# 19 Temmuz 2009 Pazar

Yaz geldi, sıcaklar bastırdı ve tabi çocukllarımız da sıradan birer birer ishal olmaya başladı. Son 1 ay içinde çevremdeki her 3 kişiden birinin 1 kez ishal olduğu ortamda geçtiğimiz hafta Ilgaz ve ben de nasibimizi aldık. Nasıl bir salgın olduğunu da anlayamadık, musluk suyu içmeyiz, o günlerde dışarıdan yememiştik. Sanırım sıcak havalarda her şey beklediğimizden çabuk bozuluyor. Ben de konu tazeyken çocuklarımızı hem korunmak, hem de hızlı iyileşmelerini sağlamak için bir-iki öneri yazayım dedim.

Çocukları korumakla ilgili bir-iki not:

  • Yiyecekleri hemen buzdolabına kaldırın, dışarıda bırakmayın.
  • Tükürük deyen yiyecekler daha çabuk bozulur, tabakta kalan yiyecekleri atın.
  • Etleri hazırlarken kullandığınız kap kacağa, bulaşırsa tezgaha ve ellerinize dikkat edin. Et ve suları çocuklar için olduğu gibi bakteriler için de çok besleyici.
  • Et ve süt ürünlerini çok iyi pişirin.
  • Su sürahilerinizi de sık yıkayın.
  • Evinizde sürekli nemli kalan mutfak bezinde, çocuk parkındaki kuru topraktan kat kat fazla mikrop ürer. Nemli kalan eşyalarınızı temiz tutmaya özellikle dikkat edin.

Çocuklar ishal olduğunda perhiz önerirler. Bir de büyüklerdeki gibi ishal kesilene kadar perhiz yetmiyor çocuklarda. O gün kesiliyor, sabah kaşarı yemesiyle tekrar başlıyor. İshal kesildikten sonra normal kaka yaptığını görene kadar perhize devam edin.

Yaz günü bu perhize uygun gıda önerileri:

  • Su, emiyorsa anne sütü
  • Yağsız süt, yağsız yoğurt (sarımsaklısı çok iyi gelir) , yağsız peynir
  • İçiyorsa kefir çok iyi, bakterilerin hakladığı yararlı barsak bakterilerini yerine geri koymak için
  • Makarna (vitamin katkılılardan da olabilir)
  • Pilav (yağsız)
  • Elma suyu, portakal suyu
  • Meyvelerden şeftali, muz, ekşi elma (kabuksuz)
  • Haşlanmış patates
  • Beyaz ekmek
  • Sarı leblebi


Annemin biz küçükken ishal olunca yaptığı hasta yemeği tarifi:

İshal olmanın güzel yanıydı benim için. Bütün evin ilgisiyle birlikte tabi.

Malzemeler: Kabuklarıyla haşlanmış patates, tercihen yağsız yoğurt, sarımsak, tuz, kuru nane.

Hazırlanışı: İyice haşlanıp kabuğu soyulmuş patatesler ezilir, tuzla karıştırılır. Bir tabağa ince bastırılarak düzeltilir. Bir kapta yoğurt, iyice dövülmüş sarımsakla karıştırılır. Patatesin üzerine yayılır. Üzerine biraz nane serpilir. Çocuğa sanki çok özel bir şeymiş gibi sunulur.

Eğer iştahı ve sofrada oturacak hali de yoksa, yemek yedireceğim diye çok yormayın. Birkaç lokma beyaz ekmek, midesinde biraz suyu tutmak için yeterli olabilir. Mide kramplarına da iyi gelir. İshali geçip, iştahı yeniden açılınca kaçırdığı öğünleri tamamlayacaktır, üzülmeyin.

