gebelik/hamilelik


8
Jan 10

Doğumdan Sonra Kuyruk Sokumu Batması – Koksigodini (coccydynia)

Kuyruk sokumu bölgesinde, insanın 4 ayaktan 2 ayağa geçmesi sonucu esnekliğini yitirdiği düşünülen kaynamış omurga kemikleri mevcutmuş. Bu iki kemiğin arası düşme, doğum (sanırım hızlı doğum, iri bebek doğumu gibi doğumlarda) gibi nedenlerle ayrılabiliyor ve bölgede ağrıya yol açıyormuş. Halk arasında kuyruk sokumu kırığı da deniliyor ama aslında bu bir kırık değil.

Doğumdan hemen sonra başladı. Hemşirelere sorduğumda normaldir demişlerdi. Yatarken ağrı hissetmiyordum. Otururken ve özellikle oturduğum yerden kalkarken çok canım yanıyordu. Bana ağrı kesici verdiler. Bir süre geçip de hafiflemeyince yeniden sordum, anlaşıldı ki epizyotomi olduğumu sanıp o yüzden normaldir demişler. Aslında ikisinin karışma ihtimali çok yok, dikişin o kadar ağrıyacağını sanmıyorum, bu sonuçta kemik ağrısı. Doktorumla konuşma imkanım olduğunda, hızlı doğumdan olabileceğini söyledi ve geçer dedi. Sanırım ağrıyı azaltmak için yamuk yumuk oturmaya başladım ve bu defa ağrı daha yaygın bir hale geldi. Ilgaz 3 aylık olduğunda hala çok sıkıntı çekiyordum. Konuyu ingilizce kaynaklardan epey bir araştırdım ve zamanla geçebildiğini, minder, steroid iğnesi, akupunktur gibi şeylerle ağrı tedavisi yapılabileceğini öğrendim. Öte yandan ağrının yavaş da olsa zamanla geçmesi bekleniyor ve ağrıdan başka bir zararı da yok gibi görünüyordu. Gerçekten de gitgide hafifliyordu.

Ben de Ilgaz 2 yaşına gelene kadar, ağrı gerçekten de gitgide azaldığı için doktora gitmedim. Bu zaman zarfında da kalça bölümünde bir oluk olan viscoflex yastığa oturdum. En sonunda artık geçmeyeceğine karar verip, biraz da Gökhan’ın ısrarlarıyla doktora gittim.

Ortopedist doçente sıkıntımı anlattım. Beni muayene edip MR istedi. MR sonucu çıktıktan sonra odasına gittim. Bir de baktım doktor yanına bir doktor arkadaşını daha almış iki doktor beni bekliyorlar. Durum ciddi herhalde diye düşündüm. Sonra doktor dedi ki, MR’ınız tertemiz, ödem falan yok. Ne ödemi olacaktı ki dedim, 2 yıl oldu doğum yapalı. Sonra beni yanındaki diğer doçent arkadaşına teslim etti ve çıktı.

İkinci doktor (bayan doktor) beni yeniden muayene etti. Muayene yer itibariyle biraz rahatsız edici bölgede olduğundan belki de kadın doktor daha uygun gelmiştir dedim. Doktor muayenesini tamamladıktan sonra sevinerek, “Evet, evet, çok bariz. Bu şekilde çok hastam oldu. Bu Koksigodini!” dedi. Ben kadının yüzüne öyle bir baktım ki, ismin garipliğinden rahatsız olduğumu düşünmüş olmalı. Aslında ben wikipedia doktoruyum ya, teşhisdeki heyecana sinirlendim biraz. Evet biliyorum diyemedim. Doğumdan beri ne kadar doktor tanıdık varsa, hiç muayene etmeden rahatlıkla aynı teşhisi koymaktaydı. Ben internetten tüm alternatif tedavileri öğrenmiştim. Hatta akupunktur sertifikalı anestezi uzmanı ablamız görüştüğümüz zamanlarda tedavi de yapmıştı, her birinden sonra birkaç rahat haftayı geçirmiştim. Muayenehaneye girdiğim andan itibaren de ilk olarak “doğumda başladı” ifadesini kullanmış, kuyruk sokumumda ağrı, otururken, oturduğum yerden kalkarken falan diye güzelce tanımlamıştım. Benim bulduklarımdan başka bir tedavi önereceklerinden ve derdime derman bulacaklarından ümidi kesmiştim. Bana steroid iğnesi önereceklerdi ama bunca ay bu ağrıyı çektikten sonra şimdi kortizonlu iğneyi olmak istemiyordum. Çok moralim bozulmuştu.

Sonra iki doktor biraraya geldiler. Aralarında uygun tedavi için fikir alışverişi yapmaya başladılar. İlaç tedavisinde hemfikir görünüyorlardı.

Teşhisi koyan bayan doktor, muayene eden erkek doktora, sen simit sevmezsin ama, ben simidin iyi geleceğini düşünüyorum dedi. Aralarında yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz konuştular. Benim çıkarımıma göre bu medikal minder tayfasının bir tarafı düzelteceğim diye, başka bir tarafa bası yaparak orayı bozduğundan söz ediyorlardı. Ben zaten minder kullanıyorum dedim. O sizin kullandığınız gibi değil dediler ama simit değil de visco minder reçete etmeye karar verdiler.

İlaçları okudum, ağrı kesici ve kas gevşeticiydi, 2 haftalık bir tedavi. Ama bunlar ağrı kesici, 2 yıldan sonra geçmediyse etki edecek mi, tedavi edecek mi, etmezse ne olacak dedim. İyileşmeyi hızlandırıcı özelliği olduğunu, tedavi olmazsa iğne düşünülebileceğini, 3 hafta sonra kontrole gitmemi söylediler. Reçete ettikleri yastığı medikal malzeme deposuna sordum, benim kullandığımdan üstün yanı olan bir minder yoktu bu durum için.

