Sunday, August 17, 2008

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Yatak bariyerleri

Bebek Yatağı ve Beşiği

Bebek yatağı ve beşiği seçilirken dikkat edilmesi yararlı hususları aşağıda sıraladım.

Bebek yatağı:

1 - Güvenlik: Aşağıdaki adreste parmaklık aralıkları, yastıklar, oyuncaklar yükseklik gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgi verilmiş.

(Eğer bu ya da kaynak gösterdiğim diğer yazıların adreslerinin yazının orijinal adresi olmadığını düşünüyorsanız lütfen bana yazın)

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=171

2 - Eğer doğumdan itibaren kullanacaksanız, özellikle küçükken sürekli bebeği alıp koymaktan, benim gibi yatağında uyutmayı tercih edenlerdenseniz eğilip pışpışlamaktan belinizin ağrımaması için, yüksek bir seviyeye ayarlanabilenlerden tercih edin.

3 - Hem güvenlik, hem kullanışlılık açısından sade modelleri tercih edin. Yatağın üzerindeki her ekstra aksesuar, her fazladan metal, tahta parça bebeğin merak edip kurcalayacağı, dişleyip ısıracağı bir bölümü oluşturacaktır. Bu da yatağın boyalarının parçalarının çabuk aşınmasına ve belki güvensiz hale gelerek bebeğe zarar vermesine sebep olabilecektir.

4 - Uyku seti, yatak örtüsü (kumaşlar, kumaşlar, kumaşlar): Sanki bebek yeteri kadar güzel değilmiş de, ille de bütün eşyaları süslü olmalıymış gibi bir yaklaşımımız var toplum olarak.

Yatağı türbe gibi donatmaya niyetlenenlere sorarım:
Aylardan, hatta belki yıllardan beri bu bebeği görmek için beklemiyor musunuz?
Sabinin anne karnında sürekli aynı şeyleri gördüğü yetmedi mi, 360 derece çevresini kumaşlarla kapatıp dünyayla tanışmasını ertelemek istediğinizden emin misiniz?

Bebeğin önemli vaktini geçireceği yatağın üzerinde kullandığınız (çarşaf ve battaniye dışında) örtülerin bana göre iki amacı olmalıdır: bebeğin duyularını harekete geçirmek, onu korumak.

  • Duyuları harekete geçirmek: Bebekler özellikle ilk aylarda sadece canlı ve kontrast renkleri seçebilirler. Bu nedenle cicili bicili pastel tonları kullanmak duyular açısından en iyi tercih olmayabilir. Yatağı çepeçevre aynı model kumaşla donatmak yerine, birkaç çeşit yan koruması alıp, birkaç günde bir dönüşümlü sermeyi tercih edebilirsiniz. Bir aylıktan itibaren örtünün desenlerine baktığını, kumaş değişince ilgisini çektiğini farkedeceksiniz. Yok ben sade bir koruma kullanayım, uyku saatinde dinlensin, uyanıkken çeşitli renkli oyuncaklar asarım derseniz başımın üstünde yeriniz var.
  • Koruma: Bebek ilk aylarda bırakın kafasını vurmayı, kolunu bile kaldıramayacaktır. Eğer temiz boyanmış bir yatağa sahipseniz, başını korumak üzere parmaklıkları çepeçevre çevirmeye gerek yok. Bana göre biraz aksesuar, biraz yumuşak yüzey olsun diye tek tarafa koruma yeterli. Böylece siz de gık dediği anda başınızı çevirip bebeği görebilir, onu uyurken izleyebilirsiniz. Eğer soğuk bir kış gününde erzurumda doğum yapmadıysanız, soğuktan korumak için örtülerle çevirmenize gerek yok. Bazı lohuslarda doğum sonrasında üşüme oluyor, hormonlarınıza aldanıp bebek de üşüyor zannetmeyin. Bırakın yatağının içinde temiz hava dolaşsın, büyümek için bol bol oksijene ihtiyacı var.

Beşik:

Veliaht mı doğurduk ki tahtta yatıralım? Çok vakte ihtiyacınız olacağı için, kolay bakılabilir, temizlenebilir, kullanışlı olsun. Evde birkaç yardımcınız varsa bile hepsinin vaktini dolduracak kadar iş çıkaracaktır bu minik zaman süngeri.

