Friday, September 28, 2007

Hamilelik, doğum ve emzirme ile ilgili yanlış bilinenlerden sonra bu yazıda da bebek bakımı ile ilgili halk arasında yapılan yanlış yönlendirmeleri aktaracağım.

Sitenin kullanım şartlarına dikkat! Buradakiler de dahil duyduğunuz, okuduğunuz hiçbir şeyi doktorunuza sormadan yanlış ya da doğru kabul etmeyin.

Bebeğin kırkı: "Bebeğin kırkı çıkmadan dışarı çıkarılmaz, tırnakları kesilmez, kırkı çıkana kadar başında biri bekler, vs." Tırnaklarını ilk kestiğimde 1 haftalıktı. İlk dışarı çıktığında 9 günlüktü. Yatağının, yatış şeklinin, örtülerinin güvenli olduğundan emin olduktan sonra başında beklemeye de gerek yok. Ama aylarca beklenen o minik mis kokulu canlıyı her dakika izlemeye hevesli birileri olabilir, engel olmaya da gerek yok sanırım :)

Küçük bebeklerin dışarı çıkartılması: Bizim toplumumuzda küçük bebeklere ev hapsi cezası çok yaygın. Doktorumuz hastaneden ayrılırken, bebeği dışarı açık havaya çıkartın, hiç olmazsa balkona bahçeye çıkartın, yalnız alışveriş merkezleri gibi kapalı kalabalık mekanlara götürmeyin demişti. Bir forumda bir hanımın "Lütfen bebeklerinizi 1 yaşına kadar alışveriş merkezlerine götürmeyin" şeklinde bir uyarısını gördüm. Doktor uyarılarını genelleyip uzatmaya pek meraklıyız. Oğlum 7 haftalıkken semt pazarında beni durdurup şaşkın şaşkın "kaç haftalık" diye soran bir hanım da 3 aylık bebeğini henüz dışarı çıkartmadığını söylemişti. O da okul zamanını bekliyordu sanırım. Küçük bir bebeği sokakta ağlarken gördüklerinde annesine kötü kötü bakıyor bizim insanlarımız. Sanki bebekler evde ağlamıyorlar. Dışarı çıkıp insan içine karışmanın hem anneye hem de bebeğe çok yararı var. Kötü bakışlara aldırmayın. Bebeğimiz 13 şubatta doğdu, aşağıdaki fotoğraf 22 şubatta Çengelköy Çınaraltı çay bahçesinde çekildi. Keyfi yerinde gözüküyor değil mi?

Bebeğin ısı ayarı:
"Bebeği kat kat giydir üşür."
"Bebek uyanınca üstüne bişey giydir."
"Bebek başından üşür şapka tak."
"Bebeğin kulağı üşürse kulak enfeksiyonu olur."
"Evde bebek var, evi hamam gibi yap."
"Rüzgar girer beşiğin her tarafını ört, türbeye çevir."
"Bebeğe atkı sar, şapka giydir."
"Rüzgar esiyor(hafif bir meltem için) kulaklarını ört, enfeksiyon alır."
"Yattığı yerde bişey daha yak."
Listeyi uzatmak mümkün. Bebeğin yanaklarını al basacak kadar paketle. Evi kendin kısa kolluyla terleyecek kadar ısıt, bebeğin üstüne fazladan battaniye ört. İsilik ilacını hazırda bulundur. Biz Türkler bebeğe gelebilecek en büyük kötülüğün sıcaktan olduğunu sanıyoruz. Belki de bebek ağzını açıp da üşüdüm terledim diyemediği için.  Halbuki Türkiye'nin her yerinde her mevsimde çocuk büyüyor. Yenidoğan bebeklerin ihtiyacı olan yetişkinlere oranla bir kat daha fazla giydirilmek. Isısını kontrol etmek de hiç zor değil. Doktorumuz ellerinin çabuk üşüdüğü için soğuk olabileceğini, bunu önemsememizi, ısı kontrolünü koynundan yapmamızı önermişti. Çok şüpheye düştüyseniz ateşini ölçün. Ama koltukaltından ölçüyorsanız karşılaştırmak için kendinizinkini de ölçün. Geçen gece bizim yaptığımız gibi, 35,4 ateş ölçüp, ateşini düşürelim derken üşüttük çocuğu diye üzülmeyin boş yere (biraz telaş yaptıktan sonra kendi ateşlerimizi ölçmek geldi aklımıza ve evde 35.1'n üstünde ateş çıkmadı ve üşüyen de yoktu). Dokunma duyusunun gelişebilmesi için eldiven giydirmek önerilmiyor. Bir arkadaşım belki bu yüzden aramızdan bi piyanist, bi heykeltraş çıkmadı, labut gibi yattık eldivenlerin içinde demişti :) Benim dikkat ettiğim tek şey bebeğimden her zaman bir kat ince giyinmek. Böylece evin ısısını ayarlayabiliyorum. Sadece yerde emeklerken biraz daha kalın giydiriyorum.

