Sunday, December 30, 2007
Lohusa depresyonu - çeşitli duygular
Önceki yazı..Lohusa depresyonu - hop hop hop, değiş tonton!

Ne kadar hazır olursanız olun bebekli yaşam anne ve babanın bir anda garip duygular içine girmesine yol açabiliyor. O ruh hali ile, aslında bir süreliğine, sınırlı bir dönem için geçerli birçok şey size ömür boyu sürecekmiş gibi geliyor. Ben hissettiklerimi aşağıda özetledim.

Aşırı sorumluluk duygusu: Eşler arasında paylaşılsa bile, emzirme yükümlülüğü, babaların resmi izinlerinin kısa olması, ve belki de içgüdüsel ve hormonal etkilerle bebeğin birincil sorumluluğu anneye yükleniyor. Bu öyle bir sorumluluk ki, bu sefer de altını değiştirmeyeyim, bu sabah bir saat fazla uyuyayım, canım emzirmek istemiyor gibi kısa süreli bile olsa erteleme fırsatı tanımıyor. Tatili yok. Özellikle ilk bebekse, sanki ömür boyu size bağımlı olacakmış gibi hissetmenize ve paniklemenize yok açabiliyor. Bebeğimin sorunu için çözüm üretemediğimde benim elimde olan bir şey olmasa da kendimi kötü hissediyorum (büyüdükçe, derdini anlattıkça hafifliyor). Uzun süredir çektiği bir sıkıntısı için çözüm bulduğumda da, niye daha önce bulamadım, bu kadar zamandır onu üzdüm diye hayıflanıyorum.

Özgürlüğün kısıtlanması:
Bebekle yalnızsam, dışarıda halletmem gereken işleri bir koşu halledemiyordum. Belki bebeğim olmasa, üşendiğim için erteleyecektim. Ama bu durumda kendimi kısıtlanmış hissediyordum. Strese girmeden uzun bir duş alamıyordum.  Bebek uyuduğunda kendime vakit ayırmak yerine neleri yetiştirebilirim diye düşünüyordum.  Anneler sıcak bir şey içemez der büyükler. Ne zaman bir bardak çay, bir kase çorba gibi sıcak içilmesi gereken bir şey hazırlasam, bebeğimin ağlayacağı tutuyordu. Bazen eskiden yaptığım iş ya da hobileri bir daha asla yapamayacakmışım, o ana kadar ki gelişimim neyse hayat boyu bir adım öteye geçemeyecekmişim gibi geliyordu(annelik dışında). Bunların hepsi zaman içinde bir düzene koyuluyor, ama o ruh haliyle insana pek çözümsüz görünüyor.

Rutin: Günümü birkaç saatlik bölümler halinde yaşamaya alışmak durumunda kalmıştım. Altını değiştir, emzir, uyut, birkaç saat geçmeden tekrar aynı rutin. Ertesi gün aynı şeyler. Hafta içi, hafta sonu. Küçük bir bebekle hele de Türkiye koşullarında uzun süreler dışarıda vakit geçiremeyeceğimden genelde eve kapandım. Minik bir bebekle, bebeksiz arkadaşlarımın programlarına uyamayacağımdan insanlardan da biraz kopuk kalmıştım. Fırsat bulup dışarıdan bakamadığım için sağlıksız ruh halleri çok kolay yerleşebiliyordu bünyeme.

Yalnızlık hissi:
Bebeğin başlardaki iletişimsizlik hali insana yalnızlık hissi veriyor. Ağladığında ne oldu diye soruyorsunuz, cevap alamıyorsunuz. Gün içinde yakınınızda bunları paylaşabileceğiniz biri yoksa, sıradan problemler için eşinizi arayıp işinden alıkoymak da istemiyorsanız, bunlar sizin şahsınıza ait sorunlarmış gibi gözükebiliyor.

Suçluluk duygusu: Bu kadar istediğim bir şey gerçekleştiği için kendimi kötü hissetmeye hiç hakkım olmadığını düşünüyordum. Aman sakın bu hislerden bebeğimi suçlamayayım diye düşünüyor, kendime daha da çok yükleniyordum. Her kendimi kötü hissettiğimde, bebeğimin en güzel zamanlarını bu şeyle hatırlayacağım, gülüp eğlenme fırsatını kaçırıyorum diye yine kendimi suçladım.

