# 03 Mart 2010 Çarşamba

Ayk, senin onun için yaptığın şeyleri, onun senin için yapmaya başlamasıdır.

Ilgaz bize en sevdiği kitaplardan birini ezberden okurken (bir Gökhan Altınören prodüksiyonu)

Ilgaz kitap okuyor from Kitubi on Vimeo.

Biz bu 3 yaşları çok sevdik. Hepinize tavsiye ederiz.

posted on 03 Mart 2010 Çarşamba 07:37:12 UTC  #    Yorumlar [23]
# 20 Aralık 2009 Pazar

Ilgaz'a ilk baştan sona okuyabildiğim kitaplar bu yazıda bahsi geçen ve tesadüfen çıkartmalı (yapıştırma / sticker) kitaplardı. Ilgaz bu kitaplar hep elinin altında olduğundan çıkartma işini çabuk keşfetti. Sonra bir süre Ilgaz'ın çıkartma sevdiği ortaya çıkınca herkes ona çıkartma kitabı hediye etmeye başladı. Sıkışık zamanlar için de hem evde, hem sokak çantasında bir çıkartma kitabı bulundururduk. Sonra bir dönem geldi ki seviyor diye biz de çok teşvik ettik, başka bir şey yapmıyor takıntı mı oldu diye sınırlamayı düşünmeye başladık. Diyelim ki eve yeni bir eşya aldınız ve bir köşesinde barkodunu ya da etiketini unuttunuz, Ilgaz hemen sevinir ve onu çıkartmaya koyulurdu.

Bu zaman zarfında küçük parmakları cımbız hassasiyeti kazandı. Baş ve işaret parmakları ince el becerisinin dibine vurdu. Şu anda da Lego'ların en minik parçalarını yerlerine başarıyla yerleştirebilmesinde çıkartma sevgisinin etkili olduğunu düşünüyoruz.

Uzun sözün kısası, çıkartmalı kitapları seviyoruz. Artık eline verdiğimiz çıkartma kitabını anında bitirip bir kenara atmadığı için almayı seyrekleştirdik. Bugün bir kitap almak için D&R'a girdim, İş Bankası yayınlarının "Çıkartmalı Kış Eğlenceleri" kitabını gördüm ve kitaba vuruldum. Kitabın baskı kalitesi, kullanılan dil, çıkartmalardaki tipler, kapak hepsi çok güzel. İçinde çıkartmalarla kartpostal da süslenebileceği yazılmış ki bence pek çok şey süslenebilir. Ilgaz'a hemen verip vermeme konusunda kararsız kalsam da, eve gelip Gökhan'la birlikte inceledikten sonra gerçekten iyi bir yatırım olduğu konusunda hemfikir olduk. Ben D&R'dan 14 küsura aldım. İş bankasının sitesinde 9,80. Bu fiyata bu kitap, her yaşa tavsiye olunur.

 

posted on 20 Aralık 2009 Pazar 21:30:16 UTC  #    Yorumlar [9]
# 08 Aralık 2009 Salı

Bloglarda dolaşırken herkeste Kitap Mimi gördükçe korkuyordum kimlerin mimlendiğine bakmaya. Sonunda korktuğum an geldi. Ebe sobe, diziler bitmiyorsa bana kızmayın, Pratikanne'ye kızın :P

1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla?
Bilgisayardan bir şey okurken süper hızlı okuyabildiğim halde, genelde oldukça yavaş bir kitap okuyucusuyumdur. Okur, düşünür, son paragrafı tekrar okur, hayal kurar, işle ilgili bir şeyse uygulamalarını düşünür öyle devam ederim. Özellikle fantastik ve bilim kurgu türünde romanlardan süper sürükleyici olanlardan bir-iki gecede bitirdiklerim hariç. Bu yüzden bizim kitaplıkta benim okuduğum kitapların canları çıkmış olduğundan okumadığım kitaplardan hemen ayrılır. Öyle iki kitabı aynı anda okumam mümkün değildir.

