Tuesday, September 02, 2008

Eşimle 27 Haziran 1998'de evlendik. Evliliğimden daha önce de bir kaç kez jinekeloğa gittiğimden, üreme sistemimde herhangi bir problem olmadığından gayet emindim. Üç yıllık doğum kontrol hapıyla korunmanın ardından artık çocuk yapmak istediğimize karar verdik. İşte bütün macera da bu günden sonra başladı.

Her şeyin yolunda olup olmadığını öğrenmek ve bir kaç rutin test yapmak için gittiğim doktor, biraz uzun süren bir muayenenin ardından canımın sıkılabileceği bir aksaklık olduğunu söyledi. Tüplerde bir problem olduğunu, tıkanıklık olabileceğini, bunun da kadınlarda temel kısırlık nedenlerinden biri sayılabileceğini söylüyordu.

Oldukça şaşırmıştım, çünkü bu tür konuları  şansa bırakan birisi değilim. Nasıl olur diye bütün gece düşündükten sonra, neredeyse bir  yıl önce yazın geçirdiğim bir akıntının ardından gittiğim doktorun (aynı doktor değil), önemli bir şey olmadığını, havuzdan enfeksiyon kapmış olabileceğimi belirterek, mantar olduğumu söylediğini hatırladım. Hatırladım diyorum çünkü önemli bir rahatsızlık olduğunu düşünmemiştim açıkçası.

Doktorun verdiği ilacı eşimle birlikte kullandım ve kısa süre sonra rahatsızlık sona erdi. Oysaki geçirdiğim enfeksiyon daha ciddi olup, bende olduğu gibi tüplere yürüyerek burada iltihabi tıkanıklıklara neden olabilecek, hiç de basit olmayan bir virüs imiş. Zamanında tespit edilseymiş tedavisi de varmış.

Can sıkıcı bir durumdu, gerekli doktor takiplerini yaptığım halde başıma böyle bir şey gelmesine oldukça kızmıştım, üzülmüştüm ve çok şaşkındım. Akşam eve geldiğimde eşimle durumu paylaştım, doktorun bir altı ay kadar beklememizi, bu arada çocuk olmazsa laparoskopi ile tüplerin açılmasının denenebileceğini, bundan bir sonuç alınmazsa tüp bebek yöntemini önerdiğini söyledim.  

Birkaç araştırmadan sonra, altı ay beklemeden Hacettepe Üniversitesinde laparoskopiyi denemeye karar verdik. Operasyondan bir yıl sonra tüplerde belirgin bir açılma sağlanamamıştı ve zaten hamilelikle sonuçlanan bir durum da olmadı.

Bu arada pek çok değişik doktora da gittik, hem infertilite yöntemlerini hem de tüplere yapılacak 2. bir operasyonun bir faydası olup olmayacağını araştırdık. 2. laparoskopinin pek bir faydasının olmayacağı sonucuna vardıktan sonra tüp bebek yöntemini denemek için kendimize biraz zaman tanımaya karar verdik, çünkü hem eşim hem de ben çocuk konusunun aramızda hüzne dönüşen, bizim psikolojimizi bozan, evliliğimizi olumsuz etkileyen bir durum olmasını istemiyorduk, çünkü çevremizde bu durumda pek çok evli arkadaşımız vardı (Kısırlık ne yazıkki artık bu dünyada çok yaygın olarak görülen, çiftlerin yaklaşık yüzde 15'inin yaşadığı bir olgu).

Ama yine de gelişen bu konuda gelişen teknolojiyi, yeni doktorları, yeni çalışmaları, biraz da gazeteci olmanın verdiği avantajlarla hep takip ettik. İlk deneme için ayrıntıları okumak isteyenlerle 2. bölümde  buluşmak üzere...

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, September 02, 2008 8:03:40 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, September 01, 2008

Hayır haberi yeni almadım. Sevgili ablam Evren koskocaman 36 haftalık hamile. Her küçük kardeşin yaptığı gibi, ben de senelerdir tatlı yeğenime kavuşmayı bekliyorum. Ve geriye sayım bitmek üzere artık.

Bu arada da ablam hamile kaldığından beri, gel sen de bir şeyler yaz, Kitubi ortak blog'umuz olsun,  daha güzel okunur deyip duruyorum. Ve en sonunda biz tatildeyken Evren ilk yazısını yazıp yollamış. Hem de yazı tüp bebek tecrübeleri ile ilgili. Üstelik de ta laparoskopik ameliyetından başlayan bir dizi olacak. Onca çabanın üzerine gelen güzel hamileliğinde, temmuz ayının 27'sinde, Ankara'da Eymir gölünde dördümüzün birlikte çekilmiş ilk fotoğrafını yanda görebilirsiniz. Pıtpıt çantanın altında kalmış, ablamın karnında sürekli pıt pıt yaptığı için ismi netleşene kadar pıtpıt diyorum ona. Pişmiş kelle gibi sırıtmakta haksız mıyım? Ilgaz da kıpraşıp durduğu için yüzü parlamış. Olsun nasıl olsa dördümüzün efendi gibi çıktığı bir kare yakalamak kolay olmayacak bundan sonra.

