Global dünyada ailelerin çok sorguladıkları bir konu, ikinci dil meselesi. Acaba çocuğuma ingilizce öğretmeli miyim? Hangi yaşta başlanmalı? Hangi yöntemle öğretilmeli? Gördüğüm kadarı ile doğal olarak çok-dil konuşulan ailelerde bu konu sorun teşkil etmiyor. Ama özellikle bizimki gibi herkesin öz Türk olduğu ortamlarda önemli bir konu yabancı dilin ne zaman ve nasıl öğretileceği.
GEO dergisini pek severim. En karışık konuları bile günlük, nefis bir dille, araştırmalarla, dünya bilgileriyle destekleyerek anlatır. Kapak konusu ilgilendiğim bir konu ise alır, sakin bir köşede her cümlesini sindirerek okur, bitirince boşlukta hissederim. 2006 ekimde Ilgaz’a 6 aylık hamileyken okuduğum “Kendi Küçük Aklı Büyük” kapak konulu sayısı ebeveynlik stilimi belirlememde çok yardımcı olan bir sayı olmuştu. Çocukların akıllarının nasıl geliştiği ile ilgili bölümü buradan okuyabilirsiniz. Makale dil konusunun yanı sıra, sayı sayma, matematik öğrenimi, bilgisayarla destek gibi konulara da değiniyor, doğumdan 18 yaşa kadar sosyal davranış, dil ve akıl konularındaki gelişim basamaklarını gösteren bir de çizelge sunuyor. Tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu arada GEO’dan bu makaleleri yayınlamak için çok uzun zaman önce izin istedim ama olumlu/olumsuz geri dönmediler. Link verebileceğim bir arşiv de bulamadım. Aslında keşke GEO dijital dergi olarak da sunulsa, ben ücretli abonesi olurum. Kaynağını sunmuş olduğum için yayınlamamın sorun yaratmayacağını umuyorum. Sayfaları ikişer ikişer taradım:
geo_kendikucukaklibuyuk_84[1].JPG (1,17 MB)
geo_kendikucukaklibuyuk_86[1].JPG (890,45 KB)
geo_kendikucukaklibuyuk_88[1].JPG (772,69 KB)
geo_kendikucukaklibuyuk_90[1].JPG (792,35 KB)
geo_gelisim_basamaklari_0_ay_18_yas_92[1].JPG (667,6 KB)
geogeo_gelisim_basamaklari_0_ay_18_yas_94[1].JPG (687,07 KB)
Bu sayıyı okuduktan sonra çocuklara mutlaka 5 yaşından önce ikinci bir dil öğretilmesi gerektiğine kanaat getirmiştim. Daha sonra, farklı kaynaklarda okuduklarım, gördüğüm çok-dilli aile çocukları (yetişkin yaşa gelmiş olanlar da dahil), bizim Ilgaz’la olan tecrübelerimiz hep bu kanıyı pekiştirdi.
Aşağıda ikinci dilin nasıl öğretilmesi ile ilgili fikirlerim var. Bunların tamamen kendi fikirlerim, hatta bir kısmının inançlarım olduğunun altını birkaç kere çizmek istiyorum, çünkü bildiğinizi gibi ben sadece bir “Wikipedia doktoru”yum. Gerçek bir doktor değilim. Eğer tereddütleriniz varsa, bu tür konular “Pediatrik Konuşma ve Dil Terapisti” uzmanlarına danışılıyormuş.
Dili çocuğun beyninde önceliklendirmek
3 yaşa kadar öğrenilenlerin unutulduğunu söylüyorlar. Zaten çocuğun sürekli tekrarlanan şeyler dışında birçok şeyi unuttuğunu gözlemleyebiliyorsunuz. Ama sanırım bebek arkadaşımız, neyi önce unutup, neyi daha uzun süre hatırlayacağı ile ilgili seçici davranıyor. Örneğin Ilgaz 1 yıl önce yaptığımız tatilde sepet sepet yediği üzüm meyvesine bu yaz ”Anne bu ney, bu ney?” şeklinde yaklaşırken, tatil kardeşliği arkadaşlarımızla ilgili çok acayip enstanteneleri hatırlayabiliyor. Bu örnekte beyin insanlara öncelik veriyor olabilir denebilir belki. Belki de biz yeme içmeye değil, arkadaşlarımıza daha çok önem verdiğimizden, tatilden sonra da üzümden değil Mesut’tan Ayşe’den söz ettiğimiz için böyle. Sonuçta bir şeyi unuturken, aynı döneme ait başka bir şeyi hatırlayabiliyor. Dil zaten insan hayatında çok önemli ve biraz gayretle çocuğun beyninde zengin dil kullanımının ve birden fazla dil konuşabilmenin saygınlığı ciddi şekilde arttırılabilir.
