Wednesday, November 12, 2008

Brainology'den mail'ime yarı jenerik, yarı kişiselleştirilmiş bir yanıt gelmiş. Artık nasıl bir İngilizce ile sorduysam, onlarla iş ortaklığı yapmak istediğimi düşünmüşler. Neden olmasın değil mi? İspanyolca'ya ve birkaç dile daha tercüme etmeyi düşünüyorlarmış, ama hemen olmaz diyorlar. Umarım her şey gibi bu da en son bizzim dilimize çevirilmez. Lütfen en son Türkçe olmasın. Atatürk de bu makaleyi okumuş olsaydı sanırım, "Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir" yerine, "Türk milleti çalışkandır, Türk milleti çok çalışkandır" derdi.

Programın demosuna baktım çok güzel. Belki okul çağında İngilizce bilen çocukları olan aileler almayı düşünebilirler programı.

Aldığım mail'in orijinali aşağıda:

"Hi Damla,
We're very excited to hear of your interest in partnering with us to bring BrainologyTM to Turkey.  We're happy to hear that your child will learn the growth mindset from such a young age.
We do have a demo of the program available and you can access it via the following link:
http://www.brainology.us/webnav/demo.aspx
As far as translating the program we do have plans to release the program in Spanish and other languages in the future, but these won't be ready for some time.
You may be interested in the following resources to learn more about the BrainologyTM program:
-      a summary of the research that led to BrainologyTM:
http://www.brainology.us/websitemedia/info/brainology_intro_pres.pdf and a Scientific American article that also summarizes this research: http://www.sciam.com/article.cfm?id=the-secret-to-raising-smart-kids
-      a BrainologyTM introduction brochure (http://www.brainology.us/websitemedia/brainology_introduction.pdf) and the User Guide (http://www.brainology.us/websitemedia/userguide.pdf)
  As a parent, you may also be interested in the following resources:
-      a New York Magazine cover article on praise & parenting:
http://nymag.com/news/features/27840/
-      Dr. Carol Dweck's book Mindset: The New Psychology of Success, which includes a chapter on Parents, Teachers and Coaches. The book's website, which is at http://mindsetonline.com/, includes a section relating to parenting: http://www.mindsetonline.com/howmindsetaffects/parentsteacherscoaches/
If you have any other questions please don't hesitate to contact us at anytime.  We appreciate any feedback you may have as we're always striving to improve everything we do.
We're excited to work collaboratively with you and your organization in the future."

İlgili yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 - son)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, November 12, 2008 11:41:30 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Tuesday, November 11, 2008
Fikir Atölyesinde Tunç Kılıç'ın yazdığı son yazı. Çok güzel, okumanızı tavsiye ederim.

"...Genç yaşlarında severek aldığı üstü açık bir arabası oluyor Randy’nin. Hafta sonları ufak kuzenlerini alıp gezmeye de bayılıyor. Bir gün kuzenlerin annesi “amcanızın yeni arabasını sakın kirletmeyin” dediği noktada o, bir kutu kolayı açıp herkesin gözü önünde koltuklara döküyor. Bak diyor, “bu sadece bir araba, bir materyal. Kuzenlerimin arabaya çekinerek binmesine neden olma. Onların keyif alması bu arabadan çok daha değerli.” (Nitekim 1 hafta sonra ufaklıklardan biri koltuğa kustuğunda hiçbiri suçluluk hissetmemiş. Kısa bir temizlikten sonra aynen yollarına devam etmişler.)..."

del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, November 11, 2008 12:14:55 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [7]
 

 
 Monday, November 10, 2008
7 yaşında babasını kaybetmiş. Büyük kardeşleri (Fatma, Ahmet, Ömer) difteriden ölmüşler, Atatürk onları hatırlamıyormuş. En küçük kardeşi Naciye 12 yaşında öldüğünde 20 yaşında olan Atatürk çok üzülmüş.

Pek "şans-ı yaver"lerden olmadığımı düşünürüm. Bazen "kısmet" der geçerim. Son günlerde bu kısmet işinden sıkıldım. Tanrı beni "Gerilla" gibi yetiştirmeye çalışıyor diye havaya sokmaya çalışıyorum kendimi.

