anaokulu


15
Apr 14

Okullarda Gösteri Sezonu Başladı!

Konu ile ilgili bir uzman yazısı, çok güzel bir toparlama olmuş

“Bahar gelince Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bahara merhaba buluşması, yılsonu şenliği, okuma bayramı, hoş geldin yaz partisi, geleneksel pilav günü, mezuniyet töreni, veda partisi gibi gerekçelerle yapılan gösteriler için yer, müzik, kostüm, dekor, davetiye, ücret,  prova, prova, prova, prova…  derken bir telaş başlar okullarda.”

Okullarda Gösteri Sezonu Başladı!

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


3
May 13

Küçük Kara Balık’lar Engin Denizlere Açılıyor !

“Küçük Kara Balık Çocuk Evi” yeni yerinde kapasitesini artırıyor

 Mevcut okul öncesi eğitim sistemine razı olmayan bir grup velinin bir araya gelerek kurduğu “veli inisiyatifi” ilk anaokulu örneği olan, Küçük Kara Balık Çocuk Evi, 2013-2014 eğitim yılında Erenköy’deki yeni binası ile daha çok çocuk ile Montessori felsefesini buluşturmayı hedefliyor.

Üç yıldır okula devam eden küçük kara balıklar bu sene okuldan mezun olup engin denizlere açılırken geride kalan daha küçük kara balıklar da yeni kara balıklar ile tanışmaya hazırlanıyorlar.

DSC_6419

Daha önceki yerinde kısıtlı kapasiteye sahip olan okul, daha çok çocuk ile Montessori eğitimine devam ederek hayal gibi başlayan girişimin sürdürülebilirliğini görmenin gururu ve mutluluğunu yaşıyor.

Küçük Kara Balık Çocuk Evi, uluslararası standartlarda bir Montessori eğitimi vermenin yanısıra yoga, orff, resim, drama ve sanat dersleri ile çocuğun bireysel öğrenme sürecinde, kendi ilgi alanlarını keşfetmesini sağlayarak eğitime bütünsel yaklaşıyor.

Erenköy’deki yeni binalarına taşınmak için çalışmalara ve tanıtıma başladıklarını belirten “Veli İnisiyatifi Bir Montessori Okulu: Küçük Kara Balık Çocuk Evi”nin velileri birlikte bir şeyler başarmanın yapıcı gücüne inanan herkesi çocuğu olsun olmasın aralarına davet ediyorlar. Yeni binalarına taşınma aşamasında yeniden okul tanıtım günleri ve çeşitli etkinlikler düzenleyen büyük kara balıklar yeni binalarında daha çok “Küçük Kara Balık”a ulaşabilmenin mutluluğunu paylaşmak, seslerini duyurmak için destek arayışlarını sürdürüyorlar.

Bu amaçla düzenlenen tanıtım toplantılarının detayları şöyle;

9 Mayıs- Perşembe , 10:30- Caribou Cafe- Caddesbostan  (http://www.cariboucoffee.com.tr/subelerimiz )

16 Mayıs – Perşembe, 18:30 – Küçük Kara Balık Çocuk Evi-Koşuyolu

Küçük Kara Balık Çocuk Evi ile ilgili tüm gelişmeleri,

www.kkbce.comwww.facebook/kkbce  , www.twitter.com/kkbce  adreslerinden takip edebilirsiniz.

İletişim için: kayit@kucukkarabalikcocukevi.com

Küçük Kara Balık Çocuk Evi

Koşuyolu Mah.

Salih Omurtak Sk.

No:49 Kadıköy-İstanbul

Montessori Pedagojisi

 “Bana kendim yapabilmem için yardım et.”

Bu cümle Montessori Pedagojisinin ana fikridir. Bu, çocuğa kendi deneyimlerini yapması için fırsat tanımak ve bunu gerçekleştirebilmesi için de gerek duyduğu olanakların sağlanması anlamına gelir.

Her çocuk öğrenmek ister. Bu durumda eğitim sürecinin özü bir “kendi kendini eğitme” sürecidir. Bunun yanında bir de içsel inşa planı vardır. Bu nedenle Montessori pedagojisi doğrudan ve kararlı bir şekilde çocuk ve ihtiyaçları konusunda bilgi edinir.

Hazırlanan bir çevrede çocuk Maria Montessori’nin geliştirdiği öğretici materyallerle deneyimler yapar ve çevreyi kavrar. Bu çevrede özel olarak eğitilmiş eğitimciler dikkatli ve saygılı bir şekilde çocuğa refakat ederler. Eğitimciler her bir çocuğun duyarlı evrelerinde belirli bir öğrenme içeriğine karşı hassas olduğunu bilirler. Yani hazırlanan bu ortamın şekillendirici elemanları yetişen bireyin gelişim düzeyine uygundur ve sürekli öğrenme işlemini sürdürmesinde teşvik edicidir.

Serbest çalışma Montessori pedagojisinin can alıcı noktasıdır. Burada çocuk neyle meşgul olmak istediğine, ne kadar ve kiminle olmak istediğini kendisi seçer. Serbest karar vermek çocuğu içinden gelen bir disipline sokar ve bu eğitimci tarafından belirlenmemiştir. Bunun sonucunda sakin ve gergin olmayan bir atmosfer oluşur.

Montessori Pedagojisi bireysel zekaya dayalı ve yaratıcı problem çözme becerisini teşvik ve talep eder. O, kendi ayaklarının üzerinde durmayı ve bağımsızlığı eğitir. Amaç güçlü bir kişilik ve öz denetimin oluşmasıdır.

Yüz yıldır uygulanan bu eğitim sisteminde, günümüzde Maria Montessori’nin kararlarının ve keşiflerinin doğruluğunu her gün daha çok ortaya çıkmaktadır.

p2160584

Veli İnisiyatifi Okulu Ne Anlama Gelir?

Veli İnisiyatifi; işleyen bir okul aile birliğidir. Patron kavramının  yerini veli-öğrenci-eğitimci birlikteliğinin alması demektir.

