Friday, October 17, 2008

Tam 18-24 aylık bebek bakımı serisinin hijyen ve gezme çantası yazısını yazacaktım ki, Özlem'den muhteşem bir yazı geldi. Özellikle kız bebeklerde, ki biz Ilgaz için bir defa almak zorunda kaldık ve erkek olduğu halde tam yarım günümü aldı, idrar tahlili almak çok zor. Sevgili pratik, analitik ve üstüne de anne olan arkadaşım Özlem bezli bebeklerde idrar tahlili numunesi almak için çalışan bir sistem geliştirmiş. Ve bu sıkıntıyı çeken, idrar almak zorunda olan tüm anne babalar faydalansın diye idrar tahlili alma sisteminin nasıl hazırlanacağını fotoğrafları ile birlikte bana göndermiş. Bekletmeden yayınlayayım dedim, malum sağlık konuları her zaman düzenden öncelikli.

Eğer sizin de kendi geliştirdiğiniz çözümleriniz, el yapımı oyuncak, malzeme reçeteleriniz, denenmiş, onaylanmış mama tarifleriniz varsa, Kitubi'de yayınlamaktan memnun olurum.

Özlem'in ağzından aynen aktarıyorum. Resimleri küçültmek için kestim, isteyene büyüklerini mail atabilirim. Sorularınız varsa yorumlara yazın, Özlem yanıtlayacaktır.

"Damlacığım,

Çok orijinal bir şey olduğunu sanmam ama belki birilerinin işine yarar çünkü ben yaklaşık bir ay kadar tahlil almaya çabaladım. Ama Yağmur poşeti çekip çıkararak kendisine de ufak çaplı ağda yaptığı için çılgınlar gibi ağlıyordu.

Sonunda ben de eski usul ocakta ısıtarak ve octenisept sıkarak sterilize etmeye çalıştığım bir makasla önce bezde bir delik açtım açtığım deliğin kenarlarını yine aynı steril makasla kesilen betafix yapıştırıcıyla (yumuşak olduğu için bu iyi oluyor) kapattım. (Bezin içindeki parçalar dökülmesin diye)

Daha sonra bezin iç kısmı dışarıda kalacak şekilde (Yani bezin tersi içeride kalacak, idrarı emmemesi için) tahlil poşetini yapıştırdım ve üst kenarını bantla beze sabitledim.

Uzun tarafını yerçekimini düşünerek bollaştırıp torbalaştırarak kenarlara bantladım. Eğer bebek fark etmezse bantlanmasa da olabilir.

Bezi bebeğin uyanık ve ayakta olduğu saatlerde bağlayıp sürekli takip etmek gerekiyor. Bir de bağlarken aynı bantlardan bezin beline de yapıştırmak lazım.

Bebek yatarken bağlayınca bu sistem çalışmıyor.Ayrıca yine tecrubeyle sabit kaka için de kullanılabilir.
İdrar poşete dolunca evin hastahaneye veya laboratuara yakınlığına bağlı olarak poşetten şırıngaya çekebilir isterseniz tahlil kavanozuna aktabilirsiniz veya yine hazırda bekletilen steril bir makasla bir delik açarak kavanoza aktarabilirsiniz. Tüm bu işlemlerde steril eldiven kullanılırsa iyi olur veya elleri özel octenisept gibi sıvılarla temizlemek lazım. Ayrıca Tahlil kavanozunun da açılmamış olması gerekiyor.

Sevgiler
Özlem"

Özlem'ciğim için çok teşekkürler...

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 17, 2008 12:04:40 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Wednesday, October 15, 2008

18-25 Aylık Bebek Bakımı serisinin arasına acil yazı aldım.  Bazı sorunlar için üst devrelerden yardım rica ediyorum. Ağır tempoda bir tuvalet eğitimine başladık. Fırsat olduğunda bu aşamanın öncesini de anlatırım. Son durum şu:

* Bazen tuvaleti geldiğinde söylüyor, götürüyoruz yapıyor. Genelde gündüz oyunla çok meşgulken söylemiyor, biz sorunca da gitmeyi reddediyor.

* Günün belirli zamanlarında ve eğer tuvaletini yapmaya çalıştığını farkedersek, tuvalete gidelim mi diyerek götürüyoruz.

* Sıkılmasın diye kitap okumasına izin veriyoruz, bazen şarkı söylüyoruz.