Küçükken her yere sığması için küçük boyutlarda olmasında yarar var. Rahat ulaşabilmeniz için yüksek olsun, ya da bir sehpa ya da masaya sığdırılabilir olsun. Fazla derin olmasın ki gece sesini duyduğunuzda başınızı uzatıp görebilin. Hastanelerdeki beşiklerin kiralanabilir olduğunu duymuştum, tekerlekli, minik ve şeffaf olma özelliklerinden dolayı bunların çok kullanışlı olduklarını düşünüyorum. Eğer çok seyahat ediyorsanız portatif çantaya dönüşebilen park tipi beşikler (port bebe ya da oyun parkı diyorlar sanırım) de ileride kullanılabilmeleri açısından iyi olabilir.

Kullandığınız bebek mobilyaları ile ilgili yorum yazsanız ne kadar güzel olur.

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, August 17, 2008 12:07:09 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Sunday, July 06, 2008

Aslında parmaklığı açmak zorunda kalalı neredeyse iki ay oluyor. Ben yazmakta biraz geciktim. Gerçi muallakta olanları yazmaktansa, hali yoluna girmiş konuları yazmayı daha çok seviyorum. Sanırım bu nedenle de birçok sevgili okuyucularım yorumlara fazla rağbet etmiyor. Eş dost da yazılara yorum yazmak yerine genelde telefonda veya yüzyüze yorum yapıyor. Halbuki yorum okumaya ve cevaplamaya bayılıyorum. Lütfen zaten olmuş bitmiş diye düşünmeyin, yorum yazın, sorularınızı sorun. Benim derdim çözülmüş olsa bile okuyanlara yarıyor. Ayrıca yazılan her şey ille de işe yaramak zorunda değil öyle değil mi?

Ilgaz'ın 15 ay randevusunun üzerinden ancak birkaç gün geçmişti. Doktorumuzla Ilgaz'ın gündüzleri kendi halinde uyuduğu halde, akşamları kucağımızda uykuya dalmak istemesi sorununu konuşmuştuk. O da "belki gece ortamında bir şeylerden korkuyordur, biraz ışıklı ortamda onunla konuşun, bak biz buradayız falan deyin, rahatlatın" demişti. Biz de bunu denemeye karar verdik. Loş ışıklı bir abajuru odasına kurduk.  Her akşamki uyku rutinini takiben bebeği yatırıp, yatağının karşısındaki ikili koltuğa kurulduk. Bak oğlum biz buradayız, hadi yat, şarkılar falan. Yarı mızıldıyor, bir yatıyor, bir kalkıyor. En sonunda  kitaplarından birini ona okumaya niyetlenerek elime almamla birlikte, Ilgaz'ın da yataktan çıkıp yanımıza gelme kararı alması bir oldu. Siz kimsiniz orada kurulmuş benim kitaplarımı okuyorsunuz. Bu parmaklık mı tutacak beni diyerek, bir ayağını parmaklığın kenarına şempanze yavruları gibi taktı, iki kolunu birleştirip yatağın üst köşesine abanarak boşta kalan bacağından güç alarak ağırlığını yataktan dışarı doğru attı. Gökhan'la aynı anda Allah deyip oturduğumuz yerden fırlamasak kendisini yerde buluvermişti.

Yapılması gereken net olduğu halde, bebeğin serbest dolaşıma geçmesi fikrine hazır olmadığımızdan doktorunu aradık. Bebeğin hapsedilemeyecek kadar büyüdüğü gerçeği ile böylece yüzleşmek durumunda kaldık. Peki yatakta nasıl tutacağız diye sordum, bundan sonrası sizin terbiyenize kaldı artık yanıtını aldım. Şempanze evresi gelmiş çatmıştı.

İkea'dan aldığımız bebek yatağı (gulliver) 3 kademeli, bebeğin farklı evrelerine göre ayarlanabiliyor:

1 - Tersyüz hamamböceği evresi: Bebeğin doğumu ile başlar. Aynı yöne bakarak yatmaktan yamulmasın diye kafasının bile manuel (elle) çevirildiği dönem, başlangıç fazıdır. Kısa süre içinde bu fazdan çıkarak, sırtüstü yatırıldığında kolları ve bacaklarını ters çevirilmiş böcekler gibi çırpabilmeye başlar. Hatta bu gelişim aşamasındaki yavrular kucağa alındıklarında da, boşta kalan uzantılarını anlamsız hareketlerle sallarlar. İlerleyen evrelerde başlarına geleceklerden habersiz anne babalar, çocuklarının bu halini görerek, aman pek hareketli, hiç durmuyor gibi acizane yorumlar yaparlar. İleri ters çevirilmiş hamamböceği aşamasında bebek artık bir kolunu kendi üzerinden savurarak ağırlığını diğer tarafına aktarmak suretiyle yattığı yerde dönebilmeye başlar. Ters çevirildiğinde düzelebilen bir hamamböceği olarak bir sonraki aşamaya geçmek üzere olduğunun sinyallerini vermeye başlamıştır.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası, güvenle en üst konumda kullanılabilir. Bebeğin kısa olan parmaklığa abanarak atlama ihtimali "0" kabul edilir.
 
2 - Hacıyatmaz evresi: Sevgili minik insanımız dönmeyi ve oturmayı öğrendikten sonra yavaş yavaş parmaklıklarına tutunarak oturur duruma geçebilmeye başlar. Ya da bizimki gibi bir gün aniden, daha önce kendi kendine oturduğu bile gözlenmezken, bir anda kameraların karşısına geçer, kenara tutunur, hoop diye ayağa kalkar. Sonra düşer ve adrenalinli (korkulu manasında) kahkahalar atar. Bu hale gelmiş bebeği yürümeyi öğrenene kadar yatay düzlemde tutmak zordur (yürüyünce yorgunluktan düşer). Yatırırsınız, kalkar, yatırırsınız, kalkar. Bu evrenin başlarında aynı gerçek hacıyatmazlar gibi kendi kendilerine kalkabildikleri halde, ayaktaki pozisyondan geri oturmayı ya da yatmayı beceremezler. Bu nedenle bazen gece yarısı yatağında ayakta ağlarken bulursunuz. Uyku arasında yeni becerisini test etmeye karar vermiş ama geri yatmayı becerememiştir. Zaman içinde bu evredeki bebekler oturup kalkmayı, hatta yürümeyi öğrenirler ve ileri hacıyatmaz olarak adlandırılırlar.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası en alt seviyeye indirilmelidir. Aynı zamanda ayağını kenarına takıp sağa sola tutunarak yataktan kaçmaya çalışmasını önlemek üzere yan koruma yastıkları, basamak görevi görevilecek her nevi gereksiz süs ve oyuncak yataktan alınmalıdır.

3 - Şempanze evresi: Şempanze evresindeki bebeklerimiz, ki bunlar daha erken evrelerdeki bebeklerle yanyana geldiklerinde insanın dili onlara bebek demeye pek varmaz, yürürler(sürekli düşerek de olsa), koşarlar(sürekli düşerek de olsa), ayakta kendi etraflarında dönerler(sürekli düşerek de olsa), tırmanırlar, yumuşak zeminlerde biraz yardımla takla atabilirler ve bunun gibi her türlü maymunluğu yapabilirler. Sağduyulu ebeveynler çocuğun genel becerilerini gözleyerek, "Bu bebek bu yataktan kaçar mı? kaçar" diye kendiliklerinden şempanze evresine terfi ettirebilirler. Değilse, bizim gibi tesadüfen de farkına varamamışlarsa, bir gün bebeği yerde ağlarken bulmak, bebeğin yatakta uyuduğu sanılırken ıslak mendil kutusunu boşaltıyor olduğunun ortaya çıkması, ya da yürüyerek yanınıza gelmesi karşısında geçirilen şoklar gibi ani geçişlerle gerçekleşecektir.

Bebek bir kez şempanze olduktan sonra bebeğe sınırları fiziksel olarak değil, eğitsel olarak kabul ettirmek zorunluluğu doğmuştur. Erken geçilmiş bir şempanze evresi aileyi korkutur (ben şahsen hala adapte olamadım). Çok kullanımlı İkea yatağımızın ön parmaklığı itina ile açılır. Evdeki güvenlik önlemleri arttırılır.

Şempanze evresine geçmiş bebek yatakta kalmaya nasıl ikna edilir?

Bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebek beşiği nasıl olmalıdır, nasıl olmamalıdır?

Yatak bariyerleri neden bu kadar pahalı? ucuzu yok mu?

Takip eden yazılarda ve lütfen yorumlarda yukarıdaki sorulara yanıtlar arayacağız? Başka sorusu olan?