Şu anda aslında tam iki kitabın arasındayım. Çok uzun zamandır Nurturia'nın heyecanına genelde Web 2.0, sosyal internet türü iş odaklı kitaplara ağırlık verdim. En son Giddar'ı okudum, ilaç gibi geldi. Şimdi "Talent is Overrated"e başlamaya çalışıyorum.

Kitabın konusunu bu adreste anlatmışlar. Bu makaleyi ve üzerine Malcolm Gladwell'in Outliers'ının özetini okuduktan sonra, kendi tecrübelerime de dayanarak, doğuştan yetenek denilen şeyi fazla önemsediğimizi düşünmeye başlamıştım. Henüz okumamış olmakla birlikte bu kitapta da aynı şeylerden söz edildiğini tahmin ediyorum. Okuduktan sonra bir özetini yazarım belki.

2. En son aldığınız kitap/kitaplar?
Nurture Shock
Made to Stick

3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz?
William Golding, Sineklerin Tanrısı (filmiyle alakası yoktur)
Demirtaş Ceyhun, AH,ŞU BİZ "KARA BIYIKLI" TÜRKLER
Mina Urgan, Bir Dinazorun Anıları
Isaac Asimov, Robot Serisi
Arthur C Clarke/Gentry Lee, Rama Serisi
Ursula K. Leguin, Yerdeniz Serisi
Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı
Joshua Porter, Designing for the Social Web (tapıyorum)
Malcolm Gladwell, Blink

Çoluk-çocuk işleri ile ilgili pek kitap okumuyorum. İnternetten idare ediyorum.

4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar?
Elif Şafak, Siyah Süt (yazdığım eleştiri)
Daha da bir sürü var aslında ama onları sildim beynimden, zaten sevdiklerimin bile yazarlarını zar zor hatırlıyorum.

5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap?
Nurture Shock'u okumak istiyorum ama kimbilir elimdekini bitirince nasıl bir ruh durumunda olurum. O zamana kadar Gökhan neler sipariş eder? Yavaş okumam yetmiyormuş gibi kendi okumak istediklerimin dışında bir de o sürekli güzel kitaplar alıyor. Şimdi karşımda kitaplıktan hepsi bana pis pis bakıyorlar. Önce şu yarım dizileri yazıp bitirmeyim sonra bakarız.

Ben de bunca yıllık Kitubi hayatımda ilk kez birilerini MİM'liyorum, zormuş. Mira'nın Bahçesi, Özgür Anne, Burcu Akalın, Blogcu Anne

posted on 08 Aralık 2009 Salı 17:10:15 UTC  #    Yorumlar [3]
# 07 Kasım 2009 Cumartesi

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut'un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. "Tamam alalım" deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd'lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, "bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na".

Cd'lerde de Susam Sokağı'nın Bay Saftirik'ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD'nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD'leri getiriyor, "Anne bu kaç?" diyor, "12" diyorum, "12, ehe ehe, 12" deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.
Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz'la, ya da işle, ya da Web 2.0'la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz'a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox'la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika'lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

 

posted on 07 Kasım 2009 Cumartesi 06:21:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 23 Eylül 2009 Çarşamba

Beynin acil durumlarda mantıklı çalışmak için eğitilebileceğini birkaç farklı yerde okudum ve çok aklıma yattı. Eğer bir şeyin fiziksel olarak pratiğini yapamıyorsam bile, üzerinde düşünerek pratik yapmaya çalışıyorum. Örneğin, deprem olursa ne yapacağım, hırsız girerse, ya da Ilgaz'ın boğazına bir şey kaçarsa neler yapacağım diye düşünüyorum. Adrenalin vücudumdaki acil durum rezervlerini açığa çıkartacak, kalbim hızlanarak daha fazla kan pompalayacak (ne yapacağıma konsantre olarak beynimi saçmalatacak kadar hızlanmasına izin vermeyeceğim), görmem gereken önemli şeyleri netleştirmek için diğerlerini bulanıklaştıracak. Ben de elimden ne geliyorsa yapacağım, sonra iş işten geçtikten sonra, şunu yapabilir miydim, bunu yapsam farklı olurdu diye hayıflanmayacağım. Plan böyle. Beynin hızlı düşünme gücünü öğrenmek için Malcolm Galdwell'in Düşünmeden Düşünebilme Gücü (Blink) kitabını okumanızı tavsiye ederim (tercüme kalitesini bilmiyorum).