Çocuklarını mevcut okullardan farklı bir dünya görüşü ile eğitmek isteyen ebeveynlerin, bir araya gelerek bir dernek kurmaları ve buna bağlı olarak açılan okullar anlamına gelmektedir. Montessori okulları, Waldorf okulları, Frené Okulları bu şekilde kurulan okullardır.

Bu dernekleri denetleyen ve uygulanacak eğitim konusunda destek veren danışmanlar “bilimsel kurul” adıyla anılırlar ve derneğin kurmayı planladığı okullara program hazırlamakla görevlidirler. İdari denetim, ise derneğin yönetim kurulu tarafından yapılır.

Dernek ve çeşitli yollardan para sağlar. Bu para eğitim materyalleri, okulda kullanılacak diğer malzemeleri karşılar ve okula destek olur. Bu masraflar da;

  • Sponsorlardan
  • Okulda yapılacak çeşitli eğitim, konferans vb gelirlerinden
  • Derneğin kermes vs gibi aktivitelerinin gelirlerinden karşılanır.
  • Okulun harcamaları ise derneğin desteğinin yanısıra okulun öğrencilerden aldığı aylık katkı payından karşılanır.

Dernek ve veli inisiyatifi hakkında bilgi ve iletişim için yk@montessori.org.tr adresinden yönetim kurulumuza ulaşabilirsiniz.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


16
Aug 11

Anaokulu görüşmeleri için 5 altın kural

Nurturia’da kreş arıyorum soruları çoğaldı son günlerde. Mevsimlerden anaokulu arama mevsimi geldi. Oyun grubu arayışımızdan itibaren, taşınmalarla birlikte kaç kreş gezdim sayamıyorum. Eğer tavsiye üzerine gözü kapalı vereceğiniz bir anaokulu/kreş varsa ne ala. Yok benim geçmişte yaptığım gibi belirli bir yarıçaptaki tüm kreşleri tarama usulü gezmeyi planlıyorsanız size kolaylıklar dilerim. Umarım hatalarımdan, tecrübelerimden yola çıkarak hazırladığım püf noktaları işinize yarar:

1 – Web siteleri ve ön telefon görüşmeleri: Çalışsanız da çalışmasanız da bir anaokulu ile ilgili oturduğunuz yerden ön bilgi almak çok işinize gelebilir, ancak anaokullarının web siteleri nadiren günceldir ve sizi fena halde yanıltabilirler. Benzer şekilde telefonda da istediğiniz bilgiyi almanız çok zordur. Adımınızı attığınız anda geri çıkmak isteyeceğiniz bir kreş için telefondaki sıcak ses tonu yüzünden gereksiz yere beklenti içine girmek istemiyorsanız telefon görüşmesini boşverin.

2 – İlk ziyaret kuralı: Bir anaokuluna yapılacak ilk ziyaret habersiz olmalı ve okul gezilerek ziyarete başlanmalıdır. Okulun doğal hali ile ilgili yaptığınız ziyaretin saatine göre değişen çok kıymetli bilgiler elde edebilirsiniz. Öğle yemeği zamanları, akşam üzeri çıkış saatlerine yakın zamanlar güzel saatlerdendir. Okulu gezerken birkaç cümle de olsa öğretmenlerle, çalışanlarla iletişim kurmaya çalışın. Geçerken uğradığınızı, detaylı görüşme için randevu alacağınızı söyleyerek zamansız ziyaretinizle kreş yöneticisini de oyalamadan ayrılabilirsiniz.

3 – İşbölümü yapın: Eğer kreş konusuna birden fazla kişi karar verme şansınız varsa ilk ziyaretleri aranızda paylaşın. Hem olmayacak yerlere iki kaynak harcamamış olursunuz, hem de olabilecek kurumlar için ajan gönderme şansınız olur.

4 – Ajanlık: Biraz paranoyakça kabul ediyorum. Ama kreşi seçip, çocuğu verdikten sonra endişe içinde hergün aramaktansa baştan tüm fırsatları değerlendirmek daha iyi. Aynı yaşlarda çocuğu olan bir arkadaşınızla aynı anda kreş mi arıyorsunuz? Şahane! Yoksa eşinizle, annenizle iş bölümü yapın. İlk ziyaretleriniz sonrası kısa listeye kalan kreşleri sizden bahsetmeden onlar da ziyaret etsinler. Bakalım onlar nasıl bir tabloya denk gelecekler? Ayaküstü sorulan benzer sorulara benzer yanıtlar mı verecekler?

5 – Esas görüşme: İlk elemeleri yaptınız, 2-3 kreşten randevu aldınız. Eni konu görüşmek için mümkün olursa eşinizle birlikte gidin ki sonrasında izlenimlerinizi tartışma imkanınız olsun. Yöneticinin rahat olduğu saatleri seçmeniz daha iyi olur. Bu görüşmede öncelikle konuşan kişi siz değil, kreş yöneticisi olmalıdır. Böylece hem anaokulu ile ilgili en fazla bilgiyi edinebilmek için zamanınızı verimli kullanmış, hem de girdiğiniz detaylarla yönetinin elinde olarak ya da olmayarak bazı gerçekleri rötuşlamasına, bazı detayları parlatmasına yol açmamış olursunuz. Siz çocuğunuzu ne kadar anlatsanız da kreş kuralları değişmeyecektir ve onu asıl tanıyacak kişi öğretmenidir. Detay sorulara girmeden önce burası nasıl kuruldu, nasıl bir sistem uyguluyorsunuz gibi genel sorularla başlayabilirsiniz, böylece sorularınızın tipinden nabza göre şerbet ihtimali en aza iner. Aklınıza yatmayan noktalara hemen itiraz etmeyip sona saklamaya çalışın.

İyi şanslar!

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


23
Jun 11

Haydi babalar sahneye

Bir yıl sonu gösterisi anısı daha paylaşıyorum, bu defa da  sözde mutlu sonla biten, yani sahnede utanmayıp hünerlerini sergileyen bir çocuğumuzun annesinden. Çocuk için önemli bir konu yüzünden şimdilik okul ismini paylaşmamayı tercih etti annesi ama hikayesini tüm detaylarıyla dokunmadan yayınlıyorum.

