Thursday, November 06, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik. Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "Oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

Zekanın met edilmesinin, çalışma için sırt sıvazlamaya göre sabit kafa yapısını daha fazla teşvik ettiğini gördük. Örneğin, öğrencilere zor ve kolay soru setleri için seçme hakkı verildiğinde, zekaları için tebrik alanlar çoğunlukla kolay soruları tercih ettiler. Herkese zor sorular verildiğinde ise zekaları övülenler demotive olarak yeteneklerinden şüphe duymaya başladılar.  Bu sorulardan sonra verilen testin başındakilere eşdeğer kolay sorulardaki başarılarında düşüş gözledik. Çalışmaları için yüreklendirilen öğrenciler ise zor sorulardaki özgüvenlerini korudular ve takip eden kolay sorulardaki performanslarında belirgin şekilde artış oldu.

Akıl Yapımızı Düzeltmek
Aileler ve öğretmenler gelişime açık bir kafa yapısı oluşturmak için çabayı teşvik etmenin yanında, aklı bir öğrenme makinesi olarak tanıtma yoluna gidebilirler. Blackwell, Trzesniewski ile birlikte lisenin ilk sınıfında matematik notları düşmekte olan 91 öğrenci için 8 seanslık seminerler düzenledik. Öğrencilerin 48'ine yalnızca çalışma metodları anlatıldı. Diğer 48 öğrenci çalışma becerileri ile birlikte gelişime odaklı kafa yapısı ve bu yaklaşımın derslerinde nasıl uygulanacağı konusunda dersler aldılar.

Bu derslerde öğrenciler "Beynini geliştirebilirsin" isimli bir makale okuyarak, üzerinde tartıştılar. Onlara beynin kaslara benzediği, kullanıldıkça geliştiği ve öğrenmenin beyinde yeni bağlantılar kuracak nöronlar oluşturduğu öğretildi.  Bu öğretinin sonucunda, birçok öğrenci kendilerini kendi beyin gelişimelerinden sorumlu ajanlar gibi görmeye başladılar. İdare edilmesi güç olarak bilinen bir çocuk tartışmanın ortasında durdu ve " Aptal olmak zorunda olmadığımı mı söylemeye çalışıyorsunuz?" dedi.

Dönem ilerledikçe, yalnızca çalışma metotlarını öğrenen çocukların notları düşmeye devam ederken, diğer öğrencilerin notlarındaki düşme durdu ve dönem başındaki seviyesine yükselmeye başladı. İki grubun ğğretmenleri(iki tip seminer düzenlediğimizden habersiz olarak) gelişime açık beyin yapısı eğitimlerini alan çocuklardan % 27'sinde, almayan çocuklardan % 9'unda gözle görülür motivasyon farkı olduğunu bildirdiler. Öğretmenlerden biri "Seminerleriniz şimdiden işe yaradı. L (yukarıda bahsi geçen çocuk) normalde hiçbir ekstra çaba sarfetmez ve ödevlerini zamanında teslim etmez. Geçenlerde düzeltme yapabilmek için ödevini erkenden getirip göz atmamı istedi, bunun için okuldan geç çıktı. Bir B+ aldı (önceden C ve altı alırdı)." dedi.

Daha sonra başka psikologlar da aynı sonuçlara ulaştılar. 2003'te Catherine Good Kolombiya'da, Joshua Aronson ve Michael Inzlicht New York Universitesinde 7. sınıf öğrencilerine verilen gelişim odaklı seminerlerin, matematik ve İngilizce testlerindeki başarılarını arttırdığını raporladılar. Aronson ve Good bu tür seminerler sayesinde öğrencilerin okulu daha çok sevdiklerini, daha fazla değer verdiklerini ve daha iyi notlar aldıklarını gözlemlediler.

Artık bu eğitimleri "Brain-ology" isminde interaktif bir bilgisayar programında toparladık (2008'in ortalarında yaygın olarak dağıtılacak). Bu programın 6 modülü öğrencilere beynin ne yaptığını ve onu nasıl daha iyi çalıştırabileceğimizi öğretecek. Kullanıcılar, sanal bir beyin laboratuvarında, beynin bölümlerine tıklayarak ne iş yaptığını belirleyecek, sinir uçlarına tıklayarak insanlar öğrendikçe bağlantıların nasıl kurulduğunu izleyecek. Kullanıcılar sanal öğrencilere okul sorunları ile başa çıkma konusunda tavsiyeler verebilecekler ve çalışmalarının kaydını tutabilecekler.

Not: Makaleyi okuduktan sonra "Brainology"yi aradım. Program şu anda satın alınabilir durumda. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Not: Makaleyi okuduktan sonra google'da "Brainology"yi aradım. Online program şu anda satın alınabilir durumda. Tek çocuğun online dersi alması için 99 USD istiyorlar. Kardeşler ve okullar için özel indirimler var. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/. Şimdi programın başka dillere tercümesi konusunda ne düşündükleri ile ilgili bir mail atıyorum. Bakalım geri dönecekler mi.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun



del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, November 06, 2008 11:51:49 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................


