# 05 Nisan 2009 Pazar

Ayk, pikniklerin eski anlamını yeniden kazanmasıdır!

Oğlum Tan'la hafta sonunda eşimin motosiklet kulübünün hazırladığı "Bahara Merhaba" pikniğine katıldık. Tan, hayatının ilk baharında oldukça mutlu ve keyifliydi. Herkesin kucağında dolaştı ve etrafa gülücükler saçtı. Açık havada yaptığı şekerlemeler sırasında yanakları al al oldu, bol oksijen aldı. Ben ise uzun bir kıştan sonra evden çıkmanın verdiği sarhoşlukla ne yapacağımı bilemez bir haldeydim! 

posted on 05 Nisan 2009 Pazar 18:37:21 UTC  #    Yorumlar [4]
# 04 Nisan 2009 Cumartesi

Atopik ciltli bebekler konulu yazımda Tan'ın cildindeki sorunları yazmıştım. Yaklaşık 10 gün önce Tan'ın yüzündeki ve kafasındaki kızarıklıklar vücudunun her yerine yayıldı. Kafasını sürekli kaşımaktan alnı ve başının tepesi bayağı bir kedi tırmalamış görüntüsü almıştı son günlerde. Her gün babasıyla birlikte oğlumuzun bu haline bir yandan üzülüyor, bir yandan da  "Oğlum dün gece de kediler mi girdi odana" diye şaka yapıyorduk.

Sorun artık kaşınmaktan geceleri uykulardan uyanmaya ve 5-6 kez kalkmaya varınca, tekrar doktorumuzun yolunu tuttuk. Kendisinin önerisiyle gittiğimiz dermatoloğun verdiği antihistaminiğin büyük faydasını gördük. Neredeyse 3 aydır yok diş, yok gaz, yok grip gibi nedenlerle uyandığını sandığımız küçük oğlumuz kaşınmaktan uyuyamazmış meğerse. Düşününce çok üzülüyor insan. Tamam kafayı kaşıyabilirsin ama ya sırtı, bacağı, kolu....

Yüzündeki ve vücudunun bazı yerlerinde oldukça yoğunlaşan atopik döküntüler için steroidli kreme bu sefer de başvurmak zorunda kaldık ne yazıkki. Bundan sonra  oluşacak yeni kızarıklıklar için steroid içermeyen yeni bir kremi deneyeceğiz. Her gün yatmadan önce banyonun ardından cildi iyice kurulamadan nemli bırakıp, yoğun bir nemlendirici ile sorunu hafifletmeye çalışacağız.

Tabi benim de bu aralar keyfime diyecek yok. 7 aydan beri  yaklaşık bir haftadır geceleri sadece bir kez emzirmek için kalkıyorum ve oğlumu yatırdıktan sonra başım yastığa değer değmez uyuduğum için sabahları melekler gibi kalkıyorum.

Uyku ile ilgili diğer yazılar

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 04 Nisan 2009 Cumartesi 21:42:39 UTC  #    Yorumlar [3]
# 28 Mart 2009 Cumartesi

Güneşli havayı görünce arkadaşım Trish, oğlu Brin Emir, Ilgaz ve ben Kanlıca'dan vapura binip Anadolu Kavağı'na gittik. Çok güzel bir gün geçirdik. Bugün ilk kez Ilgaz'ın kavga etmeden bir çocukla boğuştuğuna tanık oldum, Brin Emir'le birbirlerine sarılıp bütün güçleriyle sıkıyorlar,itişiyorlar, biri altta öbürü üstte düşüyorlar, sonra gülüyorlar. Bir yandan güreşçiler gibi sesler çıkartıyorlar. Önce ağlıyorlar zannettim, sonra baktım eğleniyorlar. Erkekleri anlayamıyorum.

