bahar geldi. Onu soru yağmuruna tuttuk. Hala korkuyorduk. Tek yapılması gereken ilacıma başlayıp doz ayarlaması yapmaktı. İlk tarama testinde tekrar değerlendirebileceğimizi ama rahat olmamızı söyledi. Bundan sonra hep olumlu düşündük. Eşim beni çok iyi motive ediyordu. Ama birbirimizden sakladığımız bir ortak gerçek vardı, ikimiz de deli gibi korkuyorduk. Haftalar geçip, taramalar yapıldıkça korkularımız hafifledi. 24. haftaya kadar her şey yolundaydı. Bebek iyi gelişiyordu. 24. haftadan sonra anlaşılmayan bir nedenle bebeğin gelişimi haftasına göre eksik kalmaya başladı. İlk zamanlar doktor bunun olabileceğini, endişelenecek bir şey olmadığını söylüyordu. Önce bir, sonra iki, üç hafta geri derken yine haftalar geçti.

Uykusuz geceler geri geldi
Doktor bir gün ilk ultrason görüntülerimi istedi. Geç döllenme olabileceğinden şüpheleniyordu. Ultrasonlarıma baktıktan sonra, döllenmenin iki hafta geç gerçekleştiğini, böyle durumların olabileceğini ve iki hafta geç döllenmeyle beraber bebeğin iki hafta geriden geldiğini ve bunu normal saydıklarını söyledi. Yani sonuç olarak doktorun geç döllenme tahmini doğru değilse bebek 4 hafta geriden bir gelişme sergiliyordu. Bu da bizi inanılmaz endişelendiriyordu. 4 hafta koca 1 ay demekti. Evet, kilo alıyor, gelişiyordu ama açığı kapatamıyordu.

Doktorumuzun "geç döllenme" açıklaması içimizi rahatlatamadı. Bu doktor 20. haftada kontrolünde sezaryenin güzelliklerini, normal doğumun risklerini anlatırken gözümüzde çok kredi kaybetmişti. Başka bir doktor daha bulduk. Artık çok yorulmuştuk. Doğuma 4 hafta vardı. Yeni doktor ise geç döllenmenin olmadığını her şeyin takvime uygun olduğunu ve evet çocuğun geriden geldiğini ama endişelenmemiz gerektiğini söyledi. Bir sonraki kontrolde artık o da endişeliydi. Bize femur kısalığından (ayaklarda kısalık) bahsetti. Bizi Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.B.D. Uzmanı Doç. Dr. Münire Erman Akar'a yönlendirdi.

Spinal sezaryen
Münire hanım'a gittiğimizde artık 37 haftalık hamileydim. Bebeğin normalden küçük olduğunu, korkmamamızı, plasentayla alakalı bir durum olabileceğini söyledi ve doktorumun femur kısalığı şüphesini onayladı. Aynı zamanda amniyon sıvısında azalma başladığını söyledi ve bunun takibi için 4 gün sonrasına randevu verdi. O gün gittiğimizde "Bugün hemen seni yatıralım, yarın sabah bebeği alalım" dedi. "Bebeği almak mı? Sezaryen doğum öyle mi? Ama ben normal doğum istiyorum." dediğimde, bana amniyon sıvısında oldukça azalma olduğunu, bundan sonra beklemenin bebeği tehlikeye sokacağını, bebeği biran önce dünyaya getirip dışarıda kilo aldıracağımızı söyledi. "Neden sezaryen?" diye sorduğumda, zaten bebeğin şu an içinde bulunduğu durum yüzünden (sıvı azalması) strese girdiğini ve onu normal doğumla zorlamanın gerçekten tehlikeli olabileceğini söyledi. Çok netti, pozitif ve samimiydi. Hiç tereddüt etmeden olması gereken, "bebeğimiz için sağlıklı olan buysa tamam" dedik. Ama gerçekten hep normal doğum yapacağımı zannediyordum. Şaşkındım.

Son 24 saat
Amniyon sıvısı az olduğundan bir gece önce yatırılmıştım. Bebeğin her an kontrol altında olması ve herhangi bir aksilikte müdahale edilmesi gerekiyordu. Sabaha kadar gözlem odasında NST'ye bağlı kaldım ve 30 dakikada bir tansiyonum ölçüldü. Serum bağlandı ve su dahil hiçbir şey içip, yiyemedim. Beni oraya direkt ameliyat kıyafeti giydirip aldılar çünkü orası ameliyathane bölümündeydi ve aynı zamanda bir bakıma doğuma hazırlık salonuydu. O geceyi hayatım boyunca unutamayacağım. Tam 4 normal doğum yapacak anne adayının çığlıklarına şahit oldum. 2 sezaryen doğum oldu. Tabi ki hiç birini görmedim. Paravanlarla her anne adayı birbirinden ayrı bölmelerdeydi. Sadece sesler duyup tahminde bulunmaktı benimkisi. O inlemelerden sonra normal doğumdan korkar oldum. Üzgünüm.

Sabah 7'de beni ameliyathaneye aldılar. Spinal sezaryenin, epidural sezaryenden farkı bildiğim kadarıyla; omuriliğin spinal(beyin omurilik sıvısı) boşluğuna enjeksiyon yoluyla anestezi yapılması. Epiduralli sezaryende spinal boşluğu çevreleyen epidural aralığa kateter yoluyla anestezi yapılıyor. Spinal enjeksiyon daha “direkt” olduğu için etki hemen başlıyor. Epidural anestezide kateter yoluyla gerekli süre boyunca anesteziyi idame ettirmek için tekrarlayan dozlarda ilaç verilebiliyor.

Bu işlemler 1 saate yakın sürdü. Uyuşmadan sonrası çok çabuk gerçekleşti. Ben bu arada usul usul ağlıyordum. Bebeğimin sağlıksız doğmasından çok korkuyordum. Münire hanım saat 08.12’de "Bu beyefendi sarışın olacak galiba" dediğinde gözyaşlarım tamamen boşaldı. Konuşamıyordum. Bunca psikolojik yorgunluğun üstüne ağlamaktan başka bir tepki veremiyordum. Anestezi uzmanı gözyaşlarımı silerken, çocuk doktoru bebeğimi yanıma getirdi. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Onu kucaklayamadım çünkü hala kollarım ve başım bağlıydı ve yeşil perdenin arkasında işlemler devam ediyordu. Bebeğimi öptüm, kokladım ve canım, canım diyebildim...

Bebeğim 28 Nisan 2009 Salı günü 08.12 de (37 + 6) haftalık, 48cm ve 2885 kg. olarak dünyaya geldi.

Doğum ve sonrası
Bebeğimizin doğduğu gün odada tüm aile sevinç sohbetleri yaparken, çocuk doktorunun gelip, muayeneden sonra sol bacağında 2 cm. kısalık görmesi hepimizi mahvetti. Kalça çıkığından şüpheleniyordu. 1 aylıkken çekilen ultrason ile hiçbir problem olmadığı bebeğin bacağını diremesi sonucu da olsa bir muayene hatası olduğu ortaya çıktı.

Özel odada olduğumuz ve kadın doğum katında olmamamız nedeni ile hemşireler tarafından unutulmak fakat emzirme hemşiresi tarafından sıkça ziyaret edilmiş olmak emzirmeyi öğrenmeme ve sütümün çabuk gelmesine yaradı.

Kayınvalidemin güzel yemekleri ve annemin gece-gündüz refakati eşliğinde çok güzel bir lohusalık dönemi geçirdim.

Elbette özellikle geceleri sezaryenin cefasını çok çektim. Ama bebeğim sağlıklı doğmuştu ya bana artık kurşun işlemezdi.

Bebeğimiz doktorumuzun söylediği gibi, açığı doğduktan sonra çok çabuk kapattı ve şu an boyu ve kilosu ayına göre tam da olması gereken seviyede.

Tüm bu çetrefilli dönemden sonra hiçbir kuvvet beni "paranoyak annelik"ten uzaklaştıramadı.
 
Her şeye rağmen

  • Fiziksel açıdan çok sorunsuz bir hamilelik geçirdim
  • Bebeğim karnımda hep çok hareketliydi
  • Elimden geldiğince, en çok da eşimin yardımıyla hep olumlu ve mutlu bir hamilelik geçirmek için çabaladım
  • Bize gelen mucize için hep şükrettim.

Yeşil Anne

posted on 21 Aralık 2009 Pazartesi 22:16:29 UTC  #    Yorumlar [8]
# 09 Aralık 2009 Çarşamba

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Yardım İhtiyacı

Hamileyken yapılan yardım teklif ve önerilerine 3 yanlış yaklaşım:
1 - Hamilelik insanı bencilleştirir. Bu dönemin sonlarına doğru en yakınınıza bile tahammül edemeyeceğinizi düşündürebilir. 9 aydan beri her yere taşıdığınız biriciğinizi herkesten çok koklamak, onu kimselerle paylaşmamak isteyebilirsiniz.
2 - Doğum sonrasının süreli bir olağanüstü hal durumu olduğunu farketmeyebilirsiniz. 
3 -On kaplan gücünde olduğunuzu sanıyor olabilirsiniz.
4 - Her şeyini kendi bildiğiniz gibi yapmak istiyor ve evdeki işlerden tutun, çamaşırların nasıl yıkanacağına kadar gereksiz detay planlar yapıyor, yardımcı olacaklara talimatlar yağdırıyor olabilirsiniz.

Doğum sonrasında yardım durumları ile ilgili için 7 öneri:
1 - Şu anda sizin için çok önemli olan bir sürü detayı bir süreliğine rafa kaldırmaya hazırlayın kendinizi. Sonra yavaş yavaş kendi önceliklerinize döneceksiniz. İnsanlara iş ve sorumluluk verirken basit düşünmeye çalışın.
2 - Bir süre için farklılıkları göz ardı edin. Mükemmeliyetçiliği bir kenara bırakıp, teklif edilen her yardımı değerlendirin. Çamaşırların asılması, bir kap ev yemeği, yürüyüşe çıktığınızda size eşlik edilmesi, siz çantanızı hazırlayana kadar bebeğin oyalanması, komşunuzun kendisine ekmek alırken size de alması (benimki teklif etmişti).
3 - Çocuğunuzu yetiştirme tarzınızı yardımseverlere net ama kibar bir şekilde ifade edin. Ama onlardan gelecek yardımlara çok ihtiyacınız olacağını, bundan çok memnun olacağınızı da dile getirmeyi unutmayın. Ev işleri ve hatta yemek konusunun aksine, burada idareci davranışların uzun vadede zararı olacaktır. Hoşunuza gitmeyen davranışı ne kadar erken ve yumuşak ifade ederseniz, sarpa sarma ihtimali o kadar azalacaktır.
4 - Çocuğunuzun temel bakım sorumluluğunu kendiniz üstlenirken, bebeğinizle ilgili yardımlar da sizi çok rahatlatabilir. Örneğin, siz uzanarak bebeğinizi emzirirken, uyuyakalmanız halinde birinin bebeği güvenli bir şekilde yatıracağının garantisi birkaç saat de olsa huzurla uyumanızı sağlayabilir. Bebeğin altını kendiniz ya da eşinizin değiştirmesi daha iyi de olsa, ara sıra e-mail'lerinize bir göz atmak için bu sorumluluğu birine devredebilirsiniz.
5 - Siz yanınızdakilere işe yaradıklarını hissettirebilirseniz, onlar da kendilerine daha çok güvenecektir.
6 - Alabildiğiniz yardım sınırlı süre içinse, bazen alışmayayım sonra ne yaparım diye düşünebilirsiniz. Dinlenme fırsatlarınızı tepmeyin.
7 - Yine yukarıdaki durumda şimdi bile yetişemiyorum onlar gidince ne yapacağım diye endişelenebilirsiniz. Elbette biraz zorlanacaksınız. Ama bebeklerin zaman süngeri olduğunu unutmayın. Ortalıkta kaç kişi varsa, hepsinin sunulan tüm zamanını emiverirler. Ama yalnız kaldığınızda annelerinin de halinden anlarlar. Ayrıca büyüdükçe zorlaşıyor deseler de, ben onu diyenlerin biraz unutkan olduklarını düşünüyorum. Bebeğiniz her hafta biraz daha büyüyecek ve sizin üzerinizdeki yükü azalacak.

