akıllı çocuk


14
May 10

Dil gelişimi için nasıl konuşmalı

Çocukla konuşurken onu efendi yerine koymak dil gelişimi için yararlı. Talking Seriously With Children Is Good
for Their Language Proficiency
makalesinden tercüme:

“Yetişkinlerin 3-6 yaşlar arasındaki çocuklarıyla iletişim tarzları dil becerisi edinmede büyük rol oynuyor. Alman araştırmacı Lotte Henrichs sohbetlerde adam yerine koyulan çocukların “akademik dil” becerisi için gerekli alyapıyı erkenden kazandıklarını belirtiyor.

Çocuklar ilkokulda belirli bir tür dile ihtiyaç duyuyor: akademik dil. Akademik dil bağımsız yeni bir dil değil, ama öğretmenlerin kullandığı ve öğrencilerinin de kullanmalarını bekledikleri dil. Bu dil öğrencilerin dersleri anlamalarına ve öğrendiklerini ifade edebilmelerine. Akademik dilin karakteristik özellikleri arasında zor, soyut kelimeler ve kompleks cümle yapıları yer alıyor. Tartışma ve analiz metotlarına uygun cümlecik ve bağlaçlar içeriyor ve kulağa bilimsel geliyor.

Farkı aileler yaratıyor
Henrichs, çocukların anaokulunda da akademik dille karşılaştıklarını belirtiyor. Zaten öğretmenlerinden epeyce akademik dille kurulmuş cümle duyuyorlar ve kendilerinden de kullanmaları bekleniyor. Evde ne kadar akademik dil konuşulduğu aileden aileye çok değişiyor.   Bunun en önemli bölümünü ailelerin diyaloglarında çocuklarına nasıl yaklaştıkları oluşturuyor. Eğer çocukların diyaloglara anlamlı katkılarda bulunmaları fırsatı verilirse, genellikle kendiliklerinden doğal bir şekilde akademik dilin karakteristiklerini kullanarak konuşuyorlar. Buna ek olarak akademik dil anne ve babaların çocuklarına ne kadar okuduklarına, hikayeler anlattıklarına ve ilginç konular üzerinde sohbet ettiklerine bağlı olarak da gelişiyor.

Lotte Henrichs bu araştırmada küçük çocukların bu dil becerisini nasıl edindiklerini ve bunda çocuğa bakanların ve okulun etkisini gözlemledi. Geniş araştırma programında Henrichs 36 yaş arasındaki 150 çocuğu 3 yıl boyunca izledi. Çocukların hepsi  Hollanda’da yaşayan Türk, Fas’lı ve Alman ailelerde yetişmekteydi. Bu grubun içinden 25 Alman ailelik bir grup ayrıca derinlemesine incelendi.”


10
May 10

Televizyonun etkisi üzerine bir araştırma daha

Yalnızca dil gelişimini değil, matematiği de olumsuz etkiliyor:

…Araştırmaya göre, 2-4 yaşındaki çocuklarda aşırı televizyon izlemek matematik dersindeki başarının yüzde 6, hafta sonu fiziksel aktivitenin yüzde 13, genel fiziksel aktivitenin yüzde 9 azalmasına neden olurken, sınıftaki diğer çocuklar tarafından dışlanma riskinin yüzde 10, şekerli gazlı içecekler tüketiminin yüzde 9, atıştırmanın yüzde 10, 10 yılda vücut kitle indeksinin ise yüzde 5 artmasına yol açıyor.” (Haberin tamamı için)

Nurturia’dan:
Çocuklar için Bilgisayar ve Televizyon
Obezite ve Televizyon
Bu çocuklar neden artık geç konuşuyor?
Bebeğim televizyondaki bebek kanallarını izleyebilir mi?