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, July 06, 2008 12:02:18 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [5]
 

 
 Friday, January 11, 2008
Ilgaz'ın boyu uzayıp da, arabada ana kucağında ayaklarını uzatarak oturamaz hale gelince, oto koltuğu araştırmaya başladık. Baktık ki oto koltuklarının alt ağırlık sınırları 9 kilogramdan başlıyor, boş yere sıkıştırıp, arka koltuğun döşemesini seyrettiriyoruz çocuğa diye hayıflandık. Kuzenim en güvenli yerin arka koltuğun ortası olduğunu söylemişti. Bunun nedenini merak edip araştırırken, tesadüfen başka önemli bir konuyu atladığımızı farkettim.

Bebek araba koltukları, en az 1 yaşına kadar (1 yaşını geçtikten sonra da arkaya da bakabilen oto koltukları, koltuğun sınırı elverdiği müddetçe) ve başı koltuğun sırtının tepesini geçmediği sürece, yani olabildiğince uzun süre, arkaya bakacak şekilde yerleştirilmeliymiş (linkte resimle gösterilmiş). Birçok kaynak bu süreyi 4 yaş olarak öneriyor.

 Bebeklerin arkaya bakması 4-5 kat daha fazla güvenliymiş. Bunun nedenleri şöyle açıklanıyor:

* Veriler, yandan alınan darbelerde(en ölümcül olanıymış), arkaya dönük yerleştirilmiş koltuklarda oturan bebeklerin 4 kat daha fazla korunduğunu gösteriyormuş.
* Önden çarpmalarda her şey öne doğru fırlar. Yetişkin vücudunu emniyet kemeri tutarken başı öne doğru gider ve geri gelir. Bebeklerde de aynı durum oluşmakla birlikte, yetişkinlerinkine kıyasla, başları vücutlarına göre daha büyük (bebeklerin vücudunun %25'i baş, yetişkinlerinkinin sadece %6'sı) ve ağır olduğundan 4 kat daha kuvvetli olarak fırlarmış. Üstelik omurgalarındaki kemik ve bağları henüz esnek kıkırdak yapıdayken, omurilik aynı esnekliğe sahip değilmiş. Omurga esnerken, içindeki omurilik esneyemeyince, bu tarz bir çarpmada bebeğin felç riski ciddi şekilde artıyormuş. Eğer emniyet kemeri bağlı ise, kazalarda ağır ve ölümcül darbeler genelde baş ve boyun bölgesi ile sınırlı kalıyormuş. Bebeğin başı koltuğun koruması içinde kaldığından, yabancı cisimler tarafından zarar görme riski de önemli ölçüde azalıyormuş.
* Arkadan gelen çarpmalar, kazaların sadece %4'ünü oluştururken, genelde daha hafif kazalar olurmuş (Ön ve yandan olan kazalarda genelde araçlar ters istikametlerden geldiğinden çarpışma kuvveti çok daha yüksek, arkadan çarpılan araç öne doğru itilerek yolcu üzerindeki kuvveti azaltıyor).
* Ayakların arka koltuğa değmesinin ise hiçbir tehlikesi yokmuş ve bebeğe rahatsızlık vermezmiş (yetişkinlerden çok daha esnekler). Varsayalım ki bacağında kırık oluştu. Bu kırık boyundaki gibi kalıcı bir hasar vermeden iyileşebilir.

Öyle anlaşılıyor ki, biz yetişkinler de geriye dönük seyahat etsek daha güvende olacağız.  İngilizce okuyabiliyorsanız, bu linkte konu çok güzel açıklanmış.

Siz de bizim gibi, aman boşuna sıkışmasın çocuk, yolu seyrede seyrede seyahat etsin, nasıl olsa alacağız diye koltuğu öne çevirivermeyi planlıyorsanız, aşağıdaki test videolarına bir göz atın.

Arkaya bakan bebek çarpışma testi


Öne bakan bebek çarpışma testi


Kucakta bebek çarpışma testi


Norveççe bir forumda anne babalar çocuklarının arkaya dönük araba koltuklarında fotoğraflarını yayınlamışlar. İsveç, Norveç ve Amerika'da birçok ailenin çocukları kocaman olana kadar geriye dönük seyahat ediyor. Maxi-Cosi'nin İsveç sayfasında 9-18 kg aralığında tek bir koltuk tanıtılıyor (Mobi), bu koltuk iki yönlü (convertible) bile değil, sadece arkaya dönük monte edilebiliyor. Tüm Avrupa ülkelerinde durum böyle değil. Bu bilgileri verdikten sonra, keşke Türkiye'de satılan arkaya dönük monte edilebilen koltuk modellerini de yazıp bitirebilseydim. Hummalı arayıştan sonra bu koltuklardan Türkiye'ye hemen hemen hiç getirilmediği üzücü sonucuna ulaştık. Britax Römer'in distribitörü ile görüştüğümde, Avrupa standartlarında öne bakarak seyahat önerildiğini ve Türkiye'de de Avrupa standartları baz alındığından arkaya bakan koltuk getirmediklerini ilettiler. Hangi standardı seçeceğinize karar vermeden önce İsveç ve İngiltere'de yaşanan kazalardaki çocuk ölüm oranlarını inceleyebilirsiniz (Kırmızılar İngiltere, maviler İsveç).

Aramaktan vazgeçmiş değiliz. Eğer böyle bir koltuğu nereden edinebileceğimizi biliyorsanız lütfen yazın. Ben de edindiğim bilgileri tekrar paylaşacağım. 

Sağlık ve güvenlikle ilgili tavsiyelerim için sitenin Kullanım Şartlarını tekrar hatırlatmak isterim.

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, January 11, 2008 11:26:03 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Saturday, December 08, 2007
Bazen kendimi ipin üzerinde yürüyen sirk cambazı gibi hissediyorum. Bir tarafa biraz fazla eğilsem, zarar görecek olan da maalesef ben değilim, canım oğlum.

İnce hesaplar daha hamilelik döneminde başlıyor. Zor durumlarda doktorlar bile yarar-zarar dengesine bakarak karar veriyorlar. Örneğin normalde antibiyotik kullanımı bebeğe zararlı görülüyor. Peki bundan tamamen kaçınmak mümkün mü? Eğer ateşli bir hastalık geçiriyorsanız, doktorunuz kullan diyorsa, içiniz cız ederek içmek zorunda kalıyorsunuz.

Asıl mücadele doğumdan sonra başlıyor. Mücadele derken kesinlikle bebeğinizle bir mücadeleden söz etmiyorum. Tamamen kendi kendinizle olan bu sessiz mücadelede, aklınızla, vicdanınız, endişelerinizle, soğukkanlılığınız birbirlerini yiyorlar.

İnsanların üremek ve yeni canlıyı korumak için bazı içgüdülerle doğduklarını düşünüyorum. Bu içgüdüler, sizi bebeğin ağlamaması ve mutlu olması için her şartta her şeyi yapmaya teşvik ediyor. Günümüz teknolojisi ve sektörünün yardımları ile, hele maddi imkanlar ve yardımcı olabilecek insan kaynağı da varsa,  bir bebeği mutlu tutmak için yapılabilecekler sonsuz. Peki bu mutlulukları maksimumda sağlayarak, onun için doğru olanı mı yapıyoruz?

Bebeği kucaklamazsanız mutsuz olur, size güven duymaz. Fazla kucağa alırsanız kucak bebeği olur, kendi kendine oyalanamaz, kendine güveni oluşmaz.
Yeteri kadar yediremezseniz büyüyemez. Zorla yedirmeye kalkarsanız hiç yemez. Oyunla yedirmeye kalkarsanız doğru sofra alışkanlığı kazanamaz, belki de obez olur.
Sessizlikte uyutursanız, her çıta uyanır, dinlenemez. Gürültüde uyutursanız beyni yorulur.
Minikken gazı olur, sakinleştirmeniz gerekir, biraz palazlanınca oyundan kopmak istemez, uykuya direnir. Sakinleşerek uyuması gerektiğini düşündüğünüz bebeğinizin bağır çağır ağlarken uyuyakalmasını istemezsiniz. Biraz sallayayım dersiniz, iyi gelir, uyuyakalır. Üstüste 3 gün sallayarak uyutursanız sallanmaya alışır. Kucakta hafif sallayayım, ertesi gün yetmedi biraz dolaştırayım, sonraki gün dizimde. Doğumdan önce battaniyede sallanmaz çocuk derdim, ama ne yapayım, hayat kitaplardakinden farklıymış, dersiniz.

