# 30 Kasım 2009 Pazartesi

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat - Uyku

Uyku ile ilgili birçok yazı yazdım. Ama bu yazı bebeğin değil, annenin uykusu ile ilgili. Hamilelikte uyku kalitesi kötüdür. Aslında bence doğa sizi yormaya değil, hazırlamaya, kalitesi uyku ile idare etmeye alıştırmaya çalışmaktadır. 

O kadar uykusuzluk çekerdim ki, gece detaylarını hatırlayamadığım boşluklar olurdu. Şimdi bu bebek yanımda yatıyor, emzirdim de mi uyudu, yoksa daha emzirmedim mi de yanıma alınca uyudu? En son hangi memeyi verdim? (bunu milyonlarca kez sordum gerçi) Altını ne zaman değiştirdim?

Birkaç kez de şöyle bir şey oldu. Ilgaz ağlıyor, uyanıyorum, beşikten alıyorum, başlıyorum emzirmeye. Ama Ilgaz'ın ağlaması kesilmiyor. Sonra pozisyon değiştireyim, kavrayamadı derken Ilgaz eziliyor, nefesim kesilerek korkuyla uyanıyorum. Gözümü açıyorum, Gökhan Ilgaz kucağında beni uyandırmaya çalışıyor. Ben de yorganı Ilgaz gibi tutup sıkı sıkı sarılmış göğsüme bastırıyorum.

Doğum sonrasındaki uykunun 5 özelliği:
1 - Gece gündüz ayırt etmeden bebeğiniz her uyuduğunda uyumaya kalkışsanız bile, uyku kısa sürelidir, kesikli çizgi gibidir.
2 - Uyumadığınız zamanlarda, sizi önemli bir sorumluluk bekler. Yani uykulu uykulu bebekle ilgilenmek zorundasınızdır. 
3 - Çoğu bebek ilk haftalarda 1-2 saatte bir emmek ister (Bu sıklık giderek azalacak).
4 - Uyku parçalı da olsa aslında ağır bir uykudur. Bir süre sonra çok hızlı bir şekilde derin uykuya geçebildiğinizi farkedeceksiniz.
5 - Emzirmek uyku getirir.

Lohusalıkta uykusuzlukla başa çıkmak için 6 öneri:
1 - Durumunuzu kabullenin. Hamilelikte uyumakta güçlük çekiyorsanız, bunun bir sebebi var. Gece uykusuna takılmayın. Saat hesabı yapmak yerine, uyuduğunuz her dakikanın tadını çıkartmaya bakın.
2 - Emzirmenin getirdiği uyku hormonaldir. Doğa sizi dinlendirmeye çalışır. Bu sürekli üzerinize ağırlık çökme durumunu normal kabul edin, bölük pörçük uykunuzla ilişkilendirerek moralinizi bozmayın.
3 - Emzirirken kestirebileceğiniz bir ortam düzenleyerek, bu durumu avantajınıza kullanabilirsiniz. Eğer becerebilirseniz, yan yatarak emzirmek çok iyi bir dinlenme şeklidir. Evde yardım edecek biri varsa, bebeğiniz memede uyuyakaldığı zamanlar siz de onunla birlikte uyuyun. Evdekiler ABÖS'a karşı bebeği yanınızdan alıp güvenli bir yere geçirirken siz uyumaya devam edin.
4 - Doğumdan sonra gece emzirmek için uyansanız bile daha çabuk derin uykuya dalarsınız. Yenidoğanların emmeden uzun süre uyumalarına izin verilmez (yoksa susuz kalabilirler, sarılık olabilirler). Doktorunuz izin verdikten itibaren bebeği emzirmek için uyandırmayı bırakırsınız. Bundan sonra gece bebeğiniz uyandığında saate bakmamanızı, gece kaç kez uyandığını saymamanızı öneririm. İnce hesap yapmayın, uyuklayarak emzirin ve o uyur uymaz suyunuzu içip geri yatın. Sabah "gece kaç kere uyandı?" sorusu sorulduğunda "bilmem" diyebilecek kadar farkında olmaksızın emzirmeyi öğrenmelisiniz.
5 - İlk haftalar için, mümkünse yatağınızdan kalkmadan, fazla eğilip doğrulmadan bebeği alabileceğiniz bir beşik tipi seçin. Bebeği içinden alıp geri koymak zor olmasın.
6 - Gündüzleri kestirecekseniz, evin kalabalık olduğu zamanları tercih edin. Sanıldığının tersine, yenidoğanlar sessizlikte değil, gürültülü hareketli ortamlarda daha iyi uyurlar.

Ilgaz küçükken ne zaman misafir gelse 3-4 saat uyurdu. Ben de hem misafirlerle oturmaktan keyif alır, hem de saatime bakar, "eğer yatmış olsam ne güzel 4 saat uyuyacaktım" diye hayıflanırdım. Misafirler de "aa ne uslu, bizimki hiç böyle uyumazdı, hep ağlardı" falan gibi laflar ederlerdi sinir olurdum. Sonra çözdüm ki çocuk kalabalıkta uyumayı seviyor, ama iş işten geçmişti. Misafirleri başkaları ağırlasın, siz devrilin yatın, kusurunuza bakan olursa bu yazının adresini verin.

Lohusalık bir mücbir sebeptir.

Bunlara bir göz atın:
Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım? - Yatağında!
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım? - Düzeninde

Başka bloglardan: (atladıklarım varsa lütfen yorumlara yazın, yazıya ekleyeyim)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 30 Kasım 2009 Pazartesi 20:25:30 UTC  #    Yorumlar [5]
# 14 Eylül 2009 Pazartesi

Bu benim için çok özel bir yazı. Uzun zamandır, harıl harıl çalışıyoruz ve size duyurmak için her geçen gün biraz daha sabırsızlanıyorum. Nurturia'yı açmamıza az kaldı. Nurturia logosuna tıkladığınızda ulaşacağınız anasayfada site açıldığında haberdar olabilmek için talepte bulunabilirsiniz.

Nurturia da nereden çıktı?
Nurturia, bizim Ilgaz doğduktan sonraki temel ihtiyaçlarımızdan ortaya çıktı. Hiçbir uzmanlığımız olmayan bu nadide konuda okuyorduk, doktorumuza soruyorduk ama yetmiyordu. Bu iş tecrübe işiydi. Diğer yandan, internetin dibini kazıyıp, kimi zaman acı tecrübelerle edindiğimiz bilgiler başkalarına yarasın istiyorduk. Kitubi'ye de zaten öyle başladım. Diğer yandan, İstanbul'da yaşamayan ailelerimiz Ilgaz'ın hayatında olmak, onunla ilgili güzel anları paylaşmak istiyorlardı. Fotoğrafları iyi kötü mail'le gönderiyorduk, ama her şeyi, herkese ayrı ayrı anlatmak mümkün değildi. Onlar da benim emzirme ve bez değiştirme aralarında anlattıklarımdan pek tatmin olmuş görünmüyorlardı. Anne, baba, çocuk ve sevdiklerinin dertlerini birarada çözebilecek bir platforma ihtiyaç vardı.

Nurturia ne demek?
Biliyorsunuz Kitubi'nin bir anlamı yok. Başlangıçta, çıldırmış olmalıyım ki iki dilde birden yazabileceğimi sanmıştım. O yüzden iki dilde de aynı şekilde okunabilecek bir isim seçmiştim. Nurturia global bir proje. nurturia.com.tr'yi türkçe açtıktan kısa süre sonra İngilizce olarak nurturia.com'u açacağız. Yine uzunca bir süre iki dilde de güzel ve anlamlı alan adı aradıktan sonra, türkçe karakterlerimizin de azizliği ile İngilizce'ye yöneldik. Sonra Nurturia'yı bulduk ve çok beğendik. Nurturia, Nurture'dan geliyor. "Nurture" yetiştirmek, bakmak, büyütmek anlamına geliyor. Nurturia'yı da bakılan, yetiştirilen yer anlamında kullanmak istedik.

Nurturia tam olarak ne işimize yarayacak?

Çekirdek aileniz: Nurturia ile, kendinize ait bir hesap açarak, orada nasıl bir ebeveyn olduğunuzu anlatırken, aynı zamanda çocuğunuz için de kendi hesabınıza bağlı bir hesap açabileceksiniz. Eşiniz de aynı gerçek hayatta olduğu gibi, çocuğunuzun sayfasına sizinle aynı haklarla erişebilecek. Bu hesapta ikiniz de onun sevdiklerinizle paylaşmak istediğiniz fotoğraflarını, marifetlerini kolayca güncelleyebileceksiniz. Bu basit güncellemeler, çocuğunuza ve size gelecek için anı olarak kalacak.

Aileniz, arkadaşlarınız: Aile bireylerinizi ve arkadaşlarınızı, yavru insanın marifetlerini görmeye davet edebileceksiniz Nurturia'ya. Ona anlattın, bana anlatmadın diye küsmeyecek kimse. Heyecanla bekleyecekler gelişmeleri.

Tecrübe paylaşımı: Keşke herkes işe en azından ikinci çocuktan başlayabilse. Ama yine de her çocuk aynı değil. Diğer yandan dertleriniz ilk defa sizin çocuğunuzda da ortaya çıkmış değiller, daha önce tecrübe edenler var. Onlara soru sorma imkanınız olacak, kaç yaşında, kaç çocuğu olan birinin yanıtladığını da görerek rahat rahat değerlendirebileceksiniz yanıtları. Sizin de başkalarının sorularını yanıtlayarak onlara yardım etme imkanınız olacak.

Gruplar: Nurturia ile istediğiniz türde grubunuzu kurup, kafadarlarınızla e-posta'nızı şişirmeden, rahat rahat iletişim kurabileceksiniz.

www.nurturia.com.tr adresine e-posta adresinizi bırakarak site açıldığında haberdar olabilirsiniz.

posted on 14 Eylül 2009 Pazartesi 19:59:08 UTC  #    Yorumlar [15]
# 18 Haziran 2009 Perşembe

Daha önce bir yerde daha okumuştum ama derli toplu elime geçince hemen yazayım dedim. Bu yazıdan "Practice climate control" paragrafının tercümesi:

"...Evet, konforlu bir yatak odası 22 derece olmalıdır, tabiki uyumadığınız zamanlarda. Aslında, ideal uyku ısısı 15,5 ile 21 derece arasındadır (60- 70 Fahrenheit). Vücut ısısındaki ani bir düşüşün ardından uykuya dalarız. Banyo yaptırmanın, çocukların uykuya dalmasını kolaylaştırmasının nedeni de budur aslında. Banyo çocuğunuzu rahatlatır ve onu ısıtır, sonra serin oda ıslak vücudunun ısısını düşürür ve çocuk uykuya dalar.

Çocuğunuzun odasını ısısını, yatağa yatırmadan en az bir saat önce düşürün. Eğer unutuyorsanız bir otomatik termostat alın. Her gece ısı düşecek ve sabah tekrar yükselecek şekilde ayarlayın... "

 

posted on 18 Haziran 2009 Perşembe 08:29:54 UTC  #    Yorumlar [0]
# 01 Haziran 2009 Pazartesi

Tan büyümedi ki ama ben işe başladım.
 
Sabah 7.30'da kalktım, duş aldım, kahvaltımı yaptım, üzerimi giyindim, hafif bir makyaj, hatta vakit kaldı kuaföre gittim. Şimdi metrodayım işe gidiyorum.... 
 
Eee, ne var bunda her gün bunları yapıyoruz zaten demeyin. Ben evde 9 aylık oğlumu bıraktım ve neredeyse bir yılın ardından işe gidiyorum. Garip bir his hem de çok....

Günlerdir kendimi işe gitme durumuna hazırlamaya çalışıyorum. Eşim işten ayrıldığı için planlanandan önce işte olmak zorundayım. Oysaki Eylüle kadar ücretsiz izin almıştım.  Hayat o kadar basit ki, yeni durumlar olsa bile, bir canlı doğursanız dahi, eninde sonunda rutine dönmek zorundasınız ve aslında çocuk da bir rutin. Çünkü kim ne derse, çocuğu ulvi kelimelerle anlatsa da, o da üreme içgüdümüzün ürünü.
 