Yatırılma biçimleri ile ilgili: Ani bebek ölümü sendromundan korunmak için bebeklerin sırtüstü yatırılması gerekiyor. Başını bir tarafa doğru yan çeviriyorsunuz. Yan, yüzüstü yatırmak, başını yan çevirmek için olanlar dahil yastık kullanılması yasak. 2-3 yıl öncesine kadar bu yastıklar öneriliyormuş. Sizinkinden büyük bebeği olan arkadaşlarınız bu yastıkları önerse de doktorunuza sormadan kullanmayın, tıp çabuk gelişiyor. Yalnız özellikle siz uyanıkken bebeğin başının yönünü sürekli değiştirmenizi tavsiye ederim. Bebeklerin kafatası yumuşak olduğu ve çabuk şekil aldığı için bu sırtüstü yatırma işi fena halde kafa yamultuyor. Biz çok dert edinmiştik kendimize bu durumu, neyseki oturmaya, yüzüstü oynamaya başladıkça hızla düzeliyor.

Bebekleri sallamak: Özellikle gazı varsa bebeği sallamanın iyi geldiği doğru. Ancak, bu sallama yumuşacık bir sallama. Bebeği sersemleterek uyutacak kadar değil. Bir yerde bebekleri sallamanın beyin zarlarındaki kılcak damarlarda kanamalara yol açabildiğini okudum. Bebeklerde kansızlığa bile yol açabiliyormuş. Bebeğin gazı var, uyursa iyi gelir gibi önerilere aldanıp bebeğinizi ayakta battaniyede falan sallamaya kalkışmayın. Bebeklerin yataklarında uyuyakalmayı öğrenmeleri gerekiyor. Böylece gece uyandıklarında kendi kendilerine dalmaları da daha kolay oluyor. Bunun içinde kucakta sallanarak değil yataklarında uyutulmaları gerekiyor. Başlarda zor olabilir ama zaman geçtikçe bu alışkanlık size kesintisiz gece uykuları olarak geri dönecektir. Bebeklerin boş bir beyinle dünyaya geldiklerini unutmayın. Siz bir konuda ne yaparsanız bu işin normali olarak onu öğreniyorlar. Özellikle yemek yeme, uyuma gibi temel konulardaki alışkanlıları sonradan değiştirmek zor olabiliyor.

Gaz çıkartmak: Bebeklerin yuttukları havalar rahatsızlık ve sanal bir tokluk verebiliyor. Bu yüzden özellikle yenidoğan bebeklerin dik tutulup sırtlarına pıtpıt vurularak gazlarının çıkartılması öneriliyor. Ancak geğirmeyi becerebilen ve emdikten sonra rahatça uyuyan bir bebek için bu artık gereksiz bir işlem. Ilgaz koca bebek olmuşken (2.5 falan) gazdan ağlıyordu. Bir teyze, "dik tut sırtını sıvazla sancısı var onun ondan ağlıyor" demişti. Pozisyon değişikliği gaz sancısının geçmesine yarayabilir ama artık bağırsaklara inmiş gazın, sırt okşama sureti ile ağızdan çıkartılabilmesi bana biraz optimistik bir yaklaşım gibi geliyor.

"Bebeği kucakta fazla gezdirirsen ölçmek gerekir."
Büyüklerin yaptıkları bir çeşit jimnastik hareketi seti bu ölçme işi. Zararı olacağını sanmıyorum. Usulüne göre yapmak isteyenler için internette bebek jimnastiği hareketleri bulmak çok kolay. Bebeğin kucakta gezmekle kemiklerine bir şey olacağı falan yok elbette.

"Bebeğe su ver." Yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklere su verilmiyor. Daha fazla detay için Yanlış bilinenler (2) - emzirme yazısına bakın.

"Bebeğin kulağına su kaçarsa kulak enfeksiyonu olur." Doğru değil. Bebeği yıkarken kulaklarını kapatsın diye bir kişiyi daha bloke etmenize gerek yok. Sadece suyu direk kulaklara tutmayın. Başının arkasından dökülen su ile akarak yıkanması yetecektir.

"Yüzüne örtü ört sarılık olmasın, sarı giydir sarılık olmasın." Yenidoğan sarılığını bu şekilde önlemek maalesef mümkün değil. Bebeklerde sarılığa dikkat!

"Bebeği her ağladığında emzir.": Bu ifade günümüz doktorları tarafından kullanılıyor. Ve maalesef anneler tarafından yine uç noktalara çekiliyor. Burada kastedilen bebeğin kendi ihtiyaç duyduğu sıklıkta emzirilmesi. Ve yenidoğan bebeklerin anne sıcaklığı ile rahatlatılması. Ama 2 aylık olmuş bebeği bu söze dayanarak her yarım saatte bir emzirmek doğru değil. Bebek her ağladığında da acıktığı anlamına gelmiyor. Eğitimdeki doktorumuz bebeğinizin neden ağladığını anlayabileceğiniz hale gelene her ağladığında emzirin demişti.  Bebeğin ağzına memeyi tıkmadan önce "bu bebek neden ağlıyor olabilir acaba?" diye biraz kafayı çalıştırmak gerekiyor. Bazen gaz sancısı yüzünden ağlayan bir bebeği emzirmeye çalışmak onun hava yutarak rahatsız olmasına, biraz emip ağalayarak bırakması sırf önsüt içtiği için daha da çok gazlanmasına neden olabiliyor. Emzirmeden önce altını açmak, masaj yapmak, biraz kucakta sallamak (hafif) yararlı olabiliyor. Ayakta yavaşça dolanarak emzirmek de iyi gelebiliyor. Biz bebek ağladığında tok olduğunu düşünüyorsak önce altını açardık. Bu bebeğin rahatlamasını ve gazını kolay çıkarmasını sağlıyor. 5 vakanın 3'ünde işe yaramıştı. Etrafta insanlar varsa bebeğin ağlama sesi duyulur duyulmaz "acıktı o, emzir" emrini veren biri çıkacaktır. Aldırmayın.

Güncelleme: Bu yazıya da bakın Bebeğimi nasıl uyutmalıyım - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, September 28, 2007 11:41:19 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Saturday, September 22, 2007
Bebek bakımı ile ilgili yanlış bilinenler birkaç gün daha bekleyebilir. Bu gece doğruluğundan %100 emin olduğum bir şey hakkında yazacağım. Anneler de keyif yapmalı! Evet, tüm sorumlulukları ve bir sürü işe rağmen.

Son günlerde Ilgaz'ın müstakbel süt dişleri ile uğraşıyoruz. Alt iki tırtık gözüktü, üst ikili de iki güne kalmaz teşrif buyururlar. Ilgaz da biz de son birkaç ayın en sıkıntılı günlerini geçiriyoruz.

Bugün yoğun ve yorucu bir gün geçirdim (anneler için hergün yorucudur ama bugün istisnaydı). Saat 23:00 olmuştu ve belim fena ağrıyordu. Ilgaz bu gece ağlayarak uyanmada rekor kırabilir, acaba hemen uyusam mı? Yarın yine keyifsiz olabilir, bulaşık makinesini mi çalıştırıp boşaltsam? Yoksa bir duş mu alsam? Sanki eşyalar bana karar vermede yardımcı olacakmış gibi, amaçsızca dolanırken gözüme güzel şişeli banyo tuzu ilişti. Fi tarihinde alıp da eski evimizde küvet olmadığından, sonra da hamilelikte cildim hassas diye kullanmadığım yeşil renkli, mis kokulu banyo tuzu. Evet, bu gece küveti dolduruyorum. Seneler :) sonra. Çekmecelerimi karıştırdım, kozmetiğe vakit ve de nakit harcadığım günlerden kalma kalite bir yüz maskesi numunesi, hiç açılmamış. Aylardır kullanılamamış body shop peeling eldivenlerim, mükemmel bukleler için saç maskem. Ilgaz uyurken kendimi yenilemek için sıcak sudan iyi ne olabilir?

Biz Türkler küvetleri daha çok sular etrafa saçılmasın diye, bir de banyo perdelerinin arkasına leğenleri, çamaşır sepetlerini saklamak için kullanırız. Benim için de küvet bir dinlenme aracıydı, özellikle yakınlarda deniz tatili gözükmüyorsa. Ve bu gece de hiç yakın gözükmedi bana bu deniz tatili.

Oğlum içeride güvenli yatağında uyuyor. Gökhan huzurla :) bilgisayarının başında çalışıyor. Küvetimde dinlenirken oğlumun banyo oturağına kurulmuş plastik aslancığı seyrediyorum. İşte hayat bu!

Yarın yeni hayatımızda yeni bir gün daha. Yapılacak iş ve telaş çok. Olsun varsın, Ilgaz'ın dişleri elma kemirmeye başladığında hepsi unutulmuş, yerlerini yenileri almış olacak. 

Ne kadar geniş bir bakış açısı değil mi? Bir de 23:00 civarında sorsaydınız. Annelere arada sırada da olsa keyif yapmanın çok yararı var!


del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, September 22, 2007 12:06:19 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Saturday, September 08, 2007
Bir önceki yazıda hamilelik ve doğumla ilgili halk arasında verilen yanlış tavsiye ve yorumlardan söz etmiştim. Bu yazıda da emzirme ile ilgili olanlara değineceğim. Bebek bakımı ile ilgili olanlar bir sonraki yazıda.

Yanlışları sıralamadan önce sitenin kullanım şartlarını hatırlatmak istiyorum. Buradakiler de dahil duyduğunuz, okuduğunuz hiçbir şeyi doktorunuza sormadan yanlış ya da doğru kabul etmeyin.

Emzirme
"Sezeryan yapanların sütü geç gelir." Sütün çabuk gelmesi için bebeğin başka bir besinle beslenmeden, doğumdan sonra kısa süre içinde annesini emmesi gerekiyor. Bu şart sağlandığı sürece, sezeryanlı annenin de sütü çabucak gelebilir. Birçok sezeryan olan arkadaşım bebeklerini ilk günden başarı ile emzirdiler.

"Sütün gelmedi, bebek ağlıyor, doymadı, mama verelim, şekerli su verelim." Doğumdan sonra sütün gelmesi için bebeğin sık sık emmesi gerekiyor. Bebeğin emmesi için de aç olması gerekiyor. Annede ilk günlerde süt azar azar geliyor (koyu kıvamlı, sapsarı bir süt, kolostrum, ağız sütü). Bu sütün yağı az, proteini çok. Bu her bakımdan çok besleyici ve koruyucu bir süt ama doyurucu değil, bu yüzden bebek çabuk acıkıyor. Minicik bir bebeğin tok tutulmaması acımasızlık gibi gelebilir. Ancak doğanın bu kanunu sayesinde daha başlıca işi emmeyi bile adamakıllı beceremeyen bebecik annesinin memesinden ayrılmıyor. Bebek emmeyi öğreniyor, anne ile bebek tanışıyor, yakınlaşıyor ve sütler çabucak geliyor. Bu yapışık ikizler dönemi 3-4 gün kadar sürebiliyor. Bebeği mama ile doyurmak annesini daha az emmesine yol açacağından sütün gelmesi ve bebeğin beslenmesi için zararlı. (Kendilerine kolaylık olsun diye, ağlamasını bahane ederek, bütün yenidoğanlara mama veren hastaneler duydum, dikkatli olmak gerekli)

"Tek memeyi fazla emzirme, öbürünü de emsin."
İki göğsünde dengeli emzirilmesi gerektiği doğru. Ancak, her emişte bir göğsün süt bitene kadar emzirilmesi önemli, çünkü yağlı sütler bebek aynı memeyi bir süre emdikten sonra geliyor. Bir meme sürekli kısa bir süre emzirilip öbür memeye geçilirse, bebek sadece hazmı daha zor olan karbonhidratlı (şekerli) sütten almış oluyor. Bu emzirme biçiminin, bebeğin sık acıkması, yeterli kilo alamaması, sürekli yeşil ve sulu kaka yapması, pişik olması gibi zincirleme zararları olabiliyor. Dengeyi sağlamak için bir sonraki emzirmede, önceki seansta az emzirdiğiniz memeyi verebilirsiniz. Örneğin, sırasıyla sol-sağ emzirdiyseniz, bir sonrakinde tersini yapıp, sağı önce solu sonra emzirmek gibi.

"Emziriyorsun, iki kişilik ye, bol bol tatlı ye de sütün artsın." Bir büyüğüm hamilelik kilolarımı hızlıca vermem üzerine, "kızım yemek yapmaya, yemeye fırsatın yoksa şerbet yap iç, bol bol tatlı şeyler ye yoksa sütün olmaz" demişti. Aşırı tatlının size kilo aldırmak ve bebeği şekerli tatlara adapte etmek dışında bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Belki annenin moralini düzeltmek gibi bir yararı olabilir :) Emziren annelerin dengeli beslenmesi gerektiği doğru. Ama bu iki kişilik yemek, tatlılara yumulmak anlamında değil. Hergün bütün besin gruplarından tüketilmesi ve normal ihtiyacın 500 kalori üzerinde alınması gerekiyor. En önemlisi 3-4 litre kadar su içmek. Çiğ yeşilliklerin süt yaptığını duymuştum. Hakaret olarak almayın ama hergün sütünü içtiğimiz ineklerin en sevgili gıdaları yeşillik olduğuna göre, doğruluk payı olsa gerek :)

"Emzirirken parmağını bebeğin burnunun altına koy, yoksa burnu kapanır, nefes alamaz." Bebeğin emerken burnunun nefes alamayacak kadar kapanması çok zor. Araya parmak koymak da bebeğin aerola denilen kahverengi bölgeyi tam olarak kavrayamamasına neden oluyor. Bebek areolayı tam kavrayamazsa süt gelmiyor ve meme ucunda tahrişler ve çatlaklar oluşabiliyor.

"Bebek uzun süre emmezse, memedeki süt bozulur." Göğüste kalan sütün bozulması söz konusu değil ve her damla süt altın değerinde. Bebek ememediyse, sütün azalmaması için sağıp, gerektiğinde kullanmak üzere dondurup saklayabilirsiniz.

"Bebeğe su ver."
Yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklere su verilmiyor. Eskiden doktorlar annelere az miktarlarda şekerli su verdirtirmiş. Özellikle 50-60 yaş üzeri bayanlar bebeğe su verilmediğini duyunca dehşete düşüyorlar, aa nasıl olur bize doktorumuz verdirtirdi diye. Hatta susuzluktan barsakları kuruyan bebek hikayeleri anlatırlar. Böyle bir şey söyleyen olursa bunun mümkün olmadığını söyleyebilirsiniz. Çünkü artık yenidoğanların 3.5-4 saatten uzun süre emmeden uyumasına da izin verilmiyor. Bu yüzden susuz kalmaları söz konusu değil. Anne sütünün %80'i sudan oluşuyor ve aşırı kuraklık olmadığı takdirde sıcak havalarda bile bebeğin su ihtiyacını karşılarmış. Fazladan su vermek mikrop bulaşması riskini arttırıyor ve bebeğin minik midesini boş yere şişiriyor.

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, September 08, 2007 4:58:47 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Saturday, September 01, 2007
Her insanoğlu bir hamilelik sonucu dünyaya geliyor (en azından günümüz tıp şartlarında). Bir de dünyaya gelemeyenler var. Hal böyle olunca toplumda hamilelik tecrübesi ve nasihat de bol oluyor. Göbek hafiften gözükmeye başladığı andan itibaren insanlar bu durumdan söz etmek zorunluymuş gibi hissediyor. Konu güzel tabi ama asıl sorun konuyu her açanın bir tavsiye de bulunması. Sizi ve bebeğinizi düşünerek verilen bu iyi niyetli nasihatlerin maalesef hepsi yerini bulmuyor. Bir kısmı aşırı evhamdan ortaya çıkmış, bir kısmı yanlış halk inanışı, bir kısmı da tıbbın çabuk eskimesinden kaynaklı birçok yanlış öneri getiriyor insanlar. Ben sıklıkla duyduğum klasik yanlışları ve hurafeleri aşağıda sıraladım. Emzirme ve bebek bakımı ile ilgili seri de sonraki yazıların konusu.

Yanlışları sıralamadan önce sitenin kullanım şartlarını hatırlatmak istiyorum. Buradakiler de dahil duyduğunuz, okuduğunuz hiçbir şeyi doktorunuza sormadan yanlış ya da doğru kabul etmeyin.


Düşükler
"İlki düşerse bir daha tutmazmış" , halk arasında böyle tabir ediliyor. Fena halde yanlış. Doktorlar gebeliklerin % 50'sinin düşükle sonuçlandığını ve çok erken dönemde olduğu için birçok kadının düşük yaptığını bile farketmediğini belirtiyor. Bir kadın üstüste tekrarlayan düşük yaparsa, ancak o zaman "bir sorun mu var" diye araştırıyorlar. Gebeliğin ilk üç ayında (son adet tarihinden itibaren) olan düşükleri çok doğal ve doğanın kendini koruması olarak karşılıyorlar, çünkü bu süreçte çoğunlukla genetik sorunlu gebelikler düşükle sonlanıyormuş.

"İlk üç ayda uzanma, perde asma, düşük yaparsın." İlk üç ay için doktorumun önermediği tek hareket hoplayıp zıplamak oldu (halay çekmek gibi). Yalnız, hamilelikte vücudu kontrolsüz bir şekilde germek annede eklem ve kas zedelenmelerine neden olabiliyormuş (hamile iken katıldığım bir eğitimde fizyoterapi uzmanı doktor anlatmıştı).

"Jinekolojik muayene veya ultrason düşüğe yol açar." Zaten düşükle sonuçlanacak gebelikler için suçu tıbba atma durumu.  Bu kontroller sayesinde pekçok sorun önceden tespit edilip, önlem alınabiliyor. En azından şimdilik zararlı olduklarına dair hiçbir bilimsel veri yokmuş, yeterki ehli kişilerce yapılsın. (gebelik takiplerinde yapılan incelemeler,ultrason güvenli mi? )

Hamilelik
"Ye ekşiyi doğur Ayşe'yi, ye tatlıyı doğur atlıyı (Hakkı'yı versiyonu da var). Artık inanan kaldı mı bilmiyorum, biraz espri gibi söyleniyor. Sperm X yada Y cinsiyet genini taşıyarak, yumurtayı döllediği anda cinsiyet kesinleşiyor. Sadece bizim öğrenmemiz biraz zaman alıyor.

"Denize havuza girme, bebeğin mikrop kapar" Özellikle ilk aylarda bebek gayet korunaklı bir durumda.  Kirli bir denize girmek hamile olmayan bir insana da önerilmiyor, koli basili vs. risklerinden dolayı. Hamile annelerin de deniz veya havuz temiz olduğu sürece ve doktorları bir sakınca görmüyorsa yüzmeleri sakıncalı değil. Hatta yüzme gebelikte önerilen sporlardan.

"Hamilesin iki kişilik yemen lazım" Gebelikte normal bir kadına göre yalnızca 300 ekstra kalori gerekiyor (örneğin 100 gr pirinç pilavı). Fazladan alınan kilolar başta doğumu zorlaştırmak olmak üzere yarar değil zarara yol açıyor.

"Hamileler tuz yerse ödem oluşur." Tuz eskiden hamilelere yasaklanırmış. Şimdi kararınca olmak kaydıyla tuz (iyotlu) kullanılması öneriliyor. Hamile annenin sodyum ve iyoda da ihtiyacı var. Doktorunuzun yasakladığı özel durumlar hariç elbette.

"Bebek saçlanınca miden yanmaya başlar." Reflünün ne olduğu biliniyor artık. Yine de bir blogda, gayet de güncel bir yazıda hanımlar bu hurafenin doğruluğunda ısrar etmişler. Kendi saçlı bebeklerini ve mide  yanmalarını da örnek göstererek. Oysaki reflü hemen her hamilede görülen bir sıkıntı.

"Süt içmez, yoğurt yemezsen dişlerin dökülür." Eğer anne bebeğinin ihtiyacı olan kalsiyumu yedikleriyle karşılayamazsa kemikleri bundan nasibini alıyor. Ama bildiğim kadarı ile dişler buna dahil değil. Hamilelikte diş kayıplarının en önemli nedeni diş etlerinde sişlik, kanamalara neden olabilen hamilelik gingivitisi ve dişlere bakılmazsa buna bağlı oluşabilecek iltihaplanmalar (enfeksiyon).

"Göbeğin küçükse bebek küçüktür."

Doğum

"Kalçan küçükse çatın dardır, normal doğum yapamazsın." Doktorlar son haftada bebeğin kafa çevresini ve annenin leğen kemiğini ölçüyorlar (basen genişliğini değil), bu kafa bu kemikten geçer mi diye. Doktorumun bana söylediğine göre de %90 gebelikte sorun çıkmazmış. Okuduğum başka bir araştırmada da, bebeklerin anneleri ile doğru orantılı doğduklarını yazıyordu. Bebeğin 2 metre boyunda olacak genetiği ve minyon bir annesi varsa, doğumda annesini üzmemek için büyüme işini doğum sonrasına saklıyormuş. Tombul kalçaların doğuma faydası yok maalesef.

