Handenin yazıları


15
Dec 11

Ayk Budur (Hande’den)

Oğlunuz sizin söylediğiniz şeyi yapmak istemeyip size “anne anlaman gerekmiyor çünkü bu seninle ilgili bir şey değil, bu benimle ilgili bir şey ” diye bağırdığında “peki” den başka bir kelime bulamayıp, çocuğunuzun büyüdüğünü artık onun da sadece kendisiyle ilgili istekleri olduğunu fark etmektir.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


22
Nov 11

Kaza geliyorum demedi (Hande’den)

Doğum hazırlıkları yaparken oğlum için ilk aldığım şeylerden biri araç koltuğuydu. En baştan kararlıydım asla bebeğimi kucağımda taşımayacaktım. Bir yaş sonrası alacağımız yeni oto koltuğuyla ilgili araştırma yaparken okuduğum bir yazı tüylerimi diken diken etmişti “ Türkiye’de çocuklu kazalarda çocukların % 45’i ölüyor”. Daha sonra da Volvo’nun ters dönük oto koltuğu kullanılan araçlarda yaşanan 35.000 çocuklu kazada sadece bir ölüm gerçekleştiğini okumuş ve ters koltukta karar kılmıştım. Oğlumun o %45’e dahil olmaması için, “keşke” dememek için elimden ne geliyorsa yapmak istemiştim.

Kaza tam da biz Can’ın artık sığamadığı koltuğunu öne çevirmiş, yeni koltuk arayışı içindeyken gerçekleşti. Yazın iş için sık sık gittiğim Kumluca’ya (Antalya) haftada 2-3 gün Can’la annemi de götürüyordum ve bir yazlık evde kalıyorduk. 23 Ağustos’ta, benim doğum günümde, misafirliğe gittiğimiz arkadaşımın evinden gece 1 sularında yazlığa dönmek için yola çıktık. 500 m kadar sonra kontrollü kavşağa girdik ve gece olduğundan trafik ışıkları çalışmıyordu. Durup soluma baktım. Çok uzakta bir araba fark ettim. En sol şeritten en sağa benzin istasyonuna doğru kaydı. Hafif gaza dokunduğum anda aracın anormal bir hızla yol kat ettiğini fark ederek tekrar frene bastım. Fakat araba o kadar hızlı geliyordu ki en ufak bir manevra şansı yoktu. Tahminen 150 km gibi bir hızla biz durduktan 2 sn kadar sonra bize tam sol önden çarptı. Bizden sonra da uzunca bir süre duramamış ve yol kenarındaki tellere çarpa çarpa ilerleyip bir elektrik direğine çarpmış. Kaza esnasında airbag patlaması ve kazanın şiddetinden dolayı kısa süreli baygınlık geçirdiğim için kaza anını hatırlamıyorum. İlk hatırladığım arabadan fırlayıp Can’ın oturduğu tarafın kapısını açışım. Can “arabamız kırıldı anne” diye çığlık atıyordu. Üzülme bebeğim yenisini alırız” dedim bir yandan da kucağıma almaya çalışırken. Beni elleriyle ileri itip “sana bir bakayım anne sen iyi misin?” dedi. “ Ben iyiyim bak bir şey olmadı” diyerek kucağıma aldım. Annem o sırada yavaşça Can’ın kafasını işaret etti. Sağ tepesinde saçlı bölge kanıyor ve ensesine akıyordu. Ona böyle bir şey yaşattığım için kahrolmuştum. Etrafta yığınla insan bir şeyler soruyordu ama ben sadece Can’la ilgileniyor, kalabalığı uzak tutmaya çalışıyordum. Polisleri görünce önce korktu;

– Anne bizi suçuklamaya mı gelmişler?
– Hayır bir tanem bize yardıma gelmişler hiç endişelenme, sen iyi misin?
– Evet anne ben iyiyim asıl sen iyi misin? Neden böyle bir şey oldu bize? (artık oldukça sakindi)
– Maalesef hiç istemesek de bazen böyle olaylar olabiliyor. Biz de bu yüzden önlemimizi alıyoruz. Kemerlerimizi takıyoruz, araba koltuğumuza oturuyoruz…

O sırada ambulans geldi, Can bu sefer de ben ambulansa binmem diye panik yaptı. Ben en mutlu yüz ifademi takınıp “aaaa biz hep ambulansların içini merak ederdik süper hemen girip bakalım hatta yolda sirenleri de açarlar süper bir yolculuk yaparız” dedim. Bizimki gülümsedi ve razı oldu.

– Bana iğne mi yapacaklar anne? Ne olur yapmasınlar.
– Ne yapacaklarını bilmiyorum bebeğim ama sana söz veriyorum sana kötü bir şey yapmalarına asla izin vermeyeceğim.

4 yaşına kadar ters dönük oturmaları daha doğruymuş!?

Hastaneye girdik,
Doktor: Çocuk sizin kucağınızda mıydı?
Ben: Hayır, araç koltuğundaydı.
Doktor: Aslında çocukların 4 yaşına kadar ters dönük oturmalarının daha doğru olduğunu biliyor muydunuz?
Ben: (oldukça şaşkın ) evet daha bu ay artık koltuğuna sığmadığı için düz çevirmek zorunda kalmıştık.

Bu arada Can’a baktı ve “2 dikiş” dedi. Can uyukladığı için anlamadı.
– Ne olmuş, kafam mı kırılmış, kemik çıkmış mı oradan diye sordu gayet sakin.
– Hayır bir tanem küçücük bir kesik varmış başında hemen kapatabilirlermiş onu, sen hiç merak etme dedim.

Hiç sorun çıkartmadı canım oğlum. Dikiş atılmadan önce masadaki ilaçları sordu ve dikiş atılırken de sadece ayaklarımla ellerimi bıraksanıza niye beni tutuyorsunuz diye bağırdı.Hemen dikişten sonra doktor artık gidebilirsiniz diyince;

Darbe Yok

Ben: Nasıl yani tomografi? Geceyi burada geçirmeyecek mi? Kafasından darbe almış çocuk.
Doktor: Hayır hanımefendi çocukta en ufak bir darbe yok, kafasındaki kesik de darbe sonucu oluşmamış.
Can: Hadi anne gidelim artık, baksana ben iyiyim. Burçin Teyzemlere gidip orada uyuyalım artık. ( biraz duraksayıp birden) Peki ama araba koltuğum nerede? Burçin teyzemin arabasında koltuk yok ki, beni onun arabasında ne koruyacak anne?
Burçin: Ben şimdi çok yavaş gideceğim ve hiç konuşmayacağım sorun yok merak etme.
Can: Anne, sen ananemle konuşuyordun ondan mı dikkat edemedin? Hiç konuşmayalım olur mu?
Ben: Tamam bir tanem…

Can uyuyana kadar polisin baskısına rağmen karakola gitmedim ve yüzümden gülümsememi eksik etmedim. Can uyur uyumaz artık beni kimse tutamazdı çığlık çığlığa ağlamaya başladım.

