çocuk eğitimi


14
May 10

Dil gelişimi için nasıl konuşmalı

Çocukla konuşurken onu efendi yerine koymak dil gelişimi için yararlı. Talking Seriously With Children Is Good
for Their Language Proficiency
makalesinden tercüme:

“Yetişkinlerin 3-6 yaşlar arasındaki çocuklarıyla iletişim tarzları dil becerisi edinmede büyük rol oynuyor. Alman araştırmacı Lotte Henrichs sohbetlerde adam yerine koyulan çocukların “akademik dil” becerisi için gerekli alyapıyı erkenden kazandıklarını belirtiyor.

Çocuklar ilkokulda belirli bir tür dile ihtiyaç duyuyor: akademik dil. Akademik dil bağımsız yeni bir dil değil, ama öğretmenlerin kullandığı ve öğrencilerinin de kullanmalarını bekledikleri dil. Bu dil öğrencilerin dersleri anlamalarına ve öğrendiklerini ifade edebilmelerine. Akademik dilin karakteristik özellikleri arasında zor, soyut kelimeler ve kompleks cümle yapıları yer alıyor. Tartışma ve analiz metotlarına uygun cümlecik ve bağlaçlar içeriyor ve kulağa bilimsel geliyor.

Farkı aileler yaratıyor
Henrichs, çocukların anaokulunda da akademik dille karşılaştıklarını belirtiyor. Zaten öğretmenlerinden epeyce akademik dille kurulmuş cümle duyuyorlar ve kendilerinden de kullanmaları bekleniyor. Evde ne kadar akademik dil konuşulduğu aileden aileye çok değişiyor.   Bunun en önemli bölümünü ailelerin diyaloglarında çocuklarına nasıl yaklaştıkları oluşturuyor. Eğer çocukların diyaloglara anlamlı katkılarda bulunmaları fırsatı verilirse, genellikle kendiliklerinden doğal bir şekilde akademik dilin karakteristiklerini kullanarak konuşuyorlar. Buna ek olarak akademik dil anne ve babaların çocuklarına ne kadar okuduklarına, hikayeler anlattıklarına ve ilginç konular üzerinde sohbet ettiklerine bağlı olarak da gelişiyor.

Lotte Henrichs bu araştırmada küçük çocukların bu dil becerisini nasıl edindiklerini ve bunda çocuğa bakanların ve okulun etkisini gözlemledi. Geniş araştırma programında Henrichs 36 yaş arasındaki 150 çocuğu 3 yıl boyunca izledi. Çocukların hepsi  Hollanda’da yaşayan Türk, Fas’lı ve Alman ailelerde yetişmekteydi. Bu grubun içinden 25 Alman ailelik bir grup ayrıca derinlemesine incelendi.”


13
May 10

Montessori veli inisiyatifi okulu – kuruluş toplantısı

Montessori veli insiyatifi okulunun ile ilgili toplantılar devam ediyor. Ben de kuruluş toplantısını haber vermek istedim katılmak isteyenlere, detaylı bilgi için



11
May 10

Bebeklere iyi ve kötüyü öğretmek

Banu Nurturia’da paylaşmış. Bebeklerin iyiyle kötüyü ayırt etmesi hakkında:

http://video.nytimes.com/video/2010/05/04/magazine/1247467772000/can-babies-tell-right-from-wrong.html

Videoda küçük bebeklere kukla sahneleri gösteriliyor. Sahnelerde bir kötü bir de iyi karakter var. Sahnelerin bitiminde bebeklerden kuklalardan birini seçmeleri isteniyor. Bebekler belirgin şekilde iyi, yardımsever kuklayı tercih ediyor. Videonun sonu da biz çocuklara dünyadaki iyi ve kötü insanları öğretmeye çalışaduralım, onlar zaten bununla doğuyorlar şeklinde bağlıyor.


10
May 10

Televizyonun etkisi üzerine bir araştırma daha

Yalnızca dil gelişimini değil, matematiği de olumsuz etkiliyor:

…Araştırmaya göre, 2-4 yaşındaki çocuklarda aşırı televizyon izlemek matematik dersindeki başarının yüzde 6, hafta sonu fiziksel aktivitenin yüzde 13, genel fiziksel aktivitenin yüzde 9 azalmasına neden olurken, sınıftaki diğer çocuklar tarafından dışlanma riskinin yüzde 10, şekerli gazlı içecekler tüketiminin yüzde 9, atıştırmanın yüzde 10, 10 yılda vücut kitle indeksinin ise yüzde 5 artmasına yol açıyor.” (Haberin tamamı için)

Nurturia’dan:
Çocuklar için Bilgisayar ve Televizyon
Obezite ve Televizyon
Bu çocuklar neden artık geç konuşuyor?
Bebeğim televizyondaki bebek kanallarını izleyebilir mi?

Özgür Anne’den
Televizyon Neden Kötü Bir Bakıcıdır?
Bebekler ve Televizyon


7
May 10

Etkisiz Disiplin Yöntemleri

Önce emeklemeye başlar, sonra yürür, mama sandalyesine sığmaz olur, bir gün yataktan atlayıverir, açarsınız parmaklıkları… Dolu dizgin büyür çocuk, biraz da delidir her çocuk gibi. Tuvalete gitmesi, ellerini yıkaması, yemeğini oturarak yemesi, zamanında yatması, duvarları çizmemesi temenni edilir. Anne baba da şaşırır bazen, nasıl eğiteceğim, kendi kurallarımı, hayatın düzenini nasıl öğreteceğim diye. Bu işler için yazılmış çizilmiş yöntemler de vardır. Bizim eve de kısa süreler uğrayıp hızla kaçmış olan bazı eğitim/disiplin yöntemlerini neden etkisiz bulduğumu yazmak istedim. (Nurturia’da da Elajan sormuştu, ne zamandır yazmak istiyordum denediğim disiplin yöntemlerini)

Ödül-ceza
Bunu uzun uzun irdeleyen yazılar bulabilirsiniz, bir tane tercüme de ben yayınlamıştım. Özetle ödülle bir şey yaptırıyorsanız, çocuk davranışa değil, ödüle odaklanır. İlk anda işe yarıyor gibi gözükür, sonra ödülü gitgide arttırmanız gerekir. Ceza (mesela sevdiği bir şeyden alıkoymak) ilk seferinde işe yarar gözükür, sonra cezayı takmaz, cezayı da mı dinlemiyor diye kendinizi daha aciz hissedersiniz ya da sinirlenirsiniz. Çocuk özellikle sizin ilginizi çekmek için bir takım yapmaması gereken şeyleri yapıyorsa ceza işleri daha da zorlaştırır. Çünkü ona ceza ile de olsa bu ilgiyi vererek hem ödüllendirmiş , hem de davranışın üzerinde durarak onu pekiştirmiş olursunuz. Ilgaz’ı bezden çıkartırken ne akla hizmetse ufacık şekerler vermiştik birkaç gün lazımlığa çiş ya da kaka yaptıkça, çok da işe yarıyor gözüküyordu. Belki de tek zorlandığımız alan olmasında etkisi olmuştur bu şekerlerin. Bunun dışında ödül-ceza uygulamadık bilerek ama farkında olmadan uygulayıp, sonradan ödül-ceza olduğunu fark ettiklerimiz oldu.

