# 07 Şubat 2010 Pazar

Çocuğun 2 yaş döneminde bireyselleşip, benmerkezcilleşmesinden kaynaklı 2 yaş sendromu denilen değişimler:

  • Her şeye "benim" demesi, paylaşmaması
  • Her şeyi "ben" yapacağım demesi
  • Sınırları daha fazla zorlaması, sizi daha az dinlemesi

Bir de aslında her yaş döneminde görülebilen ve belki 2 yaş döneminde sadece daha kolay ortaya çıkabilen bazı durumlar var:

  • Başka çocukları ya da büyükleri ısırması, onlara vurması (en çok eşya paylaşımı sırasında yaşandığından, paylaşma sorunu ile karışabiliyor)
  • Çeşitli vesilelerle sorun çıkarması, özellikle özbakım dedikleri, anne-babanın önemsediği konularda. Üstünü giymeme, yemeğini yememe, tuvaletini söylememe ya da götürmek istediğinizde gitmeme.
  • Genel halinin hasta ya da uykusuz dönemlerde olduğu gibi olması huysuzluk yapması.
  • Her şeye itiraz etmesi, örneğin sizden henüz istememiş olduğu bir şey için bile "bu bardağı istememiştim" şeklinde içli içli ağlaması.
  • Duymazdan gelmesi, sizi umursamıyor gözükmesi.

Özellikle hayatınızda fazladan strese yol açan bir takım gelişmeler yaşanıyorsa hemen 2 yaş sendromu deyip geçmeyin. Hayatınızı ve davranışlarınızı etkileyen faktörleri, çocuğunuzun davranışlarını ve sizin ona karşı tutumunuzu gözden geçirin.

"2 yaş sendromu bu mu acaba?" diye düşündüğümüz ilk iki sıkıntılı dönemini ufak tefek tavır değişiklikleriyle "kolay geçirdik" şeklinde atlatmıştık. İlki 20 ay civarında, ikincisi tam yaş günü dönemindeydi. Sonuncu ve esaslı sendromumuz şöyle ortaya çıktı:

Taşınma aslında onu değil bizi etkilemişti
Taşınmadan önce Ilgaz bir okulda oyun grubuna giderdi. Yatılı bakıcımız vardı. Akşam işten dönünce Ilgaz yatana kadar onunla meşguldük. Hafta sonları Gökhan'ın zaman zaman çalışması gerekse de Ilgaz odaklı yaşar, bir yere gitmemiz gerekiyorsa onu da paket gibi her yere taşırdık. Taşınmadan yaklaşık 1 ay önce tuvalet eğitimine başladık (taşınmanın daha geç ve aynı semt içinde olmasını planlıyorduk). Son bir-iki hafta kazalar azalmıştı. Taşınma öncesi biraz ani şekilde yatılı bakıcımızla yolları ayırdık.

Taşınma sonrası 2 ay kadar babannesi ve dedesi baktı. Bu sürede anaokuluna gitmedi. İlk taşındığımızda çişini söylemeyi bıraktı, sonra biz sadece ıslattıklarını değiştirip, konunun takibini yapmayı bıraktık ve 2-3 gün içinde yeniden söylemeye başladı. Yoğun bir şekilde uğraştığımız projemizin açılışını hızlandırmaya çalışıyorduk bir yandan. Gökhan hafta sonları bölünmeden çalışabilmek için evden uzaklaşıyordu. Taşınmadan sonra haftalarca alışveriş ve yerleşme ile uğraştık. Ilgaz bir gün "tatilde İkea'ya mı gideceğiz anne" diye sordu.