Kesik başının koltuktan taşan yerinde

Can’ın kafasındaki kesiğe arabanın emniyet kemeri yol açmış olmalı. Koltuğumuz küçülmüştü, Britax’ı satıp, Besafe’i de düz konumunda kullanmaya başlamıştık. Biz yana döne hem isofixli, hem de beş nokta emniyet kemerli koltuk getirtmeye çalışırken Can’ın başı koltuktan dışarı çıkıyordu.

Bu kaza bize neleri öğretti ve hatırlattı;

  1. Başı koltuk seviyesinden dışarı çıkmadan yeni koltuk edinmeliydik. Can’ın kafasındaki kesik tam tepesinde, koltuktan dışarıda kalan kısımda gerçekleşti.
  2. Besafe gerçekten de inanılmaz güvenli bir koltuktu. Ön tarafına monte edilmiş, ön koltukla çocuk koltuğu arasında sıkıştırılan çelik parça hem koltuğun yerinden oynamasına engel oldu hem de ön koltuğun Can’ın üstüne doğru kaymasını engelledi. 
  3. Can’ın kafasındaki kesiğe neyin sebep olduğunu bulmaya çalışırken aklımıza arabanın içinde uçuşan sert oyuncak ve bozuk paralar gelmişti. Bunların kaza esnasında ne kadar tehlikeli olduklarını hep biliyorduk ama maalesef arabanın içini temiz tutmuyorduk.
  4. Beş nokta emniyet kemeri sayesinde vücudunda hiçbir beresi olmayan Can’ın aksine, yetişkin olduğum halde üç nokta emniyet kemeriyle bağlı olan benim vücuduma kemer izi çıkmıştı. Kazadan sonra en az bir hafta nefes alırken bile canım yanıyordu. 5 noktadan vazgeçmemek lazımdı.
Neden arabanın emniyet kemerine talim etmek zorundayız?

İşin kötüsü koltuğumuz zarar görmüştü ve acilen yeni koltuk almamız gerekiyordu. Antalya’nın altını üstüne getirdim ama yok yok yok… Dünyada hem isofixli hem de 5 nokta emniyet kemerli bir koltuk yoktu. Eşim isofix olmadan olmaz diye tutturdu, ben de 5 nokta olmazsa olmaz diye. Sonunda aceleyle bol ödüllü ve isofixli cybex marka koltuk aldık. Koltuğun küçükler için kullanılabilir ön parçasına tav olup aldık ama maalesef Can’a çok sıkıcı ve dar geldi ayrıca Volvo’nun emniyet kemeri bile onu bağlamaya yetecek uzunlukta olmadı. Dolayısıyla o parça iptal oldu ve biz yine kaldık 3 nokta emniyet kemerine.

Bu koltuğu kullandıkça da % 100 emin oldum 3 nokta emniyet kemeriyle 3,5 yaşındaki bir çocuğu güvenli bir şekilde bağlamak çok zor.  Neden mi?

1- Emniyet kemerini kendisi sökebiliyor.
2- Koltuğun içinde istediği gibi hareket ediyor. Sorumluluklarını bilen bir çocuk olmasına rağmen emniyet kemerini çekiştirip yerinden oynatabiliyor.
3- Koltuk kemerin çocuğun vücudunun en sağlam noktalarından geçmesini sağlamak üzere tasarlanmış. Ama Can koltukta öyle bir kaykılıyor ki üst bacağından geçmesi gereken kemer vücudunun en yumuşak dokusu olan karnına, omzundaki de boynuna denk gelebiliyor.

Mümkün olsa oğlum için bir koltuk tasarlamak isterdim. Alınabilir gördüğüm 5 nokta emniyet kemerli 2 koltuk var Türkiye’de, her ne kadar isofixlerinin olmayışı (veya koltuğu sabitleyecek Besafe gibi çelik koruyucu aksamlarının olmayışı) tedirginlik verse de;

  1. Recaro Young Sport
  2. Britax Evolva

Siz de bildiklerinizi, araştırdıklarınızı paylaşır mısınız?

Sevgiyle ve en önemlisi Sağlıcakla kalın ve çocuğunuzun güvenliğiyle ilgili hiçbir konuyu lütfen lüks veya önemsiz görmeyin. Her şey bizim de başımıza gelebiliyormuş.

—-

BeSafe İzi Combi X3 İsofixli  Oto Koltuğu fiyatları ve satın alma

BeSafe İzi Up İsofixli Oto Koltuğu fiyatları ve satın alma

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


1
Nov 10

Evet Nurturia 1 yaşında – Hande’den

Bloglardaki  Nurturia ile ilgili yazıları, her şeyin söylenmiş olduğunu düşünüp yazmaktan vazgeçerim korkusuyla henüz okumadım. Bu yazımı bitirir bitirmez okumaya başlayacağım. İnanıyorum ki benimle aynı duygulara sahip birçok kişi benim kafamdan geçen şeyleri yazmışlardır neyse bu da Hande versiyonu.

Hamileliğimi hiç çocuk sahibi olmayacakmışçasına çok yoğun çalışarak geçirdim, internette araştırma çok yapardım ama hiç blog okumaz, hiç yorum yazmazdım. Hatta sanal arkadaşlıklar bana çok saçma görünür, bloglar da yanlış bilgi yüklü, boş zamanı çok hanımlar tarafından yazılmış günlükler zannederdim.

Kafamda bazı doğrularım vardı ve bu doğrulara paralel giden kitaplar aldım ve kulaklarımı çevreme tıkadım. Çevremden gelen tenkitlerle o kadar dolmuştum ki internette bir şeyler okur ve kafam karışır endişesiyle hamileliğimden beri takip ettiğim “Baby Center” harici hiçbir şey okumamaya karar verdim. Etrafıma aykırı davranmaya normal doğum isteyerek başladım ve eşimin de desteğiyle bebeğimizi ilk günden itibaren ayrı odada yatırmakla devam ettik. Doğum yapmadan önce henüz çocuk yatağı almamışken kafayı çocuk araba koltuğuna takmış bir kadın… Hamileliğinin son ayında kocasının arabasına hastane bavuluyla oto koltuğunu yerleştirmemi garip bulan insanlar, Can 9 aylık olunca aramaya başladığım ters dönük oto koltuğuyla birlikte benim deli olduğuma kesin kanaat getirmişlerdi. Ben gayet sakin ve mutlu bir şekilde oğlumu yetiştirirken insanların benim takıntılı, paronayak, acımasız bir insan olduğumu düşünmeye başladıklarını seziyor, oğluma acıdıklarını görebiliyordum. İşin kötüsü artık ben bile kendimden şüphelenmeye başlamıştım.

İlk kez internette ciddi bir mesai harcamaya araba koltuğuyla başladım. Çok yüksek bir fiyata Volvo’dan koltuğu getirtecektim ama ya arabama monte edilemezse, ya herkesin dediği doğru çıkar da çocuk ters dönük yolculuk edemezse ne yapacaktım derken…

9 Ocak 2009 sabahı saat 9 da Kitubi’yi keşfediyorum… Allahım bir anne, bir aile çocuğuna benim istediğim koltuktan almış ve oturtuyor… Duygularımı anlatamam heyecandan yazıyı okuyamıyordum bile hemen yorum yazdım ve cevap geldi. Diğer yazıları okumaya başladıkça yavaş yavaş bloglarla ilgili önyargılarım kırılmaya başladı.

Anne olduktan sonra tattığım gerçek çaresizlik duygusunun paylaştıkça ve yakınınızda sizi anlayan ve sizinle aynı doğrultuda hareket eden insanlardan yorumlar aldıkça içinizdeki rahatlama duygusu ve sizden sonra anne olacak insanlara yardımcı olabilmek arzusunun içinizde yarattığı mutluluk ve huzur…

Evet 30 Ekim 2009’da bu güzel insanların Nurturia’yı doğurmalarıyla birlikte bana yeni bir kapı daha açıldı. Nurtruria bana, çocuğumun kayıtlarını tutmanın yanı sıra, yaşı benim çocuğumdan büyük çocuğu olan ailelerin sorunlarını dinleyerek ilerde başıma gelebilecek şeylere hazırlıklı olmamı sağladı.  İhtiyacım olan bir malzemeyi nerden bulabileceğimi, bugüne kadar hiç düşünmediğim ve hep yanlış yaptığım davranışlara karşı farkındalık geliştirmemi ve bu dünyada benimle aynı duygu ve düşünceleri taşıyan ailelerle eşsiz dostluklar kurma şansı verdi.

Damla ve Khan’ın çocuklarını yetiştirme biçimleri size ters olabilir ve düşünce yapıları size uymayabilir ama aradığınız aileler, onların sayesinde size artık çok yakındadırlar. Herkes kendi yakınını keşfeder ve bulur, sonuçta duygular aynıdır “bu dünyada artık yalnız değilsiniz, acılarınızı ve sevinçlerinizi paylaşan insanlar arasında güvendesiniz ve eskisi kadar çaresiz değilsiniz” dir.

İyi ki doğdun Nurturia ve iyi ki Nurturia’yı doğurdunuz Damla ve Khan ve tecrübelerini herkes ile paylaşan aileler. Çocuklu hayat sizlerle çok daha güzel, daha nice güzel yıllara…

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


26
Dec 09

Oto Koltukları Maxi-Cosi, Britax, Besafe

Şimdiye kadar Can’ın kullandığı 3 adet oto koltuğunu size tanıtmak istiyorum (Hande’den):

Maxi-Cosi Cabrio Fix
İlk koltuğumuz Maxi-Cosi Cabrio Fix oto koltuğuydu ve aynı zamanda bebek arabasına monte edilebiliyordu. Kullanımı çok rahattı.

Cabrio Fix’i, bir sonraki koltuğumuzun biraz gecikmeli gelmesinden dolayı doğumundan neredeyse 16 aylık olana kadar kullandık. Hala Can’ın o koltuğa karşı özel bir sevgisi var. Bence en fazla bir yaşına kullanılmalı. Küçük ve yatar pozisyonda olduğundan bir süre sonra çocuk için oldukça sıkıcı olabiliyor.

Volvo Britax-Fixway
Hamile kaldığımı öğrendiğimde arabamızı daha sağlam bir arabayla değiştirmeye karar vermiş ve Volvo almıştık. Volvo broşüründe çocuk koltukları dikkatimizi çekmişti. Can’ın koltuğunu değiştirme zamanı yaklaşınca aklımıza bu koltuklar geldi ve araştırmaya başladım. Araştırdıkça konunun çok derin olduğunu ve çocuk için en güvenli yolculuğun, mümkünse 4 yaşına kadar ters dönük olduğunu öğrenince kendimizi bir maceranın içinde bulduk. Bu vesileyle de Kitubi ve Damla ile tanışmış olduk.

Araştırmalarımız sonucunda getirtebileceğimiz 2 koltuk olduğu sonucuna vardık. Volvo Britax ve Besafe’in 3 modelinden bir tanesi. Isofix bağlantısı olduğundan arabamızın Volvo oluşundan ve Ilgaz’ın koltuğunu sevmesinden dolayı Britax Fixway almaya karar verdik. 

Aracınızda Isofix Yoksa
Eğer arabanızda isofix bağlantısı  yoksa öncelikle arabanıza isofix demirinin bağlanabileceği ve arabanın konstrüksiyonuna sabitlenmiş bir parça taktırmanız gerekiyor sonrasında

Koltuk bağlantı demir ayağı;

Ve koltuk bağlantı demir muhafazasına ihtiyacınız olacak;

Britax Fixway’in Üstünlükleri

  • Can çok seviyor,
  • Oldukça yüksek oluşuyla çocuğa güzel bir görüş açısı sağlıyor (Besafe’den daha yüksek)
  • Oturduğu kısım rahat ve geniş, koltuğun yüksekliğiyle birlikte ayak mesafesi oldukça fazla.
  • Isofixli oluşu, koltuğun yanlış bağlanma riskini ortadan kaldırıyor.

Olumsuz Yanları

BeSafe Izi Combi X1

Karma (BeSafe’in distribütör’ü) talebimiz üzerine geriye dönük monte edilen bir modelinden fuar için 3 adet getirdiklerini söylemişlerdi. Gelen modelin isofixli olmadığını öğrendiğimizde moralimiz bozulsa da Besafe’in kalitesine güveniyordum. Bu araştırmalar sırasında Can’dan 40 gün küçük olan Ege’nin annesi Gülşah’la sürekli bağlantı halindeydik. İlk Besafe’in reklâmını o görmüş ve bana araştırmam için bir materyal daha sunmuştu. Biz Britax’ı alırken, Karma’nın bizim için getirdiği koltuğu da onlar aldılar.

Benim arabamda isofix sistemi yok. Ara sıra da kiralık şirket aracı kullanıyorum. Bir yandan sistemi kurdurmak için formalitelerle uğraşırken diğer yandan eşimle, “Çocuğu sen al” – “olmaz koltuk senin arabanda” gibi tartışmaları sık yaşar olmuştuk. Bu yüzden ikinci bir araba koltuğu almaya karar verdim. Bu arada Evren ve Osman oğulları Tan için Ankara’da bir mağazadan Besafe İzicombi X1 almışlardı. Mağazadan almak taksitli alma imkanını da beraberinde getiriyordu. Böylelikle Özel Can Bebe’yi arayıp ellerindeki Besafe’in koltuğunu internetten alışveriş yapabilmem için web sayfalarına yerleştirmelerini rica ettim. Kısa bir süre sonra yeni koltuğumuz bize teslim edildi.

Besafe İzi Combi X1’in Avantajları

  • Elinize aldığınızda bile ağırlığıyla güvenli ve sağlam olduğunu size hissettiriyor.
  • Aksesuarları beraberinde teslim ediliyor.
  • Fiyatı oldukça uygun
  • O kadar sıkı monte oluyor ki yerinden bir milim koltuğu oynatmanız mümkün değil.
  • Isofixli olmamasına karşın, ilk montajda biraz zorlansanız da daha sonraki montajlarda arabanıza göre ayarları çok oynatmadığınız için çok kısa sürede monte edebiliyorsunuz. (dün zaman tuttum, Can etrafımda dolanıp beni yavaşlatıyor olmasına rağmen bir dakikadan daha kısa bir zamanda monte ettim.
  • Oldukça konforlu görünüyor.

Koltuğu hem ters hem düz monte edebiliyorsunuz. Fakat bu bizim için bir avantaj değil, çünkü koltuğu öne döndürmek gibi bir niyetimiz yok.

Dezavantajları

  • Britax’a göre ayak mesafesi çok az daha kısa
  • Britax’a göre biraz daha alçak.
  • Can sanki Britax’ı daha çok seviyor gibi geliyor bana (duygularını net ifade etmeye başladığında nedenini öğreneceğiz).
  • Hem ters hem düz monte edebiliyorsunuz (zamanından önce düz monte edilmesine neden olabilir ve düz montajı tersteki kadar kıpırdamaz sabitlenmiyor)

Bence bunlar çok önemli dezavantajlar değiller.

Ters monte edilen koltukların montajında dikkat edilmesi gerekenler

  • Koltukların arabanın ivmesiyle öne ve ya arkaya yapışmasını önleyen ayak, kayış vs. ayarlarının doğru yapılması.

* Sabitlenmiş BeSafe izi combi X1

* Ön koltuğa sabitlenmiş kayışlar koltuğun ivmeyle arabanın arka tarafına doğru kaymasını önlerken, yere basan ayak ta, koltuğun arabanın ön tarafına doğru hareket etmesini engelliyor

* Koltuğun arabaya sabitlenmesini sağlayan mekanizmanın kriko kolu

* Hem araba koltuğunu sabitlerken aynı zamanda koltuğun arka tarafa doğru hareket etmesini engelleyen çelik kaplama bölümün emniyet kemeri geçişi.

* Emniyet kemerinin geçiş noktaları.

  • Her iki koltuğunda dik, dinlenme ve yatma diye 3 pozisyonunun olmasına karşın (düz bir zemine koyduğunuzda bunun doğru olduğunu görüyorsunuz), arabaların arka koltuklarının rahat oturum için arka tarafa eğimli yapılmış olmasından dolayı, koltuğu her zaman için yatar pozisyonda tutup, koltuğun da kayışlarını iyice sıkarak koltuğun yüzeyini mümkün olduğunca düzleştirdiğinizde görüyorsunuz ki çocuk uyurken başı öne düşmüyor. (ilk günlerde uyurken çok rahatsız bir koltuk bu diye çok üzülmüştük)

Bir de koltuklar gelmeden önceki en büyük fobim, küçücük olan benim arabama (ford fiesta) sığar mı korkusuydu. Onda da bir sıkıntı yaşamadık. Çok yer kapladıkları kesin ama orası oğlumuzun özel yeri.

Her iki koltuktan da çok memnunuz. Daha da önemlisi Can çok memnun bizim de içimiz rahat.

BeSafe İzi Combi X3 İsofixli  Oto Koltuğu fiyatları ve satın alma

 

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


15
Dec 09

Epiduralli Sezaryen – Hande’nin Doğum Hikayesi

Blogcuanne harika bir sayfa yapmış ve birçok anne de bu sayfaya harika doğum hikayelerini yazmaya başladılar. Keşke hamileyken okumuş olsaydım bu yazıları diye aklımdan geçmedi değil. Yazıları okudukça duygulandım ve artık bir epidural sezaryen hikayesi yazma zamanı gelmiştir dedim.

2007 Haziran ayında korunmayı bıraktıktan 15 gün sonra eczaneden aldığım testin pozitif çıkmasıyla sarhoşa dönmüştük. Aynı gün bir grup arkadaş hafta sonunu geçirmek için şehir dışındaydık. “Nasıl doğum yapacaksın?” sorusu ilk kez o akşam, yeni tanıştığımız bir bayan doktor tarafından soruldu. Eşimle güldük, bunu bilemeyeceğimizi, normal istediğimizi ama bunun kararını doktorumuzun verebileceğini söyledik (daha sonra bu cümleleri kaç kere başka insanlara telaffuz ettiğimi hatırlamıyorum maalesef). O da bize bütün hafta sonu normal doğum diye bir şey olmadığını, bunun adının vajinal doğum olduğunu ve aklı başında hiçbir insanın vajinal doğumu seçmemesi gerektiğini ve vajinal doğumda yaşanmış bin bir türlü kötü hikayeleri anlattı. Birden son zamanlarda çevremde hiç kimsenin normal doğum yapmadığını fark ettim. Hafta sonum berbat geçtiği gibi, içime de bir sıkıntı yerleşti.

Öyle bir doktor bulmalıydık ki, bize son dakikada bir bahane bulmasın. Normal doğumda da tecrübeli olsun. Doktor randevumuza ilk gittiğimizde hazırlıklıydık. 6 haftalık hamileydim. Düşüncelerimizi açık açık anlattık. “Eğer mecburiyetten sezaryen olacaksam, bunun gününü ben seçmeyeceğim. Doğuramadığım takdirde beni acil sezaryene alırsınız, hatta epiduralle normal doğuma girerim, olmazsa sezaryene geçiş yapılır” diye pazarlık ettikten sonra, doktorumuz bizim ne kadar doğru kararlar verdiğimiz konusunda bizi yüreklendirdi.

Başlarda her gün yürüyüş yaparak ayda en fazla bir kilo alıyordum ve hiçbir sıkıntı yaşamıyordum. Ama 24. hafta kontrolümde 1 ayda 4 kilo aldığımı öğrendim. Doktorum 50mg’lık glikoz yüklemesi istedi. Sonuç normal çıktı. 28. hafta kontrolümde üstüne 4 kilo daha eklemiştim. Doktorum bende gebelik diyabetinin olduğundan emindi.  Bu sefer direk 100mg’lık glikoz yüklemesi yaptırdı. Haklıydı. Beni hemen endokrin’e yolladı, harika bir doktora. Bu arada Amazon’dan sipariş verdiğim hamilelik egzersizleri de gelmişti. Her gün iş yerimde öğle molalarında bu egzersizleri yapmaya ve çok sıkı bir diyet uygulamaya başladım. Ufak tefek dengesizliklere rağmen işler yoluna girmişti. Bebekte hızlı büyüme olmamıştı ve bu çok sevindiriciydi (daha önce bebeğimin kilo almaması için dua edeceğim hiç aklıma gelmemişti).

Yoğun bir çalışma temposu devam ediyordu. Doğuma kadar işleri yoluna koymak için koşturuyordum. 38. haftamı bitirmiştim ki bir sabah eşimin beyin damarlarına gelen bir pıhtı yüzünden sağ tarafına hafif bir felç geldi. Bu vesile ile doğum iznine ayrılmış ve eşimle birlikte hastaneye yatmış olduk.  Neyse ki 4. günün sonunda tamamen iyileşmişti. Yalnız bu arada benim şekerim delirmişti. Hastaneden çıkacağımız gün doktorumu görmeye gittim. Şekerimin dengesinin bozulması, Can’ın kafa çapının 37 cm olması ve 39.hafta olmasına rağmen Can’ın hiçbir gelme belirtisi göstermemesi üzerine doktorum “bence hemen yarın alalım” dedi. Dünyam yıkıldı. Ciddi bir sağlık sorununu henüz atlatmıştık ve diyabetten bebeğimin zarar görme ihtimali beni çok korkutmuştu. Zaten eşim bu 8 aylık süreçte artık doktorların normal doğum yaptırmayacaklarına kanaat getirmiş ve pes etmiş durumdaydı. Başka doktora da gitsek durum değişmeyecek gibi görünüyordu. İstemeye istemeye kabul ettik ve o gece evimizde yattıktan, bütün gece “haydi Can gel” dedikten sonra hastaneye gittik.

Çok duygusallaşmıştım, sürekli gözlerim doluyordu. İkinci doğum olarak ameliyathaneye alınmıştım ama acil bir hastanın gelişiyle yaklaşık bir buçuk saat beklemiştim. Bu aksaklık yakınlarıma haber verilmediği için onlar meraktan ameliyathaneyi basmak üzerelerken ben doğuma girmişim.

Epidurali yaptıktan sonra ellerimi ve başımı sıkı sıkı bağladılar. Önüme de yeşil bir örtü çektiler. Kısa süre sonra bebeğimi dışarı çıkardıklarından emindim ama hiç ses yoktu. “İyi mi, iyi mi?” diye seslendim etrafımdakilere, onlar hastane yönetiminin istediği evrakları tartışıyorlardı. Beni duymadılar. Aspiratörün sesi geliyordu. Az sonra Can ağlamaya başladı ve anında ben de. Tekrar “nasıl, nasıl kaç kilo” (ilk kilosunu sorduğuma hala inanamıyorum) dedim ama yine duymadılar. Sonra bir hemşire “çok ağlıyor bu bebek şunu susturup öyle giydireyim” dedi ve Can’ı birkaç saniyeliğine koynuma soktu. Gerçekten de anında susmuştu. Ben ise hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Başka bir hemşire bu hep oluyor diyerek gözyaşlarımı silerken Can’ın oldukça sağlıklı olduğunu ve dışarıda babasına teslim ettiklerini söyledi.

Kadın doğum katında özel oda olmamasından dolayı farklı bir kata yerleşmemin avantajını yaşadım. Beni yukarıda unutmuşlar ve diğer bebekler çok ağladıkça tepsi tepsi biberonlar taşınırken, alt katta bizimki 24 saat emdiği ve bağırdığı halde bize bir şey düşmemişti. Böylece 3. gün gerçek anlamda sütüm gelmeye başladı.

Hamilelikle başlayan ve övüle övüle bitirilemeyen ağrısız epidural sezaryen tam da başıma gelmişti. Böylece;

  • Doğumun üzerinden 24 saat geçmeden eşofmanlarımı giymiş, yürümeye başlamıştım. Doktorum tarafından, “bugüne kadar en hızlı ayağa kalkan ve en sorunsuz hastası” ilan edilmiştim.
  • Buna rağmen oğlum ağladığında yanı başımda duran yataktan onu alıp emzirebilecek ve altını değiştirebilecek hale gelmem neredeyse 3 haftamı aldı.
  • Sütle birlikte oğluma daha fazla ilaç gitmesini engelleyebilmek için her ne kadar hiçbir iğne yaptırmadım ve ilaç içmediysem de çok ciddi ağrılarım vardı.
  • Her ne kadar doğum sonrası hiç yatmamış olsam da, oğlumla 4 günlükten itibaren düzenli dışarıya çıkmış olsak da gerçek anlamda rahat rahat yürümem 2 ayımı aldı.
  • O güne kadar hiçbir barsak problemi çekmemiş bir kişi olarak, ameliyattan sonra en az 3 hafta tuvalette her gün normal doğum yaptım. İçim acıyor çığlıklar atıyordum.

Evet sezaryende belki önceden acı çekmiyorsunuz ama tam bebeğinizin size ihtiyacı varken hem siz hem de bebeğiniz haftalarca başkalarına muhtaç hale geliyorsunuz.  Eğilip doğrulamıyor hatta rahat yatamıyorsunuz bile. Hayretler içinde tabloyu inceliyorum. Yeni neslin hepsinin mi çatısı dar? Eskiden bu kadar dolanmayan kordonlar neden son yıllarda bir olup çocukları boğmaya çalışmaya başladılar?

Belki sezaryen olmam kaçınılmazdı. Ama hiç değilse doğum gününü ve saatini oğlumun kendisi seçemediği için çok üzgünüm. Oğlumun kendi kişiliğini oluşturması benim için her zaman çok önemli. Doğum da bunun bir parçasıydı ama maalesef olamadı.

Bu süreç içinde hep yanımda olan eşime, canım arkadaşlarım Elif Aysan ve Prof. Dr. Berrin Aktekin’e, bana emzirmeyi öğreten Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi emzirme ebesine ve de tabi Annelerime Teşekkür Ederim. Bu dönemi sizin sayenizde çok güzel geçirdim.

Hande Sağanak

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


20
Nov 09

Aşıyı Olmaya Nasıl Karar Verdik (Hande versiyonu)

Haftaya çok yorgun başladım. Aşı olmanın mantıklı olduğu kafama yatmışken doktorumuzun hayır demiş olması beni huzursuz ediyordu. Salı sabahı bir arkadaşım arayarak, onların doktorunun “durum değişti, hastalığın seyri değişiyor acil aşı yaptırın” demek için aradığını iletti. Ben de hemen bizim doktorumuzu aradım. Hemşiresi doktorumuzun yurt dışına çıktığını, “durumun değiştiği, aşı yaptırmamız gerektiği” ile ilgili not bıraktığını söyledi. Birden bir rahatlama hissettim. Diğer yandan bu fikir değişikliğinin sebebini merak ettim. Başladım yine telefon görüşmelerine (domuz gribinden ölmem belki ama radyasyondan öleceğim kesin). Aynı zamanda doktor olan ve çocuklarını bizimle aynı doktora götüren arkadaşlarımı aradım. İstanbul’da çocuk doktoru olan bir arkadaşımı aradım, 5–10 civarı başka doktor arkadaşlarını ve yakınlarını da aramadım değil 🙂 Aldığım cevaplar ve vardığım sonuç şöyle:

Neden önceden Hayır’dı da şimdi Evet oldu?
İlk önce hayır denmesinin nedeni, hastalığın seyrinin oldukça hafif geçiyor olması ve salgın olma riskinden henüz emin olunmaması ve henüz aşı ortada yokken insanları bir telaşa düşürmektense aşı gelene kadar hastalığın seyrine bakıp sonra net karar vermekmiş.

Havalar Soğudukça Virüsün İşi Kolaylaşıyor
Domuz gribinin özelliği soğukta çok daha aktif olmasıymış. Şu anda hastalık geçiren insanların daha hafif geçirmesi ve ailenin diğer üyelerine yayılmayış nedeni bundanmış. Fakat hava şartları soğudukça özellikle Ocak-Şubat ayı gibi virüs en etkili halini alacakmış. Bir salgın kaçınılmaz görünüyormuş.

Neden Küçükler Risk Grubunda?
Şu ana kadar gözlemlenen de genelde küçük çocuklarda 2–3 misli daha ağır seyrediyor olmasıymış. Bunun nedeni de 10 yaş üstü insanların bugüne kadar birçok virüs ve bakteriyle karşılaştıklarından hemen antikor üretiyor olmasına karşın 10 yaş altının en az 2 defa bu virüsle etkileşmeden vücutlarının bir bağışıklık kazanamamasından dolayı üst üste hastalanma risklerinin yüksek oluşu ve ağır geçirme durumları söz konusuymuş. Küçüklere 2 doz halinde aşının vurulmasının nedeni de buymuş. Ve çocukların gerçek antikor oluşturmaları 2. dozdan yaklaşık 10 gün sonra yani şu anda aşı vurulan bir çocuk ancak Ocak başında gerçek korumaya geçecektir ki bu da hastalığın en etkin tarihine denk gelmektedir. Aşı olunacaksa acilen olunmalıymış yoksa aşı olmanın pek değeri kalmayacakmış.

Aşının içindeki maddeler
Hepatit B aşısının içinde olan maddelerden daha farklı değilmiş. Bazı doktorların karar sizin demesinin nedeni ise, her ilacın, her iğnenin ve her aşının milyonda bir bile olsa riskler taşıdığının bilinmesi. Milyonlarca kişi aşı olurken elbette (maalesef) bu yan etkilerden etkilenen insanlar olmaktadır. Ama sadece bir ateş düşürücünün bile prospektüsünü okusanız yan etkileri içinde çocuğun havale geçirmesinden, felcine 2 sayfa yan etki yazmaktadır ve bunlar yaşanmıştır. Peki, çocuğu 39 derece ateşliyken ateş düşürücü vermeyeniniz var mı?

Bu kadar hızlı aşı üretilmesi
Evet bu firmalar çok uzun yıllardır, çocuklarımıza vurdurduğumuz aşıları üretenlerdir. Ellerinde zaten gereken maddeler mevcuttur. Tek dışardan yeni eklenen yeni virüstür. Acil ve çok hızlı aşı üretmek zorundalar çünkü bir salgın söz konusu. Evet, bunun sonucunda çok para kazanmayacaklar mı, evet kazanacaklar. Ne yapalım bu da onların işi.

Dün oğlumu da aldım ve sağlık ocağına gittik. İkimiz de aşı olduk.

Bu arada Aşı esnasında ayılıp bayılan ve günlerce kendine gelemeyen insanlardan bahsedilmişti. Kendisi de aşı olan bir insan olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Can’da veya bende en ufacık bir yan etki olmadı. Kolumuz bile acımadı.

Bu neye benziyor biliyor musunuz? Geçen sene aşılı karpuzlar için genetiği değiştirilmiş diye söylentiler çıktı ve çiftçilerimiz karpuzlarını satamadılar. Kimse karpuz yemedi. Karpuzlar tarlalarda çürümeye terk edildi. Aşılı karpuz üreten bir firmanın üretim müdürü olarak bütün işletme bayıla bayıla karpuz yedik tüm yaz. O güzelim karpuzlara yazık oldu. Niye mi yedik? Bizim onların genetiğini falan değiştirdiğimiz yok. Biz kimiz ki genetik değiştireceğiz. Nerede bizde o teknoloji? Ayrıca niye yapalım??

Herkese bol sağlık diliyorum!

Domuz Gribi Aşısını Olmaya Nasıl Karar Verdik (Damla versiyonu)

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


21
Aug 09

Dikkat! Çocuğunuz beşikten atlayabilir!

Hande’nin isteği üzerine, uyarı ve hatırlatıcı olması açısından Hangi bebek mobilyasını almalıyım? – Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar) yazısına yazdığı yorumu, ayrıca yayınlıyorum. Benim bile, tecrübe etmiş hatta yazıyı yazmış olmama rağmen, 20-24 ay dönemindeki yataktan kalkma sorunlarını düzeltmek için yorucu uğraşlarımızın sonucu, atlamıyorsa bırakın dursun beşikte yorumu yaptığım olmuştu. Varsın kalksın gelsin, geri götürür yatırırsınız. Montessori metodunda önerilen yer yatakları da güzel bir alternatif.