Mola (Time-out)
Sorun çıkartan çocuğu bir süre eylemsizlik haline sokmaya deniyor Mola. Eğer çocuğun canı sıkılacak ya da sevdiği bir şeyi yapmaktan alıkoyulacak şekilde düzenlenirse bu da bir tür ceza. Eğer sadece sakinleşmesi için yapılıyorsa sıklaştığı anda oyuna dönüşüyor. Bir ara Ilgaz yatağından kalkıp kalkıp geliyordu, biz de kanepede biraz oturtuyorduk, sonra yatırınca uyuyordu. Başta pek hoşumuza gitmişti işe yaradı diye. Kısa sürede bunu da takmamaya başladı. Ilgaz’ın hayatında en geç uyuduğu dönem haline geldi gitgide. Zaten bunu nereye bağlayabilirsiniz ki, çocuğu güzelce yatır, sev, sonra kalksın, salonda oturt ama onunla konuşma, sonra orada uyuklasın tekrar götür yatır. Böyle akşam rutini mi olur? Eğer adına hiç mola, yöntem falan denmeden, gerçekten biraz sakinleşmek için anne ya da baba izin istiyorsa, ya da çocuktan biraz uzak durmasını rica ediyorsa, seyrek olmak şartıyla bence etkili. Hani bir arkadaşınızla çok tartışırsınız, tartışma uzlaşılamaz bir noktaya gelir ve “abi bi dakika, biraz sinirlendim şimdi mantıklı yaklaşamayacağım, sonra konuşalım” dersiniz, işte bunun gibi. Ama ideali zaten bu noktaya gelmemesidir ve planlı, hesaplı yapılırsa bence yine sonu etkisizliktir.

Başarı Çizelgesi / Gelişim Tablosu
Ilgaz’ın taşınma/okula başlama/okul değişimi sürecinde bozulan tuvalet alışkanlığına çözüm bulur mu ümidiyle daha önceden bildiğimiz bir pedagoga gittik. Arada tuvaletle ilgili konular çok sırıtmasın diye tüm aktiviteleri içeren bir tablo yapmamızı, güzel yaptığı her şey için bir çıkartma vermemizi söyledi. Uyanamadım bunun da bir ödül sistemi olduğuna. Ilgaz da çıkartma sever ya, iyi olur diye düşündüm. Kuralları da var; yalandan vermeyeceksin, hemen vereceksin, ertelemeyeceksin. Elini yıkadın, koş koş kurula, sticker. O sticker’ı istemem bunu isterim, yok düzgün yapışmadı, oraya değil buraya. Zaten çocuğun modu yok, nasıl üstünü giyerken ayak diretiyorsa, aynısını çıkartmalara da yapıyor. Kaç taneydi elini yıkadın, çişini yaptın tuvalete, bu da üstünü kendin giydiğin için. Zaten giydirmek yatırmak mesele, bir de araya sticker işi girdi. Dışarı çıkacağız yanımıza mı alalım sticker’ları dönüşte mi yapıştıralım? Kim tutacak aklında kaç kez işedi, elini yıkadı? İlk gün çok iyi gidiyordu, sonra bir kez koşturdu tuvalete yetişemedi. Beti benzi attı, sonra ertesi gün önceki halinden de beter oldu. Her durumda günlük hayata uyarlaması çok zor, hiç pratik değil ve yapay.

Kitapları, yöntemleri okuyabilirsiniz ama kullanım kılavuzu gibi birebir uygulamaya çalışmak insanı çok bunaltıyor. Birisi size önce şunu yapın, sonra bunu yapın, ama şu kısmı böyle olmasın şeklinde bir şeyler öneriyorsa sonuçta size bir yöntem öneriyordur. Gerçekten sizin durumunuz için düşünülerek önerilmiş özel bir yöntemse ve ödül-ceza gibi çok kısa vadeli değilse, belki yangın söndürmek için kullanabilirsiniz. Örneğin bizim bahsettiğim dönemde yaşadığımız gibi her şey birbirine girdiyse. Ama ideali kendi yapınıza uygun bir dille doğal bir anne-baba-çocuk ilişkisi geliştirmeye çalışmak bence. Farklı aile tutumlarının avantaj-dezavantajları ve işe yarayan yaklaşımlarla ilgili de yazmaya çalışacağım.