Bir de cinsiyet tahmini yapmayı çok seviyor insanlar. Biz bir ara bahis için para toplamayı bile düşünmüştük. Ama sadece 2 ihtimali olan bir bahis hiç de heyecanlı olmuyor. Sanırım anne babalar da biraz fazlaca önem veriyor bu konuya. Bir doktor arkadaşım söylemişti, pembe-mavi hazırlık meselesi yüzünden korkuyormuş aileler, ya doktorun tahmini yanlış çıkarsa diye. Bebek doğar doğmaz ilk önce cinsiyetine bakıyorlarmış rahatlamak için :)

devamı var...

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, September 01, 2007 12:00:55 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Tuesday, August 07, 2007
Bebeğinizin bakımını kim üstlenecek ve bebek iyi bakılabilecek mi? İşe başlayacak her bebekli annenin en büyük derdi olsa gerek.

Doğum izniniz bitiyor. Ya da bebeğiniz için verdiğiniz mola süresi doldu. Haftanın en az 5 günü, günde en az 10 saat bebeğinize başkası/ları bakacak.

Biraz dramatize bir giriş oldu, kusura bakmayın. İlerleyen paragraflarda toparlayıp yararlı bilgilerle bağlayacağım. Duygular biraz karışık olsa bile, karılı-kocalı çalışmayı seçen bir aile için kaçınılmaz son bebeğinizi 3. bir kişiye emanet etmek. Bu zaman zarfında Ilgaz'a gayet güzel bakabildiğim için gurur duyuyorum. Bebeğimin minik hallerinin tadını doya doya çıkartabildiğim için de mutluyum (ilk aylardaki hormonal saçmalamalara - loğusa melankolisi - rağmen). Ilgaz ben işe başladıktan sonra çalışan bir annesi olmasının maddi, manevi avantaj-dezavantajları ile büyüyecek.



İş ararken bir yandan aşağıdaki düzenlemeleri yapıyorum:

- Ilgaz'a bakacak kişinin bulunması ve alıştırılması
- Evin düzenlenmesi
- Kişisel ve evsel alışverişler
- İlk aylarda bizde kalarak yardımcı ve denetleyici olmaları için anneanne babanne ikilisi
- Ilgaz bakım el kitabı


Bakıcı bulmak:
En zorlusu bakacak kişiyi belirlemek. Aylardır bakıp büyüttüğünüz bebeğinizi bir yabancıya teslim etme düşüncesi insana ilk anda dehşet veriyor. Daha önce yaşayanlar zamanla alışırsın diyorlar. Kreş kavramını daha çok benimsememize rağmen bu opsiyonu değerlendiremedik bile. Çünkü maalesef Türkiye'de 6 aylık bir bebeğe gerektiği gibi bakabilecek bir kreş yok (varsa da biz bulamadık, bulsak da eve uzak kalırdı) . Aile büyüklerinin kurulu düzenleri de İstanbul dışında olunca, tek seçeneğimiz bakıcı / ev öğretmeni / bebek eğitmeni / bakıcı anne oldu (ünvanlar çeşit çeşit, sonuçta yapılan iş bebek bakımı).  Aile yapısı olarak yatılı değil gündüzlü bir bakıcıyı tercih ettik. Tanıdıklarımız ve onların tavsiye ettiği şirketler kanalıyla yaptığımız görüşmelerle Zülfiye Hanım'da karar kıldık. Şimdilik Ilgaz, Zülfiye teyzesi, annem ve ben hep birlikteyiz. Umarım işler düzene girdikten sonra da, ben ve Gökhan evde yokken, Ilgaz ve Zülfiye Teyzesi mutlu mesut bir hayat sürerler.

Evin Düzenlenmesi:
Evin düzenlenmesi önemli bir konu. Çünkü ev bir anda bir insanın iş yeri haline geliyor. Hem de bu işyerindeki iş yegane varlığınızın bakımı. Bakıcının gün içinde işleri kolayca halledebileceği düzenlemeleri yapmak önemli. Anneanne ve babaannenin dönüşümlü yatılı kalma ihtiyacı ve benim de akşamları evde çalışmam gerekebileceği durumu oda düzenini değiştirme ihtiyacını doğurdu. Bir de güvenliği arttırıcı önlemler almak lazım. Ortalıktaki eşyalar ve bakıcının eşyaları için ekstra dolaplar, önlük ve bezlerin mutfağa taşınması, alt değiştirme masasının duvar dibine alınması, yakın çevrede güvendiğiniz birine anahtar bırakılması, vb.

Alışveriş:
Neyseki hamilelik öncesi iş kıyafetlerimin çoğu üzerime oluyor. Yine de tazelenmek için birkaç parça yeni eşya iyi gelir. Bebeğe gün içinde sağılmış süt verileceğinden süt depolama, ekstra biberonlar gibi malzemeleri düşünmek gerekli. Tchibo ve Ikea sağolsun, yoğurt makinesi, balkon rafları gibi şeyler de hem bana hem de Zülfiye Hanım'a ekstra kolaylık sağlayacak.

Sevgili annelerimiz:

Her sıkıntıda olduğu gibi burada da imdada anneler yetişiyor. Bakıcı ayarlansa da bir süre aileden birinin yardımına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bakıcının değişmesi/ayrılması ya da zorunlu bir süre bakamaması hallerinde  bebeğe annelerden birinin bakması gerekecek. Ilgaz küçükken sürekli İstanbul'da olmadıklarından onların da düzene alışmaları gerekli.