Özgür Anne’den
Televizyon Neden Kötü Bir Bakıcıdır?
Bebekler ve Televizyon


11
Mar 10

Ayna Nöronlar

Ayna nöron konusunu ilk olarak Psikoloji İstanbul seminerinde duymuştum. Konuyu araştırıp size de yazmak niyetindeydim. Daha sonra bir arkadaşımdan bu makale geldi, onu da okunacaklar klasörüme attım orada bekliyor. Şimdi Yok ki ‘nin bu konu ile ilgili yazdığını görünce çok sevindim. Yazıyı okuduğumda farklı makalelerde gözüme takılanlarla örtüşen bazı çıkarımları olduğunu gördüm. Bu konunun araştırılması, okunması, üzerinde düşünülmesinin hem kendimiz için, hem de çocuğumuz için pek çeşitli yararları olacağını düşünüyorum. Belki aranızdan araştıranlar, bizimle de paylaşanlar olur :)


3
Feb 10

Çocuklar arkadaşları tarafından neden reddedilir?

Çocuklarda reddedilmek:
IQ’yu düşürüyor
Çocuklar neden reddedilir? (bu yazı)

Çocuklar arkadaşları tarafından neden reddedilir?

Yeni bir araştırma ile çocuklarının yaşıtları tarafından reddedilebiliyor olabileceği ortaya konmuş. Reddedilen çocuklar, karşılarındaki kişilerin sözsüz ifadelerini (mimik, vücut dili gibi) okumakta zorlanıyor ya da okuyabilseler bile bunlara uygun şekilde tepki veremiyorlarmış.

“İnsanların bir numaralı ihtiyacı diğer insanlar tarafından beğenilmektir,”  “Fakat çocuklarımız kendi mahallelerinde birer yabancı gibiler.” Toplum içinde nasıl davranmak gerektiğini anlamıyorlar ve hataları genellikle bilinçli değil,” demiş Richard Lavoie isimli çocuk sosyal davranış uzmanı.

Çocuklar uygunsuz davranış gösterdiğinde onları azarlamak yerine, aynı hijyen ya da benzer konulardaki yaklaşımımızla eğitici olmamız öneriliyor.

Araştırmada incelenen sosyal sorunlu çocukların en az bir sözsüz iletişim alanında sorunları olduğu görülmüş: sözsüz ifadeleri okuyabilme, bunların sosyal anlamlarını anlayabilme ve bir anlaşmazlığın çözümü için alternatif çözümler üretebilme.

Makalenin tamamını (ingilizce) buradan okuyabilirsiniz: http://www.livescience.com/culture/children-social-rejection-100202.html

Makaleyi bahsi geçen uzman Lavoie’nin bir kitabından önerilerle bitirmişler. Bu önerilerin çocukta öğrenme güçlüğü olup olmadığına bakılmaksızın yararlı olacağını belirtmişler ( “It’s So Much Work to Be Your Friend: Helping the Child with Learning Disabilities Find Social Success”, Arkadaşın olmak zor iş: Öğrenme güçlüğü olan çocukların sosyal başarıyı yakalamaları için yardımcı olmak (Touchstone, 2006) )

  1. Çocuğa ne olduğunu sorun ve onu yargılamadan dinleyin.
  2. Çocuktan kendi hatasını bulmasını isteyin (Çocuklar genelde birinin sinirlendiğini anlarlar, ama buna kendilerinin yol açtıklarını anlayamayabilirler).
  3. Çocuğun kaçırdığı işareti anlamasına yardım edin. “Emma senin sıranı alsaydı ne hissederdin?”. “Yapmalısın” yerine “yapabilirdin” dilini kullanarak seçenekleri öğretin, “Emma’ya birlikte binmenizi önerebilir, ya da sen bindikten sonra salıncağa Emma’nın da binmesine izin verebilirdin”.
  4. Çocuğun doğru seçimi yapabileceği hayali benzer bir senaryo uydurun. Örneğin, “Sen kum havuzunda kovayla oynadığın sırada Aiden da onu kullanmak istese ne yapardın?”
  5. Son olarak, çocuğa “sosyal ödev” vererek bu yeni öğrendiği beceriyi uygulamasını sağlayın. “Şimdi paylaşmanın önemini öğrendin, yarın bir şey paylaşır ve bunu nasıl yaptığını bana anlatırsın.”