İşe başlamaya karar verdiğim 15 günden beri her gün geriye doğru sayıyordum, "Şu kadar gün kaldı, ne bakıcı ayarlayabildim, ne de Tan'a bir düzen kurabildim. Gündüzleri hala meme emip uyuyor, çok ağlayacak, ben ne yapacağım" diye... Eşim sürekli beni sakinleştirmeye çalıştı, her şeyin yolunda gideceğini söyledi.  Onu da üzdüm belki hayfılanmalarımla; sonuçta işinden ayrıldı. Ama iç seslerime bir türlü "dur artık lütfen" diyemedim, çünkü ben bir anneyim.
 
Ve işte beklenen gün geldi, işteyim ve bilgisayar başında haber okuyorum.  Bakıcı hafta sonunda bulundu. Tan onunla beraber sorunsuz bir-iki gün geçirdi. Sabah evden çıkarken anlattım ona "Oğlum ben işe gidiyorum, ablanı üzme, yemeklerini ye, güzelce uyu" dedim. Bana son iki haftadır yaptığı burnunu buruşturma mimiğiyle "bakarız" gibilerinden yanıt verdi. Vedalaşmayı daha fazla uzatıp da ağlamamak için hemen evden çıktım, canım yeniden mutfağa dönüp onu yeniden öpmek istedi ama yapmadım, Damla'nın deyimiyle "konuyu dramatize etmedim" kapıyı kapattım evden çıktım.

Yaklaşık 2 saat sonra eşim aradı, "Ben günde 10 kere seni arıyordum işteyken, sen niye aramıyorsun" dedi. Oysa bilse oturduğum yerde hep onlarla konuşuyorum aklımdan..

Öğrendim ki 5 dakikada yatağında uyumuş Tan efendi, "Oğlummmm tüm eziyetin bana mıydı?" Aman olsun o uyusun da benim çabalarım boşa çıksın. 

15.30'da süt iznimi de kullanarak bürodan çıkıp kuzuma sarılacağım ve "seni çok özledim tatlım, ama iyi olduğunu biliyorum" diyeceğim. 

Bana şans dileyin!

posted on 01 Haziran 2009 Pazartesi 13:51:31 UTC  #    Yorumlar [7]
# 13 Nisan 2009 Pazartesi

Ilgaz'ın kronikleşen yataktan kalkıp içeri gelmesi sorununa, bir de geceleri kalkıp kalkıp bizim yatağa gelmesi sorunu eklendi. Neydim değil, ne olacağım demek lazımmış, Allah gündüz uykularını korusun. Uykusuz yüzümü kamuflaj için biraz fazla makyaj yapmış olmalıyım ki, bugün işyerinde "Nerede yandın sen, bronzlaşmışsın?" sorularına maruz kaldım :)

Gökhan'la birlikte kesin çözüm için bir plan yapmaya çalışıyoruz. "Ne yapabiliriz" diye düşünürken, geriye dönüp, "bu çocuk gayet güzel uyuyordu, ne yaptık da böyle oldu" diye sorguladım, bazı hatalarımızı tespit ettim. Oturmuş bir düzeni olanlar için, bazı koruyucu önlem önerileri paylaşayım dedim. Ben ettim, siz etmeyin:

Uyku saati sorunlarını önlemek (yataktan kalkmalar)

  • Çocuğun iletişim becerileri arttıkça, oyunlar, sohbetler daha da tatlı hale geliyor, hele de çalışıyorsanız, birlikte geçirdiğiniz vakit yetmez oluyor. Kendinizi kaptırıp da uyku saatini kaçırmayın. O da sizin gibi bu oyun saatine doyamıyor, ama daha büyüme çağında ve uykuya ihtiyacı var. Siz bu saati esnettikçe, eğlenceli aktiviteleri uzattıkça, o da esnetilebilir olduğu kanısına varıyor.
  • Uyku düzenini bir kez oturttuktan sonra, insan bozulabileceği gerçeği üzerine düşünmek istemez. Siz yine de hazırlıklı olun. Yatağından kalkıp gelirse, ve siz yatırdığınızda tekrar tekrar gelirse nasıl tavır almanızın doğru olacağını eşinizle önceden kararlaştırıp, evdeki diğer fertlerle paylaşın. Aranızda fikir ayrılıkları olmaması ve özellikle yanında konu ile ilgili tartışmamanız çok önemli.
  • Hangi yöntemi seçerseniz seçin, yataktan kalkarsa bunu büyütmeden, fazla tepki vermeyin. Bunu yapmalarındaki en önemli amaç ilgi çekmek. Ona kızmak ya da yumuşak bile olsa yatırırken ikna etmek için uzun konuşmalar yapmak hacıyatmazlığa davetiye açmak demek.
  • Eğer yataktan kalkmak için tuvalet, burun akması gibi sebepler öne sürüyorsa, hızlı şekilde ihtiyacını karşılayın, bu sırada onunla fazla iletişim kurmayın, oynamayın, uzatmasına izin vermeyin.
  • Bu yataktan kalkma konusunu fazla açmayın, ertesi akşam hatırlatmayın.
  • Evinize gelen misafirlerinizi, olur da çocuğunuz yatağından kalkıp gelirse, hiç tepki vermemeleri, onunla olumlu ya da olumsuz konuşmamaları konusunda uyarın. Onu görmezden gelmeleri gerekiyor. En son ihtiyacınız olan şey, gülümsemeler ve gülüşmelerdir. Ona her zaman siz müdahele edin, rutininizi korumaya çalışın.
  • Gürültüsüz bir ortam yaratmanıza gerek yok. Ama onu yatağında bırakışınızdan, uykuya dalacağı süre zarfında (yarım saat kadar) çok ilgi çekici gürültü üretmemeye çalışın. Yüksek sesle film izleme, kahkalar, gürültülü bilgisayar oyunu, vs. Her ortamda uyumaya alışması önemli ama özellikle benim bir geçiş dönemi olarak gördüğüm 18 ay - 3 yaş aralığında, çocuğun merakını da çok fazla uyandırmamak gerekiyor.

Yatağınızı küçük canavarlardan korumak (gece yatağınıza gelirse)

  • Eskiden her sabah uyandığında biraz bizim yatakta bir süre takılırdık. Hatta hafta sonları biraz uyusak hep birlikte diye ümitlenirdik ama asla böyle bir şey olmazdı. Sonra yatağın parmaklığını açmak zorunda kaldık. İlk başlarda gece uyanırsa karanlıkta yatağından inmeyip bize sesleniyordu. Arazi becerileri geliştikçe, yatağından kalkıp odamıza gelmeye başladı. Gece, gündüz, sabahın körü. Başlarda birkaç kez uykusuzluğa yenik düşüp aldık onu. Tekmeler, döner uyutmaz. Şimdilerde direk gelip yatağa tırmanıyor. Bazen uyku arasında birimiz farkında olmadan, ya da uykuya yenik düşüp alıyoruz onu. Götürüp yatırıyoruz, geri yatağımıza dönüyoruz. Sonra tam biz tatlı uykuya dalmışken geri geliyor. Tekrar, ve tekrar ve tekrar. Ertesi gün o da biz de uykusuzluktan sürünüyoruz, huysuz oluyoruz.
  • Ben çocukların anne ve baba ile sağlıklı bir şekilde uyuyamayacaklarını düşünüyorum. Ya da Ilgaz için böyle olduğuna eminim diyelim, çünkü bizim yatakta ne kendisi doğru düzgün uyuyor, ne de bizi uyutuyor. Siz de benim gibi düşünüyorsanız, kuralları iyi koyun. Çünkü çocuklar istisnaları yetişkinler kadar iyi algılayamıyorlar.
  • Genelde gece çocuğu yatağa alma, başta kendi uyku ihtiyacınıza yenik düşmenizden ileri geliyor (benim için en azından). "Korkmuş, yanıma alayım da o da uyusun ben de" gibi. Bu tür durumlarda kendinizi zorlayıp, siz onun odasında uykuya dalana kadar beklemeniz uzun vadede daha iyi olacaktır.

Sizin saflarda uyku durumları ne alemde. Bize ve diğer ailelere önerileriniz var mı?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 13 Nisan 2009 Pazartesi 14:05:35 UTC  #    Yorumlar [10]
# 13 Mart 2009 Cuma

Uyku uykunun mayasıdır demiş büyüklerimiz. Ama ben Tan'ı bir türlü gündüzleri mayalandıramadım.  Bebeğini emziren her anne gibi oğlumun memede uyumasını engelleyemiyorum son bir aydır. Mememi bırakıp kucağımda güzel güzel uyurken, yatağa sırtı değdiği anda uyanıveriyor ve tekrardan uyutmak mümkün olmuyor.
Gündüz 3 saatte bir yarım saat en fazla 45 dakika süren uykuları da  böylece bitiverdi son günlerde.

Aslında bu duruma gelmemizde hem doktorumuzun önerilerinin, hem de itiraf etmem gerekirse benim kolaycılığımın etkisi var. Tan daha 3 aylıkken belirtilerini vermeye başlamıştı aslında bu alışkanlığın. Kaygımı çocuk doktorumuza ilettiğimde katı bir uyku eğitimi vermek için erken olduğunu, bu konuda verimin 6. aydan başlayarak alındığını söyledi.

Ben de çocuk zaten gündüzleri toplamda bir buçuk saat uyuyor, çok zorlamayayım diye saldım gitti ipin ucunu.

Veeee sonuç ıstırap ve küçük oğlumun gözyaşlarıyla geçen zorlu bir dönemeç. Yaklaşık 10 gündür Tan'ı emzirmeden yatağında uyutmak için çeşitli yöntemler deniyorum. Bu da ikimiz için  hayli yorucu oluyor. Gerçi onun fazla yorulduğunu söyleyemem, her uyutma çabasının ardından ben kucağımda pes etmiş bir şekillde kendisiyle odadan çıkarken, daha odanın kapısından adımımı atar atmaz az önce nefesi kesilircesine ağlayan arkadaş, etrafa gülücükler atmaya başlayıveriyor.

Annem de  bizim eve yerleşti bana destek olmak için. Yemeğimizi suyumuzu veriyor, biz bu işin altından başarıyla kalkalım diye.  Ama bugün sabah ve öğleden sonraki iki denememde  de başarılı sonuç aldım, 15 dakika içerisinde Tan'ı yatağında kucağıma almadan ve çok fazla ağlatmadan uyutmayı başardım.

Umarım ikimizde çok fazla hırpalanmadan, bu işin altından başarıyla kalkarız. Kim daha inatçıymış göreceğiz bakalım. Bu arada kendisinin sıkı ağladığını da ifade edeyim. Yeni doğduğunun 2. günü hastanede gece uykudan uyanıp, emmek için tüm eforuyla ağlamaya başlayınca, nöbetçi doktorları toplamıştı etrafına, bu bebek niye bu kadar ağlıyor diye...

posted on 13 Mart 2009 Cuma 19:37:25 UTC  #    Yorumlar [7]
# 15 Ekim 2008 Çarşamba

18-25 Aylık Bebek Bakımı serisinin arasına acil yazı aldım.  Bazı sorunlar için üst devrelerden yardım rica ediyorum. Ağır tempoda bir tuvalet eğitimine başladık. Fırsat olduğunda bu aşamanın öncesini de anlatırım. Son durum şu:

* Bazen tuvaleti geldiğinde söylüyor, götürüyoruz yapıyor. Genelde gündüz oyunla çok meşgulken söylemiyor, biz sorunca da gitmeyi reddediyor.

* Günün belirli zamanlarında ve eğer tuvaletini yapmaya çalıştığını farkedersek, tuvalete gidelim mi diyerek götürüyoruz.

* Sıkılmasın diye kitap okumasına izin veriyoruz, bazen şarkı söylüyoruz.

* Sifonu çekmek dışında ödül vermiyoruz.

* Alıştırma kilodu giydirdik, ertesi gün giymek istemedi, "acıo, acıo, göbek, popo" diyor.

Bundan sonrasını nasıl devam edeceğimizi tam olarak bilemiyoruz. Bazı doktorlar 15 aydan itibaren başlayın, bazıları 2 yaştan önce denemeyin diyor. Acaba kendi haline mi bırakmalıyız, yoksa kilodu giydirip, ıslana ıslana öğrenecek yaklaşımı mı sergilemeliyiz. Bu hafta, haftada 3 gün, günde 2'şer saat olmak üzere oyun gurubuna başladı. Acaba orada kendinden büyük çocukların bezi olmamasına özenerek bezin çıkmasını ister mi diye ümitleniyorum.