Uzun görüşmeler sonrası bulduğumuz okul taşınıyordu
Ben öğle aralarında bölgedeki yuvaları geziyordum. Bir yuvada karar kıldık. Ilgaz'ı başlattık. Sabah babası bırakıyordu okula, yolunun üstündeydi, akşam benim çıkış saatimde servis getiriyordu. İkimiz de fiziksel ve zihinsel olarak oldukça yorgunduk. Gökhan hafta sonları evde yokken Ilgaz'la tek başıma ilgilenmek, alışveriş ve evle ilgili her şeyi halletmek zordu. Ilgaz'a karşı daha sabırsızdım. Okula ilk başladığında çiş kazaları oldu. Okuldan normal olduğunu söylüyorlardı. Sonra bir kaka kazası oldu. Ben bunun normal olmadığını düşündüm çünkü Ilgaz kakasını 18 aylıktan beri çok doğal bir şekilde tuvalete yapıyordu. Okuldan görüşme için randevu istedim. Biz görüşmeyi ayarlayana kadar kaza durumu ortadan kalktı (belki de sadece daha sıkı takip ediyorlardı). Okula başlayalı 1,5 ay olmuştu. Genel durumu görüşmek için randevu istediğimde biz de sizi arayacaktık dediler. Meğer okulun taşınma durumu ortaya çıkmış, yakında başka bir okul tutulmuş, bunu görüşeceklermiş. İster çekmeköydeki şubemizde, ister yeni okulda devam edin, bulunduğumuz okula dönme ihtimalimiz de var dediler. Gökhan da ben de beynimizden vurulmuşa dönmüştük. Neyseki okul seçerken görüştüğümüz ve iyi referans aldığımız bir okul daha vardı. Seçim yapmakta da zorlanmıştık başta. Bu okulu özellikle konumu ve kocaman bahçesi için tercih etmiştik. Bu avantaj ortadan kalkarsa taşınma gibi bir telaş içinde olmayan diğer okula geçirmek çok daha uygun olacaktı.

Yeni okulu ve tekrarlayan tuvalet kazaları
Ilgaz yeni okuluna başladı. İlk 2-3 hafta okulda her şey yolunda görünüyordu, sanki bu değişiklik daha iyi olmuştu. Islak çamaşır sayısı çoktu ama yeni ortam, bozulması normal, düzelir diye düşünüyorduk. Sonra bir gün okul yöneticisi telefonda, "yalnız çişini sorulmadan söylemiyor" dedi. Kaka kazası da olunca görüşmeye gittik. Bize bu tür durumların çocuğun duygusal sıkıntılarından kaynaklandığını söyledi (kendisi pedagog). Evde bir sorun tetiklermiş. Ben taşınma sonrası yaşadığımızı ve nasıl çözdüğümüzü anlattım. Ilgaz'ın genel olarak iyi olmakla birlikte, bazen hırçın davranabildiğini ve zaman zaman düşünceli olduğunu söyledi. Tüm bu değişiklikler olsa bile, Ilgaz'ın tuvalet eğitimi almış bir çocuk olduğunu, bu yüzden tuvalet konusunun vurgulanmaması gerektiğini, çişini uzun süre tutmasının uygun olmadığı için takip edilmesi gerektiğini söyledi. "Projenizden yoğunluğunuzdan kaynaklı olabilir, sorun ortadan kalkınca, çişini yeniden söylemeye başlar, altında yatan sorunu bulun" dedi. 

Ilgaz'ımıza ne oldu?
Ilgaz'la ilgili bir sorun vardı. Bu iyi verilememiş bir tuvalet eğitimi sorunu değil de, çocuğun mutsuz ve stresli olduğunun göstergesi ise çok önemli bir sorundu. Bu gerçek anlamda ilk kez başımıza geliyordu. Daha önceki okullarda da, bakıcımızın gözünde de Ilgaz, "her şeye süper hızlı adapte olan, neşeli, uslu, sorun çıkarmayan" bir "minik adam" dı (bir önceki okuldan kendi telaşları da işin içine girince yeterli bilgi akmadı belki diye düşünüyorum). Şimdi uslu oğlumuz tanımadığımız çocukların, insanların yanında okula sorunlu bir çocuk olarak başlamıştı. Biz o ana kadar bu tür durumların, ya ciddi sorunlardan, ya da ebeveynlerin yanlış davranışlarından ortaya çıktığını düşünürdük (hala da öyle düşünüyoruz).  Bizim moral bozukluğumuzla Ilgaz'ın genel tutumu da hızla bozuldu. Artık hafta içi birlikte oynamaya bile vakit kalmıyordu. Çıkardığı zorluklarla ancak günlük bakımını halledebiliyorduk. Bu yazdıklarımı o zaman bu bilinçle farkında değildik.