29
Jan 10

Çocuklar için Bilgisayar ve Televizyon

Ilgaz bugün itibariyle kendi başına mouse kullanabilir hale geldi. Ben de epeydir yazmak istediğim bilgisayar ve televizyon karşılaştırmasını yapmanın zamanı geldi dedim. Eğitimlerde, kitaplarda, hatta sorularda televizyon ve bilgisayar hep aynı konu başlığında değerlendiriliyor. Oysa bana göre televizyon ve bilgisayar çok farklı iki şey.

Televizyon ve Bilgisayarın Benzer Yönleri:

  1. İkisinin de ekranları var. En temel benzerlikleri bu sanırım. Gündelik hayatımızda ufak gösterge ekranları dışında ekran kullanımı yaygın olan bir tek cep telefonları geliyor aklıma.
  2. İkisi de hareketsiz aktiviteler, kitap okumak gibi (Nintendo Wii sayılmaz).
  3. İkisi de kapalı ortamlarda kullanılıyor (Yazın balkona küçük televizyonu çıkartıp izlemek, parkta laptop’la oynamak sayılmaz), evde resim yapmak gibi.
  4. İkisi de elektrikle çalışıyor ve belirli bir seviyede radyasyon yayıyorlar, mikrodalga fırın ve elektrikli ısıtıcılar gibi.
  5. İkisine de başlayınca bırakmak zor.

Televizyon ve Bilgisayarın Farklı Yönleri:

  1. Televizyonun bir kumandası vardır. Bundan sesini kısıp açmayı ve kanal değiştirmeyi öğrenirsiniz. Bilgisayar kullanmayı öğrenmek hiçbir zaman bitmez. Sürekli karşınıza yeni programlar çıkar, işletim sistemleri yenilenir, sürümler değişir, sizin becerileriniz de onunla birlikte gelişir. Bilgisayar kullanmak bana göre aynı enstrüman çalmak gibi, fazladan bir dil konuşmak gibi beyinde kendine özgü prosesleri olan bir beceridir. Bence ne kadar erken tanışılırsa beyinde oluşturulacak prosesler açısından o kadar iyi olur. Televizyon bir şey değildir. Çocuğunuz ilk kez 60 yaşında televizyonla karşılaşsa, özel bir şey yapmasına gerek olmadan, zorlanmadan oturup izleyebilir.
  2. Televizyon tek yönlüdür. Size bir şeyler sunarlar, en fazla aralarında seçim yaparsınız. Bilgisayar bir dünyadır. Hele de sosyal web’in gelişimi ile bazen gerçek hayattan daha fazla ve daha hızlı interaktif ve sosyal olabilirsiniz.
  3. Televizyon düşüş trendindeki bir teknolojidir, dijitalleşme çabasında olsa bile, medya ve telekomünikasyon gibi tekel (hadi bilemediniz 5-10 el olsun) sektörlerin elinde olduğundan gerçek anlamda kişiselleştirilmesi ve sosyalleşmesi güçtür. Bilgisayar keşfinden itibaren aynı elektrik gibi her geçen gün biraz daha fazla işe yarar hale gelmektedir, hayatımıza yerleşmektedir, yükselen teknolojidir.
  4. Televizyon televizyondur. Bilgisayar para çekme makinesidir, yol bulma cihazıdır, hırsızlara karşı güvenlik önlemidir, tanı koyma aletidir…
  5. Televizyonda size sunulanlar her geçen gün çoğalmaktadır. Bilgisayarda (internette desek daha doğru olur) sizin sunabildikleriniz her geçen gün çoğalmaktadır.
  6. Televizyon eşinize dostunuza ulaşma bakımından en fazla düğün TV olabilir. Bilgisayar Gmail’dir, MSN’dir, Skype’tır, facebook’tur, twitter’dır ve hatta Nurturia’dır. Amerika’daki amca oğlu, ortaokuldan arkadaşınız, anneannenizdir (biz konuşuyuruz vallahi İzmir’deki anneannemle, dayımlar sağolsun).
  7. Televizyonda arama yoluyla bulabileceğiniz şey kaliteli şansınız yaverse bir BBC belgeselidir. Bilgisayarda arama yoluyla benim gibi wikipedi doktoru olabilirsiniz :P .

3 yaşındaki bir çocuğun bilgisayar karşısında geçireceği vakit elbette kısıtlanmalıdır ama televizyonla aynı klasmanda değerlendirilmemesi gerekir.


