Yedi sülalesi ile birlikte kendisi de alerjik bünyeli olan biri olarak zaman içinde alerjik bünyemin ve alerji ile ilgili görüşlerimin nasıl değiştiğini paylaşmak istedim.
Çikolata, şeker: Çocukluğum boyunca çikolata, şeker, boyalı bütün şeyler bana alerji yapardı. Bana alerji yaptıkları için çok sınırlı verilirdi bunlardan (gerçi hiçbir abur cubur aşırı alınmazdı bizde zaten). Bunlardan görece çok miktarda tükettiğim her bayramdan sonra her tarafım kırmızı kırmız dökerdi. Ayak parmak aralarımda çıkardı bazen ve kaşıntı yüzünden okula terlikle giderdim. Yalnız alerji de kaşınır ya, her an alerjimin durumunu bilir, neremde kaç tane var sayar, hangisi hafiflemiş hangisi azmış çok iyi takip ederdim.
Baktrim: Ortaokul civarında grip oldum, baktrim kullandım. Kızarıklıklarım oldu, hemen doktora sordu annem, baktrim yapmıştır dedi doktor. Bir daha kullanmayın, ilaç alerjileri tehlikelidir, bir sonrakinde daha kötü etkileyebilir dedi.
Evcil Olmayan Haşerat: Özellikle yabani yerlerin sineklerine karşı alerjim vardı. Ne zaman tatile, sayfiye yerine gitsem, ısırılan her yerim şişerdi. Bir defa dizimin tam altında dizimle aynı büyüklükte bir kırmızı şişlik çıkmıştı. Üniversitedeyken bir kez arı soktu. Hemen buz koyup koşarak revire (mediko) gidip iğne oldum. Koşturduğum 1-2 dakikalık süre içinde buza rağmen şişlik el bileğimle dirseğim arasındaki bölgeyi kaplamıştı. İğneden sonra şişin inip kızarıklığın geçmesi tam bir gün sürdü. Bu zaman zarfında tahmin edebileceğiniz üzere ben sıklıkla koluma bakıp, ara ara şişliği yoklamaktaydım. Üniversite yıllarının sonlarına doğru ablamlarla Çubuklu barajının yakınında çadır macerasına giriştik. Sineklerin ısırmadığı yerim kalmadı. Soktukları an yanarak kaşınmaya başlıyordu. Ertesi gün bahsettiğim diz altı şişliğinden belki 20-30 tane vardı. Bütün vücudum şişlik dolmuştu. Bacaklarımdaki şişlikler öyle zonkluyordu ki ayakta duramıyordum. Antihistaminiğin üstüne bira içip ancak uyuyabildim. Evde yalnızdım (Ankara’da). 17 ağustos gecesi ablamların telefonu ısrarla çaldırması üzerine zorlukla yataktan kalktım. Büyük deprem olmuştu. Olan biteni duyunca şişlikleri unutmuştum. Gariptir, kendimi düşünmeyi unuttuğumdan mıdır nedir, hızla geçtiler. Bir daha da sinek ısırığı yüzünden o denli bir şişlik olmadı.
Parfüm: Ne zaman marketlerin deterjan, sabun reyonlarına, kozmetikçilere girsem hapşırmaya başlardım. O yüzden parfüme alerjim olduğuna karar verdim.
Güneş: 21 yaşına kadar güneşin altında cayır cayır kavrulurdum ama güneş alerjisi diye bir şey duymamıştım. Güneş koruyucu kullanmaya başlamamdan bir-iki yıl sonra güneş alerjisi başladı. Yine çocukluğumda, hatta ozon tabakasının en delik olduğu dönemde bile tüm arkadaşlarım ve ailem topluca koruyucusuz biçimde kabuk kabuk soyulana, kimileri su toplayana kadar yanarken kimse alerji olmazdı. Güneş koruyucusu çıktı, mertlik bozuldu. Şimdi mümkün mertebe bir şey sürmüyorum ve alerji de olmuyorum. Öğle güneşinde güneşe çıkmıyorum tabi ama koruyucu sürdüğüm zamanlarda da çıkmıyordum, akşam güneşinde bile alerji oluyordum ama.
Kızartılar: Sonra yüzümde dönem dönem kötüleşen bir takım kızarıklıklar peydah oldu. Hemen onların alerji olduklarına karar verdim (ve daha birçok şeye). Alerji merhemi sürdüm, beter oldular.