İlaçları içerken ağrım kesildiği için tüy gibi oldum, kuyruk sokumumu unutup, temkinli davranmaya ihtiyaç duymadan oturup kalkmaya başladım. Bu arada minderden sıtkım sıyrılmıştı. Hem ilaçların rahatlama etkisiyle, hem de bunca zaman oturdum yeter dedim, kaldırdım attım. Yalnız aynı dönemde, ofiste kullandığım koltuğu iyice aşağı indirdim, artık resmen kaykılarak oturuyorum. Bunun vücudumun her yeri için çok daha rahat olduğunu farkettim. Boynum bükülmüyor, belim ağrımıyor, mouse kullanırken bileğim bükülmüyor. Yalnız karşıdan gelenler beni göremiyorlar.

İlaçları kesince ağrı hafiften tekrar başladı. Bu artacak herhalde yine dedim. Sonra geçenlerde aylardan beri kuyruk sokumumun ağrımadığını farkettim. İşte unutmuşum bile. Artık zaman mı geçirdi, minder mi kötü geliyordu, sandalyenin alçak olması mı yaradı, ilaçlar mı yaradı bilinmez. Ama bir daha da kimse beni minder kullanmaya ikna edemez. Çünkü doğumdan beri ara sıra oturduğum bölgede tahriş yaşıyordum ve bunun sebebini bir türlü bulamıyordum. Sanırım minder yüzünden ağırlığım hep bir bölgeye biniyordu. Minderi bıraktığımdan beri bu konuda hiçbir sıkıntım kalmadı.

Doğumdan sonra kuyruk sokumunuzda ağrı olursa neler yapabilirsiniz:

  • Ağrı çok yoğunken fazla oturmamaya çalışın. İlk günlerde otururken minder kullanmanız yararlı olabilir. Ama bence uzatmamakta yarar var.
  • Bir-iki hafta sonra hala yoğunsa hemen bir doktora gidin. Emzirirken kullanılmasında sakınca olmayan ilaçlarla sizi müthiş rahatlatabilirler. O sıkışık günlerde çaresi olduğu halde bir de ağrıyla uğraşmanın hiç gereği yok.
  • Düzenli akupunkturun işe yarayacağını düşünüyorum.

Hamileyseniz!!! : Eğer normal doğum düşünüyorsanız bu konudan doktorunuza söz edin. Tüm spor yaralanmalarında olduğu gibi :)  bu durumda da yaralanmadan hemen sonra yapılabilecek bazı uygulamaların (soğuk uygulaması gibi) çok yararlı olabileceğini okumuştum. Sık görülmese bile hazırlıklı olmuş olursunuz.


1
Jan 10

Doğumdan Sonra Hayat – Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat – Uyku
Doğumdan Sonra Hayat – Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat – Yardım İhtiyacı


Bebek Bakımı Nedir? Nasıl Öğrenilir?


Hamileliğinizde bebek bakımı denilen şeyin çerçevesi çok geniş görünüyor olabilir. Bir sürü konu arasında neyi okuyacağınızı da şaşırmış olabilirsiniz.


Bebek Bakımı ile ilgili 4 Not
1 – Aslında anne-babalık adım adım öğrenilen bir zanaat bence. Her dönem önünüzde farklı zorluklar vardır ve genelde bir sorunla uğraşırken bir sonrakine çok fazla konsantre olamazsınız. Benim önerim aynı araç kullanırken olduğu gibi, çok önünüze değil, görüş alanınızdaki daha ileri noktalara geniş açıyla bakmaya çalışmanız olur. Mesela biz katı gıdalara geçişte ya da tuvalet eğitiminde ilk 6 ayın verdiği güvenle hallederiz şeklinde bir rahatlık göstermeyip, sadece sıkıntılı görünen konuları araştırmak yerine o dönem gelmeden önce biraz daha derinlemesine araştırma yapmış olsaydık işimiz çok daha kolay olurdu.
2 – Bilgilerin güncelliği önemlidir. Eski bilgi ille de yanlış demek değildir. Ama yine de okuduğunuz bir kaynakta aklınıza yatmayan bir şeyler varsa yeni bir kaynaktan kontrol edebilirsiniz.
3 – Doktorlar ve kaynaklar farklı ekoller izlerler. Bir ekolün, doktorun, ya da metodolojinin bir konudaki önerisi size en doğrusu geliyorsa, o kaynağın tüm önerileri en doğrusudur anlamına gelmeyebilir. Bir kaynağın fanatiği olmamanızı, alıcılarınızı her zaman açık tutmanızı öneririm. Değişkenlikler sizi endişelendirmesin. Bilgiye ulaşmak, farklı kaynakları değerlendirmek, sakin ve serinkanlı bir tutum ve kendi şartlarınızı iyi değerlendirmek sizi doğru yola götürecektir.
4 – Zaman zaman bir kitapta okuduğunuz aklınıza da yatan öneriyi uygulamaya geçirmekte zorlanabilirsiniz. Kitaplarda tüm değişken şartlar çok detaylı bir şekilde tanımlanamayabilir. Hemen kitaplardaki gibi olmuyormuş diye bilgileri rafa kaldırıp alaylı usüle dönmeyin. Ana fikre hakim olup, durumu iyileştirmek için doğru zamanı kollayın. Kısa vadede çok kurtarıcı gözüken bir kısa yol sizi zamanla çok sıkıntıya sokabilir. Çok katı bir tutum da sizi strese sokabilir. Ebeveynlik bir denge sporudur.


Yuvarlak cümlelerden sonra gelelim işinize yarayacak bilgilere. Hamilelikte öğrenilmesi gereken konuların bir listesini aşağıda bulabilirsiniz. Bunların bazılarına belki de ihtiyaç olmayacak. Ama “aman Allah korusun yaklaşımı” yerine önceden fikir sahibi olmanız, hazırlık yapmanız, hem koruyucu olacak ya da başınıza geldiğinde erken farketmeniz ile zorlanmadan sıkıntıyı atlatmanıza yarayacaktır.


