# 21 Ocak 2009 Çarşamba

Tıp hergün değişiyor, her geçen gün % 100 doğru kabul edilen bazı bilgilerin 180 derece tersi yönünde sonuçlar çıkıyor araştırmalardan. Alerji de karışık konulardan biri.

Ailesiyle birlikte bol bol alerjiye sahip biri olarak benim de bu konuda kafam her geçen gün daha çok karışıyor. Acaba korunmaya çalışmak mı doğru, yoksa her şeyi oluruna bırakmak mı? Acaba alerji vücudun aşırı strese karşı bir deşarj yöntemi, yoksa bir savunma sistemi hatası mı?

Doktorlarımızın önerisi ile alerji riski yüksek gıdaların bazılarından 1 yaşına kadar koruyoruz çocuklarımızı. Bunların başında inek sütü, bal (balla ilgili alerji dışında problemler de var), çilek, narenciyeler (portakal, mandalina gibi), patlıcan, bakla, domates, yumurta sarısı ve fındık, fıstık ürünleri geliyor. Boğulma riski ve alerji geliştiğindeki yoğun etkisi hseaba katıldığında fındık, fıstık türevi çerezlerin 3 yaşına kadar verilmemesini öneren doktorlar da var.

Alerji Nedir?

"Allerji kişilerin aslında zararlı olmadıkları halde bazı maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesidir.Bizi zararlı organizmalara karşı koruyan bağışıklık sistemimiz görevleri istilacıları (antijenleri) zararsız hale getirmek olan vücut savunmacılarını (antikorlar) üretir.

Normalde vücudumuzu koruyan bağışıklık sistemi bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere de aşırı yanıt verir. Bu reaksiyonlara aşırı duyarlılık ya da allerji adı verilir.Allerjik reaksiyona yol açan antijene de allerjen adı verilir.Allerjik reaksiyonlar tek tip değildir, birçok yolla ortaya çıkarlar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilirler ve çeşitli şiddette olabilirler.

İmmün (bağışıklık) sistemimiz iyi bir belleğe sahiptir. Yaşamımızın başlangıcında organizmamız yabancı maddelerle karşılaştığında immun sistem onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir.Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikorlar üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle saman nezlesi olan bir kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immun sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir..." (Kaynak: http://www.genetikbilimi.com/genbilim/alerjinedir.htm)

Geçenlerde erken yaşta yer fıstı ile tanışmanın, yer fıstığı alerjisi gelişmesini önlediği yönünde şüphe uyandıran bir araştırma ile ilgili bir habere rastladım. (Babies who eat peanuts may be less likely to develop peanut allergy, 14 Kasım 2008, HealthDay News). Araştırmacılar İngiltere ve İsrail'de okul çağındaki 8600 çocuk üzerinde yer fıstığı alerjisi testi yapmışlar. Test sonuçlarını, 4 ile 24 ay arasındaki yer fıstığı tüketimleri ile yanyana koymuşlar. İngiliz çocuklarında alerji oranı 1.85 iken, İsrail'li çocuklarda 0,17 çıkmış. İsrail'li çocukların % 69'una 9 ay civarında fıstık veriliyorken, bu oran İngiliz'lerde yalnızca % 10'muş.

Eski GEO'larımdan birinde ana konu olarak Alerji işleniyordu ve samanla, hayvanlarla, tozla toprakla erken yaşta tanışan çocuklarda daha az astım görüldüğü ortaya koyuluyordu. Çok etkileyici bir yazıydı, sayıyı bulduğumda bir özetini yazarım.

Diyeceğim, acaba fazla korumacılık alerji konusunda da çocuklarımıza zarar mı veriyor? 

Dikkat: Doktorunuza danışmadan hiçbir öneriyi uygulamayın. Sitenin Kullanım Şartları'na bakın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Bir denge sporu - ebeveynlik 

 

posted on 21 Ocak 2009 Çarşamba 10:21:33 UTC  #    Yorumlar [1]
# 16 Ocak 2009 Cuma

Bebek çok, çocuk çok, anne baba çok,

Bebek arabasıyla yürünecek kaldırım
Bebek arabasıyla binilecek otobüs
Doğru düzgün güvenli park
Emzirme odacığı olan bir pastane, çay bahçesi

Yok, olmayanları say say bitmez, olanlar bir elin parmaklarını geçmez.

