Friday, September 12, 2008

Bu aralar Kitubi'nin kısmeti ürün yorumlarından açıldı. Bir süre önce oğlum mama sandalyesinde oturmaya direnç göstermeye başlayınca bizim sandalyelere oturtmayı denedik, olacak gibi gözükmüyordu. Ben de başka bir çözüm aramaya başladım.

Kolay temizlenebilmeli

En mantıklısı masaya takılanlar gibi gözüküyordu ama bana güven vermediler. TFY'nin alt bölümü şişme sandalyesini gözüme kestirdim. Yurt dışında yazılmış yorumları araştırdım ve temizliğinin ciddi problem olduğunu okudum. Alt kısım şişme olduğundan yıkanamıyordu. Bir de bunun takliti gibi gözüken Sevi Bebe marka portatif mama sandalyesi alternatifi vardı. E-bebek'e gidip buna baktım. Alt bölümü şişme yerine fermuarlı, içine iki kat sünger koyulacak şekilde tasarlamışlar. Süngerleri çıkartıp, kumaş bölümünü çamaşır makinesinde yıkayabiliyorsunuz. Alıp bir deneyeyim, rahat edemezse geri götürürüm düşüncesiyle aldım.

Güvenli mi?

Aslında yaptığı iş bebeği sandalyede biraz yükseltip masaya yaklaştırmak ve sandalyeye sabitlemek. Sabitlemek derken, Ilgaz uğraştığı zaman kemerlerden kurtulabiliyor, ama zaten asla sandalyede yalnız bırakmıyoruz. Büyük mama sandalyesinde de benzer bir risk vardı çünkü sımsıkı bağladığınız çocuktan iyi yemek yeme performansı beklemek pek mantıklı olmuyor. Ayrıca ayaklarını masaya dayayarak sandalyeyi geriye düşürme riski de var. Bunu engellemek için sırtını boşlukta bırakmayacak şekilde oturtmaya çalışıyoruz.

Her durumda kendi hareket kabiliyeti yüzünden güvenlik açıkları oluşsa da, bu açıklar direk sandalyeye oturmasından farklı riskler değil. Sonuçta artık yürüyen, koşan hergün gelişen bir insan, güvenliğini dikkat ve eğitimle sağlamak zorundayız sanırım. Gözümüzün önünde oynarken iki taşın arası bir sandalyeye tırmanıp, oturuveriyor. Bir yerlere bağlayarak ne zamana kadar idare edebiliriz ki?

Tatil için de ideal. Yandaki fotoğraf Assos'ta çay bahçesinde çekildi.

Not: Yıkandığında da çok kolay kuruyor. Sadece süngerlerin gireceği bölüm ıslak kalıyor, onu da kurulamak yeterli oluyor çünkü içi plastik kaplı.

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, September 12, 2008 10:36:51 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Monday, September 08, 2008

Bebeğim neden arkaya dönük oturmalı?

Volvo'nun getirdiği Britax geriye dönük araba koltuğunu alıp kullanmaya başlayalı neredeyse 4 ay olacak. Bu yazıyı yazmakta çok acele etmek istemedim, biraz uzun yol tecrübe edelim, ondan sonra yazarız dedim. Tatilden de koltuğumuzdan gayet memnun şekilde döndük. Bu arada Ilgaz da 5 gün sonra 19 ayını dolduracak.

Koltuğu Arkas Otomotiv Akatlar'dan, yedek parça şefi İbrahim Bey'in yardımları ile aldık. Bu koltuklardan çok sayıda satılmadığından, kullanılacak parçalara birlikte baktık, kendisi sağolsun hiç üşenmedi, depodan getirtti, parçaları Peugeot 307'imizde deneyerek emin olduktan sonra satın aldık.

