# 08 Aralık 2007 Cumartesi
Bazen kendimi ipin üzerinde yürüyen sirk cambazı gibi hissediyorum. Bir tarafa biraz fazla eğilsem, zarar görecek olan da maalesef ben değilim, canım oğlum.

İnce hesaplar daha hamilelik döneminde başlıyor. Zor durumlarda doktorlar bile yarar-zarar dengesine bakarak karar veriyorlar. Örneğin normalde antibiyotik kullanımı bebeğe zararlı görülüyor. Peki bundan tamamen kaçınmak mümkün mü? Eğer ateşli bir hastalık geçiriyorsanız, doktorunuz kullan diyorsa, içiniz cız ederek içmek zorunda kalıyorsunuz.

Asıl mücadele doğumdan sonra başlıyor. Mücadele derken kesinlikle bebeğinizle bir mücadeleden söz etmiyorum. Tamamen kendi kendinizle olan bu sessiz mücadelede, aklınızla, vicdanınız, endişelerinizle, soğukkanlılığınız birbirlerini yiyorlar.

İnsanların üremek ve yeni canlıyı korumak için bazı içgüdülerle doğduklarını düşünüyorum. Bu içgüdüler, sizi bebeğin ağlamaması ve mutlu olması için her şartta her şeyi yapmaya teşvik ediyor. Günümüz teknolojisi ve sektörünün yardımları ile, hele maddi imkanlar ve yardımcı olabilecek insan kaynağı da varsa,  bir bebeği mutlu tutmak için yapılabilecekler sonsuz. Peki bu mutlulukları maksimumda sağlayarak, onun için doğru olanı mı yapıyoruz?

Bebeği kucaklamazsanız mutsuz olur, size güven duymaz. Fazla kucağa alırsanız kucak bebeği olur, kendi kendine oyalanamaz, kendine güveni oluşmaz.
Yeteri kadar yediremezseniz büyüyemez. Zorla yedirmeye kalkarsanız hiç yemez. Oyunla yedirmeye kalkarsanız doğru sofra alışkanlığı kazanamaz, belki de obez olur.
Sessizlikte uyutursanız, her çıta uyanır, dinlenemez. Gürültüde uyutursanız beyni yorulur.
Minikken gazı olur, sakinleştirmeniz gerekir, biraz palazlanınca oyundan kopmak istemez, uykuya direnir. Sakinleşerek uyuması gerektiğini düşündüğünüz bebeğinizin bağır çağır ağlarken uyuyakalmasını istemezsiniz. Biraz sallayayım dersiniz, iyi gelir, uyuyakalır. Üstüste 3 gün sallayarak uyutursanız sallanmaya alışır. Kucakta hafif sallayayım, ertesi gün yetmedi biraz dolaştırayım, sonraki gün dizimde. Doğumdan önce battaniyede sallanmaz çocuk derdim, ama ne yapayım, hayat kitaplardakinden farklıymış, dersiniz.

Bebek, anne-baba yatağında uyumamalıdır. Suyunu, mamasını biberonla içmeye alışmamalıdır. Uyku düzeni bozulmamalıdır. Yemek düzeni bozulmamalıdır. Ama  bu bebeğin keyifsiz anı, hasta zamanı, diş ağrıları olacaktır. Hem bebeğin, hem de anne babanın rahat bir soluk alabilmesi için istisnalar olmak zorundadır. İşte bu istisnaları sağlarken çok dikkat etmek gereklidir. Düzeni korumak adına keyifsiz çocuğu helak etmek doğru olmaz. Ama bugün alt diş, öbür gün üst diş derken çocuğun bütün düzenini alt üst etmemek de gerekir. Büyüklerimizin bir deyişi vardır "Hastalandığına yanmam (iyileşir), huyu değişir." Birçok ailenin kabusu kolik için bir broşürde okumuştum, "kolik geçicidir, uyku bozuklukları kalıcı".