Koskoca alışveriş merkezlerinde bile alt değiştirme ünitesi olan bir erkek tuvaleti yok. Bu ülkede eşi yanında olmadan çocuğunu alıp alışverişe gidebilecek "Baba" yoktur, varsa da bize düşmez diye düşünüyorlar. Ya da anne dururken baba'ya düşmez diyorlar.

Babaolmak.com var ama bir süredir. Ben de kızına doğum gününde şiir yazıp gönderen bir babanın kızı olarak, başka bir babanın kendi kızı için yazdıklarını okumaktan çok keyif alıyorum.

Bir süre önce Babaolmak.com'un yazarının da girişimci grubunda bulunduğunu öğrendiğim Kipitap.com internet çocuk kitapçısından deneme alışverişi yaptım. İlk kitaplarımı aldım, siteye girip bizde olan kitaplara yorum yazdım. Kitaplar siparişi verdikten 3 gün sonra teslim edildi (duyurulmamıştı ama, fazla sipariş veren yoktur o zaman tahminen). Sitenin açılışı bugün Babaolmak.com'da duyurulmuş, ben de artık yazayım dedim (Bana o zaman birkaç tane % 10'luk indirim çeki yollamışlardı, eğer Kipitap.com yorumlarda ya da mail'le itiraz etmezse :) , denemek isteyenlerin mail'ine promosyon kodu gönderebilirim)

Tavsiye ederim. Çok çok satılsın, çok çok okunsun. Çocuklar için daha çok şey yapılsın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyeniz:

Çocuklarımız için daha çok etkinlik

 

posted on 16 Ocak 2009 Cuma 19:19:05 UTC  #    Yorumlar [5]
# 15 Ocak 2009 Perşembe

Bu yapıştırıcı çok kolay ve mutfaktaki malzemelerle yapılıyor. Yalnızca hazırlandıktan sonra 12 saat beklemesi gerekiyor. Ortaya çıkan ürün pelte kıvamında oluyor. Döküldüğü yerden kolaylıkla temizleniyor. İlk sürdüğünüzde biraz kıvamlı, rahatlıkla dağıtılıp, istediğiniz genişlikte yayılabiliyor. Kuruduktan sonra şeffaflaşıp görünmez oluyor. Kağıt, mukavva türü şeyleri rahatlıkla tutuyor. Ağırlığı olan malzemelerde başarılı olur mu emin değilim. Özellikle kıvamlı olduğu için, içine koyduğum play-doh kabından alıp sürmeye çalışmak bile Ilgaz için başlı başına bir oyun. Hemen kurumadığı ve kurumadan önce kaygan bir yapıda olduğundan yanlış yapıştırılmış parçaların düzeltilmesine imkan sağlıyor.

Tarifin orijinalinde corn syrup (mısır şerbeti) kullanılmıştı. Mısır şurubu, bizim pekmezler gibi şekerli yapıda bir sıvıymış. Kekevi'nin sayfasından 2 ölçü şeker bir ölçü suyu kaynatıp şerbet yaparak mısır şurubu yerine kullanabileceğimi öğrendim. Pekmez, bal da kullanılabilirmiş ama ne gerek var, Ilgaz katı gıdalara başlayana kadar evde aylarca sürünen ballar pekmezler, son 1,5 yıldır pek bir kıymete bindi.

Malzemeler:

  • 2 çorba kaşığı mısır şerbeti (bunun yerine 2 çorba kaşığı şeker, 1 çorba kaşığı su kaynatılır)
  • 2 çorba kaşığı elma sirkesi
  • 3/4 bardak su
  • 1/2 bardak mısır nişastası
  • 3/4 bardak çok soğuk su

Hazırlanışı:

Şerbet, elma sirkesi ve oda sıcaklığındaki suyu karıştırıp, kaynayana kadar ısıtın. Başka bir kapta mısır nişastası ve çok soğuk suyu karıştırın. Mısır nişastalı karışımı, kaynamakta olan kaba çok yavaş bir şekilde karıştırarak akıtın. Homojen hale gelene kadar karıştırın. Ateşten alın ve gece boyunca dinlendirin. Hava almayan bir kapta saklayın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Ev Yapımı Oyun Hamuru Tarifi - Tuz Hamuru