Kitubi'ye yazdığım şeyleri uygulamakta çok iyi istikrar gösteriyorum. Hem yazmak için konu üzerinde daha organize düşündüğüm, hem de başkalarına tavsiye ettiğim için üzerimde hissettiğim sorumluluktan dolayı. Bunu da hem sizin için, hem de kendim için yazmış oluyorum.

Tanık olduğum kazalarda:

Çocuk işte, sürekli düşüyor, bir yerini çarpıyor, geçenlerde merdivenden bile yuvarlandı. Eğer, kaza sırasında yanındaysam, bir bölümünü bile gördüysem, beynim istemim dışında bir emir veriyor: ÇABUK

Bu emrin amacı, kazayı daha az hasarla önlemek. Mesela, Ilgaz merdivenin üst basamaklarından yuvarlanmaya başladığında, durumu gören Gökhan'ın beyni bu emri verdi: ÇABUK, DURDUR. Gökhan küt diye, 5-6 basamağı birden atladı. Ilgaz'ı tutamadı ama tutabilirdi de, çok hızlıydı.

Ama eğer Ilgaz tavşanın geçen gün Ankara'da yere dökülen havuçlarının peşinden sandalyeden uçması ile veriyorsa beynim bu emri, o zaman hiç şansı yok, çünkü müdahele için yeterli zamanım yok. O zaman çok saçma bir şey yapıyorum. Ilgaz'ı çılgınca bir hızla düştüğü yerden alıp, koşarak başka bir odaya götürüyorum. Ilgaz korkuyor ve deli gibi ağlamaya başlıyor. Vurduğu yeri saklıyor ve ben ne olduğunu göremiyorum. Canının yanması ile birlikte benim verdiğim şoktan iyice sinirleri bozulduğu için, müdahele etmek, onu bırakıp doktoru aramak mümkün olmuyor. Yarasını sımsıkı kapatıyor ve bana sımsıkı yapışıyor ve deli bir tonda ağlıyor. Ben de tam olarak ne kadar yaralandığını anlayana kadar kafayı yiyorum. Bu saçma davranışıma ışıkta bakacaktım, buz koyacaktım gibi bir bahane buluyorum. Bunu Ilgaz'ın hemen her kötü düşüşünde yapıyorum ve altında yatan nedeni daha yeni çözebildim. Beynim kazayı durdurmak için ÇABUK emrini veriyor, kazayı durduramadığını farkedemeyip saçmalıyor. Eğer ben yanında yokken acı ağlaması üzerine yanına koşarsam, gayet sakin bir şekilde olay yeri incelemesi yapıp, ona da yumuşak davranabiliyorum.

Ilgaz'ı korkutmasının yanında, aslında daha önemli bir tehlikesi var bu yaptığımın, özellikle bunun farkında olmak ve değiştirmek için aklımda tutmaya çalışıyorum. Düştüğü anda, hareket ettirilmemesi gereken bir şekilde yaralanmış olabilir. Örneğin, boynu incinmiş olabilir, ya da bir yerine bir şey saplanmış olabilir ve ben onu karga tulumba kucağıma alırken kötü sonuçlara yol açıyor olabilirim.