27
Jan 10

Psikoloji İstanbul Nurturia üyelerine özel seminer düzenliyor

Psikoloji İstanbul, Nurturia üyelerinin “Olumlu Ebeveynlik Becerilerini” geliştirmeye yardımcı olmak üzere bir seminer düzenliyor (Anne-baba adayları da katılabilir). Seminer ücretsiz. Nurturia üyesiyseniz hemen kaydınızı yaptırın, dışarıdan katılıma kapalı ve 20 kişiyle sınırlı.

Seminer soru-cevaplarla tartışma ortamında olacak.

Olumlu Ebeveynlik Becerileri
Psk. Sevilay Kahveci ve Psk.Tolga Erdoğan
Tarih: 13 Şubat 2010 Cumartesi
Saat: 13:00-15:00
Yer: Psikoloji İstanbul Danışanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi

Olumlu ebeveynlik, yanlış davranışları önlemek ve kendi kurallarınızı çocuğunuza en net ve anlaşılır şekilde öğretmek için ihtiyacınız olan yöntemleri sağlar. Bu workshop’ta olumlu iletişim yöntemlerini kullanmayı öğrenerek çocuğunuzun huzurlu bir ortamda yaratıcı gücünü geliştirme ve çocuğunuz için sağlıklı bir gelişim fırsatı bulacaksınız.

Psikoloji İstanbul Nurturia Grubu aracılığıyla da Psikoloji İstanbul’la temasa geçebilirsiniz.


5
Jan 10

Bu çocuklar neden artık geç konuşuyor?

“İngiltere’de yapılan bir araştırmada erkek çocukların dörtte birinden fazlasının, kızlarınsa yedide birinin, etraflarındaki yetişkinlerin konuşmalarını anlamalarını zorlaştıran televizyon sesi yüzünden konuşma güçlüğü çektiği açıklandı.”

Haberin tamamını mutlaka okuyun


12
Nov 09

Çocuklarda reddedilmek IQ’yu düşürüyor

Çocuklarda reddedilmek:
IQ’yu düşürüyor
Çocuklar neden reddedilir? (bu yazı)

Çocuklarda reddedilmek IQ’yu düşürüyor

İki ayrı araştırma ile, reddedilmenin saldırganlığı arttırırken, zeka ölçümü kabul edilen IQ’yu ciddi şekilde düşürdüğü ortaya koyulmuş.

Birinci araştırmada yabancı insanlar tanıştırılmış. Daha sonra ayrılarak bir iş üzerinde çalışmak için iki kişiyi seçmeleri istenmiş. Sonra da kendilerine, hiçbir üye tarafından ekip üyesi olarak tercih edilmedikleri söylenmiş.

İkinci araştırmada, insanlara kişilik testi yapılmış ve onlara gelecekte yapayalnız kalacakları ya da aile ve arkadaşları tarafından sevilen insanlar olacakları söylenmiş.

Sonuçlara göre, reddedilmek IQ’yu aniden % 25 oranında azaltırken, analitik düşünme yeteneğini de % 30 azaltıyormuş.

Makalenin orijinali (İngilizce): http://www.newscientist.com/article/dn2051


30
Sep 09

Özgür Bolat’ın yazı dizisi

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12576876.asp?gid=229 yazısını okudum. Güzel bir toparlama yapmış. Sanki o da  bu makaleyi okumuş gibi: http://www.sciam.com/article.cfm?id=the-secret-to-raising-smart-kids. Belki dizinin sonunda kaynaklarda belirtir. Devamını da takip edeceğim.

İlgili yazılar:

Zeki Çocuk Dizisideki Tüm Yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 – son)
Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? – Brainology’den yanıt geldi

İç disiplin mi dış disiplin mi dizisi:
Ödül, Övgü, Ceza, Güç, Öz-Disiplin
Çocuklar için Alternatif Disiplin Yöntemleri
Çocuklara Kendi Sorunlarını Çözmeyi Öğretmek
Demokratik ilişkiler hayat kalitemizi nasıl yükseltir


10
Sep 09

Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Global dünyada ailelerin çok sorguladıkları bir konu, ikinci dil meselesi. Acaba çocuğuma ingilizce öğretmeli miyim? Hangi yaşta başlanmalı? Hangi yöntemle öğretilmeli? Gördüğüm kadarı ile doğal olarak çok-dil konuşulan ailelerde bu konu sorun teşkil etmiyor. Ama özellikle bizimki gibi herkesin öz Türk olduğu ortamlarda önemli bir konu yabancı dilin ne zaman ve nasıl öğretileceği.


