# 20 Mart 2009 Cuma

Şimdi ne demek bu demeyin,anlatacağım. Tan'ı doğurmadan kısa bir süre önce emzirme konusunu o kadar kafama takmış, o kadar çok yazı okumuştum ki bir süre sonra rüyalarımda sürekli bebeğimi emziremediğimi görmeye başladım.  Rüyam, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin kadın doğum bölümündeki birkaç hemşire sayesinde neredeyse gerçek olacaktı.

"Bebek Dostu" bir hastanede doğum yapmak hem anne hem de bebek için son derece önemli. Bebek, doğduktan çok kısa bir süre sonra annenin yanına getiriliyor ve bir daha da hastaneden çıkana kadar tabiki önemli bir sağlık sorunu oluşmamışsa alınmıyor. En birinci hedef, bebeğin anneyi emmesini sağlamak, mümkün olduğunca mama verilmesinin önüne geçmek. Hacettepe Üniversitesi hastanesi de bebek dostu bir hastane. Kadın doğum bölümünün duvarlarında emzirmenin önemini anlatan yazılar var, bunların hepsi çok güzel de peki ama bana denk gelen hemşiler niye "bebek dostu" değil anlayamadım.

Hala sadede gelemedim biliyorum, toparlayacağım.  Tan'ı 14 Eylül sabahı Hacettepe'de doğurdum. Sezaryen olduğum için ben ayıldıktan 2 saat sonra yanıma getirildi ve oğlum mememe konur konmaz sanki kırk yıldır emiyormuş gibi hemen memeyi çekmeye başladı. Ameliyatlı olmama karşın, Tan'ı her ağladığında emzirmek için çok uğraştım. Fakat yanıma gelen hemşireler daha ilk günden "Aç bu bebek, kan şekeri düşebilir. İsterseniz mama verelim" diye sık sık  ikna etmeye çalıştılar. Cahil biri olsanız, ya da bilmiyorum çok endişeli bir anne iseniz, ya da yeni doğum yapmanın heyecanı ile, hemşilere kanıp bebeğinize mama verilmesine izin verebilirsiniz. Oysa, ne kadar çok emzirirseniz o kadar çok artırıyor anne sütü bebek yeni doğduğunda. Onun sık ağlamasının da amacı bu bence.

Ben de baktımki olmuyor, 2. gün Tan'ı kontrole gelen çocuk doktoruna hemşireleri şikayet ettim. Doktor çok şaşırdı. "Emzirmeniz gayet iyi, hangi hemşire size bunu önerdi" dedi ve böylece "bebek acıktı mama verelim" önerilerinin arkası kesildi.

Yeni doğum yapacak annelere önerim, hastanede bebeklerini sık sık emzirmeleri ve bu tür önerilere aldırış etmemeleri. Sık emzirmek ayrıca bebeği sarılıktan da koruyor.  Tabi süt olmayabilir de. Bebeklerini mamayla büyüten  bir sürü anne var. Olmayınca yapacak  bir şey yok ama ilk bir kaç gün emzirmek için çabalamak, hem sizi hem de bebeği bu duruma alıştırmak yapılabileceklerin en iyisi...

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Yanlış bilinenler (2) - emzirme

 
 

posted on 20 Mart 2009 Cuma 07:50:15 UTC  #    Yorumlar [7]
# 18 Mart 2009 Çarşamba

Ayk durup durmaksızın çocuk kitapları almaktır!