11
Apr 10

Montessori veli inisiyatifi okulu – toplantı

İstanbul’da Montessori veli insiyatifi okulu açılması için bir girişim başladı. İlgilenenler için bir toplantı düzenleniyor:
Tarih: 18 Nisan 2010
Saat: 14.00 – 16.00
Yer: ByOtell (güncelleme, yer Psikoloji İstanbul’du, talep yoğunluğundan daha geniş bir mekana alındı)
Adres: Saniye Ermutlu Sok. No:3 Kozyatağı İSTANBUL
Telefonlar: 0216 571 61 00

Toplantı Programı

14.00-14.45 Montessori Eğitimi  Bilgilendirme
Semineri

Konuşmacı: Emel Çakıroğlu Wilbrandt

14.45-15.00 Montessori Eğitimi Slayt Gösterimi

15.00-15.30 Almanyadaki Okul Modelinin Tanıtılması

Konuşmacı: Emel Çakıroğlu Wilbrandt

15.30-16.00 İstanbuldaki Veli İnisiyatifi
Montessori Okul Projesinin Tanıtılması ve Soru – Cevap

Konuşmacılar: Emel Çakıroğlu Wilbrandt ve kurucu
velileri temsilen Gökçe Dinler Çelen, Seda Aydın Ödüklüoğlu,
Yasemin Erdin Tavukçu

Detaylar ve kayıt için


24
Mar 10

Birazcık daha uyuyayım

Kuzey Tyneside’da Monkseaton Lisesinde ekimden beri dersler bir saat geç başlıyormuş (saat 10′da). Genel devamsızlık %8, sık devamsızlık yapma oranı %29 oranında düşmüş.

Daha önce Oxford’da yapılan araştırmalarda bu durum öngörülmüş. Yapılan hafıza testlerine göre zor sınavların öğleden sonra yapılması gerekiyormuş. Profesör Russell Foster, ergenlikte vücut saatinin ileri kaydığını, çocukların uyanma sorunlarının tembelliklerinden değil, biyolojik ihtiyaçlarından olduğunu belirtmiş.

Profesör Roenneberg de eğer ergenlik çağı çocuklarını çok erken kaldırmanın saçma olduğunu, eğer erken kaldırılırlarsa uykunun en önemli bölümünü kaçırdıklarını ve bilgiler uykuda yerleştiği için bunun önemli bir kayıp olduğunu söylemiş.

Haberin tamamı için (ingilizce)

————————————–

Ilgaz her sabah karşı okulun düğün salonlarına layık ses sisteminden yayılıp tüm mahalleyi kaplayan açılış gürültüleri ile uyanıyor (peki hafta sonları neden uyanıyor? bilmiyorum). Yani o çocuklar saat 7′de çoktan orada olduklarına göre kaçta uyanıyorlar. Zaten hiç mutlu gözükmüyorlar.

Ayrıca bu konu bana Ilgaz’ın ev dışında geçirdiği sürenin uzunluğunu düşündürdü yine. Bu konuya bir çözüm üretemedik. Neyseki sabah kendi uyanıyor ve erken mi kaldırıyorum diye endişelenmeme gerek bırakmıyor. Bir gün bir iş için Ilgaz’ı 4:30 gibi almam gerekmişti. Ilgaz da, okulun yöneticisi de, karşılaştığım öğretmenler de akşam 6-6:30 arasında gittiğimde gördüğüm hallerinden çok çok farklıydılar. Ben de tabi :)

Biz neden bu kadar uzun saatler çalışıyoruz? Şirketlerin mesai saatlerini 1 saat eksiltsinler, karlılıkları artar. Alınan mazeret izinleri azalır.


16
Mar 10

Şanslı bir çocuk yetiştirmek ister misiniz?

“Ballısın” derdik birbirimize üniversite zamanlarında. Etrafta bir tane şanslı arkadaşımız olurdu. Bunlar şanslı olduklarına kendileri de inanırlar ve başarıları şansa bağlandığında hiç alınmazlar, bilakis eğlenir gözükürlerdi. Ben de şansın devam etmesinin buna inanmalarıyla bir ilgilisi olduğunu düşünür, olayın kaynağını merak ederdim. Tanıdığım şanssız olduğunu düşünen insan örneklerine de bakarak, aşağıdaki makalenin çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Bakış açısı şanslı çocuk yetiştirmede etkili olabilir.

Şanslı olun-Şans öğrenmesi kolay bir yetenek (tercümeli özet)

………………………..

