Bu güzel hikayemiz de Özge’den Amerika’dan geldi. Orada normal doğum ve sezaryen konusuna nasıl yaklaşıldığını göstermek açısından ayrıca önemli bir örnek. Özge’nin profiline buradan ulaşabilirsiniz.
—————————–
O aralar çok yoğundum, doktora tezimi (kimya) yazmaya yavaştan başlamıştım, bir yandan da deneyler devam ediyordu. Bebeğimiz olmasına karar verdikten sonra açıkçası pek üzerinde durmadım, yani hamile kalmak vakit alabiliyor. Ben de zaten tezimi savunurken yeni hamile kalmış olmayı istiyordum, en ideali bu olurdu benim için. Ama öyle olmadı, 2 ay içinde hamile kalmıştım. Evde test yaptım ve ikinci çizgiyi görünce bir tuhaf oldum, inanamadım sanki, ertesi gün kan testi yapılınca kesinleşti miniğin varlığı. Hamileliğimin ilk üç ayı bulantılı geçti, çok da iştahsızdım, sanki hiç geçmeyecek gibi gelmişti bana, ama 4. aydan itibaren bulantılarım geçti ve bir iştah başladı ki sormayın. Gece yarıları kalkıp kahvaltı ediyordum, bir şeyler atıştırıyordum mutlaka.
İlk aylardaki bulantılar dışında hamileliğim rahat geçti. 4 buçuk aylıkken doktora tezimi savundum. Mezuniyetten sonra iş durumumuzdan dolayı başka bir şehire taşındık (Ağustos 2007). Taşınmak çok zordu ama arkadaşlarımızın yardımıyla yeni hayatımıza bir adım attık. Ben part-time hocalık yapıyordum, çalışmak çok iyi geldi, doğum gerçekleşene kadar işime devam ettim.
Beyaz Leke
Hamileliğim sırasında bizi panik yapan durumdan da bahsetmek istiyorum. Cinsiyetini öğrenmek için gittiğimiz randevuda ultrasona girdiğim zaman miniğin kalbinde beyaz bir leke (bright spot) tespit edildi. ‘Echogenic cardiac focus’ (kalpteki bir kasta kalsiyum fazlasından oluştuğu düşünülüyor, http://www.medfriendly.com/echogeniccardiacfoci.html) diye adlandırılan bu leke down sendromlu çocukların yüzde 15′inde bulunduğu için, genetik testlerimde hiçbir anormallik olmamasına rağmen doktor detaylı ultrason için bizi uzman doktora yönlendirdi. Biraz araştırınca genelde bu lekenin hamileliğin ilerleyen aylarında kaybolduğunu öğrendik. Ben çok endişelenmiştim. Eşim de ailelerimizde hiç down sendromlu biri olmadığını bana hatırlatarak teselli etmeye çalısıyordu. Detaylı ultrasona girince miniğin her bir tarafını ölçtüler ve hiçbir anormallik görmediler. Doktor istersek amniosentez yapabileceğini ama bu durumda 1/300 oranında bebeği kaybetme riskimin olduğunu ve down sendromlu bir bebek dünyaya getirme olasılığımın da bu beyaz lekeden dolayı 1/10.000′den 1/5.000′e çıktığını söyledi. Kendisi amniyosentezi yapmanın gereksiz olduğunu düşündüğünü de belirtti. Biz de amniyosentez riskini almamaya karar verdik. Daha sonra hamileliğimin 8. ayında tekrar ultrasona girmek istedim ve gördük ki bu beyaz leke kaybolmuş. Biz de rahatladık.
Doğum
Gelelim doğum maceramıza. 22 kasım gibi olur demişti doktorum. Ben hamile kalmadan önce de sonra da hep normal doğum istedim. Doğumdan dolayı bir korku da oluşmadı içimde. Ama epidural almayı istedim. 12 kasım sabahı garip bir hisle uyandim. O gün de öğleden sonra misafirlerimiz gelecekti. Aceleyle doktora gittik ve hiçbir açılma olmadığını ve doğuma daha vakit olduğunu söyledi. Annemin sayesinde eve geldiğimde pasta börekler hazırdı. Misafirler geldi, muhabbet, kahkaha yerindeydi. Saat 1 buçuk gibi hafif hafif adet sancısına benzer ağrılar hissetmeye başladım. Kimseye çaktırmıyorum, saat tutayım dedim, 15 dakikada bir olduğunu farkedince inanamadım. “Bebiş geliyooor” dedim içimden.
Bir süre sonra herkese biraz sancım olduğunu söyledim. Herkes gitti. Eşim işten geldi. Gece 10 gibi sancılarım sıklaştı. Doktoru aradık ve “2 dakikada bir sancılanmadan gelme” dedi. Sancımın şiddeti artınca ben gitmek istedim. İyi ki gitmişiz, çünkü odaya girene kadar da bir sürü zaman geçti. Hastane çok soğuktu (Amerika’daki klima olayını anlayamıyorum, kasım ortasında içerisinin sıcak olması gerekmez mi?) Odama geldim, hemen epidural istedim. Sonra biraz rahatladım. Karnım çok açtı ama bana yemek vermediler, yalnızca buz parçaları verdiler. Vakit geçiyordu ama açılmam çok yavaş ilerliyordu. Bebek de tam olması gereken pozisyonda değildi. Beni bir sağa bir sola döndürüp durdular, bu arada bebeğin kalp atışları düştü. Telaş hakimdi. Bana oksijen takviyesi yaptılar. Pozisyonumu değiştirdiler, sonra düzeldi. Diğer odalardaki bütün doğumlar gerçekleşmiş, bir ben kalmıştım. Doktor 13 kasım sabah 11 gibi sezeryan yapacaklarını söyledi. Artık bir an önce bebeğime kavuşmak istediğim için sezaryen olmak zorunda olmasına aldırmadım. Beni ameliyat odasına aldılar, epiduralin dozunu arttırdılar. Ben orada biraz panik oldum ya acı duyarsam diye, doktor da bana güldü.