Ben kendim sıkıldım sürekli aynı kitapları tekrar tekrar okumaktan (neyseki resimli) , biraz kitap alayım, kendim için bari dedim. Öyle denk geldi ki, ben Kipitap'tan biraz kitap sipariş etmiştim. Migros'ta indirim sepeti varmış, Gökhan oradan biraz almış ucuz ucuz. Üstüne cumartesi Rahmi Koç müzesine gittik, Tübitak yayınlarının bir sürü kitabı vardı bulmuşken biraz da oradan aldık. Çocuk öyle bir duruma geldi ki, sabah bizim yatakta hayali kitap okuturken bile, "Anne'ciğim, çok çok kitap var arkamda, al sana birini veriyim, oku" diyor. Kitabın fazlasından zarar gelmez dedik ama abarttık mı biraz nedir?

posted on 18 Mart 2009 Çarşamba 20:20:49 UTC  #    Yorumlar [8]
# 13 Mart 2009 Cuma

Uyku uykunun mayasıdır demiş büyüklerimiz. Ama ben Tan'ı bir türlü gündüzleri mayalandıramadım.  Bebeğini emziren her anne gibi oğlumun memede uyumasını engelleyemiyorum son bir aydır. Mememi bırakıp kucağımda güzel güzel uyurken, yatağa sırtı değdiği anda uyanıveriyor ve tekrardan uyutmak mümkün olmuyor.
Gündüz 3 saatte bir yarım saat en fazla 45 dakika süren uykuları da  böylece bitiverdi son günlerde.

Aslında bu duruma gelmemizde hem doktorumuzun önerilerinin, hem de itiraf etmem gerekirse benim kolaycılığımın etkisi var. Tan daha 3 aylıkken belirtilerini vermeye başlamıştı aslında bu alışkanlığın. Kaygımı çocuk doktorumuza ilettiğimde katı bir uyku eğitimi vermek için erken olduğunu, bu konuda verimin 6. aydan başlayarak alındığını söyledi.

Ben de çocuk zaten gündüzleri toplamda bir buçuk saat uyuyor, çok zorlamayayım diye saldım gitti ipin ucunu.

Veeee sonuç ıstırap ve küçük oğlumun gözyaşlarıyla geçen zorlu bir dönemeç. Yaklaşık 10 gündür Tan'ı emzirmeden yatağında uyutmak için çeşitli yöntemler deniyorum. Bu da ikimiz için  hayli yorucu oluyor. Gerçi onun fazla yorulduğunu söyleyemem, her uyutma çabasının ardından ben kucağımda pes etmiş bir şekillde kendisiyle odadan çıkarken, daha odanın kapısından adımımı atar atmaz az önce nefesi kesilircesine ağlayan arkadaş, etrafa gülücükler atmaya başlayıveriyor.

Annem de  bizim eve yerleşti bana destek olmak için. Yemeğimizi suyumuzu veriyor, biz bu işin altından başarıyla kalkalım diye.  Ama bugün sabah ve öğleden sonraki iki denememde  de başarılı sonuç aldım, 15 dakika içerisinde Tan'ı yatağında kucağıma almadan ve çok fazla ağlatmadan uyutmayı başardım.

Umarım ikimizde çok fazla hırpalanmadan, bu işin altından başarıyla kalkarız. Kim daha inatçıymış göreceğiz bakalım. Bu arada kendisinin sıkı ağladığını da ifade edeyim. Yeni doğduğunun 2. günü hastanede gece uykudan uyanıp, emmek için tüm eforuyla ağlamaya başlayınca, nöbetçi doktorları toplamıştı etrafına, bu bebek niye bu kadar ağlıyor diye...

posted on 13 Mart 2009 Cuma 19:37:25 UTC  #    Yorumlar [7]

Dil gelişimin bir çocuk ve ailesi için ne kadar önemli ve yararlı olduğunu birkaç yazı önce anlatmıştım. Bazı çocuklar daha erken, bazıları daha geç konuşur, eğer çocuğunuz çevrenizdeki çocuklara göre daha yavaş ilerliyorsa bunun için endişelenmenize gerek yok. Muhtemelen içinde bulunduğunuz dönemde başka bir konuya daha yoğun konsantre olmasından kaynaklanıyordur. Yine de daha iyi konuşabilmesi için çaba sarfetmenin emeklerinizin (ve onun emeklerinin) karşılığını ödeyeceğine inanıyorum.