Bu arada Maxi-Cosi'sinden, Mothercare'ine, e-bebek'inden, Britax-Römer'ine tüm üreticileri, dağıtıcıları aradık. Bu arada sanırım yılbaşı öncesiydi, Besafe'in dağıtıcısı Anne Bebek ürünleri fuarı için geriye dönük modelleri İzi Combi'den numune getireceklerini iletti. Beylikdüzündeki fuara heyecanla gittiğimizde gördük ki ürün halen Albimini gibi mağazalarda dağıtımını yaptıkları İzi Comfort'un yeni modeli, geriye dönük monte edilemiyor. Dağıtıcısı ile birlikte katalog üzerinden ürüne baktığımızda, "isterseniz sizin için ürünü getirteyim, 1 haftada gelir" dedi. Türkiye'de Volvo alternatifi olmasa bunu değerlendirecektim. Sonuçta Volvo Britax'a önemli bir fiyat avantajı olmayacaktı, görerek almak bana daha güvenli geldi.

Bunun dışında görüştüğüm hiçbir dağıtıcı ile bir gelişme kaydedemedim. Kimileri hanfendi geriye dönük çocuk koltuğu olmaz, ana kucağı vardır, bunlar arkaya bakar, 1 yaşından sonra öne doğru seyahat etmeleri gerekir şeklinde bilgi verdi, bazıları da bizi dünyada böyle bir ürün olmadığına ikna etmeye çalıştılar. Piyasada pahalı ve güvenli tanınan markalardan biri de Volvo'nun geriye dönük koltuk getirmesini işgüzarlık olarak görüyormuş gibiydi. Bana Avrupa standartlarını açıkladırlar, ben de standartları değil izlediğim çarpışma testlerini dikkate aldığımı ilettim. Demek ki bizim gibi bu ürünü bilip soranlar var ki, Volvo'nun yaptığı işin farkındalar ve bu rahatsızlığı duyuyorlar diye düşündüm.

Öncelikle çocuk geriye dönük sıkılır, sıkışır endişelerine açıklık getirmek istiyorum. Aşağıdaki fotoğraflarda, oğlum 15 aylıkken yeni koltuğunda, yanında da eski anakucağı monte şekilde görülüyor. Gördüğünüz gibi bu koltuk çok daha yüksek, geniş ve rahat. Çocuk rahatlıkla yan camları ve arka camları görüyor. Özellikle trafikteki yüksek araçların şöförleri yolcuları ile sessiz bir iletişim geliştirdi. Diğer araçlarla, hatta yavaş trafikte yayalarla yüzyüze geldiğinden herkese el sallayarak seyahat ediyor. Artık 19 aylık ve hala koltukta bol bol büyüyecek yeri var (18 ay kontrolünde boy:86 cm, kilo: 12 kg).

Orta koltuğun başlığına astığımız bir ayna yardımı ile başımızı çevirdiğimizde ve doğru ayarlayabildiysek dikiz aynasından biz onu görebiliyoruz. O da bizi ve kendisini, ve hatta ön camı görebiliyor. Yanına oturduğumuzda yüzü bize dönük olduğundan onu oyalamak, zorunlu hallerde bir şeyler yedirmek içirmek çok daha kolay oluyor.

Ana kucağında olduğu gibi, bu koltukta da uyuduğunda başı terliyor. Bunun kullanılan kumaşlardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bir de koruma için başı içeride kalacak şekilde tasarlandığından iyi hava dolaşmıyor sanırım. Bu sorunu da terziye yumuşak kumaştan ekstra kılıf diktirerek çözdük. Önce uygun boyutta bir kumaşı oval kestirip kenarına lastik diktirdik. Sonra annem sağolsun teğelleyerek kemerlerin geçeceği kesikleri işaretledi. Mahalle terzimiz de güzelce dikti. Fotoğraf makinemiz bozulduğundan fotoğraflarını çekemedim, Canon 450D'miz gelir gelmez sözüm olsun, çok daha güzel fotoğraflar çekip koyacağım Kitubi'ye.

Uyurken de rahat edebilmesi için ön koltuğu biraz sıkıştıracak şekilde genişçe monte ettik. Yani muavin koltuğumuz tam yatmıyor artık.

Başlarda yaşadığım bir sorun da sağ arka camın görüşünü kesmesiydi. Özellikle ara sokaktan, ana caddeye sola dönerek çıkacağım zaman farkında olmadan bu camdan bakıyormuşum, araba geliyor mu diye. Şimdi gözüm alıştı, ama yine de görüşü azaltıyor elbette. Öne dönük koltuklarda bu kadar etkilemiyor olabilir. Bu olumsuzluğa rağmen son derece memnunuz. Tavsiye edilir.

Not: e-bebek'ten gelen mail'lerden Recaro marka koltuk getirdiklerini okudum. Araştırmalarım sırasında Recaro'nun Polaric isminde arkaya dönük bir modeli olduğuna rastlamıştım. E-bebek'e tekrar sorulabilir, belki bu modeli getirmeyi de değerlendirirler. Ayrıca Ferrari Koala gibi birkaç markanın özelliklerinde geriye dönük olarak da monte edilebilir şeklinde belirtiliyor. Bunların özellikle geriye dönük kilo limitlerini sormak lazım, çünkü sadece küçükken ana kucağı gibi kullanılmak üzere tasarlanıyorlar. Belirli kilonun üzerinde yine öne dönük çevirilmeleri gerekiyor.

Güvenli seyahatler, kazasız belasız tatiller dilerim...

Güncelleme: Bu arada koltuk Isofix'li, ayrıca geriye gitmesini önlemek için koltuğun altından destekleyen bir parçası daha var.

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, September 08, 2008 11:56:36 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [3]
 

 
 Friday, September 05, 2008

IKEA'dan parmaklığı (VIKARE) en sonunda aldık. 3 gecedir bu parmaklıkla (yatak bariyeri) yatırıyoruz. Her şey yolunda.

Faydaları:

  • Çocuk yataktan düşmüyor :)
  • Yanında kalan boşluktan takılmadan yatağına rahatça inip çıkabiliyor
  • Sıkıştırılabilir klipsle karyolanın yan alt tahtasına monte ediliyor. Tahminen birçok farklı yatak modeline uyabilir.
  • Yatağın altına girmesi gerekmediğinden yaylı yatağı deforme etmiyor.

Boyutları: 90 x 9 cm

Fiyatı: 19 YTL

Bu fiyata şahane!

Güncelleme: Biz evde monte ettiğimizde daha dar bir aralık oluştu. Arada ayağını buraya sokup çıkartıyor, sabah uykulu kafayla ayağını sıkıştırmış, çıkartamamış ağlıyordu. Acaba buradaki gibi daha geniş monte etsek daha mı iyi olur diye düşündüm. Aklımıza şöyle bir sahne geliyor. Diyelim ki yatağın gerisinden hızla koşar gibi geldi, bir ayağı araya soktu, geri çıkartmadı, o hızla vücudu ileri doğru atıldı, bacağı kırar gibi geliyor. Acaba bir güvenlik açığı mı var, abartıyor muyum?

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, September 05, 2008 10:15:00 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Tuesday, September 02, 2008

Eşimle 27 Haziran 1998'de evlendik. Evliliğimden daha önce de bir kaç kez jinekeloğa gittiğimden, üreme sistemimde herhangi bir problem olmadığından gayet emindim. Üç yıllık doğum kontrol hapıyla korunmanın ardından artık çocuk yapmak istediğimize karar verdik. İşte bütün macera da bu günden sonra başladı.

Her şeyin yolunda olup olmadığını öğrenmek ve bir kaç rutin test yapmak için gittiğim doktor, biraz uzun süren bir muayenenin ardından canımın sıkılabileceği bir aksaklık olduğunu söyledi. Tüplerde bir problem olduğunu, tıkanıklık olabileceğini, bunun da kadınlarda temel kısırlık nedenlerinden biri sayılabileceğini söylüyordu.

Oldukça şaşırmıştım, çünkü bu tür konuları  şansa bırakan birisi değilim. Nasıl olur diye bütün gece düşündükten sonra, neredeyse bir  yıl önce yazın geçirdiğim bir akıntının ardından gittiğim doktorun (aynı doktor değil), önemli bir şey olmadığını, havuzdan enfeksiyon kapmış olabileceğimi belirterek, mantar olduğumu söylediğini hatırladım. Hatırladım diyorum çünkü önemli bir rahatsızlık olduğunu düşünmemiştim açıkçası.

Doktorun verdiği ilacı eşimle birlikte kullandım ve kısa süre sonra rahatsızlık sona erdi. Oysaki geçirdiğim enfeksiyon daha ciddi olup, bende olduğu gibi tüplere yürüyerek burada iltihabi tıkanıklıklara neden olabilecek, hiç de basit olmayan bir virüs imiş. Zamanında tespit edilseymiş tedavisi de varmış.

Can sıkıcı bir durumdu, gerekli doktor takiplerini yaptığım halde başıma böyle bir şey gelmesine oldukça kızmıştım, üzülmüştüm ve çok şaşkındım. Akşam eve geldiğimde eşimle durumu paylaştım, doktorun bir altı ay kadar beklememizi, bu arada çocuk olmazsa laparoskopi ile tüplerin açılmasının denenebileceğini, bundan bir sonuç alınmazsa tüp bebek yöntemini önerdiğini söyledim.  

Birkaç araştırmadan sonra, altı ay beklemeden Hacettepe Üniversitesinde laparoskopiyi denemeye karar verdik. Operasyondan bir yıl sonra tüplerde belirgin bir açılma sağlanamamıştı ve zaten hamilelikle sonuçlanan bir durum da olmadı.

Bu arada pek çok değişik doktora da gittik, hem infertilite yöntemlerini hem de tüplere yapılacak 2. bir operasyonun bir faydası olup olmayacağını araştırdık. 2. laparoskopinin pek bir faydasının olmayacağı sonucuna vardıktan sonra tüp bebek yöntemini denemek için kendimize biraz zaman tanımaya karar verdik, çünkü hem eşim hem de ben çocuk konusunun aramızda hüzne dönüşen, bizim psikolojimizi bozan, evliliğimizi olumsuz etkileyen bir durum olmasını istemiyorduk, çünkü çevremizde bu durumda pek çok evli arkadaşımız vardı (Kısırlık ne yazıkki artık bu dünyada çok yaygın olarak görülen, çiftlerin yaklaşık yüzde 15'inin yaşadığı bir olgu).

Ama yine de gelişen bu konuda gelişen teknolojiyi, yeni doktorları, yeni çalışmaları, biraz da gazeteci olmanın verdiği avantajlarla hep takip ettik. İlk deneme için ayrıntıları okumak isteyenlerle 2. bölümde  buluşmak üzere...

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, September 02, 2008 8:03:40 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, September 01, 2008

Hayır haberi yeni almadım. Sevgili ablam Evren koskocaman 36 haftalık hamile. Her küçük kardeşin yaptığı gibi, ben de senelerdir tatlı yeğenime kavuşmayı bekliyorum. Ve geriye sayım bitmek üzere artık.

Bu arada da ablam hamile kaldığından beri, gel sen de bir şeyler yaz, Kitubi ortak blog'umuz olsun,  daha güzel okunur deyip duruyorum. Ve en sonunda biz tatildeyken Evren ilk yazısını yazıp yollamış. Hem de yazı tüp bebek tecrübeleri ile ilgili. Üstelik de ta laparoskopik ameliyetından başlayan bir dizi olacak. Onca çabanın üzerine gelen güzel hamileliğinde, temmuz ayının 27'sinde, Ankara'da Eymir gölünde dördümüzün birlikte çekilmiş ilk fotoğrafını yanda görebilirsiniz. Pıtpıt çantanın altında kalmış, ablamın karnında sürekli pıt pıt yaptığı için ismi netleşene kadar pıtpıt diyorum ona. Pişmiş kelle gibi sırıtmakta haksız mıyım? Ilgaz da kıpraşıp durduğu için yüzü parlamış. Olsun nasıl olsa dördümüzün efendi gibi çıktığı bir kare yakalamak kolay olmayacak bundan sonra.

Tatil sonrası biriken işleri halleder etmez ilk yazısını yayınlayıp, hakkımızda bölümünü güncelleyeceğim. Kendisinin gazeteci olduğunu da eklemek isterim. Sonra ben de fırsat buldukça ablamın tüp bebek maceralarına, kendi üreme tedavisi tecrübelerimi, polikistik over sendromu ve aşılama tedavisi ile ilgili yazılarımı yazıp ekleyeceğim, ben de bunları atladığımı farkettim. Böylece tam seri kısırlık tedavisi (üreme tedavisi) yazı dizimiz tamamlanmış olacak.

Bebeğin çok emek ve de emmek istediği ilk günlerde de yazmaya devam edebilmesi için motivasyonunuza ihtiyacı olacak. Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin. Bu arada şu anda harıl harıl doğum hazırlığı yapıyor, ben koca bir liste verdim ama unuttuklarım olabilir. Doğumdan hemen sonra işine yarayacaklarla ilgili önerileriniz onun ve diğer doğurmak üzere olanların çok işine yarayacaktır.

İki annelik bir blogda buluşmak üzere...

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, September 01, 2008 11:44:13 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 
 Wednesday, August 20, 2008

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar)

Doğumdan önce bir arkadaşım bize kızının beşiğini vermişti. Büyükçe bir beşik olduğu için Ilgaz hemen hemen 4,5 ay kadar bunda yattı ve ayrıca yatak almadık. İlk iki ay bazen beşiği oturduğum odaya götürerek, bazen ana kucağında bazen kanepede, nerede daha uygunsa o şekilde benimle birlikte gezerek uyudu. 2 aylıktan itibaren gündüzleri de olabildiğince odasında uyutmaya çalıştık. 4,5 aylık olup da dönebilmeye başlayınca hem beşiğe sığamaz oldu, hem de genişçe aralıklı dekoratif parmaklıkların arasına ayağı kolu sıkışabilecek hale geldiğinden tehlikeli oldu.

Bunun üzerine dizinin parmaklığa elveda yazısında söz ettiğim Ikea yatağı aldık. Eğer bütçe ya da yer sorununuz varsa yatağı almayı 3-4 ay kadar erteleyebilirsiniz.  Ama sorun yoksa, ya da taksitle alırım farketmez diyorsanız yatağını baştan almak da iyi olabilir. Geri dönüp bakınca uyku düzeni ve herkesin rahatı için baştan bir yatak alıp, en geç 40 günlükten odasına geçirildikten itibaren yatağında yatırmak, ilk haftalar ve bir süre de gündüzler için basit, ucuz ve gerçek bir sepet almak ya da bir önceki yazıda söz ettiğim hastane beşiklerinden kiralamak en iyisiymiş.

Bebeklerin 1 yaşına kadar sünger(ani bebek ölümü sendromundan korunmak için çok yumuşak olmamalı, sertçe bir sünger) yatakta yatması öneriliyor (sonrasında da sünger yatakta yatması sakıncalı mı bilmiyorum). Biz başta bir sünger yatak aldık. 13-14 aylıkken de daha rahat eder düşüncesi ile yaylı yatağa geçtik. Bilmediğimiz bir şey bebeğimizin 15 aylıktan itibaren yataktan atlayabilir hale geleceğiydi.

Hal böyle olunca yatağın parmaklığını açmak zorunda kaldık. Acaba yataktan düşer mi diye düşünürken (yatak yüksek değil), birkaç gece kendisini odasının ortasında rahat rahat yatarken bulduk. Ve internette parmaklık aramaya başladık.

"Yatak bariyeri" adı altında sadece bir-iki marka parmaklık bulabildik. Fiyatları 100 YTL'den başlıyordu ve bize çok pahalı geldi. Yatağa uyacağından da emin olamadık. Aynı arkadaşımın eskiden kullandığı bir bariyeri denedik ve bizim yatağa uymadı. Yatak küçük olduğu için araya bir de bariyeri tutacak parça girince yatak arada sıkıştı ve ortası yukarı doğru kalktı. Engebeli bir yatak yüzeyi oluştu.

Genç yatağına geçiş yazısını yazdığımda durum böyleydi. O zamandan beri de  düşmesin diye yatağın yanında minderlerle, düşerse yerde yatmasın diye yerde eski sünger yatağı serili şekilde yatırıyoruz. Pek dekoratif ve pratik bir çözüm değil.

Bu noktada parmaklığa masraf yapmak yerine acaba genç odasına mı geçmemiz gerekiyor diye düşünmeye başladık. Daha büyük olacak genç odası yatağına küçük gelecek olan yaylı yatağı da boşuna almış olacaktık. Aslında yaylı yatağı alırken de daha büyük bebek karyolalarına bakmıştık ve gözümüze yüksek gözükmüşlerdi. Kendi üzerlerinde parmaklıkları olmakla birlikte, bebeğin kendiliğinden inip çıkması için daha epeyce vakit varmış gibi gelmişti.

Bebeğimin penceresine stor perde almak için Ikea'ya uğradığımda ümitsiz bir şekilde bebek odası yataklarındaki parmaklıkların ayrıca satılıp satılmadığını sordum (web sitesindeki ürün kataloğuna bakmıştım, öyle bir ürün görememiştim). Meğer satılıyormuş ama stoklarda yokmuş. Üstelik fiyatı da çok uygunmuş (tam hatırlamıyorum ama 20-30 YTL civarında) ve bizim yatağa da uyuyormuş. Ikea'dan alınmamış yataklara da uyabileceğini düşünüyorum. Önümüzdeki hafta (yaşasın) tatilde olacağız, dönüşte bir tane edineceğim. Yorumlarını yazarım.

Bu arada Volvo (Britax) geriye dönük araba koltuğunu da aldık ve çok memnunuz. İlk fırsatta onun yorumlarını da fotoğrafları ile birlikte yayınlayacağım.

Eğer bildiğiniz iyi parmaklık çözümleri varsa yorumlara yazabilir misiniz? Her ilde İkea yok malum. Eğer aradığımızı bulamasaydık marangoza yaptırmayı düşünmüştük. Bebeğin yatağa inip çıkacağı boşluğu bırakarak.

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, August 20, 2008 4:47:54 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Sunday, August 17, 2008

Bu dizide;

Parmaklığa elveda!

Bebek yatağı - genç yatağına geçiş

Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - bebek yatağı ve beşiği

Yatak bariyerleri

Bebek Yatağı ve Beşiği

Bebek yatağı ve beşiği seçilirken dikkat edilmesi yararlı hususları aşağıda sıraladım.

Bebek yatağı:

1 - Güvenlik: Aşağıdaki adreste parmaklık aralıkları, yastıklar, oyuncaklar yükseklik gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgi verilmiş.

(Eğer bu ya da kaynak gösterdiğim diğer yazıların adreslerinin yazının orijinal adresi olmadığını düşünüyorsanız lütfen bana yazın)

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=171

2 - Eğer doğumdan itibaren kullanacaksanız, özellikle küçükken sürekli bebeği alıp koymaktan, benim gibi yatağında uyutmayı tercih edenlerdenseniz eğilip pışpışlamaktan belinizin ağrımaması için, yüksek bir seviyeye ayarlanabilenlerden tercih edin.

3 - Hem güvenlik, hem kullanışlılık açısından sade modelleri tercih edin. Yatağın üzerindeki her ekstra aksesuar, her fazladan metal, tahta parça bebeğin merak edip kurcalayacağı, dişleyip ısıracağı bir bölümü oluşturacaktır. Bu da yatağın boyalarının parçalarının çabuk aşınmasına ve belki güvensiz hale gelerek bebeğe zarar vermesine sebep olabilecektir.

4 - Uyku seti, yatak örtüsü (kumaşlar, kumaşlar, kumaşlar): Sanki bebek yeteri kadar güzel değilmiş de, ille de bütün eşyaları süslü olmalıymış gibi bir yaklaşımımız var toplum olarak.

Yatağı türbe gibi donatmaya niyetlenenlere sorarım:
Aylardan, hatta belki yıllardan beri bu bebeği görmek için beklemiyor musunuz?
Sabinin anne karnında sürekli aynı şeyleri gördüğü yetmedi mi, 360 derece çevresini kumaşlarla kapatıp dünyayla tanışmasını ertelemek istediğinizden emin misiniz?

Bebeğin önemli vaktini geçireceği yatağın üzerinde kullandığınız (çarşaf ve battaniye dışında) örtülerin bana göre iki amacı olmalıdır: bebeğin duyularını harekete geçirmek, onu korumak.

  • Duyuları harekete geçirmek: Bebekler özellikle ilk aylarda sadece canlı ve kontrast renkleri seçebilirler. Bu nedenle cicili bicili pastel tonları kullanmak duyular açısından en iyi tercih olmayabilir. Yatağı çepeçevre aynı model kumaşla donatmak yerine, birkaç çeşit yan koruması alıp, birkaç günde bir dönüşümlü sermeyi tercih edebilirsiniz. Bir aylıktan itibaren örtünün desenlerine baktığını, kumaş değişince ilgisini çektiğini farkedeceksiniz. Yok ben sade bir koruma kullanayım, uyku saatinde dinlensin, uyanıkken çeşitli renkli oyuncaklar asarım derseniz başımın üstünde yeriniz var.
  • Koruma: Bebek ilk aylarda bırakın kafasını vurmayı, kolunu bile kaldıramayacaktır. Eğer temiz boyanmış bir yatağa sahipseniz, başını korumak üzere parmaklıkları çepeçevre çevirmeye gerek yok. Bana göre biraz aksesuar, biraz yumuşak yüzey olsun diye tek tarafa koruma yeterli. Böylece siz de gık dediği anda başınızı çevirip bebeği görebilir, onu uyurken izleyebilirsiniz. Eğer soğuk bir kış gününde erzurumda doğum yapmadıysanız, soğuktan korumak için örtülerle çevirmenize gerek yok. Bazı lohuslarda doğum sonrasında üşüme oluyor, hormonlarınıza aldanıp bebek de üşüyor zannetmeyin. Bırakın yatağının içinde temiz hava dolaşsın, büyümek için bol bol oksijene ihtiyacı var.

Beşik:

Veliaht mı doğurduk ki tahtta yatıralım? Çok vakte ihtiyacınız olacağı için, kolay bakılabilir, temizlenebilir, kullanışlı olsun. Evde birkaç yardımcınız varsa bile hepsinin vaktini dolduracak kadar iş çıkaracaktır bu minik zaman süngeri.

Küçükken her yere sığması için küçük boyutlarda olmasında yarar var. Rahat ulaşabilmeniz için yüksek olsun, ya da bir sehpa ya da masaya sığdırılabilir olsun. Fazla derin olmasın ki gece sesini duyduğunuzda başınızı uzatıp görebilin. Hastanelerdeki beşiklerin kiralanabilir olduğunu duymuştum, tekerlekli, minik ve şeffaf olma özelliklerinden dolayı bunların çok kullanışlı olduklarını düşünüyorum. Eğer çok seyahat ediyorsanız portatif çantaya dönüşebilen park tipi beşikler (port bebe ya da oyun parkı diyorlar sanırım) de ileride kullanılabilmeleri açısından iyi olabilir.

Kullandığınız bebek mobilyaları ile ilgili yorum yazsanız ne kadar güzel olur.

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, August 17, 2008 12:07:09 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, August 15, 2008

Kitubi'de e-posta ile uyelik servisi basladi (sonunda!). Kitubi'nin en taze yazılarını e-posta ile almak isterseniz yandaki kutucuğa mail adresinizi yazıp "Abone Ol" düğmesine tıklayın.

Bundan sonra açılacak pencere(aşağıda) maalesef henüz Türkçe değil ama zaten yapılacak işlem çok kolay. Mail adresinizin doğruluğunu kontrol edin, aşağıdaki alana resimde yamuk yumuk görünen güvenlik harflerini yazın ve "Complete Subscription Request" yazan düğmeye tıklayın.

E-posta adresinin size ait olduğunun garantilenmesi için size "Kitubi'ye e-posta uyeliginizi onaylayin" (ya da benzeri) konulu bir e-posta gelecek. Bu e-posta içindeki adresi tıkladığınızda aşağıdaki pencere açılacak ve aboneliğiniz gerçekleşmiş olacak.

Abone olduktan sonra sadece siteye yeni yazı eklendiğinde e-posta alacaksınız. İstediğiniz zaman gelen e-postalarda belirtileceği şekilde aboneliğinizi iptal edebilirsiniz.

Not: Sakın yazıları e-posta ile kolayca alıyorum diye yorum yazmayı ihmal etmeyin. Yorumsuz blog, tuzsuz yemek gibidir :)

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, August 15, 2008 1:28:29 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]