Kütürdet Beni Rutubet: Sonra İstanbul’a taşındım. Biraz rutubetli de bir evimiz vardı. Sabahları burnum tıkanık ve kaşınır şekilde kalkardım. Sonra sabahları öksürük tutardı (sigara da içiyordum o ara). İstanbul’un nemi, evin rutubeti derken alerjik-astıma çevirdiğine hükmederek doktora gittim.
Ünlü Alerji Doktorunun Teşhisi
Gittiğim doktor, İstanbul’un civcivli bir caddesinde mütevazi sayılabilecek klinikti. Hacettepe mezunu baba-oğul alerji işinde çok ünlü iki doktor hizmet veriyordu klinikte. Beni baba olanı gördü. Şikayetlerimi ve alerji geçmişimi anlattım. Cildime, burnuma, gözüme kulaklarıma baktı. “Çok klasik bir tablo.Astım başlangıcı, bunun tek kalıcı tedavisi aşı. Ama aşı düzen ister, 4-5 yıllık bir tedavidir. Bazıları yarım bırakıyor ve sonra işe yaramadı diyorlar. Düşünün, iyice karar verin, sonra gelin.” dedi. Test yapmayacak mısınız, nelere alerjim olduğunu öğrensem, dikkat etsem dedim. Testi aşıdan önce yapmıyoruz, diyelim çok sayıda şeye alerjiniz çıktı, hangi birinden sakınacaksınız dedi. 3 tane antihistaminikle, bir de kitapçık verdi. Antihistaminiklerin uzun süre kullanılması gerekiyormuş işe yaraması için. Şikayetlerimi geçirdikleri söylenemez ama pek uykumu getiriyorlardı.
O kitapçığı okuyunca onca sene alerjiğim diye gezip, aslında alerji hakkında pek de bir şey bilmediğimi fark ettim. Sonra bir alerji konulu GEO, tesadüfen okuduğum birkaç makaleden sonra daha da değişti alerji ile ilgili düşüncelerim.
Uyanık Cildiyeci
Bir gün bir cildiyeciye gittim. Tabi cildiyeciye gittim ya, ilk anlattığım şey alerjilerim. İlle manipüle edeceğim doktoru. Neyseki bu doktor uyanık çıktı. Test yapalım alerjiniz için dedi. Yüzümdeki kızarıklıkların alerjik olmayabileceğini söyledi. Kanda küf ve toz için alerji testi yapılabiliyormuş. Ortaya çıktı ki benim toza ve küfe alerjim yokmuş. Cildin de, dolayısıyla burun mukozan da çok hassas dedi doktor. Parfüm alerjim olmadığı da böylece deşifre oldu. Çikolata şeker olayı ergenlikten sonra geçmişti zaten. İstanbul’daki kavaklar kesildiğinden beri polenlerle, daha doğrusu baharla da aram düzelmişti. Böylece birden alerjisiz kalakaldım ortada. Bir baktrime alerjim kaldı ama onu da tedavülden kaldırmışlar. Kendimi bildim bileli alerjim vardı oysa.
Kendini Dinlemeyi Bırakmak
Hamilelik ve emzirme döneminde antihistaminik içemedim. Bu zaman zarfında kendimle de pek ilgilenemedim doğrusu. Siyah noktalarımı bile sıkamadım desem yeridir.
Ilgaz’ı gördüğümde onun görüntüsü hakkında aklımdan geçen ilk izlenim “beyaz”dı. Benim gibi beyaz. Oysaki Gökhan’ın esmer genlerinin benim üfürükten beyaz genlerimi döveceğinden ve Ilgaz’ın benim gibi hassas cilt ve güneş yüzünden çekmeyeceğinden emindim. Bu bir çeşit hayal kırıklığı idi. Yalnız yukarıda anlattığım tecrübelerden dolayı, Ilgaz’ın alerjik olduğu düşüncesine fazla kaptırmadım kendimi. Zaman zaman kuruyan ve sürtünmeye maruz kalan bölgelerindeki egzamaya rağmen. Alerji konusunda uzmanlığı olan doktorumuzun genelleme ve şipşak tanı koymaktan uzak duruşu da bu konuda çok yardımcı oldu. Hemen her kontrolde burun tıkanıklığından, cilt kızarıklıklarına, egzamasına, henüz alerjik olduğunu düşünmek için çok erken, çoğu bebekte bunlar zaten olur, zamanla geçebilir, geçmeyebilir de diyordu. Yeni gıda tanıtırken çok dikkatli olmamız, hep önce az miktarlarda vermemiz konusunu çok vurguluyordu sadece.