GEO dergisini pek severim. En karışık konuları bile günlük, nefis bir dille, araştırmalarla, dünya bilgileriyle destekleyerek anlatır. Kapak konusu ilgilendiğim bir konu ise alır, sakin bir köşede her cümlesini sindirerek okur, bitirince boşlukta hissederim. 2006 ekimde Ilgaz’a 6 aylık hamileyken okuduğum “Kendi Küçük Aklı Büyük” kapak konulu sayısı ebeveynlik stilimi belirlememde çok yardımcı olan bir sayı olmuştu. Çocukların akıllarının nasıl geliştiği ile ilgili bölümü buradan okuyabilirsiniz. Makale dil konusunun yanı sıra, sayı sayma, matematik öğrenimi, bilgisayarla destek gibi konulara da değiniyor, doğumdan 18 yaşa kadar sosyal davranış, dil ve akıl konularındaki gelişim basamaklarını gösteren bir de çizelge sunuyor. Tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu arada GEO’dan bu makaleleri yayınlamak için çok uzun zaman önce izin istedim ama olumlu/olumsuz geri dönmediler. Link verebileceğim bir arşiv de bulamadım. Aslında keşke GEO dijital dergi olarak da sunulsa, ben ücretli abonesi olurum. Kaynağını sunmuş olduğum için yayınlamamın sorun yaratmayacağını umuyorum. Sayfaları ikişer ikişer taradım:



geo_kendikucukaklibuyuk_84[1].JPG (1,17 MB)
geo_kendikucukaklibuyuk_86[1].JPG (890,45 KB)
geo_kendikucukaklibuyuk_88[1].JPG (772,69 KB)
geo_kendikucukaklibuyuk_90[1].JPG (792,35 KB)
geo_gelisim_basamaklari_0_ay_18_yas_92[1].JPG (667,6 KB)
geogeo_gelisim_basamaklari_0_ay_18_yas_94[1].JPG (687,07 KB)


Bu sayıyı okuduktan sonra çocuklara mutlaka 5 yaşından önce ikinci bir dil öğretilmesi gerektiğine kanaat getirmiştim. Daha sonra, farklı kaynaklarda okuduklarım, gördüğüm çok-dilli aile çocukları (yetişkin yaşa gelmiş olanlar da dahil), bizim Ilgaz’la olan tecrübelerimiz hep bu kanıyı pekiştirdi.


Aşağıda ikinci dilin nasıl öğretilmesi ile ilgili fikirlerim var. Bunların tamamen kendi fikirlerim, hatta bir kısmının inançlarım olduğunun altını birkaç kere çizmek istiyorum, çünkü bildiğinizi gibi ben sadece bir “Wikipedia doktoru”yum. Gerçek bir doktor değilim. Eğer tereddütleriniz varsa, bu tür konular “Pediatrik Konuşma ve Dil Terapisti” uzmanlarına danışılıyormuş.


Dili çocuğun beyninde önceliklendirmek


3 yaşa kadar öğrenilenlerin unutulduğunu söylüyorlar. Zaten çocuğun sürekli tekrarlanan şeyler dışında birçok şeyi unuttuğunu gözlemleyebiliyorsunuz. Ama sanırım bebek arkadaşımız, neyi önce unutup, neyi daha uzun süre hatırlayacağı ile ilgili seçici davranıyor. Örneğin Ilgaz 1 yıl önce yaptığımız tatilde sepet sepet yediği üzüm meyvesine bu yaz ”Anne bu ney, bu ney?” şeklinde yaklaşırken, tatil kardeşliği arkadaşlarımızla ilgili çok acayip enstanteneleri hatırlayabiliyor. Bu örnekte beyin insanlara öncelik veriyor olabilir denebilir belki. Belki de biz yeme içmeye değil, arkadaşlarımıza daha çok önem verdiğimizden, tatilden sonra da üzümden değil Mesut’tan Ayşe’den söz ettiğimiz için böyle. Sonuçta bir şeyi unuturken, aynı döneme ait başka bir şeyi hatırlayabiliyor. Dil zaten insan hayatında çok önemli ve biraz gayretle çocuğun beyninde zengin dil kullanımının ve birden fazla dil konuşabilmenin saygınlığı ciddi şekilde arttırılabilir.