Bugün işyerimin düzenlediği törende bunu düşündüm. Tanrı Atatürk'ü gerçekten gerilla gibi yetiştirmişti. Senin bu millete yapacakların var, seni şımartacak, oyalayacak hiçbir şey yapmıyorum. Al sana hayatın gerçekleri küçük yaştan, arada da hatırlatırım. Çalış, çabala ve imkansızı başar. "Kill Bill"deki ustanın "Uma Thurman"a yaptığı gibi (evet tamam tam olarak değil, olsun).

Emin olduğum bir şey var, o da Zübeyde Hanım ile çocuğunun yalnızca ilk 7 yılında yanında olabilmiş babası Ali Rıza Efendi'nin bir biçimde, tüm bu şartlara rağmen, çocuklarına özgüven aşılayabilmiş oldukları. Çünkü özgüvenle, sevilmeden büyümüş bir çocuktan asla Atatürk olamaz. Ne kadar hırslı olursa olsun, bir yerde çuvallar. Belki Adolf Hitler olur, ama Mustafa Kemal Atatürk değil. Peki biz tuvalet eğitimi için bile aman kendine güvenini kaybetmesin diye her lafı, her hareketi hesaplarken, 6 çocuklu, üstelik 4'ünü kaybetmiş, üstüne kocasını kaybetmiş bu kadın, genç yaşta ölen bu adam, bunu nasıl başarabildiler? İkisinin de yattığı yer cennet olsun.
del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, November 10, 2008 10:59:24 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, November 07, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

Brainology'nin test versiyonunu deneyen New York'taki 7. sınıf öğrencileri programın öğrenmeye olan bakış açılarını değiştirdiğini söylediler. Öğrencilerden biri "Brainology'nin en sevdiğim kısmı bir şey öğrenildiğinde bağlantılar kurulması ve bu bağlantıların çoğalması, okulda da hep bunu gözümün önüne getiriyorum." yazdı. Bir öğretmen programı kullanan öğrencilerin, bağlantıların kurulduğundan emin olmak için, pratik yaptıklarını, çalıştıklarını, notlar aldıklarını iletti.

Öğrencileri bu bilgi ile donatmak yalnızca, onları çalışmaya sevketmek için bir taktik olarak görülmemeli. Araştırmalar, dehanın bile yıllarca tutku ile çalışma ve dedikasyon sonucu ortaya çıktığını, öyle doğumla verilen bir armağan olmadığını gösteriyor. Mozart, Edison, Curie, Darwin ve Cézanne basit bir şekilde yetenekli doğmuş kişiler değildi. Onlar yeteneklerini yoğun ve istikrarlı çabaları ile ürettiler. Benzer şekilde, sıkı çalışma ve disiplinin okul başarısına etkisi IQ'dan çok daha fazladır.

Bu dersler hemen her tür çalışma için geçerli. Örneğin bazı atletler yeteneği çalışmadan daha değerli görürler ve eğitilmeleri olanaksız hale gelir. Benzer şekilde, birçok kişi iş yerlerinde sürekli takdir ve yüreklendirme olmadan iş bitirmekte zorlanırlar. Eğer evlerimizde ve okullarımızda gelişime odaklı kafa yapısını teşvik edersek, çocularımıza başarılı olmaları, sorumluluk sahibi çalışanlar ve vatandaşlar olabilmeleri için gerekli araçları sağlamış oluruz.

Yazar Hakkında: CAROL S. DWECK, Standford Üniversitesinde psikoloji profesörüdür (Lewis ve Virginia Eaton). Kolombiya, Illinois ve Harvard Üniversitelerinden profesör ünvanlarına sahiptir ve Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi üyesidir. Son kitabı 2006'da Random House tarafından "Mindset" ismi ile yayınlanmıştır.

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Not: Bitti... sonunda :)

Bu arada kitabın türkçeye tercümesi var mı acaba diye ararken konu ile ilgili bir makale daha buldum. Örnekler süper.