Lohusalıkta görülen yardım asla unutulmazmış.

Hatırlatma: Bu yazı dizisi Mim'lidir. Bu yazıyı okuyup da blogu olan herkes lohusalık namına yazsın kendi tavsiyelerini. Teker teker mim'letmeyin hepinizi.

Yorumlardan ve MİM'lerden Linkler:
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 09 Aralık 2009 Çarşamba 18:40:44 UTC  #    Yorumlar [2]
# 03 Aralık 2009 Perşembe

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Alışveriş

Bana en garip gelen tavsiyelerden biri bu alışveriş meselesiydi. İyi ama ne almamı bekliyorsunuz? Bakkala da mı gidemeyeceğiz?

Doğum sonrasında alışverişle ilgili:
1 - Ülkemizde eviniz dışındaki hemen hiçbir yer düzenlenirken bebekli insanlar hesaba katılmamıştır. Bebek arabaları ile geçeceğiniz kaldırımlara arabalar park etmiştir. Emzirme odaları alışveriş merkezleri ile sınırlıdır, oralarda da emzirmeden önce el yıkayacağınız lavaboda bir bayanın iç çamaşırla kalana kadar soyunmuş ayaklarını yıkadığına tanık olabilirsiniz (cevahirde 2 kez başıma geldi, toplam 4 kez gittim o odaya zaten). Aile tuvaleti kavramı neredeyse bilinmemektedir (bebek arabası ile sığacağınız geniş tuvalet, sizin de çişiniz gelebilir).
2 - Bebekle dışarı çıkmak doğumdan itibaren önerilen bir aktivitedir. Ancak alışveriş biraz zordur. Alışveriş merkezleri kapalı ortamları ile küçük bebeklere pek uygun değildir. Acıktığında emzirebilmek için uygun bir ortam bulabilirsiniz belki ama sık emzirmeler işinizi bölecektir. Zaman geçtikçe bu durumları idare etmeyi öğrenirsiniz ama ilk haftalarda, daha bebeğinizle birbirinize alışamamışken saatler süren bir alışveriş ikinizi de strese sokabilir.
3 - Bebeğinizi emanet ederek birkaç saatliğine kafanızı dağıtmak için çıkabilirsiniz. Ancak, hamilelikte alışverişe çıktığınızda, kocaman göbeğiniz etrafınızdakilere kuyrukta bekleyemeyeceğinizi açıkça ifade etmektedir. Doğum sonrasında artık bu gösterge ortadan kalkmıştır. Evde acaba ağladı mı, acıktı mı diye endişe ettiğiniz bir bebeğiniz vardır ama kimse bunun farkında değildir. Ilgaz 6 aylık olduğunda, ilk kez uzunca bir alışverişe gitmiştim. Bir bayan ben kabinde giysi denerken, “lütfen çabuk olabilir misiniz, arabada 3 haftalık bebeğim var” diye seslendiğinde apar topar kabini boşaltmıştım. Telaşlı bayan yüzüme bakıp “Çok teşekkürler, giyecek bir şeyim kalmamıştı” dediğinde gözlerim dolmuştu :)
4 - En iyisi, doğum sonrasındaki ilk birkaç ay için sizin yapmanız zorunlu alışverişleri önceden yapıp, doğum sonrasında, hava almak için ya da değişiklik olsun diye alışverişe çıkmaktır. Bir park ya da çay bahçesi ziyareti yüksek ihtimalle size de bebeğinize de alışveriş macerasından daha iyi gelecektir.

Doğum sonrasındaki ihtiyaçları karşılamakla ilgili 6 öneri:
1 - Doğurur doğurmaz eski giysilerinize giremeyebilirsiniz. Hatta bunun aylar alacağını düşünerek kendinizi hazırlarsanız daha iyi hissedersiniz. Hamilelik giysilerinizi ve lohusa geceliklerini de ilk haftadan sonra pek canınız çekmeyebilir. Zevkinize uygun, iç açıcı renklerde rahat, spor giysiler edinin. Emzirme sırasında çok terleyebileceğinizi hesaba katın. Sık değiştirmek üzere, önü kolay açılan bolca havadar üst edinebilirsiniz.
2 - Bebek bezleri, ıslak mendiller en kolay ulaşılan ürünlerdir. Boş yere bunları stoklamayın. Önceden araştırıp, farklı markaların özelliklerini karşılaştırabilirsiniz. Nurturia'da taze bir babanın bez konusu ile ilgili sorduğu soruya tecrübeli anne-babalarımızdan nefis yanıtlar yağmaya devam ediyor: http://www.nurturia.com.tr/questions/fbc5b5e3-342a-4186-b600-9ca10175dc88/1/hangi-bebek-bezi 
3 - Özellikle gezerek seçmeniz gereken ürünlere yoğunlaşın. Eğer ihtiyacınızı tam olarak kestiremiyorsanız, seçmekte zorlanıyorsanız erteleyin. Araştırdığınız markaları ve fiyatlarını not alın, daha sonra ihtiyacınız netleşip alacağınız ürünü daha iyi kestirdiğinizde gidip nokta atışı alabilirsiniz. İşinizi görmeyen bir ürünü kullanmaya çalışmaktansa, zamanı geldiğinde bir bilene sorup almak daha kolay olacaktır.
4 - Bütçeniz dahilinde size zaman kazandıracak ürünleri inceleyin, dergilere bakın, blogları, bebek mağazalarını dolaşın. Yine bir sürü şey stoklayın demiyorum, ama ileride sıkıştığınızda, hamileyken göz ucuyla gördüğünüz bir malzeme gününüzü kurtarabilir.
5 - Market alışverişi başta olmak üzere internet üzerinden sipariş verebileceğiniz siteleri araştırın. Özellikle bebek, bebek arabası ve çantası yanınızdayken bir de ağır malzemeleri taşımaktansa, rutin toplu alışverişlerinizi evinize sipariş edebilirsiniz. Ben 1999 yılından beri dönem dönem Migros'tan ve 2002'den beri Carrefour'dan (eskiden Gima'ydı) alışveriş yapıyorum.
6 - Bebekle birlikte alışveriş zor olsa da, açık hava gezileri hem bebek hem anne için çok iyidir. Kullanışlı bir çanta, emzirme örtüsü, kanguru gibi bebekle kısa gezilerde işinize yarayacak malzemeleri araştırın (pahalı kullanışlı demek değildir).

Lohusalık bir olağanüstü haldir.

Başka bloglardan:
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html

posted on 03 Aralık 2009 Perşembe 10:10:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 30 Kasım 2009 Pazartesi

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat - Uyku

Uyku ile ilgili birçok yazı yazdım. Ama bu yazı bebeğin değil, annenin uykusu ile ilgili. Hamilelikte uyku kalitesi kötüdür. Aslında bence doğa sizi yormaya değil, hazırlamaya, kalitesi uyku ile idare etmeye alıştırmaya çalışmaktadır. 

O kadar uykusuzluk çekerdim ki, gece detaylarını hatırlayamadığım boşluklar olurdu. Şimdi bu bebek yanımda yatıyor, emzirdim de mi uyudu, yoksa daha emzirmedim mi de yanıma alınca uyudu? En son hangi memeyi verdim? (bunu milyonlarca kez sordum gerçi) Altını ne zaman değiştirdim?

Birkaç kez de şöyle bir şey oldu. Ilgaz ağlıyor, uyanıyorum, beşikten alıyorum, başlıyorum emzirmeye. Ama Ilgaz'ın ağlaması kesilmiyor. Sonra pozisyon değiştireyim, kavrayamadı derken Ilgaz eziliyor, nefesim kesilerek korkuyla uyanıyorum. Gözümü açıyorum, Gökhan Ilgaz kucağında beni uyandırmaya çalışıyor. Ben de yorganı Ilgaz gibi tutup sıkı sıkı sarılmış göğsüme bastırıyorum.

Doğum sonrasındaki uykunun 5 özelliği:
1 - Gece gündüz ayırt etmeden bebeğiniz her uyuduğunda uyumaya kalkışsanız bile, uyku kısa sürelidir, kesikli çizgi gibidir.
2 - Uyumadığınız zamanlarda, sizi önemli bir sorumluluk bekler. Yani uykulu uykulu bebekle ilgilenmek zorundasınızdır. 
3 - Çoğu bebek ilk haftalarda 1-2 saatte bir emmek ister (Bu sıklık giderek azalacak).
4 - Uyku parçalı da olsa aslında ağır bir uykudur. Bir süre sonra çok hızlı bir şekilde derin uykuya geçebildiğinizi farkedeceksiniz.
5 - Emzirmek uyku getirir.

Lohusalıkta uykusuzlukla başa çıkmak için 6 öneri:
1 - Durumunuzu kabullenin. Hamilelikte uyumakta güçlük çekiyorsanız, bunun bir sebebi var. Gece uykusuna takılmayın. Saat hesabı yapmak yerine, uyuduğunuz her dakikanın tadını çıkartmaya bakın.
2 - Emzirmenin getirdiği uyku hormonaldir. Doğa sizi dinlendirmeye çalışır. Bu sürekli üzerinize ağırlık çökme durumunu normal kabul edin, bölük pörçük uykunuzla ilişkilendirerek moralinizi bozmayın.
3 - Emzirirken kestirebileceğiniz bir ortam düzenleyerek, bu durumu avantajınıza kullanabilirsiniz. Eğer becerebilirseniz, yan yatarak emzirmek çok iyi bir dinlenme şeklidir. Evde yardım edecek biri varsa, bebeğiniz memede uyuyakaldığı zamanlar siz de onunla birlikte uyuyun. Evdekiler ABÖS'a karşı bebeği yanınızdan alıp güvenli bir yere geçirirken siz uyumaya devam edin.
4 - Doğumdan sonra gece emzirmek için uyansanız bile daha çabuk derin uykuya dalarsınız. Yenidoğanların emmeden uzun süre uyumalarına izin verilmez (yoksa susuz kalabilirler, sarılık olabilirler). Doktorunuz izin verdikten itibaren bebeği emzirmek için uyandırmayı bırakırsınız. Bundan sonra gece bebeğiniz uyandığında saate bakmamanızı, gece kaç kez uyandığını saymamanızı öneririm. İnce hesap yapmayın, uyuklayarak emzirin ve o uyur uymaz suyunuzu içip geri yatın. Sabah "gece kaç kere uyandı?" sorusu sorulduğunda "bilmem" diyebilecek kadar farkında olmaksızın emzirmeyi öğrenmelisiniz.
5 - İlk haftalar için, mümkünse yatağınızdan kalkmadan, fazla eğilip doğrulmadan bebeği alabileceğiniz bir beşik tipi seçin. Bebeği içinden alıp geri koymak zor olmasın.
6 - Gündüzleri kestirecekseniz, evin kalabalık olduğu zamanları tercih edin. Sanıldığının tersine, yenidoğanlar sessizlikte değil, gürültülü hareketli ortamlarda daha iyi uyurlar.