Neden, neden: 
Her zaman sorunların nedenini bulup, kalıcı çözümler üretmeye çalışırım. Hayatımı kolay kolay kendi akışına bırakmam. Bu sorunun sebep sonuç ilişkisi kurularak değil, zamanın iyileştiriciliğiyle çözülecek bir sorun olduğunu ayırt edemedim. Bu garip, havadan gelip, havayla dağılması gereken psikolojik durumu, mantıklı bir nedene bağlamaya çalıştım. Neden böyle oldu, bana olmamalıydı diye kendimi sorgulayıp, sıkıştırıp durdum. Hamileyken trilaylom takıldım, halbuki şöyle yapmalıydım, kendimi böyle hazırlamalıydım, şu şartları sağlamalı, bunları düzene koymalıydım diye hayıflandım, kendime yüklenip durdum.

Panik:
İnternetten iki tanıma ulaşmıştım, loğusa melankolisi, ve loğusa depresyonu. Melankoli hafif ve 48 saat süren, depresyon ise ağır, ve aylar süren bir durum gibi anlatılıyordu. İlk ağlamamdan sonra 48 saat geçmesine rağmen kendimi tam olarak iyi hissedememiştim. Her hafif hüzün hissettiğimde, ne oldu şimdi, niye geçmiyor bu, dün iyiydim, geçti diye düşündüm, depresyon mu bu, terapiste mi gitmeliyim, daha ne kadar sürecek diye panik yaptım. Bu depresyon tipi şeyler de endişeyle, panikle besleniyor sanırım. Ben endişelenip takıntı yaptıkça o daha bir yerleşti.

Kendimle dalga geçemedim: Buna benzer duyguları adet dönemlerinde ve hamileyken de hissettiğim olmuştu. Ama bunun hormonlardan kaynaklı olduğunun farkında olur ve bir yandan kendime gülerdim. Bu sayede ne kişisel ilişkilerime zarar verir, ne kalıcı izler bırakırlardı. Geleceğini ve geçeceğini bilirdim. Gözüm dolarken bir yandan güler, beni sulu gözlerle gülerken gören Gökhan'ın dalga geçmesiyle şakaya dönüşürdü. Bu defa bunu yapamadım. Bu hüznü bir türlü hormonal ve dönemsel olarak göremiyordum, fazla gerçek geliyordu. Bunlardan birkaçını yazayım ve beraber gülelim artık.
Anne karnı sesleri
Ilgaz takriben 2 haftalıktı. Sanırım gaz sorunları yeni başlamıştı. Zavallıcık emiyor, uyuyakalıyor, kısa süre sonra ağlayarak geri uyanıyordu. Aklıma hamileyken indirdiğimiz anne karnı sesleri Mp3'ü geldi. Mp3'ü açtım, Ilgaz'ı kucağıma aldım. Makine,motor seslerine benzeyen seslerin üstüne bindirilmiş ağır tonda bir klasik müzik parçası. Hava kapalı, dışarıdan yağmur sesi geliyor. Daha gülümsemeyi bilmeyen Ilgaz'cığım müziğin başlaması ile biraz dinleyip tebessüm etti, iç geçirdi ve kucağımda uykuya daldı. Çok güzel görünüyor ve muhteşem kokuyordu. Bebeğim anne karnında daha rahattı, ben onu rahat ettiremiyorum diye ağlamaya başladım.

Ağlatan Melodiler
Bütün bebek oyuncakları melankolik müzikler çalıyor. Ilgaz'ı uyutmak veya sakinleştirmek için oyuncakların müziklerini çalıyordum. Bunlar mırıl mırıl çaldıkça hüzünlenip ağlamaya başlıyordum. Bebek uyusun diye yazılmış parçanın anneyi ağlatması çok komik bir ikilem aslında. Sektörde bunun için özel bir çalışma yapılmalı. Bebeği rahatlatırken lohusa melankolisini de tedavi eden parçalar bulunmalı.

Ne kadar güzel değil mi?
Kendi bebeklerini büyütmüş anneler, bebekli anneleri görünce kendi bebeklerine ve taze annelik dönemlerine özlem duyuyorlar. "Ne kadar güzel bir şey değil mi?", "Tadını çıkartın büyüyünce sevdirmiyorlar" gibi ifadeleri sık duyarsınız. Kendim de bir yandan ağlarken, aynı zamanda hayatımın en mutlu günlerini geçirmeme, bebeği çok çok sevmeme rağmen, bu cümleleri duyunca kendimi kötü hissederdim. Sanki dünya yüzünde bir tek ben bunu yaşıyormuşum, diğer bütün anneler trilaylom 24 saat gülerek, oynayarak bebeklerini bakıyorlarmış gibi hissederdim. Ya da benim durumumu farketmiş, ne kadar saçma bir şey yaptığımı gözüme sokmaya çalışıyorlarmış gibi gelirdi.
Devamı..Lohusa depresyonu - silkelen ve kendine gel!


Name
E-mail
Home page

Comment (Some html is allowed: )  

Enter the code shown (prevents robots):