Doktorunuzu arayın tabi mutlaka, özellikle 1 yaşından küçükse benim tavsiyeler uymayabilir. Tuz vermenizi istemeyebilir, ya da getir bir görelim diyebilir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 19 Temmuz 2009 Pazar 05:00:14 UTC  #    Yorumlar [0]
# 17 Temmuz 2009 Cuma

Gökhan GeekDad'de okumuş, NASA 2011 yılında araştırma için Mars'a yeni bir rover gönderiyormuş. Aracın üzerine yerleştirecekleri bir mikroçipe isminizi, daha da güzeli çocuğunuzun ismini bu adresteki formdan yazdırabilirsiniz. "ı, ş, ğ  ve ç" karakterleri sorunlu ama "ö"de problem yok, ismi yazarken Türkçe karakterlere dikkat etmek gerekiyor (Mars'lıların çok takacağını sanmıyorum gerçi :).  Sonuç sayfasında verilen sertifikayı da bastırıp çocuğunuz için anı olarak saklayabilir ya da odasına asabilirsiniz.

Ilgaz'ın ismini daha önce de iki benzer kampanyada "Phoenix Kutup Kaşifi" ile yine Mars'a ve "Lunar Reconnaissance Orbiter" ile Ay'a göndermiştik. Onların sertifikaları da bir süre odasında durdu ama pek ilgi göstermedi. Yeşil adamlar "Neden rahatsız ediyorsun arkadaşım?" diye kapıya dayandıklarında daha bir ilgilenir diye düşünüyoruz.

posted on 17 Temmuz 2009 Cuma 05:24:10 UTC  #    Yorumlar [3]
# 16 Temmuz 2009 Perşembe

Bu yazı da Anneanne Kişi Kamuran Hanım'dan;

.................

İki erkek torunum var. Damla kızımın oğlu, büyük torunum Ilgaz, 2,5 yaşında ve artık her şeyi anlıyor. Onunla olduğum zamanlarda, daha iyi iletişim kurabilmek için çocukken nelerden hoşlandıgımı hatırlamaya ugraşıyorum. Çevremdekilerin bana çocukça davranmasından ve birçok şeyi anlamayacağımı sanmalarından hiç hoşlanmadığımı çok net hatırlıyorum.

Ben de onun için torunumla bir büyükle konuşur gibi konuşuyor ve davranıyorum, sanırım bu nedenden dolayı çok güzel anlaşıyoruz. Birlikte olduğumuz zamanlardan çok keyif alıyorum ve aramızda çok güzel bir iletişim oluyor.
        
Evren kızımın oğlu, küçük torunum Tan henüz 10 aylık ve bir ay öncesine kadar onu sık sık görebiliyordum. İzlediğime göre daha bebek olmasına rağmen, bebek diliyle konuşulduğunda yanıt vermiyor, sadece boş boş bakıyor.

Ben yukarıda bahsettiğim davranışı, kendi kızlarımda da doğdukları andan itibaren uyguladım, onlar da erken ve düzgün konuştular.

Lütfen anneanneler, babaanneler, dedeler, torunlarınızı severken doğru ve güzel konuşarak sevin ki onlarla iletişiminiz çabuk ve zevkli hale dönüşsün kısa zamanda. Çocuklarımıza da yararımız dokunsun.

posted on 16 Temmuz 2009 Perşembe 06:52:01 UTC  #    Yorumlar [1]
# 14 Temmuz 2009 Salı

Can insanları yabancılamaya çok erken başladı (iki aylık civarı). Bu da bizim hayatımızda ciddi bir kısıtlamaya yol açtı. Baş başayken son derece mutlu olan oğlumuz, odaya birinin girmesiyle birlikte birden ağlamaya başlıyordu. Babası ve benim haricimde kimsenin kucağına gitmiyor, giderse bile yabancı kişiye hızlı bir göz atmasını takiben kıyamet kopuyordu. Morarıyor, nefessiz kalıyor ve odasına gidip yalnız kalmadıkça susmuyordu.

Ne eve biri gelebiliyordu, ne de biz bir yere gidebiliyorduk. Pusetiyle dışarı çıktığımızda önce gayet mutlu etrafa bakınırken ansızın yanımıza biri geliyor, bizim o insanı kovalamaya fırsatımız olamadan, "aman da ne şirin bebekmiş" demesiyle yine kıyametler kopuyordu. Eve dönene kadar ne yapsak sakinleştiremiyorduk. Eşim artık dışarı çıkmak istemez olmuştu, misafir geldiğinde de biz üst kattan inemez olmuştuk. Aşağıdaki resimlerde Can 35 günlük, ilkinde bana gülücükler atarken, annemin odaya girmesiyle ikinci resimdeki görüntü oluşuyor.