Işıldayan Anne-Babalar
Kaka kazaları sıklaştı. Sanırım internette alt ıslatma ve tuvalet eğitimi ile ilgili tüm türkçe ve ingilizce içeriği okudum. Ertesi gün doğum öncesi eğitimlerimizden beri tanıdığımız bir pedagoga gittik. Pedagoga yukarıdakileri okul yöneticisinin görüşü ile birlikte anlattık. O da bize bir başarı çizelgesi önerdi. Sadece evdeki zamanlar için Ilgaz'ın tüm gün yaptığı olumlu şeyler için çıkartmalar verecektik. Önerisi benim internette bulabildiklerimle örtüşüyordu. Ilgaz da çıkartmalara bayılırdı. Hepimiz moralimiz iyi bir şekilde oradan çıktık. Hemen çıkartmaları ayarlayıp ne yapacağımızı ona anlattık. İlk gün çok iyiydi, 2-3 kez çişini söyledi. Akşama doğru söylediği halde yetişemedi, buna çok morali bozuldu. Hafta sonunun kalanında kelimenin tam anlamıyla dağıttı. Hırçınlıkları devam ediyordu. Akşam okuldan almaya gittiğimde o gün kakasını yapmış olduğuyla ilgili olarak görüşürken kendimi önceki gece çok alkol almış ve ayılamamış gibi hissediyordum. Uzun bir konuşmanın özeti, "bırakın bu işleri, çocuğun derdini bulun" dedi. Bir de anne-baba olarak bizim "ışıldamamızdan" söz etti. Bu sorunlardan önceki halimi ve sonraki halimi düşündüm. Eskiden parlak bir yıldızsam, en son sönmüş volkan gibiydim. İşin kötüsü altında yatan en önemli neden de, "Ilgaz'ın bizim yüzümüzden mutsuz olduğu düşüncesi" gibi duruyordu. O akşam ben okul yöneticisiyle konuşurken Ilgaz da okuldan en son ayrılan ve o gün kakasını yaptığını gayet iyi bilen bir çocuk olarak dağılmış görünüyordu. Muhtemelen o da benim için aynı şeyi düşünüyordu. O akşam sonuncu 2 yaş sendromumuzun dip noktasıydı.

Gökhan'la kendi davranışlarımızı gözden geçirmeye başladık. Hem kendimize, hem birbirimize karşı çok ağır konuştuk. Bünyeyi suçluluk duygusu sardı (çocuğuna karşı duyulan suçluluk duygusundan daha ağır bir duygu yok sanırım, büyük konuşmayayım). Çocuğa karşı davranışlarımız hiç uygun değildi. Kendimizi çok zorlamaya, otomatik tepkilerimizi sorgulamaya ve değiştirmeye çalışmaya başladık.

Bir dönem fazladan ilgiye ihtiyaç duyması sonucu, Ilgaz bir süre uygunsuz davranmıştı. Bizim anne-baba davranışlarımız Ilgaz uygun davranışlar gösterdiği zamanlarda çok uygunken, uygunsuz davrandığı zamanlarda hangi davranışın uygun olduğunu bilmiyorduk. Buna bir de kontrolünü kaybetmenin paniği eklenince işler iyice beter olmuştu.

Okuyanları strese sokmamak için son durumu özetlemem gerekirse, çişini artık okulda da evde de takip etmeyi bıraktık. Kaka kazası olmadı uzun zamandır. Çişini eğer bir işe çok konsantre olduysa, ya da akşama doğru yoruldukça geciktiriyor. Bu da zamanla azalacak diye düşünüyorum ve dert etmek istemiyorum. Çünkü zaten baştan dert etmemeyi başarabilseydim, çıkış yolunu görebilseydim böyle olmayacaktı. Son durumda biz oğlumla artık çok güzel vakit geçirebiliyoruz, bu sorunların öncesindeki durumumuzdan daha iyi iletişim kurabiliyoruz. Hala gün içinde babasından ya da benden ekstra ilgi bekler gözüktüğünde ya da bir şey için mızırdandığında hafif stres hissedip, bir an önce daha az yoğun bir hayata kavuşmak için alternatif yollar düşünürken buluyorum kendimi. Ya da birbirimizin davranışlarını eleştiriyoruz o yattıktan sonra. Okulla görüşmelere devam ediyoruz.

Sizi daha fazla hikayeyle boğmamak için takip eden yazılarda hem kendi öz-eleştirilerimiz, hem de okul yöneticisinin yönlendirmeleriyle iyileşme döneminde öğrendiklerimizi kronolojik sıraya sokmadan yazacağım. Çocuğun çeşitli davranışlarının farklı anlamları, demokratik, ödül-ceza, molalar gibi farklı disiplin yaklaşımlarının pratikte sorun çıkartan yanları, yoğun zamanlara dair öneriler, tuvalet eğitimi ve alt ıslatma ile ilgili görüşlerim gibi konuları elimden geldiğince kısa ve derli toplu paylaşmaya çalışacağım bu kategori altında.