Tatil sonrası biriken işleri halleder etmez ilk yazısını yayınlayıp, hakkımızda bölümünü güncelleyeceğim. Kendisinin gazeteci olduğunu da eklemek isterim. Sonra ben de fırsat buldukça ablamın tüp bebek maceralarına, kendi üreme tedavisi tecrübelerimi, polikistik over sendromu ve aşılama tedavisi ile ilgili yazılarımı yazıp ekleyeceğim, ben de bunları atladığımı farkettim. Böylece tam seri kısırlık tedavisi (üreme tedavisi) yazı dizimiz tamamlanmış olacak.

Bebeğin çok emek ve de emmek istediği ilk günlerde de yazmaya devam edebilmesi için motivasyonunuza ihtiyacı olacak. Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin. Bu arada şu anda harıl harıl doğum hazırlığı yapıyor, ben koca bir liste verdim ama unuttuklarım olabilir. Doğumdan hemen sonra işine yarayacaklarla ilgili önerileriniz onun ve diğer doğurmak üzere olanların çok işine yarayacaktır.

İki annelik bir blogda buluşmak üzere...

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, September 01, 2008 11:44:13 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 
 Wednesday, August 20, 2008

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Doğumdan önce bir arkadaşım bize kızının beşiğini vermişti. Büyükçe bir beşik olduğu için Ilgaz hemen hemen 4,5 ay kadar bunda yattı ve ayrıca yatak almadık. İlk iki ay bazen beşiği oturduğum odaya götürerek, bazen ana kucağında bazen kanepede, nerede daha uygunsa o şekilde benimle birlikte gezerek uyudu. 2 aylıktan itibaren gündüzleri de olabildiğince odasında uyutmaya çalıştık. 4,5 aylık olup da dönebilmeye başlayınca hem beşiğe sığamaz oldu, hem de genişçe aralıklı dekoratif parmaklıkların arasına ayağı kolu sıkışabilecek hale geldiğinden tehlikeli oldu.

Bunun üzerine dizinin parmaklığa elveda yazısında söz ettiğim Ikea yatağı aldık. Eğer bütçe ya da yer sorununuz varsa yatağı almayı 3-4 ay kadar erteleyebilirsiniz.  Ama sorun yoksa, ya da taksitle alırım farketmez diyorsanız yatağını baştan almak da iyi olabilir. Geri dönüp bakınca uyku düzeni ve herkesin rahatı için baştan bir yatak alıp, en geç 40 günlükten odasına geçirildikten itibaren yatağında yatırmak, ilk haftalar ve bir süre de gündüzler için basit, ucuz ve gerçek bir sepet almak ya da bir önceki yazıda söz ettiğim hastane beşiklerinden kiralamak en iyisiymiş.

Bebeklerin 1 yaşına kadar sünger(ani bebek ölümü sendromundan korunmak için çok yumuşak olmamalı, sertçe bir sünger) yatakta yatması öneriliyor (sonrasında da sünger yatakta yatması sakıncalı mı bilmiyorum). Biz başta bir sünger yatak aldık. 13-14 aylıkken de daha rahat eder düşüncesi ile yaylı yatağa geçtik. Bilmediğimiz bir şey bebeğimizin 15 aylıktan itibaren yataktan atlayabilir hale geleceğiydi.

Hal böyle olunca yatağın parmaklığını açmak zorunda kaldık. Acaba yataktan düşer mi diye düşünürken (yatak yüksek değil), birkaç gece kendisini odasının ortasında rahat rahat yatarken bulduk. Ve internette parmaklık aramaya başladık.

"Yatak bariyeri" adı altında sadece bir-iki marka parmaklık bulabildik. Fiyatları 100 YTL'den başlıyordu ve bize çok pahalı geldi. Yatağa uyacağından da emin olamadık. Aynı arkadaşımın eskiden kullandığı bir bariyeri denedik ve bizim yatağa uymadı. Yatak küçük olduğu için araya bir de bariyeri tutacak parça girince yatak arada sıkıştı ve ortası yukarı doğru kalktı. Engebeli bir yatak yüzeyi oluştu.

Genç yatağına geçiş yazısını yazdığımda durum böyleydi. O zamandan beri de  düşmesin diye yatağın yanında minderlerle, düşerse yerde yatmasın diye yerde eski sünger yatağı serili şekilde yatırıyoruz. Pek dekoratif ve pratik bir çözüm değil.

