# 17 Şubat 2010 Çarşamba

Kullandığım hazır blog altyapısı Dasblog'un azizliği yüzünden yorumlar yayınlanmıyor zaman zaman. Siz yorumu yazmaya başladığınız anda, bir güvenlik kodu atanıyor ve eğer yorumu yazmanız zaman aldıysa, güvenlik kodunun süresi geçiyor. Siz "yorumu kaydet" dediğinizde, aslında sayfanın altında Dasblog size yeni güvenlik kodunu girmenizi söylüyor ama sizi sayfanın başına götürdüğü için siz bunu farketmiyorsunuz.

Yorumlarınızın kazaya uğramaması için lütfen yorum yazdıktan sonra, sayfanın altına inerek yorumunuzun yayınlanmış olup olmadığını kontrol edebilir misiniz? Yorumlara moderasyon yapmadığım için hemen yayınlanmış olması gerekir. Eğer yeni bir güvenlik kodu atanmışsa zaten yazdığınız metin text editör'ünün içinde duruyor ve yeni güvenlik kodu da yazıyor olur, güvenlik kodunu girdiğinizde yorum yayınlanacaktır.

Bu durumun epeydir farkındayım, benim bile bunu bilmeme rağmen arada farketmeden yayınlayamadığım yorumlarım oldu. Hatta bunu düzeltmek için bir süre önce Dasblog'un yeni versiyonunu yükledik ama bu sorun düzelmedi. Nurturia'ya ayırdığımız kaynaklardan tüketmemek için bu sorunun çözümünü bir süre daha ertelemek durumundayım.

Bu yazıyı da, Nurturia aracılığı ile Zeynep'in bir süre önce Kitubi'ye bu yüzden yorum bırakmaktan vazgeçtiğini öğrenmem üzerine yazmaya karar verdim (kahroldum). Bu sorun yüzünden yorum kaybım olduğunun farkındayım ama boyutunu kestirememişim.

Bugüne kadar yorumları kaybolan herkesten özür diliyor ve uçan yorumların tamamen bu nedenden olduğunun altını çizmek istiyorum. Kitubi'de her yorum bizim için çok değerli ve bugüne kadar spam'ler dışında tek bir yorum silmedim.

Güncelleme: Yazının peşine gelen tepkiler mefta yorumlarımızın çokça olduğunu gösteriyor. Durumun bu ciddiyette olduğunu farkedememişim. Yorumları uçan herkesten teker teker özür diliyor ve yeni uzun yorumlarınızı bekliyorum efendim. Güvenlik kodunun expire olma süresinin uzatılabildiğini tespit ettik. En azından süreyi uzatarak durumu iyileştirmiş olacağız. Eğer daha önceki yorumlarda özellikle söylemek istediğiniz ama içinizde kalan bir şeyler varsa özellikle bekliyoruz :)

posted on 17 Şubat 2010 Çarşamba 12:43:16 UTC  #    Yorumlar [4]
# 10 Aralık 2009 Perşembe

Pozitif Doğum Hikayeleri
Sezaryen oranının artmasında bir önceki kuşağın efsaneleştirdiği korku dolu doğum hikayelerinin önemli payı olduğunu düşünüyorum. Umarım blogcuanne'nin bu girişimi daha fazla annenin şansını denemesini sağlayacak. Bizim normal doğum hikayemizi de okuyabilirsiniz.

Bebeğime Ne Alsam
Sermin'in desteğiyle, çocuğunuza alıp beğendiğiniz ürünler hakkında yazabiliyorsunuz. Gerçek kişilerden, denenmiş ürünler. Ben de ingilizce seti hakkında yazmıştım.

Haydi Oynayalım
Aktivite bloglarına bayılırım. Zaten az bulunan vaktinizde acaba ne yapsak çocuğumla birlikte diye düşünmek yerinde, şöyle bir dolaşırsınız, birebir uygulamasanız bile hemen ilham gelir. Çiğdem çok iyi düşünmüş, kollektif olması daha da iyi olmuş. Ben de ilk fırsatta yazacağım.

Bilmeyen, benden duyan varsa, okuyun, yazın, siz de katkıda bulunun. Başka bildikleriniz, sevdikleriniz varsa yorumlara yazın.

posted on 10 Aralık 2009 Perşembe 21:02:22 UTC  #    Yorumlar [3]
# 01 Aralık 2009 Salı

All for Kids yepyeni bir alışveriş dergisi, çocuklu anneler için.

Aranızda futbola meraklı olanlar varsa Futbol Ekstra'dan Banu Yelkovan'ı tanıyor olabilirler. Banu oğlu Aras 2 yaşına yaklaşırken, kendi deyişiyle asıl işi olan dergiciliğe dönmüş ve All Kids'in editörlüğünü yapmaya başlamış. Derginin ilk sayfalarında "editörden" bölümünde, Banu şöyle diyor:

"Bu dergiye hiçbir şey laf olsun diye konulmuyor, hepsi denenmiş, kullanılmış, test edilmiş, onaylanmış fikirler. Ne saçını süpürge etmeye ne kendilerini kariyerlerine adamaya niyeti olmayan annelerden tavsiyeler"

Derginin Blog bölümünü de Kitubi'ye ayırdılar. Ayrıca bu ayki sayıda bir de röportajım var.

Dergi dolu dolu, ben de yazıyorum diye demiyorum, işe yaraması için uğraşıldığı belli oluyor. Anneler için hazırlanmış ama çocuklar için sayfalar da var, ayrıca bu ayki sayıda çok güzel Sünger Bob hafıza kartları hediye.

Hoşuma giden bir diğer yanı, derginin eleştiriye açık olması ve okuyucu görüşüne çok önem vermesi. Dergiyi okuduktan sonra görüşlerinizi Nurturia'da ALL for kids grubuna yazabilir, editörü Banu ile iletişim kurabilirsiniz.

posted on 01 Aralık 2009 Salı 21:05:38 UTC  #    Yorumlar [16]
# 07 Kasım 2009 Cumartesi

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut'un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. "Tamam alalım" deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd'lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, "bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na".

Cd'lerde de Susam Sokağı'nın Bay Saftirik'ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD'nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD'leri getiriyor, "Anne bu kaç?" diyor, "12" diyorum, "12, ehe ehe, 12" deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.
Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz'la, ya da işle, ya da Web 2.0'la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz'a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox'la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika'lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

 

posted on 07 Kasım 2009 Cumartesi 06:21:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 05 Kasım 2009 Perşembe

E-posta üyeliği hizmeti için feedburner'ın hazır servisini kullanıyorum. Sanırım servis sapıtmış, dün 15 ekimli yazıyı yeniden göndermiş. Gerçi bir-iki arkadaş tekrar yorum yazmışlar, sevindim yorumları görünce ama yine de mükerrer gönderim için kusura bakmayın.

(İlk defa böyle bir sorun oluyor, kullanmak isteyenlere yine de tavsiye ederim, güzel bir servis)

posted on 05 Kasım 2009 Perşembe 05:41:22 UTC  #    Yorumlar [3]
# 01 Eylül 2009 Salı

Ben küçükken, annem güya nasıl insanlarmış diye tanıma bahanesiyle, arkadaşlarımın anneleriyle tanışır, sonra onlarla arkadaş olurdu. Ben de daha Ilgaz beni birileriyle tanıştıracak ebada gelmeden, onun üzerinden birileriyle tanışmaya başladım bile.

Bugün Özgür Anne ile öğle yemeği yedik. Meğersem aynı üniversiteden aynı yılda mezun olmuşuz, aynı binada çalışıyormuşuz da, birbirimizden habersiz, bloglarımıza yorum yazar otururmuşuz. Özgür Anne'nin doğum izni bitti, işe başladı. Biz de aramızdaki 4 katlık mesafeyi asansör yardımıyla aşarak buluştuk, tanıştık. Yemek yedik, kahve içtik, sohbet ettik, pek güzel oldu. Sanki yeni tanışmamışız da kırk yıldır arkadaşmışız gibi.

Benimle tanışmadan, gizliden gizliye ablamla tanışıp, yeğenim Tan'la oynayan Sarı çizmeli de bu buluşmayı haber almış, benim Karınca Duasının yorumlarına bir akrostiş döktürmüş, şahane olmuş. Üzerimde vazife, notebook'un adaptörünü de işte unutmuşum, pili bitmeden yazıvereyim dedim:

Sarıcizmeli karıncanın Ilgaz'a akrostişi:))

I lgaz, akşamüstü  olunca al eline tostunu
L ütfen unutma tatlı karınca dostunu
G itmem pek kolay, serdim sizin eve postumu (post bildiğiniz post blog kaydı değil tabi:))
A nnene söyle girsin aksatmasın bloga postunu
Z annımca bu öğlen görmüş Özgür bir dostunu :P


Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca , Yaşar Kemal'in kitabını da önereyim demiş Sarı Çizmeli, konu karıncadan açılmışken.

Çok teşekkür ediyorum, süper olmuş :)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 01 Eylül 2009 Salı 18:53:13 UTC  #    Yorumlar [4]
# 10 Temmuz 2009 Cuma

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar disizindeki yazılar:
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Çocuğuma ne faydası var?

Bir önceki yazımda Türkiye'de blogları kullanarak yapılan pazarlamanın gitgide artacağından söz etmiştim. Böyle olunca, markalarda bloglarda tanıtım yapmaya çalışan diğer markalardan ayrışmaya çalışacaklar. Peki bunu nasıl başaracaklar? Ben markaların öncelikle ürünlerinde ve sosyal projelerinde faydaya odaklanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Önce çocuklu insanların nasıl hayatları, nasıl kaygıları olduğunu anlamaları lazım. Mesela her annenin genelde zaman sıkıntısı vardır. Blogcu annenin mutlaka vardır. Bu sıkışık zamanın içinde bir sürü de hayati öneme sahip kaygısı vardır. Çocukları için nelere dikkat ettiklerini, ne sorunları olduğunu anlamaları lazım.

Çocuk dostu ürünler

Anne-baba sevgisi kazanmış ürünler. Çocuklu ailelerin hayatını kolaylaştıran ürünler. Bunu doğru bir şekilde yapabilmek için, dehşet bir iletişim mecrası olan bloglarla, ürün geliştirme sürecinden önce temasa geçmeleri lazım.

Peki diyelim ki, ürünler çoktan üretim bandından çıkmış, ailelerin kalbini kazanmak için çok  mu geç? Elbette hayır. O zaman pazarlama kampanyalarında çocuklu hayatı kolaylaştırmanın yolunu arayabilirler. Bu ülkede bebekli, çocuklu aileler için hayat çok zor. Bunu iyileştirmek için yapılabilecek o kadar çok şey var ki, aslında marka yöneticilerinin işleri hiç de zor değil. Her bütçeye uygun derdimiz var. Çocuklarımızın hayatlarını kolaylaştırsınlar. Sosyal internet öyle bir mecra ki, domino taşı gibi her bir parça birbiri ile ilintili. Güzel bir şey yapsınlar ve birimize haber versinler, bilenler bilmeyenlere haber verecektir.

Ben kendi adıma bir talepte bulunayım ve sözü diğer blog yazarı ve okuyucularına bırakayım:

Bebekli Engelsiz Hayat

http://www.bebekliengelsizhayat.org/

Bir süre önce benim de bir yerinden dahil olmaya çalıştığım ama vaktimin yetişmediği bir aileler birliği projesi var. Benim de bloglar sayesinde tanıştığım, bu yazının ve bu blogun yazarının bir girişimiyle alevlendi. Sorun belli, bunca çocuğumuza rağmen, dış dünyada hayat o kadar çocukları göz ardı ederek düzenlenmiş ki, çocuklar evden çıkamıyor.

Pencereden baktırmak yeterli mi?