2003'te Kolombiya'lı psikolog Heidi Grant ile birlikte, zorlu bir kimya dersini almakta olan 128 Kolombiya'lı taze tıp öğrencisi üzerinde yaptığımız araştırmada düşünce yapısı ve başarı arasında benzer bir ilişki bulduk. Öğrencilerin tamamı iyi not alma kaygısını taşıyordu. Buna rağmen, en yüksek notları kimyaya yetenekli olduklarını düşünenler değil, öğrenmeye önem veren öğrenciler aldılar. Öğrenme stratejilerine odaklanan, istikrarla çaba sarfeden bu öğrenciler emeklerinin karşılıklarını aldılar.

Zayıf Yönleri Gidermek
Zekanın sabit olduğuna inanmak, hataların kabullenilmesini, okul, iş ve sosyal ilişkilerdeki zayıflıkların giderilmesini güçleştiriyor. Hong Kong'lu 3 meslektaşım, 1999'da Hong Kong'da İngilizce eğitim veren bir üniversitenin hazırlık sınıfındaki 168 üniversite öğrencisi üzerinde bir çalışma yaptılar. Bu çalışmada, İngilizce derslerinden kötü not alan öğrencilerden, gelişim odaklı olanlar, sabit kafa yapısında olanlara göre İngilizce telafi derslerini alma konusuna daha sıcak bakıyorlardı. Zeka ile ilgili katı fikirleri olan öğrenciler hatalarını kabullenmekte zorlanırken, bunu giderme fırsatını kaçırmaktaydılar.

Benzer şekilde sabit kafa yapısı, yönetici ve çalışanların yapıcı eleştiri ve tavsiyede bulunma konusunda cesaretlerini kırarak, iş ortamındaki iletişim ve ilerlemeyi geriletmektedir. Psikologlar Peter Heslin, Don VandeWalle (Kuzey Metodist Üniversitesi) ve Gary Latham (Toronto Üniversitesi) tarafından yürütülen çalışmada sabit kafa yapısındaki yöneticilerin, diğer gruba göre, çalışanlarından geri bildirim bekleme ve yapılan geribildirimden memnun olma ihtimallerinin daha az olduğunu göstermiştir. Gelişim odaklı yöneticiler kendilerini sürekli gelişim içinde görürken, zekanın sabit olduğunu düşünen yöneticiler eleştirileri kendi kapasite seviyelerinin yansıması olarak görmektedir. Ancak, Heslin, VandeWalle ve Latham yöneticilere gelişim kafa yapısının prensiplerini anlattıktan itibaren, bu yöneticiler çalışanlarını daha fazla yararlı tavsiye vermeleri konusunda yönlendirmeye başladılar.

Kişinin zorluklarla mücadele konusundaki istekliliği üzerinden kişisel ilişkilerin kalitesini ve sürekliliğini de etkiler kafa yapısı. Ontario Üniversitesinden Lara Kammrath ile 2006 yılında yaptığımız çalışmaya göre sabit kafa-yapısındakiler ilişkilerindeki sorunları çözmeye diğer gruba nazaran daha isteksiz. Sonuçta insan kişiliğini belirleyen özelliklerinin önemli kısmının değişmez olduğunu varsayarsanız, ilişkinin onarılması pek olanaklı gözükmez. Diğer yandan insanların değişip gelişebileceğine inanan kişiler ilişkilerindeki sıkıntılarla yüzyüze gelme konusuna özgüvenle yaklaşarak çözümlere ulaşacaktır.

Uygun Övgü
Çocuklarımıza gelişim odaklı düşünmeyi nasıl aşılarız. Bunun bir yolu çok çalışma sonucu elde edilmiş başarı hikayeleri anlatmaktır. Örneğin, doğuştan matematik dehası olan kişiler yerine, matematik aşkıyla çalışarak müthiş beceriler geliştirmiş matematikçilerden söz etmenin bunu geliştireceği araştırmalarımızla sabit. Ayrıca övgüler yoluyla kafa-yapılarını aktarılabilir. Çoğunluk değilse bile birçok aile çocuklarının ne kadar zeki ve yetenekli olduğunu söyleyerek büyütmelerinin uygun olacağına inanmaktadır. Çalışmalarımız bunun yanlış olduğunu göstermektedir.
 
1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik.  Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, November 06, 2008 12:47:26 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, November 03, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okulda ve hayatta başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
"Carol S. Dweck"

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970'lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında "zaten hafızam iyi değildir" şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

Bu öğrencilerin dışındakiler ise hatalarını düzeltmeye ve yeteneklerini keskinleştirmeye konsantre oldular. İçlerinden biri: "Daha yavaş düşünmeli ve bunu nasıl çözebileceğimi bulmalıyım" dedi. İki öğrencinin yaklaşımı gerçekten ilham vericiydi. Biri, sandalyesine yerleşti, ellerini ovuşturdu ve "Zorluklarla başa çıkmayı seviyorum" dedi. Diğeri,zor soruları kastederek araştırmacıya onaylar bir ifadeyle baktı ve, "Bunun eğitici olmasını umuyordum!" dedi. Tahmin edildiği üzere, bu davranış biçimine sahip öğrenciler, bu araştırmada kendi gruplarının üzerinde bir başarı sergilediler.