İlgili Yazılar:

Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? - Brainology'den yanıt geldi


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun


del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, November 07, 2008 10:12:49 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 
 Thursday, November 06, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik. Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "Oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

Zekanın met edilmesinin, çalışma için sırt sıvazlamaya göre sabit kafa yapısını daha fazla teşvik ettiğini gördük. Örneğin, öğrencilere zor ve kolay soru setleri için seçme hakkı verildiğinde, zekaları için tebrik alanlar çoğunlukla kolay soruları tercih ettiler. Herkese zor sorular verildiğinde ise zekaları övülenler demotive olarak yeteneklerinden şüphe duymaya başladılar.  Bu sorulardan sonra verilen testin başındakilere eşdeğer kolay sorulardaki başarılarında düşüş gözledik. Çalışmaları için yüreklendirilen öğrenciler ise zor sorulardaki özgüvenlerini korudular ve takip eden kolay sorulardaki performanslarında belirgin şekilde artış oldu.

Akıl Yapımızı Düzeltmek
Aileler ve öğretmenler gelişime açık bir kafa yapısı oluşturmak için çabayı teşvik etmenin yanında, aklı bir öğrenme makinesi olarak tanıtma yoluna gidebilirler. Blackwell, Trzesniewski ile birlikte lisenin ilk sınıfında matematik notları düşmekte olan 91 öğrenci için 8 seanslık seminerler düzenledik. Öğrencilerin 48'ine yalnızca çalışma metodları anlatıldı. Diğer 48 öğrenci çalışma becerileri ile birlikte gelişime odaklı kafa yapısı ve bu yaklaşımın derslerinde nasıl uygulanacağı konusunda dersler aldılar.

Bu derslerde öğrenciler "Beynini geliştirebilirsin" isimli bir makale okuyarak, üzerinde tartıştılar. Onlara beynin kaslara benzediği, kullanıldıkça geliştiği ve öğrenmenin beyinde yeni bağlantılar kuracak nöronlar oluşturduğu öğretildi.  Bu öğretinin sonucunda, birçok öğrenci kendilerini kendi beyin gelişimelerinden sorumlu ajanlar gibi görmeye başladılar. İdare edilmesi güç olarak bilinen bir çocuk tartışmanın ortasında durdu ve " Aptal olmak zorunda olmadığımı mı söylemeye çalışıyorsunuz?" dedi.

Dönem ilerledikçe, yalnızca çalışma metotlarını öğrenen çocukların notları düşmeye devam ederken, diğer öğrencilerin notlarındaki düşme durdu ve dönem başındaki seviyesine yükselmeye başladı. İki grubun ğğretmenleri(iki tip seminer düzenlediğimizden habersiz olarak) gelişime açık beyin yapısı eğitimlerini alan çocuklardan % 27'sinde, almayan çocuklardan % 9'unda gözle görülür motivasyon farkı olduğunu bildirdiler. Öğretmenlerden biri "Seminerleriniz şimdiden işe yaradı. L (yukarıda bahsi geçen çocuk) normalde hiçbir ekstra çaba sarfetmez ve ödevlerini zamanında teslim etmez. Geçenlerde düzeltme yapabilmek için ödevini erkenden getirip göz atmamı istedi, bunun için okuldan geç çıktı. Bir B+ aldı (önceden C ve altı alırdı)." dedi.

Daha sonra başka psikologlar da aynı sonuçlara ulaştılar. 2003'te Catherine Good Kolombiya'da, Joshua Aronson ve Michael Inzlicht New York Universitesinde 7. sınıf öğrencilerine verilen gelişim odaklı seminerlerin, matematik ve İngilizce testlerindeki başarılarını arttırdığını raporladılar. Aronson ve Good bu tür seminerler sayesinde öğrencilerin okulu daha çok sevdiklerini, daha fazla değer verdiklerini ve daha iyi notlar aldıklarını gözlemlediler.

Artık bu eğitimleri "Brain-ology" isminde interaktif bir bilgisayar programında toparladık (2008'in ortalarında yaygın olarak dağıtılacak). Bu programın 6 modülü öğrencilere beynin ne yaptığını ve onu nasıl daha iyi çalıştırabileceğimizi öğretecek. Kullanıcılar, sanal bir beyin laboratuvarında, beynin bölümlerine tıklayarak ne iş yaptığını belirleyecek, sinir uçlarına tıklayarak insanlar öğrendikçe bağlantıların nasıl kurulduğunu izleyecek. Kullanıcılar sanal öğrencilere okul sorunları ile başa çıkma konusunda tavsiyeler verebilecekler ve çalışmalarının kaydını tutabilecekler.

