annelik


6
Sep 11

Ne yapılabilir?

Bir kadın, sahipsiz bir çocuğu alıyor, iki yıl boyunca emek veriyor, kendisini ona vakfediyor, bir aile oluşturuyor.
Bakıcı tutuyor, her türlü ihtiyacını karşılıyor, yanında işe getirip götürüyor, ana okuluna yazdırıyor, öz çocuğu gibi hiçbir ayrım gözetmeden…
Ve birileri çıkıp, iki yıl sonra, “Birilerine ayıp oluyor, çocuğu sizden alacağız” diyor..”

Ayşe Arman bugünkü yazısında 13 Ekim’de davası olan Tinay’dan bahsetmiş. Olayın Tinay açısından korkunçluğu tartışılmaz ama ben asıl Nur tarafından düşünüyorum, o çocuğun neden sevildiği bir yerden alınacağını, bir belirsizliğe gönderileceğini, bütün bu alışma evresini yeniden yaşamak zorunda kalacak olmasının etkilerinin niye göze alındığını anlayamıyorum.

Bir çağrı yapmış Ayşe Arman, görüşünüzü yazın, yardım edin demiş ama net bir yönlendirme yapmamış. Ne yapılmalı? Çocuk esirgeme kurumunu mu aramalı? İçinizde hem görüşünü dile getirmek isteyenler, hem nasıl destek olunabileceği ile ilgili fikri olanlar olabilir diye yazmak istedim. Ne yapılabilir, Tinay ve Nur için?

Güncelleme: Nur’u Tinay’dan almayacaklar

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


23
Dec 10

Emzirme Reformu Mimi ve Anne Sütüne Soyut Yaklaşımlar

Evdeki hummalı oyuncak ve kitap azaltma çalışması sonrası kalanların bilançosu da dahil birçok yazı bekliyor Kitubi’de yazılmayı. Nurturia yüzünden ihmal edilen tek blogun benimki olmayışı ile avunuyorum. Emzirme Reformu mimi geldi, bekletmeyeyim dedim.

(1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?

Mine’nin yazdığına göre, % 1,3 ‘müş.

Amerika’da 2006’da yapılan bir çalışmaya göre (http://www.cdc.gov/breastfeeding/faq/index.htm)

  • % 73,9: en az bir kez emzirmiş
  • % 43,4: 6 aylık olduğunda hala emziriyormuş
  • % 22,7: 1 yaşında hala emziriyormuş
  • % 33,1: 3 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • % 13,6: 6 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş

İngiltere’de 2005’te yapılan araştırma sonuçları ise böyleymiş (http://www.babyfriendly.org.uk/page.asp?page=21)

  • % 35: 1 haftalık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • %  21: 6 haftalık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • % 7: 4 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • % 3: 5 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş

Aşağıdaki tablo bir OECD raporundan (http://www.oecd.org/dataoecd/30/56/43136964.pdf). Maviler 3 ay sadece, kırmızılar 4 ay sadece, yeşiller 6 ay sadece anne sütü (yürü be Macaristan).

6 ay ifadesi jenerik tabi. Bazı şeylerin kulaktan kulağa yayılması için yuvarlak ifadeler kullanılır. Örneğin 6 ay yerine benim uygulamada gözlemlediğim gibi, bebeğin kilo alımında sorun olmadığı sürece başlarda anne sütü, eğer yeterli kilo almıyorsa belirli bir aya kadar anne sütü + formül, belirli bir aydan sonra her iki durumda da ek besin+anne sütü (kimi doktora göre 6 aydan sonra esas olan ek besin, takviye anne sütüdür, kimi doktora göre 1 yaşına kadar aslolan anne sütüdür), sadece anne sütü ile beslenebilmişse bile aşağı yukarı 4-6 ay arasında bir yaşta kilo alımı zayıflarsa bu ek besinlere başlanması anlamına gelir, 6 aylık olduğunda her durumda ek besinlere geçilir ama reddediyorsa ya da bir sorun varsa ve anne sütü ile kilo alıyorsa daha uzun süre bile anne sütü ile devam edilir desek, paragrafı geri dönüp baştan okumamız gerekir değil mi? Demek istediğim şu, ilk 6 ay doktorunuz aksini söylemedikçe sadece emzirin, şüphe duymak her zaman iyidir ama doktorunuzun yaklaşımı güven verici ise o ne diyorsa onu yapın ve kendinizi eksik hissetmeyin. Bardağa her zaman dolu tarafından bakmaya çalışın. Doktorunuz 5 ay kontrolünde bebeğinizin kilo alımı az diye ek besin önerdiyse, bu ille sizin sütünüz yetmiyor diye midir? Belki de bebeğinizin barsak sistemi ortalamadan daha çabuk geliştiği için normal insan gibi beslenmeye daha erken başlamak üzere çevresine vermeye çalıştığı bir işarettir.