Bu yazıyla pek bir ilgisi yok ama yine de beğenebilirsiniz:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

 

posted on 15 Ocak 2009 Perşembe 10:32:12 UTC  #    Yorumlar [7]
# 13 Ocak 2009 Salı

Anne olma bir kadın için, 9 aylık hamilelik ve doğum sonrası hormonlarıyla, güçlükleriyle başlı başına bir dönüşüm süreci. Bu dönemde normalde doğanın kadının beyninde daha önce kullanılmayan bazı bölümleri aktive ettiğini düşünüyorum. Bu bölümler hayat boyunca kullanım için bir daha kapatılmamak üzere açılıyor ve bunların farkında olarak iş hayatınızda da değerlendirmek sizin elinizde.

  • Zamanın değerinin bilinmesi, verimli kullanımı: Çocuğunuz olmadan önce, tüm günü bebekli bir evde geçirdiğiniz olmuştur. Kaos ortamından uzaklaşıp, bir oh çektikten sonra, beynininizin güçlü üreme içgüdüsünü veren bölümü bir şeyler salgılayıp hemen sizi rahatlatır. Ben bu duruma düşmemki, ben doğurduğumda böyle olmayacak... Doğumdan sonra görürsünüz ki, kaos kaçınılmazdır ve çocuğa adanmış bir dönem vardır hayatta. Zaman altın değerindedir. "Çocuk olunca nasıl yetiştireceğim" kaygısı yerini "çocuk yokken elimiz armut topluyormuş, ne kadar zaman israf etmişiz"e bırakır.
  • Çok işi birarada yapabilme: Bebeğin altının değiştirilmesi gerekiyorsa bekleyemez, biberon kaynatılacaksa o da beklemez, bu arada yemeğin malzemeleri alınmalı, et dolaptan çıkartılmalıdır. Uzaktaki akrabalar çocuktan haberdar olmak isterler, onlara bilgi verilmesi gerekir, ailenin bütünlüğü esastır. Bir yandan sizden küçük bebeği olan bir arkadaşınız varsa onun dertleri de halledilmelidir. Bu liste uzar gider. Dünyada hiçbir varlık bir annenin yaptığı kadar çok işi birarada organize edip halledemez.
  • Önceliklendirme: Sonraya bırakılabilecekler vardır, hemen yapılması gerekenler, zamana bırakılması gerekenler, tohumunun atılıp arada sulanması gerekenler vardır. Anneler hızlı düşünür, çok hızlı önceliklendirme yapabilir.
  • Empati: Anneler hayata başkalarının gözünden bakmayı öğrenir. Konuşma yetisi olmayan bir canlının gözü ile dünyaya bakmayı, emekleyerek etrafı dolaşanları bekleyen tehlikeleri anlamaya çalışır. Uzlaşmazlıklarda kendisini karşısındakinin yerine daha çok koymaya başlar.
  • Hoşgörü:Kendi doğurduğu çocuğun bile kendisinden ne kadar farklı olduğunu görüp, insanların farklı farklı olduklarını daha iyi idrak eder. Yanlış davranışlar gördüğünde o insanı bırakıp, anne-babalarının onu büyütürken ne hatalar yaptıklarını tahmin ederek üzülür. Yargılamayı bırakıp anlamaya çalışır.
  • İş hayatında erkekleşme: Kadınlar erkeklere göre daha fazla sosyal zekaya sahiptir (erkekler alınmasın, bir BBC belgeselinde izledim, testesteron azaltıyor). İnsanların vücut hareketlerinden, mimiklerinden akıllarından neler geçtiğini anlayabilirler. Bir erkeğe son derece normal gelen bir diyalogda iki kadın aslında aralarında kavga ediyor olabilir. Bunun iş hayatında, anlamanız gerekmeyen detay ve düşünceleri anlamak, bazı komploları önceden sezmek, bir şey yapamayacağınız konularda bile boş yere kendinizi yemek, sinirlenmek şeklinde geri dönüşü olabilir. Gereğinden fazla yüz ve ses okuma becerisi, etki alanınızda olmayan ve birçok insanın algılayamadığı bir konu yüzünden moralinizin bozulup, motivasyonunuzun azalmasına, dikkatinizin dağılmasına yol açabilir. Bu durumun iş hayatında erkeklerin kadınlardan daha başarılı olmasında (öğrenimde bir yaşa kadar kadınlar daha başarılı iken) önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. Çocuk olunca bu beceriler azalmıyor, ama beden dili ve ima okuma yeteneğinizi tam-güç çocuk üzerinde kullandığınızdan, işyerinde ne söyleniyorsa sadece o kadarını anlamakla yetinebiliyorsunuz. Başka bir deyişle olumlu yönde biraz erkekleşiyorsunuz.
  • Yönetim becerileri: Büyüyen bir canlının tüm gelişim sürecini ve varsa bakıcısını yönetme ile gelişen yönetim becerileri.
  • İlginin dağılması: Hayatınıza acayip derecede önemli bir varlık girdiğinden, işte sorunlar olduğunda, bunları eve taşıyamama. Evde her akşam dünya tatlınızın sizi beklemesi ve her sabah işe temiz kafayla gitme.