Not: Makaleyi okuduktan sonra "Brainology"yi aradım. Program şu anda satın alınabilir durumda. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Not: Makaleyi okuduktan sonra google'da "Brainology"yi aradım. Online program şu anda satın alınabilir durumda. Tek çocuğun online dersi alması için 99 USD istiyorlar. Kardeşler ve okullar için özel indirimler var. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/. Şimdi programın başka dillere tercümesi konusunda ne düşündükleri ile ilgili bir mail atıyorum. Bakalım geri dönecekler mi.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun



del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, November 06, 2008 11:51:49 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................


2003'te Kolombiya'lı psikolog Heidi Grant ile birlikte, zorlu bir kimya dersini almakta olan 128 Kolombiya'lı taze tıp öğrencisi üzerinde yaptığımız araştırmada düşünce yapısı ve başarı arasında benzer bir ilişki bulduk. Öğrencilerin tamamı iyi not alma kaygısını taşıyordu. Buna rağmen, en yüksek notları kimyaya yetenekli olduklarını düşünenler değil, öğrenmeye önem veren öğrenciler aldılar. Öğrenme stratejilerine odaklanan, istikrarla çaba sarfeden bu öğrenciler emeklerinin karşılıklarını aldılar.

Zayıf Yönleri Gidermek
Zekanın sabit olduğuna inanmak, hataların kabullenilmesini, okul, iş ve sosyal ilişkilerdeki zayıflıkların giderilmesini güçleştiriyor. Hong Kong'lu 3 meslektaşım, 1999'da Hong Kong'da İngilizce eğitim veren bir üniversitenin hazırlık sınıfındaki 168 üniversite öğrencisi üzerinde bir çalışma yaptılar. Bu çalışmada, İngilizce derslerinden kötü not alan öğrencilerden, gelişim odaklı olanlar, sabit kafa yapısında olanlara göre İngilizce telafi derslerini alma konusuna daha sıcak bakıyorlardı. Zeka ile ilgili katı fikirleri olan öğrenciler hatalarını kabullenmekte zorlanırken, bunu giderme fırsatını kaçırmaktaydılar.

Benzer şekilde sabit kafa yapısı, yönetici ve çalışanların yapıcı eleştiri ve tavsiyede bulunma konusunda cesaretlerini kırarak, iş ortamındaki iletişim ve ilerlemeyi geriletmektedir. Psikologlar Peter Heslin, Don VandeWalle (Kuzey Metodist Üniversitesi) ve Gary Latham (Toronto Üniversitesi) tarafından yürütülen çalışmada sabit kafa yapısındaki yöneticilerin, diğer gruba göre, çalışanlarından geri bildirim bekleme ve yapılan geribildirimden memnun olma ihtimallerinin daha az olduğunu göstermiştir. Gelişim odaklı yöneticiler kendilerini sürekli gelişim içinde görürken, zekanın sabit olduğunu düşünen yöneticiler eleştirileri kendi kapasite seviyelerinin yansıması olarak görmektedir. Ancak, Heslin, VandeWalle ve Latham yöneticilere gelişim kafa yapısının prensiplerini anlattıktan itibaren, bu yöneticiler çalışanlarını daha fazla yararlı tavsiye vermeleri konusunda yönlendirmeye başladılar.

Kişinin zorluklarla mücadele konusundaki istekliliği üzerinden kişisel ilişkilerin kalitesini ve sürekliliğini de etkiler kafa yapısı. Ontario Üniversitesinden Lara Kammrath ile 2006 yılında yaptığımız çalışmaya göre sabit kafa-yapısındakiler ilişkilerindeki sorunları çözmeye diğer gruba nazaran daha isteksiz. Sonuçta insan kişiliğini belirleyen özelliklerinin önemli kısmının değişmez olduğunu varsayarsanız, ilişkinin onarılması pek olanaklı gözükmez. Diğer yandan insanların değişip gelişebileceğine inanan kişiler ilişkilerindeki sıkıntılarla yüzyüze gelme konusuna özgüvenle yaklaşarak çözümlere ulaşacaktır.