Richard Wiseman demiş ki, şanssız olduklarını düşünenler bakış açılarını değiştirerek kısmetlerini açabilirler.

10 yıl önce şansı incelemeye karar verdim. Talih kuşu, doğru zamanda doğru yerde olma gibi konuları ele aldım. Birkaç deneyden sonra nasıl olup da bazılarının diğerlerine göre daha şanslı olduklarını anladığımı düşünüyorum.

Ulusal gazetelere ilan vererek, kendilerini istikrarlı bir şekilde şanslı ya da şanssız hisseden 18 – 84 yaş aralığında geniş bir kesimden 400 denek buldum. Bunlar içinde Jessica şanslılar için bir örnek olabilir. Sevdiği bir işi ve kocası, süper iki çocuğu vardı. Geçmişe baktığında her alanda şansı yaver gitmişti. Carolyn ise klasik bir şanssızdı. Başına hep kazalar gelirdi. Ayrıca aşkta da şansı iyi gitmemişti ve hep yanlış zamanda yanlış yerde olmaktan yakınıyordu.

Bu denekler üzerinde yıllar boyunca deneyler, IQ testleri, anketler ve görüşmeler yaptım. Şanssız grubun iyi ve kötü talihlerinin gerçek nedenleri hakkında hiçbir fikirleri olmamakla birlikte, talihlerinin büyük çoğunluğunda kendi görüş ve davranışları etkiliydi. Talih kuşlarına gelince, şanslılar sıklıkla bunlarla karşılaştıkları halde, şanssızların başına hiç konmuyorlardı. Bunun şanssızların fırsatları görebilmeleriyle ilgisi olup olmadığını anlayabilmek için bir deney yaptım.

Her iki gruba da bir gazete göstererek gazetede kaç fotoğraf olduğunu saymalarını istedim. Şanssızların 2 dakikasını alan sayma işini şanslılar sadece birkaç saniyede tamamlıyordu. Çünkü, gazetenin ikinci sayfasında, “Saymayı bırak, gazetede 43 fotoğraf var” yazıyordu. Yazı kocaman puntolarla yazılmıştı ve sayfanın yarısını kaplıyordu.

Eğlence olsun diye gazetenin ortasına “Saymayı bırak. Deneyi yapana bu yazıyı gördüğünü söyle ve 250 £ kazan” yazdırmıştım. Şanssız kişiler bu fırsatı bile kaçırdılar, çünkü fotoğraf saymakla çok meşguldüler.

Kişilik testleri şanssızların daha gergin olduklarını gösteriyordu. Endişe insanların beklenmeyen şeyleri farketmesini güçleştiriyor. Yapılan bir deneyde kendilerine ortadaki bir noktayı izlemeleri söylenen deneklere ekranın köşelerinde büyük noktalar gösterildiğinde bunları fark ettiler. Ama aynı deneklere, bu noktayı izlemeleri sonucu finansal bir ödül teklif edilirse üçte birinden fazlası köşedeki büyük noktaları kaçırdılar.

Şanssız insanlar da başka bir hedefe çok fazla konsantre olduklarından iyi fırsatları kaçırıyorlar. Birini bulmak için partiye giderler, bu sırada iyi arkadaşlar bulma fırsatını kaçırırlar. Belirli bir iş için gazete ilanına bakarlar, diğer tip iş ilanlarını kaçırırlar. Şanslı kişiler daha rahat ve açıktır, böylece yalnız aradıklarından ziyade, orada ne varsa onu görürler.

Araştırmam, şanslı kişilerin 4 temel prensiple talihlerini açtıklarını ortaya çıkardı. Şans fırsatları yaratmada ve farketmede daha başarılılar, sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar alırlar, iyi beklentilerle iyi şeyler oldurarak kendi mucizelerini gerçekleştirirler, esnek ve rahat davranışları ile kötü şansı iyiye çevirirler.