Sorunlar basit, kötü kaldırımlar, yanlış yerlere yerleştirilmiş otobüs durakları, tehlikeli parklar, olmayan parklar, olmayan alt değiştirme üniteleri, olmayan aile tuvaletleri (dışarıda sıkıştığınızda çocuğunuzu bir yabancıya emanet etmeden bebek arabasıyla sığılabilecek genişlikte tuvalet), olmayan emzirme odaları...

Bu oluşumun aslında temel hedefi, resmi kurumlara görevlerini yaptırmak. Niyetimiz sorunu tespit etmek, resmi mercilere yasal yollardan başvurarak çözüm aramak, sonuçları iel birlikte bu blogdan duyurmak. Bireysel çabaların bütününden bir güç yaratmak.

Markalar da Katkı Sağlasın

Ben aileleri hedefleyen markaların da çorbada tuzunun bulunabileceğine inanıyorum. Bir çay bahçesine bir emzirme kabini konduruverebilirler, bir kaldırım seçip onu bebek arabası dostu hale getirebilirler, bir parka bir kum havuzu yaptırıp, iki ağaç dikebilirler ya da belki kimbilir bir park bile yaptırabilirler olmayan bir yere. Yalnız, bu çalışmaları yaparken, çoğunluğu gözeterek zaten bir çok imkan olan popüler bölgelere yönelmesinler, imkanların daha az olduğu yerleri de değerlendirsinler.

Siz de kendi isteklerinizi yazın
Şimdi blog yazarlarından ricam, kendi bloglarında markalardan taleplerini sıralasınlar. Eminim hepinizin içinde birikmiş bir sürü şey vardır. Çok vakit ayırmadan bir paragraf bile yetebilir. Yazdığınız yazıların altına aynı çağrıyı yapıp, bu yazının yorumlarına linkini eklemeyi de unutmayın. Çocuğunuz için üretim yapan firmalardan neler istiyorsunuz?

Bu yazı ile ilgili gazete haberi için: Blogların gücü strateji yarattı

Bu yazıyı sevdiyseniz bunlara da bir göz atın:

Çocuklarımız için daha çok etkinlik - Yamaha Müzik Okulu
Çocuklarımız için daha çok kitap
Çocuklarımız için daha çok etkinlik
Çocuklarımız için daha çok mekan - Zuzu Cafe

posted on 10 Temmuz 2009 Cuma 08:18:30 UTC  #    Yorumlar [5]
# 02 Temmuz 2009 Perşembe

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar disizindeki yazılar:
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Çocuğuma ne faydası var?

Not: Yazınının sonunda blog yazarları için bir çağrı var. Malum uzun bir yazı oldu, sonuna kadar okumaya bunalırsanız, en sondaki çağrıya bakmayı ihmal etmeyin.

ANNELER, BABALAR, BLOGLAR VE MARKALAR - BLOGCU KİMDİR?

Dizinin ilk yazısında, ikinci bölüm içinde dünyada neler olup bittiğini, yurt dışındaki pazarlama örneklerini, Türkiye'de benim izlediğim blog türlerini, bunları yazanlar nasıl insanlardır, ne motivasyonlarla yazarlar bunları anlatmaya çalışacağımı belirtmiştim. İzlediğim ve yaptığım aramalarda rastladığım bloglarda gözlediklerimi, ayrıca okuduğum kitaplarda ve araştırmalarda gördüklerimi yazmaya çalışacağım. Elbette benim yaptığım, kendi algımla bir toparlama olacak.

Dünyada Ebeveyn Bloglarında Pazarlama

Aile bloglarının markalar tarafından keşfini takiben, yurt dışında markalar tarafından bir talep patlaması yaşanmış. Blogcular önce bizim gibi farkedilmiş olmalarına şaşırmışlar. Çoğunun bu durum çok hoşuna gitmiş ve kendilerine ulaşan markaları tanıtmışlar. Bazıları, örneğin "Green Mom" (Yeşilci Anne) kategorisinde değerlendirilen bir anne, kendisine gönderilen katkı maddeli numuneyi, hakaret olarak algılayabilmiş. Düzenli trafiği olan, sık yazı yayınlama sorumluluğunda olan bazı bloglar, bu ürünlerle hazır gönderilen makaleleri, bültenleri kullanmaktan, duyurmaktan memnun olmuşlar. Kimileri, eğer onlara hediye olarak gönderilen numune hakkında yazarlarsa, bunun bir rüşvet gibi algılanarak, bloglarında kendiliklerinden yazdıkları yorumların saygınlığının azalacağından endişelenmişler.

Blog sayıları ve türleri, diğer yandan bloglarla ilgilenen marka sayısı arttıkça artmış. Böylelikle işler karmaşıklaşmaya başlamış. Markaların bloglarla iletişimini üstlenmek için ajanslar kurulmuş. Anneler, bloglar üzerine kitaplar, makaleler yazılmış (babaları bir gözardı etme eğilimi var). Bazı saygın blog yazarları, ürün yorumlarına yer açmak ve "esas" bloglarından ayırmak için "product review" (ürün yorumu) blogları açmışlar. Bunun üzerine bazıları da sadece "product review" blogları açıp, bu bloglara reklam alarak ek gelir sağlamaya çalışmışlar. Bazı markalar bloglara reklam vermişler. Sonra bu mısır patlağı gibi bir sürü blogu toparlayıp, ortak bir dil oluşturmak, ya da sadece bir zincir oluşturarak bu bloglara topluca reklam almak gibi amaçlar için platformlar kurulmuş. Bloglar, aileler, markaların iletişimi almış başını yürümüş.

Artık Amerika ve Avrupa pazarını hedefleyen markalar bu bir sürü blog içinde, bir sürü markanın arasından sıyrılıp ön plana çıkmak için yaratıcı yollar araştırmak zorundalar. Türlü çeşit kampanyalarla blog yazarlarının ve okuyucularının kalplerini kazanmaya çalışıyorlar. Blog yazarının kendi evinde nefis bir parti vermesi için gerekli tüm malzemeleri sağlamaktan, sınırlı sayıda blog yazarına özel butik ürünler üretmeye kadar varıyor bu kampanyalar.