- Evinizde daha fazla “konuşarak anlaşma”ya gayret edebilirsiniz. Örneğin eşinize bir derdinizi anlatamadığınızda vazgeçmek ya da sesinizi yükseltmek (böyle bir alışkanlığınız varsa zamanla çocuğunuza da bağırmaya başlarsınız, o da zamanla size bağıracaktır) yerine daha farklı şekillerde yeniden anlatmayı deneyebilirsiniz. Çocuğunuzla ihtiyaçlarını anlayabileceği bir dilde konuşurken, tamamlayıcı cümlelerle biraz daha detaya girebilirsiniz. Örneğin, dışarı çıkarsınız, yağmur atıştırıyordur. Çocuğunuz ”Anne yağmur mu yağıyor” diye sorar. “Evet canım yağmur çiseliyor dersiniz. Bilmediği kelimenin anlamını çevre şartlarında sorgulayacağı 1-2 saniye boşluğu tanıdıktan sonra, o sormasa bile, “çiseliyor, yani yavaş yavaş yağıyor, çok ıslatmıyor bizi, yağmur atıştırıyor” dersiniz. Bu diyaloğun sonunda çocuk pozisyonundaki Ilgaz’sa “hi hi, çiseliyor” tepkisi alırsınız. Bu büyük olasılıkla, “ulan bak kısa günün karı, çiseliyor kelimesinin kullanımını öğrendim, bir de atıştırıyor gibi bir şey dedi, o da bir dahaki sefere inşallah” tepkisidir.
- Çok dil kavramını aşılamak için, çocuğu çok dile maruz bırakabilirsiniz. Turist yoğun bir bölgeye gidersiniz, bir turistle konuşamasanız bile, çocuğa o dili bilmediğiniz için konuşamadığınızı açıklamanız bile onun kafasında bir ışık yakması anlamına gelecektir. “Vay, annemin de anlamadığı şeyler var.” Hatta ben olsam biraz tühlenip vahlanırım, “bak bilsek konuşurduk şimdi ne güzel, neyse öğreniriz bir ara” falan gibi. Bizim başımıza böyle bir olay gelmişti. Kendinize çat pat türkçe bilen yabancı arkadaşlar edinip, siz de çat pat onların dilini konuşmaya çalışabilirsiniz. Bu aşamada mükemmelizasyonun yeri yok, amacımız çocuğun bizim dilimizin dışında da diller olduğunu kavraması ve insanların farklı farklı diller konuşmasını “normal” bulması. İmkanınız varsa yurt dışına götürün. Farklı dillerde şarkılar çalıp, ona hangi dilde olduğunu söyleyin, ülkeleri haritadan gösterin, o ülke insanlarını fotoğraflarını bulup ona gösterin (vay be çok iyi fikir, yazmak benim zihnimi açıyor, biz de yapalım
)
5 yaşına kadar herhangi bir dil öğretin
İngilizce, Rusça, Kürtçe, Arapça, Japonca. Hangi dil olduğunun önemi yok. Beyindeki nadide anadil merkezine herhangi ikinci bir dilin alınması sağlanacak. Bu sayede, çocuk hayatının kalanında o merkeze istediği kadar dil alabilecek. İstediği dili fazla zorlanmadan öğrenip bülbül gibi konuşabilecek. Bana göre ödül çok büyük ve gerçekten çabaya değer. Bana göre izlenmesi gereken yol:
- Dilin çocuğunuzun beyninde önceliklenmesini sağlamaya çalışın.