  • Evinizde daha fazla “konuşarak anlaşma”ya gayret edebilirsiniz. Örneğin eşinize bir derdinizi anlatamadığınızda vazgeçmek ya da sesinizi yükseltmek (böyle bir alışkanlığınız varsa zamanla çocuğunuza da bağırmaya başlarsınız, o da zamanla size bağıracaktır) yerine daha farklı şekillerde yeniden anlatmayı deneyebilirsiniz. Çocuğunuzla ihtiyaçlarını anlayabileceği bir dilde konuşurken, tamamlayıcı cümlelerle biraz daha detaya girebilirsiniz. Örneğin, dışarı çıkarsınız, yağmur atıştırıyordur. Çocuğunuz ”Anne yağmur mu yağıyor” diye sorar. “Evet canım yağmur çiseliyor dersiniz. Bilmediği kelimenin anlamını çevre şartlarında sorgulayacağı 1-2 saniye boşluğu tanıdıktan sonra, o sormasa bile, “çiseliyor, yani yavaş yavaş yağıyor, çok ıslatmıyor bizi, yağmur atıştırıyor” dersiniz. Bu diyaloğun sonunda çocuk pozisyonundaki Ilgaz’sa “hi hi, çiseliyor” tepkisi alırsınız. Bu büyük olasılıkla, “ulan bak kısa günün karı, çiseliyor kelimesinin kullanımını öğrendim, bir de atıştırıyor gibi bir şey dedi, o da bir dahaki sefere inşallah” tepkisidir.
  • Çok dil kavramını aşılamak için, çocuğu çok dile maruz bırakabilirsiniz. Turist yoğun bir bölgeye gidersiniz, bir turistle konuşamasanız bile, çocuğa o dili bilmediğiniz için konuşamadığınızı açıklamanız bile onun kafasında bir ışık yakması anlamına gelecektir. “Vay, annemin de anlamadığı şeyler var.” Hatta ben olsam biraz tühlenip vahlanırım, “bak bilsek konuşurduk şimdi ne güzel, neyse öğreniriz bir ara” falan gibi. Bizim başımıza böyle bir olay gelmişti. Kendinize çat pat türkçe bilen yabancı arkadaşlar edinip, siz de çat pat onların dilini konuşmaya çalışabilirsiniz. Bu aşamada mükemmelizasyonun yeri yok, amacımız çocuğun bizim dilimizin dışında da diller olduğunu kavraması ve insanların farklı farklı diller konuşmasını “normal” bulması. İmkanınız varsa yurt dışına götürün. Farklı dillerde şarkılar çalıp, ona hangi dilde olduğunu söyleyin, ülkeleri haritadan gösterin, o ülke insanlarını fotoğraflarını bulup ona gösterin (vay be çok iyi fikir, yazmak benim zihnimi açıyor, biz de yapalım :) )

5 yaşına kadar herhangi bir dil öğretin


İngilizce, Rusça, Kürtçe, Arapça, Japonca. Hangi dil olduğunun önemi yok. Beyindeki nadide anadil merkezine herhangi ikinci bir dilin alınması sağlanacak. Bu sayede, çocuk hayatının kalanında o merkeze istediği kadar dil alabilecek. İstediği dili fazla zorlanmadan öğrenip bülbül gibi konuşabilecek. Bana göre ödül çok büyük ve gerçekten çabaya değer. Bana göre izlenmesi gereken yol:



  • Dilin çocuğunuzun beyninde önceliklenmesini sağlamaya çalışın.
  • Tek başına kasetler, CD’ler öğretici değil, sizin dahil olmanız gerekecek.
  • Çocuğun bakımı ile direk ilgilenen birinin bu ikinci dil işini teşvik etmesi gerekecek. Eğer bakıcınızın ana dili Türkçe dışında bir dilse, o dilin üzerine gidebilirsiniz. Onunla sıklıkla (aslında mümkünse çoğunlukla) bu dilde iletişim kurmasını sağlayın. Siz de çocuğunuzla birlikte öğrenmeye çalışın. Eğer böyle bir durum yoksa, ebeveynlerden herhangi birinin bildiği bir dil seçin. Tek başına bir kişinin bu dili konuşması halinde, çocuklar o dili dünya yüzünde yalnızca o kişinin konuştuğunu varsayarak, fazla önemsemeyebilirmiş. Kimsenin bildiği bir dil yoksa, çevrenizde en kolay kaynak ve konuşan insan bulabileceğiniz dili seçin.
  • Bu dilde malzeme sağlayın; kitaplar, şarkılar, çizgi filmler (izleyecek yaşa geldiyse). Ben Ilgaz’a zaman zaman ingilizce kitap okuyorum, ilgiyle dinliyor. Aynı bebekliğinde türkçe yaptığım gibi parmağımla göstererek nesnelerin ingilizcelerini söylüyorum. Balık gibi ne olduğunu çok iyi bildiği bir hayvan resminin üstüne tekrar tekrar dokunarak “Anne,fish mi, fish mi” diye soruyor. “Yes” deyince, “ihi” yapıyor. Ama açmamız için yalvardığı “Elmo”yu ingilizce izletmeye çalışırsam 1 dakikadan uzun ilgisini koruyamıyor.
  • Yukarıdaki örneğe rağmen 3 yaşından itibaren, düzgün bir eğitim cd’sinden, ya da online bir dil aracından yararlanılabileceğini düşünüyorum. Ancak, çocuğu tek başına oturtup izletmek yerine, birlikte izleyip, birlikte öğrenmek, öğrenilenleri günlük hayatta uygulamak gerekecek.
  • Bu yabancı dilin konuşulduğu, kendi yaş grubundan oluşan, mümkün olursa ana dili bu dil olan bir yetişkinin yönlendirdiği düzenli bir oyun grubu oluşturmak çok şahane olur. Çocuklar oyunla öğreniyorlar ve düzenli gördükleri insanlarla iletişim kurmaya çabalıyorlar.
  • Aksan konusuna fazla takılmayın. Makalede belirtildiği gibi, eğer çocuk yabancı dilin, ana dilinizde olmayan seslerini de bu yaş aralığında duyabilirse, onları da kullanabilecek durumda olacaktır (ve belki bilmediği dillerdeki sesleri de, çakralar açılmış olacak). Bu önemli bir avantaj. Ama bu sizin ben aksanlı konuşuyorum, hiç konuşmayayım daha iyi demeniz için bir neden değil. Sizin fonksiyonunuz, buna önem vererek, çocuğun önem vermesini sağlamak ve ona yandaşlık etmek. Paralelinde ana dili olan birini de düzenli görmesini sağlarsanız (bu noktada 3 yaşından sonra çizgi film ya da belgesellerin de yararı olacağı kanısındayım), sizde eksik olan sesleri tamamlayacaktır. Sonuçta iki dilli ailelerde, bir ebeveyn düzgün, diğer ebeveyn aksanlı konuşurken, çocuk her zaman doğrusunu örnek alıyor.

Bizim de henüz bir istikrar gösteremediğimiz bu konuda neler yapabiliriz diye düşünürken, sizlere de yazayım dedim. Siz bu konuda bir şey yapıyor musunuz? İngilizce için önereceğiniz destekleyici bir eğitim seti var mı? Yazının dili biraz kitabi oldu yine, siz yorumlarınızı içinizden geldiği gibi yazın.


Bu yazıyı sevdiyseniz Akıllı Çocuk serisine de bir göz atın.


Bir sonraki yazıda, bana göre Anaokulu’na (ya da kreş) başlama yaşını yazarak, aynı dergideki dünyada anaokulları sayfalarını yayınlayacağım.