Aşağıda, bir erkek çocuğuna göre hiç fena konuşmayan Ilgaz sayesinde işe yaradığını tespit ettiğim bazı dil geliştirme taktiklerini sıraladım:

  1. Okuyun, okuyun, okuyun. Okurken parmağınızla okuduğunuz objeleri gösterin. Vurgulayın, heyecan katın. Eğer özellikle ilgilendiği bir bölüm varsa, fazladan hikayeler uydurun.
  2. Yemekleri ailecek hep birlikte yiyin. En azından bir öğünü, genellikle kültürümüzde akşam yemekleri daha sohbetli geçer, sofrada, başka işlerle ilgilenmeden ve televizyonu açmadan yemeye çalışın.
  3. Televizyona dikkat edin. Televizyon tek yönlü iletişimi teşvik ediyor. Özellikle dil gelişiminin yavaş olduğunu düşünüyorsanız, televizyonu tamamen yasaklayın derim.
  4. Özellikle tek tek kelimeleri söyleyebilen çocuğu cümle kurma aşamasına geçirebilmek için işe yaran bir yöntem keşfettim. Akşam uyku saatine yakın çocuğunuzla birlikte kısa bir gezi planlayın. Örneğin bakkala gidip, ekmek alıp eve dönün. Kapıyı açtığınız andan itibaren her attığınız adımı basit cümlelerle onun ağzından dillendirin. "Kapıyı açtım, kapattım. Merdivenleri teker teker iniyorum. Bir, iki, üç.. Dikkatli iniyorum. Ayağım takıldı, yaşasın düşmedim...". Sonra akşam yatırırken sana bir hikaye anlatacağım deyin. "Ali adında bir çocuk varmış. Acıkmış, yemek yemek istemiş. Ama evde ekmek yokmuş. Ekmek bitmiş. Anne'ciğim, ekmek almaya gidelim demiş. Annesiyle birlikte ekmek alıp gelmişler. Akşam babası, Ali ne yaptın bugün, diye sormuş. Baba'cığım annemle ekmek almaya gittik, demiş. Kapıyı açtık, evden çıktık. Kapıyı kapattım sonra. Merdivenleri teker teker indim. Ayağım takıldı, ama düşmedim... Bakkal amca, ne kadar, diye sordum. 2 lira dedi. Parayı verdim. Ekmekleri aldım...." Özellikle konuşmak için çaba sarfettiği bir dönemse nasıl ilgiyle dinlediğine şaşıracaksınız. Ben bunu bir akşam denedim. Henüz cümle kurmuyordu. Kulak kesildiğini farkedince uzattımi detaylandırdım. Ertesi gün tekrar olsun diye yine bakkala gittik. Ben ekmekleri alır almaz, "ne kadar, ne kadar?" diye heyecanla sordu. Sanırım öğrendikleri uykuda yerlerine yerleşiyor.
  5. Eve misafir davet edin. Yatılı daha iyi olur. Sizin gezmeniz de iyidir, ama kendi evinizde farklı insanlarla karşılaştığında, etraftaki objeler, ortam zaten tanıdık olduğu için insanların konuşmalarına, mimik ve beden diline dikkat eder. Onlardan yeni kelimeler, ifade biçimleri öğrenir. İnsanların birbirleri ile konuşmalarını izleyerek çok şey öğrenir.
  6. Her şeyi leb demeden anlamayın. Diyelim ki süt istiyor, siz de bunun farkındasınız. Süt mü istiyorsun, su mu? Bardağa mı koyayım, suluğuna mı? şeklinde teşvik edebilirsiniz. Ağzından yarım yamalak çıkan şeyleri onun arkasından sevinçle tekrar edin. Diyelim ki, kuşu gösterdi, "dut" dedi. Ah evet tatlım, kuş dedin değil mi, ne tatlı kuş, hadi kuş uç" falan diye abartın, sevinin :)
  7. Yanında hiçbir şekilde olumsuz konuşmayın. Doktoruna onun yanındayken, daha iyi konuşmasına nasıl yardımcı olabiliriz diye sorup, doktorun verdiği yanıtları onunla konuşarak teşvik edebilirsiniz. Ama sakın konuşamadığı için sizi anlayamadığını yanılgısına kapılarak, yanında 3. kişilerle yerici  ya da endişeli konuşmalar yapmayın.
  8. Eğer bir şeye bir ad taktıysa, örneğin "su"ya "bu" demesi gibi, hiçbir zaman "bu" vereyim mi gibi bir şey söylemeyin. Siz olması gerekeni kullanın, o kendininkini zamanla düzeltecektir.
  9. Onunla bir şey konuşurken göz teması kuracak şekilde, boyunun seviyesine inerek konuşun. Çok hızlı konuşmayın, anlaşılır ve vurgulu konuşun.

