Tuesday, June 24, 2008

Doğum yapmış her kadına mutlaka birkaç kez sorulmuştur. "Çatlak oluştu mu?"

Bebek sahibi olmak isteyenler ve hamile bayanlar için, en önemli endişe konusu olmasa bile, rahatsızlık veren bir estetik kaygıdır çatlak korkusu. Bazı gebeliklerde hiç oluşmazken, bazı kadınların karınlarında, göğüslerinde, kalça ve bacaklarında oluşabiliyor. Hatta kollarda bile olabildiğini okumuştum. İlk çıktıklarında daha belirginken, gebelik sonrasında, tam olarak iyileşmemekle birlikte, hafifleyip daha az görünür hale geliyorlarmış.

Çatlak oluşumunu neler arttırır?

1 - Genetik

2 - Cildin kuruyarak elastikiyetini kaybetmesi

3 - Hızlı kilo alma

4 - Aşırı kilo alma

Özellikle genetik çatlak oluşumunda önemli bir faktörmüş. Yine de bazı noktalara dikkat edilirse, tamamen önlenemese bile, daha az oluşması sağlanabilir diye düşünüyorum.

Genetiğinizi değiştiremeyeceğinize göre, akrabalarınızı arayıp, "Teyze sende çatlak olmuş muydu hamileyken?" diye sormanın bir yararı olmayacağı görüşündeyim. Bu nedenle 2-4 maddelerine odaklanmak daha doğru olacaktır. 3 ve 4 için de dengeli beslenin, iki canlıyım falan diye kendinizi kandırmayın demekten başka fazla söylenecek bir şey yok. Çatlak olmasın diye çocuğu aç da bırakmamak lazım tabi.

Cildin nemli tutulması:

Cildin nemli tutulması için hem içten, hem de dıştan savunma yapmak gerekiyor. Hamilelikte bol bol su içmek gerekiyor. Bunu dışında cildinize nemlendiricilerle masaj yaparak hem kurumasını önleyip, hem de kan dolaşımını arttırabilirsiniz.

Ben hamile olduğumu öğrendiğimden itibaren, her banyodan sonra tüm vücuduma nemlendirici kullandım. Bunun yanında hızla genişleyecek olan karın, kalça ve göğüs cildime daha yoğun bir nemlendirici ile günlük (elimden geldiğince) olarak  masaj yaptım. Bu konuda edindiğim bilimsel bir bilgi olmamasına rağmen, karnıma masaj yapmanın, bebekle iletişim için de iyi olduğunu düşündüm. Bazı doktorlar bebe yağları gibi basit ve ucuz nemlendiricilerin yeterli olacağını söylüyor. Bebe yağları beni her zaman kaşındırmıştır, o yüzden bu seçeneği eledim.

Badem yağı:

2-4. aylar arasında badem yağı kullandım. Badem yağı karın bölgemdeki tüyleri uzatıp kalınlaştırıyormuş gibi geldiğinden bir süre sonra bundan vazgeçtim. Her ne kadar aktarlar, "olur mu öyle şey, hiçbir şey yapmaz, hormonel olmuştur onlar deseler de", kaş kirpik uzatmak için de aynı yağı sattıklarından güven uyandırmadı.

Çatlak önleyici kremler:

Bazı arkadaşlarım doktorlarının tavsiyesi ile Lierac markalı çatlak önleyici krem kullanmışlardı. Ben de doktoruma bunu sordum. Onların ispatlanmış bir yararı yok, bol su iç dedi. Israrlarım üzerine, istersen kullanabilirsin, bir zararı yok dedi. Ben de bunun üzerine Lierac yerine, aynı fiyata iki katı gramajda olan Babe'nin ürününü aldım. Kıvam,sürülüş kolaylığı ve kokusunun hafifliği açısından memnun kaldığımı söyleyebilirim.

Doğal ürünler mi kozmetik mi?

Doğal ürünlerden de vazgeçemediğim, ve hangisinin daha etkili olacağından da emin olamadığım için, bu tip durumlarda yaptığım gibi riski dağıtmaya karar verdim. Aktara gidip badem yağından farklı bir formül alıp, verdiği reçeteye göre yağları karıştırıp, temiz kapaklı bir şişeye doldurdum. Bir gün pahalı kozmetik krem, bir gün doğal karışım yağdan dönüşümlü olarak kullandım.

Artık, dedeler nineler sağolsun, soyaçekimden mi, yoksa bir yandan bardak bardak su içip, diğer yandan göbeği envai türlü nemlendiriciyle şımarttığım için mi bilmiyorum ama çatlak oluşmadı. Oluşsaydı da dünyanın sonu değildi. Zahmetli bir iş olmadığından, her gün biraz daha büyüyen göbeği incelemek ve bebeği hissetmek için fazladan bir beş dakikayı garantilemesi gibi bir faydası da olduğundan, nemlendirme işini bütün hamile hanımlara tavsiye ederim. Bol su içmenizi gerektiren sebepler arasında da çatlaklardan çok önemli maddeler var zaten, onu hiçbir şekilde ihmal etmemek gerekiyor.

* Not: Karışımın içinde baz olarak, yani çok miktarda susam yağı, az miktarda kakao, havuç, buğday yağları vardı. Tam ölçüsünü not etmemişim, bu iş için iyi reçeteler bilenler yorumlara yazarlarsa çok sevinirim.

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, June 24, 2008 10:29:06 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Tuesday, May 27, 2008

İlk olarak 3,5 aylık bebeği olan bir arkadaşımda görmüştüm. Kocaman,ay çöreği şeklinde, içinde minik (mikro) granüller olan bir yastığın üstüne bebeği bırakıvermiş, bebecik de başı biraz yukarda kalarak, etrafı görerek ve olduğu yerden kaymadan rahatça yatıyordu. Hamile kaldıktan sonra Tchibo'nun eski temalarından kalmış bu yastığı görünce hemen alayım dedim. Fiyatı da biraz pahalıca gelmişti aslında. Üzerinde hamilelikte rahat yatmak için de kullanıldığını okuyunca çifte kullanım özelliği sayesinde parasını çıkartır diye düşündüm. Gerçekten de son kuruşuna kadar çıkardı :)

Ne yastıkmış ki, kullan kullan eskitemedik. Verdiğim para anamın ak sütü gibi helal olsun. Büyük olduğu ve her şekle girdiği için, her işe yarıyor.