- Tek başına kasetler, CD’ler öğretici değil, sizin dahil olmanız gerekecek.
- Çocuğun bakımı ile direk ilgilenen birinin bu ikinci dil işini teşvik etmesi gerekecek. Eğer bakıcınızın ana dili Türkçe dışında bir dilse, o dilin üzerine gidebilirsiniz. Onunla sıklıkla (aslında mümkünse çoğunlukla) bu dilde iletişim kurmasını sağlayın. Siz de çocuğunuzla birlikte öğrenmeye çalışın. Eğer böyle bir durum yoksa, ebeveynlerden herhangi birinin bildiği bir dil seçin. Tek başına bir kişinin bu dili konuşması halinde, çocuklar o dili dünya yüzünde yalnızca o kişinin konuştuğunu varsayarak, fazla önemsemeyebilirmiş. Kimsenin bildiği bir dil yoksa, çevrenizde en kolay kaynak ve konuşan insan bulabileceğiniz dili seçin.
- Bu dilde malzeme sağlayın; kitaplar, şarkılar, çizgi filmler (izleyecek yaşa geldiyse). Ben Ilgaz’a zaman zaman ingilizce kitap okuyorum, ilgiyle dinliyor. Aynı bebekliğinde türkçe yaptığım gibi parmağımla göstererek nesnelerin ingilizcelerini söylüyorum. Balık gibi ne olduğunu çok iyi bildiği bir hayvan resminin üstüne tekrar tekrar dokunarak “Anne,fish mi, fish mi” diye soruyor. “Yes” deyince, “ihi” yapıyor. Ama açmamız için yalvardığı “Elmo”yu ingilizce izletmeye çalışırsam 1 dakikadan uzun ilgisini koruyamıyor.
- Yukarıdaki örneğe rağmen 3 yaşından itibaren, düzgün bir eğitim cd’sinden, ya da online bir dil aracından yararlanılabileceğini düşünüyorum. Ancak, çocuğu tek başına oturtup izletmek yerine, birlikte izleyip, birlikte öğrenmek, öğrenilenleri günlük hayatta uygulamak gerekecek.
- Bu yabancı dilin konuşulduğu, kendi yaş grubundan oluşan, mümkün olursa ana dili bu dil olan bir yetişkinin yönlendirdiği düzenli bir oyun grubu oluşturmak çok şahane olur. Çocuklar oyunla öğreniyorlar ve düzenli gördükleri insanlarla iletişim kurmaya çabalıyorlar.
- Aksan konusuna fazla takılmayın. Makalede belirtildiği gibi, eğer çocuk yabancı dilin, ana dilinizde olmayan seslerini de bu yaş aralığında duyabilirse, onları da kullanabilecek durumda olacaktır (ve belki bilmediği dillerdeki sesleri de, çakralar açılmış olacak). Bu önemli bir avantaj. Ama bu sizin ben aksanlı konuşuyorum, hiç konuşmayayım daha iyi demeniz için bir neden değil. Sizin fonksiyonunuz, buna önem vererek, çocuğun önem vermesini sağlamak ve ona yandaşlık etmek. Paralelinde ana dili olan birini de düzenli görmesini sağlarsanız (bu noktada 3 yaşından sonra çizgi film ya da belgesellerin de yararı olacağı kanısındayım), sizde eksik olan sesleri tamamlayacaktır. Sonuçta iki dilli ailelerde, bir ebeveyn düzgün, diğer ebeveyn aksanlı konuşurken, çocuk her zaman doğrusunu örnek alıyor.
Bizim de henüz bir istikrar gösteremediğimiz bu konuda neler yapabiliriz diye düşünürken, sizlere de yazayım dedim. Siz bu konuda bir şey yapıyor musunuz? İngilizce için önereceğiniz destekleyici bir eğitim seti var mı? Yazının dili biraz kitabi oldu yine, siz yorumlarınızı içinizden geldiği gibi yazın.
Bu yazıyı sevdiyseniz Akıllı Çocuk serisine de bir göz atın.
Bir sonraki yazıda, bana göre Anaokulu’na (ya da kreş) başlama yaşını yazarak, aynı dergideki dünyada anaokulları sayfalarını yayınlayacağım.