Artık bir gün ağlamaklı doktorumuzu aradım (aynı zamanda arkadaşımız). Bu çocuk çok yabancılıyor ne yapacağımı bilmiyorum lütfen yardım et diye. Her ne kadar "sana öyle geliyordur bebekler 7 aydan önce yabancılamaz" dediyse de, 2,5 aylıkken sünnet kontrolüne gittiğimizde kendisi de gözlerine inanamadı ve bize;

"Bir bebek bunu şimdiden yapıyorsa başın gerçekten belada. Demek ki çok büyük korkuları var (o ana kadar bunu hiç düşünmemiştim). Bunları yavaşça yenmeniz lazım yoksa ileride eteğinden ayrılmayan ve sürekli ağlayan bir çocuğa sahip olursun. Sana ödev! Can her gün mutlaka dışarı çıkacak fakat kalabalığa ve uzağa götürüp çok germe onu, ama her gün en az bir farklı ortam ve bir yabancı mutlaka görsün. Aşama aşamada fazla kişiyle görüştürmeye başla, sakın fazla zorlama" dedi.

Çocuk korkuları, çok ağlayan bebek, muhtemel nedenleri üzerine birçok araştırmalar yaptım. Bebeğin sakinleşmesini sağlamanın tek yolunun da çocuğun size olan güveni arttırmak olduğunu öğrendim. Her koşulda sizin onun yanında olduğunuzu hissettiği sürece güven oluşuyor ve sizi bırakmaya başlıyor. Sakın bundan öncesinde onu siz zorla alışsın diye bırakmayın, o zaman güvenini sarsılıyor ve daha çok paçanıza yapışıyor.

Babası bizimle dışarı çıkmayı reddetse de biz her gün bakkala eczaneye ya da sabah çok erken saatlerde yürüyüşlere çıkmaya başladık. İlk iki hafta kabus gibiydi. İnsanlar bana demediklerini bırakmıyorlar, şu küçücük çocuğa niye işkence yapıyorsun diyorlardı. Neyse ki dördüncü ay civarı sosyalleşmeye başladık. Bu arada ben de işe başladım ve Havva Teyzesi'yle her gün gezmelere devam etti. Biz de akşamüstü işten geldiğimde ya da sabah erken saatte işe gitmeden önce birlikte yürüyüşlerimize devam ettik.

Yaklaşık 5 ay civarında çok sosyal bir çocuk oldu Can. O günden sonrasında her yere gider olduk. Hiç sorun çıkartmıyor hatta kendisi de gezmekten, yeni insanlar tanımaktan mutlu oluyor. Şimdi de (16 aylık) arkadaş diye ağlıyor. Umarım bu sene biz de Ilgaz’ın ilk gittiği kreş gibi bir yer buluruz da hiç olmazsa günde bir saat çocuklarla oynayabilir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 14 Temmuz 2009 Salı 08:57:45 UTC  #    Yorumlar [4]
# 13 Temmuz 2009 Pazartesi

Can büyüdükçe, kullandığı kelimeler ve taklit yeteneği arttıkça, çocuk davranışlarıyla ilgili okuduğum yazılar aklımdan tekrar tekrar geçmeye başladı.
Hatta bir ara bu yazıları derleyip sizlerle de paylaşmak istiyorum. Özellikle de çocukların, yaptığımız ya da söylediğimiz şeyleri algılama şekliyle ilgili olan yazıları. Onları ne kadar anlar ve ihtiyaçlarına zamanında doğru cevaplar verebilirsek o kadar mutlu çocuklar yetiştiririz diye düşünüyorum.

Aslında Can’ın doğuştan asabi (sinirli) bir yapısı var. Buna rağmen sanırım benim ve bakıcımız Havva teyzesinin sakinliği ile içindeki canavar çoğu zaman uykuda kalıyor. 

  • İlk defa biz elindeki bir şeyi aldığımızda morarırcasına ağlayan 5 aylık oğluma doktorumuzun "Önce eline sizce uygun olan bir şey verin, sonra diğerini alın" önerisi hala çeşitli şekillerde devam ediyor. Tabi bazı kurallar dahilinde. Her zaman bir kenarda çocuğunuzun ilgisini çabuk çekecek bir şeyler bulundurun. Olmadı mutfak eşyalarından değişik bir şeyler gösterip, "Aaa bak bende ne var" deyip, elinizdeki yeni oyuncağı evirip çevirin ve değiş tokuş yapın.
  • Eğer henüz çocuğunuz hiç kesilen bir el kanayan bir yara kırılan bir bardak görmemişse ona ‘bak şimdi kırılacak’ vs diye bağırmayın, hem boşa bağırmış olursunuz, hem de çocuk acaba kırılmak ne demek diye daha çok merak ettiğinden özellikle kırmak için çaba harcayabilir.
  • "Üff çocum yaaa bırak onu bak şimdi kıracaksın!" gibi seslenişler çocuğun hoşuna gidebilir. Sırf sizden arada o ilginç sesleri duymak için tekrar ve tekrar aynı şeyleri yapabilir. Zamanla o da sık sık bağıran, huysuzlanan bir çocuk halini alır. Bunun nedeni, bu sesleri çok sık duyduğu için iletişimin böyle sağlandığını düşünmesidir. Bizim hareketlerimizin nelerle sonuçlandığını gösteren 2 örnek vereceğim eminim sizlerde de pek çok örnek vardır. Duymak çok hoşuma gider. Bazen insan nerede hata yaptığını fark etmiyor:
    • Can 10 aylık civarındaydı akşam yemeklerine oturduğumuzda sürekli işaret parmağıyla bir şeyler gösterir "ıhh ıh" derdi. Babası da ilerleyen saatlerde bu seslerinden ve bulmaca gibi hangisi diye bulmaya çalışmaktan sıkılmış olmalı ki "ne Can,ne,ne?" diye söyleniyordu. Derken Can "ıh" demeyi bırakıp yarı ağlamaklı tiz bir sesle işaret parmağı havada "ne,ne,neee!" diye bağırmaya başladı. İşte o zaman anladık ki çocukların yaptıkları bütün hareketler aslında bizim yaptıklarımızın biraz abartılı halinden ibaret.
    • Geçen gün tabağındaki büyük parça karpuzları bölmek istedim, kendi kendime "şimdi elimde bıçağı görürse ister, iki parça değil mi, incecikte hemen elimle bölüvereyim" dedim. Yanlış!! Çok yanlış yaptığımı 2 dakika içinde gördüm. Bir de baktım benim arkamdan, güzelce çatalını batırarak karpuz yiyen çocuk çatalı bırakmış elleriyle karpuzları mıncık mıncık eziyor! Annem hemen kızdı "dur ne yapıyorsun şimdi" diye ama ben görünce anladım ki sadece beni taklit ediyor. Hemen yanına gidip özür diledim Can’dan "annen yanlış yaptı bebeğim aslında çatal ve bıçakla kesmeliydi ve sende rahatça çatalınla yemeliydin. Hadi bu ezilenleri atıp yeniden karpuz keselim." dedim ve durumu düzelttik, o an fark etmeseydim büyük olasılıkla belki de aylarca karpuz dilimlerini düzgünce bölmeyi başarana kadar onları ezip duracaktı diye düşünüyorum. 
  • Durumları ne kadar az ağlatarak kurtarabiliyorsanız o kadar sakin bir çocuk elde ediyorsunuz, tabii "hayır"ların "hayır" olduğunu bilmesi kaydıyla.
  • Sadece gerçekten yapmaması gereken bir şeyse ona "hayır" deyin ki "hayır"ın bir anlamı olsun. Eğer ona hayır dedikten sonra ona biraz daha müsaade edecekseniz baştan hiç demeyin.  Tırmanmasına, zıplamasına izin verin. Sadece sakıncalı görüyorsanız yakınında bulunun ki kendisine zarar vermesin.  Çünkü siz ne kadar hayır da deseniz gelişiminin gereği bu hareketleri yapmak isteyecek ve küçük hayırları ezerek kuralları ve ikazları önemsememeyi öğrenecek.
  • Eğer elinde gördüğünüz şey çok tehlikeli bir şey ise hemen elinden alın arada bir biraz ağlaması onu asabi yapmaz.
  • Çocuğunuz elindeki bir oyuncağı kendisine, bir başkasına ya da cam gibi kırılabilecek bir yere vuruyor ve siz de olabilecek bir zarardan endişe ediyorsanız yavaşça yanına gidin ve "cama vurma bebeğim ama istersen taşa vurabilirsin" ya da "o kadar hızlı vurursan başın acır, ama istersen biraz yavaş vurabilirsin (bu arada elini tutup yavaş vuruşu göstererek) hatta daha da iyisi bak burada tahta var gel oraya vuralım" diye yön değiştirmeye çalışın, "yapma" diye bağırmak hiç işe yaramıyor.