Daha sonra 1 aylık bir iyi şans okulu oluşturarak, şanlı ve şanssızlardan oluşan bir gruba, yukarıdaki konularda kendilerini geliştirebilmeleri için egzersizler verdim. Sonuçlar dramatikti. Kişilerin % 80′i kendilerini daha iyi hissediyordu, hayatlarından daha memnunlardı ve en önemlisi daha şanslılardı. Şanslılar da şanssızlar da artık daha şanslıydı. Örneğin, baştaki şanssız örneğimiz Carolyn, 3 yıldan sonra ehliyet sınavını geçmişti, artık başına sürekli kazalar gelmiyordu ve kendisine daha fazla güveniyordu.

Bu araştırmaların sonucu olarak, şansınızı en iyi hale getirmek için 3 teknikten yararlanabilirsiniz:

  • Şanssız kişiler karar verirken sezgilerini izlemekte başarısızlar, diğer yandan şanslılar sezgiye daha fazla değer veriyorlar. Şanslı kişiler yalnızca mantıklarını çalıştırmak yerine, farklı seçenekler hakkında ne düşündüklerini ve hissettiklerini birarada değerlendiriyorlar. İçgüdüsel hislerin alarm zillerini çalarak kararlarını dikkatli değerlendirmeleri konusunda yardımcı olduğunu düşünüyorum.
  • Şanssız kişiler rutin canlılar olmayı tercih ediyorlar. İşle ev arasında aynı rutini izleme ve partilere gittiklerinde aynı tip insanlarla konuşma eğilimindeler. Şanslı kişilerse hayatlarına çeşitlilik katmaya çalışıyorlar.  Böylelikle karşılarına fırsatlar çıkma olasılığını arttırıyorlar.
  • Şanslı kişiler, kötü talihlerinin de iyi yanlarını görme eğilimindeler. İşlerin nasıl daha kötü olabileceğini hayal ediyorlar. Bir görüşmede, şanslı bir aday bacağında bir yara bandı ile geldi ve merdivenlerden nasıl uçtuğunu anlattı. Ona hala şanslı hissedip hissetmediğini sordum ve neşeyle bu düşüncesinin daha da pekiştiğini anlattı. Dikkat çektiği nokta böyle bir düşüşle nasıl olup da boynunu kırmadığıydı.

12
Mar 10

Disleksi için çok duyulu eğitim metodları

Aslıberry, türkçe kaynak yetersizliğinden yakınmış, disleksi için de aradığını bulamamış. Çorbada bizim de tuzumuz bulunsun dedik. Tercüme bu defa Gökhan’a ait.

————————

Çok duyulu eğitim metodlarını kullanmak

Çalışmalar, öğrenme güçlüğü olan çocuklarda en başarılı yöntemlerin çok duyuya hitap edenler olduğunu ortaya koyuyor. Bu özellikle disleksik çocuklar için çok önemli. Peki bu ne anlama geliyor?

Çok duyulu öğrenme, çocuğa öğrenmesi için birden fazla duyu kanalıyla yardım etmektir. Okullardaki öğrenme modeli görme ya da işitme üzerine kuruludur. Çocuğun görüşü okuma, diyagram ve resimlere bakma gibi, duyuşu da öğretmenin söylediğini duyma için kullanılır. Disleksik bir çocuk bu iki duyunun birinde ya da her ikisinde de problem yaşıyor olabilir. Çocuğun görüşü takipte zorluk, görsel olarak işleme, kelimelerin karışması ya da hareket etmesiyle etkileniyor olabilir. Çocuğun duyma testlerinde problemi olmayabilir, ama duymayla ilgili hafıza ve işleme problemleri olabilir.

Çözüm çocuğun daha fazla duyusunu öğrenmeye dahil etmektir, özellikle de dokunma ve hareket etme/ettirmeyi. Böylece çocuğun beyni görsel ve işitsel olanların yanında dokunsal ve kinetik anılardan da yardım alabilir.