Bebek bakım el kitabı (pdf formatı):
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Bebek bakımı insanlığın varoluşundan beri, her milletten, her kültürden insan tarafından yapılıyor. Ancak, her anne-baba bebeğini kendine göre bakıp büyütüyor. Çocuk doktorları birbirinden farklı önerilerde bulunuyor. Anlaştığınız bakıcı tecrübeli olsa bile, sizin neyi ne şekilde tercih ettiğinizi öğrenmesi gerekiyor. Ben de bakacaklara benim istediğim şekilde bakabilmeleri konusunda yardımcı olmak için, söz uçar yazı kalır diyerek bir el kitapçığı hazırladım. Gün içinde yapılan her şeyi yazmak mümkün değil. Yalnızca çok önemli gördüğüm şeyleri olabildiğince kısa yazmaya çalıştım. Okunur olsun ve akılda kalsın.

Benim gibi okumayı, yazmayı ve kontrolü seven annelere, babalara yardımcı olması dileğiyle!

6 aylik bebek bakimi dosyasını indirmek için tıklayın (pdf formatında)
del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, August 07, 2007 11:28:28 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Tuesday, June 05, 2007
Çeşitli yaş ve kuru meyvelerin ve meyve sularının bir porsiyon karşılıkları. Ben gebelik diyabeti için kullandım ama farklı diyetlerde de kullanılabilir sanırım.

Elma              1 küçük boy
Muz               yarım adet
Greyfurt          yarım adet
Portakal           1 orta boy
Mandalina        1 büyük boy
Turunç            1 orta boy
Ayva               1/4 orta boy
Armut              1 orta boy
Üzüm              15 iri tane
Nar                1/2 küçük boy
Kavun             1/8 orta boy
Karpuz            1/8 orta boy
Kiraz               12 adet
Kivi                 1 orta boy
Vişne              14 adet
Kayısı              3 adet
Şeftali             1 orta boy
Taze incir         1 adet
Yeni dünya       6 adet
Yeşil erik          10 adet
Kırmızı erik        5 adet
Çilek               12 adet
Greyfurt suyu   1 çay bardağı
Portakal suyu   1 çay bardağı
Nar suyu         1/3 su bardağı
Vişne suyu       1/3 su bardağı
Üzüm suyu       1/3 çay bardağı
Elma suyu        1/3 su bardağı
Kuru incir         1 adet
Kuru erik          5 adet
Kuru kayısı       3 adet
Kuru üzüm       1 çorba kaşığı
Hurma             3 adet
Trabzon hurma  1/2 adet
Mango             1 küçük boy




del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, June 05, 2007 9:25:16 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
Bir dilim ekmek yerine yiyebileceğiniz çeşitli yiyeceklerin miktarı. Ben gebelik diyabeti için kullandım ama farklı diyetlerde de kullanılabilir sanırım.

   Kuru baklagiller   4 yemek kaşığı   (kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya, kuru bakla)
   Çorbalar           1 kase              (mercimek çorbası, şehriye, pirinç, tarhana, domates, ezogelin)
   Pilavlar             3 yemek kaşığı   (pirinç pilavı, bulgur pilavı)
   Makarna           3 yemek kaşığı   (makarna, kuskus, erişte)
   Yufka              1/4 adet
   Patates           1 küçük boy      (haşlama)
   Kestane           2 orta boy
   Mısır                1 su bardağı      (yağsız, patlamış)
   Mısır                1/2 orta boy / 2 yemek kaşığı   (haşlanmış)
   Grissini             2 adet
   Galeta             1 adet
   Etimek             2 adet
   Leblebi             1 çay bardağı (sarı, beyaz)
   Etiform             Yarım paket/ 5 adet (altınbaşak)
del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, June 05, 2007 5:51:15 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Thursday, May 31, 2007
Bir önceki yazımda hamilelikte egzersizin yararlarını yazmıştım, Hamilelikte Egzersiz ve 9 yararı

Eğer hamile iken egzersiz yapmayı planlıyorsanız, durumunuz için uygun olup olmadığını ve nelere dikkat etmeniz gerektiğini mutlaka doktorunuza danışın. Ben okuduklarım ve dinlediklerimden aklımda kalanları aşağıda sıraladım:

* Çoğul (ikiz, üçüz) gebeliklerde egzersiz önerilmiyor.
* Düşük riski yüksek olan gebeliklerde egzersiz önerilmiyor.
* Ağır egzersizler, denge sporları, yaralanma riski yüksek olan sporlar önerilmiyor. Yürüyüş, yüzme gibi sporlar öneriliyor. Vücudu fazla germeye yönelik sporlar da önerilmiyor.
* Egzersizin temposunun yavaş tutulması gerekiyor. Nefes nefese spor önerilmiyor. Birçok yerde bu tempo, sporu yaparken konuşabilir durumda olmanız şeklinde tanımlanıyor.
* Egzersizin mümkün olduğunca düzenli olması öneriliyor. Uzun seyrek spordansa, kısa sık olan tercih ediliyor. Haftada 3-4 gün yarım saati geçmeyen yürüyüş, yüzme gibi.
* Egzersize başlarken aç ve aşırı tok olmamaya dikkat etmek gerekiyor.
* Egzersiz için harcadığınız ekstra kaloriyi ve sıvıyı  almaya dikkat etmeniz gerekiyor (halihazırda fazla yemiyorsanız tabi , yarım saatlik bir yürüyüş için 1 bardak sütle bir meyve yeterli olabilir)
* Egzersiz sırasında başınız ağrıyorsa egzersize devam etmemeniz öneriliyor (sanırım tansiyon yükselmesi riskine karşı).
* Bir hareket sırasında bir yeriniz ağrıyorsa hareketi bırakmanız öneriliyor.
* Egzersiz sırasında karın ağrısı, sonrasında bebek hareketinde azalma (bebek hareketi genelde siz hareketli iken değil dinlenirken daha rahat duyuluyor), kanama gibi durumlar oluşursa egzersizi bırakmanız ve doktorunuzu aramanız öneriliyor.
* Hamilelikte özellikle karın büyüdükten sonra uzun süre sırt üstü yatmanız önerilmiyor (3-5 dk'dan fazla). Zaten konforlu da değil. Egzersiz sırasını buna göre düzenlemek gerekiyor. Örneğin 3 yer hareketi varsa, peşpeşe yapmak yerine aralara ayakta yapılan hareketleri almak daha iyi.
* Özellikle hamilelik ilerledikçe vücudun dengesi bozulduğundan güvenliğe dikkat etmek gerekiyor. Örneğin sivri kenarlı bir sehpanın hemen yanında egzersiz yapmamak gibi.
* Rahat giysiler giymek, ayağınızın kaymayacağı bir ayakkabı seçmek önemli. Eğer dışarıda spor yapıyorsanız, güneş altında yapmamaya dikkat etmek gerekli.
del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, May 31, 2007 8:38:47 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Wednesday, May 30, 2007
Hayatım boyunca sportif denilebilecek bir insan olmadım. Birkaç  -birkaç ay süren- fitness denemelerim sıkıntı ve salona gitmeye üşenme sonucu başarısızlıkla sonuçlandı.  Yürürken sıklıkla dengemi kaybetmem, bir şeylere takılıp düşeyazmam dışında çok da eksikliğini hissetmedim. Yalnız özellikle bir dönem o kadar sık tökezliyordum ki bir arkadaşım bu durumu "senin ayaklarımın vücuduna küçük geliyor" şeklinde yorumlamıştı. Spor yapmadığım için vücudumu iyi kullanamıyor olmam bana daha mantıklı bir açıklama olarak geliyor.

Hayatımda ilk kez hamile iken düzenli bir egzersiz programı uyguladım. Özellikle ilk aylarda, kendimi hamile olmayan halime göre daha iyi hissettiğimi söylesem yalan olmaz. Bu program temelde eşimin internette bulduğu bir dökümana dayanıyordu. Bu döküman Kanada ordusu  tarafından hamile personelleri hımbıllaşmasın diye hazırlanmıştı. Programın ana hatlarını başka bir yazımda özetleyeceğim. Başlarda aksatarak da olsa bu programı uyguladım. Daha sonra Amerikan Hastanesinin  doğum öncesi eğitim programına katıldım. Bu programda da egzersize yer veriliyordu. Burada da ilk önce bir fizyoterapist egzersizin yararlarını ve nelere dikkat etmeniz gerektiğini anlattı. Daha sonra da fizik tedavi uzmanı çeşitli egzersizleri uygulamalı olarak gösterdi. Burada gösterilen egzersizler ağırlıklı olarak karın, sırt ve omuz germe egzersizleriydi. Ben ilk kullandığım dökümandaki karın hareketlerini pek sevmemiştim. Karın hareketleri bölümünü eğitimde gösterilen egzersizlerle değiştirerek ikisini kombine ettim. Her seanstan sonra nefes egzersizlerini ve ayrıca düzenli olarak Kegel egzersizleri yaptım. Egzersize ayırdığım vakit haftada 4-5 gün 30-45 dakikadan ibaretti.

Elimizde bir kontrol grubu (egzersiz yapmadığım bir hamilelik örneği) mevcut değil. Bu yüzden yararlarını birebir kıyaslayamıyorum. Ancak egzersizi birkaç hafta üstüste aksatırsanız eksikliği bariz hissediliyor. Aşağıda gördüğümü düşündüğüm yararları sıraladım:

1 - Dengeli kilo aldım (gebelik diyabeti için yaptığım diyet de etkilidir)
2 - Zinde hissettim
3 - Özgüven ve motivasyon kaynağı oldu
4 - Kolay doğum yaptım
5 - Denge problemleri yaşamadım
6 - Sırt, bel, omuz ağrıları yaşamadım. Bel çukurum fazla içeri girmedi.
7 - Bacak ağrıları yaşamadım (kalçamda siyatik benzeri bir ağrı vardı, bu hariç)
8 - Fazla ödem, şişlik oluşmadı
9 - Şekerim normal sınırlarda kaldı (diyete uydum elbette)

Doğum sonrasında vakit sorunları ve uykusuzluk-yorgunluktan programa sadık kalamadım. Ancak, eğitimde verdikleri hareketleri fırsat buldukça yapmaya çalışıyorum. Bir de yine internette bulduğum bebekle birlikte yapabileceğiniz bazı hareketleri düzenli olamasa da yapıyorum. Ilgaz'ın da çok hoşuna gidiyor. Bunu da ayrıca yazacağım. Umarım tekrar kısa sürede düzenli egzersize başlayabilirim. Böylece hamileliğim sayesinde spor alışkanlığı da edinmiş olacağım (ayaklarımı büyütmez ama, olsun).

Sonraki yazı, Hamilelikte Egzersiz (spor) , Dikkat Edilmesi Gerekenler

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, May 30, 2007 4:06:01 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]