————————————————————-

Kreşe başladığında kızım 15 aylıktı. İyi bir kreş seçmeye özen gösterdik, en çok bilinenlerden bir tanesine kayıt oldu çocuğum. Yaklaşık bir ay sonra, “yılsonu gösterisinde burada olacak mısınız” diye sordu öğretmeni, “evet” dedim. Öylesine acemiyim ki bu konularda. Yıl sonu gösterisinin ne olduğunu biliyordum ama, kızım orada olmalı mı olmamalı mı bilmiyordum. Okula her gittiğimde aynı şarkıyı duymanın kızıma olan etkisini bilmiyordum. Gerçi hoş, ben eğitim için değil zorunluluktan başlatmıştım kreşe.

Mayıs ayının ortalarında yıl sonu gösterisinin faziletini biraz biraz çözmeye başladım. Öğretmen ilk önce sürpriz kostümden bahsetti, üç gün sonra kostüm parasından. İtiraz edecektim, haydi dedim dırdır etme şimdi. Sürpriz bir yıl sonu gösterisi hazırlıyorlardı bize çocuklar, bildiğim tek şey dans edecekleri, 2.5 dakika süreceğiydi. Dans ve kızım, o kadar uyumluydu ki zihnimde.  Bizimki için sorun olmayacağından emindim, şov yapmak en büyük keyfidir çünkü. Yabancı görünce çekinir çocuklar genelde, bizimki beğendiğimiz tüm davranışlarını sergiler tek tek, karşısındakini hiç umursamıyor gibi yaparak. Yıllarca sokak tiyatrosu yaptım, ilk gençliğimde belediye tiyatrosunda oynadım, babası benzer süreçlerden geçmiş. Genetik diyorum. Bir taraftan da sahne heyecanını biliyorum, ne yapacak diye merak ediyorum.

Bizim yıl sonu gösterisinin ikinci fazileti de ortaya çıktı gösteriye üç gün kala; “cuma günü gösteri sonunda çocuğunuzu alır mısınız?” Hayda dedim, bu şimdi mi söylenir, ya işyerimden çıkamasam ne olacak diye sitem ettim öğretmenine. Kem küm, gam gum dedi. Yanıt yoktu. O’na daha fazla yüklenmenin anlamı da yoktu, söyleneni iletiyordu. Gösteriye bir gün kala üçüncü fazilet çıktı ortaya; sabah kahvaltısını yaptırıp gelin lütfen , dedi yardımcı öğretmen. Sustum. Yemek sorunumuz yoktu, e buna da evde yemek yemeyen çocukların annesi itiraz etsin dedim içimden.

Cuma günü toparlandık, karnımızı doyurduk, kızımızı okula götürdük. Damla’nın yazısını okuduğum için artık sürpriz gösterinin pek heyecanı kalmamıştı. Ben zaten gıcık veli, o gün daha da gıcık olacaktım bunu okuldaki herkes biliyordu artık. Yanımdaki ahaliye gösterinin çocuklar üzerindeki etkisini öğrendiğim kadar öğrettim. Karar aldık. Kızım sahneye çıktıktan sonra, salonu terk edecektik. Gösterinin olduğu Kültür Merkezi’ne gittik.

Ve perde açılır…

On dört minicik beden, şaşkın gözlerle spot ışıkların arasından seçebildikleri ağzı kulaklarında olan insanlara bakmaktadır. Fonda bir çocuk şarkısı, son ses açılmış, pembe kelebek kostümlü kızlar, erkeklerin kafasında mantar şeklinde şapkalar, dans etmeleri için öğretmenleri tarafından teşvik edilmektedir. Bazı çocuklar hiç kıpırdamıyor, bazıları öğretmenlerin kucağına tırmanmaya çalışıyor, bazıları zaten kucakta çıktı sahneye. İki çocuk sahnede koşturuyor. Düşecek diye korkan öğretmen peşinden koşturuyor.

Kızım şov yapmayı sever dedim ya, grubu bıraktı sahnenin en kenarına geldi ve dans etmeye başladı. Tüm seyirciler el çırpıyor sahnedeki çocuklara, benim kızım seyircilere eşlik ediyor. Bir ara gözgöze geldik. Aman dedim, şimdi ağlayacak. Bizimkinde tık yok, kafasını çevirdi dansa devam, daha bir döktürme faslına geçti. Müzik bitti, çocuklar apar topar içeriye götürülmeye çalışılıyorken, kızım öğretmenin elinden kaçıp üç kere sahneye döndü. Dans edecek daha, seyirci hazır, müzik hazır, oturmaya mı geldik diye bağıracak sanki konuşabilse, en sonunda öğretmen aldı ve içeri götürdü. İkinci grup sahneye çıktı, daha büyük çocuklar. Büyük dediysem en büyüğü üç yaşında. Hiçbiri dans etmiyor. Mıhlanmışlar sanki sahneye, izledikçe Damla’nın yazısı geliyor aklıma. Haydi dedim. Örgütlediğim ev halkıyla dışarı çıktık.  Bekliyoruz, bitmiş olması lazım. Salondan çıkan yok. Birden aklıma bunlar yoksa sahneden mi verecekler çocukları sorusu geldi ve içeri daldım. Tam da düşündüğüm gibi yönetici çıkmış, duymak istemediğim sözleri sarf ediyor;

“pazar günü babalar günü, bütün babaları çocuklarını almak üzere sahneye davet ediyorum”

bizim baba yok. İş nedeniyle dansı izledikten hemen sonra kızıyla gururlanarak işe döndü. Yanımdakilere, evin erkeği evin kızını almaya gidiyor dedim ve attım kendimi sahneye. Gocunmam ben, ama ya başkası? Sorumsuz bir babanın çocuğu, boşanmış bir ailenin çocuğu, baba ölmüşse, baba hiç yoksa, o gün başka bir şeyden gelemediyse, ya oysa, ya buysa…  hem anneyi, hem de çocuğu rencide eden bu davranışa anlam veremiyorum. Sahnede ben hariç üç kadın var çocuğuyla, toplam otuz dört çocuğun sadece üçünün babası yok o anda. Nasıl da göze batıyor onlar.

Bizim pılımız ve pırtımız olan kızımı ve eşyalarını topladık çıktık. Bizim ailede bir kıvanç, bir kıvanç… Olaya hakim olan çocuğun anası olmak ne hoşmuş, peh peh peh…

Eve geldik, öğle uykusu vakti. O kadar yorgundu ki sızdı resmen. Yarım saat sonra çığlık çığlığa bir ağlayış, gittim yanına beni ittiriyor, zannımca tanımadı o an. Sakinleşti bir sure sonra. Cuma sabahı olan gösteri ve benim mükemmel dans eden, kalabalıktan müzikten hiç etkilenmeyen kızımın şovunun kulisi Pazar gecesine kadar sürdü. Her uykusundan çığlıklar atarak uyandı. Diğer çocukları düşünmeden edemedim, hala o şaşkın masum gözler geliyor aklıma, nasıl uyudular tüm hafta sonu, meraktayım.

Gösteriden önce tanıdığım ya da sadece bildiğim bir iki veliyle konuştum, zarar verebileceğini, çocukların gelişimi için sağlıklı olmadığını filan aktardım. Veliler duymak bile istemiyorlardı ama, kendileri için önemli olmadığını söylüyorlardı. Değiştirmeye güçlerinin olmadığını düşündüklerinden mi başka bir nedenden mi bilmiyorum ama, öğrenmek ve bilmek onları yoracaktı sanki.

Halbuki ben okuldaki psikologla da konuşmuştum. O da bana yalnızca okulun değil, aynı zamanda velilerin isteği olduğunu söylemişti. Ona gore okul ve veliler birlikte karar veriyordu buna.

Ben bu olaydan sonra, zaten çok beğenmediğim okulu değiştirmeye karar verdim. Yöneticiyle gösteriden bir gün önce konuştuğumda daha da afallamıştım çünkü. O bana zincir olan okulları arasında yıl sonu gösterisi yarışması yaptığını anlatıyordu, ben ebleh ebleh yüzüne bakıyordum. O gün konuştuğum konu çok farklı olduğu için gösteri problemine değinmedim. Bu ne hırs, bu ne celal diyecektim; yine sustum. Sesime ses veren olsaydı, susmazdım aslında. Sonra düşündüm kendi kendime, ticari kaygısıyla çocukları düşünmeden yarışmalar düzenleyen, rencide olmanın ne demek olduğunu bilmiyor gibi davranan bir yönetici okulunda nasıl bir eğitim verebilir?

Ticari kaygı demişken bizim yıl sonu gösterisinin dördüncü ve son fazileti pazarda çıktı karşıma. 75 TL vererek özel dikim diye kızımın üzerine giydirdikleri kostüm pazarda 30 lira idi. Kısa bir hesapla toplu aldıkları için 25’ten aldılarsa, kişi başı 50 lira kar ettiler. Son bombaları da geçen gün yıl sonu gösterisi cd’sini 50 liraya satmaktı. Helal olsun diyorum alanlara da, satanlara da. Şahsım almayacağım diye pasif bir eylem yaptı. Kimse umursamadı tabi.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


14
Jun 11

Perde açılsın, şov başlasın


En soldaki benim. Beni her yere maskot gibi taşıyan ablalarım sayesinde sonunda halk oyunları ekibinin maskotu olmuştum.  Bir müzansende rolüm vardı gösterinin başında. Oyundaki annem, babam ve ben soğan ekmek yerken babam yumruğu ile soğanı kırardı, ben su isterdim. Babam kuyudan su çekmeye giderdi ve askerler babamı yalancıktan vururdu. Babam yalancıktan ölürdü. Sonra biz annemle güya evimizin bahçesi olan yarım metre öteden onu eve taşırdık rol gereği ağlayarak. Ben çok güzel üzgün numarası yapardım. Hafif olur diye ayakları bana vermişlerdi ama lastik ayakkabılar yüzünden kafası ile değiş tokuş etmiştim “Ayakları kokuyor”. Yıllar sonra çıktı müzansendeki babam karşıma, “ben senin babanım, hatırladın mı? beni rezil ettin, gençliğimi mahvettin” demişti, gülüşmüştük.

Diyarbakır oynardık bir de. Provalarda çok güzel yapardım hareketleri, gösteride unuturdum. Erkekli kadınlı çıkardık sahneye, sonra kalabalık, ışıklar, annem nerede acaba, babam nerede, beni mi izliyor bütün bu insanlar… aa kadınlar hamur yoğurmaya başladı, ben unuttum kaldım burada, Şerif abi ekip başı, hoop koltuk altlarımdan tuttu götürdü beni kadınların yanına, herkes güldü, Şerif abi ne iyi.

O yaş için en net hatırladığım anılarım, hayatımın en güzel anlarından bir kuple.

Mini mini bir kuş from Kitubi on Vimeo.

Yukarıdaki video da antik bir Nurturia Kıpır Anneler buluşması sonrası çekildi. Küçük Kara Balık tiyatrosuna gitmeden önce Ilgaz’a dedim ki, oyun bitince bütün çocuklar sahneye çıkar Mini Mini Bir Kuş’u söylersiniz, ben de video’ya çekerim. Oyunun sonuna doğru Ilgaz duygulanıp ağlamış olmasına rağmen, oyuncuların sahnede çocuklarla fotoğraf çektiklerini gördüğü an sahneye fırladı, pozisyonunu aldı ve başladı şarkısını söylemeye 🙂

İşte gördüğünüz gibi ben normal bir insanım. Bazen ak yazıyorum, başka herkes kara diyor oluyor. Bir kez “deli bu” önyargısı oluşmuşsa, sonra ne desen boş.  Küçükken de sahne severdim, hala da severim. Bayramlara ilkokula başlamadan katılmaya başladım, tüm 10 Kasım korolarında söyledim, tüm 23 Nisanlara ve 19 Mayıslara katıldım (ve asla kostümümün üstüne hırka giymedim).  Ilgaz da girişken bir çocuktur, hassas bir yapısı yoktur ve kimse onu heyecanlı durumlardan özel olarak korumak gibi bir ihtiyaç duymaz. Özetle, sıradan insanlarız.