Hamilelikte Fikir Edinilmesi Gereken 13 Konu
1 – Emzirme: Süt üretilme ve salınma mekanizması, sütün yapısı ve içeriği, doğru emzirme şekli, emziren annenin beslenmesi, farklı emzirme pozisyonları, çatlaklar, sütün sağılması gerekli durumlar, sütün sağılması ve saklanması, göğüs şişlikleri, mastit. (Anne sütü kategorisindeki yazılara da göz atın), emzirme döneminde yapılmaması gerekenler (alınmaması gereken ilaçlar, biberon verilmemesi, su verilmemesi gibi)
2 – Alt Değiştirme: Alt değiştirme ürünleri, dikkat edilmesi gerekenler, yenidoğan kakası, çiş ve kaka yapma sıklıkları.
3 – Aşı ve vitamin takviyeleri
4 – Erkek bebekse yenidoğan sünneti
5 – Yenidoğan sarılığı
6 – Yenidoğanda ateş
7 – Yenidoğan algıları: neleri görür, duyar, anlar..
8 – Yenidoğan’ın uykusu, gece gündüz kavramı
9 – Bebeğin banyosu: Bunu herkes farklı yapmaktadır ve aslında bebeği yıkamak oldukça kolaydır. Kendinize bir stil belirlemeniz iyi olur. Esas olan üşür, su yutar diye bebeği yıkamaktan korkmamaktır.
10 – Uygun ortam şartları: Isı, ışık, ses gibi (örneğin fazla ısıtmamak, gece karanlıkta uyutmak, gündüz uykularında çok fazla sessizliğe alıştırmamak gibi)
11 – Bebeğin güvenliği (örnek: uygun uyku ortamı, ABÖS, araba koltuğu)
12 – Bebek ne zaman dışarı çıkartılabilir? (doğumdan itibaren)
13 – Yenidoğan kontrolleri


Bazı hastanelerde bu konularla ilgili çok güzel kitapçıklar, broşürler bulunuyor. Popüler hastanelerin çocuk ve kadın doğum bölümlerine bir uğrayabilirsiniz. Eşiniz ve doğumdan sonra yanınızda bulunacak kimselerin de bu bilgileri okumasını sağlayın. Öğrenin, kendinize güvenin ve destek alın.


Nurturia‘da herkes birbirine destek oluyor. Siz de hamileliğiniz, doğum ve bebeğinizin bakımı ile ilgili takıldığınız her şeyi sorarak aynı yollardan geçmiş anne ve babalardan yardım alabilirsiniz.


21
Dec 09

Nötr Bir Doğum Hikayesi – Yeşil Anne’den

Blogcu Anne’nin oluşturduğu Pozitif Doğum Hikayeleri sitesinde yazılar hızla çoğalıyor. Biz de Hande’nin doğum hikayesi üzerine doğum hikayelerini paylaşmak isteyen annelerimizin hikayelerini yayınlamaya devam ediyoruz. Bu hikaye için Yeşil Anne‘ye çok teşekkür ederim. Eminim benzer sıkıntılar yaşayan annelerin çok işine yarayacak.

Negatif denilemeyecek kadar harika
Pozitif denilemeyecek kadar çetrefilli bir anı dizisi

- Evlenme teklifini kabul ettim evet, ama ben 16 yaşımdan beri hipotiroidi hastasıyım ve bu hastalık vücudumdaki her şeyi etkiliyor. Benim bebeğim olamayabilir ve sen bebekleri çok seviyorsun, sürekli onlardan bahsediyorsun. Emin misin?

diye sordum. Eşim, hiç tereddüt etmeden bana şu cevabı verdi;

- Bebeğimiz bir şekilde olur, tıpta her şey mümkün, yine de başaramazsak evlat ediniriz. Ama ben senin gibi bir insanı bir daha bulamam. Gel evlenelim…

İşte bizim hikayemiz böyle başladı. 2007′nin Kasım’ında tanıştık, 2008′in Temmuz’unda evlendik. Bebeğimizin de aynı hızla hayatımıza gireceği aklımın köşesinden geçmezdi. Bunun için hala şükrediyoruz.

Hamile olduğumu 10 Eylül sabahı evde yapılan test çubuğundan öğrendiğimde eşim evdeydi. Korunduğumuz için ihtimal vermiyorduk. Eve en yakın poliklinikte 5 haftalık hamile olduğumu öğrendik. Son 3 aydır tiroit ilacımı ihmal etmiş olmam çok can sıkıcıydı. Üstelik hamile olduğumdan habersiz antibiyotik tedavisi görmüş ve röntgen de çektirmiştim. Doktora bunları anlattık ve ilk bebeğimiz olduğunu söyledik. Ne dese beğenirsiniz; “Sen şimdi bunu doğurmak istersin”. Çok sinirlendik ve bir hışımla odadan çıktık. Yolda kendisine bol bol küfür ettik. Ne yazık ki takip eden birkaç gün içinde iki doktordan benzer cevaplar aldık. Gittiğimiz bir başka doktor yorum yapmak istemediğini söyledi. Durumun bu kadar vahim olduğuna inanmak istemiyorduk. Gece uykularımız bitmişti, ben ağlamaktan kendimi alamıyordum. Annelik bende çoktan başlamıştı.

Oysaki sevinmek istiyordum. Çünkü bu bebek bir mucizeydi, imkansız denilebilecek bir şey gerçekleşmişti. Demek ki bebeğimiz gelmek istiyordu, neden herkes ağız birliği etmiş gibi işi zorlaştırıyordu?

İkna olamadık ve bir başka doktora gittik. Bebeği aldırmam için bir sebep olmadığını söyleyip, gülümsediğinde bize bahar geldi. Onu soru yağmuruna tuttuk. Hala korkuyorduk. Tek yapılması gereken ilacıma başlayıp doz ayarlaması yapmaktı. İlk tarama testinde tekrar değerlendirebileceğimizi ama rahat olmamızı söyledi. Bundan sonra hep olumlu düşündük. Eşim beni çok iyi motive ediyordu. Ama birbirimizden sakladığımız bir ortak gerçek vardı, ikimiz de deli gibi korkuyorduk. Haftalar geçip, taramalar yapıldıkça korkularımız hafifledi. 24. haftaya kadar her şey yolundaydı. Bebek iyi gelişiyordu. 24. haftadan sonra anlaşılmayan bir nedenle bebeğin gelişimi haftasına göre eksik kalmaya başladı. İlk zamanlar doktor bunun olabileceğini, endişelenecek bir şey olmadığını söylüyordu. Önce bir, sonra iki, üç hafta geri derken yine haftalar geçti.