Uygun Övgü
Çocuklarımıza gelişim odaklı düşünmeyi nasıl aşılarız. Bunun bir yolu çok çalışma sonucu elde edilmiş başarı hikayeleri anlatmaktır. Örneğin, doğuştan matematik dehası olan kişiler yerine, matematik aşkıyla çalışarak müthiş beceriler geliştirmiş matematikçilerden söz etmenin bunu geliştireceği araştırmalarımızla sabit. Ayrıca övgüler yoluyla kafa-yapılarını aktarılabilir. Çoğunluk değilse bile birçok aile çocuklarının ne kadar zeki ve yetenekli olduğunu söyleyerek büyütmelerinin uygun olacağına inanmaktadır. Çalışmalarımız bunun yanlış olduğunu göstermektedir.
 
1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik.  Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, November 06, 2008 12:47:26 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, November 03, 2008

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

.....................................................

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okulda ve hayatta başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
"Carol S. Dweck"

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970'lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında "zaten hafızam iyi değildir" şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

Bu öğrencilerin dışındakiler ise hatalarını düzeltmeye ve yeteneklerini keskinleştirmeye konsantre oldular. İçlerinden biri: "Daha yavaş düşünmeli ve bunu nasıl çözebileceğimi bulmalıyım" dedi. İki öğrencinin yaklaşımı gerçekten ilham vericiydi. Biri, sandalyesine yerleşti, ellerini ovuşturdu ve "Zorluklarla başa çıkmayı seviyorum" dedi. Diğeri,zor soruları kastederek araştırmacıya onaylar bir ifadeyle baktı ve, "Bunun eğitici olmasını umuyordum!" dedi. Tahmin edildiği üzere, bu davranış biçimine sahip öğrenciler, bu araştırmada kendi gruplarının üzerinde bir başarı sergilediler.

Zekaya iki farklı bakış
Birkaç yıl sonra, "öğrenme-isteksizler" ve "gelişim-odaklı" gruplarının temel farkı üzerine daha geniş bir teori geliştirdim. Farkına vardım ki, bu iki tip öğrenci, hatalarına farklı açıklamalar getirmekle kalmıyor, aynı zamanda zeka ile ilgili farklı "teori"lere inanıyorlar. İsteksiz olanlar, zekanın sabit bir özelllik olduğunu düşünüyor; belirli bir zeka seviyen vardır, değişmez. Ben bunu "sabitçi kafa-yapısı" olarak ifade ediyorum. Hatalarını bir yetenek eksikliğine bağlıyorlar, kendilerinde bunu değiştirme gücünü göremediklerinden, özgüvenleri kırılıyor. Zorluklara meydan okumak hata yapma risklerini arttırıyor ve onların daha az zeki gözükmesine yol açıyor, bu nedenle zorluklardan kaçıyorlar. Jonathan gibi çocuklar çok çalışmanın aptal oldukları anlamına geleceğini düşünüyorlar, bu yüzden çalışmak istemiyorlar.

Diğer yandan, gelişim odaklı çocuklar zekanın esnek olduğuna, eğitim ve sıkı çalışma ile geliştirilebileceğine inanıyorlar. Öğrenmeyi her şeyin üzerinde tutuyorlar. Sonuçta, aklın geliştirilebileceğine inanırsanız, onu mutlaka geliştirmek istersiniz. Sorunlar çalışma eksikliğinden kaynaklandığından daha fazla çalışarak çözülebilirler. Çözüm bekleyen güçlükler, korkutucu değil, enerji verici öğrenme fırsatlarıdır. Gelişime odaklı öğrencilerin, daha iyi akademik performans göstereceklerini ve yüksek ihtimalle akranlarının üzerinde başarı elde edeceklerini öngörmüştük.

