annelik


9
Aug 10

Onun iyiliği için önce Ben

Uçakta güvenlik

Evde Güvenlik

  • Eski çağlardan kalma önce çocuğu doyurma içgüdüsü insanı şaşırtıyor. Aç karnına yemek hazırlamayın, önce hemen bir şeyler atıştırın.
  • İkiniz de uykusuzsanız, kendinize zaman yaratmak için önce onu uyutmak daha iyi gibi görünebilir. Önce kendinizi dinlendirmenin bir yolunu bulun, sonra onun uyku düzeni ile boğuşun.
  • İkiniz de sinirliyseniz, önce sakinleşin, sonra onunla uğraşın.

25
Jul 10

Beynimin ön lobu

Bugün bir belgesel izledim. İnsan aklı ile ilgili şahane bir BBC belgeseli (The Human Mind: And How to Make the Most of It).

Belgeselin bir bölümünde öfkesini kontrol edemeyen bir yetişkin çocuklarına kötü örnek olmamak için ailesini kaybetmek üzereyken seanslara katılmaya başlıyor ve burada öfke sinyalini veren amigdalasına ön lobunun sözünü geçirmeyi öğreniyor. Amigdalanın metabolizmaya verdiği sinyaller ehlikeyif tepkilere yol açıyor, ön lob kontrolü aldığında ise öfke hissedilse de doğru ve mantıklı davranış sergilenebiliyor.

Devamında çocukların tantrumlarından söz ediyor belgesel. Çocukların beyinlerinin  ön lobu iyi gelişmediğinden kontrol edemedikleri için öfke krizleri (tantrum) geçirebiliyorlar. Öfkelerinin yanında arzularını da kontrol edemiyorlar. Bir grup ilkokul çağındaki çocuk şekerci tezgahı olan bir odaya götürülerek en sevdikleri şekerler seçtiriliyor. Onlara isterlerse şekeri hemen yiyebileceklerini, ya da eğer yemeden 2-3 dakika beklerlerse aynı şekerden 3 tane yiyebileceklerini söylüyorlar. Çocukların hepsi beklemeyi seçiyor. Sonra görevli yanlarından ayrılıyor ve gizli kamera sayesinde yüzlerindeki sıkıntılı ifadelerle nasıl dayanamayıp şekerlerini yemeye başladıklarını ve afiyetle bitirdiklerini izliyoruz :) Azıcık bekleyerek 3 şeker yemek çok mantıklı ama işte azıcık aşım, ağrısız başım.

Evde ön lobu çalışmayan biri olduğuna göre anne-babaların ön lobunun çok iyi çalışması lazım diye düşünüyorum. Acaba çocuklarda bu ön lob nasıl gelişiyor? Yani fizyolojik olarak mı gelişmesini tamamlaması gerekiyor, yoksa yaşayarak, nöronları birbirine bağlanarak mı kontrol mekanizmaları kurulabiliyor? Yani balık yedirmek falan işe yarıyorsa ben haftada iki güne çıkartmaya razıyım. Yoksa öfkesini ve arzularını nasıl kontrol edebileceğini bizi izleyerek mi öğreniyor? Amigdalasının emirlerine uymanın sonuçlarını yaşaya yaşaya mı?


25
Jun 10

Çok az yaşadım, çok az öğrendim

Öyle durumlar vardır ki, yaşamadan önce empati yapmak güçtür. Çocuğunuzun başına kalıcı hasar bırakan bir hastalık gelmesi gibi. Sanırsınız ki siz böyle bir duruma düşseniz yaşayamazsınız. Kendisini yerine koymaya çalışmaktansa hızlıca tahtaya vurma isteği duyabilir kimileri. Eğer çocuğunuz varsa ve konu çocuklarla ilgiliyse bu his daha da güçlenir. Aslında kendisi de insani olan bu his,  insanın içindeki yaşama, geliştirme ve iyileştirme gücünü ve isteğini çok hafife alır. Kaldı ki, konu çocuğunuzla ilgili ise bu istek ve gücün çarpanı da eminim çok artmaktadır. Nasıl bir duyusunu kaybeden insanların diğer duyuları gelişiyorsa, böyle bir durumda da beynimizde normalde kullanmadığımız, bizde bulunduğundan haberimizin bile olmadığı prosesler, dinamolar çıkıyor tahminen ortaya.