Uykusuz geceler geri geldi
Doktor bir gün ilk ultrason görüntülerimi istedi. Geç döllenme olabileceğinden şüpheleniyordu. Ultrasonlarıma baktıktan sonra, döllenmenin iki hafta geç gerçekleştiğini, böyle durumların olabileceğini ve iki hafta geç döllenmeyle beraber bebeğin iki hafta geriden geldiğini ve bunu normal saydıklarını söyledi. Yani sonuç olarak doktorun geç döllenme tahmini doğru değilse bebek 4 hafta geriden bir gelişme sergiliyordu. Bu da bizi inanılmaz endişelendiriyordu. 4 hafta koca 1 ay demekti. Evet, kilo alıyor, gelişiyordu ama açığı kapatamıyordu.

Doktorumuzun “geç döllenme” açıklaması içimizi rahatlatamadı. Bu doktor 20. haftada kontrolünde sezaryenin güzelliklerini, normal doğumun risklerini anlatırken gözümüzde çok kredi kaybetmişti. Başka bir doktor daha bulduk. Artık çok yorulmuştuk. Doğuma 4 hafta vardı. Yeni doktor ise geç döllenmenin olmadığını her şeyin takvime uygun olduğunu ve evet çocuğun geriden geldiğini ama endişelenmemiz gerektiğini söyledi. Bir sonraki kontrolde artık o da endişeliydi. Bize femur kısalığından (ayaklarda kısalık) bahsetti. Bizi Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.B.D. Uzmanı Doç. Dr. Münire Erman Akar’a yönlendirdi.

Spinal sezaryen
Münire hanım’a gittiğimizde artık 37 haftalık hamileydim. Bebeğin normalden küçük olduğunu, korkmamamızı, plasentayla alakalı bir durum olabileceğini söyledi ve doktorumun femur kısalığı şüphesini onayladı. Aynı zamanda amniyon sıvısında azalma başladığını söyledi ve bunun takibi için 4 gün sonrasına randevu verdi. O gün gittiğimizde “Bugün hemen seni yatıralım, yarın sabah bebeği alalım” dedi. “Bebeği almak mı? Sezaryen doğum öyle mi? Ama ben normal doğum istiyorum.” dediğimde, bana amniyon sıvısında oldukça azalma olduğunu, bundan sonra beklemenin bebeği tehlikeye sokacağını, bebeği biran önce dünyaya getirip dışarıda kilo aldıracağımızı söyledi. “Neden sezaryen?” diye sorduğumda, zaten bebeğin şu an içinde bulunduğu durum yüzünden (sıvı azalması) strese girdiğini ve onu normal doğumla zorlamanın gerçekten tehlikeli olabileceğini söyledi. Çok netti, pozitif ve samimiydi. Hiç tereddüt etmeden olması gereken, “bebeğimiz için sağlıklı olan buysa tamam” dedik. Ama gerçekten hep normal doğum yapacağımı zannediyordum. Şaşkındım.

Son 24 saat
Amniyon sıvısı az olduğundan bir gece önce yatırılmıştım. Bebeğin her an kontrol altında olması ve herhangi bir aksilikte müdahale edilmesi gerekiyordu. Sabaha kadar gözlem odasında NST’ye bağlı kaldım ve 30 dakikada bir tansiyonum ölçüldü. Serum bağlandı ve su dahil hiçbir şey içip, yiyemedim. Beni oraya direkt ameliyat kıyafeti giydirip aldılar çünkü orası ameliyathane bölümündeydi ve aynı zamanda bir bakıma doğuma hazırlık salonuydu. O geceyi hayatım boyunca unutamayacağım. Tam 4 normal doğum yapacak anne adayının çığlıklarına şahit oldum. 2 sezaryen doğum oldu. Tabi ki hiç birini görmedim. Paravanlarla her anne adayı birbirinden ayrı bölmelerdeydi. Sadece sesler duyup tahminde bulunmaktı benimkisi. O inlemelerden sonra normal doğumdan korkar oldum. Üzgünüm.

Sabah 7′de beni ameliyathaneye aldılar. Spinal sezaryenin, epidural sezaryenden farkı bildiğim kadarıyla; omuriliğin spinal(beyin omurilik sıvısı) boşluğuna enjeksiyon yoluyla anestezi yapılması. Epiduralli sezaryende spinal boşluğu çevreleyen epidural aralığa kateter yoluyla anestezi yapılıyor. Spinal enjeksiyon daha “direkt” olduğu için etki hemen başlıyor. Epidural anestezide kateter yoluyla gerekli süre boyunca anesteziyi idame ettirmek için tekrarlayan dozlarda ilaç verilebiliyor.

Bu işlemler 1 saate yakın sürdü. Uyuşmadan sonrası çok çabuk gerçekleşti. Ben bu arada usul usul ağlıyordum. Bebeğimin sağlıksız doğmasından çok korkuyordum. Münire hanım saat 08.12’de “Bu beyefendi sarışın olacak galiba” dediğinde gözyaşlarım tamamen boşaldı. Konuşamıyordum. Bunca psikolojik yorgunluğun üstüne ağlamaktan başka bir tepki veremiyordum. Anestezi uzmanı gözyaşlarımı silerken, çocuk doktoru bebeğimi yanıma getirdi. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Onu kucaklayamadım çünkü hala kollarım ve başım bağlıydı ve yeşil perdenin arkasında işlemler devam ediyordu. Bebeğimi öptüm, kokladım ve canım, canım diyebildim…

Bebeğim 28 Nisan 2009 Salı günü 08.12 de (37 + 6) haftalık, 48cm ve 2885 kg. olarak dünyaya geldi.

Doğum ve sonrası
Bebeğimizin doğduğu gün odada tüm aile sevinç sohbetleri yaparken, çocuk doktorunun gelip, muayeneden sonra sol bacağında 2 cm. kısalık görmesi hepimizi mahvetti. Kalça çıkığından şüpheleniyordu. 1 aylıkken çekilen ultrason ile hiçbir problem olmadığı bebeğin bacağını diremesi sonucu da olsa bir muayene hatası olduğu ortaya çıktı.

Özel odada olduğumuz ve kadın doğum katında olmamamız nedeni ile hemşireler tarafından unutulmak fakat emzirme hemşiresi tarafından sıkça ziyaret edilmiş olmak emzirmeyi öğrenmeme ve sütümün çabuk gelmesine yaradı.