Bir başka sorun da gece yatırma sırasında çıktı. Birkaç gece biz onu yatırdıktan sonra, tualet, tualet dedi, götürdük, yüklü miktarda çiş yaptı. Sütünü içtiğinde çişinin geldiğine karar verip, süt içirme işini erkene aldık, sütü içtikten sonra tuvalete götürüyor, sonra yatırıyoruz.

Yatağa yatıyor, uykuya dalmak üzereyken, önce buluş yapmış gibi "tualet!" (heh, tuvalet deyince tuvalete götürüp kitap okuyacaklar, iyi ki aklıma geldi, az kaldı uyuyorduk) diyor, sonra da biz götürene kadar tualet tualet diye bağırıyor. Götürmeyelim desek çocuk kendiliğinden söylemiş, yalancı çoban hikayesine dönecek, ya gerçekten tuvaleti geldiyse. İki gece üstüste 3'er kez yataktan alıp tuvalete götürdük. Uyku saati 1 saat ileri attı. Hiçbir şey de yapmadı.

Bazen tuvalet adaptörü yardımı ile tuvalete, bazen de lazımlığa yapıyor. Bu ekipmanların dezenfektasyonunu nasıl yapıyorsunuz? Örneğin her seferinde çamaşır suyu falan kullanıyor musunuz? İdrar yolları enfeksiyonu olmasından korkuyorum.

Tuvalet eğitimi konusunda tecrübeleri olan var mı? Sizin de başınıza gelmiş miydi böyle durumlar? Ne yapmalıyız?

posted on 15 Ekim 2008 Çarşamba 06:27:42 UTC  #    Yorumlar [7]
# 10 Ekim 2008 Cuma

Günlük bir düzen oluşturmanın yarar ve zararlarından uyku serisinde söz etmiştim. Bir süredir, özellikle uykusunun teke inmesi ile programını güncellemeye çalışıyorum. Kendiliğinden bir düzen oturuyor elbette, hem bize, hem bakıcımıza önemli şeyleri hatırlatması, eve gelen ziyaretçilerimin Ilgaz'ın gününü genel olarak nasıl geçirdiğini bilmesi ve duruma göre düzenlemeler yapabilmemiz için yazılı bir program hazırlayıp, basıp buzdolabına astık. Aslında bebeğim 6 aylıkken yazmış olduğum bebek bakım el kitabını 3 aylık, hiç değilse 6 aylık dönemlerde güncellemek istiyordum, ancak 14 ay sonra, oğlum 20 aylıkken kısmet oldu. 

Rutin'in ilk bölümü rutin programını aşağıda yayınlıyorum. Oyun zamanlarında oyuna yaklaşım, ne tür oyunların uygun olduğu ve evde yardım edebileceği küçük işlerle ilgili detayları birkaç gün sonra Kitubi'de okuyabilirsiniz.

Not: Önceden öğle yemeği öğle uykusundan sonraydı, çok geç saate kalıyor ve aç aç iyi uyumuyor diye uykudan önceye aldım. Birkaç gün yemekte uyukladı, sonra alıştı ve çok daha iyi oldu. Saatleri de biraz kaydırdım.

18 Aylık Bebek (ya da Çocuk) Günlük Programı

07:30 Kahvaltı
Tüm gece açlıktan sonra kuvvetli bir öğün olmalı. Genelde temel kahvaltılıkları verirken, ara sıra cornflakes, tost gibi çeşitlerle değişiklik sağlanabilir. Yumurta haftada 3 tane yeterli. Bir gün önceki öğünden kalma köfte, mezeler gibi yiyeceklerle de çeşit sağlanabilir.

      Örnek yiyecekler:
      1. Kahvaltılıklar / Peynirli veya kaşarlı tost (mevsimine göre domates de koyulabilir)
      2. Ekmek / Ev yapımı hamur işleri / cornflakes (süt ve pekmezle (bal, reçel))
      3. Meyve / Bal / Reçel / Pekmez
      4. Salatalık / Domates / Havuç / Biber
      5. Süt

Oyun zamanı  - 1

10:30 Ara Öğün (kendisine soralım, isterse, oyun grubu için yuvaya gidecekse, gitmeden önce verilebilir)
Öğlen yemeği için acıkmasını sağlayacak şekilde hafif olmalı. Tok tutacak hamur işlerinden kaçınmalı. O gün kahvaltıda az yediği yiyecek grubuna göre meyve, az miktarda yoğurt (ballı veya meyveli de olabilir) veya küçük bir bardak süt, meyve ya da bitki çayı olabilir. Dışarı çıkacaksanız yanınıza kuru meyve veya su kabı ile süt, ayran alarak dışarıda atıştırabilirsiniz.

12:00 Öğle yemeği
Yemek, yoğurt (ya da ayran), ekmek, isterse meyve

13:30 Uyku

Oyun zamanı - 2

16:00  Ara öğün
Meyve(mevsime göre yaş veya kuru meyveler) ve yoğurt
Akşam yemeğine kadar atıştırmayacak şekilde olmalı. Meyvenin yanında bir parça peynirli ekmek, varsa evde yapılmış hamur işi, cornflakes gibi sağlıklı yiyecekler.  Ayrıca mevsim uygun olduğunda çiğ yiyebileceği sebzeler (örneğin yazın limonlu bir domates ve bir dilim ekmek),  mısır, kestane gibi atıştırmalık sebzeler de verilebilir.

Oyun zamanı -3
(Ara öğününü yedikten sonra erken acıkırsa, akşam yemeğini yemeye başlasın)

19:00 Akşam yemeği
Yemek, tatlı veya kuru meyve, süt

19:45 Oyun ve uyku rutinine geçiş
20:45 Uyku

Gündüz Uyku Rutini: Tuvalet, pijama, uyanınca yapacakları üzerine sohbet, yatak
Akşam Uyku Rutini: Tuvalet, el yıkama (ya da banyo), diş fırçalama, bir kitap, bir şarkı, yatak, üstünü ört, ışığı kapat, çık, çık :)

Güncelleme ek: 1 yaşını geçtikten sonra kalsiyumun demiri tutması sebebiyle, kansızlığa yol açmaması açısından günlük 500 ml'den fazla süt ürünü tüketmesi önerilmiyor.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu seride sonraki yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

posted on 10 Ekim 2008 Cuma 11:02:43 UTC  #    Yorumlar [0]
# 06 Ekim 2008 Pazartesi

Bu Kadar Abi Oldum

Ilgaz'ın yeni doğan kuzeni Tan sayesinde abi olması durumundan yararlanarak geceleri de kendi kendine uyumasını başardık (kendisi yaklaşık 20 aylık). Bayramdan 3-4 gün önce bir akşam;

 - Ilgaz bak sen artık abi oldun değil mi, biz artık sen uykuya dalarken odada beklemesek, odadan çıksak, kendi kendine uyumak ister misin?

 diye sorduk,

 - Çık, çık

dedi, yüzü hafif ekşiydi ama hadi bakalım, şansımızı deneyelim dedik. Sonra dedim ki;

 - Şimdi dişlerini fırçalayalım, sütünü iç, önce bir kitap okuyayım sonra, bir şarkı söyleyeyim, sonra seni yatırıp üstünü örteyim, ışığı kapatıp çıkayım, ne dersin?

dedim.

 - Hı

Tonlamasından evet mi, hayır mı olduğu net anlaşılmayan bir  "hı" çıktı.

Çık, Çık

Kısa bir kitap ve kısa bir şarkı seçerek, söz verdiklerimi olabildiğince çabuk tamamlayıp, yatağına yatırıp, öperek biraz daha pohpohladım. Ben kapıya doğru yönelirken "çık, çık" dedi ve iyi geceler dileyip çıktım. Bir-iki dakika sonra bunun pek işine gelen bir şey olmadığına uyanmış olacak ki biraz ağladı. Tekrar yanına gittim, bak ağlama, artık büyüdün, benim de işlerim var, onları yapayım, yarın oynarız dedim. Ben çıkarken daha şiddetli ağlayınca tekrar yanına gitmedim. Yaklaşık beş dakika mızıldanma şeklinde ağladı ve uyudu. Ertesi sabah uyandığında onu kucaklayıp, aferim ne güzel uyudun kendin, büyüdün sen artık dedik. Çok sevindi. Sonraki iki akşam, hiç ağlamadan ve sorun çıkartmadan uyudu (bir gece ben, bir gece Gökhan dönüşümlü yatırıyoruz).  

Gündüz uykularının teke inmiş olması, ama tek uykunun da tam olarak yetmediği akşamları çok uykulu olması iyi bir dönem seçimi oldu sanırım. Epey bir süredir de kendi kendine uyuması için odadan çıkma işini denemiyorduk, kafasındaki olumsuz durumu unutturmuş olduk. Yalnız elimizde olmadan yanında bu çocuk ne zaman kendi uyuyacak, koca adam oldu, bıraksak uyur mu gibi konuşuyorduk. Sanırım bunları da değerlendirip, bir dönemin bitmiş olduğunu anladı.

(burada işe yaramış olabilir ama, onunla ilgili konuları, onun yanında, o yokmuş gibi konuşmamın iyi bir davranış olduğundan biraz şüpheliyim, ben küçükken biraz sinirlenirdim bunu yaptıklarında, benim anlamadığımı sanıyorlar diye düşünürdüm)

Tatil Dönüşü

Bayram tatilinde odasında uyumadığı için bırakıp çıkmayı düşünmedim, güvenlik gerekçelerini de göz önünde bulundurarak. Yalnız ara sıra; "Şimdi tatilde olduğumuzdan yanında bekliyorum, Ilgaz kocaman abi oldu, evde yine kendin uyuyacaksın değil mi?" dedim. Odasına girdiğimizde yatağını özledin mi, nevresimindeki desenleri kastederek, penguenlerini özledin mi diye sordum. Yine aynı tatil öncesindeki gibi yatırdım. Sadece bir saniye mızıladı, ben odasına çıkıp mutfağa varmadan susmuştu, ve belki yol yorgunluğu ile uyumuştu bile. İstisnaların istisna olduğunu bilmesi çok güzel.

Akşamları onu uyuturken ben de mayışıyor, hatta bazen uyukluyor, sonra kendime gelemiyor, kendime hiç vakit ayıramamış oluyordum. Hem onun, hem de bizim için çok iyi oldu.

posted on 06 Ekim 2008 Pazartesi 09:20:39 UTC  #    Yorumlar [4]
# 05 Eylül 2008 Cuma

IKEA'dan parmaklığı (VIKARE) en sonunda aldık. 3 gecedir bu parmaklıkla (yatak bariyeri) yatırıyoruz. Her şey yolunda.

Faydaları:

  • Çocuk yataktan düşmüyor :)
  • Yanında kalan boşluktan takılmadan yatağına rahatça inip çıkabiliyor
  • Sıkıştırılabilir klipsle karyolanın yan alt tahtasına monte ediliyor. Tahminen birçok farklı yatak modeline uyabilir.
  • Yatağın altına girmesi gerekmediğinden yaylı yatağı deforme etmiyor.

Boyutları: 90 x 9 cm

Fiyatı: 19 YTL

Bu fiyata şahane!

Güncelleme: Biz evde monte ettiğimizde daha dar bir aralık oluştu. Arada ayağını buraya sokup çıkartıyor, sabah uykulu kafayla ayağını sıkıştırmış, çıkartamamış ağlıyordu. Acaba buradaki gibi daha geniş monte etsek daha mı iyi olur diye düşündüm. Aklımıza şöyle bir sahne geliyor. Diyelim ki yatağın gerisinden hızla koşar gibi geldi, bir ayağı araya soktu, geri çıkartmadı, o hızla vücudu ileri doğru atıldı, bacağı kırar gibi geliyor. Acaba bir güvenlik açığı mı var, abartıyor muyum?

posted on 05 Eylül 2008 Cuma 20:15:00 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Ağustos 2008 Çarşamba

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Doğumdan önce bir arkadaşım bize kızının beşiğini vermişti. Büyükçe bir beşik olduğu için Ilgaz hemen hemen 4,5 ay kadar bunda yattı ve ayrıca yatak almadık. İlk iki ay bazen beşiği oturduğum odaya götürerek, bazen ana kucağında bazen kanepede, nerede daha uygunsa o şekilde benimle birlikte gezerek uyudu. 2 aylıktan itibaren gündüzleri de olabildiğince odasında uyutmaya çalıştık. 4,5 aylık olup da dönebilmeye başlayınca hem beşiğe sığamaz oldu, hem de genişçe aralıklı dekoratif parmaklıkların arasına ayağı kolu sıkışabilecek hale geldiğinden tehlikeli oldu.