* Sifonu çekmek dışında ödül vermiyoruz.

* Alıştırma kilodu giydirdik, ertesi gün giymek istemedi, "acıo, acıo, göbek, popo" diyor.

Bundan sonrasını nasıl devam edeceğimizi tam olarak bilemiyoruz. Bazı doktorlar 15 aydan itibaren başlayın, bazıları 2 yaştan önce denemeyin diyor. Acaba kendi haline mi bırakmalıyız, yoksa kilodu giydirip, ıslana ıslana öğrenecek yaklaşımı mı sergilemeliyiz. Bu hafta, haftada 3 gün, günde 2'şer saat olmak üzere oyun gurubuna başladı. Acaba orada kendinden büyük çocukların bezi olmamasına özenerek bezin çıkmasını ister mi diye ümitleniyorum.

Bir başka sorun da gece yatırma sırasında çıktı. Birkaç gece biz onu yatırdıktan sonra, tualet, tualet dedi, götürdük, yüklü miktarda çiş yaptı. Sütünü içtiğinde çişinin geldiğine karar verip, süt içirme işini erkene aldık, sütü içtikten sonra tuvalete götürüyor, sonra yatırıyoruz.

Yatağa yatıyor, uykuya dalmak üzereyken, önce buluş yapmış gibi "tualet!" (heh, tuvalet deyince tuvalete götürüp kitap okuyacaklar, iyi ki aklıma geldi, az kaldı uyuyorduk) diyor, sonra da biz götürene kadar tualet tualet diye bağırıyor. Götürmeyelim desek çocuk kendiliğinden söylemiş, yalancı çoban hikayesine dönecek, ya gerçekten tuvaleti geldiyse. İki gece üstüste 3'er kez yataktan alıp tuvalete götürdük. Uyku saati 1 saat ileri attı. Hiçbir şey de yapmadı.

Bazen tuvalet adaptörü yardımı ile tuvalete, bazen de lazımlığa yapıyor. Bu ekipmanların dezenfektasyonunu nasıl yapıyorsunuz? Örneğin her seferinde çamaşır suyu falan kullanıyor musunuz? İdrar yolları enfeksiyonu olmasından korkuyorum.

Tuvalet eğitimi konusunda tecrübeleri olan var mı? Sizin de başınıza gelmiş miydi böyle durumlar? Ne yapmalıyız?

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, October 15, 2008 8:27:42 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [5]
 

 
 Monday, October 13, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazı:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Oğlumuzun bakıcısına yol göstermek amacı ile hazırladığım oyun zamanları notlarını aşağıda yazdım. Çocuğumuzun ilgi alanları, gelişimi için gerekli ve keyif aldığı oyun türlerini ön planda tutarak oyun saatlerini verimli geçirmelerini hedefledim.

Oyun Zamanları

Yemek ve uyku saati dışındaki vakti değerlendirirken, birkaç kritere dikkat etmek gerekli:

Çocuklar hayatı oyunla öğrenir. Gün içinde farklı oyun tipleri ile gününü verimli geçirmesine yardımcı olmalıyız. Dönemsel olarak gelişmekte olan becerilerini kullanmasını sağlayacak oyunlarla eğlenerek gelişmesini sağlamalıyız. Ona oyuncaklarını nasıl farklı şekillerde kullanacağını göstererek yaratıcılığının artmasına yardımcı olmalıyız. Küçük ev işlerini oyun haline getirirerek kendine olan güveninin artmasını da sağlayabiliriz. Kendi kendisine oynaması için teşvik etmeliyiz.

Düzenli Oyunlar:

  • Tuğlaları ve legoları ile evler, köprüler, tüneller yapmak. Tuğlalarına zaman zaman halkaları, kovaları, minik hayvanları gibi diğer oyuncaklarını ekleyerek hayal gücünün artmasını sağlayabiliriz. Büyüdükçe, bak buraya bir bahçe yaptım, bu bahçeye koyabileceğimiz bir tahravallimiz var mı, bu köprüden hangi arabamız geçsin gibi sorularla onun da oyuna daha fazla dahil olmasına, kafayı çalıştırmasına yardımcı olabiliriz.
  • Sanat (her çocuk sanatçıdır): Boyalar, hamurlar, kolaj çalışmaları, kurdeleden güller, kağıttan uçaklar, vs. Oynarken basit işleri onun yapmasını sağlayabiliriz. Bak buraya bir daire çiz de bulut olsun, bu hamur parçasını da sen koy çiçek yapalım, bu kağıdı ben katladım, se de bastırır mısın, gibi. Sadece karalama yapacak ve noktalar koyacak bile olsa, boyalarını tutup çizmesi için onu teşvik etmeliyiz.
  • Yapbozlar
  • Trenleri gibi kurulup oynanacak oyuncakları dönem dönem kurup çalıştırmalı, ilgisi ve becerisine göre oynama sıklığını ayarlamalıyız.
  • Saklambaç
  • Güzel havalarda gezinti, bahçede toprakla kova oyunları, dışarıdan taş, yaprak toplamak, ağaçlardan meyve toplamak, park ziyaretleri (başka çocukların da bulunduğu saatleri yakalamaya çalışabiliriz)
  • Topla oyunlar, örneğin yuvarlamaca (bahçede de oynanabilir arka tarafta, düşme riski olmayan yerde)
  • Oyuncak müzik aletleri veya kap kacakla müzik yapmak
  • Müzik dinlemek, sözleri ile söylemek, dans etmek

Yardım Edebileceği Ev İşleri:

  • Oyuncaklarını kendisinin toplamasına alıştırmamız gerekiyor. Her oyuncak setinin parçalarının, oyun bittikten sonra onun yardımını alarak bir arada bulunmasını sağlamak gerekiyor (Tuğlalardan yapılmış bir şehir akşam anne babasının görmesi için saklanabilir)
  • Hergün tüm evin toplanması düzenli bir oyun haline getirilebilir. Her odada, yerinde olmayan eşyalar yerleştirilir, örneğin ona kitaplarını toplama işini verdikten sonra, odanın kalanını düzenleyebiliriz. O odada olmaması gereken tüm  eşyaları bir sepetle toplayıp Ilgaz’dan yardım alarak yerlerine dağıtabiliriz. Ona da minik bir kutu eşya taşıtabiliriz. Yerinde olmayan bir eşya için, “Ilgaz bunun yeri neresi, yerine götürelim bunu?” diye sorabiliriz.
  • Toz almak. Tozlu bir yeri göstererek, temiz, deterjansız bir bezle tozunu alabilir, daha sonra başka bir yeri ondan yapmasını isteyebiliriz.
  • Elektrik süpürgesi ile odasını, ya da kaymayan bir halıyı süpürebilir.
  • Büyüdükçe ve el becerileri geliştikçe, sebzeleri ayıklama, çorapları katlama, katlanmış eşyaları yerleştirme gibi işlere yardım edebilir.
  • Çamaşır makinesinden temiz çamaşırları boşaltabilir. Kurutma makinesi kullanılacaksa çamaşırları makineye doldurabilir.
  • Yemek yerken döktüğü yiyecekleri toplamalı. Kirlettiği yerleri ıslak mendille silebilir.
  • Salona sofra kurduğumuzda kırılmayacak, dökülmeyecek eşyaları götürebilir, geri getirebilir.
  • Dışarıda kalan ayakkabıları kutularına koymaya yardım edebilir (sonrasında ellerini yıkaması gerekli).
  • Yavaş yavaş kendi bakımını yapmayı öğretmeliyiz, merdivenine dikkatlice çıkıp inerek sabah yüzünü yıkamak, ellerini ve ağzını yıkamak, dişlerini fırçalamak, saçlarını taramak, giysilerini çıkartmak, giymek.
  • Yapabileceğini düşündüğün ve tehlikeli olmayan başka işlere de yardım edebilir.

Bir sonraki yazıda Hijyen ve Gezme Çantası...

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, October 13, 2008 11:15:57 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, October 10, 2008

Günlük bir düzen oluşturmanın yarar ve zararlarından uyku serisinde söz etmiştim. Bir süredir, özellikle uykusunun teke inmesi ile programını güncellemeye çalışıyorum. Kendiliğinden bir düzen oturuyor elbette, hem bize, hem bakıcımıza önemli şeyleri hatırlatması, eve gelen ziyaretçilerimin Ilgaz'ın gününü genel olarak nasıl geçirdiğini bilmesi ve duruma göre düzenlemeler yapabilmemiz için yazılı bir program hazırlayıp, basıp buzdolabına astık. Aslında bebeğim 6 aylıkken yazmış olduğum bebek bakım el kitabını 3 aylık, hiç değilse 6 aylık dönemlerde güncellemek istiyordum, ancak 14 ay sonra, oğlum 20 aylıkken kısmet oldu. 