Toplumumuzda olumsuz durumlar yokmuş gibi davranılması çok kötü, hasta çocukları evlere saklamak gibi. Hayatın zorlukları örtülerek kolaylaşmıyor, azalmıyor. Füsun Nurturia’da haber verdi bahsedeceğim blogu.  Kendi ifadesiyle bir “engelli annesi” bu blogda CP (cerebral palsy) tanılı oğluyla geçen günlerini, düşüncelerini, hayallerini, hikayelerini paylaşıyor. Amacının doya doya, dolu dolu yaşayabilmek olduğunu yazıyor. Çok da güzel yazıyor, üstelik sık sık yazıyor. Yalnızca zorlukları değil, kendisinde bulduğu gücü, oğlunu nasıl sevdiğini, onun ne kadar zeki olduğunu, ne kadar güzel geliştiğini de yazıyor. Madalyonun diğer yüzünü, güzel yüzünü de görüyorsunuz yazdıklarında. Bunları okurken şunu düşünüyorum, sıradan bir anneden çok da  farklı değil, sanki her yönüyle çok çok çok daha fazla anne.

Okudukça da ne kadar az bildiğimi düşünüyorum. Yaşamlar hakkında, insan hakkında, başta anne olmak hakkında. Okurken kendim için duyduğum korku ve onun için duyduğum üzgünlüğü bastırıyorum. Eminim ki o bunları yazmadan da zaten yeteri kadar korkanı ve üzüleni vardır. Bilakis çok güzel yazdığı için okumaktan çok keyif aldığım ve ondan yaşama ve anne olmaya dair çok güzel şeyler öğrendiğim için okuyorum. Size de tavsiye ederim.

Pardon, bakar mısınız?


9
May 10

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Prima

Bu dizide diğer yazılar:

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Çocuğuma ne faydası var?
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Tefal
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Philips Avent
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Komşu Fırın

Geçtiğimiz hafta Prima Premium Care’in lansmanına davetliydim, yazmaya ancak fırsat bulabildim. Aslında bunu da blog yazarları için düzenlenmiş bir etkinlik sanmıştım ama değilmiş. Biz blog yazarları da sayımızla, duruşumuzla, giyim kuşamımızla ve tabi üzerimize görev alıp bunu yazışımızla biraz haberci pozisyonunda kaldık ortamda (güzel bir pozisyonmuş :) ).

Prima lansmanını Şengül Pallı’nın çekmiş olduğu ünlülere ait doğum fotoğrafları sergisi ile birleştirmiş. Fotoğrafların arasında bebeğiyle resmi bulunan Ayşe Arman da lansman sırasında Şengül Pallı ve Sabiha Paktuna ile röportaj yaptı. Lansmanı duyurduğu yazısında böyle söz etmiş Ayşe Arman Prima’dan.

Biz de bu vesile ile tanışmış olduk Ayşe Arman’la, pek güzel oldu. Detaylarını Çocukla Çocuk yazmış.

Ben de kendimi yazar havasına kaptırarak kitap meselesini sordum Sabiha Paktuna’ya röportajı sırasında. Detayları Özgür Anne yazmış.

Bu arada ben gecikmeden lansmanı yazayım diye zaman bulmaya çalışayım, Nurturia’da Prima Premium Care’in nasıl bir bez olduğu tartışılmaya başlandı bile, deneyenler yorumlarını soruya yanıtlarda yazsınlar.

Ayşe Arman o gün röportajdan oluşacak gelirin bir anneye bağışlanacağını söylemişti. Bugün detaylarını yazmış, çok duygulandım. Ayşe Arman ve Prima bir çocuk için, bir anne için bir şey yaptılar. Helal olsun.

Nehir için Ne Yapabiliriz?
Aklıma Nehir geldi. Acaba Ayşe Arman Nehir ve ailesi için bir şey yapabilir mi?

Bu vesile ile ben de Anneler Günü’nde size Nehir’i haber vermiş olayım. Nehir çocukluk döneminde en sık rastlanan kanser türlerinden biri olan neuroblastoma ile boğuşuyor. Açalya anneler günü hediyelerimizi Nehir’e bağışlamamız için bir çağrı yapmıştı. Biz öyle yaptık. Bu sayfadaki bilgilerden siz de Nehir’e bağış yapabilirsiniz. Ya da aklınıza gelen yardım toplama fikirlerini Nurturia’da Nehir’e yardım için kurulmuş grupta iletebilirsiniz.

Güncelleme: Ayşe Arman’ın 8. Yardımı Nehir’e


7
May 10

Türk annesi

Türk kültüründe bebek konularına ara ara değiniyorum. Hülya Nurturia‘da haber vermiş Esra Sert‘in yazısını, keyifle okudum :) “Türk bebeği sürekli üşür, hep açtır ve her an hasta olmak üzeredir”

Türk usulü ebeveynlik ne demek, en iyi hard core Türk usulü büyütülen acemi anne bilir. En iyi Türk anası, çocuğunu en sıkı giydirendir. Bu nedenle olsa gerek, hamile kaldığınızın duyulduğu gün eve yün hırka ve yelek yağar. Üstelik çocuğun, diyelim Ağustos’ta doğacak olması da durumu değiştirmez.

Çünkü Türk kara sahası ‘’eser”. Coğrafi olarak Batı ile Doğu arasında sıkışıp kaldığımızdan mıdır nedir, tüm ülkede koca bir türbülans vardır ve bu türbülans, küçük bebekleri hasta etmek için fırsat kollar. Zaten esmese de ‘’sabahları serin olur”. En iyisi  üç beş yün yelek bir kenarda dursundur…

Ben de anneler günü vesilesi ile yeni analarımızın “dark side”dan uzak olmasını dilerim.

Bu yazılara da bakın:
Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı
Yanlış bilinenler (3) – bebek bakımı
Anne bir buz daha ver
Çocuğunuzun iyi uyumasını istiyorsanız, odasını serin tutun
Befunky – Master Yoda


26
Apr 10

Kısa kısa tespitler

Annem güzel annem
İnsan anne olduktan sonra annesinin değerini 3 kat daha iyi anlıyor. Anneler anneleri geleceği zaman seviniyor, gideceği zaman üzülüyor. Bir de ben annemin yaşına geldiğimde çocuğum için annemin bana yaptıklarını yapamayacağım duygusu geliyor.

Yemeyen çocuk ve obezite ikilemi
Annelerin canını sıkan önemli konular arasında bebeklerinin beslenme sorunları geliyor. Ama yoksulluk sınırının altında olmadıkça çocukluk çağında az beslendiği için sağlıksız olan çocuk yok gibi. Tersine obezite önemli bir sorun. Bir yerde yanlış yapıyoruz ama nerede bilmiyorum.

İçgüdü dengeleri

Bebeklerin içgüdüleri var, annelerin de. Anne neyin üzerinde çok durursa, bebek içgüdüsel olarak tepki geliştiriyor o konuya. Annenin çok önem verdiği şeyler genelde ortalamadan daha sıkıntılı geçiyor. Sanki bebek annesinin onu aşırı korumasına karşı bir denge kurmaya çalışıyor.

9-10 ay uyanmaları
Bozuluyor kardeşim bütün çocukların uykuları bu aylarda. Bulsunlar artık şunun sebebini çaresini. Yazık bu annelere.

Bebekler dışarıda güzel, birarada güzel, anneler de
23 Nisan buluşmasına gittik. Tamam insanlar zaten güzel, bebekler bilinçli ailelerin çocukları. İyi tamam ama ben biliyorum bu çocukların ağladıklarını. Hepsi mi güleç olur, hiçbirinin mi gıkı çıkmaz. Sıra sıra bonbon şekerleri, yemeye doyamazsın. Etkinlikten sonra canım arkadaşlarım Özlem-Serdar ikilisi Yağmur’cuğumla bize geldiler. Ilgaz ve Yağmur evde varlar mı yoklar mı aralarındaki sohbetten anlıyorsun:
Y: Ilgas çocuklar elektiriğe ellemes
I: Hee he (evet anlamındaki), sadece büyükler
Y: Sadece anneler ve babalar
I: ve anneanneler, babaanneler
Y: dedeler, dayılar…

Babalar ve üst bakış
Nurturia’da içeriğin çoğunu anneler üretir. Ama etkinliklerde en çok babalar yorulur. Baba sanki çocuk yetiştirmede bir üst bakış gibi. Operasyona çok dahil olsa, sanki o üst bakışı kaybedecek, anneyi rahatlatamayacak, tabloya dışarıdan geniş bakamayacak.