Peki nedir o zaman bu gösterilerle alıp veremediğim?

Ben de sizin gibi ne var canım, ne güzel günlerdi, çocuk da yaşasın diyordum. Sonra bir mini gösteriye katılma şansım oldu Ilgaz da minikken, sonra o miniklikte ağlamaya başlayınca sahne arkasına da geçme şansım oldu. Sonra fark ettim bir terslik olduğunu.

Gösteri Kimin İçindir?

Doğru yerden bakabilmek için bu sorunun yanıtı çok önemli. Gösteri veli içindir. Belki çocuğu daha çok düşünen okullar olabilir. Ama nihayetinde okul gösteri ile veliye bir şeyler göstermek istemektedir.

Hazırlık Aşaması

Üç beş yaşındaki çocukların meziyetleri, ihtisasları yoktur. Bir müzik aleti çalmaları, bir spor dalı ile uğraşmaları için birkaç yıl beklemeleri gerekir. Konsantrasyon süreleri kısadır. En iyi arkadaşları ile sık sık birbirlerini yerler. Beyinlerinin ön lobu, amigdalalarını kontrol etmekten acizdir. Yani sıklıkla doğru olduğu bildikleri şeyleri bile yanlış yaparlar ve neden diye sorduğunuzda mantıklı bir açıklama sunamazlar. “Oyunla öğrenir” der bu arkadaşlar için okul yöneticileri. Branş dersleri için fazla hırs yapmanızı istemezler, çocukları farklı şeylerle tanıştırmak için, zihinlerini açmak derler. Sonuç değil, süreç odaklı sistem izliyoruz derler. Sene başı böyledir.

Gösteri işini sene başından sıkı tutan branş öğretmenleri yok değilse de, ben diyeyim kış ortasında, siz deyin ilkbahar kapıdan baktığında, yaratıcı drama yaratmayı bırakır, aynı şarkılar dönüp durmaya başlar dillerde, elinde minik bir ödülle gelir çocuğunuz bazı bazı, belki bir kraker, belki birer lolipop. İşte o zaman anlarsınız ki, yılsonu hazırlıkları başlamıştır. Bundan böyle hep aynı şarkılar tekrar edilecektir, aynı roller oynanacaktır, aynı danslar edilecektir. Güzel yapanlar ödüllendirilecek, katılmak istemeyenler de teşvik edilecektir bir biçimde. Öyle ya, çocuğu gösteride rol almayan veli ne hisseder?

Bütün Bir Yılın Ürünü

Veli böyle düşünür, okul böyle düşünür, öğretmen de böyle düşünmek zorundadır. Süreç odaklılık demiştik? Madem ürün çıkartma hedefimiz var, madem ölçme hedefimiz var, çocukları gerçekten öğrendikleri ile ölçelim. Not sistemi olsun anaokulundan itibaren desem ne dersiniz? Yıl sonu gösterisi daha kötü. Öğretmenin başarısını hayatında ilk kez o kadar insanı birarada gören yavrunun sahne performansı ile göstermeye çalışmak hem çocuğa, hem öğretmene haksızlık.

Üç beş yaşındaki çocuğunuzla kurabiye pişirin. Önce o kurabiye yapmayı öğrensin diye pişirin. Sonra misafire sunacağınız kurabiyeyi birlikte pişirmeye kalkışın. Hangisinde çocuğa doğru yapması için daha fazla baskı yaparsınız istemeden? Hangisinde çocuğunuz daha çok eğlenir? Hangisinde daha iyi öğrenir? Yılsonu şovu hazırlıklarının başlaması ile birlikte, öğretmeniniz de misafire pişirme baskısı altına girer.

Mevsimlerden İlkbahar, Yaz

Soğuktan çok atalarımız öldüğü için, kışın çocuklarımız sokakta oynasın istemeyiz, ne olur ne olmaz. Sonra bahar gelir, yaz gelir, çocuklar yine çıkamaz. Yıl sonu gösterisi süreklilik ister, dikkat ister, ciddiyet ister. Eğer yıl bittiğinde, çocuğunuz hala yakar topu istopu bilmiyorsa, iki elin parmakları ile sayabiliyorsanız bahçeye çıktıkları günleri, sebebi kelebek rontudur.

Çocuğum istiyor mu?

Bazen duyuyorum benim çocuğum çok hevesliydi diyen anne-babalar. Çocuğunuz ne için hevesli tam olarak? Orada neler olacağının ne kadar farkında? Bunu isterim diye tutturup da, küçücük bir şeyden huzursuz olup ömrü billah reddettikleri? Çocuk öğretmeni istediği için, onu mutlu etmek için ister, arkadaşları yaptığı için ister, kurbağa kostümü giymek için ister. Çocuğun bir seçme şansı yok aslında, çünkü gerçekçi bir değerlendirme yapma şansı yok.

Işıklar yansın, perde açılsın, şov başlasın!

Youtube’da bir dolu anaokulu gösterisi videosu var. Sahne arkasını da kaydedip yayınlayan okul var mı acaba?

Bütün bir yıl hazırlanılmış. Heyecan içinde düzinelerce üç-beş yaş. Çocuk/yetişkin katsayısı oldukça yüksek. Makyajlar yapılmalı, kostümler giyilmeli. Herkesin morali yüksek olmalı, bir tanesi ağlarsa, birden fazlasının ağlamasına yok açabilir. Acaba acıkan var mı, uykusuz olan var mı, morali bozuk olan var mı, çişi gelen var mı, hasta olan var mı? Hasta olduğu için katılamayanlar, onların boşta kalan rolleri? Çocukların rutini değil, öğretmenin rutini değil.  Kaos. Bu bir sürü yetişkinin arasında maskot olarak sahneye çıkmak gibi bir şey değil. Burada gösteriyi çocukların yapması bekleniyor (3-5 Yaş), katılmaları değil.

Gösteri çocuğun artık pilinin bitip annesine babasına kavuşmak istediği akşam saati mi, yoksa normalde birlikte geçirdikleri bir cumartesi mi? Kim bunlar bunca insan? Ya fotoğraf çekerler, ya kamera tutarlar, ya da ağlarlar. Kimse kendi çocuğundan başkasını izlemez. Sonra çocuklar ağlayınca ağladı derler.