  • Hamilelikte, özellikle sol yana yatarak uyumak gerektiğinden, sağ bacağı ve koca göbeğin altını desteklemek için
  • Bebeği oturarak emzirirken, biberonla süt verirken, sarılırken, kolunuzu ve aynı zamanda belinizi destekleyerek rahat etmek için
  • Bebeği yan yatarak emzirirmek için
  • Bebeği uyanıkken üzerine yatırmak için
  • Bebeği yastığa karınüstü yatırırken, araya sıcak bir havlu koyup, popoya pıt pıt vurarak gazını çıkartmak için
  • Bebeğin altını değiştirirken başının altına koymak için, abuk sabuk hareketler yaparsa kafasını duvara da vurmamış oluyor
  • Bebek yataktan, kanepeden düşmesin diye engel olarak
  • Ev içi parklarında sınır olarak
  • Laptop altlığı olarak, dizler ısınmasın diye
  • Kitap okurken, televizyon izlerken
  • Eşim apandisit ameliyatı olduğunda, rahat yatabilmesi için

ve şu anda aklıma gelmeyen birçok iş için hergün elimizin altında odadan odaya gezen bir malzeme haline geldi. O olmadan önce ne yapıyormuşuz bilmiyorum.

Kılıfının ve gerektiğinde yastığın da yıkanabilir olmasına dikkat etmek gerekli. Her eve lazım!

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, May 27, 2008 12:09:29 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, April 21, 2008

Sütlü muhallebilerden bıkan bebeğinize özellikle akşam öğünlerinde tok tutması için meyveli pelte pişirebilirsiniz. 1 yaşından büyük bebeklerin günde 500 ml süt ürünü alması öneriliyor (demir eksikliğine yol açabileceğinden daha fazlası tavsiye edilmiyor). Eğer bebeğiniz yeteri kadar süt veya yoğurt tüketiyorsa, hiç zorlamadan meyveli tatlı alternatiflerini deneyebilirsiniz.

1 porsiyon meyve veya meyve kurusu* 1 su bardağı (200 ml) su ile yumuşak hale gelene kadar haşlayın. Eğer meyvenin haşlanması uzun sürüyorsa, daha fazla su ekleyebilirsiniz. Meyveler bütünse blender'dan geçirin. Karışıma 1 kaşık su ile ezilmiş 1 kaşık tahıl unu** ekleyin. Unun cinsine göre 5-10 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin. Altını söndürün, 1 tatlı kaşığı tereyağı ekleyip karıştırın. Bebekler genelde bize az şekerli gelen tatlıları, az tuzlu gelen yemekleri afiyetle yerler. Yine de meyvenin tadını yetersiz buluyorsa, pekmez, bal (1 yaşından önce yasak), ve şekerle (ben 1 yaşından önce vermedim) tatlandırabilirsiniz. Yiyeceği kadarını tabağına alıp, gerisini kapalı kaplarda buzdolabında saklayabilirsiniz (en fazla 48 saat).

* Hangi meyveler uygun?

Bebeğinizin yiyebildiği her türlü meyve olabilir. Ayrıca meyveleri haşlarken, lezzet ve vitamin katması için gündüz soyduğunuz meyvelerin kabuklarını da ekleyebilirsiniz. Çok küçük parçaları kullanmayın, sıcak sıcak çıkartması zor olmasın. Ben aşağıdakilerle denedim:

  • Elma, armut, ayva: Blender'dan geçirmek zorunda kalmamak için, haşlamadan önce iri rendeleyebilir, ya da küçük küçük doğrayabilirsiniz. Yumuşayan meyveleri damaklarıyla ezerek yemekten memnun olacaktır. Ayvanın kabızlık yaptığını duymuştum, bizde sorun olmadı ama dikkatli olmakta yarar var.
  • Kayısı, erik kurusu: Kuru meyveleri yıkayıp, bir süre suda bekletin. Erikler suda şiştikten sonra çekirdekleri kolayca çıkacaktır. Eğer suda bekletmeyi unuttuysanız düdüklüde pişirmeyi deneyebilirsiniz. Meyveleri küçük doğrayın ve iyice pişirin. Benimki gibi ekşi seven bebekler özellikle erik kurusu ile yapılana bayılacaktır. Eğer bebeğinizin kabızlık sorunu varsa, erikli tarifi özellikle öneririm, çok iyi bağırsak çalıştırıyor.Yazın tazeleri de kullanılabilir.
  • Kuru üzüm, vişne, portakal, mandalina bebeğin ayına göre kullanılabilecek diğer alternatifler. Muz eklemek istiyorsanız, önce unu su ile pişirin, altını söndürdükten sonra muzu ezip ya da minik doğrayıp ekleyin. Pişmiş muz lezzetini yitiriyor. Evinizde yapmış olduğunuz az şekerli bir hoşafı da kolayca bebek peltesine dönüştürebilirsiniz.

** Tahıl unları:

Bebek mamalarında nedense hep pirinç unu kullanılır. Ben bazen pirinç unu, bazen karışık tahıl unları, bazen mısır unu, bazen de hepsini karıştırıp kullanıyorum. Doğalsan diye bir markanın katkısız un karışımları var. Patates, çavdar, tam buğday unu karışımı olanını epeydir kullanıyorum ve çok memnunum. Yulaf unlu olandan da almıştım ama henüz paketini açıp denemedim. Fotoğrafını da koyunca reklamını yapar gibi oldum. Bir de Milupanın biberon maması ile hazırlanan "Gece Tahılları" var. Hadi olmuşken onun fotoğrafını da koyayım, mama tarifi ürün değerlendirmeye dönüşsün. Süt tozu içermediğinden açılsa bile uzun süre saklanabiliyor. Acil durumlar ve seyahatler için evde ondan bulunduruyorum. Ilık meyve püresine eklediğinizde hemen muhallebiye dönüşüyor, pişirilmesi gerekmiyor.

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, April 21, 2008 10:22:10 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [5]
 

 
 Saturday, April 19, 2008

Her bebeğin kaşıkla beslenmeyi reddettiği dönemler oluyordur. Ön dişler çıkarken kaşık damaklarını acıtır, belki çiğnemek kaşıntısına iyi gelir. Kendisinin bir şeyleri yapabildiğini farkedince sizin beslemenizi reddeder, ama henüz kaşıkla yemeyi de beceremez. Ya da nasıl biz arada sırada ekmek arası bir şeyler yemek istiyorsak, o da hergün püreleri yutmaktan bayılmıştır ve değişik bir şeyler tatmak istemektedir.

İşte bu dönemlerden birinde uydurdum bebek böreklerini. Sevgili minik insanımız, birkaç gündür püre formundaki tüm yiyecekleri ve hatta parmak sebzelerini bile reddetmekteydi. Yediklerini sayarsak, sabah bebe bisküvisi, öğlen ekmek, ikindi muz, akşam yoğurt menüsü de bana yeteri kadar besleyici gözükmemekteydi. Bu nedenle, biraz da ısrarcı olmuş olmalıyım ki, kendisi kaşık, kase, anne üçlüsünü gördüğü anda ağzını sıkıca kapatıp olumsuz "ğımm" efektini çıkartmaktaydı. Öyle bir şey yapmalıydım ki, oğlumuz hem yemeğini elleriyle tutabilmeli, hem çiğneyebilmeli, kolay hazırlanabilmeli, dondurucuda sağlanabilmeli, ama aynı zamanda da sebze içermeliydi.

Bebek börekleri, bebeği yemeklerle barıştırmak için bir ara dönem ya da çeşit olarak işe yaradığı gibi dışarı çıkarken yanınıza almak için de iyi bir seçenek oluyor. Ayrıca sebzelerle sorunu varsa, hamurla birleştiğinde tadı değiştiği için, ona bir de börek yaparak yedirmeyi deneyebilirsiniz.

Annemin özellikle bol içli sevdiğimiz ıspanaklı börek için kullandığı bir tarifi vardır. Bütün yufkayı ıslatıp (1 kilo için 1 bardak yoğurt, 1 bardak sıvı yağ) bir tarafını biraz katlar, bol iç koyup rulo sarar. Dilimleyip fazlasını daha sonra pişirmek için poşetlerde dondurur, gerisine yumurta sarısı sürüp fırında pişirir. Donmuş olanları da acil durumlarda çıkartıp, çözdürmeden yumurta sarısı sürüp pişirir. Dondurulup pişirilenler tazesinden de lezzetli olur. Ben de bu tariften esinlenerek bebeğime uyarladım. 

Bu börekleri, pırasalı, ıspanaklı, bezelye yemekli, patatesli (ishalken diyet olarak, yağ koymadan) içler kullanarak yaptım. Hepsini de bayılarak yedi. Pırasalı yaptığımda fotoğraf çekmek mümkün olabildiğinden, burada pırasalı iç tarifiyle vereceğim.

Malzemeler:
1 yufka
100 gr yoğurt (yaklaşık 4 kaşık)
3 pırasanın beyaz kısmı
2 kaşık ezilmiş peynir (tuz yasaksa, tuzu alınmış)
2 tatlı kaşığı zeytinyağı

Hazırlanışı:
Pırasalar incecik doğranır, zeytinyağı ile yumuşayana kadar kavrulur. Ilınınca peynir eklenip karıştırılır. Diğer tarafta yufka boyuna dörde kesilir. Her bir parçaya yumurta fırçası yardımı ile yoğurt sürülür. Pırasalı için yarısı yufkanın düz tarafına ince bir sıra halinde döşenir. Yufkayı sıkı biçimde sarılır ve tepesinden biraz bastırılır. Yanyana yağlı fırın tepsisine dizilir. Üstlerine yoğurt sürdükten sonra orta ısıdaki fırında pişirilir.

Daha yumuşak olmalarını istiyorsanız, altı ve üstüne yoğurt sürün. Teflon tavayı kızdırın, iki tarafını çok az kızarttıktan sonra kapak kapatarak pişirin.

Soğuduktan sonra şeritler halinde doğrayarak bebeğinize ikram edin. Yemezse bile mıncıklanmamış olanları kendi yemeğinizin yanına garnitür yapabilirsiniz. Afiyet olsun :)

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, April 19, 2008 3:48:02 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Tuesday, April 15, 2008

"Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?" dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Bir bebeği sorunsuz bir şekilde uyutmanın üç önkoşulu var; bebeğin uyku zamanının geldiğini hatırlatmak, rahatlatmak ve istikrar.

Bebeğe uyku zamanının geldiğini hatırlatmak

Küçük bebeklerin başlangıçta zaman mevhumları olmuyor. Gece-gündüzü bilmiyorlar, saatleri bilmiyorlar, bazı dönemlerde yorulduklarını anlayamıyorlar. Onlara bunu hatırlatmanın en iyi yolu, bir düzen oluşturmak ve aşağı yukarı aynı şeyleri her uykudan önce tekrarlamak.
Ilgaz’ın doğumundan itibaren geceleri yatırmak konusunda hep aynı stratejiyi izledik. Başlarda bu zor olsa ve hatta gereksiz gözükse de uzun vadede çok yararını gördük. Ilgaz üzülmeden, ağlamadan akşam uykuya dalmayı öğrenmiş oldu. Bir düzene sokmakta zorlandığımız gündüz düzenine değinmeden önce bunu anlatmak istiyorum.

Akşamları bebeğinizi uyutmak

Gece-gündüz yazısında bebeğe gece ile gündüzün farkının nasıl öğretilebileceğini yazmıştım. Bunlara ek olarak, gece uykusuna yatırmadan önce yapılacak tören biraz daha uzun tutulabilir. Biz her akşam şöyle bir sıra izledik. Beslenme, temizlenme, iletişim (karanlık öncesi loş bir ışıkta, şarkı türkü, kitap, ninni gibi, yakın temas içermeli), uyku.

Yapılması gereken ilk iş bebeğinizin akşamları saat kaçta uyumuş olması gerektiğine karar vermek. Bu çalışan anne-babanın, işten geldikten sonra mümkünse 1-2 saat bebekle vakit geçirmesine izin verecek kadar geç, ama anne ve babanın dinlenip, bebek büyüdükçe kendilerine vakit ayırabilecekleri kadar da erken olmalıdır. Biz kendi aile düzenimiz için bunu 21:00 olarak belirledik.