Kayınvalidemin güzel yemekleri ve annemin gece-gündüz refakati eşliğinde çok güzel bir lohusalık dönemi geçirdim.

Elbette özellikle geceleri sezaryenin cefasını çok çektim. Ama bebeğim sağlıklı doğmuştu ya bana artık kurşun işlemezdi.

Bebeğimiz doktorumuzun söylediği gibi, açığı doğduktan sonra çok çabuk kapattı ve şu an boyu ve kilosu ayına göre tam da olması gereken seviyede.

Tüm bu çetrefilli dönemden sonra hiçbir kuvvet beni “paranoyak annelik”ten uzaklaştıramadı.

Her şeye rağmen

  • Fiziksel açıdan çok sorunsuz bir hamilelik geçirdim
  • Bebeğim karnımda hep çok hareketliydi
  • Elimden geldiğince, en çok da eşimin yardımıyla hep olumlu ve mutlu bir hamilelik geçirmek için çabaladım
  • Bize gelen mucize için hep şükrettim.

Yeşil Anne


25
Nov 09

Doğumdan Sonra Hayat Var mı?

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı?
Doğumdan Sonra Hayat – Uyku
Doğumdan Sonra Hayat – Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat – Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat – Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat Var mı?

Çevrenizde bebekler gitgide çoğalmıştır. Yeğenler, arkadaş çocukları derken, sıranın size yaklaştığını hissedersiniz. Hastane ziyaretlerinde sükunet ve şaşkınlık hakimdir. Mışıl mışıl uyuyan bir avuç bebek, yorgun ve şaşkın anne, heyecanlı, neşeli baba, gururlu babaanne olabilir karşınıza çıkan karakterler. Bebekler daha yakınınıza düştükçe, ev ziyaretleri ya da birlikte gezmeler seviyesine gelindiğinde kaosu biraz hissetmeye başlarsınız. Daha ileri gidip, bebekli bir arkadaşınıza yardım etmeye kalkışırsanız, önünüzdeki tabloda kendinizi hayal etmek artık zorlaşır. Şu evi biraz toparlasalar daha iyi olmaz mı, bu bebek neden bu kadar ağlıyor hasta mı, bu kadar malzemeye ihtiyaç var mı, çocuktan başka konu konuşulmaz mı, ben çocuk yapmayayım, ya da benim çocuğum uslu olur gibi uyduruk düşünceler üretir beyniniz. Hormonlarınız fazla korkmamanız için sizi derinlemesine düşünmemeye sevk eder. İnsan türü üremeye devam etmelidir.

Bebekler süper canlılardır, pozitif enerji yumağı gibidirler. Bebek sevmeye gittiğinizde, dönüşünde meditasyon yapmış gibi rahatladığınızı hissedersiniz. Kısa süreli bebek ziyaretlerinde, sever ve ayrılırsınız. Eğer özellikle bebek seven biriyseniz, aklınızın bir bölümü ayrıldıktan sonra bir süre daha bebekte kalır. Çocuklu tanıdıklarınız da sizi sürekli bebek yapmaya teşvik etmektedirler:

Dünyanın en güzel şeyi!
Çocuksuz hayat olur mu!
Olunca anlarsın!

Buradan sonrasını biraz hızlı anlatayım. Bir şekilde o kararı alırsınız, ya da doğa size kararını bildirir. Kimileri için kolayca, kimileri için yıllarca süren emeğin meyvesi olarak gerçekleşir hamilelik. Daha şimdiden sizin hatırınızdan çok, bebeğin cinsiyeti, planlanan ismi sorulmaya başlanmıştır. Herkes size yardımcıdır, herkes size sempatiyle yaklaşır, kendinizi prenses gibi hissedersiniz. Ta ki, karnınızın büyüklüğünün karşınızdakinin gözlerindeki bakışına yansıması “aa ne sevimli”den, “ay çok kocaman”a doğru dönmeye başlayıncaya kadar. İşittiklerinizin de rengi değişmiştir:

Uykusuz gecelere hazır mısın? Uyuyabiliyorken uyu!
Doğum sonrası için alışverişlerini şimdiden yap!
Kim yardım edecek?
Bebek bakımını öğren!

Kafanız karışmıştır. Hamilelikte bölük pörçük uyuduğunuz uykudan daha ne kadar kötü olabilir? Türlü çeşit üründen size lazımlar nasıl seçilebilir? Eşiniz de yardımcı olursa, daha ne kadar yardım gerekebilir? Bebek bakımı mı?

Bu dizide size buz dağının görünmeyen yüzünü anlatmaya çalışacağım (e, evet biraz iddialı oldu, neyse yazılarda yardım edersiniz, MİM yani). Henüz hamile olanlar için koca göbek inince başlarına neler geleceği ile ilgili fikir vermeye, kendilerini hazırlamalarına yardımcı olmaya çalışacağım (tamam canım ben tek başıma nasıl anlatayım hepsini, MİM işte, yazın siz de bayram tatili var önümüzde, yorumlara linkini eklemeyi unutmayın )

Yorumlardan ve MİM’lerden Linkler:
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A’dan Z’ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A’dan Z’ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html


17
Nov 09

Boş Gebelik

Boş gebelik konusu da hep yazmak isteyip fırsat bulamadıklarımdan. Ilgaz’dan önce hamile kalmaya çalışırken, silik bir ikinci çizgi ile doktorumu aramıştım. Muhtemelen daha erkendir, istersen kan testi yaptır, şu tarihe de randevu al demişti. Polikistik over sendromu yüzünden, test yaptırmaktan bezdiğim için beklemek daha işime gelmişti. Bir-iki gün sonra bir test daha yaptım, çizgi daha koyuydu, biraz daha havaya girdim.

Randevu tarihine 2-3 gün kala bir kanama başladı. Hemen acile gittik. Muayene eden doktor son adet tarihime göre kocaman bir gebelik kesesi olması gerekirken, benim rahmimin adet dönemi öncesi görünümünde olduğunu söyledi. Boş gebelik muhtemelen ama bir dış gebelik olmasın diye test yapalım dedi. İki gün ara ile yapılan kan testlerinde beta HCG seviyesinin hızla düşmekte olduğu görülünce dış gebelik olmadığına karar verildi.