Ben işveren olsaydım çalışanlarımı çocuk sahibi olmaya teşvik ederdim:

 - Burada olamayacağın 3-5 ayın hesabını yapma, bu sürede geçireceğin değişimin bu şirkete çok yararı dokunacak.

Yeri gelmişken yazayım, babalara yalnızca 3 gün izin verilmesini de büyük haksızlık olarak görüyorum, hem evde aylardır beklediği bebeğini bırakıp işe konstantre olması beklenen baba açısından, hem ona her açıdan ihtiyaç duyan anne ve bebek açısından, hem de bu boşluğu doldurması beklenen aile büyükleri açısından. Babalara da doğum izni verilmeli. Ayrıca böylece çalışanlarını sağladıkları katma değerle değil, ofista geçirdiği toplam süre ile değerlendiren, iş görüşmelerinde tiz bir ses tonuyla "bilmem kaç yıldır evlisiniz, çocuk düşünüyor musunuz" sorusunu sorma cürretini gösteren işverenlerin de kadın-erkek eşitsizliği yapmaları önlenmiş olur.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 13 Ocak 2009 Salı 10:33:07 UTC  #    Yorumlar [2]
# 10 Ocak 2009 Cumartesi

Bu dizide önceki yazı: Çalışmak ya da çalışmamak arasındaki seçiminizi yaptınız mı?

İşin duygusal tarafını bir kenara bırakıp, çalışmanın avantajlarına konsantre olun. Merdivenin her basamağında bir yukarıya bakıp, dezavantajları bertaraf için önlemlerinizi alın:

  1. Rutin ve kurallar: Bebeğin rutinini ve kurallarınızı belirleyin. Bunları yazılı hale getirin, basın ve bakacak kişilere verin.
  2. Bakacak kişiye sizin kurallarınızın geçerli olacağını anlatın: Özellikle aileden biri bakacaksa ya da fazla tecrübeli, kendisi de çocuk büyütmüş bir bakıcı ile anlaştıysanız, "biz de büyüttük" sözünü sık duymanız muhtemel. Her yiğidin yoğurt yiyişinin farklı olduğunu hatırlatın. Bu gece-gündüz aynı kuralların uygulanması konusu bana göre çalışan bir anne için en öncelikli hedef olmalı. Diyelim ki çocuğunuza anneniz bakacak, bakmayı da çok istiyor ama bu yine de onun için büyük fedakarlık olacak. Eğer çocuğa nasıl yaklaşması gerektiği konusunda onunla rahat bir şekilde konuşamayacağınızı, uyarılarınız için size darılacağını düşünüyorsanız, bir bakıcı tutma konusunu yeniden değerlendirin derim.
  3. Ev işlerini takmayın: En azından düzen oturana kadar düzenlenememiş mutfağı, ütülenememiş gömlekleri, fırçalanamamış lavaboları kafanıza takmayın. Bunları takmayı çoktan bıraktım diyorsanız ne ala.
  4. Güvenlik: Eve kimseyi almaması, bebeğin yanında sıcak içecek içmemesi gibi güvenlik konularını tekrar tekrar konuşun, yazılı verin, şüpheye mahal kalmasın. Size ulaşamazsa kimi arayacak, hangi tür acil durumda nasıl davranılacak detaylı konuşun, birlikte plan yapın.
  5. Çalışmaya başlamadan önce bebeğinizin kendi kendisine uykuya dalmayı öğrenmesini sağlamaya çalışın.
  6. Eğer 6 aylıktan küçük değilse, emziriyorsanız gündüzleri emzirme sıklığınızı azaltın. Uyutmak için ve katı gıdalardan hemen önce emzirmemeye çalışın.
  7. Bir kamera sistemi kurmayı ciddi şekilde değerlendirin. Henüz bakıcınızla anlaşmadıysanız, görüştüğünüz kişilere evde kamera olacağını aktarın. Tamamını izleyecek vaktiniz olmasa bile, şöyle bir göz atmak bile çok rahatlatıyor.
  8. Eğer bir telefonunuzla ulaşacak mesafede güvenebileceğiniz biri yoksa, yatılı bakıcı opsiyonunu değerlendirmenizi şiddetle tavsiye ederim.
  9. Bakıcınız yatılı bile olsa, eve girdikten itibaren çocuğunuzla zorunlu haller dışında siz (ya da eşiniz) ilgilenin. Vaktiniz yettiğince banyosu, tırnaklarının kesilmesi gibi gün içinde yapılması zorunlu olmayan bakımlarını siz (ya da eşiniz) yapın.
  10. Bakıcınızla düzenli değerlendirme yapın. Yatılı ise en azından akşam yemekleri sırasında gün içinde neler oldu, çocuğun değişen ihtiyaçlarına, huyuna göre nasıl düzenlemeler yapılacak bunu konuşma imkanı bulunuyor. Eğer bakıcınız gündüzlü olacaksa ve sıkı bir tempoda çalışacaksanız böyle bir zamanı önceden belirleyin. Haftada bir akşam sizinle birlikte yemek yemesini, hafta sonu sizi bir saatliğine ziyaret etmesini isteyebilirsiniz. Sizin ilişkileriniz ve onu daha iyi tanımanız için de iyi olur.
  11. Günlük bir çizelge yapın ve bakacak kişiden kısa notlarla doldurmasını isteyin (örn. ilaçları, uykuya dalma uyanma saatleri, kaçta ne yedi, kaka yaptı mı, vs). Gün içinde evi ikide bir arayıp uyudu mu, yedi mi diye sormayın.
  12. Bakımını yapan kişiyi rahatlatın. Bakıcınız zaman zaman rutinin içinde bunalıp size danışmak isteyebilir. Örneğin, sizi arayıp, "öğlen hiçbir şey yemedi" derse, "üzülme bir öğün yememekle ölmez, akşama iyi acıkır, iyi yer" güzel bir yanıt olur. Hemen o gün işten erken çıkıp, ertesi gün kendi elinizden seveceği şeyler pişirmeye kalkarsanız işleri sarpa sardırabilirsiniz.
  13. Birlikte eğlenerek vakit geçirdikleri bir zaman aralığı olduğundan emin olun (istisnalar dışında). Çocuğunuz gün içinde iyi vakit geçirirse, yokluğunuzdan daha az şikayetçi olacaktır.
  14. Eğer eşiniz siz çalışmadığınız dönemde bebeğin bakımına çok fazla dahil olamadıysa, daha fazla dahil etmeye çalışın. Yapamaz diye düşünmeyin, babaların bebekleri üzerinde sakinleştirici etkisi vardır.
  15. Asla evden ağlayarak çıkmayın. Bebeğinizin arkanızdan ağlama eğilimi varsa vedalaşma işini fazla uzatmayın, çabucak öpüp, vedalaşıp çıkın, ama habersiz bir anda ortadan da kaybolmayın. Çalışma ve ondan ayrı kalma durumunuzu yanında fazla dramatize etmeyin. Çalışmayı yalnızca bir zorunluluk ve angarya olarak gören bir bakış açısı geliştirmesin hayata karşı. "Seni çok özledim ben bugün, sarıl anneye" onu ne kadar sevdiğinizi bilmesi için yeterli olacaktır. Oğlum her sabah arkamdan neşeyle el sallar, şimdilerde "işe gidiyorum, servise binicem" gibi şeyler de söylemeye başladı. Akşam geldiğimde de beni kapıda karşılar. 