Bebek, anne-baba yatağında uyumamalıdır. Suyunu, mamasını biberonla içmeye alışmamalıdır. Uyku düzeni bozulmamalıdır. Yemek düzeni bozulmamalıdır. Ama  bu bebeğin keyifsiz anı, hasta zamanı, diş ağrıları olacaktır. Hem bebeğin, hem de anne babanın rahat bir soluk alabilmesi için istisnalar olmak zorundadır. İşte bu istisnaları sağlarken çok dikkat etmek gereklidir. Düzeni korumak adına keyifsiz çocuğu helak etmek doğru olmaz. Ama bugün alt diş, öbür gün üst diş derken çocuğun bütün düzenini alt üst etmemek de gerekir. Büyüklerimizin bir deyişi vardır "Hastalandığına yanmam (iyileşir), huyu değişir." Birçok ailenin kabusu kolik için bir broşürde okumuştum, "kolik geçicidir, uyku bozuklukları kalıcı".

Aile olarak kendiliğinden uyguladığımız bir akış var, dengeyi sağlamada çok işimize yarıyor ("-malıdır", "-ın" gibi emir kipleriyle kullandığım tüm yüklemler sadece bizim aile kararlarımızı yansıtıyor, sitenin kullanım şartlarına bakın) :

* İstisna kabul etmeyen konular: Bazı şeylerin istisnası olamaz. Bunlar güvenlikle ve sağlıkla ilgili risk alınamayacak konular. Örneğin, bebeği alt değiştirme masasında yalnız bırakamazsınız. Bebek kucağınızdayken sıcak bir şey içemezsiniz. Emerken uyuyakaldı, tüh kakasını da yapmış, altını uyanınca değiştireyim uyanmasın diyemezsiniz (fena halde pişik, tahriş olabilir, bir seferlik uyku için günlerce uykusundan olabilir). Yapılmaması gerektiğini bildiğiniz halde zorunlu olmadan yaptığınız şeylerden dolayı canı yanar ya da zarar görürse, kendinizi affedemezsiniz. Burada murphy kanunları geçerlidir. On kere dikkat edersiniz, bir kere ihmal edersiniz, o bir kerede şanssız bir'i bulursunuz.

* Temel alışkanlıklar: Bebekler doğduklarında dünya ve hayat hakkında hiçbir şey bilmezler. Her şeyi sizin düzeniniz ve ona uyguladıklarınızdan öğrenirler. Eğer bebeği dizinizde sallayarak uyutmaya alıştırırsanız, bunu beynine normal olarak yerleştirecektir. Onu yatağında uyutmaya çalıştığınızda, bunu normal dışı olarak değerlendirecektir. Eğer tatlı ile ödüllendirerek tuzlu yedirirseniz, tuzluları tatlı yemek için aşılması gereken kötü bir engel olarak görecek, fazla bulaşmadan geçmek için elinden geleni yapacaktır. Leb demeden leblebiyi anlarsanız, konuşmak için acele etmeyecektir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu nedenle, hayata dair temel ve kalıcı olacak konuların bebek yetiştirmede ayrı bir yeri olmalıdır. Uyku düzeni, beslenme düzeni, iletişim kurma biçimi gibi. Bu konularda bebeğin, bitki formundan, yetişkin bir insana yumuşak geçişi sağlanmalıdır.

Yukarıda sözünü ettiğim istisna rahatlıkları bebeğe sağlarken, bunun olması gerekenden gerekli bir sapma olarak yapıldığı unutulmamalıdır. Baştan düzeni sağlamak için ne kadar çaba sarfediyorsanız, bu sapmaları düzeltmek için de en az o kadar uğraşmanız gerekir. Ve bunu başarabilmek çok sabır ve sakinlik gerektirir.

Yatağında uyumaya alışmış bebeğinin gazı var, uyuyamıyor.
Ağlatılacak mı, hayır. Sakinleştir, kucakla, salla, uyut. Üç gündür aynı terane. Bebek hala gazdan mı uyuyamıyor? Olabilir, peki uyku düzeni ne olacak? Bozulur. Başka bir çözüm bulmalı. Bebeği yatır, yatakta pışpışla, karnını okşa, uyudu. Demek böyle de oluyor. Peki hep böyle mi olmalı? Hayır? Bugün gazı yok gibi, bütün gün rahattı. Pışpışlama bakalım. Olmadı. Ertesi gün tekrar...

Bu bebek kaç aydır kendi kendine oynarak uyuyordu, neden artık uyuyamıyor?
Diş mi? Ayrılık sendromu mu? Gaz mı? Hadi canım ne gazı, 9 aylık oldu, okula gidecek neredeyse...