Mavi örtüyü çektiler, eşimi de yanıma aldılar. Ve 5 dakika içinde içimden çıktığını hissettim. Derin’i gördüm. O kadar uyuşmuştum ki, çok sevinmiştim ama gülüyor muydum emin değilim. Kordon boynuna dolanık çıkmış, o yüzden düşmüş kalp atışları miniğimin. Hemen temizlediler, kundak yapıp koynuma soktular, o an hatırladığım sürekli konuştuğumdu, aslında göz kapaklarımı bile zor tutuyordum ama sürekli konuştum. Ne söylediğimi hatırlamıyorum. Derin de hiç ağlamadı, öyle dinledi anlarmış gibi. Sonra hemen Derin koynumda recovery odasına aldılar, yolda giderken gözlerimin içine baktı sanki görürmüş gibi, hiç sesi çıkmadı. Emzirme denemesi için yardımcı oldu hemşireler. Burada emzirmeyi çok önemsiyorlar, bebeği soyup koynuna koyuyorlar (annem bu arada panik tabii, “ay üşümez mi” diye). Sonrası emzirme denemeleri, minikle uğraşmakla geçti.
Doğumdan Sonrası
Benim de sezeryan sonrasında ağrım oldu. 2 gün sonra yardımla kalkıp kendi başıma yürüyebildim. Derin 1 günlükken yenidoğan sünneti oldu. Doğumdan 3 gün sonra eve geldik ve ağrım azalmıştı. Eve geldiğimde tartıldım ve Derin’in doğum kilosundan daha az kilo verdiğimi gördüm. Moralim çok bozulmuştu. Ama birkaç hafta icinde epey kilo verdim. Bir de ayaklarım feci şişmişti, sanki 100 kiloluk birisinin ayakları gibi ama 2 gün düzeldi. Benim emzirme çalışmalarım pek başarılı olamadı, pompalama çalışmalarıma rağmen sütüm Derin’in ihtiyaçlarına ancak 3 ay yetti.
Doğum öncesi ve sonrasıyla zor bir süreç, ben de normal doğumu yaşamak isterdim, ama elimden gelen bir şey yoktu. En önemlisi Derin’in ve benim sağlıklı olmamızdı. En önemlisi bebeğime sağ salim kavuşmuş olmamızdı. Ah bu öyle bir his ki, zamanla yaşadıkça, paylaştıkça, oğlumu tanıdıkça öyle bir hızla büyüyen bir his ki anlatamam. Sevginin, aşkın ötesinde, çok güçlü bir duygu. Bu yazıyı okuyan bütün anneler lütfen miniklerinizi benim için öpün. Herkese sevgiler…
kemiğin arası düşme, doğum (sanırım hızlı doğum, iri bebek doğumu gibi doğumlarda) gibi nedenlerle ayrılabiliyor ve bölgede ağrıya yol açıyormuş. Halk arasında kuyruk sokumu kırığı da deniliyor ama aslında bu bir kırık değil.


Doğumun üzerinden 24 saat geçmeden eşofmanlarımı giymiş, yürümeye başlamıştım. Doktorum tarafından, “bugüne kadar en hızlı ayağa kalkan ve en sorunsuz hastası” ilan edilmiştim.
Çevrenizde bebekler gitgide çoğalmıştır. Yeğenler, arkadaş çocukları derken, sıranın size yaklaştığını hissedersiniz. Hastane ziyaretlerinde sükunet ve şaşkınlık hakimdir. Mışıl mışıl uyuyan bir avuç bebek, yorgun ve şaşkın anne, heyecanlı, neşeli baba, gururlu babaanne olabilir karşınıza çıkan karakterler. Bebekler daha yakınınıza düştükçe, ev ziyaretleri ya da birlikte gezmeler seviyesine gelindiğinde kaosu biraz hissetmeye başlarsınız. Daha ileri gidip, bebekli bir arkadaşınıza yardım etmeye kalkışırsanız, önünüzdeki tabloda kendinizi hayal etmek artık zorlaşır. Şu evi biraz toparlasalar daha iyi olmaz mı, bu bebek neden bu kadar ağlıyor hasta mı, bu kadar malzemeye ihtiyaç var mı, çocuktan başka konu konuşulmaz mı, ben çocuk yapmayayım, ya da benim çocuğum uslu olur gibi uyduruk düşünceler üretir beyniniz. Hormonlarınız fazla korkmamanız için sizi derinlemesine düşünmemeye sevk eder. İnsan türü üremeye devam etmelidir.
Ta ki, karnınızın büyüklüğünün karşınızdakinin gözlerindeki bakışına yansıması “aa ne sevimli”den, “ay çok kocaman”a doğru dönmeye başlayıncaya kadar. İşittiklerinizin de rengi değişmiştir:
