Cumartesi günü Ilgaz’ın doğum gününü Psikoloji İstanbul’un Nurturia üyelerine özel olarak düzenlemiş olduğu workshop’ta ebeveynlik becerilerimizi geliştirerek değerlendirdik Gökhan’la birlikte. Bu seminerde öğrendiklerimizi uygulamamız ona verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri olacak.
Bir ateşli doğum günü daha
Ilgaz bir kış bebeği olarak, 3. yaş gününü de ateşlenerek geçirdi. Bir gün öncesinde Aydo’da onun için hazırlanmış partide, önce uykudan yeni kalkmış olduğu için durgun olduğunu düşünüp, sonra anne, anne diye oyunu bırakıp yanıma gelmek istemesini özlediğine bağladıktan sonra, evde yere yatma eğilimini de gördüğümde artık 3 senelik bir anne olarak gece yattıktan sonra ateşinin çıkacağına bahse girebilir hale gelmiştim.
Bu defa ateş konusunda çok daha sakindik. Gece yarısı soyup ılık banyolara falan sokma gibi yorucu-gerici önlemlere girmedim. Akşam ateş düşürücü vermek için ateşini kontrol ederek bizim yatacağımız saate kadar beklemeye niyetliydim ama 24 civarında içi yanmış bir şekilde kalkıp su içince, o sırada vereyim dedim. Yine ertesi gün de halsiz görünmediği için 38 dolaylarında gezinen ateşini düşürmedim. Bitki çaylarını zaten her zaman severek içer. Ihlamurlu, ada çaylı öksürük kokteyllerini dayadık. İştahı olmadığını bildiğim için bu defa şifa yiyecekleri pişirmekle uğraşıp yedireceğim diye ne onu, ne kendimi yordum. Bu zamana kadar geçirdiğimiz en efendi ateşli günlerden birkaçı oldu. Öğlene doğru uykudan önce ateş düşürücüsünü vermenin uygun olduğunu babaannesiyle konuşup, babaanne ve dedesine teslim edip çıktık. O gece de bir kez daha ateş düşürücü verdik ve iki kez terden ıslanmış pijamalarını değiştirdik, su verip yatırdık. Pazar günü ateşi düşmüştü.
Geniş kapsamlı bir doğum günü partisi organize etmemiş olmamın da stratejik bir hareket olduğunu farkettim böylece. Cumartesi günü seminerden dönünce aile içinde mum üfletmek ve pastalı yanaklarından doya doya öpmek için eve yakın bir pastaneden pasta sipariş ettik. Pastacı da mum getirmeyi unutunca, yandaki tablo ortaya çıktı.
Psikoloji İstanbul Nurturia Üyelerine Özel Olumlu Ebevenlik Becerileri Semineri
Seminer anne-baba sayısı alışılmadık şekilde homojen dağılmış süper katılımcıların da katkısıyla son derece interaktif geçti. Sevilay Hanım (Kahveci) ve Tolga Bey (Erdoğan) bize küçük oyunlar bile hazırlamışlardı, detaylarını vermeyeyim, bir sonraki grupta benzerleri uygulanacak olursa sürprizini kaçırmayalım. Dinlediklerimden beni özellikle etkileyenler:
- Çocukları motive ederken doğuştan gelen özelliklerini değil, çabalarını vurgulamalı (bu makaleleri de okumanızı öneririm bu konuda)
- Çocuğun başaracağı şeyler adımlara bölünmeli ve çocuk uzaklardaki hedefe değil, bir sonraki adıma motive edilmeli
- Ödül ve ceza yönteminin etkisizliği ve karakter gelişiminde olumsuz etkileri tartışıldı. Kitaplarda, kaynaklarda ödül-ceza olduğu da belirtilmeden o kadar çok ödül-ceza öneriliyor ki, bu konu üzerinde durulması beni ayrıca memnun etti. Farkında olmadan uyguladığımız “ödül-ceza”lar hakkında bir tartışma başlatsak süper olur.
- Bir anne’nin sorusu üzerine, öfke duymanın ya da öfkeli olmamızın belli olmasının kötü olmadığı ortaya çıktı. Örneğin, çocuğunuz sizin yüzünüze vuruyorsa, öfkelenmeniz son derece normaldir ve kendimizi ne kadar zorlasak da yüzümüz öfkelendiğimizi belli edebilir. “Öfke en doğal insan duygularından birisi sonuçta” dedi Tolga Bey. Düşündüm, çocuğun birinin yüzüne vurduğunda, onun öfkeleneceğini de bilmesi gerekiyor. “Ama eğer öfkelendiğiniz için siz de çocuğa bir tane patlatıyorsanız bu sorundur” dedi.
- Seanslarda anne-babaların kendi sorunlarını farkedip, çözümü üzerinde düşünebilmeleri çok önemliymiş. Aile içindeki doğal ahengi bozmadan, anne-baba’nın robotik hareket etmesine yol açacak dikte öneriler getirmemeye çalışıyorlarmış. Bence bu pedagog seçerken çok önemli bir kriter olmalı.
- Aile büyüklerinin çocuğa karşı hoşgörülü yaklaşımlarının, sürekli birarada yaşanmadığı ya da aşırıya kaçılmadığı durumlarda çocuk için rahatlatıcı, bunaldığında başvuracağı güvenli bir rahatlama (belki bir çeşit terapi
) çemberi sunabileceği üzerinde duruldu. Bu yaklaşım çok hoşuma gitti. Benim kendi çocuğuma gayet katı olabildiğim bir konuda, ablam yeğenimle ilgili beni uyarmak zorunda kalıyorsa, ve bu tüm anneanne, babaanne, dede, teyze, hala… tayfası için geçerliyse, belki de bunu doğanın onlara biçtiği gerekli bir rol olarak düşünmeli, biraz rahatlamalıyız. Bırakın, anneanne karıştırılmasından rahatsız değilse, onun evindeyken onun çekmecelerini karıştırsın, en azından siz o müdahele etmeden etmeyin dediler.
Bana çok iyi geldi. Katılanlar yorumlarını bu gruba yazabilirler. Katılmayanlar da Psikoloji İstanbul’a grup aracılığı ile ulaşabilir ve sonraki seminerleri takip edebilirler.
(Seminerden fotoğrafları bana ulaştığında grupta yayınlayacağım)