Doktoruma göre olumsuz hiçbir şey yoktu. İstatistiki olarak gebeliklerin %50′si 12 haftadan önce kendiliğinden sonlanırmış ve çoğunlukla kadınlar, “yoğun bir adet dönemiydi” deyip geçer, farkına bile varmazlarmış. Bu bir anlamda bu hamile kalabildiğimin göstergesi olarak olumlu bile yorumlanabilirmiş.

Buna sevindim ama üzüldüm de tabi. Sonuçta havaya girmiştim. Ilgaz’a hamile kaldıktan sonra da, belli belirsiz bir kanamam olmuştu (impalantasyon kanaması). Acile giderken nasıl bir ruh durumunda olduğumu anlatamam. Bunun üzerine  haftalarca havaya girmemeye çalıştım. Doktorum bir gün, “bak sana beyaz dosya açtım, hamile dosyası, rahatla artık” dedi. Ancak ondan sonra rahatlayabildim.

Blogcu Anne boş gebelikle ilgili çok güzel bir yazı hazırlamış. Eline sağlık.

Bu arada hamile kalma, hamilelik, bebek bakımı ile ilgili sorularınızı Nurturia‘daki tecrübeli annelerimize de sormayı ihmal etmeyin.


21
Oct 09

MİM – İlginç şeyler

Pratikanne beni mimlemiş. İnsanın kendi ilginç yönlerini yazması çok zor, çünkü bana benim her şeyim son derece normal geliyor, hatta bu yaşımda bile bazen niye başkaları benim gibi değil diye şaşırıyorum, ilginç geliyor insanlar :) O yüzden ben ilginç yanlarımı yazmayayım, beni tanıyanlar ve tanımış kadar olanlar lütfen yorumlara benimle ilgili ilginç buldukları şeyleri yazsınlar, dürüst olabilirsiniz :)

Ben en iyisi bu anne olma işine girdikten sonra öğrendiğim ve ilginç bulduğum 7 şeyi yazayım:

  1. İdrar sterilmiş. Bir enfeksiyon durumu yoksa tabi. Yenidoğan sünnetine karar verirken, nasıl temiz tutacağız biz bu ortamı diye kaygılanırken öğrenmiştim.
  2. Göz renginin değişmesi durumu. Bebeklerin göz renginin sonradan değiştiğini herkes bilir. Süt emdiği sürece değişir derler. Meğer, gözlerdeki rengi sağlayan pigmentasyon, güneş ışığı ile gelişimini tamamlıyormuş. O yüzden bütün bebeklerin gözleri açık renk, gri gibi oluyor. Büyüyünce gözü açık renk olacak olan bebeklerin de minikken gözlerinin cam gibi apaçık olduğunu tespit ettim.
  3. Amniyotik sıvıya ve süte yiyeceklerin tadının geçmesi durumu. Bebek anne karnında suyun içinde hıçkırıyor, esniyor. Arada bir de, gluk, amniyotik sıvıdan bir parça yutuyor. Daha doğmadan yaşayacağı ekolojideki yiyeceklerin tadına alışıyor. Süte de yiyecek tadının geçtiğini biliyordum ama dozunu kestirememişim. Taze soğan, palamut aromalı sütleri nasıl bayıla bayıla içiyorlar hayret doğrusu.
  4. Süt mekanizması. Başlı başına bir ilginçlik abidesi. İki hormonumuz var, prolaktin, oksitosin. Prolaktin sütü üretiyor, oksitosin salıyor. Aslında bebek emmeden önce de süt var, o anda üretilmiyor, ama sürekli akmaması lazım tabi. Oksitosinin salınımı prolaktini tetikliyor. “Hadi kardeşim içiyorlar işte sütleri, biraz daha üret”. Oksitosin çok garip bir hormon, mesela bebeğin ağlamasını duymanızla sütü salıverebiliyor. Duş alıyorsunuz, bebek ağlıyor, banyo yapmaya çalışırken, şıp, şıp, şıp. Bir şeye duygulanıyorsunuz, gözünüz doluyor, aynı anda göğsünüz sızlıyor. Garip ötesi.
  5. Bu oksitosin arkadaşımız doğum kasılmalarından da sorumlu. Yani daha doğum başlamadan başlıyor çalışmaya. Suni sancı verilmesinin mekanik bir müdahele olduğunu sanırdım. Suni sancının damardan verildiğini duyunca şok geçirdim. Suni sancı dediğimiz şey de aslında oksitosinin ta kendisiymiş.
  6. Nescafe türk kahvesinden daha fazla kafein içeriyor, sertliğiyle ün yapmış espresso ise bu 3 kahve türü içinde en az kafein içereni. Ne ilgisi var diyeceksiniz anne olmakla. Hamileliğim sırasında doktorum Alper Mumcu’nun bilgi dolu sitesini hatim ederken bu yazıdan öğrenmiştim. Gerçekten de nescafe bana çarpıntı yaparken, Espresso bazlı kahveler (Latte, Cappucino gibi) kendime getiriyor, zihnimi açıyor.
  7. Doktorların aynı konular için farklı şeyler önermesi. Her zaman doktorların görüşleri arasında farklılıklar olur. Ama bu çocuk işinde gerçekten ak’la kara şeklinde tezatlar olabiliyor. Çok yakın iki arkadaş konuşurken, arkadaşınız doktorunu referans göstererek bir şey öneriyor, siz sizin doktorunuzun tam tersi bir şey söylediğini söyleyince, her ikiniz de tamamen kafanız karışmış şekilde eylemsizlik haline geçebiliyorsunuz. Bu durumun bir bölümü çocuk doktorlarına pedagoglara sormamız gereken soruları sormamızdan kaynaklanıyorsa da, diğer yandan bu işte tek bir doğru olmadığını gösteriyor. Farklı yollar, insanlığın çeşitliliğini teşvik ediyor ve tür zenginliğine katkıda bulunuyor.