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?

6 ay sadece anne sütü (5,5 aylık tattırmaya başladık) verdik. 12,5 aya kadar da katı gıdalara destek olarak emdi.

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?

Hamilelik öncesi ücretli bir işte çalışmıyordum, dolayısıyla doğum izni gibi bir şey hak etmedim.

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?

Bakınız 3. soru

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?

Bakınız 3. soru

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?

Ben bebeğimi toplum içinde emzirmek istemedim. Aslında eşim dışında herhangi birinin yanında emzirirken rahat hissetmedim. Hem benim için çok özeldi, sanki 3 kişinin sizi çok sevdiğiniz birine sarılırken izlemesi gibi rahatsız edici geldi, hem de oğlum aklına akıl düştükten itibaren her sese memeyi bırakıp döndüğü için pratikte de insan içinde emzirmek mümkün olmadı. Bu yüzden emzirme odaları olmayışından çok muzdaribim. 1 aylıkken biberonla tanıştırdım. Yanıma sağılmış süt alır, dışarıda onu verir, eve gelince yeniden sağıp yerine koyardım. Dışarıda kolaylık sağlasa da şiş, sızdıran göğüslerle ortalıkta dolaşmanın ve girer girmez sağma makinesine yapışmanın çok da pratik olduğunu söyleyemeyeceğim.

Benim gibi olanlar için; bir arkadaşım eğer ortalıkta bebeğin emmek isterse bir eczaneden rica et, kapalı odaları vardır, yardımcı olurlar demişti, hiç denk gelmedi ama bir eczacıya doğrulatmakta yarar var. Olur da eczacı yardımcı olmak istemezse insan kötü hissedebilir, buna da hazırlıklı olmak lazım sanki.

Bir de olumsuz Alışveriş Merkezi anım var konu ile ilgili. Bir gün zorunluluktan Cevahir’de 5-6 saat geçirmem gerekti. Emzirme dönemi bitmişti de, alt değiştirmek için aynı gün içinde üç  kez tuvaletin içindeki emzirme/alt değiştirme odasına gitmek zorunda kalmıştım. İlkinde oda kapısı kilitliydi, içeride emziren biri olduğunu varsaydım, uzunca beklemeden sonra içeriden bebeksiz bir bayan çıktı. Her yer ıslaktı ve içerisi nefes alınabilecek gibi değildi. İkinci gidişimde yine kapı kilitliydi ve başka bir bayanın içeride abdest almakta olduğunu fark ettim. Ama Cevahir’de abdesthane de var? Üçüncü gidişimde üçüncü bir bayanı sütyen-külot bir ayağı lavaboda bastım. Kapıyı kilitlemeyi unutmuştu. Cevahir’de abdesthane var da banyo yok tabi, onu hesaba katamadım. Tuvalet kokusunda, altı kirli, mızırdanan çocuk kucağımda geçirilmiş zamanların sıkıntısı ile alışveriş yönetimine bir şikayet yazdım ama yanıt alamadım. İyi ki emzirmek için gitmemişim oraya, çok sinirlenirdim dedim.

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

Doğumdan önce gerek Amerikan Hastanesi’nin doğum öncesi eğitimi sayesinde, gerekse edindiğim broşür, kitapçıklardan epey bir şey öğrenmiştim. Doğumum Amerikan Hastanesi’nde oldu ve Ilgaz’ın içtiği sütün her damlasında oradaki bebek hemşirelerinin hakkı vardır. Bence en kritik anlar şunlardı:

  • Bebek kucağıma ilk verildiği anda verdikleri tutuş desteği
  • Sütümün sadece birkaç damla geleceği ve bebeğin midesinin bir çay kaşığı kadar olduğu bilgisinin verilmesi
  • Bebek uyanık olsun ve ten teması artsın diye emzireceğim zaman bebeğin body’si hariç soyulmasının öğretilmesi
  • Bebeğin çok ağlayacağı, çok emmek isteyeceği, bu sayede sütümün çabuk geleceği bilgisi
  • Hassaslaşmış göğüs uçlarıma evden getirdiğim göğüs pedlerini koyduktan sonra, yapışmış kabukları pedlerle birlikte çekmek suretiyle ince ince kanatma başarım üzerine bebek hemşiresinin elinde bir kutu lanolin ve iki göğüs kalkanı (emzirilmediği zamanlarda takılanlardan) ile belirmesi.
  • İlk günün gündüzü güzelce emip uyuyan Ilgaz’ın gece 23 itibariyle her emip yerine koyuşumdan sonra geri ağlaması üzerine bebek odasını arayıp ama bize gaz çıkartmasını öğretmediniz dediğimde, bu kadar minik bebek gazdan ağlamaz, siz onu istediği kadar emzirin, isterse sabaha kadar yanınızda dursun denilmesi (ertesi gün saat 12’de sünnet için götürülene kadar 11 saat bana yapışık kaldı)
  • Hastaneden çıkışta doktorun göğsümü muayene etmesi, her an sütümün gelebileceği, mutlaka acil bir süt pompası edinmem, hassasiyet olduğunda önce ılık kompres yapıp sağmam, sonra soğuk kompres yapmamın tavsiye edilmesi. Bu sayede olası mastit ve bebeğin şiş göğsü kavrayamaması, emememesi olumsuzluklarının önüne geçilmesi.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

Yakın çevremde beni olumsuz etkileyen hiç kimse olmadı. En başta Gökhan kapı gibi arkamdaydı. Ara ara konu komşudan ben çocuğumun niye ağladığını gayet iyi ayırt ettiğimi düşünürken, “Aç o aç, emzir!” emirleri gelirdi. Bazen gaflete düşer emzirirdim ve Ilgaz’ın derdi gaz olduğu için daha çok ağlardı. Hem onlara, hem de niye dinledim diye kendime kızardım. Bir de Ilgaz iyi kilo aldığı halde beni zayıf görüp sütün azalır diyerek pekmez içmemi, ekmek yememi tavsiye edenler olurdu. O zamanlar çok bilinçsizce gelmişti bu tavsiyeler. Şimdi düşününce belki Ilgaz açısından sorun olmadı ama ben daha enerjik olabilirdim diyorum. 6 aya kadar gündüzleri 2 saatte bir emen bir bebeğin her daim yavaş yiyen annesi olarak yeterli beslenmek için gerekli zamanı ayıramıyordum.

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?

Emzirme reformu çok önemli çünkü sağlık bakanlığı 6 ay sadece anne sütü diye bangır bangır bağırırken bunun pratikte mümkün olabilmesi için çalışma bakanlığı’nın gerekli düzenlemeyi yapamamasını, mevcut düzenlemelerin de uygulanamamasını tutarsız buluyorum. Doğum sonrası izinleri konusunda İskandinav ülkeleri standartlarına hemen erişemeyebiliriz belki ama sırf bu tutarlılığı sağlamamız bile bizi Macaristan istatistiklerine biraz olsun yaklaştırabilir. Bir de emzirme reformunun anne sütüne somut sorunlar üzerinden, ölçülebilir ve objektif bir yaklaşımı var, bu yaklaşımı seviyorum. Mim’in altında sevmediğim soyut ve subjektif yaklaşımın örnekleri de var.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi?

Destek olmak için http://emzirmereformu.com/ adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Emzirme konusu ile ilgili 9. maddede bahsettiğim beni huzursuz eden bazı yaklaşımlar var, epeydir bunlarla ilgili yazmak istiyorum:

  • Anne sütü çok yararlıdır, emzirmek çok güzeldir ve emzirebilmek çok kolaylıktır. Ama anne sütü kaynağının nereden geldiği belli olmayan, nasıl oluştuğu, içeriğinde neler olduğu belirsiz, akıl sır erdiremediğimiz bir kutsal sıvı değildir. Anne sütünün içeriği, vücutta nasıl üretildiği, yararları bellidir. Anne sütünün “bir damlası bile altın değerinde” katılmadığım bir ifadedir. Çocuğun “tek başına” anne sütü ile büyüyebilmesi için ihtiyacı olduğu kadar içebilmesi gerekir. Anne sütü çocuğu başına gelecek tüm kötülüklerden korumayacağı gibi, annenin çocuğa vermekle yükümlü olduğu tek şey de süt değildir.  Çocuk ile anne arasındaki ilişki emzirme ile sınırlı değildir ve hatta bence belirli bir aydan sonra konuşmak, emzirmekten daha yakındır. Çocuk için dişler de dahil tek sakinleşme yolu, tek teselli meme olmak zorunda değildir. Çocuk işinde her zaman yarar/zarar hesabı yapılması gerekir. Anne sütünün promosyonunda, “aman anne çocuğunun tüm ihtiyaçlarını bir kenara bıraksın, gerekirse tüm sosyal ilişkisi bir pompa ile olsun aylarca, yeterki o çocuk o sütü emsin” yaklaşımı varsa, bir daha durup düşünmek lazım diyorum.
  • Çocuğunu belirli bir süre emzirmiş bir annenin kendine göre nedenlerle kesmeyi düşünmesi normal bir durumdur. Burada uzaydan gelmiş muamelesi yapılacak bir şey yoktur.
  • Annelik =Emzirmek değildir. Mesleği gereği, ya da sağlık nedenleri ile emziremeyeceği önceden belirli bir kişi de, emzirmemeyi göze alarak çocuk sahibi olmayı seçebilir. Bu tek başına emzirmeyi seçmiş bir anneye göre daha az sorumluluk sahibi olduğu, ya da çocuğunun daha sağlıksız olacağı gibi anlamlara gelmemektedir.

Emzirme Reformu ile ilgili daha önce yazdığım yazı: Emzirme Reformu ve Baba Sütü 

Nurturia’daki Emzirme Reformu Grubu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


7
Sep 10

Mutlu İlişkilerin Formülü

Gottman’ların ismini ilk kez Malcolm Galdwell’in Blink kitabında okumuştum (amma çok şey okumuşum şu kitapta, sağol Dilek). “Sevgi laboratuvarı”nda çiftlerin 1 saatlik diyaloglarını analiz ederek gelecek 15 yıl içinde evli kalıp kalmayacaklarını % 95 başarı oranı ile tahmin edebiliyorlarmış. Araştırmadan çok etkilenmiştim.

John Gottman’ın Psikoloji İstanbul’un davetlisi olarak İstanbul’a geldiğini duyduğumda çok sevindim.  Aslında buraya asıl geliş amacı ruh sağlığı uzmanları için kapsamlı bir eğitim vermek ama yetişkinlere yönelik de bir eğitim vermeyi kabul etmişler. Çok sınırlı sayıda katılımcının yer alacağı bu eğitimi kaçırmamanızı tavsiye ederim.

6 Ekim’de gerçekleşecek olan  eğitimle ilgili bilgi almak için, www.gottmanciftterapisi.com sitesini ziyaret edebilir ya da 0212 233 28 38 nolu telefondan Psikoloji İstanbul’a ulaşabilirsiniz.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


9
Aug 10

Onun iyiliği için önce Ben

Uçakta güvenlik

Evde Güvenlik

  • Eski çağlardan kalma önce çocuğu doyurma içgüdüsü insanı şaşırtıyor. Aç karnına yemek hazırlamayın, önce hemen bir şeyler atıştırın.
  • İkiniz de uykusuzsanız, kendinize zaman yaratmak için önce onu uyutmak daha iyi gibi görünebilir. Önce kendinizi dinlendirmenin bir yolunu bulun, sonra onun uyku düzeni ile boğuşun.
  • İkiniz de sinirliyseniz, önce sakinleşin, sonra onunla uğraşın.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


25
Jul 10

Beynimin ön lobu

Bugün bir belgesel izledim. İnsan aklı ile ilgili şahane bir BBC belgeseli (Burada Türkçe video’sunu buldum: http://onlinebelgesel.blogcu.com/insan-beyni-bbc-the-human-mind-3-bolum/3845061).

Belgeselin bir bölümünde öfkesini kontrol edemeyen bir yetişkin çocuklarına kötü örnek olmamak için ailesini kaybetmek üzereyken seanslara katılmaya başlıyor ve burada öfke sinyalini veren amigdalasına ön lobunun sözünü geçirmeyi öğreniyor. Amigdalanın metabolizmaya verdiği sinyaller ehlikeyif tepkilere yol açıyor, ön lob kontrolü aldığında ise öfke hissedilse de doğru ve mantıklı davranış sergilenebiliyor.