Türkiye'de Aile Blogları, Yazarları ve Okuyucuları

Türkiye'de belki de en gelişmiş blog türü aile blogları. Oturup kaç tane blog var, bunları kaç kişi takip ediyor diye hesaplarsanız şaşırırsınız. Facebook'u en yoğun kullananan ülkeler arasındaki sıramızın Eurovizyon yarışmalarındakine hiç benzemediğini biliyor muydunuz? Facebook müdavimi ülke oluşumuzu yalnız gevezeliğimize, geyikçiliğimize bağlıyorsanuz, biraz önyargılı davranıyorsunuz demektir. Aşağıdaki liste en çok blogger okuyan ülkeleri sırasıyla gösteriyor (Kaynak:TechCrunch)

1. Amerika
2. Brezilya
3. Türkiye
4. İspanya
5. Kanada
6. İngiltere

Öyle bloglar var ki içerik, yorum, fotoğraf ve dil kalitesi yabancı örneklerini aratmaz. Türlü çeşit blogumuz mevcut:

Bilgi, tecrübe paylaşımı: Çocuk sahibi olmaya ilk çocuktan başlamak büyük haksızlık. Bu işin bir stajı, ön hazırlığı olmalı. İnsan çocuğunu yetiştirirken, o kadar zorlukla karşılaşıyor, o kadar çok şey öğreniyor ki, bunları başkalarıyla paylaşmak ihtiyacı duyuyor. Anne, babalar, hatta anneanneler, babaanneler edindikleri tecrübeyi paylaşarak başkalarının çocuklarına yardımcı oluyorlar. Bu tür bloglara birkaç örnek: http://www.pratikanne.com/, http://www.cocuklahayat.com/, http://anneanneningunlugu.blogspot.com

Gelişim paylaşımı: Bu bloglarla aileler kendi çocuklarının gelişimini merak edenlerle toplu olarak paylaşma imkanı bulurken, aynı zamanda çocuk yetiştirme ile ilgili tecrübelerini, paylaşmak istedikleri haberleri, görüşlerini de kendi içlerinde kararlı bir üslüpla yazıyorlar. Örnekler: http://www.miracik.com/http://asliberry.blogspot.com/, http://ozguranne.blogspot.com,

Özelleştirilmiş bloglar: Çocuk konusunun daha da özeline inip, yemekler, çocuklara yönelik el işi tarifleri, masallar, çocuk aktiviteleri gibi alt konularda yazıyorlar. Örnekler: http://bebegiminyemekgunlugu.blogspot.com/, http://www.cocuklacocuk.com, http://masalagaci.blogspot.com/

Temalı katılım blogları:  Belirli bir tema özelinde, isteyen herkesin belirli kurallar çerçevesinde yazı yazabildiği bloglar. Genelde bir süredir düzenli kişisel blog yazan yazarlar tarafından oluşturulup yönetiliyorlar. Örnekler: www.benimleoynarmisinanne.com/, http://montessoriegitimi.blogspot.com/

Bunlar benim ilk aklıma gelen başlıca blog çeşitleri. Elbette farklı türde, ya da karma türlerde bloglar da var. Bütün güzel blogları saymak, listeleyip kategorize etmeye çalışmak başka bir iş olur. Ben sadece tanımayak isteyenlere tipik örneklerle fikir vermeye çalışıyorum.

Blog yazarı kimdir? Neden yazıyor?

Peki nedir bu insanları, para pul almadan durup durmaksızın yazmaya iten?

Türkiye’de yakın zamana kadar blog yazarlarına “işi gücü yok mu bunun” ya da “sosyalleşme sorunlu, internet bağımlısı” gözüyle bakılıyordu. Oysaki benim tanıdığım düzenli blog yazan herkes, son derece aktif, yoğun ve sosyal kişilikler. Genelde öğrendiklerini, keşfettiklerini başkalarıyla paylaşma motivasyonuyla yazıyorlar. Düzenli, okunan bloglar yazan insanlar (bir yıldan uzun süre, aynı konuda, en az haftada bir-iki yazı yayınlayan):

  • Bilgiye çok değer verirler, karşı taraftan da bunu beklerler
  • Araştırmayı, öğrenmeyi severler
  • Genelde günleri yoğundur, çoğunlukla yetiştirebileceklerinden fazla işleri bekler
  • Yazacak şeyden çok, yazacak vakit sıkıntıları vardır
  • En az bir ya da daha fazla hobileri vardır
  • Sanıldığının tersine, ille de teknolojiye çok hakim olmaları gerekmez, sade bir internet kullanıcısı olabilirler
  • Dili iyi kullanan, insanlarla rahat iletişim kuran kişilerdir

Bebek-çocuk bloglarında ise çok güçlü bir motivasyon vardır. Anne-babalar kendi çocuklarında edindikleri tecrübeyi paylaşarak başkalarının çocuklarına yardımcı olurlar. Çocuk sahibi bir arkadaşınızdan, kendi çocuğunuzla ilgili bir konuda tavsiye isteyin. Hiç üşenmeden ne biliyorsa anlatacaktır. Ama tecrübeler zamanla unutuluyor, çünkü çocuğunuzun her yaşında yeni sorunlarla başa çıkmak zorundasınız. İşte bu noktada blog kayıt altına almak ve online olarak ihtiyaç duyana ulaştırmak adına muhteşem bir araç haline geliyor.

Bir diğer motivasyon da çocukla ilgili gelişmeleri paylaşmaktır. Evinize gelen misafirler, genelde size bir "Merhaba" demeden, nerede diye bebeği aramaktadırlar. Hayatınızın bu "çocuk odaklı" döneminde, onunla ilgili gelişmeleri sevdiklerinizle paylaşmak hem bir iş, hem de bir zevk halini almıştır.

Benim Kitubi'yi nasıl yazmaya başladığımı buradan okuyabilirsiniz: Bu kadar bilgiyi ne yapacağım ben?

Blog okuyucusu kimdir?

Blog okuyucusu da, blog yazarı ile aşağı yukarı aynı özelliklere sahiptir. Aslında potansiyel bir blog yazarıdır diyebiliriz, her an kendisi de yazmaya başlayabilir. Belki vakti olmadığını, belki de blog yazmanın kendisi için fazla teknik olduğunu düşünüyordur. Kendisini, düzenli takip ettiği blogun yazarına takip ettiği formal kaynaklara kıyasla çok daha yakın hisseder. Bir soru sorduğunda karşısında günlük tecrübelerinden yola çıkarak yanıtlar verebilen, politik olmayan gerçek bir insan vardır. Benim Kitubi'yi yazmaya başladığımdan beri, gerek yorumlarla, gerekse özel mail'lerle iletişim kurduğum çok güzel arkadaşlıklarım oluştu. Bir çoğu ile hiç yüzyüze tanışmadım ama eminim karşı karşıya gelsek, saatlerce susmadan konuşabiliriz.

Blog yazarlarına çağrı! (mim mi desem?)

Lütfen siz de blogunuzda neden blog yazdığınıza dair bir yazı yazıp, bu yazının yorumlarına linkini verin (Yorum yazdığınızda lütfen yorumunuzun yayınlandığından emin olmadan pencereyi kapatmayın, bazen sorun oluşuyor, yorumlar kayboluyor). Eğer blogunuz yoksa da, takip ettiğiniz blogları neden okuduğunuzu yorumlara yazabilirsiniz.

Bu yazı dizisi ile ilgili gazete haberi için: Blogların gücü strateji yarattı

posted on 02 Temmuz 2009 Perşembe 12:03:46 UTC  #    Yorumlar [14]
# 25 Haziran 2009 Perşembe

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar disizindeki yazılar:
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Çocuğuma ne faydası var?

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım

Artık annelerin, babaların sözü mü geçecek nedir, markalar da toplumun geneline hitap edecek ortada ürünler yakalamaya çalışmak yerine, dönüp bize mi soracaklar, ne istiyorsunuz, size nasıl yardımcı olabiliriz diye? Çok güzel işler yapılmaya başladı benim ülkemde de, neden olmasın?

Bu yazı dizisini biraz annelere, daha çok da markalara yazıyorum.Bu nedenle, Kitubi okuyucularının alışkın oldukları dilden ve içerikten biraz farklı kalıyor olabilir. Amacım, dizi tamamlandığında, bloglarımızın iletişim gücünün farkına varmamız ve bu dizi aracılığı ile isteklerimizi markalara ulaştırmamız. Lütfen, yazılara yorum yazmayı ihmal etmeyin. Yazıları elimden geldiğince çok markaya ulaştırmaya çalışacağım.

Yazı 3 bölümden oluşacak, birinci bölümü, yazıyı yazmama esin kaynağı olan 4 girişimci markanın Kitubi'ye ulaşan çalışmalarına ayıracağım. Bloglar gibi birçok markaya çok buğulu, kontrolü imkansız (blogların dilinin kemiği yok) ve dolayısıyla da ürkütücü görünen, birçoklarının da daha ne olduğunu ve gücünü bile tam olarak hayal edemedikleri bir sosyal internet mecrası ile pazarlama cesaretinde bulundular, öncü oldular. Yazının ikinci bölümünde, hem Web 2.0'ı anlamaya ve kullanmaya çalışan markalar, hem de annelerimiz için dünyada neler olup bittiğini, yurt dışındaki pazarlama örneklerini, Türkiye'de benim izlediğim blog türlerini, bunları yazanlar nasıl insanlardır, ne motivasyonlarla yazarlar bunları anlatmaya çalışacağım. Yazının üçüncü bölümünde ise sadece bir anne olarak, markalardan istekte bulunacağım. O pazarlama bütçeleri ile hem çocuklarımız için çok nefis şeyler yapabiliriz, hem de mermer gibi sağlam markalar yaratabiliriz.

İşte dört yenilikçi marka, Tamek Kids, Cafe Crown, Milupa Aptamil ve Uno Büyümek:

TAMEK, http://www.tamekids.com/ sitesinin açılışını basın bülteni ile mail yolu ile ulaştırmış. Mail'de Kitubi'den söz edilmediğinden kredi kartım aracılığıyla gelen standart bir tanıtım mail'i sandım. Günler sonra maillerimi temizlemek amacı ile okunmamış mail'lerime göz atarken içinde bana meyve sepeti göndereceklerini belirttiklerini farkedince jetonum düştü. Adresimi gönderince gerçekten de çok güzel bir sepet geldi ve içinde çeşit çeşit meyve suları vardı. Ilgaz'a  daha çok meyve, daha az meyve suyu vermeye çalışsam da, özel zamanlarda aldığımız meyve suları için %100 Üzüm suyu ve Kan Portakalı Nar İçeceği'ni aklımın bir köşesine yazdım.

Cafe Crown'da kampanyayı yaymak için ağın kendi etki alanını değerlendirmek istemiş olmalı ki, bana takip ettiğim bloglardan Çocukla Hayat aracılığı ile ulaştı. Önce blogun yazarı Handem benden istemiş olduğu adresime bir küçük paket kahve promosyonu gönderdi. Sonra Cafe Crown'dan süslü bir kutu içinde bir kupa ve kahve numuneleri geldi. 3'ü biraradalar ilk çıktığında, yolda belde rahatlık olur diye değişik aromalı paketlerden denemiştik. O zamanlarda Cafe Crown'ı sıcak suya attığımda garip bir koku gelmişti burnuma. Bu numunelerle, kafamdaki kötü imajını silip, yerine güzel bir kahve tadını bırakmış oldu Cafe Crown. En çok karamellisini beğendim.