Ilgaz küçükken ne zaman misafir gelse 3-4 saat uyurdu. Ben de hem misafirlerle oturmaktan keyif alır, hem de saatime bakar, "eğer yatmış olsam ne güzel 4 saat uyuyacaktım" diye hayıflanırdım. Misafirler de "aa ne uslu, bizimki hiç böyle uyumazdı, hep ağlardı" falan gibi laflar ederlerdi sinir olurdum. Sonra çözdüm ki çocuk kalabalıkta uyumayı seviyor, ama iş işten geçmişti. Misafirleri başkaları ağırlasın, siz devrilin yatın, kusurunuza bakan olursa bu yazının adresini verin.

Lohusalık bir mücbir sebeptir.

Bunlara bir göz atın:
Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım? - Yatağında!
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım? - Düzeninde

Başka bloglardan: (atladıklarım varsa lütfen yorumlara yazın, yazıya ekleyeyim)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 30 Kasım 2009 Pazartesi 20:25:30 UTC  #    Yorumlar [5]
# 25 Kasım 2009 Çarşamba

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat Var mı?

Çevrenizde bebekler gitgide çoğalmıştır. Yeğenler, arkadaş çocukları derken, sıranın size yaklaştığını hissedersiniz. Hastane ziyaretlerinde sükunet ve şaşkınlık hakimdir. Mışıl mışıl uyuyan bir avuç bebek, yorgun ve şaşkın anne, heyecanlı, neşeli baba, gururlu babaanne olabilir karşınıza çıkan karakterler. Bebekler daha yakınınıza düştükçe, ev ziyaretleri ya da birlikte gezmeler seviyesine gelindiğinde kaosu biraz hissetmeye başlarsınız. Daha ileri gidip, bebekli bir arkadaşınıza yardım etmeye kalkışırsanız, önünüzdeki tabloda kendinizi hayal etmek artık zorlaşır. Şu evi biraz toparlasalar daha iyi olmaz mı, bu bebek neden bu kadar ağlıyor hasta mı, bu kadar malzemeye ihtiyaç var mı, çocuktan başka konu konuşulmaz mı, ben çocuk yapmayayım, ya da benim çocuğum uslu olur gibi uyduruk düşünceler üretir beyniniz. Hormonlarınız fazla korkmamanız için sizi derinlemesine düşünmemeye sevk eder. İnsan türü üremeye devam etmelidir.

Bebekler süper canlılardır, pozitif enerji yumağı gibidirler. Bebek sevmeye gittiğinizde, dönüşünde meditasyon yapmış gibi rahatladığınızı hissedersiniz. Kısa süreli bebek ziyaretlerinde, sever ve ayrılırsınız. Eğer özellikle bebek seven biriyseniz, aklınızın bir bölümü ayrıldıktan sonra bir süre daha bebekte kalır. Çocuklu tanıdıklarınız da sizi sürekli bebek yapmaya teşvik etmektedirler:

Dünyanın en güzel şeyi!
Çocuksuz hayat olur mu!
Olunca anlarsın!

Buradan sonrasını biraz hızlı anlatayım. Bir şekilde o kararı alırsınız, ya da doğa size kararını bildirir. Kimileri için kolayca, kimileri için yıllarca süren emeğin meyvesi olarak gerçekleşir hamilelik. Daha şimdiden sizin hatırınızdan çok, bebeğin cinsiyeti, planlanan ismi sorulmaya başlanmıştır. Herkes size yardımcıdır, herkes size sempatiyle yaklaşır, kendinizi prenses gibi hissedersiniz. Ta ki, karnınızın büyüklüğünün karşınızdakinin gözlerindeki bakışına yansıması "aa ne sevimli"den, "ay çok kocaman"a doğru dönmeye başlayıncaya kadar. İşittiklerinizin de rengi değişmiştir:

Uykusuz gecelere hazır mısın? Uyuyabiliyorken uyu!
Doğum sonrası için alışverişlerini şimdiden yap!
Kim yardım edecek?
Bebek bakımını öğren!

Kafanız karışmıştır. Hamilelikte bölük pörçük uyuduğunuz uykudan daha ne kadar kötü olabilir? Türlü çeşit üründen size lazımlar nasıl seçilebilir? Eşiniz de yardımcı olursa, daha ne kadar yardım gerekebilir? Bebek bakımı mı?

Bu dizide size buz dağının görünmeyen yüzünü anlatmaya çalışacağım (e, evet biraz iddialı oldu, neyse yazılarda yardım edersiniz, MİM yani). Henüz hamile olanlar için koca göbek inince başlarına neler geleceği ile ilgili fikir vermeye, kendilerini hazırlamalarına yardımcı olmaya çalışacağım (tamam canım ben tek başıma nasıl anlatayım hepsini, MİM işte, yazın siz de bayram tatili var önümüzde, yorumlara linkini eklemeyi unutmayın :))

Yorumlardan ve MİM'lerden Linkler:
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 25 Kasım 2009 Çarşamba 14:45:36 UTC  #    Yorumlar [16]
# 16 Ekim 2009 Cuma

Çok uzun zamandır tercüme edip yazarım diye bekletiyorum. Baktım fırsat olmayacak, bari linki yayınlayayım dedim. Aslında resimler yeterince anlaşılır, anlaşılmayan bir yeri varsa bana sorabilirsiniz. 7. sayfadan itibaren bebeğe yaptırabileceğiniz, 9. sayfadan itibaren de bebeği ağırlık olarak kullanarak doğum sonrası kilolarınızı vermek için, aynı zamanda bebeğinizle güzel vakit geçirerek iletişim içinde olabileceğiniz hareketler gösterilmiş.

Ilgaz bunlara gerçekten bayılıyordu. Tavsiye ederim. Bizim toplumumuzda genelde bebekler pamuk içinde muhafaza edildiğinden toplum içinde yaparsanız tepkilere hazır olun.

http://www.dswfitness.com/docs/Mom&BabyExercise.pdf

posted on 16 Ekim 2009 Cuma 11:27:30 UTC  #    Yorumlar [11]
# 27 Eylül 2009 Pazar

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Doğumdan sonra ilk 3 ayda en çok kullandığım 5 ürün:

Göğüs Ucu Koruyucu: Medela Anatomik Göğüs Koruyucu Diğer yazının yorumunda Münevver Hanım'ın belirttiği gibi, göğüs ucunuz hassassa, Lansinoh üstü göğüs pedi insanı mahvediyor. İlk 10 günde ve zaman zaman göğsümde şişlik olduğunda da bu kalkanlardan kullandım.

Göğüs Ucu Çatlak Kremi: Lansinoh Lanolin kremini yine ilk 10 günde yoğun olarak kullandım. Fazlasını silmek için daha çok rahatsız olmayayım diye elimde yumuşatarak azar azar kullandım. Kalanını böyle değerlendirdim.

Göğüs Pedi: Lansinoh Tek kullanımlık Göğüs Pedi. Çok marka denedim, en çok bunun fiyat performansından memnun kaldım.

Uyku Oyuncağı: Playskool Ninnili Uyku Arkadaşım. Ninni söylemeye enerjim kalmamış. Buna basar, yan yatırır yanına koyar, beşiğinde uyutmaya çalışırdık. Müzikleri bana lohusa depresyonu yapardı. Ilgaz bebekten sıkılınca Gökhan gelir, nını nıy, nını nıy diye, aynı şarkıları kendisi bıdırdanırdı.

Alt Değiştirme Pedi: Arkadaşım İdil, kızı Yasemin'in küçükken kullandığı Mothercare alt değiştirme süngerini havluları ile birlikte vermişti. Gazını da çıkartma amacıyla, altını çok açık tuttuğum için, bunun üzerinde çok vakit geçirdi. Üzerinde tepine tepine kaç senelik malzemeye son nefesini verdirdi. Ablam da ilk başta İkea'dan şişme olanlardan almıştı, Tan altını değiştirirken çok ağlıyordu. Annemin acaba sert mi geliyor düşüncesi ile buna benzer bir tane almasıyla ağlama problemi çözüldü.

Güncelleme: Balcamisis de ilk 3 ayda kullandığı ürünleri bu yazıda yazmış: http://balcamisis.blogspot.com/2009/10/ilk-3-ayda-en-sevdigim-seyler.html

Siz de yazıp yorumlara link'ini bırakabilirsiniz. Bir çeşit doğal MİM oldu.

posted on 27 Eylül 2009 Pazar 12:25:08 UTC  #    Yorumlar [1]
# 01 Haziran 2009 Pazartesi

Tan büyümedi ki ama ben işe başladım.
 
Sabah 7.30'da kalktım, duş aldım, kahvaltımı yaptım, üzerimi giyindim, hafif bir makyaj, hatta vakit kaldı kuaföre gittim. Şimdi metrodayım işe gidiyorum.... 
 
Eee, ne var bunda her gün bunları yapıyoruz zaten demeyin. Ben evde 9 aylık oğlumu bıraktım ve neredeyse bir yılın ardından işe gidiyorum. Garip bir his hem de çok....

Günlerdir kendimi işe gitme durumuna hazırlamaya çalışıyorum. Eşim işten ayrıldığı için planlanandan önce işte olmak zorundayım. Oysaki Eylüle kadar ücretsiz izin almıştım.  Hayat o kadar basit ki, yeni durumlar olsa bile, bir canlı doğursanız dahi, eninde sonunda rutine dönmek zorundasınız ve aslında çocuk da bir rutin. Çünkü kim ne derse, çocuğu ulvi kelimelerle anlatsa da, o da üreme içgüdümüzün ürünü.
 
İşe başlamaya karar verdiğim 15 günden beri her gün geriye doğru sayıyordum, "Şu kadar gün kaldı, ne bakıcı ayarlayabildim, ne de Tan'a bir düzen kurabildim. Gündüzleri hala meme emip uyuyor, çok ağlayacak, ben ne yapacağım" diye... Eşim sürekli beni sakinleştirmeye çalıştı, her şeyin yolunda gideceğini söyledi.  Onu da üzdüm belki hayfılanmalarımla; sonuçta işinden ayrıldı. Ama iç seslerime bir türlü "dur artık lütfen" diyemedim, çünkü ben bir anneyim.
 
