Önceki yazı..Lohusa depresyonu - önsözDoğum - Hamileliğin sona ermesiDoğum hep bir şeylerin başlangıcı olarak algılanır. Bir canlının dünyaya gelmesi, beklenen yavruya kavuşma. Ama bir de diğer yüzü var doğumun, bir kadının belki de hayatının en özel döneminin sonu. Hedeflenen tek çocuksa, muhtemelen tekrar yaşanamayacak bir dönemin sonu.Doğumdan önce, doğum sonrası depresyonla ilgili okurken, sebepleri için şuna benzer bir ifadeye rastlamıştım; "hamilelikte anneye olan yoğun ilginin bir anda bebeğe yönelmesi". Haliyle, hiç ciddiye almadım. Zaten aşırı ilgiden rahatsız olan biriyim. Ilgaz benim küçük kardeşim mi de, ona yönelen ilgiyi kıskanayım. Bilakis, memnun olurum herkesin üzerime düşmekten vazgeçmesinden. Rahat bir nefes alırım.Hamile iken, zor taraflarını unutabilirsem, hamile olmayı özlerim diye düşünürdüm. Ancak, yukarıda gösterilen basitleştirilmiş ifadenin ötesine geçen bu özlemin beni bu kadar etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim.Kendini kendini şımartmak
Pek çok açıdan çok güzel bir hamilelik dönemi geçirdim. Planlanan bir gebelikti. Bir süreliğine de olsa hiçbir şeye canımı sıkmamam gerektiğini düşünüyordum. Sürekli kendi bakımıma, yememe içmeme, egzersizlerime özen gösteriyor, hamileliğimin tadını çıkartabildiğim her dakikayı kar sayıyordum. Bebeğimin sağlığı için de olsa en çok kendimi önemsiyor, kendime özen gösteriyordum. Her gün sanki henüz güzel bir haber almışım gibi sevinçle kalkıyordum yataktan. Eşimle birlikte her hafta internetten bulunduğumuz gebelik haftasında karnımda neler olup bittiğini okuyorduk. Düzenli kontrollerimize, eğitimlerimize birlikte gidiyor, çocuğumuzu nasıl yetiştireceğimiz üzerine konuşuyorduk. Bebeğimizin hareketlerini ultrasonda izliyor, çıkışta yakınlarımıza telefon açıp kaç gram, kaç santimetre olduğu anlatıyorduk. Sanki elimizde çok done varmış gibi. Bu kontroller doğuma doğru iyice sıklaştı. Hatta son haftalarda iyice ağırlaşıp başka bir şey yapamaz hale gelince, tek sosyal aktivitem hastane ziyaretleri halini aldı. Bu süreçten önce hastanelerin önünden geçmek bile istemezken, artık sevine sevine bebeğimden haber almaya gidiyordum. Doktorumuz, hemşireler, onların da sanki bizden başka derdi, hastaları yokmuş da heyecanla bizim doğumu bekliyorlarmış gibi geliyordu.Karnım belli olmaya başladıktan itibaren, ki belli olmasından memnun, göbeğiyle barışık bir hamileydim, sokakta insanlar bana gülümsüyorlarmış gibi geliyordu. Belki de gülümsüyorlardı gerçekten, çünkü sanırım ben de hamile gördüğümde farkında olmadan gülümsüyorum. Sanki sokakta gördüğünüz herkes tanıdık, eş dostmuş, hepsi sizin iyiliğinizi istiyormuş gibi (birkaç defa çok garip davrananlara da rastladım, onları istisna kabul ediyorum). Bebeğinizle çıktığınız zamanki gibi üzerinize de saldırmıyorlar agucuk gugucuk diye.Göstergeyi sıfırlamak
Son adet tarihinizden hesaplayarak saymaya başlıyorsunuz öğrendiğiniz andan itibaren, 5. hafta, 15. hafta, 24. hafta, taki doğuma kadar, benimki 38+2. Sonra birdenbire, hayatınızın en mutlu anını yaşadığınız anda sıfırlayıveriyorlar göstergenizi. E bunca aydır nereye gitsem götürüyordum ben onu, 38 haftadan beri bakıyorum ona, şimdi ne diye sıfırdan başlatıyorsunuz. İşte böylece, hayatınızın en önemli varlığına bakmaya çalışırken, bir dönemi de kapattığınızı farkediyorsunuz. Yeni açılan döneminiz daha kötü olduğu için değil, ama bitmiş olanı geri getiremeyeceğiniz için. Üniversiteden mezun olur gibi. Bir yandan mezuniyetinize sevinip sizi bekleyen günler için heveslenip heyecanlanırken, bir yandan hüzünlenirsiniz. Ne çabuk geçti diye düşünürsünüz, artık öğrenci değilsinizdir. İşte buna benzer bir duygu. Yalnız arada ufak tefek