Bir örnek
Bir örnek daha iyi anlatacaktır. Disleksik çocukların çoğu “b” ve “d” harflerinin yönü konusunda problem yaşar. İkisi de altında bir daire olan çubuklar olarak görülebilir. Ama daire hangi taraftadır? Öğretmen, çocuğun halıya eliyle kocaman bir “b” çizmesini sağlayarak dokunsal bir deneyim yaşamasını sağlayabilir. Böylece çocuk kollarını, denge hissini ve tüm vücudunu kullanacaktır. Öğretmenin ona koca harfi eliyle “yazdırdığı” günü hatırlayacak, bunu da harfi tekrar yazması gerektiğinde kullanabilecektir.

Kimi öğretmenler çocukların zımpara kağıdından harfler üzerinde parmaklarını gezdirerek “b” harfini dokunsal olarak hatırlamasını sağlarlar. “b” harfini havaya el yazısıyla kocaman yazmak da bu harfe değişik bir bakış getirebilir. Çubuğa başlar, yukarı çıkar ve aşağı inersiniz, daireyi ileriye doğru çizmeye devam etmekten başka yol yoktur.
Bu harfe dokunsal hafıza oluşturmak için kullanılacak başka bir yol da play-dough, kil gibi malzemelerden harfi oluşturmaktır.

“b” ve “d” harflerinin yönünü öğretmek için çok kullanılan bir numara da çocuğa “bed” kelimesini göstermektir. Kelime “b” ile başlar ve “d” ile biter, böylece eğer harfleri bir yatak gibi düşünürseniz “b”nin üst kısmı yatağın başı, “d”nin üst kısmı da ayakları olacaktır. Yatağın üzerinde yatan bir çocuk da çizebilirsiniz. Bu çocuğa harfi tekrar yazarken kullanabileceği sağlam bir görsel anı verecektir.

Çocuğa ayrıca her iki elinde de baş ve işaret parmaklarını birleştirip kalan parmaklarını açarak “b” ve “d” harflerini yapabileceklerini gösterebilirsiniz. Sınıfta bu hareketleri ihtiyaç olduğunda yaparak harfleri hatırlayabilir.

Tüm bunların sonucu çocuğun bu harflerle ilgili görsel, işitsel, dokunsal ve hareketsel hafızası geliştirilmiş olur. Bunların tümü çok duyulu eğitim yöntemini oluşturur.
Bu test edilmiş bir yöntemdir ve uzun süredir kullanılmaktadır. Başarısı, disleksik çocuğun sadece görsel ve işitsel değil, beynin diğer merkezlerini de kullanabilmesi ve hatırlanması zor harfler, kelimeler ve rakamlar hakkında sağlam anılar geliştirebilmesidir.

——————————–

Zımpara kağıdından harfler Montessori’de de kullanılıyor. Hatta Pratik Anne’nin bir yazısı vardı bununla ilgili.


17
Feb 10

Workshop – 0-3 Yaş Döneminde Öfke Nöbeti ve Ağlamalar

Psikoloji İstanbul Nurturia üyelerine özel dışarıdan katılıma kapalı ikinci bir seminer düzenliyor. Workshop’ta çocukların özellikle de 0-3 yaş döneminde yaşadıkları öfke ve ağlama nöbetleri ile ilgili farkındalıklarımızı arttırmak ve onlara bu konuda nasıl yardımcı olabileceğimizi öğrenmek hedefleniyor. Eğitim soru-cevaplarla tartışma ortamında olacak. Katılım 20 kişi ile sınırlı.

0-3 Yaş Döneminde Öfke Nöbeti ve Ağlamalar
Uzm. Psk. Nilüfer Devecigil

Ebeveyn olarak çocuklarımızın  zor duyguları ile başa çıkmakta zorlanıyoruz. Bu workshopta bu duygu ve davranışların içimizde uyandırdıklarına bakacak ve bu anlarda çocuklarımıza nasıl yardımcı olacağımızı konuşacağız.

Tarih: 27 Şubat 2010 Cumartesi
Saat: 13:00-15:00
Yer: Psikoloji İstanbul Danışmanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi (Şişli)
Katılım: 20 kişi ile sınırlıdır.
Ücret: 25 TL

Kayıt ve daha ayrıntılı bilgi için:
Psikoloji İstanbul Workshop “0-3 Yaş Döneminde Öfke Nöbeti ve Ağlamalar”