Bu noktada parmaklığa masraf yapmak yerine acaba genç odasına mı geçmemiz gerekiyor diye düşünmeye başladık. Daha büyük olacak genç odası yatağına küçük gelecek olan yaylı yatağı da boşuna almış olacaktık. Aslında yaylı yatağı alırken de daha büyük bebek karyolalarına bakmıştık ve gözümüze yüksek gözükmüşlerdi. Kendi üzerlerinde parmaklıkları olmakla birlikte, bebeğin kendiliğinden inip çıkması için daha epeyce vakit varmış gibi gelmişti.

Bebeğimin penceresine stor perde almak için Ikea'ya uğradığımda ümitsiz bir şekilde bebek odası yataklarındaki parmaklıkların ayrıca satılıp satılmadığını sordum (web sitesindeki ürün kataloğuna bakmıştım, öyle bir ürün görememiştim). Meğer satılıyormuş ama stoklarda yokmuş. Üstelik fiyatı da çok uygunmuş (tam hatırlamıyorum ama 20-30 YTL civarında) ve bizim yatağa da uyuyormuş. Ikea'dan alınmamış yataklara da uyabileceğini düşünüyorum. Önümüzdeki hafta (yaşasın) tatilde olacağız, dönüşte bir tane edineceğim. Yorumlarını yazarım.

Bu arada Volvo (Britax) geriye dönük araba koltuğunu da aldık ve çok memnunuz. İlk fırsatta onun yorumlarını da fotoğrafları ile birlikte yayınlayacağım.

Eğer bildiğiniz iyi parmaklık çözümleri varsa yorumlara yazabilir misiniz? Her ilde İkea yok malum. Eğer aradığımızı bulamasaydık marangoza yaptırmayı düşünmüştük. Bebeğin yatağa inip çıkacağı boşluğu bırakarak.

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, August 20, 2008 4:47:54 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Sunday, August 17, 2008

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Yatak bariyerleri

Bebek Yatağı ve Beşiği

Bebek yatağı ve beşiği seçilirken dikkat edilmesi yararlı hususları aşağıda sıraladım.

Bebek yatağı:

1 - Güvenlik: Aşağıdaki adreste parmaklık aralıkları, yastıklar, oyuncaklar yükseklik gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgi verilmiş.

(Eğer bu ya da kaynak gösterdiğim diğer yazıların adreslerinin yazının orijinal adresi olmadığını düşünüyorsanız lütfen bana yazın)

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=171

2 - Eğer doğumdan itibaren kullanacaksanız, özellikle küçükken sürekli bebeği alıp koymaktan, benim gibi yatağında uyutmayı tercih edenlerdenseniz eğilip pışpışlamaktan belinizin ağrımaması için, yüksek bir seviyeye ayarlanabilenlerden tercih edin.

3 - Hem güvenlik, hem kullanışlılık açısından sade modelleri tercih edin. Yatağın üzerindeki her ekstra aksesuar, her fazladan metal, tahta parça bebeğin merak edip kurcalayacağı, dişleyip ısıracağı bir bölümü oluşturacaktır. Bu da yatağın boyalarının parçalarının çabuk aşınmasına ve belki güvensiz hale gelerek bebeğe zarar vermesine sebep olabilecektir.

4 - Uyku seti, yatak örtüsü (kumaşlar, kumaşlar, kumaşlar): Sanki bebek yeteri kadar güzel değilmiş de, ille de bütün eşyaları süslü olmalıymış gibi bir yaklaşımımız var toplum olarak.

Yatağı türbe gibi donatmaya niyetlenenlere sorarım:
Aylardan, hatta belki yıllardan beri bu bebeği görmek için beklemiyor musunuz?
Sabinin anne karnında sürekli aynı şeyleri gördüğü yetmedi mi, 360 derece çevresini kumaşlarla kapatıp dünyayla tanışmasını ertelemek istediğinizden emin misiniz?

Bebeğin önemli vaktini geçireceği yatağın üzerinde kullandığınız (çarşaf ve battaniye dışında) örtülerin bana göre iki amacı olmalıdır: bebeğin duyularını harekete geçirmek, onu korumak.