Önerilerinizi ve tecrübelerinizi yorum ve yazılarınızda bekliyorum.

Hatırlatma: Doktor, pedagog değilim. 2 yaş sendromu ya da çocuk disiplini üzerine uzun araştırmalar yapmadım. Yazdıklarım tamamen kişisel görüşlerim ve tecrübelerimden ibarettir. Farklı sorunlarda farklı yaklaşımlar gerekebilir.

08 Şubat 2010 Pazartesi 06:23:09 UTC
ben bu 2 yaş sendromu ve wc eğitimi meselesini okurken en çok strese girenlerdenim. zira bazen sağduyum, doğruyu-yanlışı ayırt eden yerlerim ÇALIŞMIYOR.
"Bizim anne-baba davranışlarımız Ilgaz uygun davranışlar gösterdiği zamanlarda çok uygunken, uygunsuz davrandığı zamanlarda hangi davranışın uygun olduğunu bilmiyorduk." demişsin ya, işte aynen benim bu...

her şey yolundayken, herhangi bir şey talep etmezken tv kapalı ve oyuncaklarla çok mutluyken ortalık süt liman. ama eline bir bardak geçirip damacana başına çömelip su doldurmamı isteyince kitleniyorum mesela. dün azıcık su vermiştim sorunsuzca içmişti. ama evvelsi gün bir sürü suyu evin muhtelif yerlerine dökmüştü. böyle durumlarda ne yapmam lazım bilemiyorum. kontollü bir şekilde serbest mi bırakmalı yoksa disipline etmek için her seferinde "hayır" mı demeli?
tuvalet eğitimine hiç girmeyeyim bile. başlangıç sevşiyesine bile fersah fersah uzaktayım :) kırmızı bir lazımlığımız var banyoda. hepsi o :))
08 Şubat 2010 Pazartesi 07:13:19 UTC
Hülya,

Seni çok iyi anlıyorum. Bence öncelikle mümkünse 1-2 gün tatil yap ve dizinin bitmesini bekle :P . Yorgun ve uykusuz olduğum zamanlarla, iyi olduğum zamanlar arasında, ya da yalnız olduğum zamanlarla, o anda bana yardımcı olmasalar bile yardım alabileceğim birilerinin olması arasında o kadar fark var ki. Hareketlerimizi o anki tolerans sınırımız da belirliyor bir miktar.
Damla
08 Şubat 2010 Pazartesi 07:24:48 UTC
Yazıdaki '2 yaş' yerine '3 yaş' koyup okuyunca bugün bizim yaşadıklarımız ortaya çıkıyor...

Biz de 2 yaşta benzer sorunlar yaşamıştık ancak şu son 1 aydır çok, çok zorladı bizi Deniz. Sanırım hastalıktan okula gidememesinin çok büyük etkisi var. O zaman "yaşı kaç olursa olsun, dış faktörler bu semptomları tetikleyebilir" mi demek lazım acaba? Sizin taşınma, bizim hastalık durumunda olduğu gibi...
08 Şubat 2010 Pazartesi 07:35:25 UTC
Blogcu anne, evet bence kesinlikle diyebiliriz. Ilgaz hastalığı ortaya çıkmadan önce bir-iki gün böyle olur, sonra hastalığı ortaya çıkıp ekstra ilgi görmeye başlayınca düzelir genelde. Ama sizinki gibi zincirleme durumlarda, belki onun hasta olmasından çok, senin endişeli ve ona tüm gün bakmaktan dolayı ekstra yorgun olman daha etkili olabilir diye düşünüyorum.

Bu 2-3 yaş döneminde çocuğun hayat tecrübesi az, algısı yüksek olduğu için bizim davranışlarımızdaki ya da dış etmenlerdeki tutarsızlıklar onları daha ağır etkiliyor olabilir. Daha büyük bir çocuk belki geçecek diye düşünüyor ve böyle dönemsel şeylerden daha az etkileniyor olabilir.
Damla
08 Şubat 2010 Pazartesi 10:56:53 UTC
Ben de büyük konuşmak istemiyorum ama çocuğun fıtratı ne olursa olsun davranışlarını büyük ölçüde anne babanın tutumu belirliyor. En azından 19 aylık annelik tecrübem bunu söylüyor. Ama bugün ilk defa olarak sinirlenip elindeki oyuncağı hırsla ısırdığını gördüm ve tırstım açıkcası. Isırmasının sebebi ise (her zamanki hal ve tutumumla) yaptığı bir şeyin yanlış olduğunu anlatmaktı. Sendromumuz başlıyor sanırım. Son olarak yazının devamı sabırsızlıkla beklediğimi söylemeliyim.
buse
08 Şubat 2010 Pazartesi 11:26:05 UTC
Buse,