Aile olarak kendiliğinden uyguladığımız bir akış var, dengeyi sağlamada çok işimize yarıyor ("-malıdır", "-ın" gibi emir kipleriyle kullandığım tüm yüklemler sadece bizim aile kararlarımızı yansıtıyor, sitenin kullanım şartlarına bakın) :

* İstisna kabul etmeyen konular: Bazı şeylerin istisnası olamaz. Bunlar güvenlikle ve sağlıkla ilgili risk alınamayacak konular. Örneğin, bebeği alt değiştirme masasında yalnız bırakamazsınız. Bebek kucağınızdayken sıcak bir şey içemezsiniz. Emerken uyuyakaldı, tüh kakasını da yapmış, altını uyanınca değiştireyim uyanmasın diyemezsiniz (fena halde pişik, tahriş olabilir, bir seferlik uyku için günlerce uykusundan olabilir). Yapılmaması gerektiğini bildiğiniz halde zorunlu olmadan yaptığınız şeylerden dolayı canı yanar ya da zarar görürse, kendinizi affedemezsiniz. Burada murphy kanunları geçerlidir. On kere dikkat edersiniz, bir kere ihmal edersiniz, o bir kerede şanssız bir'i bulursunuz.

* Temel alışkanlıklar: Bebekler doğduklarında dünya ve hayat hakkında hiçbir şey bilmezler. Her şeyi sizin düzeniniz ve ona uyguladıklarınızdan öğrenirler. Eğer bebeği dizinizde sallayarak uyutmaya alıştırırsanız, bunu beynine normal olarak yerleştirecektir. Onu yatağında uyutmaya çalıştığınızda, bunu normal dışı olarak değerlendirecektir. Eğer tatlı ile ödüllendirerek tuzlu yedirirseniz, tuzluları tatlı yemek için aşılması gereken kötü bir engel olarak görecek, fazla bulaşmadan geçmek için elinden geleni yapacaktır. Leb demeden leblebiyi anlarsanız, konuşmak için acele etmeyecektir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu nedenle, hayata dair temel ve kalıcı olacak konuların bebek yetiştirmede ayrı bir yeri olmalıdır. Uyku düzeni, beslenme düzeni, iletişim kurma biçimi gibi. Bu konularda bebeğin, bitki formundan, yetişkin bir insana yumuşak geçişi sağlanmalıdır.

Yukarıda sözünü ettiğim istisna rahatlıkları bebeğe sağlarken, bunun olması gerekenden gerekli bir sapma olarak yapıldığı unutulmamalıdır. Baştan düzeni sağlamak için ne kadar çaba sarfediyorsanız, bu sapmaları düzeltmek için de en az o kadar uğraşmanız gerekir. Ve bunu başarabilmek çok sabır ve sakinlik gerektirir.

Yatağında uyumaya alışmış bebeğinin gazı var, uyuyamıyor.
Ağlatılacak mı, hayır. Sakinleştir, kucakla, salla, uyut. Üç gündür aynı terane. Bebek hala gazdan mı uyuyamıyor? Olabilir, peki uyku düzeni ne olacak? Bozulur. Başka bir çözüm bulmalı. Bebeği yatır, yatakta pışpışla, karnını okşa, uyudu. Demek böyle de oluyor. Peki hep böyle mi olmalı? Hayır? Bugün gazı yok gibi, bütün gün rahattı. Pışpışlama bakalım. Olmadı. Ertesi gün tekrar...

Bu bebek kaç aydır kendi kendine oynarak uyuyordu, neden artık uyuyamıyor?
Diş mi? Ayrılık sendromu mu? Gaz mı? Hadi canım ne gazı, 9 aylık oldu, okula gidecek neredeyse...

Sonsuz bir iterasyonla, mehter takımı gibi, iki adım ileri, bir adım geri ilerlersiniz. Zaman zaman bebeğin sıkıntısıyla, kendi yorgunluğunuz biraraya gelince kontrolü kaybetmiş hissedebilirsiniz. Geri dönülemez bir noktaya ulaşmışsınız gibi gözükebilir. Onun daha bebek olduğunu ve öğrenmeye ne kadar açık olduğunu unutmayın. Zararın neresinden dönerseniz kardır. Kararlı ama anlayışlı olun.