Rutin'in ilk bölümü rutin programını aşağıda yayınlıyorum. Oyun zamanlarında oyuna yaklaşım, ne tür oyunların uygun olduğu ve evde yardım edebileceği küçük işlerle ilgili detayları birkaç gün sonra Kitubi'de okuyabilirsiniz.

Not: Önceden öğle yemeği öğle uykusundan sonraydı, çok geç saate kalıyor ve aç aç iyi uyumuyor diye uykudan önceye aldım. Birkaç gün yemekte uyukladı, sonra alıştı ve çok daha iyi oldu. Saatleri de biraz kaydırdım.

18 Aylık Bebek (ya da Çocuk) Günlük Programı

07:30 Kahvaltı
Tüm gece açlıktan sonra kuvvetli bir öğün olmalı. Genelde temel kahvaltılıkları verirken, ara sıra cornflakes, tost gibi çeşitlerle değişiklik sağlanabilir. Yumurta haftada 3 tane yeterli. Bir gün önceki öğünden kalma köfte, mezeler gibi yiyeceklerle de çeşit sağlanabilir.

      Örnek yiyecekler:
      1. Kahvaltılıklar / Peynirli veya kaşarlı tost (mevsimine göre domates de koyulabilir)
      2. Ekmek / Ev yapımı hamur işleri / cornflakes (süt ve pekmezle (bal, reçel))
      3. Meyve / Bal / Reçel / Pekmez
      4. Salatalık / Domates / Havuç / Biber
      5. Süt

Oyun zamanı  - 1

10:30 Ara Öğün (kendisine soralım, isterse, oyun grubu için yuvaya gidecekse, gitmeden önce verilebilir)
Öğlen yemeği için acıkmasını sağlayacak şekilde hafif olmalı. Tok tutacak hamur işlerinden kaçınmalı. O gün kahvaltıda az yediği yiyecek grubuna göre meyve, az miktarda yoğurt (ballı veya meyveli de olabilir) veya küçük bir bardak süt, meyve ya da bitki çayı olabilir. Dışarı çıkacaksanız yanınıza kuru meyve veya su kabı ile süt, ayran alarak dışarıda atıştırabilirsiniz.

12:00 Öğle yemeği (Uyandıktan sonra yarım saatten fazla oyalanmasın)
Yemek, yoğurt (ya da ayran), ekmek, isterse meyve

13:30 Uyku

Oyun zamanı - 2

16:00  Ara öğün
Meyve(mevsime göre yaş veya kuru meyveler) ve yoğurt
Akşam yemeğine kadar atıştırmayacak şekilde olmalı. Meyvenin yanında bir parça peynirli ekmek, varsa evde yapılmış hamur işi, cornflakes gibi sağlıklı yiyecekler.  Ayrıca mevsim uygun olduğunda çiğ yiyebileceği sebzeler (örneğin yazın limonlu bir domates ve bir dilim ekmek),  mısır, kestane gibi atıştırmalık sebzeler de verilebilir.

Oyun zamanı -3
(Ara öğününü yedikten sonra erken acıkırsa, akşam yemeğini yemeye başlasın)

19:00 Akşam yemeği
Yemek, tatlı veya kuru meyve, süt

19:45 Oyun ve uyku rutinine geçiş
20:45 Uyku

Gündüz Uyku Rutini: Tuvalet, pijama, uyanınca yapacakları üzerine sohbet, yatak
Akşam Uyku Rutini: Tuvalet, el yıkama (ya da banyo), diş fırçalama, bir kitap, bir şarkı, yatak, üstünü ört, ışığı kapat, çık, çık :)

Güncelleme ek: 1 yaşını geçtikten sonra kalsiyumun demiri tutması sebebiyle, kansızlığa yol açmaması açısından günlük 500 ml'den fazla süt ürünü tüketmesi önerilmiyor.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu seride sonraki yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 10, 2008 1:02:43 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Wednesday, October 08, 2008

Nasıl olabildiğini hiç anlayamazdım. Toplumumuz titizliği ve bebekleri aşırı korumacılığıyla tanınır. Bebekler kırkı çıkana kadar sokağa çıkartılmaz, yıkanmaz. Eldivenlenir, şapkalanır, paketlenir, beşiğinin dantelleri içinde acaba doğdum mu, yoksa doğamadım mı karmaşası içinde yatar haftalarca. Giysileri çamaşır sularında yıkanır, dezenfekte olsun diye havlularına kadar ütülenir (pestile döner o havlular). Evler silinir, silinir. Biberonlar emzikler, kaplar kacaklar kaynatılır, kaynatılır. Sokağa çıkartılırken kat kat giydirilir (Allah korusun, naaş örter gibi tüm yüzü hem de polarla örtülü şekilde bebek arabasında uyutulan çocuklar görüyorum).