Bunun üzerine dizinin parmaklığa elveda yazısında söz ettiğim Ikea yatağı aldık. Eğer bütçe ya da yer sorununuz varsa yatağı almayı 3-4 ay kadar erteleyebilirsiniz.  Ama sorun yoksa, ya da taksitle alırım farketmez diyorsanız yatağını baştan almak da iyi olabilir. Geri dönüp bakınca uyku düzeni ve herkesin rahatı için baştan bir yatak alıp, en geç 40 günlükten odasına geçirildikten itibaren yatağında yatırmak, ilk haftalar ve bir süre de gündüzler için basit, ucuz ve gerçek bir sepet almak ya da bir önceki yazıda söz ettiğim hastane beşiklerinden kiralamak en iyisiymiş.

Bebeklerin 1 yaşına kadar sünger(ani bebek ölümü sendromundan korunmak için çok yumuşak olmamalı, sertçe bir sünger) yatakta yatması öneriliyor (sonrasında da sünger yatakta yatması sakıncalı mı bilmiyorum). Biz başta bir sünger yatak aldık. 13-14 aylıkken de daha rahat eder düşüncesi ile yaylı yatağa geçtik. Bilmediğimiz bir şey bebeğimizin 15 aylıktan itibaren yataktan atlayabilir hale geleceğiydi.

Hal böyle olunca yatağın parmaklığını açmak zorunda kaldık. Acaba yataktan düşer mi diye düşünürken (yatak yüksek değil), birkaç gece kendisini odasının ortasında rahat rahat yatarken bulduk. Ve internette parmaklık aramaya başladık.

"Yatak bariyeri" adı altında sadece bir-iki marka parmaklık bulabildik. Fiyatları 100 YTL'den başlıyordu ve bize çok pahalı geldi. Yatağa uyacağından da emin olamadık. Aynı arkadaşımın eskiden kullandığı bir bariyeri denedik ve bizim yatağa uymadı. Yatak küçük olduğu için araya bir de bariyeri tutacak parça girince yatak arada sıkıştı ve ortası yukarı doğru kalktı. Engebeli bir yatak yüzeyi oluştu.

Genç yatağına geçiş yazısını yazdığımda durum böyleydi. O zamandan beri de  düşmesin diye yatağın yanında minderlerle, düşerse yerde yatmasın diye yerde eski sünger yatağı serili şekilde yatırıyoruz. Pek dekoratif ve pratik bir çözüm değil.

Bu noktada parmaklığa masraf yapmak yerine acaba genç odasına mı geçmemiz gerekiyor diye düşünmeye başladık. Daha büyük olacak genç odası yatağına küçük gelecek olan yaylı yatağı da boşuna almış olacaktık. Aslında yaylı yatağı alırken de daha büyük bebek karyolalarına bakmıştık ve gözümüze yüksek gözükmüşlerdi. Kendi üzerlerinde parmaklıkları olmakla birlikte, bebeğin kendiliğinden inip çıkması için daha epeyce vakit varmış gibi gelmişti.

Bebeğimin penceresine stor perde almak için Ikea'ya uğradığımda ümitsiz bir şekilde bebek odası yataklarındaki parmaklıkların ayrıca satılıp satılmadığını sordum (web sitesindeki ürün kataloğuna bakmıştım, öyle bir ürün görememiştim). Meğer satılıyormuş ama stoklarda yokmuş. Üstelik fiyatı da çok uygunmuş (tam hatırlamıyorum ama 20-30 YTL civarında) ve bizim yatağa da uyuyormuş. Ikea'dan alınmamış yataklara da uyabileceğini düşünüyorum. Önümüzdeki hafta (yaşasın) tatilde olacağız, dönüşte bir tane edineceğim. Yorumlarını yazarım.

Bu arada Volvo (Britax) geriye dönük araba koltuğunu da aldık ve çok memnunuz. İlk fırsatta onun yorumlarını da fotoğrafları ile birlikte yayınlayacağım.

Eğer bildiğiniz iyi parmaklık çözümleri varsa yorumlara yazabilir misiniz? Her ilde İkea yok malum. Eğer aradığımızı bulamasaydık marangoza yaptırmayı düşünmüştük. Bebeğin yatağa inip çıkacağı boşluğu bırakarak.

posted on 20 Ağustos 2008 Çarşamba 14:47:54 UTC  #    Yorumlar [6]
# 17 Ağustos 2008 Pazar

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Yatak bariyerleri

Bebek Yatağı ve Beşiği

Bebek yatağı ve beşiği seçilirken dikkat edilmesi yararlı hususları aşağıda sıraladım.

Bebek yatağı:

1 - Güvenlik: Aşağıdaki adreste parmaklık aralıkları, yastıklar, oyuncaklar yükseklik gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgi verilmiş.

(Eğer bu ya da kaynak gösterdiğim diğer yazıların adreslerinin yazının orijinal adresi olmadığını düşünüyorsanız lütfen bana yazın)

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=171

2 - Eğer doğumdan itibaren kullanacaksanız, özellikle küçükken sürekli bebeği alıp koymaktan, benim gibi yatağında uyutmayı tercih edenlerdenseniz eğilip pışpışlamaktan belinizin ağrımaması için, yüksek bir seviyeye ayarlanabilenlerden tercih edin.

3 - Hem güvenlik, hem kullanışlılık açısından sade modelleri tercih edin. Yatağın üzerindeki her ekstra aksesuar, her fazladan metal, tahta parça bebeğin merak edip kurcalayacağı, dişleyip ısıracağı bir bölümü oluşturacaktır. Bu da yatağın boyalarının parçalarının çabuk aşınmasına ve belki güvensiz hale gelerek bebeğe zarar vermesine sebep olabilecektir.

4 - Uyku seti, yatak örtüsü (kumaşlar, kumaşlar, kumaşlar): Sanki bebek yeteri kadar güzel değilmiş de, ille de bütün eşyaları süslü olmalıymış gibi bir yaklaşımımız var toplum olarak.

Yatağı türbe gibi donatmaya niyetlenenlere sorarım:
Aylardan, hatta belki yıllardan beri bu bebeği görmek için beklemiyor musunuz?
Sabinin anne karnında sürekli aynı şeyleri gördüğü yetmedi mi, 360 derece çevresini kumaşlarla kapatıp dünyayla tanışmasını ertelemek istediğinizden emin misiniz?

Bebeğin önemli vaktini geçireceği yatağın üzerinde kullandığınız (çarşaf ve battaniye dışında) örtülerin bana göre iki amacı olmalıdır: bebeğin duyularını harekete geçirmek, onu korumak.

  • Duyuları harekete geçirmek: Bebekler özellikle ilk aylarda sadece canlı ve kontrast renkleri seçebilirler. Bu nedenle cicili bicili pastel tonları kullanmak duyular açısından en iyi tercih olmayabilir. Yatağı çepeçevre aynı model kumaşla donatmak yerine, birkaç çeşit yan koruması alıp, birkaç günde bir dönüşümlü sermeyi tercih edebilirsiniz. Bir aylıktan itibaren örtünün desenlerine baktığını, kumaş değişince ilgisini çektiğini farkedeceksiniz. Yok ben sade bir koruma kullanayım, uyku saatinde dinlensin, uyanıkken çeşitli renkli oyuncaklar asarım derseniz başımın üstünde yeriniz var.
  • Koruma: Bebek ilk aylarda bırakın kafasını vurmayı, kolunu bile kaldıramayacaktır. Eğer temiz boyanmış bir yatağa sahipseniz, başını korumak üzere parmaklıkları çepeçevre çevirmeye gerek yok. Bana göre biraz aksesuar, biraz yumuşak yüzey olsun diye tek tarafa koruma yeterli. Böylece siz de gık dediği anda başınızı çevirip bebeği görebilir, onu uyurken izleyebilirsiniz. Eğer soğuk bir kış gününde erzurumda doğum yapmadıysanız, soğuktan korumak için örtülerle çevirmenize gerek yok. Bazı lohuslarda doğum sonrasında üşüme oluyor, hormonlarınıza aldanıp bebek de üşüyor zannetmeyin. Bırakın yatağının içinde temiz hava dolaşsın, büyümek için bol bol oksijene ihtiyacı var.

Beşik:

Veliaht mı doğurduk ki tahtta yatıralım? Çok vakte ihtiyacınız olacağı için, kolay bakılabilir, temizlenebilir, kullanışlı olsun. Evde birkaç yardımcınız varsa bile hepsinin vaktini dolduracak kadar iş çıkaracaktır bu minik zaman süngeri.

Küçükken her yere sığması için küçük boyutlarda olmasında yarar var. Rahat ulaşabilmeniz için yüksek olsun, ya da bir sehpa ya da masaya sığdırılabilir olsun. Fazla derin olmasın ki gece sesini duyduğunuzda başınızı uzatıp görebilin. Hastanelerdeki beşiklerin kiralanabilir olduğunu duymuştum, tekerlekli, minik ve şeffaf olma özelliklerinden dolayı bunların çok kullanışlı olduklarını düşünüyorum. Eğer çok seyahat ediyorsanız portatif çantaya dönüşebilen park tipi beşikler (port bebe ya da oyun parkı diyorlar sanırım) de ileride kullanılabilmeleri açısından iyi olabilir.

Kullandığınız bebek mobilyaları ile ilgili yorum yazsanız ne kadar güzel olur.

posted on 17 Ağustos 2008 Pazar 10:07:09 UTC  #    Yorumlar [2]
# 25 Temmuz 2008 Cuma

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Bebek mobilyası - genç yatağına monte edilebilen parmaklık

Genç yatağına geçiş

Akşamları kucağımızdan başka yerde uyumamasına rağmen, gündüzleri biz işteyken, hatta hafta sonları biz evdeyken bile çoğunlukla kendi kendine uyuyabilen bir bebekti Ilgaz. 15 aylıkken yataktan kendi çabalarıyla çıkabileceğini farkettiğimizde, uyku düzeninin bozulacağından çok korkmuştuk. Üstelik bunu farkedişimiz, gündüzleri sağladığımız bu düzeni, akşam uykularında da sağlamak üzere çabaladığımız sırada olmuştu. Yataktan atlayıp bir yerini yaralamasın diye parmaklığı açma kararı alırken, nasıl olup da yatakta tutabileceğimiz konusunu kafamızda tam olarak oturtamamıştık.

İnternetten bu konuyu araştırdığımda, insanların farklı yöntemler önerdiklerini gördüm. Ne kadar kalkarsa kalksın geri yatırmak, sen yat ben şimdi geliyorum gibi telkinlerle, her defasında uzayan aralıklarla o uyuyana kadar odayı ziyaret etmek, kalkıp gelse de onunla oynamamak, geri yatırırken ödül gibi olmasın diye fazla sarılmamak, öpmemek, sadece sakin bir şekilde "uyuman gerekli" falan gibi sözlerle onu yatırmak, vs. Bunları okurken gözümüz biraz daha korktu çünkü örneklerde bu süreç daha çok 2 yaşa doğru gerçekleşiyordu. 15 aylık bebeğin fiziksel bir sınırlama olmadan yatağında yatmak zorunda olduğunu anlayabilmesi zor geliyordu. Ayrıca, geceleri ya biz yattıktan sonra kalkıp dolaşırsa, bir yerlere çarparsa diye de endişeleniyorduk.