2007'nin başlarında yayınladığımız çalışma ile bu öngörümüzü kanıtlamış olduk. Psikologlar  Lisa Blackwell (Kolombiya Üni.), Kali H. Trzes­niewski (Stanford Üni.) ve ben ilköğretimden liseye geçmek üzere olan 373 çocuğu derslerin zorlaştığı dönemde düşünce yapılarının matematik notlarını nasıl etkilediğini izlemek üzere 2 yıl süresince takip ettik.  7. sınıfın başlarında düşünce yapılarını değerlendirmek üzere, "Zeka temel bir özelliğimizdir, değiştirilemez" benzeri sorulara katılıp katılmadıklarını sorduk. Daha sonra öğrenmekle ilgili diğer yaklaşımlarımını saptadık ve notlarını değerlendirdik.

Tahmin ettiğimiz üzere, gelişim-düşünce (kafa) yapısına sahip öğrenciler okulda öğrenmenin, iyi notlar almaktan daha önemli olduğunu düşünüyorlardı. Hatta, sıkı çalışmaya saygı duyarak, bir konuda ne kadar pratik yaparsan, o kadar iyi olursun kanısına sahiptiler. Dehaların bile başarıya ulaşmak için çok çalışmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Bir testten kötü not almak gibi hayal kırıklığına uğratıcı bir engelle karşılaştıklarında, daha çok çalıştılar ve farklı stratejiler denediler.

Sabit kafa-yapısına sahip öğrencilerse zeki görünmek kaygısındaydılar ve öğrenmeye fazla saygı duymuyorlardı. Çalışmaya bakışları negatifti ve onlar için fazla çalışmak ihtiyacı yetenek eksikliği demekti. Yetenekli ve zeki kişilerin, çok çalışmaları gerekmemeliydi. Kötü notları yeteneksizlikle ilişkilendirerek, bu konuya daha fazla çalışmayacaklarını, bir daha bu konuda ders almayacaklarını, gerekirse kopya çekeceklerini söylüyorlardı.

Bu farklı bakış açıları notları dramatik bir şekilde etkilemişti. Gelişim-kafa yapısındaki öğrencilerin lisenin ilk yıllarındaki matematik test notları, diğer grubunkine yakın durumdaydı. Fakat dersler zorlaştıkça, gelişime açık öğrenciler daha iyi kararlılık gösterdi. Sonuç olarak, bu öğrencilerin notları diğer öğrencilerinkini geçti ve onları izlediğimiz 2 yıl boyunca aradaki fark giderek arttı.

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, November 03, 2008 11:41:05 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [1]
 

 
 Friday, October 31, 2008

Scientific American'da "Akıllı çocuk yetiştirmenin sırrı" makalesinin başlığını gördüğümde, bunun klasik bir 5 adımda akıllı çocuk yetiştirme; iyi besleyin, bol bol okuyun,.. şeklinde klişe yazılardan olduğunu düşünmüştüm. İlk paragrafı okuduğumda, benim de kolayca düşebileceğim bir hatayı önlemeye yönelik bilimsel araştırmaya dayanan yazı olduğunu anladım. İyi ki okumuşum. Orijinalinden dilim döndüğünce tercüme ediyorum:
.......................................................................

AKILLI ÇOCUK YETİŞTİRMENİN SIRRI

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okul ve hayattaki başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
"Carol S. Dweck"

Temel Konseptler

Artan sıkıntılar

Birçok kişi süperzeka ve yeteneği başarının anahtarı olarak görmektedir. Ancak otuz yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; yetenek ve zekanın üzerinde fazla durulması, bu özellikler doğuştan geldiğinden değiştirilemeyecekleri düşüncesi, insanları başarısızlığa karşı savunmasız hale getiriyor. Zorluklarla mücadele etmekten kaçmasına ve öğrenme motivasyonunu azalmasına yol açıyor.

İnsanlara gelişim kafa yapısına sahip olmayı öğretmek zeka ya da yetenek yerine çabaya konstantre olmayı teşvik ediyor. Bunun sonucu olarak okulda ve hayatta üstün başarılı bireyler yetişiyor.

Ebeveyn ve eğitimciler çocuklarını gösterdikleri çaba ve kararlılık için (zeka yerine) överler, onları sıkı çalışmak ve öğrenme aşkı ile ilgili hikayeler büyütürlerse, onların gelişim odaklı kafa yapısına sahip olmalarını sağlayabilirler.