Zekaya iki farklı bakış
Birkaç yıl sonra, "öğrenme-isteksizler" ve "gelişim-odaklı" gruplarının temel farkı üzerine daha geniş bir teori geliştirdim. Farkına vardım ki, bu iki tip öğrenci, hatalarına farklı açıklamalar getirmekle kalmıyor, aynı zamanda zeka ile ilgili farklı "teori"lere inanıyorlar. İsteksiz olanlar, zekanın sabit bir özelllik olduğunu düşünüyor; belirli bir zeka seviyen vardır, değişmez. Ben bunu "sabitçi kafa-yapısı" olarak ifade ediyorum. Hatalarını bir yetenek eksikliğine bağlıyorlar, kendilerinde bunu değiştirme gücünü göremediklerinden, özgüvenleri kırılıyor. Zorluklara meydan okumak hata yapma risklerini arttırıyor ve onların daha az zeki gözükmesine yol açıyor, bu nedenle zorluklardan kaçıyorlar. Jonathan gibi çocuklar çok çalışmanın aptal oldukları anlamına geleceğini düşünüyorlar, bu yüzden çalışmak istemiyorlar.

Diğer yandan, gelişim odaklı çocuklar zekanın esnek olduğuna, eğitim ve sıkı çalışma ile geliştirilebileceğine inanıyorlar. Öğrenmeyi her şeyin üzerinde tutuyorlar. Sonuçta, aklın geliştirilebileceğine inanırsanız, onu mutlaka geliştirmek istersiniz. Sorunlar çalışma eksikliğinden kaynaklandığından daha fazla çalışarak çözülebilirler. Çözüm bekleyen güçlükler, korkutucu değil, enerji verici öğrenme fırsatlarıdır. Gelişime odaklı öğrencilerin, daha iyi akademik performans göstereceklerini ve yüksek ihtimalle akranlarının üzerinde başarı elde edeceklerini öngörmüştük.

2007'nin başlarında yayınladığımız çalışma ile bu öngörümüzü kanıtlamış olduk. Psikologlar  Lisa Blackwell (Kolombiya Üni.), Kali H. Trzes­niewski (Stanford Üni.) ve ben ilköğretimden liseye geçmek üzere olan 373 çocuğu derslerin zorlaştığı dönemde düşünce yapılarının matematik notlarını nasıl etkilediğini izlemek üzere 2 yıl süresince takip ettik.  7. sınıfın başlarında düşünce yapılarını değerlendirmek üzere, "Zeka temel bir özelliğimizdir, değiştirilemez" benzeri sorulara katılıp katılmadıklarını sorduk. Daha sonra öğrenmekle ilgili diğer yaklaşımlarımını saptadık ve notlarını değerlendirdik.

Tahmin ettiğimiz üzere, gelişim-düşünce (kafa) yapısına sahip öğrenciler okulda öğrenmenin, iyi notlar almaktan daha önemli olduğunu düşünüyorlardı. Hatta, sıkı çalışmaya saygı duyarak, bir konuda ne kadar pratik yaparsan, o kadar iyi olursun kanısına sahiptiler. Dehaların bile başarıya ulaşmak için çok çalışmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Bir testten kötü not almak gibi hayal kırıklığına uğratıcı bir engelle karşılaştıklarında, daha çok çalıştılar ve farklı stratejiler denediler.

Sabit kafa-yapısına sahip öğrencilerse zeki görünmek kaygısındaydılar ve öğrenmeye fazla saygı duymuyorlardı. Çalışmaya bakışları negatifti ve onlar için fazla çalışmak ihtiyacı yetenek eksikliği demekti. Yetenekli ve zeki kişilerin, çok çalışmaları gerekmemeliydi. Kötü notları yeteneksizlikle ilişkilendirerek, bu konuya daha fazla çalışmayacaklarını, bir daha bu konuda ders almayacaklarını, gerekirse kopya çekeceklerini söylüyorlardı.

Bu farklı bakış açıları notları dramatik bir şekilde etkilemişti. Gelişim-kafa yapısındaki öğrencilerin lisenin ilk yıllarındaki matematik test notları, diğer grubunkine yakın durumdaydı. Fakat dersler zorlaştıkça, gelişime açık öğrenciler daha iyi kararlılık gösterdi. Sonuç olarak, bu öğrencilerin notları diğer öğrencilerinkini geçti ve onları izlediğimiz 2 yıl boyunca aradaki fark giderek arttı.

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, November 03, 2008 11:41:05 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 
 Friday, October 31, 2008

Scientific American'da "Akıllı çocuk yetiştirmenin sırrı" makalesinin başlığını gördüğümde, bunun klasik bir 5 adımda akıllı çocuk yetiştirme; iyi besleyin, bol bol okuyun,.. şeklinde klişe yazılardan olduğunu düşünmüştüm. İlk paragrafı okuduğumda, benim de kolayca düşebileceğim bir hatayı önlemeye yönelik bilimsel araştırmaya dayanan yazı olduğunu anladım. İyi ki okumuşum. Orijinalinden dilim döndüğünce tercüme ediyorum:
.......................................................................

AKILLI ÇOCUK YETİŞTİRMENİN SIRRI

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okul ve hayattaki başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
"Carol S. Dweck"

Temel Konseptler

Artan sıkıntılar

Birçok kişi süperzeka ve yeteneği başarının anahtarı olarak görmektedir. Ancak otuz yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; yetenek ve zekanın üzerinde fazla durulması, bu özellikler doğuştan geldiğinden değiştirilemeyecekleri düşüncesi, insanları başarısızlığa karşı savunmasız hale getiriyor. Zorluklarla mücadele etmekten kaçmasına ve öğrenme motivasyonunu azalmasına yol açıyor.

İnsanlara gelişim kafa yapısına sahip olmayı öğretmek zeka ya da yetenek yerine çabaya konstantre olmayı teşvik ediyor. Bunun sonucu olarak okulda ve hayatta üstün başarılı bireyler yetişiyor.

Ebeveyn ve eğitimciler çocuklarını gösterdikleri çaba ve kararlılık için (zeka yerine) överler, onları sıkı çalışmak ve öğrenme aşkı ile ilgili hikayeler büyütürlerse, onların gelişim odaklı kafa yapısına sahip olmalarını sağlayabilirler.

Çok zeki bir öğrenci olan Jonathan ilkokulu tereyağından kıl çeker gibi bitirdi. Ödevlerini yaparken hiç zorlanmadı ve hep A (takdir, pekiyi) aldı. Jonathan bazı sınıf arkadaşlarının neden zorlandıklarını da anlamakta güçlük çekiyordu. Ebeveynleri onun doğuştan yetenekli olduğunu söylediler. Jonathan yedinci sınıfa geldiğinde birdenbire okula olan ilgisini kaybetti ve ödevlerini yapmayı, sınavlara çalışmayı reddetmekteye başladı. Notları dibe vurdu. Aile büyükleri oğullarının üstün zekaya sahip olduğundan emin olmasını sağlayarak, özgüvenini arttırmak istediler. Fakat bu çabaları Jonathan'ın motivasyonunu sağlamada hiç işe yaramadı. Okul işlerinin sıkıcı ve anlamsız olduğunu söylüyordu.

Toplum olarak yeteneği onurlandırıyoruz ve çoğumuz doğuştan sahip olunan zeka ile yeteneğin ve bunlara duyulan özgüvenin başarının reçetesi olduğunu varsayıyoruz. Aslında, 30 yıllık araştırmanın da gösterdiği üzere, akıl ve yeteneğin fazlaca vurgulanması, kişileri kaybetmeye açık, güçlüklerden korkan ve zayıf yanlarını geliştirmeye isteksiz hale getirmektedir. Bunun sonuçları Jonathan gibi çocuklarda, öğrenim hayatının ilk yıllarında fazla çaba harcamadan akademik başarıya ulaşmaları nedeni ile doğuştan zeki veya yetenekli olarak tanımları ile ortaya çıkmaktadır. Böyle çocuklar aklın genetikle sabit olduğu kanısını ile öğrenmeye çalışmanın, zeki olma(görünme) yanında  önemsiz olduğuna inanmaktadırlar.Hırs gerektiren durumları, hatalarını ve pratik (egzersiz) gerektiren işleri, gelişmek için fırsat olarak görmek yerine, kendi egoları için bir tehdit olarak algılamaktadırlar. Ve bu durum uğraştıkları işler artık onlara kolay gelmediğinde özgüvenlerini ve motivasyonlarını kaybetmelerine yol açmaktadır.

Jonathan'ın ailesinin yaptığı gibi, değişemeyen özellikleri övmek bu düşünce yapısını güçlendirmekte, genç atletlerin iş hayatlarında ve hatta evliliklerinde de mevcut potansiyellerini tam olarak kullanamadan yaşamalarına yol açmaktadır. Diğer tarafta, çalışmamızın gösterdiği gibi gelişime odaklı düşünmeyi öğretmek çalışma ve çabaya odaklanmayı teşvik etmekte ve bu onların okulda ve hayatta çok başarılı bireyler olmalarını sağlamaktadır.


Üstesinden Gelme Fırsatı

Araştırmaya ilk başladığımda, 1960'larda Yale Üniversitesinde psikoloji master öğrencisi olarak insanoğlunun motivasyonunun temellerini ve engeller karşısında nasıl ayakta durabildiğini sorgulamaktaydım.  Pensilvanya Üniversitesi psikologları Martin Seligman, Steven Maier ve Richard Solomon tarafından yürütülen havyan deneylerinde, çoğu hayvan, birkaç başarısızlık sonucu durumun ümitsiz ve kendi kontrollerinin dışında olduğuna kanaat getiriyordu. Araştırmacılar, bu deneyimi geçiren hayvanların, durumu değiştirebilecekleri şartlar oluştuğunda bile pasif kaldıklarını izlemişlerdi. Bu hayvanlar çaresizliği (acizliği) öğrenerek kabullenmişlerdi.

İnsan türü de çaresizliği (basiretsizlik de denebilir) öğrenebilme potansiyeline sahip olmakla birlikte, her birey engellere karşı aynı şekilde tepki vermemektedir. Şunu merak ediyordum; neden bazı öğrenciler güçlüklerle karşılaştıklarında kolayca vazgeçerken, onlardan daha fazla yeteneğe sahip olmayan diğerleri canını dişine takıp öğrenmeye çalışıyordu.  Kısa süre sona ulaştığım ilk yanıt, bunun insanların neden kaybettikleri konusundaki inançlarında yatıyordu.

Başarısızlığın yetenek eksikliği ile ilişkilendirilmesi, suçun haylazlığa atılmasına göre daha demotive edicidir. 1972'de, okulda çaresiz durumda gözüken bir grup ilköğretim öğrencisine, matematik problemlerindeki hatalarının az çalışmaktan kaynaklandığını öğrettiğimde, bu çocuklar problemler zorlaştığında bile çabalamaya devam ettiler. Ve zorlanarak da olsa bu soruların birçoğunu çözdüler. Diğer çaresiz bir grup öğrenci, sadece kolay problemlerdeki başarıları için ödüllendirildiler ve bu ödüllendirme daha zor problemleri çözmeleri için hiçbir fayda sağlamadı. Bu deneyler çalışmaya konsantre olmanın çaresizlikten kurtulma ve başarıya ulaşmada yardımcı olarağının erken dönem göstergesiydi.

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970'lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında "zaten hafızam iyi değildir" şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

devamı : Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2) 


*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun


del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 31, 2008 10:55:44 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, October 27, 2008

Kitubi'de bebek bakımı ve hamilelik üzerine yazıyorum. Konu dışına çıkmak adetim değil. Ama bunu yazmadan rahat edemeyeceğim artık. Madem böyle bir konuyu yazdım, keskin olsun. Yazdığıma değsin.

Nerede yaşadığını sanıyorsun sen? Bir sivri akıllının kafasına göre yazdıklarını okumak. Okumak yetmedi aklına eseni gelen geçen okusun diye yazmak. Bütün dünyaya açık sayfalar. Neresi sanıyorsun sen burayı?

Televizyonun yok mu, gazeten yok mu, otur dizilerini, aralarındaki reklamlarını izle, kontrol ediyoruz onları gücümüz yettiğince. Sen kendini ne sanıyorsun ki, başkalarının da okuyacağı şeyler yazıyorsun, kimsin sen? Günlükmüş...Maarif ajandaların kökü mü kurudu? Eskiden saklanır gizli gizli yazardık biz günlüklerimizi kimse okumasın diye, açmazdık öyle ulu orta.

Ben de şaşırmış gibi oturup yazıyorum, "Bebeğimizi nasıl bakalım?", "Hamile iken ne yiyelim, ne içelim?". Haddimi bilmez gibi planlar yapıyorum, zeki çocuk nasıl yetiştirilir, cinsiyet ayrımcılığı yapmayan oğullar büyütmek üzerine düşünüyorum, vakit bulayım da, şöyle dişe dokunur yazılar yazayım diyorum. Hayır benim blog öyle blogger'da falan da durmuyor, baktılar blogger'ı wordpress'i kapatmakla olmuyor, kapatıverirler bütün interneti, bir televizyona, bir telefona kalırız iletişim diye maazallah bir benim yüzümden.

Konu kapatma olunca memleketimdeki yasanın, mahkemenin gücüne bak. Uyarı yok, açıklama yok, gerekçe yok. Kapatıyorum...kapatıyorum...kapattım!

Diyarbakırda bir suç işlenmişse, Diyarbakır'ı mı kapatalım?

Oral Çalışlar Radikal'deki yazısında konuyu bilgisizliğe bağlamış, umarım durum bu değildir. Çünkü cahillik, medeniyet yolundaki çok erken bir dönem. Önce cahillik geliyor, sonra az bilginin getirdiği korku, sonra bu korku ile cahilce yasaklar, sonra işler biraz karışıyor. Ben korkulu cahil yasakçılığı döneminde olduğumuzu tahmin ediyorum. Her ne kadar bu karışıklık ihtimali beni korkutsa da, korkunun ecele faydası yok diyorum.

Çocuklarımız büyüdüğünde bunların bitmiş, aydınlık günlerin gelmiş olacağını umuyorum...

Güncelleme (28 Ekim): Blogger bugün öğlen saatlerinde açıldı...

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, October 27, 2008 12:28:28 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Thursday, October 23, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Dil Gelişimi ve Güvenlik

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Çalışan bir anneyim.
Hafta içi yemeklerimizi bebeğimizin bakıcısı hazırlıyor. Evde kimse ne yemek pişirileceği konusunda fikir beyan etmek istemiyordu. Son dakikada aklımıza bir şey gelirse ya malzeme olmuyor, ya da eti çözdürmek lazımdı, fasulyeyi suda bekletmedik gibi hazırlık gereksinimleri yüzünden alternatif aramak gerekiyordu.