Onu bir güzel yorun

Üstüste 4-5 gün o kalktı biz yatırdık, o kalktı biz yatırdık. Belirli bir kalkıp, yatırmadan sonra bu da oyun haline geliyordu ve uyumuyordu, yine de kucağımızda uyutmuyorduk. 3-4 gün gündüz hiç uyumadı ve artık sürünüyordu. Sanırım 5. gün falandı ve pazar idi, uyutamasak bile epey bir süre yatakta kalmasını sağladık. Ben odasının kapısında bir süre bekledim, kalkmamasını söyledim, her söyleme şekli işe yaramıyor, farklı tonlarda bağırmadan ikna etmenin yolunu bulmak gerekiyor (bağırmaktansa kulağına fısıldamak daha etkili). Ben ayrılınca kısa süre sonra kalkmaya yelteniyordu, kalkma hareketini duyar duymaz seslenerek ya da koşarak yatakta kalmasını söylüyordum. Bu şekilde bir süre ağlayarak yatakta kaldı, baktık uyuyamayacak, yanına gittik. Aferim, ne güzel yatağında durdun, ama uyusan dinlenirdin daha güzel oynardık, çok akıllı bebeksin, böyle hep yat yatağında, gel şimdi sana meyve verelim şeklinde onu pohpohladık. Ağlamasını kestiğinde şaşkınlığı yüzünden çok tatlı bir şekilde okunuyordu. Bakıcısına bunu anlattık, ertesi gün bakıcısı yatırmış, aferim bak yat yine yatağında falan demiş, biraz ağladığını görünce tavanda asılı balıkları göstererek " bak onlar da uyudu" demiş. İlgisi balıklara odaklanan Ilgaz ilk kez o gün başarı ile genç yatağında (büyük bebek yatağı demek daha doğru olur) kendi kendine uyumuş oldu. Bu arada genç yatağına geçiş yapmaya çalışan ailelerde, özellikle ilk günlerde bebeğin uyku saatleri dışındaki zamanlarda temiz havaya çıkartılıp, güzelce yorulmasını önerebilirim. Bebeğin oyundan tatmin olmuş ve yorularak o uykuya gerçekten ihtiyaç duyuyor olması çok yararlı olur.

Akşam kucakta uyuma işi böylece halloldu

Uzun süredir akşamları da yatağında uykuya dalması için her türlü çalışmamız da bu yatak meselesi sayesinde halloldu. Parmaklığı açtığımız ilk geceden başlayarak, sütünü içirdikten sonra onu yatırıp, biz de yanında oturmaya başladık. İlk gece hafifçe sarılarak, sonraki gece o yatarken kitap okuyarak, bir sonraki gece sadece yanında oturarak. Şimdilerde bir gece babası yatırıyor, bir gece ben. Babası masal anlatmayı tercih ediyor, ben sadece orada oturmayı. Arada sırada yatağından bana sesleniyor, ben de ona cevap veriyorum, yataktan inmeye çalışırsa yatmasını söylüyorum, sonunda gündüz öğrendiği kelimeleri tekrar yaparak uykuya dalıyor. Kiita, kiitab, ph, ph, kidapph, biiba, baaba, babahh...zzz

Geceli kalkıp gezmesi endişesi de tamamen yersizmiş, karanlıkta yatağından kalkmaktansa, aynı eskisi gibi bize seslenerek ağlıyor. Biz de koşarak yanına gidiyoruz ve kucağımıza almadan yatağında ona sarılma şansımız olduğundan, geri yatırırken uyanması gibi bir sorun da oluşmuyor. Demek ki her zaman olduğu gibi tutsaklıktansa özgürlüğü desteklemek gerekiyor :)

Hep bir taraf düzelirken bir taraf bozulur ya, şimdi de hafta sonları bizimleyken, eğer akşamki gibi yanında oturmazsak uyumamaya başladı. Birkaç hafta üstüste gündüzleri dışarıda geçirdik, sanırım hafta sonları ona da vakit çok kıymetli geliyor. Ya da bizi çok özlüyor ve ayrı kalmak istemiyor (böyle düşünmek işime geliyor :). Birkaç hafta sonunu sadece Ilgaz'ı uyutmaya çalışıp uyutamamakla ve o da uykusuz olduğundan kalitesiz bir şekilde geçirdikten sonra, artık evde olduğumuz birkaç uykuyu akşam düzeni gibi devam ettirmeye karar verdik. En azından biraz daha büyüyene kadar.

Not: Bu yazıyı dün hazırlamış ama yayınlayamamıştım. Dün bakıcısı bu hafta sonu yatırdıktan sonra 5 dk. kapısında beklersek, yatakta dönmeye başlayacağını, dönmeye başladıktan sonra yavaşça ayrılabileceğimizi iletti, son olarak bir de böyle deneyeceğiz. Sonuçlarını paylaşırım.

posted on 25 Temmuz 2008 Cuma 06:50:32 UTC  #    Yorumlar [8]
# 05 Temmuz 2008 Cumartesi

Aslında parmaklığı açmak zorunda kalalı neredeyse iki ay oluyor. Ben yazmakta biraz geciktim. Gerçi muallakta olanları yazmaktansa, hali yoluna girmiş konuları yazmayı daha çok seviyorum. Sanırım bu nedenle de birçok sevgili okuyucularım yorumlara fazla rağbet etmiyor. Eş dost da yazılara yorum yazmak yerine genelde telefonda veya yüzyüze yorum yapıyor. Halbuki yorum okumaya ve cevaplamaya bayılıyorum. Lütfen zaten olmuş bitmiş diye düşünmeyin, yorum yazın, sorularınızı sorun. Benim derdim çözülmüş olsa bile okuyanlara yarıyor. Ayrıca yazılan her şey ille de işe yaramak zorunda değil öyle değil mi?

Ilgaz'ın 15 ay randevusunun üzerinden ancak birkaç gün geçmişti. Doktorumuzla Ilgaz'ın gündüzleri kendi halinde uyuduğu halde, akşamları kucağımızda uykuya dalmak istemesi sorununu konuşmuştuk. O da "belki gece ortamında bir şeylerden korkuyordur, biraz ışıklı ortamda onunla konuşun, bak biz buradayız falan deyin, rahatlatın" demişti. Biz de bunu denemeye karar verdik. Loş ışıklı bir abajuru odasına kurduk.  Her akşamki uyku rutinini takiben bebeği yatırıp, yatağının karşısındaki ikili koltuğa kurulduk. Bak oğlum biz buradayız, hadi yat, şarkılar falan. Yarı mızıldıyor, bir yatıyor, bir kalkıyor. En sonunda  kitaplarından birini ona okumaya niyetlenerek elime almamla birlikte, Ilgaz'ın da yataktan çıkıp yanımıza gelme kararı alması bir oldu. Siz kimsiniz orada kurulmuş benim kitaplarımı okuyorsunuz. Bu parmaklık mı tutacak beni diyerek, bir ayağını parmaklığın kenarına şempanze yavruları gibi taktı, iki kolunu birleştirip yatağın üst köşesine abanarak boşta kalan bacağından güç alarak ağırlığını yataktan dışarı doğru attı. Gökhan'la aynı anda Allah deyip oturduğumuz yerden fırlamasak kendisini yerde buluvermişti.

Yapılması gereken net olduğu halde, bebeğin serbest dolaşıma geçmesi fikrine hazır olmadığımızdan doktorunu aradık. Bebeğin hapsedilemeyecek kadar büyüdüğü gerçeği ile böylece yüzleşmek durumunda kaldık. Peki yatakta nasıl tutacağız diye sordum, bundan sonrası sizin terbiyenize kaldı artık yanıtını aldım. Şempanze evresi gelmiş çatmıştı.

İkea'dan aldığımız bebek yatağı (gulliver) 3 kademeli, bebeğin farklı evrelerine göre ayarlanabiliyor:

1 - Tersyüz hamamböceği evresi: Bebeğin doğumu ile başlar. Aynı yöne bakarak yatmaktan yamulmasın diye kafasının bile manuel (elle) çevirildiği dönem, başlangıç fazıdır. Kısa süre içinde bu fazdan çıkarak, sırtüstü yatırıldığında kolları ve bacaklarını ters çevirilmiş böcekler gibi çırpabilmeye başlar. Hatta bu gelişim aşamasındaki yavrular kucağa alındıklarında da, boşta kalan uzantılarını anlamsız hareketlerle sallarlar. İlerleyen evrelerde başlarına geleceklerden habersiz anne babalar, çocuklarının bu halini görerek, aman pek hareketli, hiç durmuyor gibi acizane yorumlar yaparlar. İleri ters çevirilmiş hamamböceği aşamasında bebek artık bir kolunu kendi üzerinden savurarak ağırlığını diğer tarafına aktarmak suretiyle yattığı yerde dönebilmeye başlar. Ters çevirildiğinde düzelebilen bir hamamböceği olarak bir sonraki aşamaya geçmek üzere olduğunun sinyallerini vermeye başlamıştır.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası, güvenle en üst konumda kullanılabilir. Bebeğin kısa olan parmaklığa abanarak atlama ihtimali "0" kabul edilir.
 
2 - Hacıyatmaz evresi: Sevgili minik insanımız dönmeyi ve oturmayı öğrendikten sonra yavaş yavaş parmaklıklarına tutunarak oturur duruma geçebilmeye başlar. Ya da bizimki gibi bir gün aniden, daha önce kendi kendine oturduğu bile gözlenmezken, bir anda kameraların karşısına geçer, kenara tutunur, hoop diye ayağa kalkar. Sonra düşer ve adrenalinli (korkulu manasında) kahkahalar atar. Bu hale gelmiş bebeği yürümeyi öğrenene kadar yatay düzlemde tutmak zordur (yürüyünce yorgunluktan düşer). Yatırırsınız, kalkar, yatırırsınız, kalkar. Bu evrenin başlarında aynı gerçek hacıyatmazlar gibi kendi kendilerine kalkabildikleri halde, ayaktaki pozisyondan geri oturmayı ya da yatmayı beceremezler. Bu nedenle bazen gece yarısı yatağında ayakta ağlarken bulursunuz. Uyku arasında yeni becerisini test etmeye karar vermiş ama geri yatmayı becerememiştir. Zaman içinde bu evredeki bebekler oturup kalkmayı, hatta yürümeyi öğrenirler ve ileri hacıyatmaz olarak adlandırılırlar.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası en alt seviyeye indirilmelidir. Aynı zamanda ayağını kenarına takıp sağa sola tutunarak yataktan kaçmaya çalışmasını önlemek üzere yan koruma yastıkları, basamak görevi görevilecek her nevi gereksiz süs ve oyuncak yataktan alınmalıdır.

3 - Şempanze evresi: Şempanze evresindeki bebeklerimiz, ki bunlar daha erken evrelerdeki bebeklerle yanyana geldiklerinde insanın dili onlara bebek demeye pek varmaz, yürürler(sürekli düşerek de olsa), koşarlar(sürekli düşerek de olsa), ayakta kendi etraflarında dönerler(sürekli düşerek de olsa), tırmanırlar, yumuşak zeminlerde biraz yardımla takla atabilirler ve bunun gibi her türlü maymunluğu yapabilirler. Sağduyulu ebeveynler çocuğun genel becerilerini gözleyerek, "Bu bebek bu yataktan kaçar mı? kaçar" diye kendiliklerinden şempanze evresine terfi ettirebilirler. Değilse, bizim gibi tesadüfen de farkına varamamışlarsa, bir gün bebeği yerde ağlarken bulmak, bebeğin yatakta uyuduğu sanılırken ıslak mendil kutusunu boşaltıyor olduğunun ortaya çıkması, ya da yürüyerek yanınıza gelmesi karşısında geçirilen şoklar gibi ani geçişlerle gerçekleşecektir.

Bebek bir kez şempanze olduktan sonra bebeğe sınırları fiziksel olarak değil, eğitsel olarak kabul ettirmek zorunluluğu doğmuştur. Erken geçilmiş bir şempanze evresi aileyi korkutur (ben şahsen hala adapte olamadım). Çok kullanımlı İkea yatağımızın ön parmaklığı itina ile açılır. Evdeki güvenlik önlemleri arttırılır.

Şempanze evresine geçmiş bebek yatakta kalmaya nasıl ikna edilir?

Bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebek beşiği nasıl olmalıdır, nasıl olmamalıdır?

Yatak bariyerleri neden bu kadar pahalı? ucuzu yok mu?

Takip eden yazılarda ve lütfen yorumlarda yukarıdaki sorulara yanıtlar arayacağız? Başka sorusu olan?

posted on 05 Temmuz 2008 Cumartesi 22:02:18 UTC  #    Yorumlar [7]
# 15 Nisan 2008 Salı

"Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?" dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Bir bebeği sorunsuz bir şekilde uyutmanın üç önkoşulu var; bebeğin uyku zamanının geldiğini hatırlatmak, rahatlatmak ve istikrar.

Bebeğe uyku zamanının geldiğini hatırlatmak

Küçük bebeklerin başlangıçta zaman mevhumları olmuyor. Gece-gündüzü bilmiyorlar, saatleri bilmiyorlar, bazı dönemlerde yorulduklarını anlayamıyorlar. Onlara bunu hatırlatmanın en iyi yolu, bir düzen oluşturmak ve aşağı yukarı aynı şeyleri her uykudan önce tekrarlamak.
Ilgaz’ın doğumundan itibaren geceleri yatırmak konusunda hep aynı stratejiyi izledik. Başlarda bu zor olsa ve hatta gereksiz gözükse de uzun vadede çok yararını gördük. Ilgaz üzülmeden, ağlamadan akşam uykuya dalmayı öğrenmiş oldu. Bir düzene sokmakta zorlandığımız gündüz düzenine değinmeden önce bunu anlatmak istiyorum.