Milupa'nın iletişim ajansı kanalı ile Ayk Budur! detayında özelleştirilmiş bir mail geldi. İsmimi anneminkiyle karıştırmışlar ama olsun, bu vesile ile sitede ismimin (Damla Doğan Altınören :)) fazla geçmediğini farkettim. Ilgaz'ın ismini doğru yazmışlardı ya yeter. Beni bir organizasyona davet ettiler, çalıştığım için gidemedim. Gidebilsem takip ettiğim blogları yazan bir sürü insanla tanışacaktım tahminen süper olacaktı.

Son olarak bugün Uno'dan bir mail geldi. www.buyumek.com.tr 'yi yayına açtıklarını haber verirken, yazılarımdan Katı Gıdalar - Çiğnemeyi Öğretmek 'i bu sitede yayınlamak için izin istemişler. Ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti. Hem yazdıklarıma değer verildiğini hissettim, hem de telif haklarıma.

Dört farklı yaklaşım, dört farklı çalışma, aynı mecra, aynı segment. Blog yazarlarına soruyorum, size ulaşan pazarlama aktiviteleri hangileri? Size ulaştıklarında bu markalar için neler hissettiniz? Onlar hakkında yazdınız mı, yazarken reklam yapıyor oluyor muyum diye tereddüt ettiniz mi? Markalara soruyorum, aktivitelere aldığınız tepki nasıl, emeklerinizin karşılığını alıyor musunuz? Yaptığınız, bizim haberimiz olmayan çalışmalar var mı?

Not: Özgür Anne'nin yazısını takip ettiğim için yakaladım. Bu konuda bir yazı yazdıysanız ya da yazarsanız yorumlara link'ini yazabilir misin?

Bu yazı ile ilgili gazete haberi için: Blogların gücü strateji yarattı

posted on 25 Haziran 2009 Perşembe 12:17:48 UTC  #    Yorumlar [5]
# 11 Nisan 2009 Cumartesi

BÖ'de oylama başladı. Kitubi'yi aile kategorisinde oylayabilirsiniz.

Ayrıca Ayk, sadece ve sadece çocuğunun fotoğraflarını çekmek, kendine ait Gravatar yapacak efendi gibi bir fotoğrafını bulamamak, South Park karakterlerinden bozma resimleri kullanmaktır. Güzel çıkmışız ama değil mi?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 11 Nisan 2009 Cumartesi 20:35:01 UTC  #    Yorumlar [2]
# 20 Şubat 2009 Cuma

Kitubi'yi yazmaya başlamadan önce blog takip etme alışkanlığına sahip değildim. Blog takip etmek derken, ilgilendiğim blogları ara sıra açıp bakmaktan söz etmiyorum. RSS gibi araçları kullanarak, yayınlanan her yazıdan haberdar olmaktan söz ediyorum. Bloglara genellikle bir derdim olduğunda, google'dan search ederek ulaşır, hoşuma giden bir siteye ulaştığımda da arada gidip yeni yazıları kontrol ederdim. Sonra Google'ın RSS Reader'ını (okuyucusunu) kullanmaya başladım. Şimdi özel ilgi alanlarımla ve işimle ilgili birçok blogu bayılarak izliyorum. İlgimi çekmiyorsa başlığa bakıp geçiyorum, çekiyorsa detaya inip okuyorum, siteye giderek yorum yazıyorum. Eğer vaktim sıkışıksa reader'ımda birikiyorlar, bir vaktim olduğunda hızlıca tarayıp yetişiyorum sevgili blog'larıma.

Altı Üstü Tasarım'da RSS hakında kısa bilgi mevcut, temelde bir RSS okuyucu kuruyorsunuz, takip edeceğiniz sitedeki turuncu butona  tıkladığınızda o sitenin RSS adresi çıkıyor, bunu kurduğunuz okuyucudaki abonelik ekleme kısmına yazıp ekliyorsunuz, sonra takip ettiğiniz blog yazıları birer mail havasında sizin onları okumanızı bekliyorlar. Bazı sitelerde RSS dışında E-mail üyelikleri de bulunuyor. Ben RSS okuyucu kullanmayan ya da E-mail tercih edenler için Feedburner'ın servisinden yararlanıyorum. Türkçesi olmaması dışında iyi çalışıyor (burada bir sıkıntım da e-mail adresi yazıldıktan sonra, sistemden gönderilen mail'deki onay linkine tıklanmaması nedeniyle aboneliğin tamamlanamaması, belki arada spam'e düşüyor olabilir)

Konuyu fena halde dağıttım, 2 yıllık blogum Kitubi'de ilk defa hem sevinçli hem de stresli bir sobe durumu gerçekleşti. Kitubi'yi yazmaya başladığımdan beri takip ettiğim sevgili Pratik Anne beni en sevdiği 7 blog arasına koymuş, benim de şimdi sizinle güzel siteler paylaşmam gerekiyor.

Ilgaz ilk doğduğunda olsa idi bu durum ebevenylik blogları bulmak için kendimi zorlamam gerekirdi, şimdi  beslenmesinden, bebek aktivitelerine kadar o kadar geniş bir aralıkta nefis bloglar yazılıyor ki, içlerinden nasıl seçeceğimi şaşırmış bulunmaktayım. Ben de en sevdiğim listesi yapmak yerine, yakın zamanda keşfettiğim ve çok sevdiğim iki bloğun linkini vermek istiyorum. Bu iki blogun da ana teması aile değil, ama her ikisi de anne olduklarından arada çocuk teması da yazıyorlar. Basit bir yaşamda'ki gibi hayatımı basitleştirmek, doğallaştırmak istiyorum ama acıdır ki basitleştirmeye bile vakit bulamıyorum, Ege Esintisindeki gibi şahane malzemelerden nefis yemekler pişirmek, süper fotoğraflar çekmek istiyorum, yumurta kırmakta bile zorlanıyorum son günlerde. Bunlar benim özlem sitelerim, daha fazla vakit yaratacak bir hayat kurmak için motive ediyorlar beni:

Burada yine yeri gelmişken bir alışkanlığın altını çizmek istiyorum. Yabancı blogların tersine, Türk bloglarında sitelerden veya yazılardan söz edildiğinde çok fazla link verilmediği dikkatimi çekiyor. Bir siteye verilen linklerin, insanların arama motorları ile faydalı sitelere ulaşabilmeleri için üstün yararı var. Eğer Google'dasevdiğiniz blogların yalan yanlış sitelerin üzerinde çıkmasını istiyorsanız, onlardan ya da yazdıkları konulardan söz ederken, sitelerine link vermeyi ihmal etmeyin. Ben yazılarımda elimden geldiğince buna dikkat etmeye çalışıyorum.