Herkesin gönlü oldu
Eşimden de onaylı çoktan seçmeli bu planı, aslında bakıcımıza kolaylık olması ve bir miktar da insiyatif sağlaması açısından hazırladım. Yoğunluğuna göre kolay ya da zor bir yemek seçebiliyor, kendi canının çektiği şeylere öncelik verme şansı doğuyor. Daha keyifle yemek pişiriyor. Ne pişireceğim sorununun çözülmesi o kadar iyi oldu ki, keşke kendim yemek pişirdiğim zamanlarda düzene koysaymışım diyorum.

Çocuğumuzun ve bizim ihtiyaç duyduğumuz besinleri aldığımızdan emin olurken damak zevkini de bozmamaya dikkat ettim. Buradan sonrasını bakıcımıza hazırlayıp gönderdiğim şekilde yayınlıyorum. Afiyet olsun :)

.............................................................................................


7 GÜNLÜK YEMEK PLANI
Türk yemeklerinde zeytinyağlı yemeklerin önemli bir yeri vardır. Ancak Ilgaz bu aralar pek tercih etmediği için bunalmasın diye haşlama (buharda) sebze ağırlıklı hazırladım. Birkaç ay sonra deneyip değiştiririz. Bunun yanında benim aklıma gelmeyen yemekleri de yapabiliriz. Beslenme ve damak tadı açısından dengeli bir menü hazırlamaya çalıştım, her zaman değişiklik yapabiliriz. Aşağıda verdiklerim sadece örnekler, mevsim sebzelerine göre, pazarda bulduğumuz taze farklı sebzeleri de kullanarak çeşitlendirebiliriz. Günlerini değiştirebiliriz.
Karışık yemek pişirdiğimiz günlerde, salataları soslamadan önce yemeğin malzemelerinden Ilgaz’ın hem tabaklarını süslemek, hem de yemeğin karışmış halini sevmemesi riskine karşı bir miktar ayırabiliriz.

Tencere yemeği günü
Pilav ya da makarna, salata ya da yoğurt türevi ile birlikte.

  • kıymalı bezelye, pilav, cacık
  • parça etli türlü, bulgur pilavı, yoğurt
  • dolma (biber, domates, kabak, kara lahana, lahana), makarna, salata
  • kıymalı ıspanak (semiz, pazı), üstüne sarımsaklı yoğurt, peynirli erişte
  • etli ya da kıymalı kapuska, kuskus
  • kıymalı fasulye, pilav, cacık

Hamur işi günü

  • Börek (ıspanaklı, kıymalı, patatesli), salata
  • Çeşitli moldov börekleri :) (kolaylarından)
  • Lazanya
  • Gözleme
  • Fırın makarna (peynir, kıyma, sebze eklenebilir), salata
  • Ev pidesi (kıymalı mantarlı, karışık, kuşbaşılı kaşarlı)
  • Birkaç haftada bir dışarıdan lahmacun veya pizza alabiliriz
  • Soslu makarna (kıymalı yoğurtlu, domatesli hellimli, kremalı mantarlı, ızgara tavuklu mısırlı)
  • Sosyete mantısı
  • Tirit

Et yemeği günü

  • yanında buharda haşlanmış sebze/ kızarmış sebze /sebzeli meze ya da çorba
  • Havuçlu, reyhanlı tavuk yanına bezelye, havuç, patates (garnitür şeklinde)
  • Biftek, kızartma veya haşlanmış sebze (fasulye, karnıbahar, brokoli, bezelye, havuç, vb)
  • Fırın poşetinde sebzeli tavuk, yayla çorbası
  • Haşlama et, salata
  • Haşlama kemikli tavuk (servis yapmadan kemikleri ayıklamak iyi olur), suyuna pilav ya da çorba, haşlanmış sebze (hepsi buharda pişirilebilir, alttaki suya çorba ya da pilav yapılabilir)
  • Çin yemeği, çin pilavı (ya da eriştesi)

Bakliyat günü

  • Etli kuru fasulye, pilav, yoğurt, turşu
  • Etli nohut, pilav, hoşaf
  • Zeytinyağlı barbunya, pilav, yoğurt
  • Kıymalı erişteli yeşil mercimek yemeği, patates salatası veya yoğurtlu havuç salatası
  • Kara kız köftesi (kıymalı, cevizli sosla), çoban ya da havuçlu salata
  • Kısır, marul, ayran
  • Mercimek köftesi, marul, ayran
  • Soya fasulyesi gibi farklı bakliyatlardan yemekler

Salata günü
Sadece salata yapıldığında, biraz etli ve peynirli malzeme ile biraz makarna, pirinç ya da patates tipi malzeme olursa daha doyurucu olur.