  • Duyuları harekete geçirmek: Bebekler özellikle ilk aylarda sadece canlı ve kontrast renkleri seçebilirler. Bu nedenle cicili bicili pastel tonları kullanmak duyular açısından en iyi tercih olmayabilir. Yatağı çepeçevre aynı model kumaşla donatmak yerine, birkaç çeşit yan koruması alıp, birkaç günde bir dönüşümlü sermeyi tercih edebilirsiniz. Bir aylıktan itibaren örtünün desenlerine baktığını, kumaş değişince ilgisini çektiğini farkedeceksiniz. Yok ben sade bir koruma kullanayım, uyku saatinde dinlensin, uyanıkken çeşitli renkli oyuncaklar asarım derseniz başımın üstünde yeriniz var.
  • Koruma: Bebek ilk aylarda bırakın kafasını vurmayı, kolunu bile kaldıramayacaktır. Eğer temiz boyanmış bir yatağa sahipseniz, başını korumak üzere parmaklıkları çepeçevre çevirmeye gerek yok. Bana göre biraz aksesuar, biraz yumuşak yüzey olsun diye tek tarafa koruma yeterli. Böylece siz de gık dediği anda başınızı çevirip bebeği görebilir, onu uyurken izleyebilirsiniz. Eğer soğuk bir kış gününde erzurumda doğum yapmadıysanız, soğuktan korumak için örtülerle çevirmenize gerek yok. Bazı lohuslarda doğum sonrasında üşüme oluyor, hormonlarınıza aldanıp bebek de üşüyor zannetmeyin. Bırakın yatağının içinde temiz hava dolaşsın, büyümek için bol bol oksijene ihtiyacı var.

Beşik:

Veliaht mı doğurduk ki tahtta yatıralım? Çok vakte ihtiyacınız olacağı için, kolay bakılabilir, temizlenebilir, kullanışlı olsun. Evde birkaç yardımcınız varsa bile hepsinin vaktini dolduracak kadar iş çıkaracaktır bu minik zaman süngeri.

Küçükken her yere sığması için küçük boyutlarda olmasında yarar var. Rahat ulaşabilmeniz için yüksek olsun, ya da bir sehpa ya da masaya sığdırılabilir olsun. Fazla derin olmasın ki gece sesini duyduğunuzda başınızı uzatıp görebilin. Hastanelerdeki beşiklerin kiralanabilir olduğunu duymuştum, tekerlekli, minik ve şeffaf olma özelliklerinden dolayı bunların çok kullanışlı olduklarını düşünüyorum. Eğer çok seyahat ediyorsanız portatif çantaya dönüşebilen park tipi beşikler (port bebe ya da oyun parkı diyorlar sanırım) de ileride kullanılabilmeleri açısından iyi olabilir.

Kullandığınız bebek mobilyaları ile ilgili yorum yazsanız ne kadar güzel olur.

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, August 17, 2008 12:07:09 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, August 15, 2008

Kitubi'de e-posta ile uyelik servisi basladi (sonunda!). Kitubi'nin en taze yazılarını e-posta ile almak isterseniz yandaki kutucuğa mail adresinizi yazıp "Abone Ol" düğmesine tıklayın.

Bundan sonra açılacak pencere(aşağıda) maalesef henüz Türkçe değil ama zaten yapılacak işlem çok kolay. Mail adresinizin doğruluğunu kontrol edin, aşağıdaki alana resimde yamuk yumuk görünen güvenlik harflerini yazın ve "Complete Subscription Request" yazan düğmeye tıklayın.

E-posta adresinin size ait olduğunun garantilenmesi için size "Kitubi'ye e-posta uyeliginizi onaylayin" (ya da benzeri) konulu bir e-posta gelecek. Bu e-posta içindeki adresi tıkladığınızda aşağıdaki pencere açılacak ve aboneliğiniz gerçekleşmiş olacak.

Abone olduktan sonra sadece siteye yeni yazı eklendiğinde e-posta alacaksınız. İstediğiniz zaman gelen e-postalarda belirtileceği şekilde aboneliğinizi iptal edebilirsiniz.

Not: Sakın yazıları e-posta ile kolayca alıyorum diye yorum yazmayı ihmal etmeyin. Yorumsuz blog, tuzsuz yemek gibidir :)

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, August 15, 2008 1:28:29 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, July 25, 2008

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Bebek mobilyası - genç yatağına monte edilebilen parmaklık

Genç yatağına geçiş

Akşamları kucağımızdan başka yerde uyumamasına rağmen, gündüzleri biz işteyken, hatta hafta sonları biz evdeyken bile çoğunlukla kendi kendine uyuyabilen bir bebekti Ilgaz. 15 aylıkken yataktan kendi çabalarıyla çıkabileceğini farkettiğimizde, uyku düzeninin bozulacağından çok korkmuştuk. Üstelik bunu farkedişimiz, gündüzleri sağladığımız bu düzeni, akşam uykularında da sağlamak üzere çabaladığımız sırada olmuştu. Yataktan atlayıp bir yerini yaralamasın diye parmaklığı açma kararı alırken, nasıl olup da yatakta tutabileceğimiz konusunu kafamızda tam olarak oturtamamıştık.

İnternetten bu konuyu araştırdığımda, insanların farklı yöntemler önerdiklerini gördüm. Ne kadar kalkarsa kalksın geri yatırmak, sen yat ben şimdi geliyorum gibi telkinlerle, her defasında uzayan aralıklarla o uyuyana kadar odayı ziyaret etmek, kalkıp gelse de onunla oynamamak, geri yatırırken ödül gibi olmasın diye fazla sarılmamak, öpmemek, sadece sakin bir şekilde "uyuman gerekli" falan gibi sözlerle onu yatırmak, vs. Bunları okurken gözümüz biraz daha korktu çünkü örneklerde bu süreç daha çok 2 yaşa doğru gerçekleşiyordu. 15 aylık bebeğin fiziksel bir sınırlama olmadan yatağında yatmak zorunda olduğunu anlayabilmesi zor geliyordu. Ayrıca, geceleri ya biz yattıktan sonra kalkıp dolaşırsa, bir yerlere çarparsa diye de endişeleniyorduk.

Onu bir güzel yorun

Üstüste 4-5 gün o kalktı biz yatırdık, o kalktı biz yatırdık. Belirli bir kalkıp, yatırmadan sonra bu da oyun haline geliyordu ve uyumuyordu, yine de kucağımızda uyutmuyorduk. 3-4 gün gündüz hiç uyumadı ve artık sürünüyordu. Sanırım 5. gün falandı ve pazar idi, uyutamasak bile epey bir süre yatakta kalmasını sağladık. Ben odasının kapısında bir süre bekledim, kalkmamasını söyledim, her söyleme şekli işe yaramıyor, farklı tonlarda bağırmadan ikna etmenin yolunu bulmak gerekiyor (bağırmaktansa kulağına fısıldamak daha etkili). Ben ayrılınca kısa süre sonra kalkmaya yelteniyordu, kalkma hareketini duyar duymaz seslenerek ya da koşarak yatakta kalmasını söylüyordum. Bu şekilde bir süre ağlayarak yatakta kaldı, baktık uyuyamayacak, yanına gittik. Aferim, ne güzel yatağında durdun, ama uyusan dinlenirdin daha güzel oynardık, çok akıllı bebeksin, böyle hep yat yatağında, gel şimdi sana meyve verelim şeklinde onu pohpohladık. Ağlamasını kestiğinde şaşkınlığı yüzünden çok tatlı bir şekilde okunuyordu. Bakıcısına bunu anlattık, ertesi gün bakıcısı yatırmış, aferim bak yat yine yatağında falan demiş, biraz ağladığını görünce tavanda asılı balıkları göstererek " bak onlar da uyudu" demiş. İlgisi balıklara odaklanan Ilgaz ilk kez o gün başarı ile genç yatağında (büyük bebek yatağı demek daha doğru olur) kendi kendine uyumuş oldu. Bu arada genç yatağına geçiş yapmaya çalışan ailelerde, özellikle ilk günlerde bebeğin uyku saatleri dışındaki zamanlarda temiz havaya çıkartılıp, güzelce yorulmasını önerebilirim. Bebeğin oyundan tatmin olmuş ve yorularak o uykuya gerçekten ihtiyaç duyuyor olması çok yararlı olur.

Akşam kucakta uyuma işi böylece halloldu

Uzun süredir akşamları da yatağında uykuya dalması için her türlü çalışmamız da bu yatak meselesi sayesinde halloldu. Parmaklığı açtığımız ilk geceden başlayarak, sütünü içirdikten sonra onu yatırıp, biz de yanında oturmaya başladık. İlk gece hafifçe sarılarak, sonraki gece o yatarken kitap okuyarak, bir sonraki gece sadece yanında oturarak. Şimdilerde bir gece babası yatırıyor, bir gece ben. Babası masal anlatmayı tercih ediyor, ben sadece orada oturmayı. Arada sırada yatağından bana sesleniyor, ben de ona cevap veriyorum, yataktan inmeye çalışırsa yatmasını söylüyorum, sonunda gündüz öğrendiği kelimeleri tekrar yaparak uykuya dalıyor. Kiita, kiitab, ph, ph, kidapph, biiba, baaba, babahh...zzz

Geceli kalkıp gezmesi endişesi de tamamen yersizmiş, karanlıkta yatağından kalkmaktansa, aynı eskisi gibi bize seslenerek ağlıyor. Biz de koşarak yanına gidiyoruz ve kucağımıza almadan yatağında ona sarılma şansımız olduğundan, geri yatırırken uyanması gibi bir sorun da oluşmuyor. Demek ki her zaman olduğu gibi tutsaklıktansa özgürlüğü desteklemek gerekiyor :)

Hep bir taraf düzelirken bir taraf bozulur ya, şimdi de hafta sonları bizimleyken, eğer akşamki gibi yanında oturmazsak uyumamaya başladı. Birkaç hafta üstüste gündüzleri dışarıda geçirdik, sanırım hafta sonları ona da vakit çok kıymetli geliyor. Ya da bizi çok özlüyor ve ayrı kalmak istemiyor (böyle düşünmek işime geliyor :). Birkaç hafta sonunu sadece Ilgaz'ı uyutmaya çalışıp uyutamamakla ve o da uykusuz olduğundan kalitesiz bir şekilde geçirdikten sonra, artık evde olduğumuz birkaç uykuyu akşam düzeni gibi devam ettirmeye karar verdik. En azından biraz daha büyüyene kadar.