Ve işte beklenen gün geldi, işteyim ve bilgisayar başında haber okuyorum.  Bakıcı hafta sonunda bulundu. Tan onunla beraber sorunsuz bir-iki gün geçirdi. Sabah evden çıkarken anlattım ona "Oğlum ben işe gidiyorum, ablanı üzme, yemeklerini ye, güzelce uyu" dedim. Bana son iki haftadır yaptığı burnunu buruşturma mimiğiyle "bakarız" gibilerinden yanıt verdi. Vedalaşmayı daha fazla uzatıp da ağlamamak için hemen evden çıktım, canım yeniden mutfağa dönüp onu yeniden öpmek istedi ama yapmadım, Damla'nın deyimiyle "konuyu dramatize etmedim" kapıyı kapattım evden çıktım.

Yaklaşık 2 saat sonra eşim aradı, "Ben günde 10 kere seni arıyordum işteyken, sen niye aramıyorsun" dedi. Oysa bilse oturduğum yerde hep onlarla konuşuyorum aklımdan..

Öğrendim ki 5 dakikada yatağında uyumuş Tan efendi, "Oğlummmm tüm eziyetin bana mıydı?" Aman olsun o uyusun da benim çabalarım boşa çıksın. 

15.30'da süt iznimi de kullanarak bürodan çıkıp kuzuma sarılacağım ve "seni çok özledim tatlım, ama iyi olduğunu biliyorum" diyeceğim. 

Bana şans dileyin!

posted on 01 Haziran 2009 Pazartesi 13:51:31 UTC  #    Yorumlar [7]
# 20 Mart 2009 Cuma

Şimdi ne demek bu demeyin,anlatacağım. Tan'ı doğurmadan kısa bir süre önce emzirme konusunu o kadar kafama takmış, o kadar çok yazı okumuştum ki bir süre sonra rüyalarımda sürekli bebeğimi emziremediğimi görmeye başladım.  Rüyam, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin kadın doğum bölümündeki birkaç hemşire sayesinde neredeyse gerçek olacaktı.

"Bebek Dostu" bir hastanede doğum yapmak hem anne hem de bebek için son derece önemli. Bebek, doğduktan çok kısa bir süre sonra annenin yanına getiriliyor ve bir daha da hastaneden çıkana kadar tabiki önemli bir sağlık sorunu oluşmamışsa alınmıyor. En birinci hedef, bebeğin anneyi emmesini sağlamak, mümkün olduğunca mama verilmesinin önüne geçmek. Hacettepe Üniversitesi hastanesi de bebek dostu bir hastane. Kadın doğum bölümünün duvarlarında emzirmenin önemini anlatan yazılar var, bunların hepsi çok güzel de peki ama bana denk gelen hemşiler niye "bebek dostu" değil anlayamadım.

Hala sadede gelemedim biliyorum, toparlayacağım.  Tan'ı 14 Eylül sabahı Hacettepe'de doğurdum. Sezaryen olduğum için ben ayıldıktan 2 saat sonra yanıma getirildi ve oğlum mememe konur konmaz sanki kırk yıldır emiyormuş gibi hemen memeyi çekmeye başladı. Ameliyatlı olmama karşın, Tan'ı her ağladığında emzirmek için çok uğraştım. Fakat yanıma gelen hemşireler daha ilk günden "Aç bu bebek, kan şekeri düşebilir. İsterseniz mama verelim" diye sık sık  ikna etmeye çalıştılar. Cahil biri olsanız, ya da bilmiyorum çok endişeli bir anne iseniz, ya da yeni doğum yapmanın heyecanı ile, hemşilere kanıp bebeğinize mama verilmesine izin verebilirsiniz. Oysa, ne kadar çok emzirirseniz o kadar çok artırıyor anne sütü bebek yeni doğduğunda. Onun sık ağlamasının da amacı bu bence.

Ben de baktımki olmuyor, 2. gün Tan'ı kontrole gelen çocuk doktoruna hemşireleri şikayet ettim. Doktor çok şaşırdı. "Emzirmeniz gayet iyi, hangi hemşire size bunu önerdi" dedi ve böylece "bebek acıktı mama verelim" önerilerinin arkası kesildi.

Yeni doğum yapacak annelere önerim, hastanede bebeklerini sık sık emzirmeleri ve bu tür önerilere aldırış etmemeleri. Sık emzirmek ayrıca bebeği sarılıktan da koruyor.  Tabi süt olmayabilir de. Bebeklerini mamayla büyüten  bir sürü anne var. Olmayınca yapacak  bir şey yok ama ilk bir kaç gün emzirmek için çabalamak, hem sizi hem de bebeği bu duruma alıştırmak yapılabileceklerin en iyisi...

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Yanlış bilinenler (2) - emzirme

 
 

posted on 20 Mart 2009 Cuma 07:50:15 UTC  #    Yorumlar [7]
# 17 Kasım 2008 Pazartesi

Hassas kalitesiz cildim yüzünden doğum sonrasında çekeceğim sızılar kaçınılmazdı. İmdadıma hastaneden verdikleri Lansinoh Çatlak Önleyici Krem ve Medela Anatomik Göğüs Koruyucu yetişti. Her ikisini de 10 gün kadar kullandıktan sonra, göğüslerim yeni durumlarına alışmışlardı. Daha sonra da dönem dönem, hassasiyet oldukça kullandım. Bendeki, emzirirken değil, emzirmeden sonra göğüs ucunun hava alması ve ıslak kalmaması için kullanılanlardandı. Zira sızlayan göğüs uçlarının üzerine göğüs pedi kullanmak, çatlayan kılcal damarların pede yapışıp, pedi çekerken beter olmasına yol açıyor.

Medela'nın göğüs koruyucusunu doğumdan önce ablama gönderdim. Gerçi neyse ki onda hiç böyle bir sorun olmadı. Saf lanolin kremi de azar azar kullandığım için yarısından çoğu duruyordu. Bu kadar zaman durunca enfekte olmuştur, çocuk hastalanır diye göndermedim. Bu kadar pahalı bir malzemeyi nasıl değerlendireyim diye düşünürken, dudaklarımın çatladığı bir gün dudağıma süreyim dedim. A, bir de baktım nefis ve gayet kalıcı bir dudak parlatıcısı oldu. Kalemsiz kullanınca naturel, kenarına kalem çekince de daha rüküş oluyor :) En güzel tarafı, ruj yerine Lansinoh sürünce Ilgaz'ı şapır şupur öperken kimyasallar için endişelenmeme gerek kalmıyor.

Dolapta yıllanmaya bıraktığınız Lansinoh'larınız varsa çıkartın hanımlar, rüzgarlı kış günleri geldi, eski Lansinoh'lar dudak parlatıcısı oldu!

posted on 17 Kasım 2008 Pazartesi 21:40:45 UTC  #    Yorumlar [7]
# 03 Ocak 2008 Perşembe
Önceki yazı..Lohusa depresyonu - çeşitli duygular

Yaz yaz bitmedi. Herkes farklı sürelerde, farklı hislerle geçiriyor doğum sonrası sıkıntılarını. Lohusa melankolisi tanımındaki gibi kısa sürede atlatan, hatta hiç yaşamayan anneler de var. Belki Elif Şafak'ın Siyah Süt'te anlattığı gibi her annenin bir süresi vardır. Ben doğru yaklaşımla bu sürenin kısaltılabileceği, ve kesinlikle daha hafif geçirilebileceği kanısındayım. Benimki aylarca sürmekle beraber, gelip giden, günlük hayatımı ve bebeğimi çok fazla etkilemeyen bir durumdu. Kendimi her gün kötü hissetmiyordum. Özellikle yalnızken ve uzun süre evde kapalı kaldığımda ortaya çıkıyordu. Eğer tıbbi yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka bir doktora danışın. Bir profesyonelle sadece konuşmanın bile büyük yardımı olabilir.

İnternette postpartum (doğum sonrası) depresyonunu araştırdığımda, özetle "melankoliyse üzülmeyin geçer, depresyona mı dönüştü o zaman doktora gidin"in fazla ötesine geçemeyen, birkaç paragraflık yazılar bulabilmiştim önce. Sonra Ilgaz 3.5 aylıkken ve melankolim geçti diye düşünürken, havanın kapalı olduğu bir sabah biraz ağlamaklı olunca, kendimi tekrar soktum aynı modun içine, "yine mi? yine mi? niye? niye?" diye. Ilgaz uyusun da ağlayayım diye beklerken biraz daha araştırayım dedim ve sonunda olayı mantıkla ele alıp, çözüm öneren bir materyale rastlayabildim. Döküman İngiltere'nin sağlık sistemi NHS(National Health System) tarafından hazırlanmış, multikulti tarafından Türkçeye tercüme edilmiş.

Doğum sonrası depresyonu - Kendi kendine yardım rehberi


Dökümanın girişinde şöyle bir paragraf var:

"Eğer depresyondaysanız büyük bir olasılıkla, bu kitapcığı okurken bile, konsantre olmakta zorluk çekeceksinizdir. Belkide size çok uzun ve karışık görünüyordur? Lütfen endişelenmeyin. Burada çok fazla bilgi var, yavaş yavaş okuyun. Eğer, bu bilgilerden bazılarını anlamakta zorluk çekiyorsanız, bunları aile doktorunuz veya sağlık ziyaretçinizle tartışabilir veya kendinizi daha iyi hissettiğiniz zaman tekrar okuyabilirsiniz. Eğer, kitapcığı size terapistiniz veya rehberiniz verdiyse, bilgileri onların yardımıyla gözden geçirebilirsiniz."

Bu paragrafı okudum. Okuduklarımı gayet iyi anlayabilecek durumdaydım. Ancak yine de okumaya devam etmeden önce ara verip biraz ağladım. Çok nazikler, ne kadar ince düşünmüşler diye çok duygulandım ve minnet duydum :) Belirtilerin birçoğu bana uymuyordu, önerileri birebir uygulamadım, tablolar, listeler yapmadım. Ama kendi durumumda nasıl iyileşebileceğim için bana çok iyi fikirler verdi. Hayıflanıp, endişelenmeyi bir kenara bırakarak kafayı çalıştırdım. Kendi durumumu ve nasıl yaklaşmam gerektiğini gözden geçirdim. Artık kendimi bunu yaşayan tek kişi olarak hissetmiyor, mantıkla yaklaşıp kararlı olursam, yavaş yavaş iyileşeceğimi düşünüyordum. Öyle de oldu.

Eğer doğumdan sonraki ilk ayda biraz bunalmış hissediyor, benim gibi niye oldu bu, ya uzun sürerse diye panik yapıyorsanız, veya benimki gibi uzatmalı bir lohusa melankolisi içindeyseniz, aşağıdakilerin size de yardımı dokunabilir.

Ağla ağla da, açılıyor musun gerçekten? Şu perdeyi arala artık!
İçi sıkılmış insanlara ağla ağla açılırsın derler. Ben de öyle yapmayı denedim başlarda. Sonra göz contalarım yalama oldu, muslukları kapatamadım, tamir etmeye fırsat da bulamadım. Şunu unutmamak gerekiyor, doğum sonrasının zor bir dönem olduğu kuşkusuz, zorlukları arttıran farklı sorunlarınız da olabilir. Belki duygusal yapıda biri, hatta hüzün sevenlerden olabilirsiniz. Yine de hiç kimse bebeğinin minik zamanlarını, hem sevinecek bu kadar şey, hem de yapacak bu kadar iş varken, ağlayarak geçirmek istemez. Ancak unutmayın, bu duruma isteyerek düşmediniz ve kurtulmak için de kendini salıvermek bir işe yaramıyor. Ben bu durumu kalın bir perde olarak görmeye çalıştım. Günlük yaşamınızı karanlıklaştırıp, olan biteni daha loş ve sıkıcı görmenize neden oluyor. Aklıma melankoli her geldiğinde derin bir nefes aldım ve kendimi iyi hissettiğim bir anı hatırlayıp, kendime o modu yüklemeye çalıştım. Bana kötü hisleri hatırlatan durumlara, objelere yeni anlamlar, misyonlar yükledim. Bunu istemiyorum, yeter artık dedim. Melankoli geldikçe, ben kovdukça, o da gitgide daha az uğramaya başladı bana, eli boş dönmektense.

Neden aramak, gerçek sorunlarla ilişkilendirmek
Hayatınızda sorunlar olabilir. Bunlar gerçekten de postpartum depresyonunuzu güçlendiriyor olabilir. Ancak, gerçek sorunlarınızla bu karabasanı birbirinden ayırmak sizin elinizde. Sorunlarınıza melankolik bir psikoloji içinde bakmak yerine mantıkla yaklaşmaya çalışın. Depresyona hayatınızdan somut nedenler aramak, hele de bağlayacak bir şeyler bulabilirseniz, havadan gelen ve giden bir sıkıntının somutlaşmasına ve yerleşmesine neden oluyor. Ayrıca düşünmenizi güçleştirdiğinden sorunlarınıza çözüm bulmanızı da zorlaştırıyor. Kısa vadede çözmeniz gereken bir sorununuz varsa kendinizi iyi hissettiğiniz bir anda sakin kafayla düşünmeye çalışın. Dışarı çıkın, eş dostla konuşun. Hiç fırsatınız yoksa balkona çıkın, o da yoksa kafanızı camdan çıkartıp temiz hava alarak düşünseniz bile sonucu değiştirecektir.

Rutini kırmak
Sürekli aynı şeylerle uğraşıp, aynı yerde vakit geçirdiğinizde durum kötüleşiyor, ağır hava yerleşiyor. Dışarı çıkmak çok iyi geliyor. Güvenebileceğiniz birileri varsa bebeği kısa süreli bırakarak, bakkal, kuaför gibi yerlere gidebilirsiniz. Ancak, bebekle birlikte çıkmak insanın özgüvenini daha bir yerine getiriyor. Aklınız evde kalmıyor ve bebeğinizle farklı şeyler paylaşmış oluyorsunuz. Güne farklı başlamak için kahvaltıya misafir davet etmek de iyi olabilir. Küçük bir bebekle sofra donatmanızı kimse beklemeyecektir. Peynirleri biraz nizamlı dilimlemeye çalışmak bile insana normal hayatı hatırlatarak iyi geliyor. Hazırlanması zor olsa ve düzeniniz bozulsa bile bebeğinizle birkaç gece akraba ya da yakın arkadaşlarınızda kalmak da iyi gelebilir. Günün özellikle belirli saatlerinde kötüleşiyorsanız, bu saatler için değişiklik yapmaya çalışın.

Sınırlı süre
Bebeğiniz küçük ve gündüzleri uyurken bile işlerinizi yetiştiremiyorsanız, bu bebeğin uyku ihtiyacı azalınca ben ne yapacağım diye telaşlanıyor olabilirsiniz. Bebeğiniz büyüdükçe bakımının kolaylaşacağını, onun büyümesi ile beraber sizin annelik becerilerinizin gelişip, endişelerinizin azalacağını unutmayın. Bebek her 3 aylık dönemi tamamlandığında farklı bir evreye geçiliyor ve her şey gitgide kolaylaşıp güzelleşiyor. Kendinizi boş yere üzüp, telaşa kapılmayın. Yaşadığınız ana konsantre olup elinizden geldiğince tadını çıkartmaya çalışın.

Kendine bakmak
Özel bakımlar yapmaya fırsat bulamıyor olabilirsiniz. Bir süreliğine manikür yaptırmamak, fön çektirmemekle hiçbir kadın çirkin olmaz. Ancak düzenli duş alıp saçlarınızı düzgünce toplamak, temiz ve rahat giysiler giymek, belki canınız istiyorsa eşiniz gelmeden bir allık sürmek, hatta bir ziyaret öncesi renkli bir oje sürmek gibi basit, fazla vakit almayan bakımlar moralinize iyi gelebilir. Ben doğum sonrasında fena halde terlediğim için hergün duş almak zorunda kalıyordum. Bu zorunluluğun kendimi bırakmamamda çok yararı oldu. Başlarda ağlama işlerini de genelde duşta yapıyordum bebek hissetmesin diye :)

Plan yapmak
Çok yüksek hedefler koymadan, esnek bir plan yapıp buna uymaya çalışmanın çok yardımı dokunuyor. Plan yapmaya çalışırken, Ilgaz'ın sıkıntılarının öğleden sonraları arttığını farkettim. Zorunlu işlerimi en iyi uyuduğu sabah saatlerine alıp, kalan saatlerde de fırsat bulduğumca kendime vakit ayırarak, epeyce stresin üzerimden kalktığını farkettim. Alışverişleri önceden Gökhan'a sipariş ederken, bunları bahane ederek, Ilgaz'ı alıp dışarı çıkmaya başladım. Güzel havalarda bebek arabasıyla yürüyüşler, fiziksel aktivitenin de sağladığı mutluluk hormonuyla ilaç gibi geliyor. Çantamı ufak tefek ihtiyaçları ekleyerek her an dışarı çıkabilecek şekilde hazırladım. Böylece önceden plan yapamamış olsam bile, bunaldığımı farkedince hızlıca hazırlanabiliyordum.

Kendinizi rahat bırakın
Doğum sonrası depresyonu birçok kadının yaşadığı bir sorun. Kendinize karşı şefkatli olun. Bu başınıza geldiği için kendinize kusurlar bulmayın. Kötü hissettiğiniz zamanlar için geri dönüp hayıflanmayın. Ben çocuğumun bebekliğini  hatırlayınca bu ruh halini de hatırlayacağım, belki yine hüzünleneceğim diye çok üzülürdüm. Hiç de öyle olmuyormuş. Her şeye rağmen hatırlayabildiğim her anını çok mutlulukla hatırlıyorum. Siz de kendinizi boş yere üzmeyin.


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
posted on 03 Ocak 2008 Perşembe 15:53:13 UTC  #    Yorumlar [0]
# 30 Aralık 2007 Pazar
Önceki yazı..Lohusa depresyonu - hop hop hop, değiş tonton!

Ne kadar hazır olursanız olun bebekli yaşam anne ve babanın bir anda garip duygular içine girmesine yol açabiliyor. O ruh hali ile, aslında bir süreliğine, sınırlı bir dönem için geçerli birçok şey size ömür boyu sürecekmiş gibi geliyor. Ben hissettiklerimi aşağıda özetledim.

Aşırı sorumluluk duygusu: Eşler arasında paylaşılsa bile, emzirme yükümlülüğü, babaların resmi izinlerinin kısa olması, ve belki de içgüdüsel ve hormonal etkilerle bebeğin birincil sorumluluğu anneye yükleniyor. Bu öyle bir sorumluluk ki, bu sefer de altını değiştirmeyeyim, bu sabah bir saat fazla uyuyayım, canım emzirmek istemiyor gibi kısa süreli bile olsa erteleme fırsatı tanımıyor. Tatili yok. Özellikle ilk bebekse, sanki ömür boyu size bağımlı olacakmış gibi hissetmenize ve paniklemenize yok açabiliyor. Bebeğimin sorunu için çözüm üretemediğimde benim elimde olan bir şey olmasa da kendimi kötü hissediyorum (büyüdükçe, derdini anlattıkça hafifliyor). Uzun süredir çektiği bir sıkıntısı için çözüm bulduğumda da, niye daha önce bulamadım, bu kadar zamandır onu üzdüm diye hayıflanıyorum.

Özgürlüğün kısıtlanması:
Bebekle yalnızsam, dışarıda halletmem gereken işleri bir koşu halledemiyordum. Belki bebeğim olmasa, üşendiğim için erteleyecektim. Ama bu durumda kendimi kısıtlanmış hissediyordum. Strese girmeden uzun bir duş alamıyordum.  Bebek uyuduğunda kendime vakit ayırmak yerine neleri yetiştirebilirim diye düşünüyordum.  Anneler sıcak bir şey içemez der büyükler. Ne zaman bir bardak çay, bir kase çorba gibi sıcak içilmesi gereken bir şey hazırlasam, bebeğimin ağlayacağı tutuyordu. Bazen eskiden yaptığım iş ya da hobileri bir daha asla yapamayacakmışım, o ana kadar ki gelişimim neyse hayat boyu bir adım öteye geçemeyecekmişim gibi geliyordu(annelik dışında). Bunların hepsi zaman içinde bir düzene koyuluyor, ama o ruh haliyle insana pek çözümsüz görünüyor.

Rutin: Günümü birkaç saatlik bölümler halinde yaşamaya alışmak durumunda kalmıştım. Altını değiştir, emzir, uyut, birkaç saat geçmeden tekrar aynı rutin. Ertesi gün aynı şeyler. Hafta içi, hafta sonu. Küçük bir bebekle hele de Türkiye koşullarında uzun süreler dışarıda vakit geçiremeyeceğimden genelde eve kapandım. Minik bir bebekle, bebeksiz arkadaşlarımın programlarına uyamayacağımdan insanlardan da biraz kopuk kalmıştım. Fırsat bulup dışarıdan bakamadığım için sağlıksız ruh halleri çok kolay yerleşebiliyordu bünyeme.

Yalnızlık hissi:
Bebeğin başlardaki iletişimsizlik hali insana yalnızlık hissi veriyor. Ağladığında ne oldu diye soruyorsunuz, cevap alamıyorsunuz. Gün içinde yakınınızda bunları paylaşabileceğiniz biri yoksa, sıradan problemler için eşinizi arayıp işinden alıkoymak da istemiyorsanız, bunlar sizin şahsınıza ait sorunlarmış gibi gözükebiliyor.