Siz hangi siteleri izliyorsunuz?

posted on 20 Şubat 2009 Cuma 08:53:45 UTC  #    Yorumlar [2]
# 13 Aralık 2008 Cumartesi

Özgür Poyrazoğlu bu ayki (Aralık 2008) PCnet dergisinde "Blog Güncesi" başlıklı sayfasında Kitubi'yi yazmış. Ayın Blog'u olarak tanıttığı Kitubi için yazdığı güzel şeyleri okuduğumda çok sevindim. Derginin web sitesinde dergi içeriği yayınlanmadığı için link veremiyorum. Kısa bir alıntı yapmayı uygun buldum:

"...Siteye ilk girildiğinde de anlaşıldığı üzere araştırmaya meraklı bir yazarın kafasına takılanları araştırıp sonra da büyük bir ciddiyet ve disiplinle paylaştığı bir blogla karşı karşıyayız. Araştırmaya meraklı yazarın anne olmasıyla birlikte karşısına araştırılıp tecrübe edilecek o kadar çok konu çıkıyor ki; bulunan cevapların kendine saklanmayıp herkesle paylaşılması farz oluyor..."

Yazıda ayrıca Kitubi'nin .Net platformunda yazıldığından, sadeliğinden ve işlevselliğinden de söz edilmiş. Bu vesile ile bir konuya daha değinmek istedim. Şu anda Kitubi'nin altyapısında açık kaynak kodlu bir yazılım olan dasBlog kullanıyorum, hatta onun da eski bir sürümünü. Kullanışlılık (okuyucu) açısından bazı eksikleri var. Ana sayfada son yazıya kadar indikten sonra önceki sayfalara gidilememesi, son yorumların ana sayfada derli toplu gösterilememesi gibi. Bu ve bunun gibi eksikleri gidermek üzere epeyden beri siteyi BlogEngine.NET'e geçirmek istiyorum. Sadelik ve işlevsellikten ödün vermeden elbette. Bu yazı ile birlikte Kitubi'nin altyapısını geliştirmek için gerekli motivasyonu da almış oldum. Özgür Poyrazoğlu'na çok teşekkür ederim.

 

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 13 Aralık 2008 Cumartesi 21:41:47 UTC  #    Yorumlar [5]
# 20 Kasım 2008 Perşembe

Doğduğundan beri Ilgaz'ı Yoda'ya (Star Wars) benzetip eğlenirdik. Bu resimle yazın sevgili tatil arkadaşlarımız Mesut-Nihal ve Ayşe-Kuzey çiftlerine göndermek için oynamıştım. Ilgaz tüm tatil Mesut ve Ayşe diyerek gezmişti, hala da tatildekileri sayıklıyor, tatil deyince Mesut vardı, Ayşe vardı, Kuzey vardı, Nihal vardı diye anlatıyor. Kitubi'ye koymayı unutmuşum. Bu resmi Befunky'nin Cartoonizer'i ile kolayca ve eğlenerek yaptım. Befunky resimler ve video'larla oynayarak nefis şeyler yapabildiğiniz, bir seviyeye kadar ücretsiz servis sunan bir Türk girişimi. Bloglara resim ayarlarken çok işe yarar ve çok güzel hediyelere malzeme olur.

Karşınızda Masterr Ilgaz!

Resmin orijinali Bozcaada'da Pelazzi çiftliğinde çekildi.

Bu arada çok konu birikti, ne yazacağımı şaşırmış bulunmaktayım. Konu seçiminde bana yardımcı olun. Bu aralar nelerle ilgileniyorsunuz? Araştırdığınız konular varsa eğer tecrübe ettiğim şeylerse ben de bildiklerimi yazarım.

posted on 20 Kasım 2008 Perşembe 10:52:29 UTC  #    Yorumlar [3]
# 10 Kasım 2008 Pazartesi
Fikir Atölyesinde Tunç Kılıç'ın yazdığı son yazı. Çok güzel, okumanızı tavsiye ederim.

"...Genç yaşlarında severek aldığı üstü açık bir arabası oluyor Randy’nin. Hafta sonları ufak kuzenlerini alıp gezmeye de bayılıyor. Bir gün kuzenlerin annesi “amcanızın yeni arabasını sakın kirletmeyin” dediği noktada o, bir kutu kolayı açıp herkesin gözü önünde koltuklara döküyor. Bak diyor, “bu sadece bir araba, bir materyal. Kuzenlerimin arabaya çekinerek binmesine neden olma. Onların keyif alması bu arabadan çok daha değerli.” (Nitekim 1 hafta sonra ufaklıklardan biri koltuğa kustuğunda hiçbiri suçluluk hissetmemiş. Kısa bir temizlikten sonra aynen yollarına devam etmişler.)..."

posted on 10 Kasım 2008 Pazartesi 22:14:55 UTC  #    Yorumlar [7]
# 26 Ekim 2008 Pazar

Kitubi'de bebek bakımı ve hamilelik üzerine yazıyorum. Konu dışına çıkmak adetim değil. Ama bunu yazmadan rahat edemeyeceğim artık. Madem böyle bir konuyu yazdım, keskin olsun. Yazdığıma değsin.

Nerede yaşadığını sanıyorsun sen? Bir sivri akıllının kafasına göre yazdıklarını okumak. Okumak yetmedi aklına eseni gelen geçen okusun diye yazmak. Bütün dünyaya açık sayfalar. Neresi sanıyorsun sen burayı?