Ya öğretmeni bütün yıl çalışmanın sonucu, bütün yıl çok güzel yaptığı hareketleri, o gün yapmayacağı tutan pek sevgili öğrencisine tatlılıkla bir “e aşkolsun” derse bunun nasıl bir etkisi olur? Hani onca uğraşmıştık okula alışsın diye, ağlamadan gitsin diye? Değdi mi?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


13
Jun 11

Ağlayan Arı Rontu

Noktasına virgülüne dokunmayan ve çok üzülerek paylaşıyorum nilberk‘ in oğlu Berk’in yıl sonu gösterisi tecrübesini. Nil, çok teşekkür ediyorum. Olumlu olumsuz gösteri tecrübelerini paylaşmak isteyen herkesten bekliyorum.

————————————

Yılsonu gösterisi…

Bugüne kadar arkadaşlarımın bloglarında okudum. Nurturia’ da tartışıldı ama hep “aman ne var ya, yılsonu gösterisi işte” dedim durdum.

Çünkü; ben Berk’i doğurana kadar, bir çok arkadaşımın çocuğunun gösterisine gittim, gayet eğlendim, eğlendiler, eğlendik.

Ama ben o zaman,” o çocuklar kaç yaşındaydılar ?” İlgilenmedim.

Gösterinin olacağı gün, çocukları okul götürecekti gösterinin yapılacağı yere, biz ise sonradan gidecek ve bizden özellikle rica edilen şekilde çocuklarımıza görünmeden oturacaktık yerimize.

Ben heyecanlandım üstelik, oğlum büyümüştü ve arı olacaktı, dans edecekti. Süslendim, püslendim gittim.

Gösteri başlamadan ağaçların arkasında son kez prova yapıyorlardı. Ne güzel kıvırıyordu Berk. Daha da heyecanlandım, herkes görecekti ne güzel dans ettiğini…

Ve gösteri başladı… O da ne, çocuklar gelen kalabalığa şaşkın şaşkın bakıyorlar! Berk’in bir eli pipisinde! Bu da çişi var demek oluyor. Babam uyarılarıma rağmen, ayağa kalktı fotoğraf çekmek için. Berk babamı gördü. Başladı ağlamaya ama ne ağlamak, canı yanıyor gibi.

Öylece kalakaldım. Ne oluyor, neden çişi var, neden ağlıyor? Of ne yapacağım, kalkıp almalı mıyım? Neden Berk ya, neden?

Önde oturan başka bir dede; “kızım alsana çocuğunu, bak diğerleri de dans etmiyor” dedi. İyice gerildim. Asla Berk ile empati kuracak durumda değildim. Sadece kızgındım. Sürekli aklımdan Damla ve Elif geçiyordu. İşte bu, işte bu bunu demek istiyorlardı. Kendime kızıyordum sürekli.

Gösteri müziği bitti, koştum aldım oğlumu. Acele tuvalete gittik. İster abartıyor diye düşünün ister kızgın öyle gelmiştir deyin, ama resmen tutmuş çişini. Kızdım çok kızdım,o telaşta sanırım unuttular tuvalete sokmayı çocukları…

Yerimize geçtik, sevdiğimiz öğretmenlerimizden biri yanımıza geldi “Ah oğlum, şaşırttın bizi” dedi. Sadece çişi varmış diyebildim. Hala empati yapmıyorum Berk ile. Kızgınım her şeye. Niye benim oğlum,niye bu saatte…

O kadar suratım astım ki, bu sebeple babamdan bu yaşımda yine ve yine azar işittim.

Başka bir öğretmenimiz “anneciğim olur böyle, eğlenmenize bakın “ dedi.

İyi niyetli olduklarını biliyorum yani bile isteye hiçbiri oğluma zarar vermez biliyorum ama o kadar gösteriye koşullanmışlar ki olanların farkında değiller. Niye artı puan almak isterken, eksi almaya uğraşsınlar ki? Ben de hatalıyım, kurallarım olmalıydı. Kendimi oğlumla gurur duyma, “lay lay lom” moduna sokmamalı, her şeyi önceden düşünmeliydim.

Saat olmuş sekiz, bu çocuk babasının geciktiği zamanı bilir. Bizi görememiş. Okuldan başka yerdeler. Üstelik en sevdiği kişiyi, dedesini görmüş yanına gidemiyor, bir de üstüne çişi gelmiş garibimin daha 3’ü doldurmadı, küçücük daha, öğretmeni düşünememiş, benim oğlum çişini tutuyor. İstemiyor o sırada dans etmek. Dans etmesi için ikna edilmeye  çalışılıyor. Ve yarım akıllı annesi, koşup onu oradan alacağına, gösteri bitsin diye bekliyor.

Damla dedi ki, bunları nurturia’da yazınca ben, “eğer ki Berk böyle yapmasa, başka bir çocuk ağlasa, sorunu var deyip geçecektin”. Evet öyle yapacaktım, oraya farklı duygularla hatta arkadaşlarımın abarttığını düşünerek gittim. Tüm hafta sonumuzu gergin ve mutsuz geçirdim. Oğlum da gerildi tabi, babamız da…

Başak dedi ki, yazsana anlatıyoruz da anlatamıyoruz. Yaşadım ben anladım, yaşamadan anlayın.

Üzüldüğüm başka bir durum ise; dün bir başka veli facebook’da fotoğraf yayınlamış, baktık Berk ile.

B:Ben yedeyim?

N:Bak buradasın.

B:ayladım mı ben annesi?

N:evet ağladın anneciğim

B:aylamadım ben alı odum dans ettim

Öyle hatırlamak istiyor 🙁

Ah ah! Bir daha sözünüzden çıkarsam, ne dediğinizi anlamaya çalışmazsam iki olsun…

Yazınca kendi hatalarımı da, bir kez daha gördüm. Daha daha üzüldüm.