Suçluluk duygusu: Bu kadar istediğim bir şey gerçekleştiği için kendimi kötü hissetmeye hiç hakkım olmadığını düşünüyordum. Aman sakın bu hislerden bebeğimi suçlamayayım diye düşünüyor, kendime daha da çok yükleniyordum. Her kendimi kötü hissettiğimde, bebeğimin en güzel zamanlarını bu şeyle hatırlayacağım, gülüp eğlenme fırsatını kaçırıyorum diye yine kendimi suçladım.

Neden, neden: 
Her zaman sorunların nedenini bulup, kalıcı çözümler üretmeye çalışırım. Hayatımı kolay kolay kendi akışına bırakmam. Bu sorunun sebep sonuç ilişkisi kurularak değil, zamanın iyileştiriciliğiyle çözülecek bir sorun olduğunu ayırt edemedim. Bu garip, havadan gelip, havayla dağılması gereken psikolojik durumu, mantıklı bir nedene bağlamaya çalıştım. Neden böyle oldu, bana olmamalıydı diye kendimi sorgulayıp, sıkıştırıp durdum. Hamileyken trilaylom takıldım, halbuki şöyle yapmalıydım, kendimi böyle hazırlamalıydım, şu şartları sağlamalı, bunları düzene koymalıydım diye hayıflandım, kendime yüklenip durdum.

Panik:
İnternetten iki tanıma ulaşmıştım, loğusa melankolisi, ve loğusa depresyonu. Melankoli hafif ve 48 saat süren, depresyon ise ağır, ve aylar süren bir durum gibi anlatılıyordu. İlk ağlamamdan sonra 48 saat geçmesine rağmen kendimi tam olarak iyi hissedememiştim. Her hafif hüzün hissettiğimde, ne oldu şimdi, niye geçmiyor bu, dün iyiydim, geçti diye düşündüm, depresyon mu bu, terapiste mi gitmeliyim, daha ne kadar sürecek diye panik yaptım. Bu depresyon tipi şeyler de endişeyle, panikle besleniyor sanırım. Ben endişelenip takıntı yaptıkça o daha bir yerleşti.

Kendimle dalga geçemedim: Buna benzer duyguları adet dönemlerinde ve hamileyken de hissettiğim olmuştu. Ama bunun hormonlardan kaynaklı olduğunun farkında olur ve bir yandan kendime gülerdim. Bu sayede ne kişisel ilişkilerime zarar verir, ne kalıcı izler bırakırlardı. Geleceğini ve geçeceğini bilirdim. Gözüm dolarken bir yandan güler, beni sulu gözlerle gülerken gören Gökhan'ın dalga geçmesiyle şakaya dönüşürdü. Bu defa bunu yapamadım. Bu hüznü bir türlü hormonal ve dönemsel olarak göremiyordum, fazla gerçek geliyordu. Bunlardan birkaçını yazayım ve beraber gülelim artık.
Anne karnı sesleri
Ilgaz takriben 2 haftalıktı. Sanırım gaz sorunları yeni başlamıştı. Zavallıcık emiyor, uyuyakalıyor, kısa süre sonra ağlayarak geri uyanıyordu. Aklıma hamileyken indirdiğimiz anne karnı sesleri Mp3'ü geldi. Mp3'ü açtım, Ilgaz'ı kucağıma aldım. Makine,motor seslerine benzeyen seslerin üstüne bindirilmiş ağır tonda bir klasik müzik parçası. Hava kapalı, dışarıdan yağmur sesi geliyor. Daha gülümsemeyi bilmeyen Ilgaz'cığım müziğin başlaması ile biraz dinleyip tebessüm etti, iç geçirdi ve kucağımda uykuya daldı. Çok güzel görünüyor ve muhteşem kokuyordu. Bebeğim anne karnında daha rahattı, ben onu rahat ettiremiyorum diye ağlamaya başladım.

Ağlatan Melodiler
Bütün bebek oyuncakları melankolik müzikler çalıyor. Ilgaz'ı uyutmak veya sakinleştirmek için oyuncakların müziklerini çalıyordum. Bunlar mırıl mırıl çaldıkça hüzünlenip ağlamaya başlıyordum. Bebek uyusun diye yazılmış parçanın anneyi ağlatması çok komik bir ikilem aslında. Sektörde bunun için özel bir çalışma yapılmalı. Bebeği rahatlatırken lohusa melankolisini de tedavi eden parçalar bulunmalı.

Ne kadar güzel değil mi?
Kendi bebeklerini büyütmüş anneler, bebekli anneleri görünce kendi bebeklerine ve taze annelik dönemlerine özlem duyuyorlar. "Ne kadar güzel bir şey değil mi?", "Tadını çıkartın büyüyünce sevdirmiyorlar" gibi ifadeleri sık duyarsınız. Kendim de bir yandan ağlarken, aynı zamanda hayatımın en mutlu günlerini geçirmeme, bebeği çok çok sevmeme rağmen, bu cümleleri duyunca kendimi kötü hissederdim. Sanki dünya yüzünde bir tek ben bunu yaşıyormuşum, diğer bütün anneler trilaylom 24 saat gülerek, oynayarak bebeklerini bakıyorlarmış gibi hissederdim. Ya da benim durumumu farketmiş, ne kadar saçma bir şey yaptığımı gözüme sokmaya çalışıyorlarmış gibi gelirdi.
Devamı..Lohusa depresyonu - silkelen ve kendine gel!


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
posted on 30 Aralık 2007 Pazar 20:52:44 UTC  #    Yorumlar [0]
# 26 Aralık 2007 Çarşamba

Önceki yazı..Lohusa depresyonu - bir son olarak doğum

Küçükken pek severek, hatta özenerek seyrettiğim çizgi filmdi tontonlar. Yağmur yağınca şemsiye, boya yaparken merdiven, canları sıkılınca müzik aleti olur, tıngır tıngır çalardı kendi kendilerini bu renkli karakterler. Büyüyünce kendimin de bir tonton olacağımı hayal etmezdim elbette (o kadar da küçük değildim). Zaman içinde bu çizgi filmi unutmuşum. Doğumdan bir süre sonra, Gökhan'la beraber uyduya yeni eklenen kanallara göz atarken, yabancı bir çocuk kanalında barbapapa! diye hop hop şekil değiştiren tontonlara rastladık. Aa böyle bir çizgi film vardı dedim ve o anda farkına vardım ki, ben de çocukken özendiğim tontonlardan birine dönüşmüşüm.

Hani önce koza olsam da, sonra tırtıla dönüşsem, sonra da rengarenk bir kelebek, fazla bunaltmaz beni değil mi, fiziğimdeki bu hızlı değişim. Belki biraz sahne korkusu yaşanır. Ama çocuk doğurma için gerekli tonton'luk böyle işlemiyor.

Hamilelikteki değişimler

Kendim hamile kalmadan önce hamile bayanları gördüğümde, göbeklerini bir ağırlık olarak düşünür, ay yazık zordur taşıması derdim. Sanki dışarıdan bağlanmış yastık gibi. Keşke öyle olsaymış. O zaman hesaba katamadığım, bu göbeğin yavaş yavaş iç organlarınızı iterek büyüdüğü, içeridekinin canlı olduğu ama yine de bütün o kütleyi kendi vücudunuz olarak hissedeceğinizmiş. Bebek midenizi, mesanenizi tekmeler, kısmen de olsa sizden bağımsız hareket edebilir (bir toplantının ortasında iki yana sallanmak gibi), günde 3 kere 20'şer dakika gibi sıklıklarla içinizde hıçkırabilir.

Aylar boyunca sadece ancak sol yanınıza yatmanıza izin verilir. Benim gibi normalde yastıksız yatan kişiler bile, eşinin yerini kaplayacak kadar çok yastık kullanmak zorunda kalabilir yatakta. Karnınızda bir yer ağrıdığında, nereniz ağrıyor tahmin etmekte zorlanırsınız, acaba barsaklarım, dalağım nerededir bu haftalarda diye düşünürsünüz. Rintintin gibi koku alırsınız, yemeklerin tatları değişmiştir. Gitgide ağırlık merkeziniz değişir. Penguenler gibi yürümeye başlarsınız, paytak paytak. Ayakta dururken yukarıdan bakınca ayaklarınızı göremez hale gelirsiniz. Vücudunuzun bir bölümü ile vedalaşırsınız bir gün, haftalarca görüşmemek üzere (eğilseniz de doğrulsanız da kör noktada kalırlar). Yapabileceğinizi hissetseniz bile riske girmemek için bazı hareketlerden sakınırsınız. Yukarıda kalan, sandalyeyle ulaşılması gereken dolaplara aşağıdan bakarsınız pis pis, ben çıkamıyorum siz inin, doğurayım göstereceğim sizlere. Yalnız başınızayken itilmesi, kaldırılması gereken bir eşya varsa yol üstünde tadınız kaçar. Birileri varsa da yardım istemekten bunalırsınız bir süre sonra, ya da en basit işler için, sen dur ben yapayım demelerinden. Biraz nazlanmak hoş olsa da, özgürlüğünüz elinizden alınmış gibidir.

Diğer yandan göğüsleriniz büyür, acımaya başlar kademe kademe. Ben doğuma girdiğim halinin maksimum boyutu olacağını düşünmüştüm, çok yanılmışım. Bir yandan sabırsızlıkla bebeğinizi beklerken, diğer yandan tekrar normal halinize dönmeyi hayal edersiniz. Amacım bebek isteyenleri hamilelikten soğutmak değil. Yükü ve zorlukları çok, ama hep kıymetli bebeğim için katlanmam gereken temel zorluklar olarak gördüm bunları. Sonuçta benimki sorunsuz bir hamilelik sayılırdı. Sadece bir hata yaptım ve doğurduğum anda hamile kalmadan önceki halime dönüp, kendi fiziksel problemlerimle uğraşmaktan kurtulacağımı umdum. Doğurduğum andan itibaren bakım gerektirecek olan tek canlının artık benden bağımsız bir canlı olacak bebeğim olacağını düşündüm. 9 ayda oluşmuş bütün değişikliklerin bir anda düzelmesini beklemek de pek mantıklı değilmiş elbette.

Fiziksel sıkıntılar doğumla son bulmuyor

Ağır ve ağrılı bir şekilde doğum masasına yatmıştım. Belimi bir sedyeden kaldırıp, öbürüne geçirirken, hayatımın en ağır yükünü kaldırdım zannediyorum. Doğumdan sonrası ise muhteşemdi. Koskoca göbeğin tüm gerginliği gitmiş, geriye birkaç gün içinde toparlanacağını düşündüğüm içi boş bir kese kalmıştı. Tüy gibi hafiflemiştim, sanıyorum epiduralin de etkisiyle ağrılardan eser kalmamıştı. Kendimi teskeremi almış gibi hissediyordum. Hastanede çok güzel ve uykusuz 2 gün geçirdim. O anki durumumu anlatabilecek 2 kelime vardı, mutlu ve yorgun. Doktorum hastaneden ayrılmadan önce, halk arasında bir tabir vardır, "Lohusanın mezarı kırk gün kapanmazmış", kendine dikkat etmelisin demişti. Tabi, ederim dedim.