Bu diziyi 7 aylık bebeğini bırakıp işe başlayacak olan Dilek Hanım için yazdım. Kendisine ve işe başlayacak olan tüm annelere iyi şanslar dilerim.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Bir denge sporu - ebeveynlik

Anne Olmanın Çalışma Hayatına Kattıkları

Güncelleme: Daha fazla tavsiye için yorumlara da bakın.

posted on 10 Ocak 2009 Cumartesi 20:58:39 UTC  #    Yorumlar [8]
# 09 Ocak 2009 Cuma

Cevabınız "Evet, çalışmak" ise, ağlamak ya da ağlamamak arasındaki seçiminizi de yapın. Eğer çalışma kararınızın altındaki temel motivasyon maddi ihtiyaçlarsa, zorunluluktan çalışıyorum, seçim değil diye düşünebilirsiniz. Yine de daha düşük gelir seviyelerinde de farklı yaşam standartları olduğunun ve bu zorunluluğun aslında kendiniz ve çocuğunuz için daha iyi şartlar için yapılan bir seçime dayandığını unutmayın. Kendinizi kurban gibi görmeyin.

Oğlum 7-8 aylık, tatlılıktan tadından yenmez olduğu bir dönemde, akşam 22:30 sularında akşam yemeğimizi ancak yerken, günlerce eşimi bunaltmayayım kendim hallederim diye içime attıktan sonra ağlaya ağlaya aşağıdakileri anlattığım gün dank etmişti çalışmanın benim için ne kadar doğru bir karar olduğu:

"Sabah ağlaması ile uyanıyorum, hemen saate bakıyorum, erkense azıcık uyumuşum diye hayal kırıklığına uğruyorum, geç ise neden ben ondan önce kalkıp rahat rahat kahvaltı edip, onu neşeyle karşılamadım ki diye hayıflanıyorum. Sonra bir telaş başlıyor, altını değiştir, üstünü giydir, kahvaltısını ederse ne mutlu, yemezse öğlen için endişelenmeye başlyorum. Rutin kuracağım diye tüm kararlarıma rağmen ilk esnemesinde uykusu geldi diye heveslenip yatırmaya çalışıyorum. Uyumazsa yarım saat, belki bir saat uyutmakla uğraşıyorum, o sırada bana da uyku bastırıyor. Birikmiş işlerimi bitireyim diye yatıp uyumak istemiyorum. Hiçbir işi yetiştiremiyorum diye kendime kızıyorum, yemek yapmaya, yemeye vaktim kalmıyor, maillerime bakayım diye makinenin başına oturuyorum, kendimi kaptırıyorum, Ilgaz ağlamaya başlıyor. Yaptığım iş planlarıyla ilgili bütün hayallerim yıkılıyor. Onca ay yolunu gözledim, ben ne biçim anneyim, çocuğum uyandı diye moralim bozuluyor. İnsan sevinmez mi uyansın da oynayayım diye, halbuki ne kadar tatlı. Sen akşam geldiğinde ne güzel onunla oynuyorsun, ben de istiyorum yemek hazır olsun, ben de sizinle oynayayım. Bazen organize olup, çıkıp malzemeleri bile alamıyorum. Sen gelince onu senin kucağına atıp yemek pişiriyorum. Saat 10 oldu, daha ancak akşam yemeğimi yiyorum. Ben bu annelik işini yüzüme gözüme bulaştırdım, gel sen emzir, ben baba olayım."

Ağlamayın

Ağlamayın, amacım çalışmayan anneleri üzmek değil. Bebeğin size bu kadar çok ihtiyaç duyduğu dönem sınırlı bir dönem ve çalışmayan anneler de organize olabilirler. Anlatmaya çalıştığım hep çalışan annelerin ne kadar üzüldüklerinin anlatılması. 7/24 anne olma işi de kolay bir iş değil ve gerçekten herkesin harcı da değil, bunu kabul etmek lazım. Kimse çalışmamayı seçmenin zorluklarından bahsetmiyor.

Eğer seçiminizi yaptıysanız, artık ben onu nasıl ellere bırakıp gideceğim tarzı düşüncelerin kimseye yararı yok. Tamam, ağlamak anneliğin doğasında var, ama bu ağlama işini de çok abartmamak lazım. Annenin psikolojisinin çok ciddi şekilde çocuğu etkilediğini, eğer anne çocuğunu bırakırken üzülmezse, çocuğun da mutlu olacağını düşünüyorum. Anne evden ne kadar neşeli çıkıp, akşam ne kadar neşeli dönerse, bebek de o kadar neşeli geçirir gününü. Depresyon salgın bir hastalıktır.