Not: Bu yazıyı dün hazırlamış ama yayınlayamamıştım. Dün bakıcısı bu hafta sonu yatırdıktan sonra 5 dk. kapısında beklersek, yatakta dönmeye başlayacağını, dönmeye başladıktan sonra yavaşça ayrılabileceğimizi iletti, son olarak bir de böyle deneyeceğiz. Sonuçlarını paylaşırım.

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, July 25, 2008 8:50:32 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [6]
 

 
 Sunday, July 06, 2008

Aslında parmaklığı açmak zorunda kalalı neredeyse iki ay oluyor. Ben yazmakta biraz geciktim. Gerçi muallakta olanları yazmaktansa, hali yoluna girmiş konuları yazmayı daha çok seviyorum. Sanırım bu nedenle de birçok sevgili okuyucularım yorumlara fazla rağbet etmiyor. Eş dost da yazılara yorum yazmak yerine genelde telefonda veya yüzyüze yorum yapıyor. Halbuki yorum okumaya ve cevaplamaya bayılıyorum. Lütfen zaten olmuş bitmiş diye düşünmeyin, yorum yazın, sorularınızı sorun. Benim derdim çözülmüş olsa bile okuyanlara yarıyor. Ayrıca yazılan her şey ille de işe yaramak zorunda değil öyle değil mi?

Ilgaz'ın 15 ay randevusunun üzerinden ancak birkaç gün geçmişti. Doktorumuzla Ilgaz'ın gündüzleri kendi halinde uyuduğu halde, akşamları kucağımızda uykuya dalmak istemesi sorununu konuşmuştuk. O da "belki gece ortamında bir şeylerden korkuyordur, biraz ışıklı ortamda onunla konuşun, bak biz buradayız falan deyin, rahatlatın" demişti. Biz de bunu denemeye karar verdik. Loş ışıklı bir abajuru odasına kurduk.  Her akşamki uyku rutinini takiben bebeği yatırıp, yatağının karşısındaki ikili koltuğa kurulduk. Bak oğlum biz buradayız, hadi yat, şarkılar falan. Yarı mızıldıyor, bir yatıyor, bir kalkıyor. En sonunda  kitaplarından birini ona okumaya niyetlenerek elime almamla birlikte, Ilgaz'ın da yataktan çıkıp yanımıza gelme kararı alması bir oldu. Siz kimsiniz orada kurulmuş benim kitaplarımı okuyorsunuz. Bu parmaklık mı tutacak beni diyerek, bir ayağını parmaklığın kenarına şempanze yavruları gibi taktı, iki kolunu birleştirip yatağın üst köşesine abanarak boşta kalan bacağından güç alarak ağırlığını yataktan dışarı doğru attı. Gökhan'la aynı anda Allah deyip oturduğumuz yerden fırlamasak kendisini yerde buluvermişti.

Yapılması gereken net olduğu halde, bebeğin serbest dolaşıma geçmesi fikrine hazır olmadığımızdan doktorunu aradık. Bebeğin hapsedilemeyecek kadar büyüdüğü gerçeği ile böylece yüzleşmek durumunda kaldık. Peki yatakta nasıl tutacağız diye sordum, bundan sonrası sizin terbiyenize kaldı artık yanıtını aldım. Şempanze evresi gelmiş çatmıştı.

İkea'dan aldığımız bebek yatağı (gulliver) 3 kademeli, bebeğin farklı evrelerine göre ayarlanabiliyor:

1 - Tersyüz hamamböceği evresi: Bebeğin doğumu ile başlar. Aynı yöne bakarak yatmaktan yamulmasın diye kafasının bile manuel (elle) çevirildiği dönem, başlangıç fazıdır. Kısa süre içinde bu fazdan çıkarak, sırtüstü yatırıldığında kolları ve bacaklarını ters çevirilmiş böcekler gibi çırpabilmeye başlar. Hatta bu gelişim aşamasındaki yavrular kucağa alındıklarında da, boşta kalan uzantılarını anlamsız hareketlerle sallarlar. İlerleyen evrelerde başlarına geleceklerden habersiz anne babalar, çocuklarının bu halini görerek, aman pek hareketli, hiç durmuyor gibi acizane yorumlar yaparlar. İleri ters çevirilmiş hamamböceği aşamasında bebek artık bir kolunu kendi üzerinden savurarak ağırlığını diğer tarafına aktarmak suretiyle yattığı yerde dönebilmeye başlar. Ters çevirildiğinde düzelebilen bir hamamböceği olarak bir sonraki aşamaya geçmek üzere olduğunun sinyallerini vermeye başlamıştır.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası, güvenle en üst konumda kullanılabilir. Bebeğin kısa olan parmaklığa abanarak atlama ihtimali "0" kabul edilir.
 