Sonra sen kendi çocuğunu alır çıkarsın sokağa, ablalar, teyzeler, nineler, gelirler ellerler çocuğu kaşla göz arasında. Pazara çıkarsın, az önce havuç seçtiği eliyle gelir çocuğun elini ayağını tutar, o da yetmez öper. Ne çabuk unuttunuz bunların kedi yavruları gibi ellerini ayaklarını yaladıklarını. Sizin çocuğunuz, torununuz yok mu? Ne çabuk unuttunuz kendi korkularınızı. Sizin bebekleriniz bebek, başkalarının ki patlıcan mı? Başkalarının mikrobu mikrop, sizinki probiyotik mi?

İşte böyle düşünür, sinirlenirdim. Samimiyet hissedip yaklaşmasınlar diye asık suratla gezerdim sokaklarda. Sanıyorum şimdi biraz daha iyi anlıyorum. Ama hatırlamak ve de hatırlatmak lazım diye düşünüyorum.

Bebeğime artık bebeğim diye hitap ederken birkaç saniye duraklamaya başladığım zamanlardan beri, ilk günlerdeki korkularımın bana uzak ve biraz anlamsız geldiğini farkettim. Topraklı ellerini ağzına götüren birisini sokaktaki mikroplardan sakınmaya çalışmak? Eski korkular birer tatlı hatıra oldu, yerlerini yenileri aldı.

Her zaman bebeklere, çocuklara bayılmışımdır. Kendi çocuğum olunca hevesimi alacağımı düşünürdüm. Hiçbir zaman fiziksel olarak dokunmaya kalkmasam da sokaktaki her çocuğu uzaktan uzaktan sever, öpmek için içim giderdi. Oğlum bir yaşlarındayken, eşim bir gün isyan etti; "kadın kendi çocuğun var artık sulanmasana başkalarının çocuklarına, ayıp" diye :). Beter oldum. Şimdi onlara daha da farklı bakıyorum. Daha da çok seviyorum. Örneğin eskiden benim için ağlayan bir bebeğin cazibesi yokken, şimdi hangi çağda olabileceğini, olası sıkıntılarını tahmin edebiliyor, bebeğe, hatta annesine sempati ve empati ile yaklaşıyorum. Daha çok, daha çok, hepsini öpmek istiyorum.

Sanırım bu sokaklardaki öpücüklü teyzelerin de durumu benim gibi. Eski korkularını unutuyorlar, sevgileri ağır basıyor.Sadece kendilerini kontrol etmekte zorlanıyorlar.

Bir şey daha farkettim. Hep söylerler, ilk çocuktan sonrakiler rahat büyütülür diye. Bir tane çocuk insan formuna eriştikten itibaren ebeveynler rahatlıyor ve belki başkalarının bebeklerine, kendileri yeniden doğuracak olsalar ne yapacaklarsa, öyle davranıyorlar. Ben çok sinirlenirdim bazılarının rahatlıklarına. Kendi çocuğunda şöyle yapıyordu, böyle titizleniyordu, benim çocuğuma gelince nasıl davranıyor diye. Bu ikinci çocuk yerine koyma durumunu yeğenim olduktan sonra kavradım. Ablam bir konuda endişelendiğinde, bu konu bana çok küçük, gelip geçecek bir şey gibi geliyor. Çünkü zamanında bize geldiler ve geçtiler. Ama şimdi bu küçük endişeler onun bütün dünyası. Çünkü henüz iletişim kuramadığı bir canlı ile uğraşmakta. Neden uyanıyor, neden ağlıyor, fazla mı uyudu, pişik mi oldu, yeterince emiyor mu, üşüdü mü, fazla mı ısındı, öptüler, hasta olur mu...