Doğumdan sonraki ilk haftalar

İlk günlerde yaptığımız bu saat civarında bebeğin beşiğini yatak odamıza almaktan ibaretti.  Daha sonra gece boyunca bütün bakımını odada loş ışıkta yapıyor ve mecbur kalmadıkça bu saatten sonra odaya bizden başkasının girmesine izin vermiyorduk.

Demo dönemi bitince

Birkaç hafta sonra gaz sorunları başlamış ve akşam saatlerinde uyanık olan bebeğin uyutulması bir iş halini almıştı. Saat 20:15 civarında bebekle beraber odamıza (7 haftalıktan itibaren onun odasına) geçiyor, önce onunla konuşup oynayarak altını değiştiriyor, gerekiyorsa banyo yaptırıyor ya da elini yüzünü siliyor, daha sonra emziriyor ve bir süre kucakta şarkı mırıldantıktan sonra beşiğine yatırıyorduk. Bundan sonra ağlamadığı sürece sabırla şarkı söylüyor, mızıldanırsa dikkatini çekmek için bir oyuncak sallıyor, tekrar şarkı söylüyorduk. Eğer mızıldanma ağlamaya dönüşürse tekrar kucağa alıyor, sakinleşince geri yatırıp baştan başlıyorduk.

Bu anlattıklarım başlarda bebeği uyutmak için belki 1.5-2 saatinizi harcamanız, uyuduktan sonra vik sesi duysanız, aman uykusu açılmadan müdahele edeyim diye odaya koşmanız anlamına geliyor. Fakat eğer kararlı olursanız birkaç haftalık çabadan sonra, bebeğiniz daha emerken uyuyakalmaya başlıyor.

Gece uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Bebeği rahatlatın, ama yatağına mayışmış halde değil henüz uyanıkken bırakın, yoksa yatırırken geri uyanır ve uyutmanız daha zor olur.
  • İlk aylarda bebeğin uzun süre ağlamasına izin vermeyin (ne yaparsanız yapın ağlıyorsa  doktorunuzla konuşmanızda yarar var, özellikle kolikse farklı öneride bulunabilir), size güveni sarsılmasın.
  • Bebek uyuduktan kısa süre sonra ağlarsa (aç değilse) kucağınıza almadan önce dokunarak, sırtını, başını okşayarak, ninni söyleyerek beşiğinde geri uyutmaya çalışın.
  • Eğer gaz sıkıntısı varsa öncelikle yatağında yatarken karnına hafifçe elinizle bası yaparak uyutmayı deneyin, ılık havlu da iyi gelebilir. Piyasada bu iş için ürünler  de(ısıtılınca uzun süre sıcak kalan yastıklar) satıldığını duymuştum. Hafif yan yatırıp, karnın yukarıda kalan kısmına bası yapmak da iyi gelebilir. Uykuya daldıktan sonra tekrar sırtüstü çevirebilirsiniz (sizin gözetiminiz altında değilken 1 yaşına kadar yine sırtüstü yatmalı, ani bebek ölümü sendromundan korunmak için). Yeterli olmazsa yine yan pozisyonda poposuna nazik pat patlarla hafif bir salınım sağlayabilirsiniz. Oldukça gazlı bir bebek olan oğlumuzda en etkili yöntem bu idi.
  • Hiçbiri işe yaramayacak derecede sıkıntısı varsa son çare kucakta hafifçe sallayarak ya da gezinerek uyutmak. Bu kısımda çok dikkatli olmalısınız. Asla kaptırıp hızlı sallamayın ve kucakta uyutma işini üstüste iki günden fazla yapmamaya çalışın. Buna alışması hiç kimsenin yararına olmayacaktır. Birkaç gün üstüste kucakta uyuyan bebek buna alıştığından beşiğine yatırınca ağlayabilir, siz de yine gazı var diye düşünebilirsiniz. Kucakta uyutma kararını vermeden önce diğer yöntemleri deneme konusunda kararlı olun.
  • Zorunlu durumlarda rutininize bağlı kalamıyorsanız bile, gece konseptini korumaya çalışın. Örneğin tatil öncesinde uyku saatinde yolda olmanız gerekiyorsa, bu saat  geldiğinde yine altını değiştirin pijamasını giydirin, sütünü içirin(veya emzirin) ve onunla oynamak yerine ninni söyleyerek yatıştırmaya çalışın. Vardığınız yerde sizi bekleyenler varsa ışık yakmamalarını, bebekle oynamak için sabahı beklemelerini  rica edin.
  • Birçok kaynakta bebeğin iyi uyuması için gece yatmadan önce banyo yaptırılması önerilir. Bunun bir zorunluluk olmadığını unutmayın. Biz özellikle uykuya alıştırma sürecinde, buna şartlandırmamak için, bazen gece, bazen gündüz yıkıyorduk Ilgaz’ı.
  • Akşam bir kez doğru şekilde uyutulduktan sonra, gece uyandığında olabildiğince hızlı geri uykuya dalmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer beşiğinde müdahelenize rağmen ağlıyorsa kucağınıza alıp ve iyice daldıktan sonra yatırmak daha iyi olabilir. Huzursuz olmuş bebeği tekrar tekrar yatırıp geri almak uykusunun açılmasına neden olabilir(ayakta sallayacak kadar ileri gitmekten söz etmiyorum).
  • Çok kalın giydirmemeye dikkat edin. Bizim evimizin ısısı hiçbir zaman 21 dereceyi geçmez. Kışın uzun kollu bir body, ayaklarına ince bir çorap, üzerine penye bir tulum (çok soğuk gecelerde kadife), en üste de astronot dedikleri ayaksız uyku tulumlarından giydiriyoruz. Üzerine genelde bir şey örtmüyoruz. Bu tulumların özellikle bebek dönmeye başladıktan sonra kullanmak için ideal olduğunu düşünüyorum.
  • Kışın soğuk günlerde, flanel (basma) çarşaf kullanmanızı öneririm. Diğer çarşaflar gibi buz gibi olmuyor ve böylece sıcak kucaktan yatırılan bebeği irite etmiyor.

Gündüz uykuları ve rutinler

Bebek bakımı ile ilgili kitap ve sitelerde sıkça bebek için rutin oluşturmaktan söz edilir. Hergün aynı sıra ile aynı şeyleri yapmak, bebeği aynı saatte yatırmak. Biz de eşimle birkaç kez bu konuyu konuştuk. Temelde her günün tüm aktivitelerini katı bir düzen içinde yaşamanın, bebeği normalde yaşamadığımız bir tarza alıştırmanın pek de doğru olmadığına karar verdik. Yine de, başına aşağı yukarı  neler geleceğinin farkında olmasının ve uyku düzeni için bir plan oluşturmanın iyi olacağına karar verdik.

Başarısız denemelerim

Ilgaz 9 aylık olana kadar seyahatler ve gelen giden misafirler arasındaki birkaç düzen oluşturma denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Öncelikle bebeğin aşağı yukarı hangi saatlerde uyuyup uyandığını tespit etmem, uyanık olduğu saatler için kabaca plan yapmam ve sonrasında bebeği hep aynı saatte yatırmam gerekiyordu. Ben maalesef daha ilk adım olan “uyku saatlerini” tespit işinde başarısız oluyordum. Ilgaz hergün başka bir saatte uyanıyor, bazı gün gündüz 2 uzun uyurken, bazen kısa uyuyup 3 şekerlemeye ihtiyaç duyuyordu. Belli bir süre sonra kendiliğinden aşağı yukarı aynı saatlerde, toplamda iki defa uyumaya başladı. Biz de bundan sonra hep aynı saatte yatırmaya dikkat ettik.

Şimdiki aklım olsa

Gündüz uykularının düzene girmesinde büyümesi ve özellikle gaz ve diş sorunlarının azalması etkili olmuş olabilir. Ya da ben bu düzeni oluşturmak için yeterli istikrarı gösterememiş de olabilirim. Çünkü en sıkıntılı dönemlerinde bile gece uykuları çok fazla etkilenmiyordu. Ilgaz’ı doğumundan itibaren hep aynı saatte yatırıyorduk ve diş sorunu da olsa gaz sorunu da olsa, bir şekilde en fazla bir saat rötarla uyutmuş oluyorduk. Gece uyandığında ise istisnalar dışında çabuk geri uykuya dalmaya eğilimli oluyordu. Gündüzleri ise sıkıntılı günlerinde 1-1.5 saat uyutmak için uğraştığım halde, 20 dakikacık uyuyup geri uyandığı olurdu. Geri dönüp baktığımda, gündüz uykularını düzenlemek için daha erken çabalamaya başlamalı ve daha fazla gayret göstermeliydim diyebilirim. Gerçekten de artık gündüzleri geceden bile daha kolay uyuyor.
Gün içindeki aktiviteleri uyanma, oyun, beslenme, oyun, uyku şeklinde düzenledik.

Gündüz uykularından önceki rutini kısa tutmaya çalışıyoruz. Altını değiştiriyor, kucakta 1 dk kadar ninni söyleyip, hafif giysilerle, yanına sevdiği bir oyuncak vererek odadan çıkıyoruz. Biraz yuvarlanıp uykuya daldıktan sonra üstünü örtüyoruz. Uyandığında ağlamıyorsa, odasına girmeden önce kısa bir süre yatağında vakit geçirerek kendisine gelmesini bekliyoruz.

Gündüz uykusu öncesi dikkat edilmesi gerekenler:

  • Eğer düzensizlikten, düzene geçiyorsanız, bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırma çabasından önce, 1 hafta kadar aynı saatte, aynı rutinle yatırmanız iyi olur. Uyku saatlerine alışmış olan bebeği kendi kendine uyutmaya alıştırmanız daha kolay olacaktır.
  • Bebeğiniz ağlamadığı(mızıldanma sayılmaz) sürece kendi kendisine uyuması için teşvik edin. Küçükse yatağına güvenli oyuncaklar asın, müzik çalın, büyüdüğünde sevdiği oyuncakları bırakın oyalanarak uyusun.
  • Bebeğin yatağında dönmesi, oturması, kendi dilinde şarkılar söylemesi, ayağa kalkması, hatta yatağından dışarıya oyuncaklarını atması kendi kendine uyuyamayacağı anlamına gelmez. Eğer ayağa kalkmayı yeni öğrendiyse ve geri oturmayı henüz beceremiyorsa, ona yardım etmeniz gerekebilir. Bunun dışında, oturacak, kalkacak, geri yatacak, oyuncağını dişleyecek ve sonunda sevgili “Fil”ine sarılarak uyuyakalacaktır. Yakın zamana kadar Ilgaz yatakla boğuşur, sonunda pes ederek uyurdu. Yürümeye başlayıp oyunlarla fiziksel olarak da yorulur hale geldiğinden beri, yatırdığımız gibi hiç kıpırdamadan uyuduğuna da tanık oluyoruz, gözlerimiz yaşarmaya başladı.
  • Gündüzleri aşırı sessizlikte ve karanlıkta uyutmaya alıştırmayın. Hatta tamamen sessizliktense, evin içindeki hafif bir sesle işinize devam etmeniz, bu sesleri dinleyerek uykuya dalmasına yardımcı olabilir.

Ben yaptım, siz yapmayın

Yazıyı bitirirken, son zamanlarda yaşadığımız bir sıkıntıyı paylaşmak istiyorum. Yukarıda anlattığım gibi, geceleri sorunsuz uyuyan Ilgaz, tam da gündüzleri de kendi kendine uyumaya başlamıştı. Benim işe başlamam öncesinde bu düzeni oturttuğuma sevinirken, bile bile bir kısır döngüye soktum kendimi.

Benim işe başladığım ilk haftalar Gökhan’ın da iş için Arabistan’da bulunması gerekiyordu. Üstüne Ilgaz 6. hastalık diye bir şeye yakalandı. O kadar halsiz ve keyifsizdi ki, kucağımda uyuyakalıyordu. Ben de onu çok özlediğim ve hasta diye kıyamadığım için, kucağımda sarılarak uyuyakalmasına izin verdim. Bu arada yatırma saatlerimiz de bir miktar aksadı.

Sonra Ilgaz’ın sütten kesilme zamanının geldiğine karar verdim. Emzirmiyorum, bari kucağımda sarılayım bir süre dedim, 1 ay da böyle geçti. Başlarda kucağımda hemen uyuyakalırken, birkaç gün içinde buna da alışarak, oyun haline getirdi. Yüzümle gözümle oynuyor, öpüyor, cici yapıyor, bazen kucağımdan atlayıp oyuncaklarına gitmeye kalkışıyor, sonra da sanki yatağında gibi bir o tarafa, bir bu tarafa dönüp, rahat bir pozisyon bulup uyuyor. Yani tersine dönmüş bulunuyor. Gündüzleri rahatça uyurken, geceleri yatağına bırakınca ağlıyor. Şimdi tekrar eski çabalarla düzenini sağlamaya uğraşıyoruz. Sütünü içirip hemen yatağına koymayı denediğim için, sütünü elinden geldiğince yavaş içiyor, sonra da kanepeden kalkmaya davrandığım anda ağlamaya başlıyor. Bu akşam sütünü, tavan ışığını söndürmeden önce, kanepeye oturtup içirmeyi planlıyorum, böylece sütünü içerken ayrılma stresine girmemiş olur, zaten yakında biberonu da bırakmamız lazım (bardaktan sütü yatarak içemeyecek).  Daha sonra da gündüz düzenini biraz daha uzun bir şarkıyla taklit edeceğim. Ilgaz’a ve bize şans dileyin :)

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, April 15, 2008 9:01:34 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, March 10, 2008

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında

3 - Düzeninde

Ilgaz'ı ilk ay kontrolüne götürdüğümüzde, doktoru Ayla Hanım'a "nasıl uyutalım?" diye sorduk. "Beşiğinde" yanıtını aldık. Dalgınlıkla "nasıl?" yerine "nerede?" diye mi sorduk acaba diye düşündüm. Bazen yatırınca hemen uyumuyor, ağlarsa bırakacak mıyım öyle yani dedim, ağlatmayın canım elbette, kucağınıza alıp sakinleştirin, sonra yine yatırın, şarkıyla, türküyle, ninniyle uyutun, dedi. Ilgaz'ın "demo" günlerinin bitip, gaz sancılarının başladığı o dönemde pek olanaksız gözükmüştü bu şarkı, türkü önerisi bana, kendisinin de bir kızı olmasa, "aman canım" deyip geçebilirdim rahatlıkla.

Daha sonra, birçok kontrolde, çeşitli sebeplerle (diş, gaz, kabus, oyundan ayrılmak istememe, anneden ayrılmak istememe...) uyutmada güçlük üzerine konuştuk. Aldığımız öneri her zaman aşağı yukarı aynıydı. "Mümkün olabildiğince yatağında uyutmaya çalışın."

Biz de 1 seneden fazla süredir hep böyle yaptık. Mümkün olduğunca yatağında uyutmaya çalıştık. Başlarda zorlandık. İstisnalar oldu, ama hep bu ana prensibe uymaya çalıştık. Gaz yüzünden kucakta uyutmak zorunda kaldığımız, hastayken yanımıza aldığımız, kokusuna doyamayıp göğsümüzde uyuyakalmasına izin verdiğimiz oldu elbette. Ancak, bu istisnaların rutine girmesine izin vermedik. İstisnaların en kötü yanı, alışkanlık yapabilmeleridir. Ama eğer bebeğiniz genel olarak yatağında uyumaya alışıksa, istisnalar sonrası tekrar yatağında, ve hatta kendi kendine uykuya dalması gitgide kolaylaşıyor.

Bebeğimi nerede uyutmalıyım? Odasında!

İlk iki ayda, sürekli emip, emerken bile uyuduğu ilk haftalarda, gündüzleri ben hangi odaya gitsem o da benimle birlikte geliyordu. Ancak, akşamları hep aynı düzende beşiğinde (henüz yatak almamıştık) yatırıyorduk. Bu gezginlik hali o dönemde bana da çok iyi gelmişti. Bebek gürültü ve ışığa alışarak gece-gündüzü öğreniyordu. Ben de onu gözümün önünde tutarken, misafirlerle ilgilenebiliyor, mail'lerime bakabiliyor, günlük hayatıma devam edebiliyordum (beşiği mutfağa götürüp salata yaptığım bile oldu). Ilgaz kah beşiğinde, kah kanepede, kah berjerlerde yatıyordu. 2 ay kontrolünde yine Ayla Hanım'a sorduğumuz, "gündüz nerede yatıralım" sorusuna da, "odasında" yanıtını aldık. Odasında uyumaya alıştırırsak, büyüdüğünde rahat edeceğimizi iletti. Bu önerisine de uyduk ve gerçekten de çok yararını gördük. Bu arada 2 aydan sonra odasında uyumaya alıştırmak da hiç sorun olmadı. Bu yüzden, ilk haftalarda konforunuz ve bebekle maksimum süre birarada olabilmeniz için bebeği oturduğunuz odaya getirmenizi önerebilirim. Bu amaç için minik rahat süngerle kaplanmış bir sepet edinmek iyi olabilir.

Geceleri de odasında yatmalı

Ayrıca, 1 aylıkken odasına geçirmemizi de önermişti (geceleri de kendi odasında yatması konusu). Ya ağlarsa da duymazsak, ya nefes almazsa da duymazsak (uyurken nasıl duyacaksak), gece gidip gelmesi bana zor olacak, gibi nedenlerde bunu 7 haftalık olana kadar erteledik. İlk gece karşılıklı tedirginlikten sonra, farkettik ki böylesi çok daha iyiymiş. Artık kendi gürültümüzle mi uyandırıyorduk, yoksa uyuyan bebeği gereksiz yere uyandı sanıp mı uyandırıyorduk bilmiyorum ama, odasına geçtikten kısa süre sonra daha seyrek uyanmaya başladı. Özellikle sabahları bizim odada her yarım saatte bir uyanan Ilgaz, odasında 1-2 saat uyuyabilmeye başladı (belki de daha karanlık olduğundan). Bizimle oksijenini paylaşmak zorunda kalmaması ve odası daha küçük olduğundan buhar makinesi ile daha verimli nemlendirebilmemiz de cabası oldu.



del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, March 10, 2008 10:34:19 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Saturday, March 08, 2008

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım dizisinde:

1 - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı

2 - Yatağında!

3 - Düzeninde

Kültürümüzde, “bebek uyutma” becerisi,  bebekle ilgilenen kişilerin değerlendirilmesinde önemli bir kriter sayılıyor. Evinize ziyarete gelen insanlar, bebeğin esnediğine ya da huysuzluk ettiğine şahit olurlarsa,” uykusu gelmiş onun, ver uyutayım,  çok güzel bebek uyuturum ben”  gibi iyi niyetli tekliflerde bulunuyorlar. Yatırayım kendisi uyur dediğinizde ise “nasıl?” sorusuyla karşılaşıyorsunuz. Bu ”nasıl?” sorulurken yüzdeki ifade sanki bebekten uyumasını değil de, bakkaldan ekmek alıp gelmesini bekliyormuşsunuz  şaşkınlığında oluyor.

Hatta toplumumuzda bazı insanlara göre bebeğin uyuyabilmesi için mutlaka sallanması gerekiyor. Konuya öyle bir yaklaşımları var ki, sanki bebeklerini sallamayan anneler ya acımasızlar ya da bunu üşendikleri için yapmıyorlar ve bebeklerini ihmal ediyorlar.

Bebeğe kendi kendine uyumayı öğretmenin ise pek bahsi geçmiyor. Çünkü, bebeğin kendi kendine mutlu bir şekilde uyumasına ihtimal verilmiyor.

Toplumumuzda bir bebeği korumak için en çok üzerinde durulan iki konu “ağlatmamak” ve “üşütmemek” kaygıları, uyku konusunda bir sinerji oluşturarak zarar veriyorlar bu doğa yenisi canlıya:

“Özellikle toplumumuzda bebekleri sıcak ortamlarda tutma ve çok fazla giydirme eğilimi vardır. Sıcak ortamda, üstü çok örtülerek yatırılan bebekler, uygun ısıda yatırılanlara göre geceleri daha sık uyanmaktadır.” [1]

Bebeğin kendi kendine uyuması teşvik edilmezse, bu beceriyi edinemeyen bebek, geceleri daha sık uyanıyor.  Aslında biz yetişkinler de geceleri uyanıp, farkında olmadan geri uyuyoruz. Kendi kendine uyumayı beceremeyen bebek, uyanıyor ve yardım için ağlıyor. Böylece hem bağımlılığı artıyor, hem kesintisiz uyuyamadığından iyi dinlenemiyor. Belki bu nedenle gündüz daha fazla uykuya ihtiyaç duyuyor ve öğrenip gelişmek için daha az vakit ve enerjisi kalıyor.

Sürekli “uyutulmaktan” öteye geçip, sürekli “sallanarak uyutulan”, hatta iş iyice sarpa sardıktan sonra, ayakta, battaniyede “sersemletilerek uyutulan” bebeklerde fiziksel sorunlar bile ortaya çıkabiliyor:

“Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabiliyor. “ [2]

Kültürümüzdeki bu yaklaşım temelde bebeğin olabilecek en çabuk şekilde uyuyarak dinlenmesi, ağlamaması açısından bebeği koruyan bir yaklaşım gibi gözükse de, kısa ve uzun vadede bebeğe zarar veriyor. Bebeği uyutmak için aylar, belki de yıllar boyunca harcanan ölü zamana gece uykusuzlukları da ekleniyor. Bu zaman ve enerji kayıpları, ebeveynlerin bebekle geçireceği  kaliteli zamandan çalıyor.

Kaynaklar:

[1] - http://www.ttb.org.tr/STED/sted0802/uyku.pdf

[2] - http://www.cnnturk.com/SAGLIK/haber_detay.asp?PID=164&haberID=283087


 

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, March 08, 2008 4:13:51 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Saturday, February 23, 2008

Bu dizide:

  1. Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
  2. Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme

Yenidoğanlar neden  uyandırılıp emziriliyor

Hamileliğin son dönemindeki annelere imkanları elverdiğince uyuyup dinlenmelerini tavsiye ederim. Doğumdan sonra geceleri en azından ilk 1 ay boyunca en geç 3.5-4 saatte bir kalkmaları gerekecek. Hatta geceleri bebek kazara fazla uyursa diye saat kurmaları bile gerekebilir. Doktorlar tarafından yenidoğanların bu aralıklardan daha seyrek beslenmeden uyumasına izin verilmiyor. Yenidoğanın sık emzirilmesi , barsak hareketlerinin artmasını sağlayarak, bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırıyor ve kandaki seviyesinin yükselmesini, dolayısıyla yenidoğan sarılığını önlüyor. Ayrıca, uzun uyursa bebeğin susuz kalması (dehidrasyon) söz konusu olabiliyor. Beslenme arası uzadıkça, bebek halsizleşiyor, onu uyandırmak ve emzirmek güçleşiyor. Bebek sık emmediği için annenin sütünün geç gelmesi ya da azalması gibi zincirleme sorunlara yol açabiliyor. Yaklaşık bir ay sonra, bebek doğru düzgün bir miktarı tek seansta mideye indirmeyi becerebilmeye başlayınca, doktorlardan da annelere uyku izni çıkıyor.

Yenidoğan süresi bittikten sonra bebeği beslemek için uyandırmayın

Bu zorunlu süre bitip, doktorunuz izin verdikten sonra (genelde ilk ay kontrolünde) artık bebeğinizi beslemek amacı ile uyandırmayın. Bazen gece siz yatmadan emzirivermek, ya da bir biberon mama içirmek iyi bir fikir gibi gözükebilir. Ama bu hareket bebeğinizi gece beslenmeye teşvik edecektir. Bizde aşağı yukarı ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Ilgaz’ı doğumundan beri  akşamları en geç 9-9:30’da uyutmuş olmaya gayret ediyoruz. İlk haftalarda her  2.5-3.5 saatte bir uyanıyordu. Sabahları da genelde 5-5:30’dan itibaren ıkınma sesleri eşliğinde yarım saatlik aralıklarla ağlayarak uyanıyor, ev hareketlenip bir süre uyanık kaldıktan sonra daha uzun uyuyabiliyordu. 