Çocukları kategorilere ayırırlar ya, ben özellikle "melek" sınıfında görülenlerden birini "canavar"a dönüştürüp, geri "melek"e yaklaştırdığım için daha iyi biliyorum ki, çocuklar hamur gibiler, davranışlarını kendi davranışlarınızı düzelterek iyileştirebiliyorsunuz.

Hızlı yazmak için elimden geleni yapacağım.
Damla
08 Şubat 2010 Pazartesi 13:17:16 UTC
Damla,
Dış etkenleri çocukları etkilediğine yürekten inanıyorum.
Geçen gün bende üst üste gelen saçma telefonlarla o kadar gerildimki melek oğlum ona verdiğim ters ve zamansız cevaplarla bir anda canavar oldu.
Çok kontrollu davranması gerektiğini düşünüyorum evebeynlerin.
08 Şubat 2010 Pazartesi 22:05:24 UTC
Mimlendiniz.
09 Şubat 2010 Salı 07:56:23 UTC
Aah
Damla
09 Şubat 2010 Salı 15:28:53 UTC
Damla biliyorsun daha önceki postundan beri bu 2 yaş olayını bekliyorum..ilgiyle takip ediyorum..
Yukarıda Hülya' nın yazdıkları gibi şeyler yaşıyorum bende, insan neyin doğru olduğunu, ne yapması gerektiğini bilemiyor, kitleniyor, ah bir de herşeye en derininden vicdan yapıyoruz ya iş iyice çetrefilleşiyor..Mesela hiç başınıza geldimi bilmiyorum ama sürekli musluk başında yaşamak isteyen ve akan suyu tutmaya çalışmaktan hoşlanan bir çocuğa "deneyimlesin, tanısın, keşfetsin" diye saatlerce su akıtma hürriyeti mi tanınmalı yoksa her istediğinin yapılmayacağını göstermek için hayır demeli, kavga dövüş banyodan çıkarılıp sinir krizi geçirmesini mi seyretmeli?
Bu noktada ben de ışıltımı kaybettiğimi hissediyorum :(
09 Şubat 2010 Salı 15:45:22 UTC
Bu arada yukarıda geçen anne-baba davranışlarının sendromları tetiklediği söylemleri bayağı stres etti beni..ne zor iş şu ebeveynlik :)
09 Şubat 2010 Salı 19:59:58 UTC
Itır, stres olmayalım, rahat olmaya çalışalım, en önemlisi bu. Dediğin ikilem çok klasik, biz de her birkaö günde bir yaşıyoruz. Dur şu içtiğim kahve biraz uykumu açsın, bir tane yazayım hemen, gaza geldim.
Damla
10 Şubat 2010 Çarşamba 08:49:55 UTC
Sevgili Damla Hanım,
Öncelikle yazılarınızın içtenliğinden dolayı size teşekkür ederim.Ayrıca bilgi ve tecrübelerinizden yarattığınız kültürünüzü de bizlerle paylaşıyorsunuz ve bu biz ebeveynlere destek oluyor.
Oğlumuz Yiğit 2 yaşına girdiği dönemlerde biz de taşınma süreci yaşadık ve bu durum da Yiğit de sorunlar yarattı.Kendi yaşıtı çocukları gördüğünde onlara vurma eğilimi başladı.Acayip panikledik tabii.Başkalarının çocuklarına vurmasını aklımız almıyordu.Bizden gördüğü bir şey değildi ki.Üstelik onaylamadığımızı biliyor ,müdahale ettiğimizi biliyor ,ona rağmen yapıyordu.Oyun grubunda neler yaptığını sorduğumuzda ''Eylül'ü dövdüm '' diyor mesela.Tabii biz uzun uzun anlatıyoruz yanlış birşey olduğunu.Sonra oyun grubunda ailelerle birlikte yapılan bir etkinliğe katıldğımızda,herkesin olduğu bir ortamda,sırk kendisi binmek istediği için,jimlastik aleti kullanan arkadaşını bir anda itmeye başladı.Öğretmeni müdahale etti .Çıkışta konuştuğumuzda öğretmeni ,ilk kez böyle bir şey yaptığını söyledi.Şaşırmıştık.Ama bize arkadaşlarını dövdüğünden bahsediyor ,dediğimizde ,bunun hayali bi şey olduğunu söyledi.Bizim aşırı tepki gösterdiğimizi gördüğü için,aynı tepkiyi ve kendince ilgiyi görebilmek için yapıyormuş meğer:)Siz kesinlikle aşırı tepki göstermeyin dedi öğretmeni.Daha sonra oyun grubun pedagoguyla da bu konuyu konuştuk.O da aynı öneride bulundu ve uzun uzun bu konunun yanlışlığını anlatmanın bir işe yaramayacağını ve zamanla da tepki almadığı için bunu bırakacağını söyledi.Ama beni en çok etkileyen söylediği şey şuydu :''Evet ,Yiğit çok akıllı bir çocuk,kendini ifade ediyor,bir şey anlattığınızda anlıyor ama O DAHA BİR BEBEK.Ve bazen duygularını bebekçe,bizim anlayamayacağımız değişik biçimlerde dile getiriyor!''Gerçekten de Yiğit'in hızlı bilinçlenmesi sonucunda biz onu artık bebek olarak görmemeye başlamıştık ve birtakım huysuzlukları da aslında normal olmasına rağmen bize çok anormal geliyordu.