Siz panik halinde nasıl davrandığınıza dikkat ettiniz mi? Kendinizi kontrol etmeye çalışıyor musunuz?

posted on 23 Eylül 2009 Çarşamba 21:27:16 UTC  #    Yorumlar [3]
# 09 Eylül 2009 Çarşamba

Anneler için online bir dergi Minimui. İlkini nasıl kaçırdım bilmiyorum, bu ikinci sayısı ve çok güzel görünüyor. Daha yoğun reklam görünen ilk sayfaları geçtikten sonra (reklam alınabilmiş olması ayrıca sevindirici), annelerin, annelerle dayanışması, tecrübe aktarımı sayfaları geliyor. Henüz çok detaylı okuyamamış olsam da sizlerle de paylaşmak istedim. İlk fırsatta, kahvemi alıp hatim edeceğim.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Çocuklarımız için daha çok etkinlik - Yamaha Müzik Okulu

Çocuklarımız için daha çok etkinlik

Çocuklarımız için daha çok kitap

posted on 09 Eylül 2009 Çarşamba 07:58:26 UTC  #    Yorumlar [1]
# 21 Mart 2009 Cumartesi

Son Ayk Budur!'daki yorumların üzerine bir kitap tavsiyesi yazayım dedim. Bu serinin gönlümüzdeki yeri ayrı. Kitapları Tansaş'ın indirim sepetinden büyüyünce okurum düşüncesiyle almıştım. Bir gün tesadüfen, karton ve bez kitaplara göre bile çok daha uzun süre ilgi ile dinlediğini keşfettim. 3-4 aylıktı sanırım, daha oturtmuyorduk, ikimiz birlikte yere uzanmıştık, 3 tanesini heyecanla okuyup bitirdiğimde (anlatıyordum diyelim), o da hala heyecanla gözlerini kırpıştırıp Au yapıyordu.

Üzerinde yazan yaşa hiç aldırmayın. Bence şu sebeplerden diğer kitaplara göre daha iyi konsantre olabiliyordu bu kitaplara:

  • Resimleri büyük
  • Çizimleri basit
  • Renkler canlı ana renklerden oluşuyor
  • Farklı renkler net çizgilerle ayrılıyor, belirgin
  • Her sayfada ayrı hayvan var ama, format aynı, takibi kolay
  • Her sayfada hayvanın tek bir özelliği anlatılıyor, yazıların içinde de resimler var

Bu kitaptan, Ilgaz'ın çıkartma aşkı ortaya çıkıp, üstüne bir de başka bir kitap yüzünden hayvanları yerlerinden oyması gerektiği yanılgısı oluşunca, tam 3 set parçaladık. En sonuncuda o yırttıkça ben alacağım sanmasın diye yırtık parçaları önüne yığdım, bak yırtık zürafaya, artık okuyamayacağız onu şeklinde biraz üzülmesini sağladım ve sonra törenle yırtık sayfaları çöpe attık. Bir süredir kitaplarını yırtmıyor, belki bulursam bir set daha alırım :)

Doğumdan itibaren irili ufaklı tüm bebeklere, çocuklara okunması üzere tavsiye ederim!

Çiçek Yayıncılık için Not: Bu kitaplardan hala basıyorsunuz değil mi? Seviyoruz onları! Ayk içinde domuzların çamur banyosundan söz eden kitapları sevmektir işte!

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Çocuklarımız için daha çok kitap

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 21 Mart 2009 Cumartesi 20:11:33 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Ekim 2008 Pazartesi

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Önceki yazılarda da söz ettiğim gibi, düzeni sağlamak ve oğlumuzun gelişim durumuna göre öncelik vermek istediğimiz konuların hatırlanmasını sağlamak amacı ile bir rutin hazırladık. Bu rutinin dil gelişimi ve güvenlik maddeleri ile ilgili bölümünü bu yazıda yayınladım. Bu konu da ayrı bir yazı konusu ama çocuğumuzun bebeklik ve erken çocukluk döneminde (5 yaşından önce) herhangi ikinci bir dil öğrenmesinden yanayız. Bu konuda bakıcımızın Rusça biliyor olması durumunu bir fırsat olarak gördük. Aslında tercihimiz bakıcısının başladığı günden itibaren onunla hep Rusça konuşmasıydı, ama özellikle gelen gidenle iç iletişim ihtiyaçlarından dolayı bir disipline oturtamadık. Ilgaz'ın dil becerilerinin ivme kazandığı bu dönemi değerlendirmek istiyoruz. Bu arada bir sürü de Rusça çocuk kitabı edindik. Eğer becerebilirsek kendimiz de Rusça öğrenmek istiyoruz.