Çok zeki bir öğrenci olan Jonathan ilkokulu tereyağından kıl çeker gibi bitirdi. Ödevlerini yaparken hiç zorlanmadı ve hep A (takdir, pekiyi) aldı. Jonathan bazı sınıf arkadaşlarının neden zorlandıklarını da anlamakta güçlük çekiyordu. Ebeveynleri onun doğuştan yetenekli olduğunu söylediler. Jonathan yedinci sınıfa geldiğinde birdenbire okula olan ilgisini kaybetti ve ödevlerini yapmayı, sınavlara çalışmayı reddetmekteye başladı. Notları dibe vurdu. Aile büyükleri oğullarının üstün zekaya sahip olduğundan emin olmasını sağlayarak, özgüvenini arttırmak istediler. Fakat bu çabaları Jonathan'ın motivasyonunu sağlamada hiç işe yaramadı. Okul işlerinin sıkıcı ve anlamsız olduğunu söylüyordu.

Toplum olarak yeteneği onurlandırıyoruz ve çoğumuz doğuştan sahip olunan zeka ile yeteneğin ve bunlara duyulan özgüvenin başarının reçetesi olduğunu varsayıyoruz. Aslında, 30 yıllık araştırmanın da gösterdiği üzere, akıl ve yeteneğin fazlaca vurgulanması, kişileri kaybetmeye açık, güçlüklerden korkan ve zayıf yanlarını geliştirmeye isteksiz hale getirmektedir. Bunun sonuçları Jonathan gibi çocuklarda, öğrenim hayatının ilk yıllarında fazla çaba harcamadan akademik başarıya ulaşmaları nedeni ile doğuştan zeki veya yetenekli olarak tanımları ile ortaya çıkmaktadır. Böyle çocuklar aklın genetikle sabit olduğu kanısını ile öğrenmeye çalışmanın, zeki olma(görünme) yanında  önemsiz olduğuna inanmaktadırlar.Hırs gerektiren durumları, hatalarını ve pratik (egzersiz) gerektiren işleri, gelişmek için fırsat olarak görmek yerine, kendi egoları için bir tehdit olarak algılamaktadırlar. Ve bu durum uğraştıkları işler artık onlara kolay gelmediğinde özgüvenlerini ve motivasyonlarını kaybetmelerine yol açmaktadır.

Jonathan'ın ailesinin yaptığı gibi, değişemeyen özellikleri övmek bu düşünce yapısını güçlendirmekte, genç atletlerin iş hayatlarında ve hatta evliliklerinde de mevcut potansiyellerini tam olarak kullanamadan yaşamalarına yol açmaktadır. Diğer tarafta, çalışmamızın gösterdiği gibi gelişime odaklı düşünmeyi öğretmek çalışma ve çabaya odaklanmayı teşvik etmekte ve bu onların okulda ve hayatta çok başarılı bireyler olmalarını sağlamaktadır.


Üstesinden Gelme Fırsatı

Araştırmaya ilk başladığımda, 1960'larda Yale Üniversitesinde psikoloji master öğrencisi olarak insanoğlunun motivasyonunun temellerini ve engeller karşısında nasıl ayakta durabildiğini sorgulamaktaydım.  Pensilvanya Üniversitesi psikologları Martin Seligman, Steven Maier ve Richard Solomon tarafından yürütülen havyan deneylerinde, çoğu hayvan, birkaç başarısızlık sonucu durumun ümitsiz ve kendi kontrollerinin dışında olduğuna kanaat getiriyordu. Araştırmacılar, bu deneyimi geçiren hayvanların, durumu değiştirebilecekleri şartlar oluştuğunda bile pasif kaldıklarını izlemişlerdi. Bu hayvanlar çaresizliği (acizliği) öğrenerek kabullenmişlerdi.

İnsan türü de çaresizliği (basiretsizlik de denebilir) öğrenebilme potansiyeline sahip olmakla birlikte, her birey engellere karşı aynı şekilde tepki vermemektedir. Şunu merak ediyordum; neden bazı öğrenciler güçlüklerle karşılaştıklarında kolayca vazgeçerken, onlardan daha fazla yeteneğe sahip olmayan diğerleri canını dişine takıp öğrenmeye çalışıyordu.  Kısa süre sona ulaştığım ilk yanıt, bunun insanların neden kaybettikleri konusundaki inançlarında yatıyordu.