O ilk günleri, ilk haftaları, ilk ayları unutmamak, benzer endişeleri duyduğumuzu, hepsinin çabucak atlatılacağını anlatmak ve paylaşmak gerekiyor. Arkadaşlarınızın evlerindeki, sokaklardaki bebekler, sizin ikinci çocuklarınız değil, annelerinin, babalarının biricikleri. Unutmamak ve hatırlatmak gerekiyor.

Üzerinde beni öpme yazan bebek giysilerini görmüşsünüzdür. Acaba kocaman "Lütfen Bebeğimi Ellemeyin!" yapıştırmaları bastırtsak, bebek arabalarının görünen bir yerine yapıştırsak, anne babanın ağzından, daha mı etkili olur? Ne dersiniz?

 

 

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, October 08, 2008 11:26:38 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Monday, October 06, 2008

Bu Kadar Abi Oldum

Ilgaz'ın yeni doğan kuzeni Tan sayesinde abi olması durumundan yararlanarak geceleri de kendi kendine uyumasını başardık (kendisi yaklaşık 20 aylık). Bayramdan 3-4 gün önce bir akşam;

 - Ilgaz bak sen artık abi oldun değil mi, biz artık sen uykuya dalarken odada beklemesek, odadan çıksak, kendi kendine uyumak ister misin?

 diye sorduk,

 - Çık, çık

dedi, yüzü hafif ekşiydi ama hadi bakalım, şansımızı deneyelim dedik. Sonra dedim ki;

 - Şimdi dişlerini fırçalayalım, sütünü iç, önce bir kitap okuyayım sonra, bir şarkı söyleyeyim, sonra seni yatırıp üstünü örteyim, ışığı kapatıp çıkayım, ne dersin?

dedim.

 - Hı

Tonlamasından evet mi, hayır mı olduğu net anlaşılmayan bir  "hı" çıktı.

Çık, Çık

Kısa bir kitap ve kısa bir şarkı seçerek, söz verdiklerimi olabildiğince çabuk tamamlayıp, yatağına yatırıp, öperek biraz daha pohpohladım. Ben kapıya doğru yönelirken "çık, çık" dedi ve iyi geceler dileyip çıktım. Bir-iki dakika sonra bunun pek işine gelen bir şey olmadığına uyanmış olacak ki biraz ağladı. Tekrar yanına gittim, bak ağlama, artık büyüdün, benim de işlerim var, onları yapayım, yarın oynarız dedim. Ben çıkarken daha şiddetli ağlayınca tekrar yanına gitmedim. Yaklaşık beş dakika mızıldanma şeklinde ağladı ve uyudu. Ertesi sabah uyandığında onu kucaklayıp, aferim ne güzel uyudun kendin, büyüdün sen artık dedik. Çok sevindi. Sonraki iki akşam, hiç ağlamadan ve sorun çıkartmadan uyudu (bir gece ben, bir gece Gökhan dönüşümlü yatırıyoruz).  

Gündüz uykularının teke inmiş olması, ama tek uykunun da tam olarak yetmediği akşamları çok uykulu olması iyi bir dönem seçimi oldu sanırım. Epey bir süredir de kendi kendine uyuması için odadan çıkma işini denemiyorduk, kafasındaki olumsuz durumu unutturmuş olduk. Yalnız elimizde olmadan yanında bu çocuk ne zaman kendi uyuyacak, koca adam oldu, bıraksak uyur mu gibi konuşuyorduk. Sanırım bunları da değerlendirip, bir dönemin bitmiş olduğunu anladı.

(burada işe yaramış olabilir ama, onunla ilgili konuları, onun yanında, o yokmuş gibi konuşmamın iyi bir davranış olduğundan biraz şüpheliyim, ben küçükken biraz sinirlenirdim bunu yaptıklarında, benim anlamadığımı sanıyorlar diye düşünürdüm)

Tatil Dönüşü

Bayram tatilinde odasında uyumadığı için bırakıp çıkmayı düşünmedim, güvenlik gerekçelerini de göz önünde bulundurarak. Yalnız ara sıra; "Şimdi tatilde olduğumuzdan yanında bekliyorum, Ilgaz kocaman abi oldu, evde yine kendin uyuyacaksın değil mi?" dedim. Odasına girdiğimizde yatağını özledin mi, nevresimindeki desenleri kastederek, penguenlerini özledin mi diye sordum. Yine aynı tatil öncesindeki gibi yatırdım. Sadece bir saniye mızıladı, ben odasına çıkıp mutfağa varmadan susmuştu, ve belki yol yorgunluğu ile uyumuştu bile. İstisnaların istisna olduğunu bilmesi çok güzel.