Yılsonu gösterisi olacaksa, şartsa; sınıflarında olsun, parti olsun, anne-baba-çocuk dans edelim. Kostüm giysinler yine, hepimiz eğlenelim, birilerine bir şey göstermeyelim, kendimiz görelim .2-3 yaşındaki bir çocuğu arı kostümlü, üstelik babası da hatta annesi de arı kostümlü hayal etsenize, o çocuğun mutluluğunu…O mutlu olsun, onlar mutlu olsun.

Ne gösteriymiş, unutmayacağız !

nilberk

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


1
May 11

Yıl Sonu Gösteri$i Mimi

  1. Çocuğunuzun devam ettiği kreşte çocukların gösteri yaptığı bir organizasyon düzenleniyor mu? Gösterinin süresi nedir? Nerede yapılıyor?
  2. Gösteriye nasıl bir hazırlık yapılıyor? Haftada kaç saat bu iş için harcanıyor?
  3. Gösterinin çocuğunuza ne yararı olacak? Sizce çocuğunuz için bu hazırlıkların, ya da gösterinin kendisinin verebileceği zarar var mı?
  4. Bu gösterinin okula ne yararı var? Ne gibi yükleri olabilir?
  5. Öğretmeni sizce bu hazırlığı severek mi yapıyor?
  6. Bu gösterinin veli olarak size ne yararı var?

Kreş mimi yazısını yazan ve yazmayan, çocuğu kreşe devam eden herkesi mimliyorum. Çocuğu kreşe gitmeyip, yine de fikri olanlar da yazsa ne güzel olur.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


1
May 11

Kreş Mimi Toparlaması

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber develer tellal iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken…

Bir kreş mimi yazmıştım. İşte benim yanıtlarım:

  1. Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?
    Ilgaz 20 aylıkken oyun grubuna başladı, 2 yaşında 3 yarım güne geçti ve 2,5 yaşında 5 tam gün kreşe gitmeye başlamıştı. Bizi 18 aylık rutin kontrolde oyun grubuna yönlendiren pedagogun önerileri olmuştu, kendini rahat ifade edebildiği ve konsantrasyon süresi uzun olduğu için anneli bir oyun grubundan yarar görür demişti. Ancak bizim içimize sinen anneli olan değil, evimize en yakın kreşin oyun grubu olmuştu. Kreşe başlama yaşı ile ilgili daha önce görüşlerimi yazmıştım.  Geriye dönüp bakınca tek yapacağım değişiklik, Ilgaz’ı 2,5 yaşında, normalde 3 yaş altı ve tuvalet eğitimi olmayan çocukları kabul etmiyoruz diyen bir yuvada başlatmamak olurdu. Eğer 3 yaş altında verilecekse bence küçük yaşları da bakan bir yer daha uygun olur, çocuğun gelişimi iyi olsa bile, ya da yuva tercihi kesinse bir 6 ay beklenebilir. Bir de tam gün kreş tecrübesine geçiş döneminde bakıcımızın bir süre daha bizimle kalmış olmasını tercih ederdim.
  2. Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.
    Bir yuva gezmiştim, tam öğle saatiydi, küçük çocuklar uyku odasında, daha büyükler karma halde Cartoon TV açık olan bir odada toplanmıştı. Yuva yöneticisi bir kısmı uyuyan, bir kısmı uyumaya çalışan çocukların olduğu bir odanın kapısını açtı, girin girin diye ısrar etti. Ben girmeyince kapıyı sonuna kadar açtı, ablası da okula devam eden ve köşede uyumakta olan ufak kardeşi bakın “xx”imiz de oraya uyuyor diye işaret parmağıyla gösterdi. Uyanık olan tüm çocuklar yataklarında doğrulup bize baktılar. Gecelik ve pijamalarıylaydılar. Bizim girişimizle dalmayı başaramadığı belli olan bir kızla gözgöze geldim. Ilgaz’ı düşündüm onun yerinde potansiyel veliye köşedeki küçük “xx” gösterilerek etkilenmeye çalışılan veli tarafından uyandırılırken. Hani kiralık ev ararsınız, emlakçı çok kötü evler gösterir, evlerin içini dolaşır, havasını koklarken kendinizi onlarda oturmak zorunda gibi hisseder daralırsınız. Bundan çok daha kötü bir his. O gün dedim ki, kreşe vermek zorunda değilim. Okul taştan olsun ama okulun idarecisi çocuklara saygı duysun. Bunun dışında tecrübe ettikçe öncelikli kriterlerimiz değişti, başta eve yakınlık, menü gibi şeyler ön plandaydı, daha sonra okulla iletişimin rahat olması gibi şeylerin çok daha önemli olduğunu fark ettik.
  3. Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?
    “Open Door Policy” diyorlar. Açık kapı politikası. Veli istediği zaman ziyaret edebiliyor okulu. Burada baharb’nın yorumuna bakın.
  4. Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?
    Bunlardan bir ben yakınıyorum sanıyordum, başka yazılarda da okudum pek sevindim. Bir yılsonu gösterileri olmasın istiyorum.  Bir de çocuklar neden dışarı çıkartılmıyorlar bunu anlayamıyorum, çocuklar soğukta dışarı çıkabilirler ve çıkmalılar.
  5. Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?
    Hastalık zamanlarında çok zorlandık başlarda, İstanbul’da yakınımız olmadığı için. Evden hep birlikte çıkmak ve aynı anda girmek çok zordu. Bir de bakıcılı hayatta çoğu şey bizim kontrolümüzdeydi, ama kreşte çocuğuma özel bir uygulama olamayacağından, hemfikir olamadığım konularda kendimi çaresiz hissetme sıkıntım var. Azalsa bile bu tamamen geçmiyor sanırım, belki de Ilgaz’ın öğrenim hayatının kalanında da bizimle birlikte olacak bu his.
  6. Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?
    Ilgaz çok sosyal bir çocuk. Her kesimden insanla çok rahat iletişim kuruyor. Bunun erken kreşe başlaması ve bizim taşınmalarımızla birden fazla kreş değiştirmek zorunda kalması ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında da oldukça erken başladığı için tersi durumu tam bilemesek de genel anlamda tüm gelişiminde yararı olduğunu düşünüyorum.