Hande’nin yorumundan aktarıyorum:

“Bile bile lades buna denir herhalde. Bu yazıyı ilk okuduğımda Can yanılmıyorsam 11-12 aylıktı daha vaktimiz var ama dikkat etmeliyim diye düşünmüştüm. Can 15 aylık olduğunda dikkatimi arttırdım, hatta bir an önce yatağı değiştirsek mi diye endişelerim başladı. Ama henüz Can şempanze durumuna geçmemişti herkes de acele etme çocuklar 3 yaşına kadar yatıyor bunlarda diyorlardı. Can 16 aylıkkken şempanze oldu ama yataktan atlamaması gerektiğine ikna ettik uyanınca bize sesleniyor “indiirr” diye bağrıyordu. Bu arada ben de 2 aydır artık bir yatak mı alsak acaba, yoksa parmaklıkların bir kısmını söksek mi diye düşünürken olanlar oldu. Geçen gece Can uyuduktan sonra su içmeye diye alt kata indim. Sözde hemen çıkacağım ya güvenlik tedbirlerimi de almadım. O sırada eşim seslendi salona girdim oturdum. Televizyon da açık, 5dk’nın içinde oturur vaziyette uyumuşum (sabah 7de iş başı yapıyoruz son günlerde herhalde onun yorgunluğuda olsa gerek). Gözlerimi Can’ın anne demesiyle açtım ki Can merdivenlerden iniyor ve en aşağı inmesine son 3 basamak ve parmaklıkların arasından bana bakıp sesleniyor. Aklımı oynatacağım sandım. Fırladım aldım kucağıma “Sen nasıl indin buraya düştün mü Can” dedim “düştüm” dedi. Baktım alnında koca bir şişlik ama ilginç bir şekilde pek ağlamıyor sadece homurdanıyor. Bu arada ben ağlıyorum tabi “ben ne kadar kötü bir anneyim, özür dilerim oğlum” diye. Soydum bütün vücuduna baktım başka bir şey yok, yataktan atlarken kafayı vurmuş anlaşılan ama neyse ki merdivenlerden yuvarlanmamış.
Neyseki çok ucuz atlattık. Çok hafif küçük bir morluk vardı ertesi sabah alnında. Ben 2 gündür hala kendime gelemedim kahroldum resmen. Tam da benden iyi anne olacağına ikna olmaya başlamışken 1,5 yılı sıfırladım kendi gözümde hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor.

Hiç bir şeyi ertelememek gerektiğini birkez daha görmüş oldum. İnsanlara bu bebek yataklarını 3 yaşına kadar kullanılabilir diye satmamaları gerekiyor. Hatta insanların bu yatakların 15 aylıktan itibaren çok tehlikeli oldukları konusunda da uyarılması gerektiğini düşünüyorum. Ben Damla’dan bunları öğrendiğim halde bakın neler yaptım. Aman dikkatli olun!!”

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


3
Aug 09

Ayk Budur

(Hande’den)

Ayk sabahın altısında, siz “beş dakika daha uysam” diye  dualar ederken evde kendi kendine çığlık ve kahkalarla koşan oğlunuzun yanınıza gelip “taadan kaç taadı tut” (tavşan kaç tazı tut) dediğini duyunca ani bir enerji patlamasıyla yataktan fırlayıp küçük tavşanı yakalamaktır 🙂

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


14
Jul 09

Küçük Bebeklerde Yabancılama

Can insanları yabancılamaya çok erken başladı (iki aylık civarı). Bu da bizim hayatımızda ciddi bir kısıtlamaya yol açtı. Baş başayken son derece mutlu olan oğlumuz, odaya birinin girmesiyle birlikte birden ağlamaya başlıyordu. Babası ve benim haricimde kimsenin kucağına gitmiyor, giderse bile yabancı kişiye hızlı bir göz atmasını takiben kıyamet kopuyordu. Morarıyor, nefessiz kalıyor ve odasına gidip yalnız kalmadıkça susmuyordu.

Ne eve biri gelebiliyordu, ne de biz bir yere gidebiliyorduk. Pusetiyle dışarı çıktığımızda önce gayet mutlu etrafa bakınırken ansızın yanımıza biri geliyor, bizim o insanı kovalamaya fırsatımız olamadan, “aman da ne şirin bebekmiş” demesiyle yine kıyametler kopuyordu. Eve dönene kadar ne yapsak sakinleştiremiyorduk. Eşim artık dışarı çıkmak istemez olmuştu, misafir geldiğinde de biz üst kattan inemez olmuştuk. Aşağıdaki resimlerde Can 35 günlük, ilkinde bana gülücükler atarken, annemin odaya girmesiyle ikinci resimdeki görüntü oluşuyor.

Artık bir gün ağlamaklı doktorumuzu aradım (aynı zamanda arkadaşımız). Bu çocuk çok yabancılıyor ne yapacağımı bilmiyorum lütfen yardım et diye. Her ne kadar “sana öyle geliyordur bebekler 7 aydan önce yabancılamaz” dediyse de, 2,5 aylıkken sünnet kontrolüne gittiğimizde kendisi de gözlerine inanamadı ve bize;

“Bir bebek bunu şimdiden yapıyorsa başın gerçekten belada. Demek ki çok büyük korkuları var (o ana kadar bunu hiç düşünmemiştim). Bunları yavaşça yenmeniz lazım yoksa ileride eteğinden ayrılmayan ve sürekli ağlayan bir çocuğa sahip olursun. Sana ödev! Can her gün mutlaka dışarı çıkacak fakat kalabalığa ve uzağa götürüp çok germe onu, ama her gün en az bir farklı ortam ve bir yabancı mutlaka görsün. Aşama aşamada fazla kişiyle görüştürmeye başla, sakın fazla zorlama” dedi.

Çocuk korkuları, çok ağlayan bebek, muhtemel nedenleri üzerine birçok araştırmalar yaptım. Bebeğin sakinleşmesini sağlamanın tek yolunun da çocuğun size olan güveni arttırmak olduğunu öğrendim. Her koşulda sizin onun yanında olduğunuzu hissettiği sürece güven oluşuyor ve sizi bırakmaya başlıyor. Sakın bundan öncesinde onu siz zorla alışsın diye bırakmayın, o zaman güvenini sarsılıyor ve daha çok paçanıza yapışıyor.

Babası bizimle dışarı çıkmayı reddetse de biz her gün bakkala eczaneye ya da sabah çok erken saatlerde yürüyüşlere çıkmaya başladık. İlk iki hafta kabus gibiydi. İnsanlar bana demediklerini bırakmıyorlar, şu küçücük çocuğa niye işkence yapıyorsun diyorlardı. Neyse ki dördüncü ay civarı sosyalleşmeye başladık. Bu arada ben de işe başladım ve Havva Teyzesi’yle her gün gezmelere devam etti. Biz de akşamüstü işten geldiğimde ya da sabah erken saatte işe gitmeden önce birlikte yürüyüşlerimize devam ettik.