  • Bol marul, peynir (kaşar, dil, sert beyaz peynir), mısır, haşlanmış makarna, somon (haşlanmış et, ton balığı, karides, vb), domates, salatalık, turşu veya zeytin
  • Lahanalı salata
  • Rus salatası
  • Patatesli pancarlı salata
  • Buharda haşlanmış brokoli, erişte, patates, tavuk

Köfte günü

  • Fırında köfte patates, salata, ayran
  • Sebzeli köfte, kuskus
  • Sulu, ekşili köfte
  • Hamburger (evde yapılmış köfte ile)
  • Köfteli ekmek kebabı (kalmış ekmekler değerlendirilir
  • Köfte, mücver (ıspanak, pırasa, patlıcan)
  • Köfte, yoğurtlu kereviz ve patates püresi, veya patates salatası

Balık günü

HAFTALIK MENÜ (vakit oldukça)

  • Haftada bir defayı geçmeyecek şekilde hoşaf ya da limonata yapabiliriz (birkaç gün içilecek miktarda)
  • Haftada bir günü geçmeyecek şekilde kek, kurabiye, sütlü tatlı, poğaça, tahinli ekmek gibi birkaç gün yenilebilecek hamur işleri yapabiliriz. Bunlarda beyaz unu esmer unlarla karıştırarak, şekeri azaltıp pekmez, kuru meyve ekleyerek, ceviz, fındık, peynir kullanarak daha sağlıklı hamur işleri yapabiliriz. Dondurma da olabilir.
  • Bir-iki haftada bir evde turşumuz yoksa (varsa da) pancar turşusu yapabiliriz (birkaç gün yenilecek şekilde)
  • Haftada 2 kez birkaç gün içilecek şekilde çorba yapabiliriz (mercimek, domates, şehriyeli domates, moldov çorbası, borç çorbası, yayla çorbası, sütlü brokoli, sütlü sebze, ekşili sebze, tarhana, kitaplardaki tüm kolay çorbalar denenebilir), buhar makinesi sularını, makarna ve artmış yemek sularını, sosları çorbalarda değerlendirelim.
  • Buharda pişirdiğimiz yemeklerin sularını değerlendirelim, pilav makarna etin sebzenin altında pişebilir, suyu çorbada kullanılabilir, limon sıkılıp olduğu gibi içilebilir. Hiç kullanılmayacaksa buzluğa kaldırılıp daha sonra kullanılabilir. Önceki günden yemek kaldıysa değerlendirelim, sofraya çıkartalım.

 

.....................................................................

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Buraya da göz atın: http://haftaninmenusu.blogspot.com/

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, October 23, 2008 10:27:51 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Monday, October 20, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Hijyen ve Gezme Çantası

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

Önceki yazılarda da söz ettiğim gibi, düzeni sağlamak ve oğlumuzun gelişim durumuna göre öncelik vermek istediğimiz konuların hatırlanmasını sağlamak amacı ile bir rutin hazırladık. Bu rutinin dil gelişimi ve güvenlik maddeleri ile ilgili bölümünü bu yazıda yayınladım. Bu konu da ayrı bir yazı konusu ama çocuğumuzun bebeklik ve erken çocukluk döneminde (5 yaşından önce) herhangi ikinci bir dil öğrenmesinden yanayız. Bu konuda bakıcımızın Rusça biliyor olması durumunu bir fırsat olarak gördük. Aslında tercihimiz bakıcısının başladığı günden itibaren onunla hep Rusça konuşmasıydı, ama özellikle gelen gidenle iç iletişim ihtiyaçlarından dolayı bir disipline oturtamadık. Ilgaz'ın dil becerilerinin ivme kazandığı bu dönemi değerlendirmek istiyoruz. Bu arada bir sürü de Rusça çocuk kitabı edindik. Eğer becerebilirsek kendimiz de Rusça öğrenmek istiyoruz.

...

DİL GELİŞİMİ
• Daha fazla Rusça, hedefimiz biz yokken seninle Rusça konuşması.
• Rusça kitap okurken günlük hayatı anlatanlara öncelik verilmesi, göstererek anlatılması.
• Türkçe konuşmaya başlamadan önce Türkçe yaptığımız gibi, evin içinde dolaşarak obje isimlerinin Rusça tekrarlanması.
• Basit emirlerin ve yanıtlarının oyun gibi Rusça tekrarlanması. Eline bir cisim vererek, al-ver, kutu kapakları ile kapat-aç oynamak gibi.
• Düzenli aktivitelerin cümle kurularak tekrarlanması yoluyla cümle kurmanın öğretilmesi.
• Cümle kurmadan ifade ettiklerini onaylayıp, cümlelerle tekrarlamak.
• Kitap okumak.
 
GÜVENLİK
• Su dolu kap bırakmayalım.
• Ulaşabileceği yerlerde deterjan, kesici aletler, ilaç gibi zararlı maddeler bulunmasın.
• Parçaları soluk borusuna kaçabileceğinden ortalıkta balon, naylon poşet kalmasın.
• Yemek yerken, bir şey içerken yalnız kalmasın.
• Yalnızca oturarak yemek yesin(dışarıda iseniz kaldırımın kenarına oturabilir, en azından kaldırımda durarak yesin, koşmasın).
• Elinde sivri ya da kırılabilecek bir şeyle dolaşmasın, koşmasın.
• Kalem gibi sivri şeyler ulaşamayacağı yerde dursun, yalnızken oynamasın.
• Oyuncakları oynadıktan sonra toplayın (üzerine basıp düşmeyin).
• Kapıyı kilitli tutalım (anahtarla açılabilecek şekilde, Ilgaz açamasın diye)
• Eve bizim haberimiz olmadan kimse gelmesin (evde yalnız olduğun zamanlarda da)
• Yanında kafasını karıştıracak ya da hayal ürünü herhangi bir şey konuşmamak gerekiyor. Korkutacak şeyler anlatmamak, hikayelerde, masallarda korku unsurları varsa bunları okumamak gerekiyor.