Yukarıdaki yazınızla ilgili olarak da şöyle bir şey hissetiğimi nacizane söylemek isterim.Kendinize çok fazla haksızlık etmişsiniz:Taşınmak,iş stresi v.b olumsuzlukların çocuğu etkilemesi çok normal çünkü bunlar onun yarattığı küçük güvenli dünyasını değiştirerek,kendini huzursuz hissetmesine yol açacak şeyler.Ayrıca sizlerin de aynı huzursuzluğu yaşadığınız bir gerçek.Çocuklarımız henüz bebek olduklarından tepkilerini bizim gibi dile getiremedikleri için de bu tür huysuzluklarla bunu dile getiriyorlar.Bu arada şöyle bir şey de düşünüyorum ; çocuklarımız da bu dünyanın bir parçası oldukları için ,daha doğdukları andan itibaren bu dünyanın getirdiği olumsuzluklarla mücadele etmeye başlıyorlar.Böyle öğreniyorlar hayatı ve ona adapte oluyorlar.Belki de çocuklarımıza steril hayatlar sunamadığımızdan yakınmamızın bir anlamı yok .Aksine bu hayatın getirdiği olumsuz duyguları da tadıp ,onlarla mücadele etme hakkını verebilmeliyiz onlara.
Sevgiler,
eylem
EYLEM TOKAY
12 Şubat 2010 Cuma 10:58:30 UTC
Eylem Hanım,

Yorumunuza uzun uzun yanıt yazmıştım ama şimdi yanıtın yayınlanmadığını fark ettim. Altyapıda oluyor bazen böyle :(

Öncelikle güzel değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim. Yazdıklarınız gerçekten de çok doğru. Biz bir sürü şeyi sırf bizim ilgimizi çekmek için yaptığını anlamakta geciktik. Daha doğrusu bir ara kafa yoramayacak kadar yoğun olduk belki de. Sizin örneğinizde çocuğunuz sırf ilginizi çekmek için gerçekten vuruyor da olabilirdi. Bizde de tuvaletini söylemiyordu, bunlar çocuğun tüm gününü etkileyen şeyler ve bunu ilgi için yaptığının hızlı farkedilip bu ilginin geri çekilmesi bence çok önemli.

Ben de taşınma olduğu için ya da projemiz için kesinlikle pişman değilim. Hatta belki de evde çocuk huzurlu bir ortamda ise ufak ufak hazırlanmalı diye düşünüyorum dalgalanmalara. Ama yine de bu karışık durumu daha iyi idare edebilirdik şimdi öğrendiklerimizi bilseydik.
Damla
İsim
E-Posta
(will show your gravatar icon)
Ana sayfa

Comment (Some html is allowed: a@href@title, b, strike, strong) where the @ means "attribute." For example, you can use <a href="" title=""> or <blockquote cite="Scott">.  

Aşağıdaki kodu girin (robotları önler):

Live Comment Preview