Yaklaşık 5 ay civarında çok sosyal bir çocuk oldu Can. O günden sonrasında her yere gider olduk. Hiç sorun çıkartmıyor hatta kendisi de gezmekten, yeni insanlar tanımaktan mutlu oluyor. Şimdi de (16 aylık) arkadaş diye ağlıyor. Umarım bu sene biz de Ilgaz’ın ilk gittiği kreş gibi bir yer buluruz da hiç olmazsa günde bir saat çocuklarla oynayabilir.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


13
Jul 09

Mutlu Bebek Yetiştirmek

Can büyüdükçe, kullandığı kelimeler ve taklit yeteneği arttıkça, çocuk davranışlarıyla ilgili okuduğum yazılar aklımdan tekrar tekrar geçmeye başladı.
Hatta bir ara bu yazıları derleyip sizlerle de paylaşmak istiyorum. Özellikle de çocukların, yaptığımız ya da söylediğimiz şeyleri algılama şekliyle ilgili olan yazıları. Onları ne kadar anlar ve ihtiyaçlarına zamanında doğru cevaplar verebilirsek o kadar mutlu çocuklar yetiştiririz diye düşünüyorum.

Aslında Can’ın doğuştan asabi (sinirli) bir yapısı var. Buna rağmen sanırım benim ve bakıcımız Havva teyzesinin sakinliği ile içindeki canavar çoğu zaman uykuda kalıyor.

  • İlk defa biz elindeki bir şeyi aldığımızda morarırcasına ağlayan 5 aylık oğluma doktorumuzun “Önce eline sizce uygun olan bir şey verin, sonra diğerini alın” önerisi hala çeşitli şekillerde devam ediyor. Tabi bazı kurallar dahilinde. Her zaman bir kenarda çocuğunuzun ilgisini çabuk çekecek bir şeyler bulundurun. Olmadı mutfak eşyalarından değişik bir şeyler gösterip, “Aaa bak bende ne var” deyip, elinizdeki yeni oyuncağı evirip çevirin ve değiş tokuş yapın.
  • Eğer henüz çocuğunuz hiç kesilen bir el kanayan bir yara kırılan bir bardak görmemişse ona ‘bak şimdi kırılacak’ vs diye bağırmayın, hem boşa bağırmış olursunuz, hem de çocuk acaba kırılmak ne demek diye daha çok merak ettiğinden özellikle kırmak için çaba harcayabilir.
  • “Üff çocum yaaa bırak onu bak şimdi kıracaksın!” gibi seslenişler çocuğun hoşuna gidebilir. Sırf sizden arada o ilginç sesleri duymak için tekrar ve tekrar aynı şeyleri yapabilir. Zamanla o da sık sık bağıran, huysuzlanan bir çocuk halini alır. Bunun nedeni, bu sesleri çok sık duyduğu için iletişimin böyle sağlandığını düşünmesidir. Bizim hareketlerimizin nelerle sonuçlandığını gösteren 2 örnek vereceğim eminim sizlerde de pek çok örnek vardır. Duymak çok hoşuma gider. Bazen insan nerede hata yaptığını fark etmiyor:
    • Can 10 aylık civarındaydı akşam yemeklerine oturduğumuzda sürekli işaret parmağıyla bir şeyler gösterir “ıhh ıh” derdi. Babası da ilerleyen saatlerde bu seslerinden ve bulmaca gibi hangisi diye bulmaya çalışmaktan sıkılmış olmalı ki “ne Can,ne,ne?” diye söyleniyordu. Derken Can “ıh” demeyi bırakıp yarı ağlamaklı tiz bir sesle işaret parmağı havada “ne,ne,neee!” diye bağırmaya başladı. İşte o zaman anladık ki çocukların yaptıkları bütün hareketler aslında bizim yaptıklarımızın biraz abartılı halinden ibaret.
    • Geçen gün tabağındaki büyük parça karpuzları bölmek istedim, kendi kendime “şimdi elimde bıçağı görürse ister, iki parça değil mi, incecikte hemen elimle bölüvereyim” dedim. Yanlış!! Çok yanlış yaptığımı 2 dakika içinde gördüm. Bir de baktım benim arkamdan, güzelce çatalını batırarak karpuz yiyen çocuk çatalı bırakmış elleriyle karpuzları mıncık mıncık eziyor! Annem hemen kızdı “dur ne yapıyorsun şimdi” diye ama ben görünce anladım ki sadece beni taklit ediyor. Hemen yanına gidip özür diledim Can’dan “annen yanlış yaptı bebeğim aslında çatal ve bıçakla kesmeliydi ve sende rahatça çatalınla yemeliydin. Hadi bu ezilenleri atıp yeniden karpuz keselim.” dedim ve durumu düzelttik, o an fark etmeseydim büyük olasılıkla belki de aylarca karpuz dilimlerini düzgünce bölmeyi başarana kadar onları ezip duracaktı diye düşünüyorum.
  • Durumları ne kadar az ağlatarak kurtarabiliyorsanız o kadar sakin bir çocuk elde ediyorsunuz, tabii “hayır”ların “hayır” olduğunu bilmesi kaydıyla.
  • Sadece gerçekten yapmaması gereken bir şeyse ona “hayır” deyin ki “hayır”ın bir anlamı olsun. Eğer ona hayır dedikten sonra ona biraz daha müsaade edecekseniz baştan hiç demeyin.  Tırmanmasına, zıplamasına izin verin. Sadece sakıncalı görüyorsanız yakınında bulunun ki kendisine zarar vermesin.  Çünkü siz ne kadar hayır da deseniz gelişiminin gereği bu hareketleri yapmak isteyecek ve küçük hayırları ezerek kuralları ve ikazları önemsememeyi öğrenecek.
  • Eğer elinde gördüğünüz şey çok tehlikeli bir şey ise hemen elinden alın arada bir biraz ağlaması onu asabi yapmaz.
  • Çocuğunuz elindeki bir oyuncağı kendisine, bir başkasına ya da cam gibi kırılabilecek bir yere vuruyor ve siz de olabilecek bir zarardan endişe ediyorsanız yavaşça yanına gidin ve “cama vurma bebeğim ama istersen taşa vurabilirsin” ya da “o kadar hızlı vurursan başın acır, ama istersen biraz yavaş vurabilirsin (bu arada elini tutup yavaş vuruşu göstererek) hatta daha da iyisi bak burada tahta var gel oraya vuralım” diye yön değiştirmeye çalışın, “yapma” diye bağırmak hiç işe yaramıyor.

Defalarca sizin ve kendi sınırlarınızı anlamak açısından aynı şeyleri deneyebilir. Öğrenene kadar sıkılmadan ve istikrarlı bir şekilde onu yönlendirmelisiniz.

En azından bizde bunlar işe yarıyor. Siz sorunlara nasıl yaklaşıyorsunuz?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.