Doğum sonrası - sonbaharım

Doğumdan sonra kuyruk sokumumdaki ağrı yüzünden 3 aydan fazla süre rahat bir şekilde oturamadım. Oturduğum yerden kalkarken de fena halde canım yanıyordu. Zaman içinde hafifleyerek azaldı. Doğumda kuyruk sokumum zedelenmiş. Hala da özel bir yastıkta oturmayı tercih ediyorum, sert zeminde oturursam tekrar rahatsız etmeye başlıyor.

Doğurur doğurmaz su gibi terlemeye başladım ve bu da aylarca sürdü. 9 ay boyunca adet görmeyip ped markalarını unuttuktan sonra, çoklu paketler alıp 1 ayı adet dönemi festivali şeklinde geçirdim. Sonra yine aylarca markaları unuttum. Alışveriş listemde göğüs pedleri aldı onların yerini. Hamile iken 2 kırmızı elmaya dönüşmüş yanaklarım bembeyaz duruyordu. Hamilelik boyunca dökülmeyi durduran saçlarım, doğumdan 3 ay kadar sonra sapır sapır dökülmeye başladı. Böyle devam ederse kel kalacağım diye düşünüyordum ama bu da normal ve süreli bir değişiklikmiş, hamileyken kazandıklarımı geri ödüyormuşum sadece. Hamilelik ilkbaharmış da, artık sonbaharım gelmiş, yapraklarım dökülüyormuş gibi hissediyordum kendimi. Bir sonbahar hüznü sarmıştı içimi.

Uykusuzluğun etkisi

Hamilelikte karnımda taşıdığım ağırlığı artık kucağımda taşıyor, beşiğe eğilerek sırtımın boynumun farklı kaslarını zorluyordum. Bebeğimle birlikte ağrılarımda yukarılara tırmanıyordu. Kendimi sürekli olarak yorgun hissediyordum. "Uykusuz gecelere hazır mısın?" gibi uyarılar almıştım doğumdan önce. Sanki hiç uykusuz gece geçirmedik mi dedim. Genelde geç yatan biriyimdir, hamileliğimde bile ortalamada gece 1 civarında uyumuşumdur. Önemli bir noktayı gözden kaçırmışım, uykumu bir süreliğine emzirme aralıklarında uyumak zorunda kalacağım. Özellikle yenidoğan döneminde bebeklerin beslenmeden 3-4 saatten uzun uyumaları istenmediğinden, saat kurarak geçirdik bu 1 ayı, kazara fazla uyursa diye. Gündüzleri uyumaya alışkın olmadığımdan, tüm "bebeğin uyurken uyu" uyarılarına rağmen geceki kesintileri telafi etmedim. Güçlükle karar verip, uyuyacağım, ölüyorum uykusuzluktan diye uzandığımda da Ilgaz uyumuyordu bana inat. Uykusuzluk mu melankoliyi çağırıyordu, yoksa melankoli mi uyku yapıyordu karar veremedim. Rahat oturamadığımdan yatakta emzirmek zorunda kalıyordum çocuğu. 2 hafta önce sağıma mı yatmışım diye korkarak uyanırken, şimdi de yorganı Ilgaz sanarak, "uyuyakalmışım, ezmişim çocuğu!" diye sıçrıyordum yerimden. Gece kayıp sahneler olurdu. Şimdi bu bebek yanımda yatıyor. Acaba yeni mi emdi de uyuyakaldık, yoksa bir önceki emzirmeden beri mi uyuyoruz burada beraber? Altını ne zaman değiştirdik? Göbeğini alkollemeliydik. Ilgaz kucağımda uyuyakaldığında onu seyretmek istiyor, ama ona bakarken gözlerimi fokuslamakta zorlanıyordum.

18 aylık değişim süreci

Yıpranma ve yaşlanma payını gözardı ettiğinizde, vücudum, büyüyen küçülen uzuvlarımın eski hallerine dönmeleri tam bir hamilelik dönemi kadar sürdü, 9 ay. Her kadında aynı değildir elbette. Bu 18 aylık süreçte görünürde olan bitenleri anlattım ben yüzeysel olarak. Buzdağının öbür tarafını, kan hacminde, tansiyonda, hormonlarda, kan şekerinde, kaslarda olan değişiklikleri doktorlar anlatabilir. Hop hop hop diyerek pekçok değişiklik yaşadım kısa sürede. Bir kelebek olmadım sonuçta değil mi? Ama kelebeklerin en tatlısı benim oldu.


Devamı..Lohusa depresyonu - çeşitli duygular

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 26 Aralık 2007 Çarşamba 12:51:05 UTC  #    Yorumlar [0]
# 16 Aralık 2007 Pazar

Önceki yazı..Lohusa depresyonu - önsöz

Doğum - Hamileliğin sona ermesi

Doğum hep bir şeylerin başlangıcı olarak algılanır. Bir canlının dünyaya gelmesi, beklenen yavruya kavuşma. Ama bir de diğer yüzü var doğumun, bir kadının belki de hayatının en özel döneminin sonu. Hedeflenen tek çocuksa, muhtemelen tekrar yaşanamayacak bir dönemin sonu.

Doğumdan önce, doğum sonrası depresyonla ilgili okurken, sebepleri için şuna benzer bir ifadeye rastlamıştım; "hamilelikte anneye olan yoğun ilginin bir anda bebeğe yönelmesi". Haliyle, hiç ciddiye almadım. Zaten aşırı ilgiden rahatsız olan biriyim. Ilgaz benim küçük kardeşim mi de, ona yönelen ilgiyi kıskanayım. Bilakis, memnun olurum herkesin üzerime düşmekten vazgeçmesinden. Rahat bir nefes alırım.

Hamile iken, zor taraflarını unutabilirsem, hamile olmayı özlerim diye düşünürdüm. Ancak, yukarıda gösterilen basitleştirilmiş ifadenin ötesine geçen bu özlemin beni bu kadar etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim.

Kendini kendini şımartmak

Pek çok açıdan çok güzel bir hamilelik dönemi geçirdim. Planlanan bir gebelikti. Bir süreliğine de olsa hiçbir şeye canımı sıkmamam gerektiğini düşünüyordum. Sürekli kendi bakımıma, yememe içmeme, egzersizlerime özen gösteriyor, hamileliğimin tadını çıkartabildiğim her dakikayı kar sayıyordum. Bebeğimin sağlığı için de olsa en çok kendimi önemsiyor, kendime özen gösteriyordum. Her gün sanki henüz güzel bir haber almışım gibi sevinçle kalkıyordum yataktan.

Eşimle birlikte her hafta internetten bulunduğumuz gebelik haftasında karnımda neler olup bittiğini okuyorduk. Düzenli kontrollerimize, eğitimlerimize birlikte gidiyor, çocuğumuzu nasıl yetiştireceğimiz üzerine konuşuyorduk. Bebeğimizin hareketlerini ultrasonda izliyor, çıkışta yakınlarımıza telefon açıp kaç gram, kaç santimetre olduğu anlatıyorduk. Sanki elimizde çok done varmış gibi. Bu kontroller doğuma doğru iyice sıklaştı. Hatta son haftalarda iyice ağırlaşıp başka bir şey yapamaz hale gelince, tek sosyal aktivitem hastane ziyaretleri halini aldı. Bu süreçten önce hastanelerin önünden geçmek bile istemezken, artık sevine sevine bebeğimden haber almaya gidiyordum. Doktorumuz, hemşireler, onların da sanki bizden başka derdi, hastaları yokmuş da heyecanla bizim doğumu bekliyorlarmış gibi geliyordu.

Karnım belli olmaya başladıktan itibaren, ki belli olmasından memnun, göbeğiyle barışık bir hamileydim, sokakta insanlar bana gülümsüyorlarmış gibi geliyordu. Belki de gülümsüyorlardı gerçekten, çünkü sanırım ben de hamile gördüğümde farkında olmadan gülümsüyorum. Sanki sokakta gördüğünüz herkes tanıdık, eş dostmuş, hepsi sizin iyiliğinizi istiyormuş gibi (birkaç defa çok garip davrananlara da rastladım, onları istisna kabul ediyorum). Bebeğinizle çıktığınız zamanki gibi üzerinize de saldırmıyorlar agucuk gugucuk diye.

Göstergeyi sıfırlamak

Son adet tarihinizden hesaplayarak saymaya başlıyorsunuz öğrendiğiniz andan itibaren, 5. hafta, 15. hafta, 24. hafta, taki doğuma kadar, benimki 38+2. Sonra birdenbire, hayatınızın en mutlu anını yaşadığınız anda sıfırlayıveriyorlar göstergenizi. E bunca aydır nereye gitsem götürüyordum ben onu, 38 haftadan beri bakıyorum ona, şimdi ne diye sıfırdan başlatıyorsunuz. İşte böylece, hayatınızın en önemli varlığına bakmaya çalışırken, bir dönemi de kapattığınızı farkediyorsunuz. Yeni açılan döneminiz daha kötü olduğu için değil, ama bitmiş olanı geri getiremeyeceğiniz için. Üniversiteden mezun olur gibi. Bir yandan mezuniyetinize sevinip sizi bekleyen günler için heveslenip heyecanlanırken, bir yandan hüzünlenirsiniz. Ne çabuk geçti diye düşünürsünüz, artık öğrenci değilsinizdir. İşte buna benzer bir duygu. Yalnız arada ufak tefek farklılıklar var. Mezuniyette hormonlarınız işlere bu kadar karışmazlar ve sabahlayarak girdiğiniz son finalinizden çıkar çıkmaz 7/24 çalışıyor bulmazsınız kendinizi.

"Bebeğin ağlamaları içinde, ne olduğunu bile anlayamamıştım" gibi cümleler kurmayacağım. Bebeğimi ilk gördüğüm andan itibaren çok sevdim ve ona sahip olduğum için çok mutluydum. Evde sürekli çok ama çok tatlı bir canlı vardı ve öperken annesi kızar mı diye endişelenmem gerekmiyordu. Eşim, ailem, herkes bana ve bebeğe çok iyi davranıyor, ona çok iyi baktığımı söylüyorlardı. Hatta ben istemesem bile, hala en çok benim üzerime düşüyorlardı. Hazır bebeğin uyuyorken biraz uyu, sana ne pişirelim, gel bebeğin ağlamadan birkaç kaşık bir şey ye. Bir tek ben kendime karşı olan ilgimi yitirmiştim. Artık bebeğin bakımı ve besinini sağladığım sürece, kendimi önemsiz hissediyor ve kendi kendimin üstüne düştüğüm günleri özlüyordum. Ve o kadar ağır bir duyguyduki bu, sanki hamilelik benden ve Ilgaz'dan bağımsız üçüncü bir canlıymış da, doğum esnasında onu kaybetmişiz gibi. Bir yandan beynim buna itiraz ediyor, hormonlarım saçlamadığından ve uykusuzluktan böyle olduğunu düşünüyordum. Kendimi haksız hissediyor, şımarıklık ve bencillikle suçluyordum. Her şey bu kadar yolunda iken ne hakkım vardı böyle saçmasapan hissetmeye.