* Aşırı korumaktan sakının: Bebeği her anlamda aşırı korumak, onun doğal ve sosyal şartlara karşı daha zayıf yetişmesine sebep oluyor olabilir. Basit örnekle, büyüklerimiz tarafından bazı oyuncaklarımız zararlı görülüp, ortalıktan kaldırılmaları öneriliyor. Oyuncakları kafasına falan vurup ağladığı, tırmanırken takılıp düştüğü olabiliyor. Bizse bu tür oyuncaklarla bizim kontrolümüzde oynamasını tercih ediyoruz. Aynı oyuncağı ikinci bir kez kafasına vurduğuna rastlamadım hiç :)

* Durup düşünün: Ebeveynlikte, özellikle bebek küçükken zaman sınırlıdır. Gün içinde her şey birbirini izler. Anne babalar bebeğin kısa vadeli sorunlarının peşinde koşmaktan durup düşünmeye fırsat bulamayabilirler. Her şeyi anlık düşünmek yerine, arada sırada tablonun dışına çıkıp geniş bakmaya çalışın. Tereddütte kaldığınız konularda arkadaşlarınızdan fikir alın, internette araştırın. Pratik bir çözüme ulaşabilirsiniz. Bu kadar uzun bir yazıyı zaman ayırıp  okuduğunuza göre fazla bir şey söylememe gerek yok aslında :)

* Çevresel faktörler: Konu bebekler olunca akıl veren çok olur. Sıkışık bir durumda, ne yapacağınız konusunda tereddütlü iken, derin bir nefes alıp düşünmek yerine, yanınızdaki ilk akıl verenin dediğini uygularsanız pişman olabilirsiniz. Tabi bunu söylerken  insanlara kulaklarınızı tıkayın demek istemiyorum. Öneriler farklı üsluplarda dile getiriliyor olabilir. Öneren kişi sizden farklı şartlara sahip, hatta belki çocuk yetiştirme konusunda tecrübesiz biri olabilir. Öneri ve eleştirileri, bu detayların çok üzerinde durmadan, çocuğunuzun yararını için sakin bir şekilde değerlendirmenizde fayda var. Çocuğun iyiliğini düşünüyorum derken bir konuyu biraz abartmış, ipin ucunu kaçırmış bile olabilirsiniz. Dengeyi sağlamak için en çok işe yaracak şey dışarıdan bir bakış olabilir.

* Eşinizin yaklaşımı: Konu çocukları olunca eşler yeri gelir su sızdırmaz ikili olur, yeri gelir bir türlü hemfikir olamazlar. Anne bütün gün bebekle boğuşurken, baba çalışıyorsa, babanın eleştirileri anneye ağır gelebilir. Sonuçta bütün gün bebekle siz haşır neşirsinizdir ve detaylara hakimsinizdir. Ama unutmayın, eşiniz de bebek rutininden çıkıp, kafasını başka bir işe vererek dağıtma şansına sahip. Sizin farkına varmadan girdiğiniz kısır döngülerde onun bu dağılmış kafasınından da faydalanmak gerekir. Benzer şekilde babalar da annelerin kadınlık içgüdülerini, bebeğin hareketleriyle, sesiyle verdiği işaretleri okuma yeteneğini hafife almamalıdır.

* Alışveriş yaparken de dengeli olun: Bu kadar çeşit giyecek, oyuncak, envai türlü malzeme ailelerin beğenisine sunulmuşken ipin ucunu kaçırmak çok kolay. Listeniz dışındaki alışverişleri hemen almak yerine, gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını, ya da çocuğunuza gerçekten yararlı olup olmayacağını ikinci bir kez değerlendirebilirsiniz. Kitaplar hariç.
 
Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
İsim
E-Posta
(will show your gravatar icon)
Ana sayfa

Comment (Some html is allowed: a@href@title, b, strike, strong) where the @ means "attribute." For example, you can use <a href="" title=""> or <blockquote cite="Scott">.  

Aşağıdaki kodu girin (robotları önler):

Live Comment Preview