26
Sep 09

En çok kullandığım 5 ürün – Hamilelik

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün – 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün – 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün – 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün – 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün – 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün – 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün – 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün – Hamilelik

Ilgaz doğduğundan beri hamilelik ve bebek ürün değerlendirmeleri yazmak istiyorum. Yanlış bir ürün seçtiğimde çıkıp ikincisini aramaya zaman bulamadığım bu sıkışık dönemde, araştırıp soruşturup, deneyip yanılıp, üstüne bir sürü para yatırıp aldığım malzemelerden memnun kalıp kalmadığımı yazayım da, bir faydam dokunur diyordum. Geri dönüp bakınca bu kadar yazının içinde ürün yorumları bir elin parmaklarını geçmez. Yazmaya vakit bulamamamın en temel nedeni de detaycılığım elbette. İlle de ürün fotoğrafları çekilmeli, memnun olduğum, olmadığım yönleri yazılmalı, nereden ucuza alınabileceği belirtilmeli… Böyle detaylı düşününce bir de baktım ki, ne zaman hangi marka ürünü kullanmışım unutma noktasına gelmişim. Hal böyle olunca dedim ki, bari bu konuda da bir dizi hazırlayayım, sadece en basit dille, hamilelik, 0-3 ay, 3-6 ay, 6-9 ay, 9-12 ay, 12-18 ay, 18-24 ay ve 24-36 ay gelişim dönemlerinde en sık kullandığım 5 ürünü yazayım, okuyanlar da kendi yorumlarını, kendi en sık kullandıkları anne ve bebek ürünlerini yazsınlar, böylece kısa yoldan bir sürü bilgiyi listelemiş olalım. Eğer bildiğiniz güzel ürün yorumu yazıları varsa başka bloglardan, ya da kendi yazdıklarınız, onların da linklerini ekleyebilirsiniz yorumlara.

Hamilelikte en çok kullandığım 5 ürün:

Çatlak Kremi: Babe Çatlak Kremi (Anti-Stretch Mark Treatment)
Çatlak olmadı ama işe yarayanın bu olup olmadığını bilmiyoruz. Kolay emilen, hafif kokulu bir kremdi. Hamilelikte sivilcelerim fena azmıştı ve ne sürsem kötüleşiyordu, ama bu kremin bir zararı olmadı.

Hamile Uyku Destek Yastığı: Tchibo Hamilelik ve Emzirme Yastığı. Ve tabi başımın altına da bir-iki yastık daha.
Şaşırtıcı bir şekilde bunu yazmışım. Ürün yorumu – Çok amaçlı emzirme yastığı

Hamile Sütyeni: Gündüz bu modele benzer Marks&Spencer, gece böyle bir model (ben pazardan tanesini 3 TL’ye almıştım yalnız)
Balensiz, penye, bunaltmayan sütyen çok aradım. Genelde emzirme sütyeni önerdiler ama bana onlar henüz emzirmiyorken gereksiz ve rahatsız gözüktüler.

Hamile Pantalonu: Bunun hemen hemen aynı bir pantalonla bitirdim bütün hamileliği. Bir de gittigidiyor’dan 15 TL’ye pembe bir pantalon almıştım. Satana hediye gelmiş, küçük gelmiş değiştirememiş. Etiketi üzerindeydi.

Elevit: Hamile multivitamini. Hergün, hergün içtim. Sonra nedense eczanelerde bulamadım. Muadili başka bir vitamin aldım.


13
Sep 09

Kolay Doğum İçin Kegel Egzersizleri

Egzersiz dizisinde:

  1. Hamilelikte egzersiz ve dikkat edilmesi gerekenler
  2. Hamilelikte egzersizin 9 yararı
  3. Kolay doğum için kegel egzersizleri (bu yazı)
  4. Doğum sonrası için bebekli egzersizler

Pelvik kasları güçlendirmek için yapılan egzersizlere, Kegel Egzersizleri adı (ilk kez tanımlayan hekimin anısına) veriliyormuş. Benim anne adaylarına moral timsali kolay doğum hikayemi belki okumuşsunuzdur. Doğumdan sonra doktorum düzenli Kegel egzersizleri yapmış olmamın çok yararı olduğunu söylemişti.

Ilgaz’a hamileliğimin 36. haftasında Ilgaz fazlaca aşağı inmiş ve doktorum 2 cm açıklık tespit etmişti. Doktorum, “artık çalışma, egzersiz yapma, yatmana gerek yok ama dinlenmeye çalış, her an doğum başlayabilir” demişti. Ben ne olur ne olmaz diye Kegel’i de bırakmamın gerekip gerekmeyeceğini sormuştum, o da “devam et iyi gelir” demişti. Doğum, 38+2 de doktorumun tabiriyle “kitaplarda yazdığı şekilde” oldu bitti.

Özetle anne adaylarına tavsiye olunur. Hiçbir zorluğu yoktur, vakit almaz. Madem yararı biliniyor, yapmamak ayıp olur desek yeridir. Nasıl yapılması gerektiğini buradan okuyabilirsiniz.


12
Dec 08

Emniyet Kemerini İhmal Etmeyin

Ölümle sonuçlanmış trafik kazası geçmişine sahip biri olarak linkteki haberi okuyunca araç güvenliği ile ilgili bir hatırlatma yapmak istedim. Emin olun biz de yola çıkmadan önce sadakamızı vermiş (keşke bir sadaka verseydiniz diyenler olmuştu inanılmaz şekilde), “Allah’ım sen kazasız belasız varmak nasip et” diye duamızı da etmiştik. Dua ile sadaka, kaza ve sonuçlarından korunmak için yeterli olmuyor, benden söylemesi. O zamanlar otomobillerin arka koltuklarında emniyet kemeri yoktu. Şimdi şehirlerarası otobüslerde bile var. İtalik yazılar haberden alıntı, ama vaktiniz varsa tamamını okumanızı öneririm.

Hamileyken emniyet kemerinizi takın:

“…Motorlu araç kazalarında ceninin ölümü annenin de ölümüne yol açabilir. Doğmamış çocuğunuza sağlayacağınız en güzel koruma üç noktalı emniyet kemerini kullanmanızdır. Bel hizasındaki şerit çıkıntı oluşturan hamile karnının alt kısmından, karına baskı yapmayacak şekilde geçmelidir. Omuzdan gelen şerit ise normal kullanımdaki gibi göğüs kafesi üzerinden çapraz ve normale göre daha gevşek şekilde geçmelidir. Emniyet kemerinin her iki şeridi de doğru kullanılıyorsa, cenin için hiçbir risk oluşturmaz. Hem annenin hem de bebeğin güvenliği sağlanmış olur….”