Sonsuz bir iterasyonla, mehter takımı gibi, iki adım ileri, bir adım geri ilerlersiniz. Zaman zaman bebeğin sıkıntısıyla, kendi yorgunluğunuz biraraya gelince kontrolü kaybetmiş hissedebilirsiniz. Geri dönülemez bir noktaya ulaşmışsınız gibi gözükebilir. Onun daha bebek olduğunu ve öğrenmeye ne kadar açık olduğunu unutmayın. Zararın neresinden dönerseniz kardır. Kararlı ama anlayışlı olun.

* Aşırı korumaktan sakının: Bebeği her anlamda aşırı korumak, onun doğal ve sosyal şartlara karşı daha zayıf yetişmesine sebep oluyor olabilir. Basit örnekle, büyüklerimiz tarafından bazı oyuncaklarımız zararlı görülüp, ortalıktan kaldırılmaları öneriliyor. Oyuncakları kafasına falan vurup ağladığı, tırmanırken takılıp düştüğü olabiliyor. Bizse bu tür oyuncaklarla bizim kontrolümüzde oynamasını tercih ediyoruz. Aynı oyuncağı ikinci bir kez kafasına vurduğuna rastlamadım hiç :)

* Durup düşünün: Ebeveynlikte, özellikle bebek küçükken zaman sınırlıdır. Gün içinde her şey birbirini izler. Anne babalar bebeğin kısa vadeli sorunlarının peşinde koşmaktan durup düşünmeye fırsat bulamayabilirler. Her şeyi anlık düşünmek yerine, arada sırada tablonun dışına çıkıp geniş bakmaya çalışın. Tereddütte kaldığınız konularda arkadaşlarınızdan fikir alın, internette araştırın. Pratik bir çözüme ulaşabilirsiniz. Bu kadar uzun bir yazıyı zaman ayırıp  okuduğunuza göre fazla bir şey söylememe gerek yok aslında :)

* Çevresel faktörler: Konu bebekler olunca akıl veren çok olur. Sıkışık bir durumda, ne yapacağınız konusunda tereddütlü iken, derin bir nefes alıp düşünmek yerine, yanınızdaki ilk akıl verenin dediğini uygularsanız pişman olabilirsiniz. Tabi bunu söylerken  insanlara kulaklarınızı tıkayın demek istemiyorum. Öneriler farklı üsluplarda dile getiriliyor olabilir. Öneren kişi sizden farklı şartlara sahip, hatta belki çocuk yetiştirme konusunda tecrübesiz biri olabilir. Öneri ve eleştirileri, bu detayların çok üzerinde durmadan, çocuğunuzun yararını için sakin bir şekilde değerlendirmenizde fayda var. Çocuğun iyiliğini düşünüyorum derken bir konuyu biraz abartmış, ipin ucunu kaçırmış bile olabilirsiniz. Dengeyi sağlamak için en çok işe yaracak şey dışarıdan bir bakış olabilir.

* Eşinizin yaklaşımı: Konu çocukları olunca eşler yeri gelir su sızdırmaz ikili olur, yeri gelir bir türlü hemfikir olamazlar. Anne bütün gün bebekle boğuşurken, baba çalışıyorsa, babanın eleştirileri anneye ağır gelebilir. Sonuçta bütün gün bebekle siz haşır neşirsinizdir ve detaylara hakimsinizdir. Ama unutmayın, eşiniz de bebek rutininden çıkıp, kafasını başka bir işe vererek dağıtma şansına sahip. Sizin farkına varmadan girdiğiniz kısır döngülerde onun bu dağılmış kafasınından da faydalanmak gerekir. Benzer şekilde babalar da annelerin kadınlık içgüdülerini, bebeğin hareketleriyle, sesiyle verdiği işaretleri okuma yeteneğini hafife almamalıdır.

* Alışveriş yaparken de dengeli olun: Bu kadar çeşit giyecek, oyuncak, envai türlü malzeme ailelerin beğenisine sunulmuşken ipin ucunu kaçırmak çok kolay. Listeniz dışındaki alışverişleri hemen almak yerine, gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını, ya da çocuğunuza gerçekten yararlı olup olmayacağını ikinci bir kez değerlendirebilirsiniz. Kitaplar hariç.
 

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, December 08, 2007 11:31:23 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]