Tam ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, akşam 9 gibi yattıktan sonra 4-4.5 saat kesintisiz uyuyabilmeye başladı.  Sonrasında da 2 saat aralıklarla 7-8 arası bir saate kadar uyuyordu. Zaman zaman geri dönüşler olup birkaç gün üstüste erken uyanabiliyordu. Ben ondan 3-4 saat geç yattığım için, onun ilk uyanışı ben tam tatlı uykuya daldıktan sonra gerçekleşiyordu. “Sık burnunu, ağzı açılır, emzir yatır” gibi öneriler geldi. Böylece ben de yattıktan sonra 4-5 saat uyuyabilecektim. Ama uyandırmaya kıyamadım ve buna alışmasından endişe ettim. Benim uykuya ihtiyacım olsa da uzun vadede hem kendi sağlığı, hem de benim sağlığım için kesintisiz uyumayı öğrenmesinin daha önemli olduğunu düşündüm.

Gerçekten de, yavaş yavaş bu ilk uyanma saatini daha ileri atmaya başladı. Zamanla bu saat 3-4 arasına, sonra 4-5 arasına, ve sonra 6-7’ye kadar ilerledi. Şimdilerde, diş  sıkıntıları, gaz sancıları, gece kabusları olmazsa, 7-7:30’a kadar uyuyor.

Gece her ağladığında ilk iş olarak emzirmeyin

Bebeği aç uyutmaya çalışmaktan söz etmiyorum elbette. Bebeğiniz yenidoğduğunda, sütünüzün çoğalması ve bir an önce kilosunun artması için her fırsatta emzirmekte yarar var. Ama büyüdükçe, giderek gece beslenmesinin azalması ve beslenme ihtiyaçlarını gündüz karşılamaya alışması gerekiyor.  Bebekler geceleri diş sıkıntıları, gaz sancıları, kabuslar gibi çok çeşitli nedenlerle uyanabiliyor. Yeni bir marifet öğrendiğinde gece yarısı uyku arasında bunu denemeye kalkabiliyor. Ayağa kalkmayı yeni öğrenmiş bebeğinizi, gecenin yarısı beşiğinde ayakta ağlarken bulabiliyorsunuz. Muhtemelen geri yatmak istiyor, ama işin bu kısmını henüz öğrenemediğinden beceremiyordur. Uzun sözün kısası, her ağladığında, acıktı diye ağzına memeyi/biberonu tıkıştırmayın. Aç olduğundan emin değilseniz önce yatağında pışpışlayıp sakinleştirmek, omzunuzda sırtını okşamak, biraz su içirmek (6 aylıktan itibaren) gibi alternatifleri deneyin.

Bebeğimiz 10 ay civarında bir dönem çok sık uyanıyordu, ne yapsak fayda etmiyordu, ancak koca bir biberon süt içince rahatlayıp uyuyordu.  Gece beslenmeye alışacak endişesiyle  bir gece süt yerine rezene denemeye karar verdik. Rezenesini bitirip uyudu ve süte göre daha geç uyandı. Muhtemelen onu uyutan süt değil sıcak içeceğin karnında sağladığı rahatlamaydı. Bunun üzerine gaz sorunlarına odaklandık.

Koca bebeklerde gaz sorunları (katı gıdalara geçiş sonrası)

Katı gıdalara başladıktan sonra Ilgaz geceleri uyanmaya başladı. Geri uyutmak içinse eskisinden daha fazla uğraşmamız gerekiyordu. Aynı dönemde dişleri de çıktığından önce fazla üzerinde durmadık. 9 aylık kadar olup artık kabarık damak kalmayınca sorunun kaynağını aramaya başladık. Ilgaz’ın gündüzleri emmeyi bırakmasıyla birlikte benim sütümde de belirgin bir azalma olmuştu. Acaba doymuyor mu diye gece yatırmadan önce biraz Aptamil3 ve akşam öğününde yoğun tahıllı mamalar vermeye başladık. Bunun üzerine Ilgaz daha da sık uyanmaya başladı. Bir haftalık kontrollü bir gözlem sonrasında akşam saatlerinde Aptamil dahil birçok yiyeceğin gaz yaptığını tespit ettik. Tahminen sindirim sistemi gündüz yediklerini hareketle sindiriyor, ama akşamkilerin üstesinden gelemiyordu. Biz de 2-3 ay boyunca akşamüstü ara öğünü dahil, gün boyunca tam tahılları ve bol gazlı sebzeleri verip, akşam öğününü masum yiyeceklerle sınırlandırdık. Akşamları mamalarını hazırlarken sadece iyi pişmiş patates, havuç, ıspanak ve meyveler (sadece muzu pişirmedik), beyaz tahıllar (pirinç, irmik, beyaz un)ve yumurta sarısı kullandık. Gece yatırmadan önce de anne sütüne takviye olarak, doktorumuz Ayla Kamburoğlu Göksel’in tavsiyesiyle Conformil 2 verdik.  Bu mama Aptamil 3’e göre daha iyi sindiriliyormuş. Tadı da daha az iğrençti J

Bu kadar gazlı bir bebek 1 yaşına geldiğinde inek sütünü nasıl içecek diye endişeleniyordum ama yersizmiş. Sanırım bu da bir numaralı ebeveyn kuralı, zamanı gelmemiş konular için endişelenme. Ilgaz son üç gündür (tahtaya vur) sütlü mamalarını afiyetle yiyip mışıllar gibi uyuyor.

Gündüz sık besleyin

Bebeğinizin ihtiyacı olan besini gündüz tamamlayabilmesi için onu sık besleyin. Minik midelerine bir öğünde fazla bir şey sığdıramadıklarından, besleyici ara öğünlerini ihmal etmeyin. İlke olarak tok tutması için akşam öğününün kuvvetli besinlerden seçilmesi önerilir. Yine de her bebeğin bünyesi ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu göz önünde bulundurmak lazım diye düşünüyorum. Belki sizin bebeğiniz de hafif yiyeceklerle daha rahat uyuyabilir. Bebeğiniz sık uyanıyorsa, akşam öğününü daha erken ya da geç vermeyi deneyebilirsiniz. Onunla son öğününden sonra hareket etmesini sağlayacak(yediklerini sindirsin diye), ya da onu sakinleştirecek(yediklerini tutsun diye) oyunlar oynamayı deneyebilirsiniz.

del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, February 23, 2008 12:22:36 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]