Bana bir şey olursa çocuğuma kim bakacak endişeniz varsa şehir içinde bile takın:

“…Çünkü ölümlü trafik kazalarının yüzde 80’i evinize 30-35 kilometre uzaklıkta ve 55-60 km/h hızın altında gerçekleşmektedir. Ayrıca trafik kazası ölümlerinin yüzde 35’i şehir içinde ve büyük olasılıkla günlük güzergahlar üzerinde meydana gelmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Trafik Araştırma Merkezi Müdürlüğünce 1999 yılında Ankara’da trafik yoğunluğunun fazla olduğu 27 kavşakta gözlem yoluyla yapılan bir araştırmada, 40 bin 587 özel araç sürücüsünden 8 bin 557’sinin (yüzde 21,08) emniyet kemeri kullandığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada, arka koltukta oturan hiçbir yolcunun emniyet kemeri kullanmadığı rapor edilmiştir. EGM kaza istatistiklerinde, 2001 yılında meydana gelen kazaların yüzde 88.79’unun yerleşim alanları içinde meydana geldiği ve yaralanmaların yüzde 66.03’ünün, ölümlerin ise yüzde 44.31’inin bu kazalar sonucu ortaya çıktığı görülmektedir….”

Ayrıca çocuğunuzun taklit ederek öğrendiğini göz önünde bulundurarak, ona örnek olmak için de takın. Kazalarda yaralanma riskini azaltmak için araç içinde serbest hareket edebilecek ağır cisimler bulundurmayın. Aracınızın içinin güvenliğini gözden geçirin. Alışveriş poşetlerinizi bagajda taşıyın. Bn kaza yapmam diye düşünmeyin. Eğer insiyatifiniz dahilinde olsaydı zaten adına kaza denmezdi. Şanssızlık halinde size hayat boyu acaba şöyle yapsaydık, sonucu böyle kötü olmaz mıydı sorusunu sorduracak bir durum oluşturmayın.

Güvenlik ile ilgili bu yazıya da bir göz atmanızı öneririm.

Bu yazı ilginizi çektiyse:

Bebeğim neden arkaya dönük oturmalı?


2
Sep 08

Tüp bebek maceraları – 1 (Evren’in Kitubi’de ilk yazısı)

Eşimle 27 Haziran 1998′de evlendik. Evliliğimden daha önce de bir kaç kez jinekeloğa gittiğimden, üreme sistemimde herhangi bir problem olmadığından gayet emindim. Üç yıllık doğum kontrol hapıyla korunmanın ardından artık çocuk yapmak istediğimize karar verdik. İşte bütün macera da bu günden sonra başladı.

Her şeyin yolunda olup olmadığını öğrenmek ve bir kaç rutin test yapmak için gittiğim doktor, biraz uzun süren bir muayenenin ardından canımın sıkılabileceği bir aksaklık olduğunu söyledi. Tüplerde bir problem olduğunu, tıkanıklık olabileceğini, bunun da kadınlarda temel kısırlık nedenlerinden biri sayılabileceğini söylüyordu.

Oldukça şaşırmıştım, çünkü bu tür konuları  şansa bırakan birisi değilim. Nasıl olur diye bütün gece düşündükten sonra, neredeyse bir  yıl önce yazın geçirdiğim bir akıntının ardından gittiğim doktorun (aynı doktor değil), önemli bir şey olmadığını, havuzdan enfeksiyon kapmış olabileceğimi belirterek, mantar olduğumu söylediğini hatırladım. Hatırladım diyorum çünkü önemli bir rahatsızlık olduğunu düşünmemiştim açıkçası.

Doktorun verdiği ilacı eşimle birlikte kullandım ve kısa süre sonra rahatsızlık sona erdi. Oysaki geçirdiğim enfeksiyon daha ciddi olup, bende olduğu gibi tüplere yürüyerek burada iltihabi tıkanıklıklara neden olabilecek, hiç de basit olmayan bir virüs imiş. Zamanında tespit edilseymiş tedavisi de varmış.

Can sıkıcı bir durumdu, gerekli doktor takiplerini yaptığım halde başıma böyle bir şey gelmesine oldukça kızmıştım, üzülmüştüm ve çok şaşkındım. Akşam eve geldiğimde eşimle durumu paylaştım, doktorun bir altı ay kadar beklememizi, bu arada çocuk olmazsa laparoskopi ile tüplerin açılmasının denenebileceğini, bundan bir sonuç alınmazsa tüp bebek yöntemini önerdiğini söyledim.  

Birkaç araştırmadan sonra, altı ay beklemeden Hacettepe Üniversitesinde laparoskopiyi denemeye karar verdik. Operasyondan bir yıl sonra tüplerde belirgin bir açılma sağlanamamıştı ve zaten hamilelikle sonuçlanan bir durum da olmadı.

Bu arada pek çok değişik doktora da gittik, hem infertilite yöntemlerini hem de tüplere yapılacak 2. bir operasyonun bir faydası olup olmayacağını araştırdık. 2. laparoskopinin pek bir faydasının olmayacağı sonucuna vardıktan sonra tüp bebek yöntemini denemek için kendimize biraz zaman tanımaya karar verdik, çünkü hem eşim hem de ben çocuk konusunun aramızda hüzne dönüşen, bizim psikolojimizi bozan, evliliğimizi olumsuz etkileyen bir durum olmasını istemiyorduk, çünkü çevremizde bu durumda pek çok evli arkadaşımız vardı (Kısırlık ne yazıkki artık bu dünyada çok yaygın olarak görülen, çiftlerin yaklaşık yüzde 15′inin yaşadığı bir olgu).

Ama yine de gelişen bu konuda gelişen teknolojiyi, yeni doktorları, yeni çalışmaları, biraz da gazeteci olmanın verdiği avantajlarla hep takip ettik. İlk deneme için ayrıntıları okumak isteyenlerle 2. bölümde  buluşmak üzere…