2 - Hacıyatmaz evresi: Sevgili minik insanımız dönmeyi ve oturmayı öğrendikten sonra yavaş yavaş parmaklıklarına tutunarak oturur duruma geçebilmeye başlar. Ya da bizimki gibi bir gün aniden, daha önce kendi kendine oturduğu bile gözlenmezken, bir anda kameraların karşısına geçer, kenara tutunur, hoop diye ayağa kalkar. Sonra düşer ve adrenalinli (korkulu manasında) kahkahalar atar. Bu hale gelmiş bebeği yürümeyi öğrenene kadar yatay düzlemde tutmak zordur (yürüyünce yorgunluktan düşer). Yatırırsınız, kalkar, yatırırsınız, kalkar. Bu evrenin başlarında aynı gerçek hacıyatmazlar gibi kendi kendilerine kalkabildikleri halde, ayaktaki pozisyondan geri oturmayı ya da yatmayı beceremezler. Bu nedenle bazen gece yarısı yatağında ayakta ağlarken bulursunuz. Uyku arasında yeni becerisini test etmeye karar vermiş ama geri yatmayı becerememiştir. Zaman içinde bu evredeki bebekler oturup kalkmayı, hatta yürümeyi öğrenirler ve ileri hacıyatmaz olarak adlandırılırlar.

Bu aşamada yatağımızın taban tahtası en alt seviyeye indirilmelidir. Aynı zamanda ayağını kenarına takıp sağa sola tutunarak yataktan kaçmaya çalışmasını önlemek üzere yan koruma yastıkları, basamak görevi görevilecek her nevi gereksiz süs ve oyuncak yataktan alınmalıdır.

3 - Şempanze evresi: Şempanze evresindeki bebeklerimiz, ki bunlar daha erken evrelerdeki bebeklerle yanyana geldiklerinde insanın dili onlara bebek demeye pek varmaz, yürürler(sürekli düşerek de olsa), koşarlar(sürekli düşerek de olsa), ayakta kendi etraflarında dönerler(sürekli düşerek de olsa), tırmanırlar, yumuşak zeminlerde biraz yardımla takla atabilirler ve bunun gibi her türlü maymunluğu yapabilirler. Sağduyulu ebeveynler çocuğun genel becerilerini gözleyerek, "Bu bebek bu yataktan kaçar mı? kaçar" diye kendiliklerinden şempanze evresine terfi ettirebilirler. Değilse, bizim gibi tesadüfen de farkına varamamışlarsa, bir gün bebeği yerde ağlarken bulmak, bebeğin yatakta uyuduğu sanılırken ıslak mendil kutusunu boşaltıyor olduğunun ortaya çıkması, ya da yürüyerek yanınıza gelmesi karşısında geçirilen şoklar gibi ani geçişlerle gerçekleşecektir.

Bebek bir kez şempanze olduktan sonra bebeğe sınırları fiziksel olarak değil, eğitsel olarak kabul ettirmek zorunluluğu doğmuştur. Erken geçilmiş bir şempanze evresi aileyi korkutur (ben şahsen hala adapte olamadım). Çok kullanımlı İkea yatağımızın ön parmaklığı itina ile açılır. Evdeki güvenlik önlemleri arttırılır.

Şempanze evresine geçmiş bebek yatakta kalmaya nasıl ikna edilir?

Bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebek beşiği nasıl olmalıdır, nasıl olmamalıdır?

Yatak bariyerleri neden bu kadar pahalı? ucuzu yok mu?

Takip eden yazılarda ve lütfen yorumlarda yukarıdaki sorulara yanıtlar arayacağız? Başka sorusu olan?

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, July 06, 2008 12:02:18 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [5]
 

 
 Tuesday, June 24, 2008

Doğum yapmış her kadına mutlaka birkaç kez sorulmuştur. "Çatlak oluştu mu?"

Bebek sahibi olmak isteyenler ve hamile bayanlar için, en önemli endişe konusu olmasa bile, rahatsızlık veren bir estetik kaygıdır çatlak korkusu. Bazı gebeliklerde hiç oluşmazken, bazı kadınların karınlarında, göğüslerinde, kalça ve bacaklarında oluşabiliyor. Hatta kollarda bile olabildiğini okumuştum. İlk çıktıklarında daha belirginken, gebelik sonrasında, tam olarak iyileşmemekle birlikte, hafifleyip daha az görünür hale geliyorlarmış.