Akşamları bebeğinizi uyutmak

Gece-gündüz yazısında bebeğe gece ile gündüzün farkının nasıl öğretilebileceğini yazmıştım. Bunlara ek olarak, gece uykusuna yatırmadan önce yapılacak tören biraz daha uzun tutulabilir. Biz her akşam şöyle bir sıra izledik. Beslenme, temizlenme, iletişim (karanlık öncesi loş bir ışıkta, şarkı türkü, kitap, ninni gibi, yakın temas içermeli), uyku.

Yapılması gereken ilk iş bebeğinizin akşamları saat kaçta uyumuş olması gerektiğine karar vermek. Bu çalışan anne-babanın, işten geldikten sonra mümkünse 1-2 saat bebekle vakit geçirmesine izin verecek kadar geç, ama anne ve babanın dinlenip, bebek büyüdükçe kendilerine vakit ayırabilecekleri kadar da erken olmalıdır. Biz kendi aile düzenimiz için bunu 21:00 olarak belirledik.

Doğumdan sonraki ilk haftalar

İlk günlerde yaptığımız bu saat civarında bebeğin beşiğini yatak odamıza almaktan ibaretti.  Daha sonra gece boyunca bütün bakımını odada loş ışıkta yapıyor ve mecbur kalmadıkça bu saatten sonra odaya bizden başkasının girmesine izin vermiyorduk.

Demo dönemi bitince

Birkaç hafta sonra gaz sorunları başlamış ve akşam saatlerinde uyanık olan bebeğin uyutulması bir iş halini almıştı. Saat 20:15 civarında bebekle beraber odamıza (7 haftalıktan itibaren onun odasına) geçiyor, önce onunla konuşup oynayarak altını değiştiriyor, gerekiyorsa banyo yaptırıyor ya da elini yüzünü siliyor, daha sonra emziriyor ve bir süre kucakta şarkı mırıldantıktan sonra beşiğine yatırıyorduk. Bundan sonra ağlamadığı sürece sabırla şarkı söylüyor, mızıldanırsa dikkatini çekmek için bir oyuncak sallıyor, tekrar şarkı söylüyorduk. Eğer mızıldanma ağlamaya dönüşürse tekrar kucağa alıyor, sakinleşince geri yatırıp baştan başlıyorduk.

Bu anlattıklarım başlarda bebeği uyutmak için belki 1.5-2 saatinizi harcamanız, uyuduktan sonra vik sesi duysanız, aman uykusu açılmadan müdahele edeyim diye odaya koşmanız anlamına geliyor. Fakat eğer kararlı olursanız birkaç haftalık çabadan sonra, bebeğiniz daha emerken uyuyakalmaya başlıyor.

Gece uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Bebeği rahatlatın, ama yatağına mayışmış halde değil henüz uyanıkken bırakın, yoksa yatırırken geri uyanır ve uyutmanız daha zor olur.
  • İlk aylarda bebeğin uzun süre ağlamasına izin vermeyin (ne yaparsanız yapın ağlıyorsa  doktorunuzla konuşmanızda yarar var, özellikle kolikse farklı öneride bulunabilir), size güveni sarsılmasın.
  • Bebek uyuduktan kısa süre sonra ağlarsa (aç değilse) kucağınıza almadan önce dokunarak, sırtını, başını okşayarak, ninni söyleyerek beşiğinde geri uyutmaya çalışın.
  • Eğer gaz sıkıntısı varsa öncelikle yatağında yatarken karnına hafifçe elinizle bası yaparak uyutmayı deneyin, ılık havlu da iyi gelebilir. Piyasada bu iş için ürünler  de(ısıtılınca uzun süre sıcak kalan yastıklar) satıldığını duymuştum. Hafif yan yatırıp, karnın yukarıda kalan kısmına bası yapmak da iyi gelebilir. Uykuya daldıktan sonra tekrar sırtüstü çevirebilirsiniz (sizin gözetiminiz altında değilken 1 yaşına kadar yine sırtüstü yatmalı, ani bebek ölümü sendromundan korunmak için). Yeterli olmazsa yine yan pozisyonda poposuna nazik pat patlarla hafif bir salınım sağlayabilirsiniz. Oldukça gazlı bir bebek olan oğlumuzda en etkili yöntem bu idi.
  • Hiçbiri işe yaramayacak derecede sıkıntısı varsa son çare kucakta hafifçe sallayarak ya da gezinerek uyutmak. Bu kısımda çok dikkatli olmalısınız. Asla kaptırıp hızlı sallamayın ve kucakta uyutma işini üstüste iki günden fazla yapmamaya çalışın. Buna alışması hiç kimsenin yararına olmayacaktır. Birkaç gün üstüste kucakta uyuyan bebek buna alıştığından beşiğine yatırınca ağlayabilir, siz de yine gazı var diye düşünebilirsiniz. Kucakta uyutma kararını vermeden önce diğer yöntemleri deneme konusunda kararlı olun.
  • Zorunlu durumlarda rutininize bağlı kalamıyorsanız bile, gece konseptini korumaya çalışın. Örneğin tatil öncesinde uyku saatinde yolda olmanız gerekiyorsa, bu saat  geldiğinde yine altını değiştirin pijamasını giydirin, sütünü içirin(veya emzirin) ve onunla oynamak yerine ninni söyleyerek yatıştırmaya çalışın. Vardığınız yerde sizi bekleyenler varsa ışık yakmamalarını, bebekle oynamak için sabahı beklemelerini  rica edin.
  • Birçok kaynakta bebeğin iyi uyuması için gece yatmadan önce banyo yaptırılması önerilir. Bunun bir zorunluluk olmadığını unutmayın. Biz özellikle uykuya alıştırma sürecinde, buna şartlandırmamak için, bazen gece, bazen gündüz yıkıyorduk Ilgaz’ı.
  • Akşam bir kez doğru şekilde uyutulduktan sonra, gece uyandığında olabildiğince hızlı geri uykuya dalmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer beşiğinde müdahelenize rağmen ağlıyorsa kucağınıza alıp ve iyice daldıktan sonra yatırmak daha iyi olabilir. Huzursuz olmuş bebeği tekrar tekrar yatırıp geri almak uykusunun açılmasına neden olabilir(ayakta sallayacak kadar ileri gitmekten söz etmiyorum).
  • Çok kalın giydirmemeye dikkat edin. Bizim evimizin ısısı hiçbir zaman 21 dereceyi geçmez. Kışın uzun kollu bir body, ayaklarına ince bir çorap, üzerine penye bir tulum (çok soğuk gecelerde kadife), en üste de astronot dedikleri ayaksız uyku tulumlarından giydiriyoruz. Üzerine genelde bir şey örtmüyoruz. Bu tulumların özellikle bebek dönmeye başladıktan sonra kullanmak için ideal olduğunu düşünüyorum.
  • Kışın soğuk günlerde, flanel (basma) çarşaf kullanmanızı öneririm. Diğer çarşaflar gibi buz gibi olmuyor ve böylece sıcak kucaktan yatırılan bebeği irite etmiyor.

Gündüz uykuları ve rutinler

Bebek bakımı ile ilgili kitap ve sitelerde sıkça bebek için rutin oluşturmaktan söz edilir. Hergün aynı sıra ile aynı şeyleri yapmak, bebeği aynı saatte yatırmak. Biz de eşimle birkaç kez bu konuyu konuştuk. Temelde her günün tüm aktivitelerini katı bir düzen içinde yaşamanın, bebeği normalde yaşamadığımız bir tarza alıştırmanın pek de doğru olmadığına karar verdik. Yine de, başına aşağı yukarı  neler geleceğinin farkında olmasının ve uyku düzeni için bir plan oluşturmanın iyi olacağına karar verdik.

Başarısız denemelerim

Ilgaz 9 aylık olana kadar seyahatler ve gelen giden misafirler arasındaki birkaç düzen oluşturma denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Öncelikle bebeğin aşağı yukarı hangi saatlerde uyuyup uyandığını tespit etmem, uyanık olduğu saatler için kabaca plan yapmam ve sonrasında bebeği hep aynı saatte yatırmam gerekiyordu. Ben maalesef daha ilk adım olan “uyku saatlerini” tespit işinde başarısız oluyordum. Ilgaz hergün başka bir saatte uyanıyor, bazı gün gündüz 2 uzun uyurken, bazen kısa uyuyup 3 şekerlemeye ihtiyaç duyuyordu. Belli bir süre sonra kendiliğinden aşağı yukarı aynı saatlerde, toplamda iki defa uyumaya başladı. Biz de bundan sonra hep aynı saatte yatırmaya dikkat ettik.

Şimdiki aklım olsa

Gündüz uykularının düzene girmesinde büyümesi ve özellikle gaz ve diş sorunlarının azalması etkili olmuş olabilir. Ya da ben bu düzeni oluşturmak için yeterli istikrarı gösterememiş de olabilirim. Çünkü en sıkıntılı dönemlerinde bile gece uykuları çok fazla etkilenmiyordu. Ilgaz’ı doğumundan itibaren hep aynı saatte yatırıyorduk ve diş sorunu da olsa gaz sorunu da olsa, bir şekilde en fazla bir saat rötarla uyutmuş oluyorduk. Gece uyandığında ise istisnalar dışında çabuk geri uykuya dalmaya eğilimli oluyordu. Gündüzleri ise sıkıntılı günlerinde 1-1.5 saat uyutmak için uğraştığım halde, 20 dakikacık uyuyup geri uyandığı olurdu. Geri dönüp baktığımda, gündüz uykularını düzenlemek için daha erken çabalamaya başlamalı ve daha fazla gayret göstermeliydim diyebilirim. Gerçekten de artık gündüzleri geceden bile daha kolay uyuyor.
Gün içindeki aktiviteleri uyanma, oyun, beslenme, oyun, uyku şeklinde düzenledik.

Gündüz uykularından önceki rutini kısa tutmaya çalışıyoruz. Altını değiştiriyor, kucakta 1 dk kadar ninni söyleyip, hafif giysilerle, yanına sevdiği bir oyuncak vererek odadan çıkıyoruz. Biraz yuvarlanıp uykuya daldıktan sonra üstünü örtüyoruz. Uyandığında ağlamıyorsa, odasına girmeden önce kısa bir süre yatağında vakit geçirerek kendisine gelmesini bekliyoruz.

Gündüz uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Eğer düzensizlikten, düzene geçiyorsanız, bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırma çabasından önce, 1 hafta kadar aynı saatte, aynı rutinle yatırmanız iyi olur. Uyku saatlerine alışmış olan bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırmanız daha kolay olacaktır.
  • Bebeğiniz ağlamadığı(mızıldanma sayılmaz) sürece kendi kendisine uyuması için teşvik edin. Küçükse yatağına güvenli oyuncaklar asın, müzik çalın, büyüdüğünde sevdiği oyuncakları bırakın oyalanarak uyusun.
  • Bebeğin yatağında dönmesi, oturması, kendi dilinde şarkılar söylemesi, ayağa kalkması, hatta yatağından dışarıya oyuncaklarını atması kendi kendine uyuyamayacağı anlamına gelmez. Eğer ayağa kalkmayı yeni öğrendiyse ve geri oturmayı henüz beceremiyorsa, ona yardım etmeniz gerekebilir. Bunun dışında, oturacak, kalkacak, geri yatacak, oyuncağını dişleyecek ve sonunda sevgili “Fil”ine sarılarak uyuyakalacaktır. Yakın zamana kadar Ilgaz yatakla boğuşur, sonunda pes ederek uyurdu. Yürümeye başlayıp oyunlarla fiziksel olarak da yorulur hale geldiğinden beri, yatırdığımız gibi hiç kıpırdamadan uyuduğuna da tanık oluyoruz, gözlerimiz yaşarmaya başladı.
  • Gündüzleri aşırı sessizlikte ve karanlıkta uyutmaya alıştırmayın. Hatta tamamen sessizliktense, evin içindeki hafif bir sesle işinize devam etmeniz, bu sesleri dinleyerek uykuya dalmasına yardımcı olabilir.