Sizin bildiğiniz işe yarayan konuşturma taktikleri var mı? Muhabbet kuşu öptürmek dışında :)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Quick Tips for Boosting Language Development

posted on 13 Mart 2009 Cuma 10:44:57 UTC  #    Yorumlar [3]
# 11 Mart 2009 Çarşamba

Kitubi'ye selam.  Aslen Damla'nın ablası, cumartesi  günü de tam 6 aylık olacak Tan'ın annesiyim.

Damla'nın uzun ısrarları sonucu Kitubi'ye iki kalem bir şeyler yazıyorum sonunda. Evet küçük bir bebekle  boğuşmak zor ama kabul ediyorum biraz da tembelim.  Mail'lerime bakmak bile aylarımı aldı. Kabahati de hep benim küçük kuzuma attım.

Neyse gelelim sadede. Tan çok problemli bir bebek değil. Gaz sorunumuz da dahil olmak üzere öyle çok ciddi bir problem yaşamadık, hep kısa sürede atlattık. Ama Tan doğduğundan beri halledemediğimiz tek sorun cildinin fazla allerjik olması. Yüzündeki ve  alnındaki kızarıklıklar bazan egzama görüntüsüne kadar vardı, bir kayboldu bir geçti. Son bir aydır da bu kızarıklıklar bacaklarında ve kollarında da görülmeye başladı.

Belki  başka bir öneri getirir diye gittiğimiz 2. bir doktor, kortizonlu krem ve atopik ciltler için nemlendirici önerdi. Kortizonlu kremi daha önce de 2 gün kullanmıştık ama, yeni doktor 5 gün kullanmamızı önerdi. Gerçekten de kızarıklıklar bir kaç günde geçti ama dün yeniden başladı. Doktoru yeniden aradık, bir süre kortizon kullanamayacağımızı  nemlendirici ile devam etmemizi söyledi. Bu arada, kafasında da konak benzeri bir görüntü vardı ve aylarca geçmedi. Kullandığımız konak önleyici şampuanı  bırakarak atopik ciltler için saç-vücut şampuanı aldık ve hemen etkisini gördük.

Ben de oldukça allerjik olduğumdan Tan'ın allerjisinin ilerlemesinden korkuyorum. Haftaya katı gıdalara başlayacağız. Benim gibi astım-bronşitli diğer annelerin katı gıdalarla ilgili tecrübelerini merak ediyorum. Umarım çok ciddi bir sorun yaşamayız.

Damla'dan Not: Dil gelişimi ile ilgili yazıyı unutmadım, ilk fırsatta devamını yazacağım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 11 Mart 2009 Çarşamba 20:23:53 UTC  #    Yorumlar [8]

Ayk, hem anne, hem de teyze olmaktır!

Bu resimde Ilgaz tam 2 yaşında, Tan tam 5 aylık. Ilgaz biraz ateşli, sonradan ortaya çıktı ki Tan da şifayı kapmış da annesinin sütü koruyormuş. İkisine de bayılıyorum :)

posted on 11 Mart 2009 Çarşamba 20:07:18 UTC  #    Yorumlar [2]