Devamında çocukların tantrumlarından söz ediyor belgesel. Çocukların beyinlerinin  ön lobu iyi gelişmediğinden kontrol edemedikleri için öfke krizleri (tantrum) geçirebiliyorlar. Öfkelerinin yanında arzularını da kontrol edemiyorlar. Bir grup ilkokul çağındaki çocuk şekerci tezgahı olan bir odaya götürülerek en sevdikleri şekerler seçtiriliyor. Onlara isterlerse şekeri hemen yiyebileceklerini, ya da eğer yemeden 2-3 dakika beklerlerse aynı şekerden 3 tane yiyebileceklerini söylüyorlar. Çocukların hepsi beklemeyi seçiyor. Sonra görevli yanlarından ayrılıyor ve gizli kamera sayesinde yüzlerindeki sıkıntılı ifadelerle nasıl dayanamayıp şekerlerini yemeye başladıklarını ve afiyetle bitirdiklerini izliyoruz 🙂 Azıcık bekleyerek 3 şeker yemek çok mantıklı ama işte azıcık aşım, ağrısız başım.

Evde ön lobu çalışmayan biri olduğuna göre anne-babaların ön lobunun çok iyi çalışması lazım diye düşünüyorum. Acaba çocuklarda bu ön lob nasıl gelişiyor? Yani fizyolojik olarak mı gelişmesini tamamlaması gerekiyor, yoksa yaşayarak, nöronları birbirine bağlanarak mı kontrol mekanizmaları kurulabiliyor? Yani balık yedirmek falan işe yarıyorsa ben haftada iki güne çıkartmaya razıyım. Yoksa öfkesini ve arzularını nasıl kontrol edebileceğini bizi izleyerek mi öğreniyor? Amigdalasının emirlerine uymanın sonuçlarını yaşaya yaşaya mı?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


25
Jun 10

Çok az yaşadım, çok az öğrendim

Öyle durumlar vardır ki, yaşamadan önce empati yapmak güçtür. Çocuğunuzun başına kalıcı hasar bırakan bir hastalık gelmesi gibi. Sanırsınız ki siz böyle bir duruma düşseniz yaşayamazsınız. Kendisini yerine koymaya çalışmaktansa hızlıca tahtaya vurma isteği duyabilir kimileri. Eğer çocuğunuz varsa ve konu çocuklarla ilgiliyse bu his daha da güçlenir. Aslında kendisi de insani olan bu his,  insanın içindeki yaşama, geliştirme ve iyileştirme gücünü ve isteğini çok hafife alır. Kaldı ki, konu çocuğunuzla ilgili ise bu istek ve gücün çarpanı da eminim çok artmaktadır. Nasıl bir duyusunu kaybeden insanların diğer duyuları gelişiyorsa, böyle bir durumda da beynimizde normalde kullanmadığımız, bizde bulunduğundan haberimizin bile olmadığı prosesler, dinamolar çıkıyor tahminen ortaya.

Toplumumuzda olumsuz durumlar yokmuş gibi davranılması çok kötü, hasta çocukları evlere saklamak gibi. Hayatın zorlukları örtülerek kolaylaşmıyor, azalmıyor. Füsun Nurturia’da haber verdi bahsedeceğim blogu.  Kendi ifadesiyle bir “engelli annesi” bu blogda CP (cerebral palsy) tanılı oğluyla geçen günlerini, düşüncelerini, hayallerini, hikayelerini paylaşıyor. Amacının doya doya, dolu dolu yaşayabilmek olduğunu yazıyor. Çok da güzel yazıyor, üstelik sık sık yazıyor. Yalnızca zorlukları değil, kendisinde bulduğu gücü, oğlunu nasıl sevdiğini, onun ne kadar zeki olduğunu, ne kadar güzel geliştiğini de yazıyor. Madalyonun diğer yüzünü, güzel yüzünü de görüyorsunuz yazdıklarında. Bunları okurken şunu düşünüyorum, sıradan bir anneden çok da  farklı değil, sanki her yönüyle çok çok çok daha fazla anne.