Neyse başka bir şey anlatacaktım. Gemi boğaz gezisi gemisi olunca, vapurda bir sürü turist, özellikle de Çinli vardı. Vapurun kenarından denize bakarken, çok sevimli bir Çinli kadın da yanımızdan denizi izliyor, çocuklarla ilgileniyor, benim boş denize ekmek atmak suretiyle başarısız martı çağırma çabalarıma gülüyordu. Ilgaz da bir noktada, "bu kim bu kim, bunun adı ne, adı neymiş annecim" diye ısrarla sormaya başladı. Bunun üzerine kadıncağıza "Do you speak English" (İngilizce bilip bilmediğini) diye sordum, "No, Chinese" dedi. Bunun üzerine Ilgaz aramızdaki diyaloğu anlayamayıp, ismini öğrendiğimi sanarak ısrar etmeye başladı, "neymiş neymiş.." diye. El işaretleriyle kendimizi gösterip, isimlerimizi saydım, onu gösterdim. Fotoğrafımızı çekmesini istediğimizi sanarak çıkır çıkır çekmeye, çektiği fotoğrafları Ilgaz'a göstermeye başladı. Ilgaz'a sorunun ne olduğunu Çince, Türkçe, İngilizce meselesini anlatmaya çalıştım ama ikna olmadı. Etrafıma bakındım, hem Çince hem İngilizce bilen birini bulayım da tercüme desteği alayım diye. Tam yanımızda arkası dönük yaşlıca bir Çinli gördüm, yanındaki genç Avrupa'lı görünümlü adama "Do you speak English" dedim, " a little" (biraz) dedi. Heh dedim, biraz İngilizce biliyorsa anlar derdimi, hemen peşine "Do you speak Chinese?" diye sordum. Bu soruyu sorduğum anda adamların yüzleri soru işareti şeklini aldı, ne diyor bu be şeklinde ve Çin'li yaşlı amca da soran gözlerle arkasını dönüp baktı ki meğersem Çinli falan değilmiş.

Düşünsenize yabancı bir ülkeye gidiyorsunuz, yabancı çoluklu çocuklu bir kadın size çaresiz bir ifade ile İngilizce biliyor musun diye soruyor, biraz biliyorum diyorsunuz, sonra hemen peşine Japonca da biliyor musun diye soruyor. :P

Dönüşte de Trish Kanlıca iskelesini geçmek üzere olduğumuzu farketmese, gelin birlikte gezelim diye insanları toparlayıp, iki yorgunluktan şaşırmış çocukla bir Trish'i Eminönüne kadar götürecektim. Bu akşam saat 12'yi geçmeden yatmak niyetindeyim :) Good night and Wan An! Ilgaz da dil nedir, ne işe yarar öğrenmiş oldu böylece.

posted on 28 Mart 2009 Cumartesi 21:06:24 UTC  #    Yorumlar [0]
# 26 Mart 2009 Perşembe

Ayk, valizden, minderin altından, bagajdan, her yerden, olmadık anlarda din diring din ding şeklinde müzikler çalmasıdır!

Bilirsiniz işte, öten oyuncaklar, müzikli oyuncaklar, her yerde.

posted on 26 Mart 2009 Perşembe 20:07:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 25 Mart 2009 Çarşamba

Bu Ankara'nın taşı toprağı altın ondan mıdır, yoksa Ankara'lıların yollarda İstanbul'lular kadar sefil olmadıklarından mıdır bilinmez, tanıdığım çoğu Ankara'lılar pek etkin oldukları halde, sıklıkla Ankara'da yapılacak bir şey olmadığından şikayet ederler. Sen eskiden Ankara'lı değil miydin, ne çabuk Ankara'lılar diye söz eder oldun demeyin. Ben Ankara'da yaşarken ya İstanbul'u bilmediğimden, ya da üniversitenin verdiği imkanlar sayesinde, aktivitesizlikten şikayet ettiğimi pek anımsamıyorum. Gerçekten de Ankara'da yaşarken, hiç değilse eşimizi dostumuz görmeye, iş çıkışı arkadaşlarla birkaç saat geçirmeye vaktimiz kalırdı. Böyle hayırsız oluşumuz bu iki kıtalı şehre taşındıktan sonra oldu. 

Neyse, amacım sizi kızdırmak değil. Yeni keşfettiğim bloglardan birini Ankara'lı gezme-sever aile-eş dosta mail'le gönderecektim ki, baktım aktivitelerin önemli bir bölümü çocuklu aktiviteler. Kitubi'nin okuyucuları arasında da birçok Ankara'lı var. İyisi mi burada yazayım da herkesin haberi olsun dedim.

Söz ettiğim aktivite blog'u Ankara Etkinlikleri . Gerisine de blog'un kendisinden bakın.

posted on 25 Mart 2009 Çarşamba 12:45:23 UTC  #    Yorumlar [2]
# 24 Mart 2009 Salı

Ayk, işten eve geldiğinde, çabucak çocuğunun yanına gidebilmek için, telaş içinde üstünü başını değiştirmektir!

Bu "Ayk Budur!" da eşim Gökhan'dan. Ilgaz doğduğundan beri, mecbur olmadıkça, işten geldikten sonra o yatana kadar başka bir şeyle ilgilenmiyoruz. Birlikte yapabileceğimiz şeyler dışında. Üstümüzden çıkarttığımız iş kıyafetlerini bile o yattıktan sonra kaldırıyoruz yerlerine. Her dakikamız değerli.

posted on 24 Mart 2009 Salı 12:35:53 UTC  #    Yorumlar [6]