Sizin tespitleriniz neler? Mim’liyorum: Açalya, Anne ve bebişi, Can’ın Güncesi, Hulya’nın Tuna’sı , OİP, Zenyep ve Beril
(Mim’imi beğenenler beklemesin bana gelsin diye yazsınlar hemen. Bu da Nurturia’nın bana kişisel katkısı oldu, açıldım resmen. Eskiden olsa bir MİM yazar, utana sıkıla, eh isteyen yazsın derdim. Şimdi kendimi durduramıyorum)


18
Mar 10

Atasözü sorusu?

Anne-baba-çocuk işleriyle, çocuk yetiştirmekle, hamilelikle ilgili bildiğiniz atasözleri, deyişler neler? Ben bir-iki tane yazayım:

* Anamın ilki olacağıma dağdaki tilki olaydım.
* Analar taş yesin, yarımşardan beş yesin.
* Hastalandığına yanmam huyu değişir.
* Lohusanın mezarı 40 gün kapanmazmış.


10
Mar 10

O bize bakıyor

“…Küçük bir kız çocuğunun önünde bir buzağı yatıyor. Kız buzağının üstüne bir battaniye örtmüş, sevgiyle onun başını okşuyor.

Televizyon muhabiri, mikrofonu ona uzatarak depremi soruyor. O da buzağının annesinin öldüğünü söylüyor.

… “Sen de üşüyorsun, neden onu örttün?”

“O bize ekmek getiriyor, o bize bakıyor…”

Yazının tamamı için


15
Feb 10

Ilgaz’ın 3. Yaş Günü ve Annelik Becerilerim

Cumartesi günü Ilgaz’ın doğum gününü Psikoloji İstanbul’un Nurturia üyelerine özel olarak düzenlemiş olduğu workshop’ta ebeveynlik becerilerimizi geliştirerek değerlendirdik Gökhan’la birlikte. Bu seminerde öğrendiklerimizi uygulamamız ona verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri olacak.

Bir ateşli doğum günü daha
Ilgaz bir kış bebeği olarak, 3. yaş gününü de ateşlenerek geçirdi. Bir gün öncesinde Aydo’da onun için hazırlanmış partide, önce uykudan yeni kalkmış olduğu için durgun olduğunu düşünüp, sonra anne, anne diye oyunu bırakıp yanıma gelmek istemesini özlediğine bağladıktan sonra, evde yere yatma eğilimini de gördüğümde artık 3 senelik bir anne olarak gece yattıktan sonra ateşinin çıkacağına bahse girebilir hale gelmiştim.

Bu defa ateş konusunda çok daha sakindik. Gece yarısı soyup ılık banyolara falan sokma gibi yorucu-gerici önlemlere girmedim. Akşam ateş düşürücü vermek için ateşini kontrol ederek bizim yatacağımız saate kadar beklemeye niyetliydim ama 24 civarında içi yanmış bir şekilde kalkıp su içince, o sırada vereyim dedim. Yine ertesi gün de halsiz görünmediği için 38 dolaylarında gezinen ateşini düşürmedim. Bitki çaylarını zaten her zaman severek içer. Ihlamurlu, ada çaylı öksürük kokteyllerini dayadık. İştahı olmadığını bildiğim için bu defa şifa yiyecekleri pişirmekle uğraşıp yedireceğim diye ne onu, ne kendimi yordum. Bu zamana kadar geçirdiğimiz en efendi ateşli günlerden birkaçı oldu. Öğlene doğru uykudan önce ateş düşürücüsünü vermenin uygun olduğunu babaannesiyle konuşup, babaanne ve dedesine teslim edip çıktık. O gece de bir kez daha ateş düşürücü verdik ve iki kez terden ıslanmış pijamalarını değiştirdik, su verip yatırdık. Pazar günü ateşi düşmüştü.