Çatlak oluşumunu neler arttırır?

1 - Genetik

2 - Cildin kuruyarak elastikiyetini kaybetmesi

3 - Hızlı kilo alma

4 - Aşırı kilo alma

Özellikle genetik çatlak oluşumunda önemli bir faktörmüş. Yine de bazı noktalara dikkat edilirse, tamamen önlenemese bile, daha az oluşması sağlanabilir diye düşünüyorum.

Genetiğinizi değiştiremeyeceğinize göre, akrabalarınızı arayıp, "Teyze sende çatlak olmuş muydu hamileyken?" diye sormanın bir yararı olmayacağı görüşündeyim. Bu nedenle 2-4 maddelerine odaklanmak daha doğru olacaktır. 3 ve 4 için de dengeli beslenin, iki canlıyım falan diye kendinizi kandırmayın demekten başka fazla söylenecek bir şey yok. Çatlak olmasın diye çocuğu aç da bırakmamak lazım tabi.

Cildin nemli tutulması:

Cildin nemli tutulması için hem içten, hem de dıştan savunma yapmak gerekiyor. Hamilelikte bol bol su içmek gerekiyor. Bunu dışında cildinize nemlendiricilerle masaj yaparak hem kurumasını önleyip, hem de kan dolaşımını arttırabilirsiniz.

Ben hamile olduğumu öğrendiğimden itibaren, her banyodan sonra tüm vücuduma nemlendirici kullandım. Bunun yanında hızla genişleyecek olan karın, kalça ve göğüs cildime daha yoğun bir nemlendirici ile günlük (elimden geldiğince) olarak  masaj yaptım. Bu konuda edindiğim bilimsel bir bilgi olmamasına rağmen, karnıma masaj yapmanın, bebekle iletişim için de iyi olduğunu düşündüm. Bazı doktorlar bebe yağları gibi basit ve ucuz nemlendiricilerin yeterli olacağını söylüyor. Bebe yağları beni her zaman kaşındırmıştır, o yüzden bu seçeneği eledim.

Badem yağı:

2-4. aylar arasında badem yağı kullandım. Badem yağı karın bölgemdeki tüyleri uzatıp kalınlaştırıyormuş gibi geldiğinden bir süre sonra bundan vazgeçtim. Her ne kadar aktarlar, "olur mu öyle şey, hiçbir şey yapmaz, hormonel olmuştur onlar deseler de", kaş kirpik uzatmak için de aynı yağı sattıklarından güven uyandırmadı.

Çatlak önleyici kremler:

Bazı arkadaşlarım doktorlarının tavsiyesi ile Lierac markalı çatlak önleyici krem kullanmışlardı. Ben de doktoruma bunu sordum. Onların ispatlanmış bir yararı yok, bol su iç dedi. Israrlarım üzerine, istersen kullanabilirsin, bir zararı yok dedi. Ben de bunun üzerine Lierac yerine, aynı fiyata iki katı gramajda olan Babe'nin ürününü aldım. Kıvam,sürülüş kolaylığı ve kokusunun hafifliği açısından memnun kaldığımı söyleyebilirim.

Doğal ürünler mi kozmetik mi?

Doğal ürünlerden de vazgeçemediğim, ve hangisinin daha etkili olacağından da emin olamadığım için, bu tip durumlarda yaptığım gibi riski dağıtmaya karar verdim. Aktara gidip badem yağından farklı bir formül alıp, verdiği reçeteye göre yağları karıştırıp, temiz kapaklı bir şişeye doldurdum. Bir gün pahalı kozmetik krem, bir gün doğal karışım yağdan dönüşümlü olarak kullandım.

Artık, dedeler nineler sağolsun, soyaçekimden mi, yoksa bir yandan bardak bardak su içip, diğer yandan göbeği envai türlü nemlendiriciyle şımarttığım için mi bilmiyorum ama çatlak oluşmadı. Oluşsaydı da dünyanın sonu değildi. Zahmetli bir iş olmadığından, her gün biraz daha büyüyen göbeği incelemek ve bebeği hissetmek için fazladan bir beş dakikayı garantilemesi gibi bir faydası da olduğundan, nemlendirme işini bütün hamile hanımlara tavsiye ederim. Bol su içmenizi gerektiren sebepler arasında da çatlaklardan çok önemli maddeler var zaten, onu hiçbir şekilde ihmal etmemek gerekiyor.

* Not: Karışımın içinde baz olarak, yani çok miktarda susam yağı, az miktarda kakao, havuç, buğday yağları vardı. Tam ölçüsünü not etmemişim, bu iş için iyi reçeteler bilenler yorumlara yazarlarsa çok sevinirim.

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, June 24, 2008 10:29:06 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]