Televizyonun yok mu, gazeten yok mu, otur dizilerini, aralarındaki reklamlarını izle, kontrol ediyoruz onları gücümüz yettiğince. Sen kendini ne sanıyorsun ki, başkalarının da okuyacağı şeyler yazıyorsun, kimsin sen? Günlükmüş...Maarif ajandaların kökü mü kurudu? Eskiden saklanır gizli gizli yazardık biz günlüklerimizi kimse okumasın diye, açmazdık öyle ulu orta.

Ben de şaşırmış gibi oturup yazıyorum, "Bebeğimizi nasıl bakalım?", "Hamile iken ne yiyelim, ne içelim?". Haddimi bilmez gibi planlar yapıyorum, zeki çocuk nasıl yetiştirilir, cinsiyet ayrımcılığı yapmayan oğullar büyütmek üzerine düşünüyorum, vakit bulayım da, şöyle dişe dokunur yazılar yazayım diyorum. Hayır benim blog öyle blogger'da falan da durmuyor, baktılar blogger'ı wordpress'i kapatmakla olmuyor, kapatıverirler bütün interneti, bir televizyona, bir telefona kalırız iletişim diye maazallah bir benim yüzümden.

Konu kapatma olunca memleketimdeki yasanın, mahkemenin gücüne bak. Uyarı yok, açıklama yok, gerekçe yok. Kapatıyorum...kapatıyorum...kapattım!

Diyarbakırda bir suç işlenmişse, Diyarbakır'ı mı kapatalım?

Oral Çalışlar Radikal'deki yazısında konuyu bilgisizliğe bağlamış, umarım durum bu değildir. Çünkü cahillik, medeniyet yolundaki çok erken bir dönem. Önce cahillik geliyor, sonra az bilginin getirdiği korku, sonra bu korku ile cahilce yasaklar, sonra işler biraz karışıyor. Ben korkulu cahil yasakçılığı döneminde olduğumuzu tahmin ediyorum. Her ne kadar bu karışıklık ihtimali beni korkutsa da, korkunun ecele faydası yok diyorum.

Çocuklarımız büyüdüğünde bunların bitmiş, aydınlık günlerin gelmiş olacağını umuyorum...

Güncelleme (28 Ekim): Blogger bugün öğlen saatlerinde açıldı...

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

 

posted on 26 Ekim 2008 Pazar 22:28:28 UTC  #    Yorumlar [1]
# 26 Eylül 2008 Cuma

Kitubi'yi yazmaya nasıl başladığımın hikayesini Blog Kazanı'nda yazdım,

"İlgilendiğim her konuyu didik didik araştırmayı her zaman sevmişimdir. Eskiden telefon vardı, eş-dost vardı, dükkanlar, kütüphaneler vardı. Üniversitede mercanlarla ilgili arama yaparken, İngilizce sayfalarda arama motorunun son sayfasına kadar gidip de aradığımı tam bulamadığım günler de geride kalmıştı artık. 1 google, 2 bit yeterliydi uzmanlaşmaya. "

Yazının tamamı için, Bu kadar bilgiyi ne yapacağım ben?

posted on 26 Eylül 2008 Cuma 21:02:04 UTC  #    Yorumlar [0]
# 26 Mayıs 2007 Cumartesi

Yazarlar

Damla Doğan Altınören (ve oğlu Ilgaz)

Evren Aydoğan ve Osman Aydoğan (ve oğulları Tan)

Hande Sağanak (ve oğlu Can)

Bu site Damla Doğan Altınören tarafından hamilelik ve bebek bakımı ile ilgili kişisel tecrübeleri not etmek için yazılmaya başlanmıştı. Hikayesini buradan okuyabilirsiniz. Damla'nın ablası Evren Aydoğan ile eniştesi Osman Aydoğan bebeklerine kavuşunca onlar da yazılarıyla destek olmaya başladılar. Daha sonra Kitubi'yi okuyan ve yararlı yorumlar yazan Hande Sağanak, daha da yararlı olabilmek için yazarlar arasına katıldı.

Aralık 2009 sayısından itibaren ALL Kids dergisinde Kitubi isimli köşeyi hazırlamaktayız.

Doktor değiliz, herhangi bir sağlık kuruluşu ile bir ilgi ve yakınlığımız yok. Bu sitede okuduğunuz önerileri uygulamak veya uygulamamak tamamen keyfinize kalmış. Okuduklarınızı uygulayarak alacağınız risklerden kendiniz sorumlusunuz. Bu sitede gördüğünüz hiçbir öneriyi doktorunuza danışmadan uygulamayın. Diğer sitelerde yazanları da danışmadan uygulamayın. Hem kadın doğum, hem de çocuk doktorlarının önerileri arasında ciddi farklılıklar bulunur. Bizim doktorların ak dediğine, sizinki kara diyor olabilir.

Kadın doğum ve çocuk bakımında tıbbi bilgiler ve ürünler çok hızlı değişiyor. Okuduklarınızın bu ve başka sitelerde yazanların güncel olup olmadığına, hangi tarihlerde hazırlandıklarına özellikle dikkat edin.

Doktorlarımızla ilgili verdiğimiz referanslar da tamamen yazarlarımızın hafıza ve anlayışıyla sınırlıdır. Verdiğimiz hiçbir referans (doktor, hastane, eş-dost, kitap, vs.) verdiğimiz bilgilerden sorumlu değildir.

Sitede yazılanların link verilmeden, kaynak gösterilmeden kullanılması ve fotoğrafların herhangi bir amaçla kopyalanması veya kullanılması yasaktır. Link vererek alıntı yapabilirsiniz. Doğrudan tüm yazıyı kopyalama yapıştırma yapmamanızı tercih ederiz. Zaten türkçe kaynakların yarısından çoğu birbirinden kopyalanmış.

Blog Yazarı Nasıl Biridir?

posted on 26 Mayıs 2007 Cumartesi 19:43:44 UTC  #    Yorumlar [9]