farklılıklar var. Mezuniyette hormonlarınız işlere bu kadar karışmazlar ve sabahlayarak girdiğiniz son finalinizden çıkar çıkmaz 7/24 çalışıyor bulmazsınız kendinizi."Bebeğin ağlamaları içinde, ne olduğunu bile anlayamamıştım" gibi cümleler kurmayacağım. Bebeğimi ilk gördüğüm andan itibaren çok sevdim ve ona sahip olduğum için çok mutluydum. Evde sürekli çok ama çok tatlı bir canlı vardı ve öperken annesi kızar mı diye endişelenmem gerekmiyordu. Eşim, ailem, herkes bana ve bebeğe çok iyi davranıyor, ona çok iyi baktığımı söylüyorlardı. Hatta ben istemesem bile, hala en çok benim üzerime düşüyorlardı. Hazır bebeğin uyuyorken biraz uyu, sana ne pişirelim, gel bebeğin ağlamadan birkaç kaşık bir şey ye. Bir tek ben kendime karşı olan ilgimi yitirmiştim. Artık bebeğin bakımı ve besinini sağladığım sürece, kendimi önemsiz hissediyor ve kendi kendimin üstüne düştüğüm günleri özlüyordum. Ve o kadar ağır bir duyguyduki bu, sanki hamilelik benden ve Ilgaz'dan bağımsız üçüncü bir canlıymış da, doğum esnasında onu kaybetmişiz gibi. Bir yandan beynim buna itiraz ediyor, hormonlarım saçlamadığından ve uykusuzluktan böyle olduğunu düşünüyordum. Kendimi haksız hissediyor, şımarıklık ve bencillikle suçluyordum. Her şey bu kadar yolunda iken ne hakkım vardı böyle saçmasapan hissetmeye.
Hamileliği özlemek
Aylar boyunca her şeyi, en mutlu anımızı bile paylaştığımız doktorumuz, hemşireler, bebek hemşireleri, bizim için endişelenen, önlemler alan o iyi insanlar, onları bir daha göremeyecek miydik? Doğumdan önce telefonumu ilk çalışta açan doktorumu (3 hafta "doğurmak üzere" kategorisinde gezdim :)), soru sormak için aramaya çekinir olmuştum. Adamı kaldırdık getirdik gecenin bir yarısı zaten, bir de lohusa sorunlarımızla rahatsız etmeyelim. Halbuki ne vardı, o kadar hafta biz gittik onları görmeye, birkaç hafta da onlar gelseydi, nezaketen bari :) Şaka bir yana, İngiltere'de doğum yapan kadınları evlerinde ebeler ziyaret ediyor. Medikal olarak ne kadar gerekli bilmiyorum ama duygusal açıdan kesinlikle yararlı.Hava alayım diye yarım saatliğine markete gittiğimde, insanlar kasa sıralarını vermeyi teklif etmiyorlardı elbette. Lohusa olduğunuz, evde acıkıp ağlama ihtimali olan bir bebeğiniz olduğu alnınızda yazmıyor hamilelikteki gibi. İşte artık insanlar benim halimden anlamayacak, şimdi evde küçük bebeğim var desem, belki de yalan söylediğimi düşünürler diye düşünüyordum. Bebeğim 6 aylıkken, bir mağazanın kabininde giysi deniyordum, bir kadının "acaba çabuk olabilir misiniz, arabada 20 günlük bebeğim var, belki de ağlıyordur, hamilelik öncesinden hiçbir giysim üzerime olmuyor" dediğini duydum. Kendimi nasıl dışarı attığımı bilmiyorum. Yaşayan bilir.İşte böyle, bebeğim güvenli kovuğunda, Ilgaz dağı önde ben arkada gezdiğimiz günleri özledim. Özledikçe de kendime kızdım. Kızdıkça, kendime hiç kızmadığım günleri daha çok özledim. Sonra dedim ki, belki de fazla rahat geçirdim hamileliği. Biraz doğumdan korksaydım, biraz bebeği bakamazsam diye endişelenseydim, biraz eşimle kavga etseydim, belki de böyle olmazdı. Hamileliği bahar gibi geçirip, bütün depresyon kotamı doğum sonrasına bıraktım. Lousalığımın 8. gününde havadan gelen bir ağlama kriziyle başladı lohusa melankoli/depresyonum. Onu başlarda hamileliği özlediğime, sonra da her gelip gidişinde türlü başka şeylere bağladım, el altında ne sebep bulabildiysem...Devamı.. Lohusa depresyonu - hop hop hop, değiş tonton!
Remember Me
Page rendered at Friday, November 21, 2008 2:50:58 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)
Yeni yazılardan haberdar ol.
Disclaimer The opinions expressed herein are my own personal opinions and do not represent my employer's view in anyway.