Mimi yazan herkesin eline sağlık. Kreş mimini bir yılsonu mimi takip edecek. Bu mimi yazan ve yazmayan tüm blog yazarlarını şimdiden mimliyorum (Atladıklarım varsa yorumlarda linkini iletebilirseniz çok sevinirim):

http://annekaleminden.blogspot.com/2010/11/anaokulu-mimi.html

http://annelili-kzmveben.blogspot.com/2010/11/kres-mimi.html

http://ardaakalin.blogspot.com/2010/11/kres-mimi.html

http://aslitheblogger.blogspot.com/2010/11/sagm-solum-sobe.html

http://www.babaolmak.com/genel/mim-ana-okulu-cocuk-evi-kres-gunduz-bakim-evi/

http://basakvecinar.blogspot.com/2010/11/okkullu-hayat.html

http://binbirrenkle.blogspot.com/2010/11/kres-ariyorum.html

http://blogcuanne.com/2010/11/12/anaokulu-ne-zaman-nasil-nerede/

http://ceylinle.wordpress.com/2010/11/29/kres-mimi/

http://deli-anne.com/?p=318

http://dogailehayat.blogspot.com/2010/12/mim-kres.html

http://egemenesas.blogspot.com/2010/11/kres-mimi.html

http://ekinvebiz.blogspot.com/2010/11/sobelendim-kres-sobesi-bende.html

http://kucukprensuras.blogspot.com/2010/11/kres-mim-i.html

http://mineada.wordpress.com/2010/12/04/okul-mimi/

http://www.miracik.com/index.php/2010/12/okulla-gitmek-ya-da-gitmemek/

http://nehirineylemleri.blogspot.com/2010/11/kressssss.html

http://omertunaaydin.blogspot.com/2010/11/kres-mimi.html

http://www.nurturia.com.tr/bugulog/ab55e3fc-1ffb-4818-b395-9e250180bf09/kres-mimi

http://www.nurturia.com.tr/bugulog/42fed706-07ca-4d69-9947-9e2a01276eb2/kres-mimi

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


5
Nov 10

Kreş Mimi

Yoksa anaokulu mu desem, çocukevi mi desem? Ne çok isimleri var.

Ne zamandır başlatmak istiyorum bu mim’i, Montessori okulu (Güncelleme, okulun ismi Küçük Kara Balık Çocuk Evi oldu ) kurulmaya çalışırken konuşmuştuk Seda‘yla. Kisd kitap mim’i başlatınca cesaret geldi bana da. Anaokulu çağı gelmediyse henüz gelse ne yapardınız onu düşünerek yazın, ileride okursunuz nostalji olur:

  1. Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?
  2. Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.
  3. Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?
  4. Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?
  5. Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?
  6. Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?

Mimliyorum: Başak, Blogcuanne, Banu, Burcu, Babaolmak (Beş B Blogger oldu) ve Esraozlem

Nurturia’dan kreşle ilgili sorular

 

 

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


18
Jul 10

Bahçe Partisinden Görüntüler

Ne gerek var yıl sonu gösterisine?

Kreş seçimimizde yıl sonu gösterisi yapılmamasının da önemli bir kriter olduğunu daha önce yazmıştım. Haziran sonuna doğru Ilgaz’ın okulunun bahçe partisine katıldık. Partide neler mi vardı? El yapımı süslemeler, çocukların yıl içinde yaptıklarından bir bahçe dolusu sergi, çocuğuyla, öğretmeniyle, velisiyle hep birlikte söylenen şarkılar (tamam velilerden sadece ben söyledim).

Sonra bir yükselticinin üstüne çıkıp mikrofonla şarkı söylemek, şiir okumak için sıra bekleyen çocuklar, kaydıraktan kayan çocuklar, çocuklarla fotoğraf çektiren öğretmenler.

Kurabiye-limonata sırasına giren çocuklar (Ilgaz’ı gözden kaybedince kurabiyelerin yanında bekliyorduk, nasıl olsa gelecek diye :))

Bahçenin arkasında kendiliklerinden tabureleri dizip tren oyunu kuran çocuklar.

Ne mi yoktu? Çocuklar acaba bütün bir yıl, branş dersleri dedikleri saatleri feda ederek çalıştıkları rolleri yapacaklar mı, şarkıları söyleyecekler mi diye strese girmiş öğretmenler, yöneticiler, arka taraft hızlı hızlı kostüm giydirilmeye, makyaj yapılmaya çalışılan çocuklar, kalabalığı görüp ağlayan çocuklar, annelerini babalarını görüp onların yanına gitmek için ağlayan çocuklar, sahneye çıkmak istemeyen çocuklar, onları ikna etmeye çalışan öğretmenler, bizimki ne zaman çıkacak diye beklerken çocuk şarkılarından bayılmış veliler yoktu.

Siz de çocuğumun sahne performansını izleyebilmek için hiç değilse ilkokula gelmesini bekleyebilirim, acelem yok diyorsanız, çocuğunuzun devam ettiği, ya da devam etmesini düşündüğünüz, ya da görüştüğünüz her okula bunu gereksiz bulduğunuzu söylemekten çekinmeyin.

Bir anekdot: Ilgaz’ın sergi ürünlerini derli toplu aldık okuldan. Bizim eve giren her yabancı madde/nesne enfeksiyon olasılığına karşı salonda, holde bir yerlerde karantinaya alınır yerine kaldırılmadan önce. Tembellik ve misafir durumuna göre ben diyeyim birkaç gün, siz deyin birkaç hafta, çok göze batmıyorsa bilemediniz birkaç ay. Cumartesi günü sergi çalışmalarının yemek masamızın üzerinde öğle keyfi yaptıkları sırada evimize ustalar geldi. Ilgaz’ı tamirat işlerini izlemesi için ustaların yanına götürdüm. Bir süre izledikten sonra koşa koşa salona geldi, çalışmalarını topladı, toplayamadığı birkaç tane için benden yardım istedi, sonra marifetlerini ustalara götürüp, “işte bakın bunların hepsini ben yaptım, benim faaliyetlerim bunlar” dedi.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.