...

DİL GELİŞİMİ
• Daha fazla Rusça, hedefimiz biz yokken seninle Rusça konuşması.
• Rusça kitap okurken günlük hayatı anlatanlara öncelik verilmesi, göstererek anlatılması.
• Türkçe konuşmaya başlamadan önce Türkçe yaptığımız gibi, evin içinde dolaşarak obje isimlerinin Rusça tekrarlanması.
• Basit emirlerin ve yanıtlarının oyun gibi Rusça tekrarlanması. Eline bir cisim vererek, al-ver, kutu kapakları ile kapat-aç oynamak gibi.
• Düzenli aktivitelerin cümle kurularak tekrarlanması yoluyla cümle kurmanın öğretilmesi.
• Cümle kurmadan ifade ettiklerini onaylayıp, cümlelerle tekrarlamak.
• Kitap okumak.
 
GÜVENLİK
• Su dolu kap bırakmayalım.
• Ulaşabileceği yerlerde deterjan, kesici aletler, ilaç gibi zararlı maddeler bulunmasın.
• Parçaları soluk borusuna kaçabileceğinden ortalıkta balon, naylon poşet kalmasın.
• Yemek yerken, bir şey içerken yalnız kalmasın.
• Yalnızca oturarak yemek yesin(dışarıda iseniz kaldırımın kenarına oturabilir, en azından kaldırımda durarak yesin, koşmasın).
• Elinde sivri ya da kırılabilecek bir şeyle dolaşmasın, koşmasın.
• Kalem gibi sivri şeyler ulaşamayacağı yerde dursun, yalnızken oynamasın.
• Oyuncakları oynadıktan sonra toplayın (üzerine basıp düşmeyin).
• Kapıyı kilitli tutalım (anahtarla açılabilecek şekilde, Ilgaz açamasın diye)
• Eve bizim haberimiz olmadan kimse gelmesin (evde yalnız olduğun zamanlarda da)
• Yanında kafasını karıştıracak ya da hayal ürünü herhangi bir şey konuşmamak gerekiyor. Korkutacak şeyler anlatmamak, hikayelerde, masallarda korku unsurları varsa bunları okumamak gerekiyor.

Not: Ilgaz için erken olsa da Boyut yayınlarının Anaokulu dergilerini satın aldık (bu arada dergiler çok başarılı). Yanında hediye olarak "Bebekler ve Çocuklar için Temel İlk Yardım" kitabı hediye ettiler. İş gidiş dönüşlerde serviste yolluk olarak bu kitabı okuyayım dedim, bunu çoktan yapmış olmam gerektiğini farkettim. Kazalarda ne yapacağımız, ne yapmayacağımız konusunda bilgi edinip hazırlanarak, birkaç zamanında basit müdahele ile çocuklarımızı kurtarabiliriz. En basit örneği, boğazına bir şey kaçtığı için öksüren bir çocuğun sırtına vurmak, kaçan şeyin daha beter solunum yoluna yerleşmesine yol açabilirmiş. Ben kitabı evcek hatim etmemize karar verdim. Yuvaya da bir tane hediye etmeyi planlıyorum. Bence herkes kitap ya da kurs, bir biçimde ilk yardım öğrenmeli. Panik halinde hiçbir şey yapamam demeyin. Beynimizin hiç kullanmadığımız, adrenalinin de etkisiyle, böyle acil durumlarda ortaya çıkan bir kapasitesi var. Önceden bilgiyi edinirseniz, beceri, metanet ve konsantrasyonu bu kapasite halledecektir. Beynin gücünü hafife almamakta fayda var.