Akşamları onu uyuturken ben de mayışıyor, hatta bazen uyukluyor, sonra kendime gelemiyor, kendime hiç vakit ayıramamış oluyordum. Hem onun, hem de bizim için çok iyi oldu.

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, October 06, 2008 11:20:39 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Thursday, October 02, 2008

Oğlum akşam yemeklerinde daha birkaç çeşit yemek yiyebildiğinden beri düzenli muhallebi yapmayı bırakmıştım. Karnı doyduktan sonra muhallebi yemek istemiyordu (hurma, cevizli sucuk, kek gibi tatlılara itirazı yok elbette). Tatile çıktık ve düzen bozuldu. Bütün gün ikram olarak çıkartılan her şeyden kaşla göz arasında atıştıran Ilgaz, öğünlerde bir şey yemez oldu. Bu akşam Ankara-Yalova yolu sonrasında yorgunluktan bitap vaziyette babaannesinin hazırlayıp sunduğu tüm çeşitlere mızıldanarak itiraz edince, bari tok yatsın, gece iyi uyusun, sabah keyifli kalksın da yarını kurtaralım bari diye muhallebi yedirmeyi denemeye karar verdim. Artık açlıktan mı, çok beğendiğinden mi bilinmez, muhallebiyi çabucak bitirince, tarifini yazayım bari dedim. Bu arada muhallebiyi ben de beğendim, ailecek yenilebilecek bir tarif gibi geldi.

Malzemeler (2-3 kase için)

2 su bardağı süt

1 tepeleme çorba kaşığı mısır unu

1 tepeleme çorba kaşığı pirinç unu

2 silme çorba kaşığı şeker (ya da pekmez)

1 tatlı kaşığı tereyağı

1 çay kaşığı tarçın

Hazırlanışı:

Mısır unu, pirinç unu, şeker, tarçın ve tereyağını kısık ateşte birkaç dakika kavurun (şeker kavurulunca hafif karamel tadı oluşuyor, daha lezzetli oluyor). Şeker kullanmıyorsanız pekmez de olur, hatta keçiboynuzu pekmezi şahane olur, yalnız kıvamı tutturmak için sütü miktarını azaltmak gerekebilir. Sütü ısıtın. Bir yandan muhallebiyi karıştırarak sütü yavaşça ekleyin. 5 dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin. Bebeğinizin zevkine göre ılık veya soğuk servis yapın. Bebekler büyüdükçe yiyeceklerin görüntüsüne daha fazla önem vermeye başlıyorlar. Üzerini az miktarda tarçınla süsleyebilirsiniz.

Süsleme önerisi:

Kartondan bebeğinizin sevdiği minik bir şekil kesin, bir yıldız ya da bir kelebek olabilir örneğin. Şeklin ortasına bir parça bantı kıvırıp yapıştırın (iki yüzeyi de yapışkanlı olsun diye, bir parça sakız da olabilir). Şekli yapıştırdığınız bant yardımı ile işaret parmağınıza yapıştırıp kasenin üzerinde birkaç santimetre havada tutun. Bir çay süzgecine az miktarda tarçın (ya da kakao) koyun. Şeklin üzerinden kaseye doğru süzgeçtekileri yavaşça eleyin. Şeklin olduğu kısım tarçınlanmadan kalacak, kenarlarda boşta kalan kısım gölgeli olarak tarçınlanacaktır.

Afiyet olsun :)

del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, October 02, 2008 11:33:19 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, September 26, 2008

Kitubi'yi yazmaya nasıl başladığımın hikayesini Blog Kazanı'nda yazdım,

"İlgilendiğim her konuyu didik didik araştırmayı her zaman sevmişimdir. Eskiden telefon vardı, eş-dost vardı, dükkanlar, kütüphaneler vardı. Üniversitede mercanlarla ilgili arama yaparken, İngilizce sayfalarda arama motorunun son sayfasına kadar gidip de aradığımı tam bulamadığım günler de geride kalmıştı artık. 1 google, 2 bit yeterliydi uzmanlaşmaya. "

Yazının tamamı için, Bu kadar bilgiyi ne yapacağım ben?

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, September 26, 2008 11:02:04 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]