Okudukça da ne kadar az bildiğimi düşünüyorum. Yaşamlar hakkında, insan hakkında, başta anne olmak hakkında. Okurken kendim için duyduğum korku ve onun için duyduğum üzgünlüğü bastırıyorum. Eminim ki o bunları yazmadan da zaten yeteri kadar korkanı ve üzüleni vardır. Bilakis çok güzel yazdığı için okumaktan çok keyif aldığım ve ondan yaşama ve anne olmaya dair çok güzel şeyler öğrendiğim için okuyorum. Size de tavsiye ederim.

Pardon, bakar mısınız?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


9
May 10

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Prima

Bu dizide diğer yazılar:

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Çocuğuma ne faydası var?
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Tefal
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Philips Avent
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Komşu Fırın
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar – Prima

Geçtiğimiz hafta Prima Premium Care’in lansmanına davetliydim, yazmaya ancak fırsat bulabildim. Aslında bunu da blog yazarları için düzenlenmiş bir etkinlik sanmıştım ama değilmiş. Biz blog yazarları da sayımızla, duruşumuzla, giyim kuşamımızla ve tabi üzerimize görev alıp bunu yazışımızla biraz haberci pozisyonunda kaldık ortamda (güzel bir pozisyonmuş 🙂 ).

Prima lansmanını Şengül Pallı’nın çekmiş olduğu ünlülere ait doğum fotoğrafları sergisi ile birleştirmiş. Fotoğrafların arasında bebeğiyle resmi bulunan Ayşe Arman da lansman sırasında Şengül Pallı ve Sabiha Paktuna ile röportaj yaptı. Lansmanı duyurduğu yazısında böyle söz etmiş Ayşe Arman Prima’dan.

Biz de bu vesile ile tanışmış olduk Ayşe Arman’la, pek güzel oldu. Detaylarını Çocukla Çocuk yazmış.

Ben de kendimi yazar havasına kaptırarak kitap meselesini sordum Sabiha Paktuna’ya röportajı sırasında. Detayları Özgür Anne yazmış.

Bu arada ben gecikmeden lansmanı yazayım diye zaman bulmaya çalışayım, Nurturia’da Prima Premium Care’in nasıl bir bez olduğu tartışılmaya başlandı bile, deneyenler yorumlarını soruya yanıtlarda yazsınlar.

Ayşe Arman o gün röportajdan oluşacak gelirin bir anneye bağışlanacağını söylemişti. Bugün detaylarını yazmış, çok duygulandım. Ayşe Arman ve Prima bir çocuk için, bir anne için bir şey yaptılar. Helal olsun.

Nehir için Ne Yapabiliriz?
Aklıma Nehir geldi. Acaba Ayşe Arman Nehir ve ailesi için bir şey yapabilir mi?

Bu vesile ile ben de Anneler Günü’nde size Nehir’i haber vermiş olayım. Nehir çocukluk döneminde en sık rastlanan kanser türlerinden biri olan neuroblastoma ile boğuşuyor. Açalya anneler günü hediyelerimizi Nehir’e bağışlamamız için bir çağrı yapmıştı. Biz öyle yaptık. Bu sayfadaki bilgilerden siz de Nehir’e bağış yapabilirsiniz. Ya da aklınıza gelen yardım toplama fikirlerini Nurturia’da Nehir’e yardım için kurulmuş grupta iletebilirsiniz.

Güncelleme: Ayşe Arman’ın 8. Yardımı Nehir’e

Güncelleme – II: Ne yazık ki 4 Eylül 2010’da Nehir’i kaybettiğimizi öğrendik annesi Zeynep Hanım’ın blogundan. 7 Eylül’de çok sevdiği bebek parkının yanındaki camiden pembe balonlar ve göz yaşları eşliğinde uğurlandı Nehir. Acısı yüreğimizde.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


7
May 10

Türk annesi

Türk kültüründe bebek konularına ara ara değiniyorum. Hülya Nurturia‘da haber vermiş Esra Sert‘in yazısını, keyifle okudum 🙂 “Türk bebeği sürekli üşür, hep açtır ve her an hasta olmak üzeredir”

Türk usulü ebeveynlik ne demek, en iyi hard core Türk usulü büyütülen acemi anne bilir. En iyi Türk anası, çocuğunu en sıkı giydirendir. Bu nedenle olsa gerek, hamile kaldığınızın duyulduğu gün eve yün hırka ve yelek yağar. Üstelik çocuğun, diyelim Ağustos’ta doğacak olması da durumu değiştirmez.