Sonraki yazı çoktan seçmeli sağlıklı yemek programı üzerine. Ne yemek yapılacağının kararının alınması sizin evde de önemli bir sıkıntıysa, ve hatta bu iş sizin üzerinize yıkılmış olduğu halde, bir de menüye burun kıvıranlar oluyorsa, bu yazıyı kaçırmayın...

 

posted on 20 Ekim 2008 Pazartesi 20:20:32 UTC  #    Yorumlar [0]
# 06 Ocak 2008 Pazar
Elif Şafak'ın yeni kitabı "Siyah Süt"ü bitirdim. Roman 30. sayfada başlıyor, öncesinde iki bölümlü bir girişi var. Son derece dokunaklı ve güzel yazılmış bu bölümü okuduktan sonra, doğum sonrasında neler yaşadığını, nasıl atlattığını merak ettim. Açıkçası biraz da korktum, tekrar oturup ağlamaya başlamayayım diye.

Sonra kitabı okumaya başladım. Kendisinin anne olup olmama konusunda kararsız olduğu dönemlerden başlıyor anlatmaya. Elbette doğumla başlamayacaktı, bir geçmişi, hamileliği olacak, altyapısını anlatacak diye düşündüm. Belki de ileri geri sıçramalarla anlatan kurgulardandır. Gayet yavaş ve doğal seyrinde ilerliyordu romanda zaman, sıçramasız. Ha doğurdu, ha doğuracak diye hızlı hızlı okudum. Kitabın yarısına geldiğimde, bırakın hamile kalmayı, baba adayıyla tanışamamıştı. Kaçıncı sayfada gerçekleşti dersiniz mucizevi doğum? 232. Kitap zaten 303 sayfa. Yani girişin iki katından biraz fazla bir bölüm yazmış Elif Şafak postpartum depresyonu üzerine. Girişteki duygu yükü, güzel dil kullanımı ve akıcılıktan da yoksun bana göre bu 70 sayfa.

300 sayfalık bir kitap dolusu doğum sonrası depresyonu okumak istediğimden değil şikayetim. Uzun süredir kitap okuyamadıktan sonra ilaç gibi geldi hızlı hızlı okumak. Kadın yazarların kitaplarını okumayı seviyorum ve kitabın çoğunda anlatılan kadın yazar olmak ve annelik konuları ise gayet ilgimi çekiyor. Yine de kendimi biraz aldatılmış hissettim. Bu eleştiriyi yazmadan önce, belki ben algıda seçicilik yapmışımdır, kitap zaten doğum sonrası depresyonu değil, yazarın tabiriyle "anneliğin karanlıkta kalan yüzü" hakkındadır diye, girişi yeniden okudum. Okuyan arkadaşlarımla konuştum. Bir arkadaşım, şimdi depresyon okuyup bunalmak istemiyorum diye girişini okuyup kitabı bırakmış. Hayır yanlış anlamamışım. Zaten "Siyah Süt, Yeni Başlayanlar için Postpartum Depresyon" demiş kitabın girişinde.

Acaba Elif Şafak önce kitabı mı yazdı, yoksa girişi mi merak ettim. Önce girişi yazdıysa, belki lohusa depresyonunu pekiştiren nedene biraz fazla kaptırmıştır kendisini. Ya da güzel bir giriş yaptı, gerisini getiremedi, vazgeçmek de istemedi. Ya da önce kitabı yazdı,  annelik ve yazarlık sorunlarını herkesin öğrenmesini şiddetle istiyordu. Öyle bir giriş yaptı ki kitabın okuyucu kitlesi aniden bütün kadınları kapsayıverdi, ve belki bazı erkekleri de.

Keşke okumaya 29. sayfadaki "BİR" le başlayan bölümden başlayıp, kitabı bitirdiktan sonra kalan 28 sayfayı okusaymışım, o zaman hayal kırıklığına uğramazmışım diye düşünüyorum.

posted on 06 Ocak 2008 Pazar 15:10:30 UTC  #    Yorumlar [0]