Not: Ilgaz için erken olsa da Boyut yayınlarının Anaokulu dergilerini satın aldık (bu arada dergiler çok başarılı). Yanında hediye olarak "Bebekler ve Çocuklar için Temel İlk Yardım" kitabı hediye ettiler. İş gidiş dönüşlerde serviste yolluk olarak bu kitabı okuyayım dedim, bunu çoktan yapmış olmam gerektiğini farkettim. Kazalarda ne yapacağımız, ne yapmayacağımız konusunda bilgi edinip hazırlanarak, birkaç zamanında basit müdahele ile çocuklarımızı kurtarabiliriz. En basit örneği, boğazına bir şey kaçtığı için öksüren bir çocuğun sırtına vurmak, kaçan şeyin daha beter solunum yoluna yerleşmesine yol açabilirmiş. Ben kitabı evcek hatim etmemize karar verdim. Yuvaya da bir tane hediye etmeyi planlıyorum. Bence herkes kitap ya da kurs, bir biçimde ilk yardım öğrenmeli. Panik halinde hiçbir şey yapamam demeyin. Beynimizin hiç kullanmadığımız, adrenalinin de etkisiyle, böyle acil durumlarda ortaya çıkan bir kapasitesi var. Önceden bilgiyi edinirseniz, beceri, metanet ve konsantrasyonu bu kapasite halledecektir. Beynin gücünü hafife almamakta fayda var.

Sonraki yazı çoktan seçmeli sağlıklı yemek programı üzerine. Ne yemek yapılacağının kararının alınması sizin evde de önemli bir sıkıntıysa, ve hatta bu iş sizin üzerinize yıkılmış olduğu halde, bir de menüye burun kıvıranlar oluyorsa, bu yazıyı kaçırmayın...

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, October 20, 2008 10:20:32 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Sunday, October 19, 2008

18-24 Aylık Bebek Bakımı Serisinde Önceki Yazılar:

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Günlük Rutin

HİJYEN
• Yemeklerden önce ve sonra ellerini yıkamak
• Dişlerini fırçalamak (kahvaltı ve öğle yemeği ve akşam yemeğinden sonra)
• Dışarıdan geldikten sonra ellerini yıkamak
• Tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yıkamak
• Yemek yerken kaşık, çatal kullanmaya teşvik etmek
• Kendi hijyenimize de aynı onunki gibi dikkat etmek, ayrıca yemeklerini hazırlamadan önce de ellerimizi yıkamak
• Biberon ve suluklarını ara sıra kaynatmak, ya da az sirkeli suda bekletmek (özellikle deterjan kokusu yüzünden)
• Yemek yediği bölgede kirlenen yerleri sık sık silmek
• Deterjan kullanılan yerlerde iyi durulamaya dikkat etmek
• Bulaşıklıkları sık sık yıkamak
• Çekmeceleri de zaman zaman boşaltıp, silip yerleştirmek

Tuvalet eğitimi ile ilgili hatırlatmalar:
• Çişini tuvalete isabet ettiremediğinde gülmeyelim, kızmayalım, sadece sakin bir şekilde içeri yapması gerektiğini anlatalım. Çıkacak sese dikkatini çekerek teşvik edebiliriz.
•  Bez çıktıktan sonra eğer tuvaletini söylemeden yaparsa kesinlikle kızmayalım, fazla büyütmeden temizliğini yapalım. Sadece sakin bir şekilde bir daha geldiğinde söyle olur mu, tuvalete yapar sifonu çekeriz tarzı ifadeler kullanabiliriz.

GEZME ÇANTASI
Büyük çanta:
• Kapalı kaplarından birinde her zaman kuru meyveler ve bir paket müsli bar
• Her zaman temiz olmasına, içinde bozulacak yiyecek, kirli giyecek olmamasına dikkat edelim
• Islak mendil, canbebe alt değiştirme örtüsü, bez, temiz tülbent (pembe kenarlı orta boy olan), yedek çorap (bir çift), çatal, bıçak, kaşık (1 takım), küçük boy şampuan, nemlendirici gibi malzemeleri, baharda ve yazın güneş koruyucu, mevsimine göre şapka, bere, atkı, küçük bir örtü içinde hazır bulunsun. Havaya göre giysi, su ve yiyecek eklediğimizde hazır hale gelsin.
Kısa gezilerde:
Su, Islak Mendil, Kuru Mendil, para, anahtar, telefon her zaman yanınızda olsun. Telefonunda bizim, yakınlarımızın, doktorunun, hastanenin, ambulansın, polisin telefonu kayıtlı olsun.

Bu seride sonraki yazı Dil Gelişimi ve Güvenlik...

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, October 19, 2008 9:52:01 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]