Ben yaptım, siz yapmayın

Yazıyı bitirirken, son zamanlarda yaşadığımız bir sıkıntıyı paylaşmak istiyorum. Yukarıda anlattığım gibi, geceleri sorunsuz uyuyan Ilgaz, tam da gündüzleri de kendi kendine uyumaya başlamıştı. Benim işe başlamam öncesinde bu düzeni oturttuğuma sevinirken, bile bile bir kısır döngüye soktum kendimi.

Benim işe başladığım ilk haftalar Gökhan’ın da iş için Arabistan’da bulunması gerekiyordu. Üstüne Ilgaz 6. hastalık diye bir şeye yakalandı. O kadar halsiz ve keyifsizdi ki, kucağımda uyuyakalıyordu. Ben de onu çok özlediğim ve hasta diye kıyamadığım için, kucağımda sarılarak uyuyakalmasına izin verdim. Bu arada yatırma saatlerimiz de bir miktar aksadı.

Sonra Ilgaz’ın sütten kesilme zamanının geldiğine karar verdim. Emzirmiyorum, bari kucağımda sarılayım bir süre dedim, 1 ay da böyle geçti. Başlarda kucağımda hemen uyuyakalırken, birkaç gün içinde buna da alışarak, oyun haline getirdi. Yüzümle gözümle oynuyor, öpüyor, cici yapıyor, bazen kucağımdan atlayıp oyuncaklarına gitmeye kalkışıyor, sonra da sanki yatağında gibi bir o tarafa, bir bu tarafa dönüp, rahat bir pozisyon bulup uyuyor. Yani tersine dönmüş bulunuyor. Gündüzleri rahatça uyurken, geceleri yatağına bırakınca ağlıyor. Şimdi tekrar eski çabalarla düzenini sağlamaya uğraşıyoruz. Sütünü içirip hemen yatağına koymayı denediğim için, sütünü elinden geldiğince yavaş içiyor, sonra da kanepeden kalkmaya davrandığım anda ağlamaya başlıyor. Bu akşam sütünü, tavan ışığını söndürmeden önce, kanepeye oturtup içirmeyi planlıyorum, böylece sütünü içerken ayrılma stresine girmemiş olur, zaten yakında biberonu da bırakmamız lazım (bardaktan sütü yatarak içemeyecek).  Daha sonra da gündüz düzenini biraz daha uzun bir şarkıyla taklit edeceğim. Ilgaz’a ve bize şans dileyin :)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 15 Nisan 2008 Salı 07:01:34 UTC  #    Yorumlar [2]
# 10 Mart 2008 Pazartesi

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında

3 - Düzeninde

Ilgaz'ı ilk ay kontrolüne götürdüğümüzde, doktoru Ayla Hanım'a "nasıl uyutalım?" diye sorduk. "Beşiğinde" yanıtını aldık. Dalgınlıkla "nasıl?" yerine "nerede?" diye mi sorduk acaba diye düşündüm. Bazen yatırınca hemen uyumuyor, ağlarsa bırakacak mıyım öyle yani dedim, ağlatmayın canım elbette, kucağınıza alıp sakinleştirin, sonra yine yatırın, şarkıyla, türküyle, ninniyle uyutun, dedi. Ilgaz'ın "demo" günlerinin bitip, gaz sancılarının başladığı o dönemde pek olanaksız gözükmüştü bu şarkı, türkü önerisi bana, kendisinin de bir kızı olmasa, "aman canım" deyip geçebilirdim rahatlıkla.

Daha sonra, birçok kontrolde, çeşitli sebeplerle (diş, gaz, kabus, oyundan ayrılmak istememe, anneden ayrılmak istememe...) uyutmada güçlük üzerine konuştuk. Aldığımız öneri her zaman aşağı yukarı aynıydı. "Mümkün olabildiğince yatağında uyutmaya çalışın."

Biz de 1 seneden fazla süredir hep böyle yaptık. Mümkün olduğunca yatağında uyutmaya çalıştık. Başlarda zorlandık. İstisnalar oldu, ama hep bu ana prensibe uymaya çalıştık. Gaz yüzünden kucakta uyutmak zorunda kaldığımız, hastayken yanımıza aldığımız, kokusuna doyamayıp göğsümüzde uyuyakalmasına izin verdiğimiz oldu elbette. Ancak, bu istisnaların rutine girmesine izin vermedik. İstisnaların en kötü yanı, alışkanlık yapabilmeleridir. Ama eğer bebeğiniz genel olarak yatağında uyumaya alışıksa, istisnalar sonrası tekrar yatağında, ve hatta kendi kendine uykuya dalması gitgide kolaylaşıyor.

Bebeğimi nerede uyutmalıyım? Odasında!

İlk iki ayda, sürekli emip, emerken bile uyuduğu ilk haftalarda, gündüzleri ben hangi odaya gitsem o da benimle birlikte geliyordu. Ancak, akşamları hep aynı düzende beşiğinde (henüz yatak almamıştık) yatırıyorduk. Bu gezginlik hali o dönemde bana da çok iyi gelmişti. Bebek gürültü ve ışığa alışarak gece-gündüzü öğreniyordu. Ben de onu gözümün önünde tutarken, misafirlerle ilgilenebiliyor, mail'lerime bakabiliyor, günlük hayatıma devam edebiliyordum (beşiği mutfağa götürüp salata yaptığım bile oldu). Ilgaz kah beşiğinde, kah kanepede, kah berjerlerde yatıyordu. 2 ay kontrolünde yine Ayla Hanım'a sorduğumuz, "gündüz nerede yatıralım" sorusuna da, "odasında" yanıtını aldık. Odasında uyumaya alıştırırsak, büyüdüğünde rahat edeceğimizi iletti. Bu önerisine de uyduk ve gerçekten de çok yararını gördük. Bu arada 2 aydan sonra odasında uyumaya alıştırmak da hiç sorun olmadı. Bu yüzden, ilk haftalarda konforunuz ve bebekle maksimum süre birarada olabilmeniz için bebeği oturduğunuz odaya getirmenizi önerebilirim. Bu amaç için minik rahat süngerle kaplanmış bir sepet edinmek iyi olabilir.

Geceleri de odasında yatmalı

Ayrıca, 1 aylıkken odasına geçirmemizi de önermişti (geceleri de kendi odasında yatması konusu). Ya ağlarsa da duymazsak, ya nefes almazsa da duymazsak (uyurken nasıl duyacaksak), gece gidip gelmesi bana zor olacak, gibi nedenlerde bunu 7 haftalık olana kadar erteledik. İlk gece karşılıklı tedirginlikten sonra, farkettik ki böylesi çok daha iyiymiş. Artık kendi gürültümüzle mi uyandırıyorduk, yoksa uyuyan bebeği gereksiz yere uyandı sanıp mı uyandırıyorduk bilmiyorum ama, odasına geçtikten kısa süre sonra daha seyrek uyanmaya başladı. Özellikle sabahları bizim odada her yarım saatte bir uyanan Ilgaz, odasında 1-2 saat uyuyabilmeye başladı (belki de daha karanlık olduğundan). Bizimle oksijenini paylaşmak zorunda kalmaması ve odası daha küçük olduğundan buhar makinesi ile daha verimli nemlendirebilmemiz de cabası oldu.



posted on 10 Mart 2008 Pazartesi 20:34:19 UTC  #    Yorumlar [0]
# 08 Mart 2008 Cumartesi

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Kültürümüzde, “bebek uyutma” becerisi,  bebekle ilgilenen kişilerin değerlendirilmesinde önemli bir kriter sayılıyor. Evinize ziyarete gelen insanlar, bebeğin esnediğine ya da huysuzluk ettiğine şahit olurlarsa,” uykusu gelmiş onun, ver uyutayım,  çok güzel bebek uyuturum ben”  gibi iyi niyetli tekliflerde bulunuyorlar. Yatırayım kendisi uyur dediğinizde ise “nasıl?” sorusuyla karşılaşıyorsunuz. Bu ”nasıl?” sorulurken yüzdeki ifade sanki bebekten uyumasını değil de, bakkaldan ekmek alıp gelmesini bekliyormuşsunuz  şaşkınlığında oluyor.

Hatta toplumumuzda bazı insanlara göre bebeğin uyuyabilmesi için mutlaka sallanması gerekiyor. Konuya öyle bir yaklaşımları var ki, sanki bebeklerini sallamayan anneler ya acımasızlar ya da bunu üşendikleri için yapmıyorlar ve bebeklerini ihmal ediyorlar.

Bebeğe kendi kendine uyumayı öğretmenin ise pek bahsi geçmiyor. Çünkü, bebeğin kendi kendine mutlu bir şekilde uyumasına ihtimal verilmiyor.

Toplumumuzda bir bebeği korumak için en çok üzerinde durulan iki konu “ağlatmamak” ve “üşütmemek” kaygıları, uyku konusunda bir sinerji oluşturarak zarar veriyorlar bu doğa yenisi canlıya:

“Özellikle toplumumuzda bebekleri sıcak ortamlarda tutma ve çok fazla giydirme eğilimi vardır. Sıcak ortamda, üstü çok örtülerek yatırılan bebekler, uygun ısıda yatırılanlara göre geceleri daha sık uyanmaktadır.” [1]

Bebeğin kendi kendine uyuması teşvik edilmezse, bu beceriyi edinemeyen bebek, geceleri daha sık uyanıyor.  Aslında biz yetişkinler de geceleri uyanıp, farkında olmadan geri uyuyoruz. Kendi kendine uyumayı beceremeyen bebek, uyanıyor ve yardım için ağlıyor. Böylece hem bağımlılığı artıyor, hem kesintisiz uyuyamadığından iyi dinlenemiyor. Belki bu nedenle gündüz daha fazla uykuya ihtiyaç duyuyor ve öğrenip gelişmek için daha az vakit ve enerjisi kalıyor.

Sürekli “uyutulmaktan” öteye geçip, sürekli “sallanarak uyutulan”, hatta iş iyice sarpa sardıktan sonra, ayakta, battaniyede “sersemletilerek uyutulan” bebeklerde fiziksel sorunlar bile ortaya çıkabiliyor:

“Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabiliyor. “ [2]

Kültürümüzdeki bu yaklaşım temelde bebeğin olabilecek en çabuk şekilde uyuyarak dinlenmesi, ağlamaması açısından bebeği koruyan bir yaklaşım gibi gözükse de, kısa ve uzun vadede bebeğe zarar veriyor. Bebeği uyutmak için aylar, belki de yıllar boyunca harcanan ölü zamana gece uykusuzlukları da ekleniyor. Bu zaman ve enerji kayıpları, ebeveynlerin bebekle geçireceği  kaliteli zamandan çalıyor.

Kaynaklar:

[1] - http://www.ttb.org.tr/STED/sted0802/uyku.pdf

[2] - http://www.cnnturk.com/SAGLIK/haber_detay.asp?PID=164&haberID=283087

Güncelleme: Bir de bu yazıya bakın Bir denge sporu - ebeveynlik

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun  

posted on 08 Mart 2008 Cumartesi 14:13:51 UTC  #    Yorumlar [1]
# 22 Şubat 2008 Cuma

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Yenidoğanlar neden  uyandırılıp emziriliyor

Hamileliğin son dönemindeki annelere imkanları elverdiğince uyuyup dinlenmelerini tavsiye ederim. Doğumdan sonra geceleri en azından ilk 1 ay boyunca en geç 3.5-4 saatte bir kalkmaları gerekecek. Hatta geceleri bebek kazara fazla uyursa diye saat kurmaları bile gerekebilir. Doktorlar tarafından yenidoğanların bu aralıklardan daha seyrek beslenmeden uyumasına izin verilmiyor. Yenidoğanın sık emzirilmesi , barsak hareketlerinin artmasını sağlayarak, bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırıyor ve kandaki seviyesinin yükselmesini, dolayısıyla yenidoğan sarılığını önlüyor. Ayrıca, uzun uyursa bebeğin susuz kalması (dehidrasyon) söz konusu olabiliyor. Beslenme arası uzadıkça, bebek halsizleşiyor, onu uyandırmak ve emzirmek güçleşiyor. Bebek sık emmediği için annenin sütünün geç gelmesi ya da azalması gibi zincirleme sorunlara yol açabiliyor. Yaklaşık bir ay sonra, bebek doğru düzgün bir miktarı tek seansta mideye indirmeyi becerebilmeye başlayınca, doktorlardan da annelere uyku izni çıkıyor.