Hamileliği özlemek

Aylar boyunca her şeyi, en mutlu anımızı bile paylaştığımız doktorumuz, hemşireler, bebek hemşireleri, bizim için endişelenen, önlemler alan o iyi insanlar, onları bir daha göremeyecek miydik? Doğumdan önce telefonumu ilk çalışta açan doktorumu (3 hafta "doğurmak üzere" kategorisinde gezdim :)), soru sormak için aramaya çekinir olmuştum. Adamı kaldırdık getirdik gecenin bir yarısı zaten, bir de lohusa sorunlarımızla rahatsız etmeyelim. Halbuki ne vardı, o kadar hafta biz gittik onları görmeye, birkaç hafta da onlar gelseydi, nezaketen bari :) Şaka bir yana, İngiltere'de doğum yapan kadınları evlerinde ebeler ziyaret ediyor. Medikal olarak ne kadar gerekli bilmiyorum ama duygusal açıdan kesinlikle yararlı.

Hava alayım diye yarım saatliğine markete gittiğimde, insanlar kasa sıralarını vermeyi teklif etmiyorlardı elbette. Lohusa olduğunuz, evde acıkıp ağlama ihtimali olan bir bebeğiniz olduğu alnınızda yazmıyor hamilelikteki gibi. İşte artık insanlar benim halimden anlamayacak, şimdi evde küçük bebeğim var desem, belki de yalan söylediğimi düşünürler diye düşünüyordum. Bebeğim 6 aylıkken, bir mağazanın kabininde giysi deniyordum, bir kadının "acaba çabuk olabilir misiniz, arabada 20 günlük bebeğim var, belki de ağlıyordur, hamilelik öncesinden hiçbir giysim üzerime olmuyor" dediğini duydum. Kendimi nasıl dışarı attığımı bilmiyorum. Yaşayan bilir.

İşte böyle, bebeğim güvenli kovuğunda, Ilgaz dağı önde ben arkada gezdiğimiz günleri özledim. Özledikçe de kendime kızdım. Kızdıkça, kendime hiç kızmadığım günleri daha çok özledim. Sonra dedim ki, belki de fazla rahat geçirdim hamileliği. Biraz doğumdan korksaydım, biraz bebeği bakamazsam diye endişelenseydim, biraz eşimle kavga etseydim, belki de böyle olmazdı. Hamileliği bahar gibi geçirip, bütün depresyon kotamı doğum sonrasına bıraktım. Lousalığımın 8. gününde havadan gelen bir ağlama kriziyle başladı lohusa melankoli/depresyonum. Onu başlarda hamileliği özlediğime, sonra da her gelip gidişinde türlü başka şeylere bağladım, el altında ne sebep bulabildiysem...

Devamı.. Lohusa depresyonu - hop hop hop, değiş tonton!

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 16 Aralık 2007 Pazar 14:33:44 UTC  #    Yorumlar [0]
# 15 Aralık 2007 Cumartesi

Dün akşam, ablam Evren'in hediye ettiği Elif Şafak'ın Siyah Süt'ünden birkaç sayfa okumayı başardıktan sonra, anladım ki bu diziyi yazmadan ne kitabı okumaya, ne de Kitubi'yi yazmaya devam edebileceğim. Lohusa depresyonu da aynı doğum acıları gibi, yaşanıyor ve unutuluyor. Doğa size unutturuyor ki, insanlar üresin, tür devam etsin. Farkettim ki benim lohusa depresyonum da yaşanma evresini tamamlayıp, unutulma evresine girmeye başlamış bile. Elif Şafak'ın da yazdığı gibi, zaten bir yandan yaşıyor, bir yandan unutuyorsunuz. Her ne kadar, belki de doğanın bir kuralı olarak unutmayı tercih etsem de, unutmadan önce, doğurmayı bekleyen ve doğurmuş bütün annelere bildiklerimi aktarmayı üzerimde bir görev olarak hissediyorum.

Suçluluk duygusu bu hüznün temelini beslediği için, paylaştıkça hafifliyor insan, suçu itiraf eder gibi. Ve başkalarının yaşadıklarını okudukça, dinledikçe yalnızlık hissinden kurtuluyor, kendisine suç ortağı olarak doğayı görüyor. Bu yüzden siz de yorumlarda hissettiklerinizi paylaşın ki, bu duygular kişisellikten çıksın, olması gerektiği yeri alsın.

Her ne kadar Kitubi bir kişisel blog'sa da, ben yazılarımda kişisel detayları minimumda tutmaya çalışıyorum. Ancak bu yazı buna bir istisna olacak. Eğer Kitubi yavaş yavaş yazılıp, fasikül fasikül yayınlanan bir kitap sayılırsa, bu yazı da onun önsözü olsun. Teşekkür bölümü olmayan önsöz olmaz. Eğer bu yardımlar olmasa, Kitubi'yi ortaya çıkartmam mümkün olamazdı. Selin söylemişti, hamilelikte ve lohusalıkta görülen yardımlar asla unutulmazmış.

Teşekkür

Varlığıyla kapıdan içeri girdiği anda cinleri kovalayarak depresyonumu part-time'a indirgeyen eşim Gökhan'a,
kültürümüzdeki bütün gereksiz alışkanlıkları bir kenara bırakıp, ama faydalı olanları hiç ihmal etmeden, gerek yok dediğim halde 40 gün başımda bekleyip bebeğin değil benim bakımımı üstlenen, karı-koca bütün bilmişliğimizle öyle yapmayacağız böyle yapacağız diye her şeye itiraz etmemize rağmen, ne haliniz varsa görün demeyen, biz nasıl bir yardım istiyorsak onu sağlayan, annelerimize, babalarımıza (benimki de sağ olsa öyle yapardı :), ablalarımız Berrin ve Evren'e, 
kimin kimin annesi olduğunu bir kenara bırakıp, tam bir takım ruhu ile, birinin yorulduğu noktada bayrağı öbürü devralan annelerime,
her zaman, ne hissettiğimi, ne istediğimi ben söylemeden anlayıp yapabilen ablama,
doğumdan beri her fırsatta karısını alıkoyup durmamıza bozulmayıp, çocuk yetiştirme şeklimizi herkese öven eniştem Osman'a,
yaşamın tüm zorluklarına rağmen aile olmanın ve huzurun değerini öğreten aileme,
nerede güçlü durmak gerektiğini, nerede kendimi bırakıverebileceğimi, örnek olarak öğreten anneme,
yaşamımın 19 yılına tanıklık edebilmesine rağmen, kalanında da beni idare edebilecek donatıyla yetiştiren rahmetli babama,
her telefonunda bizi ne kadar güzel günlerin beklediğini, her geçen ay bebeğimizin ne kadar daha tatlılaşacağını ballandırarak anlatan kuzenim Somer'e,
her an yanımızda olamasalar da fotoğrafları ile onu seven, büyümesini takip eden akrabalarımıza, anneannelerimize, dayılarımıza, yengemize ve Ece'ye,
ta Londra'lardan telefon açıp "Ilgaz kakasını yaptı mı" detayında ilgilenen Göksu'ya,
benden iki buçuk ay sonra doğurduğu halde, benim onu motive etmem gerekirken, beni dinleyip motive eden, pohpohlayan ve Kitubi'yi yazmama teşvik eden Özlem'e,
hamileliğimin haberini aldığı andan itibaren her şeyi paylaşan ve her sorumu baştan savmadan cevaplayan Selin'e,
bebeklerinin eşyalarını Ilgaz'a layık görüp paylaşan Bora, Revington, Şimşek ve Makineci ailelerine,
lohusa depresyonu için daha hamileliğimde uyarıp, doğumdan sonra da periyodik yoklayan İdil'e,
kardeşi olarak sahiplenip Ilgaz'ı koruyan Yasemin'e
hamileliğim süresince bin türlü ahiret sorumuzu aynı yumuşak ses tonuyla yanıtlayabilen kadın doğum uzmanımız Alper'e,
hiçbir telefonumuzu yanıtsız bırakmayan çocuk doktorumuz Ayla'ya,
bizi arayan, ziyarete gelen, hediyeler getiren, gönderen  bütün arkadaşlarımıza, büyüklerimize,
telefon açamasa da, gelemese de iyi dileklerle bizi düşünen herkese (hayırsızın halinden hayırsız anlar :)

teşekkürü bir borç biliyorum.

Damla Doğan Altınören


Sonraki yazı lohusa depresyonu - bir son olarak doğum

posted on 15 Aralık 2007 Cumartesi 12:05:53 UTC  #    Yorumlar [2]
# 23 Ekim 2007 Salı
Bir kadının hayatının en mutlu günlerine karabasan gibi çöken duygu çıkmazı lohusa melankolisi. Daha uzun süreli ve ağır olanına da lohusa depresyonu deniyor. Melankoli tadında olanı ara sıra yarım günlüğüne uğruyorlar bana 8 aydan beri. Bendeki kombinasyonun ayrıca bir adı var mı tıp literatüründe bilmiyorum.

Hamileliğimde beni uyaran arkadaşlarım olmuştu bu konuda. Fazla duygusal olmadığımdan ve iyi günle kötü günün ayrımını iyi yaptığımı düşündüğümden pek ciddiye almamıştım. Tadından yenmeyecek mutluluktaki günlerde ne işi var sonbahar hüznünün, yeter ki bebek sağlıklı olsun. Ukalalık etmişim. Doğumdan sonraki 8. günde ani bir ağlama krizi ile geldiğinden beri sorgulayıp duruyorum. Neden, neden?

Her şeyin hemen hemen tastamam yerine oturduğu, her cefanın bir amacı olduğu bu mucize süreçte, işlerin yoluna girdiği sırada ne gereği vardı bu çomağın. Eğer ulvi bir amacı varsa, rahatlayacağım ve kabulleneceğim. Evet, sonunda bu amacı buldum :)

Parents dergisinin, alıp da ancak okuyabildiğim ağustos sayısında "Mutluluk yaratıcılığın kaynağı" başlıklı yazısından alıntı yapıyorum:

"Kanada'da yapılan bir araştırmada, mutluluğun yaratıcılığı arttırdığı ancak konsantrasyonu azalttığı, mutsuzluğun ise daha dikkatli ve zor görevlerde daha başarılı olmayı sağladığı ortaya çıktı....Mutsuz insanların ise dış etkenlere karşı daha kapalı olduğunu, bu nedenle de dikkatini daha kolay bir noktada toplayabildiği ifade edildi."

Tabi ya, neden daha önce düşünemedim :) Başında kavak yelleri esen bir anne nasıl halletsin bu kadar işi bir arada. Uykusuzluk bir yandan, yorgunluk diğer yandan, 7/24, beslenmesi, uykusu, sağlığı, altı, üstü, hijyeni, ağlaması, suskunluğu. Doğanın taze annenin ayaklarını yere bastırmak formülü olsa gerek lohusa melankolisi / depresyonu.



posted on 23 Ekim 2007 Salı 20:54:26 UTC  #    Yorumlar [0]