Ilgaz’a alerjen denilen çilek, kivi gibi tüm besinlerden ilk tattırdığımızda minik kızarıklıklar çıktı vücudunda. Bunların çoğunu vermemeye dikkat ettiğim halde bir şekilde karambolde ikinci kez tattı ve ikincilerde aynı şekilde kızarıklık yapmadı.
Ben Alerjik Değilim, Sensin Alerjik!
Sonra bir gün düşündüm, ne zamandır antihistaminik içmiyorum. Yıllar olmuş, eksikliğini hissetmemişim. Kendi kendime ilan ettim, alerjim yok benim artık, o uyutan haplardan da içmiyorum. Oğlum da alerjik bünyeli değil, babasına çekti o
Alerji Hakkında Zaman İçinde Oluşan Görüşlerim
- Bilmeyenler için alerjinin bir bağışıklık sistemi saçmalaması olduğunu yazmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Gıda boyasının bana zararlı olduğu için alerji yaptığını düşünürdüm. Tam da öyle değilmiş aslında. “Zararlı olmayan şeyi benim bağışıklık sistemin zararlı sanıyormuş, vay zevzek” olarak görmek, benim gözümde alerjiyi küçülttü, tek başına bu bilgi bile plasebo etkisi yapabilir.
- Bazı insanların alerjiye yatkın olduklarını kabul etmemek mümkün değil. Ama alerjik bünyeliyim, her şeye alerjim var, ya da bu kronik bir hastalık diye düşünmek yerine, “şuna alerjim var şu anda, bakalım belki bir zaman geçer” diye düşünmelerinin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
- Çocukların, hatta bebeklerin yanında alerjik bünyeli olduklarının sohbetinin fazla yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bazı çok ciddi alerjisi olan çocuklar var, bir şeyi hiç yememesi gereken, elbette bunlar bu durumu bilip dikkat edecekler. Ama ben çok daha hafif durumlarda bunun çok fazla konu edildiğine ve çocuğun daha gıdayı ağzına koyarken bağışıklık sistemini huzursuz ettiğine inanıyorum. Bence çok ciddi alerjiler bile, ki ablamın aspirin alerjisi gibi, zamanla geçebilir, ciddi alerjisi olanlar da öyle düşünmeye teşvik edilmeli (ablamın aspirine alerjisi vardı ama tüp bebek tedavisi için gayet güzel aspirin kullanabildi).
- Stresin alerjiyi olumsuz etkilediği biliniyor. Ben stresler içinde en kötü etkileyenin alerji olma stresi olduğunu düşünüyorum. Hatta kendinizi dinlemekten alıkoyan, dikkati başka şeylere yoğunlaştıran türde streslerin, telaşların alerjiyi geçirdiğini bile düşünmeye başladım.
- Tüm alerjilerin bağışıklık sistemini dürtükleyen durumlarda geçme potansiyeli olduğuna inanıyorum, hamilelik gibi.
- Uzun süre antihistaminik kullanıldığında antihistaminiğin fayda etmemeye başladığına dair bir kanım var. Bence çok ciddi rahatsızlık vermeyen şeyler için, özellikle de bir şeyin alerji olduğu kesin teşhis edilmeden antihistaminik içmemek lazım. Daha ciddi durumlar için saklanmalı.
- Alerjilerde hep korunma esası vardır. Acaba buna alternatif olarak azar azar, sık sık maruz bırakarak alıştırma gibi bir yöntem denenmiş midir? (bu yönde bazı makaleler okudum ama, daha çok istatistiğe dayalıydı, kontrol grubu ile yapılmış deney değildi).
- Bebek arkadaşları genç yaşta toz, toprak, böcek, hayvan, sap, saman türü şeylerle tanıştırmanın alerjiyi azaltacağını biliyorum (bahsi geçen makalelerden). Alerjiyi önlemek için doğala yönelme eğilimi hakimdir. Peki en doğalı en iyisidir yaklaşımı ile zararlı olduğu kesin kanıtlanmamış bir takım işlenmiş ya da değişime uğramış maddelerden onu izole ederek (özellikle hayat boyu korumamız zor olan şeylerden) bağışıklık sistemine büyük bir kötülük yapıyoruz olabilir miyiz acaba? Doğa değişime uğruyorsa, insanın metabolizmasının da bir miktar adaptasyon yeteneği var, onu tamamen elimine etmek doğru mu? Özetle korumacı yaklaşım alerjiyi besliyor mu?