Yenidoğan süresi bittikten sonra bebeği beslemek için uyandırmayın

Bu zorunlu süre bitip, doktorunuz izin verdikten sonra (genelde ilk ay kontrolünde) artık bebeğinizi beslemek amacı ile uyandırmayın. Bazen gece siz yatmadan emzirivermek, ya da bir biberon mama içirmek iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama bu hareket bebeğinizi gece beslenmeye teşvik edecektir. Bizde aşağı yukarı ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Ilgaz’ı doğumundan beri  akşamları en geç 9-9:30’da uyutmuş olmaya gayret ediyoruz. İlk haftalarda her  2.5-3.5 saatte bir uyanıyordu. Sabahları da genelde 5-5:30’dan itibaren ıkınma sesleri eşliğinde yarım saatlik aralıklarla ağlayarak uyanıyor, ev hareketlenip bir süre uyanık kaldıktan sonra daha uzun uyuyabiliyordu. 

Tam ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, akşam 9 gibi yattıktan sonra 4-4.5 saat kesintisiz uyuyabilmeye başladı.  Sonrasında da 2 saat aralıklarla 7-8 arası bir saate kadar uyuyordu. Zaman zaman geri dönüşler olup birkaç gün üstüste erken uyanabiliyordu. Ben ondan 3-4 saat geç yattığım için, onun ilk uyanışı ben tam tatlı uykuya daldıktan sonra gerçekleşiyordu. “Sık burnunu, ağzı açılır, emzir yatır” gibi öneriler geldi. Böylece ben de yattıktan sonra 4-5 saat uyuyabilecektim. Ama uyandırmaya kıyamadım ve buna alışmasından endişe ettim. Benim uykuya ihtiyacım olsa da uzun vadede hem kendi sağlığı, hem de benim sağlığım için kesintisiz uyumayı öğrenmesinin daha önemli olduğunu düşündüm.

Gerçekten de, yavaş yavaş bu ilk uyanma saatini daha ileri atmaya başladı. Zamanla bu saat 3-4 arasına, sonra 4-5 arasına, ve sonra 6-7’ye kadar ilerledi. Şimdilerde, diş  sıkıntıları, gaz sancıları, gece kabusları olmazsa, 7-7:30’a kadar uyuyor.

Gece her ağladığında ilk iş olarak emzirmeyin

Bebeği aç uyutmaya çalışmaktan söz etmiyorum elbette. Bebeğiniz yenidoğduğunda, sütünüzün çoğalması ve bir an önce kilosunun artması için her fırsatta emzirmekte yarar var. Ama büyüdükçe, giderek gece beslenmesinin azalması ve beslenme ihtiyaçlarını gündüz karşılamaya alışması gerekiyor.  Bebekler geceleri diş sıkıntıları, gaz sancıları, kabuslar gibi çok çeşitli nedenlerle uyanabiliyor. Yeni bir marifet öğrendiğinde gece yarısı uyku arasında bunu denemeye kalkabiliyor. Ayağa kalkmayı yeni öğrenmiş bebeğinizi, gecenin yarısı beşiğinde ayakta ağlarken bulabiliyorsunuz. Muhtemelen geri yatmak istiyor, ama işin bu kısmını henüz öğrenemediğinden beceremiyordur. Uzun sözün kısası, her ağladığında, acıktı diye ağzına memeyi/biberonu tıkıştırmayın. Aç olduğundan emin değilseniz önce yatağında pışpışlayıp sakinleştirmek, omzunuzda sırtını okşamak, biraz su içirmek (6 aylıktan itibaren) gibi alternatifleri deneyin.

Bebeğimiz 10 ay civarında bir dönem çok sık uyanıyordu, ne yapsak fayda etmiyordu, ancak koca bir biberon süt içince rahatlayıp uyuyordu.  Gece beslenmeye alışacak endişesiyle  bir gece süt yerine rezene denemeye karar verdik. Rezenesini bitirip uyudu ve süte göre daha geç uyandı. Muhtemelen onu uyutan süt değil sıcak içeceğin karnında sağladığı rahatlamaydı. Bunun üzerine gaz sorunlarına odaklandık.

Koca bebeklerde gaz sorunları (katı gıdalara geçiş sonrası)

Katı gıdalara başladıktan sonra Ilgaz geceleri uyanmaya başladı. Geri uyutmak içinse eskisinden daha fazla uğraşmamız gerekiyordu. Aynı dönemde dişleri de çıktığından önce fazla üzerinde durmadık. 9 aylık kadar olup artık kabarık damak kalmayınca sorunun kaynağını aramaya başladık. Ilgaz’ın gündüzleri emmeyi bırakmasıyla birlikte benim sütümde de belirgin bir azalma olmuştu. Acaba doymuyor mu diye gece yatırmadan önce biraz Aptamil3 ve akşam öğününde yoğun tahıllı mamalar vermeye başladık. Bunun üzerine Ilgaz daha da sık uyanmaya başladı. Bir haftalık kontrollü bir gözlem sonrasında akşam saatlerinde Aptamil dahil birçok yiyeceğin gaz yaptığını tespit ettik. Tahminen sindirim sistemi gündüz yediklerini hareketle sindiriyor, ama akşamkilerin üstesinden gelemiyordu. Biz de 2-3 ay boyunca akşamüstü ara öğünü dahil, gün boyunca tam tahılları ve bol gazlı sebzeleri verip, akşam öğününü masum yiyeceklerle sınırlandırdık. Akşamları mamalarını hazırlarken sadece iyi pişmiş patates, havuç, ıspanak ve meyveler (sadece muzu pişirmedik), beyaz tahıllar (pirinç, irmik, beyaz un)ve yumurta sarısı kullandık. Gece yatırmadan önce de anne sütüne takviye olarak, doktorumuz Ayla Kamburoğlu Göksel’in tavsiyesiyle Conformil 2 verdik.  Bu mama Aptamil 3’e göre daha iyi sindiriliyormuş. Tadı da daha az iğrençti J

Bu kadar gazlı bir bebek 1 yaşına geldiğinde inek sütünü nasıl içecek diye endişeleniyordum ama yersizmiş. Sanırım bu da bir numaralı ebeveyn kuralı, zamanı gelmemiş konular için endişelenme. Ilgaz son üç gündür (tahtaya vur) sütlü mamalarını afiyetle yiyip mışıllar gibi uyuyor.

Gündüz sık besleyin

Bebeğinizin ihtiyacı olan besini gündüz tamamlayabilmesi için onu sık besleyin. Minik midelerine bir öğünde fazla bir şey sığdıramadıklarından, besleyici ara öğünlerini ihmal etmeyin. İlke olarak tok tutması için akşam öğününün kuvvetli besinlerden seçilmesi önerilir. Yine de her bebeğin bünyesi ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu göz önünde bulundurmak lazım diye düşünüyorum. Belki sizin bebeğiniz de hafif yiyeceklerle daha rahat uyuyabilir. Bebeğiniz sık uyanıyorsa, akşam öğününü daha erken ya da geç vermeyi deneyebilirsiniz. Onunla son öğününden sonra hareket etmesini sağlayacak(yediklerini sindirsin diye), ya da onu sakinleştirecek(yediklerini tutsun diye) oyunlar oynamayı deneyebilirsiniz.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 22 Şubat 2008 Cuma 22:22:36 UTC  #    Yorumlar [4]
# 11 Şubat 2008 Pazartesi

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Her anne-babanın hayalidir sabaha kadar uyanmadan uyuyan bir bebek. Bebeğinizin bütün gece boyunca uyuması için dua etmekten öteye geçip, ona bunu öğretmeyi deneyebilirsiniz. Bu yazı dizisinde, bizzat deneyip yararını gördüğümüz, doğumdan itibaren uygulayabileceğiniz bazı stratejileri paylaşacağım.

Gece gündüz farkını öğretmek

Bebekler doğuma kadar 24 saat su içinde karanlık bir ortamda bulunuyorlar. Gece-gündüz diye bir düzenden haberleri olmuyor. Doğumdan sonra da sürekli uyuyorlar ve besleniyorlar. Sonra zaman içinde geceleri daha seyrek uyanıp, gündüz daha az uyumaya, bütün gündüz beslenip, geceleri acıkmamaya başlıyorlar. Yenidoğan döneminden itibaren doğru yaklaşımlarla bu süreci ciddi şekilde hızlandırabilirsiniz. "Tanrım, Ilgaz dün gece uyanmadı!" diye heyecanla, dinlenmiş ve alışık olmayan sırtım yatmaktan ağrıyarak uyandığım ilk sabah, anneler günü sabahıydı. Ilgaz tamı tamına 3 aylıkken pek kıymetli ilk anneler günü hediyesini vermişti bana.

Gündüz
Yeni doğmuş bebeğiniz her ne kadar 2-3 saatte bir yarım saat beslenmek için uyanıp, geri uyuyorsa da, siz yine de sabah uyandığınızda onu beşiğiyle birlikte aydınlık bir odaya, evde insanlar varsa onların yanına taşıyın (ilk 1-2 ay için, sonrasında gündüzleri odasında uyuması daha iyi, ama aydınlıkta ve kapısı açık). Uyuyor diye karanlık, aşırı sessiz, perdeleri kapalı odada tutmayın. Bu alışkanlık bebeğinizin büyüdükçe gündüzleri ışık ve sesten etkilenmeden uyuyabilmesi için de altyapı sağlayacaktır. Ayrıca bebeklerin yeteri kadar güneş ışığı da alabilmeleri gerekiyor. Gözlerini açık yakaladığınızda onunla oynayın, konuşun, bebeğinizin rahatlayıp canlandığı alt değiştirme seanslarını biraz uzatın, hemen geri uyutma çabası içine girmeyin.

Gece
Akşamları  yatırmayı planladığınız saatte odasına (ya da odanıza) götürün. Bundan sonra sabaha kadar ihtiyaçlarını bu ortamda görün, onu yattığı odadan dışarı, hareketli, ışıklı ortama çıkartmayın.  İhtiyaçları ile ilgilenirken loş, sadece yapmanız gerekeni görmenize yarayacak bir ışık kullanın. Kırmızı ışığın bebeği rahatlattığını okumuştum. Alt değiştirme işi iyi ışık gerektirdiğinden, sadece o bölgeyi aydınlatacak, bebeğin yüzüne gelmeyecek bir spot ışık edinebilirsiniz. Bebek uyurken oda tamamen karanlık olsun. Bir araştırma raporuna  göre bebeklerin göz sağlığı için gece lambasını bile açık bırakmamak gerekiyor***. Ayrıca bebeğiniz karanlıkta uyumayı normal bir şey kabul edecek ve karanlık korkusu geliştirme ihtimali de azalacaktır. Gece uyandığında, uykulu hareketlerinin tatlılığına, gülücüklerine kayıtsız kalmak güç olsa da, tepkinizi sessiz bir tebessümle geçiştirmeye çalışın.  Onunla oynamayın, konuşmayın, güldürmeyin. Ağladığı zamanlarda ille de konuşmak istiyorsanız, kısık yumuşak bir sesle sakinleştirmeye çalışın, ninni mırıldanın. Göbeği düştükten itibaren, kaka yapması, ishal ya da pişik olması gibi zorunlu haller dışında altını değiştirmeyin. Gece yatma saatinden sonra mecburi durumlar dışında misafirlerinizi odasına almayın (uyurken sessizce girip izleyebilirler elbette).

***Pennsylvania Sağlık Merkezi Hastanesi ve and Philadelphia Çocuk Hastanesinin ortak çalışması ile 1999'da sonuçları yayınlanan bir araştırmaya göre gece lambaları ile uyutulan bebeklerde miyop gelişme riski artıyor. Araştırma sonuçlarına göre 2 yaşına kadar geceleri de ışık açık olarak uyuyan bebeklerin %55' inde 2 ile 16 yaşlar arasında miyop göz hastalığı gelişiyor. Odada sadece gece lambası ile uyuyan bebeklerde bu oran %34 iken, karanlıkta uyuyan bebeklerde %10'a düşüyor. Gözler kapalı bile olsa içeri sızan ışık göz bebeklerinin büyümesini etkiliyor ve gözlerin dinlenmesine engel oluyor.

Kaynak: http://www.cnn.com/HEALTH/9905/12/children.lights/index.html

 

posted on 11 Şubat 2008 Pazartesi 20:02:16 UTC  #    Yorumlar [0]