Başarısızlığın yetenek eksikliği ile ilişkilendirilmesi, suçun haylazlığa atılmasına göre daha demotive edicidir. 1972'de, okulda çaresiz durumda gözüken bir grup ilköğretim öğrencisine, matematik problemlerindeki hatalarının az çalışmaktan kaynaklandığını öğrettiğimde, bu çocuklar problemler zorlaştığında bile çabalamaya devam ettiler. Ve zorlanarak da olsa bu soruların birçoğunu çözdüler. Diğer çaresiz bir grup öğrenci, sadece kolay problemlerdeki başarıları için ödüllendirildiler ve bu ödüllendirme daha zor problemleri çözmeleri için hiçbir fayda sağlamadı. Bu deneyler çalışmaya konsantre olmanın çaresizlikten kurtulma ve başarıya ulaşmada yardımcı olarağının erken dönem göstergesiydi.

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970'lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında "zaten hafızam iyi değildir" şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

devamı : Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2) 


*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun


del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 31, 2008 10:55:44 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Monday, October 27, 2008

Kitubi'de bebek bakımı ve hamilelik üzerine yazıyorum. Konu dışına çıkmak adetim değil. Ama bunu yazmadan rahat edemeyeceğim artık. Madem böyle bir konuyu yazdım, keskin olsun. Yazdığıma değsin.

Nerede yaşadığını sanıyorsun sen? Bir sivri akıllının kafasına göre yazdıklarını okumak. Okumak yetmedi aklına eseni gelen geçen okusun diye yazmak. Bütün dünyaya açık sayfalar. Neresi sanıyorsun sen burayı?

Televizyonun yok mu, gazeten yok mu, otur dizilerini, aralarındaki reklamlarını izle, kontrol ediyoruz onları gücümüz yettiğince. Sen kendini ne sanıyorsun ki, başkalarının da okuyacağı şeyler yazıyorsun, kimsin sen? Günlükmüş...Maarif ajandaların kökü mü kurudu? Eskiden saklanır gizli gizli yazardık biz günlüklerimizi kimse okumasın diye, açmazdık öyle ulu orta.

Ben de şaşırmış gibi oturup yazıyorum, "Bebeğimizi nasıl bakalım?", "Hamile iken ne yiyelim, ne içelim?". Haddimi bilmez gibi planlar yapıyorum, zeki çocuk nasıl yetiştirilir, cinsiyet ayrımcılığı yapmayan oğullar büyütmek üzerine düşünüyorum, vakit bulayım da, şöyle dişe dokunur yazılar yazayım diyorum. Hayır benim blog öyle blogger'da falan da durmuyor, baktılar blogger'ı wordpress'i kapatmakla olmuyor, kapatıverirler bütün interneti, bir televizyona, bir telefona kalırız iletişim diye maazallah bir benim yüzümden.

Konu kapatma olunca memleketimdeki yasanın, mahkemenin gücüne bak. Uyarı yok, açıklama yok, gerekçe yok. Kapatıyorum...kapatıyorum...kapattım!

Diyarbakırda bir suç işlenmişse, Diyarbakır'ı mı kapatalım?

Oral Çalışlar Radikal'deki yazısında konuyu bilgisizliğe bağlamış, umarım durum bu değildir. Çünkü cahillik, medeniyet yolundaki çok erken bir dönem. Önce cahillik geliyor, sonra az bilginin getirdiği korku, sonra bu korku ile cahilce yasaklar, sonra işler biraz karışıyor. Ben korkulu cahil yasakçılığı döneminde olduğumuzu tahmin ediyorum. Her ne kadar bu karışıklık ihtimali beni korkutsa da, korkunun ecele faydası yok diyorum.

Çocuklarımız büyüdüğünde bunların bitmiş, aydınlık günlerin gelmiş olacağını umuyorum...

Güncelleme (28 Ekim): Blogger bugün öğlen saatlerinde açıldı...

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

 

del.icio.us | Digg This :: posted on Monday, October 27, 2008 12:28:28 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]