Çünkü Türk kara sahası ‘’eser”. Coğrafi olarak Batı ile Doğu arasında sıkışıp kaldığımızdan mıdır nedir, tüm ülkede koca bir türbülans vardır ve bu türbülans, küçük bebekleri hasta etmek için fırsat kollar. Zaten esmese de ‘’sabahları serin olur”. En iyisi  üç beş yün yelek bir kenarda dursundur…

Ben de anneler günü vesilesi ile yeni analarımızın “dark side”dan uzak olmasını dilerim.

Bu yazılara da bakın:
Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı
Yanlış bilinenler (3) – bebek bakımı
Anne bir buz daha ver
Çocuğunuzun iyi uyumasını istiyorsanız, odasını serin tutun
Befunky – Master Yoda

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


26
Apr 10

Kısa kısa tespitler

Annem güzel annem
İnsan anne olduktan sonra annesinin değerini 3 kat daha iyi anlıyor. Anneler anneleri geleceği zaman seviniyor, gideceği zaman üzülüyor. Bir de ben annemin yaşına geldiğimde çocuğum için annemin bana yaptıklarını yapamayacağım duygusu geliyor.

Yemeyen çocuk ve obezite ikilemi
Annelerin canını sıkan önemli konular arasında bebeklerinin beslenme sorunları geliyor. Ama yoksulluk sınırının altında olmadıkça çocukluk çağında az beslendiği için sağlıksız olan çocuk yok gibi. Tersine obezite önemli bir sorun. Bir yerde yanlış yapıyoruz ama nerede bilmiyorum.

İçgüdü dengeleri

Bebeklerin içgüdüleri var, annelerin de. Anne neyin üzerinde çok durursa, bebek içgüdüsel olarak tepki geliştiriyor o konuya. Annenin çok önem verdiği şeyler genelde ortalamadan daha sıkıntılı geçiyor. Sanki bebek annesinin onu aşırı korumasına karşı bir denge kurmaya çalışıyor.

9-10 ay uyanmaları
Bozuluyor kardeşim bütün çocukların uykuları bu aylarda. Bulsunlar artık şunun sebebini çaresini. Yazık bu annelere.

Bebekler dışarıda güzel, birarada güzel, anneler de
23 Nisan buluşmasına gittik. Tamam insanlar zaten güzel, bebekler bilinçli ailelerin çocukları. İyi tamam ama ben biliyorum bu çocukların ağladıklarını. Hepsi mi güleç olur, hiçbirinin mi gıkı çıkmaz. Sıra sıra bonbon şekerleri, yemeye doyamazsın. Etkinlikten sonra canım arkadaşlarım Özlem-Serdar ikilisi Yağmur’cuğumla bize geldiler. Ilgaz ve Yağmur evde varlar mı yoklar mı aralarındaki sohbetten anlıyorsun:
Y: Ilgas çocuklar elektiriğe ellemes
I: Hee he (evet anlamındaki), sadece büyükler
Y: Sadece anneler ve babalar
I: ve anneanneler, babaanneler
Y: dedeler, dayılar…

Babalar ve üst bakış
Nurturia’da içeriğin çoğunu anneler üretir. Ama etkinliklerde en çok babalar yorulur. Baba sanki çocuk yetiştirmede bir üst bakış gibi. Operasyona çok dahil olsa, sanki o üst bakışı kaybedecek, anneyi rahatlatamayacak, tabloya dışarıdan geniş bakamayacak.

Sizin tespitleriniz neler? Mim’liyorum: Açalya, Anne ve bebişi, Can’ın Güncesi, Hulya’nın Tuna’sı , OİP, Zenyep ve Beril
(Mim’imi beğenenler beklemesin bana gelsin diye yazsınlar hemen. Bu da Nurturia’nın bana kişisel katkısı oldu, açıldım resmen. Eskiden olsa bir MİM yazar, utana sıkıla, eh isteyen yazsın derdim. Şimdi kendimi durduramıyorum)

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


18
Mar 10

Atasözü sorusu?

Anne-baba-çocuk işleriyle, çocuk yetiştirmekle, hamilelikle ilgili bildiğiniz atasözleri, deyişler neler? Ben bir-iki tane yazayım:

* Anamın ilki olacağıma dağdaki tilki olaydım.
* Analar taş yesin, yarımşardan beş yesin.
* Hastalandığına yanmam huyu değişir.
* Lohusanın mezarı 40 gün kapanmazmış.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.