Geniş kapsamlı bir doğum günü partisi organize etmemiş olmamın da stratejik bir hareket olduğunu farkettim böylece. Cumartesi günü seminerden dönünce aile içinde mum üfletmek ve pastalı yanaklarından doya doya öpmek için eve yakın bir pastaneden pasta sipariş ettik. Pastacı da mum getirmeyi unutunca, yandaki tablo ortaya çıktı.

Psikoloji İstanbul Nurturia Üyelerine Özel Olumlu Ebevenlik Becerileri Semineri
Seminer anne-baba sayısı alışılmadık şekilde homojen dağılmış süper katılımcıların da katkısıyla son derece interaktif geçti. Sevilay Hanım (Kahveci) ve Tolga Bey (Erdoğan) bize küçük oyunlar bile hazırlamışlardı, detaylarını vermeyeyim, bir sonraki grupta benzerleri uygulanacak olursa sürprizini kaçırmayalım.  Dinlediklerimden beni özellikle etkileyenler:

  • Çocukları motive ederken doğuştan gelen özelliklerini değil, çabalarını vurgulamalı (bu makaleleri de okumanızı öneririm bu konuda)
  • Çocuğun başaracağı şeyler adımlara bölünmeli ve çocuk uzaklardaki hedefe değil, bir sonraki adıma motive edilmeli
  • Ödül ve ceza yönteminin etkisizliği ve karakter gelişiminde olumsuz etkileri tartışıldı. Kitaplarda, kaynaklarda ödül-ceza olduğu da belirtilmeden o kadar çok ödül-ceza öneriliyor ki, bu  konu üzerinde durulması beni ayrıca memnun etti. Farkında olmadan uyguladığımız “ödül-ceza”lar hakkında bir tartışma başlatsak süper olur.
  • Bir anne’nin sorusu üzerine, öfke duymanın ya da öfkeli olmamızın belli olmasının kötü olmadığı ortaya çıktı. Örneğin, çocuğunuz sizin yüzünüze vuruyorsa, öfkelenmeniz son derece normaldir ve kendimizi ne kadar zorlasak da yüzümüz öfkelendiğimizi belli edebilir. “Öfke en doğal insan duygularından birisi sonuçta” dedi Tolga Bey. Düşündüm, çocuğun birinin yüzüne vurduğunda, onun öfkeleneceğini de bilmesi gerekiyor. “Ama eğer öfkelendiğiniz için siz de çocuğa bir tane patlatıyorsanız bu sorundur” dedi.
  • Seanslarda anne-babaların kendi sorunlarını farkedip, çözümü üzerinde düşünebilmeleri çok önemliymiş. Aile içindeki doğal ahengi bozmadan, anne-baba’nın robotik hareket etmesine yol açacak dikte öneriler getirmemeye çalışıyorlarmış. Bence bu pedagog seçerken çok önemli bir kriter olmalı.
  • Aile büyüklerinin çocuğa karşı hoşgörülü yaklaşımlarının, sürekli birarada yaşanmadığı ya da aşırıya kaçılmadığı durumlarda çocuk için rahatlatıcı, bunaldığında başvuracağı güvenli bir rahatlama (belki bir çeşit terapi :) ) çemberi sunabileceği üzerinde duruldu. Bu yaklaşım çok hoşuma gitti. Benim kendi çocuğuma gayet katı olabildiğim bir konuda, ablam yeğenimle ilgili beni uyarmak zorunda kalıyorsa, ve bu tüm anneanne, babaanne, dede, teyze, hala… tayfası için geçerliyse, belki de bunu doğanın onlara biçtiği gerekli bir rol olarak düşünmeli, biraz rahatlamalıyız. Bırakın, anneanne karıştırılmasından rahatsız değilse, onun evindeyken onun çekmecelerini karıştırsın, en azından siz o müdahele etmeden etmeyin dediler.

Bana çok iyi geldi. Katılanlar yorumlarını bu gruba yazabilirler. Katılmayanlar da Psikoloji İstanbul’a grup aracılığı ile ulaşabilir ve sonraki seminerleri takip edebilirler.

(Seminerden fotoğrafları bana ulaştığında grupta yayınlayacağım)


13
Feb 10

Bir devrin sonuna geldik