İşin duygusal tarafını bir kenara bırakıp, çalışmanın avantajlarına konsantre olun. Merdivenin her basamağında bir yukarıya bakıp, dezavantajları bertaraf için önlemlerinizi alın.

Çalışan anne olmanın avantajları:

  • Daha fazla gelir.
  • Rutinin dışına çıkıp geniş açıdan bakabilme: Hergün aynı şeyleri yaptığınızda bazen çok olağan şeyler bile büyük sorunlarmış gibi gelir. Evin dışında, çocuktan uzak zaman geçirdiğinizde, zamana bırakılması gerekenle, çözüm üretilmesi gereken durumları daha iyi ayırt edebilirsiniz.
  • Yönetme için daha fazla zaman: Uygulamanın (yedirme, içirme, giydirme, uyutma..) bir bölümünü başkasına devrettiğiniz için, çocuğunuzun ihtiyaçları için araştırma, fikir alma, karar verme gibi konular için daha fazla zamanınız kalır.
  • Özgüven: Çalışmaya alışık biri, hele ev işlerinde süper başarılı değilse özgüveni yara alabilir.
  • Başarı tatmini beklentisini çocuktan uzaklaştırma: Yoga felsefesinde ilgi konularını çoğaltma ve dağıtma önerilir. Böylece sevdiklerinize çok yüklenmez, tek konudan o konunun taşıyabileceğinden fazla şey beklemezsiniz. İşinizle oyalanır, çocuğun erken ya da geç yürümesini kişisel başarı konusu yapmazsınız. Böylece çocuk daha sağlıklı büyür.
  • Kurallar ve düzen: Eğer bebeğinize kurallarınıza sadık kalacak birinin bakmasını sağlayabilirseniz, verdiğiniz kararları uygulamada sizden daha başarılı olabilir. Varsayalım ki zorla yemek yedirmemeye karar verdiniz. Kendi pişirdiğiniz yemeği, kendiniz yedirmeye kalktığınızda, eğer yemezse hayal kırıklığına uğrarsınız, çocuğa zorla yedirmeye çalışmanız çok muhtemeldir. Bakıcınıza ya da annenize "zorla yedirmeyeceksin" kuralını koyduysanız, çocuğu zorlarken iki değil üç kere düşünecektir. Annesinin kararı deyip, beyninde topu size atarak rahatlayacaktır.
  • Kaliteli zaman: Çalışmadığınız dönemde çocuğa "gerçekten" ayırdığınız zamanı hesap edin. Aklınız ütüde ya da ocaktaki yemekte olmadan. Çalıştığınızda akşam eve geldiğinizde onu çok özlemişsinizdir. Bütün gün uyumamışsa üzülen, yorulan siz değilsinizdir. İşteki dertlerinizi çocuğa yansıtmak istemezsiniz. Birlikte geçireceğiniz toplam 1 saatse, hiç değilse o bir saatte başka hiçbir şey düşünmez, yalnız çocuğunuzla ilgilenirsiniz. 

Annesi çalışan çocuklar, anneleri ile daha fazla vakit geçirmek isteyip, annesi çalışmayanlara özeniyor olabilir. Özellikle okula, kreşe gitmiyorlarsa, yaşıtları ile çok zaman geçiremiyorlarsa. Ama unutmayın ki bu annesi çalışmayan çocukların da annelerinin çalışmalarını tercih etmeyecekleri anlamına gelmiyor. Benim annem ben doğmadan önce (3. çocuğuyum) doğuya taşındıkları için işini bırakmak zorunda kalmış. Küçükken annemle oturmaya, birlikte yemek pişirmeye, sohbet etmeye bayılırdım. Yine de aklım erdikten itibaren, annemin çalışmasını isterdim, onun çalışmayı özlediğini farkeder, bizim için yaptığı fedakarlığın olması gerekenden fazla olduğunu düşünürdüm.

Çalışmaya başlayacak annelerin akıllarının evde kalmaması için alabilecekleri önlemleri de yarın yazayım. Lütfen siz de fikirlerinizi paylaşın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Güncelleme: bu dizide sonraki yazı; Çalışacak Annelere Akıllarının Evde Kalmaması için 15 Öneri 
 

posted on 09 Ocak 2009 Cuma 15:58:42 UTC  #    Yorumlar [6]