Defalarca sizin ve kendi sınırlarınızı anlamak açısından aynı şeyleri deneyebilir. Öğrenene kadar sıkılmadan ve istikrarlı bir şekilde onu yönlendirmelisiniz.

En azından bizde bunlar işe yarıyor. Siz sorunlara nasıl yaklaşıyorsunuz?

posted on 13 Temmuz 2009 Pazartesi 09:36:51 UTC  #    Yorumlar [7]
# 10 Temmuz 2009 Cuma

Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar disizindeki yazılar:
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Haydi gelin birlik olalım
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Blogcu kimdir? (Blog yazarlarına çağrı)
Anneler, Babalar, Bloglar ve Markalar - Çocuğuma ne faydası var?

Bir önceki yazımda Türkiye'de blogları kullanarak yapılan pazarlamanın gitgide artacağından söz etmiştim. Böyle olunca, markalarda bloglarda tanıtım yapmaya çalışan diğer markalardan ayrışmaya çalışacaklar. Peki bunu nasıl başaracaklar? Ben markaların öncelikle ürünlerinde ve sosyal projelerinde faydaya odaklanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Önce çocuklu insanların nasıl hayatları, nasıl kaygıları olduğunu anlamaları lazım. Mesela her annenin genelde zaman sıkıntısı vardır. Blogcu annenin mutlaka vardır. Bu sıkışık zamanın içinde bir sürü de hayati öneme sahip kaygısı vardır. Çocukları için nelere dikkat ettiklerini, ne sorunları olduğunu anlamaları lazım.

Çocuk dostu ürünler

Anne-baba sevgisi kazanmış ürünler. Çocuklu ailelerin hayatını kolaylaştıran ürünler. Bunu doğru bir şekilde yapabilmek için, dehşet bir iletişim mecrası olan bloglarla, ürün geliştirme sürecinden önce temasa geçmeleri lazım.

Peki diyelim ki, ürünler çoktan üretim bandından çıkmış, ailelerin kalbini kazanmak için çok  mu geç? Elbette hayır. O zaman pazarlama kampanyalarında çocuklu hayatı kolaylaştırmanın yolunu arayabilirler. Bu ülkede bebekli, çocuklu aileler için hayat çok zor. Bunu iyileştirmek için yapılabilecek o kadar çok şey var ki, aslında marka yöneticilerinin işleri hiç de zor değil. Her bütçeye uygun derdimiz var. Çocuklarımızın hayatlarını kolaylaştırsınlar. Sosyal internet öyle bir mecra ki, domino taşı gibi her bir parça birbiri ile ilintili. Güzel bir şey yapsınlar ve birimize haber versinler, bilenler bilmeyenlere haber verecektir.

Ben kendi adıma bir talepte bulunayım ve sözü diğer blog yazarı ve okuyucularına bırakayım:

Bebekli Engelsiz Hayat

http://www.bebekliengelsizhayat.org/

Bir süre önce benim de bir yerinden dahil olmaya çalıştığım ama vaktimin yetişmediği bir aileler birliği projesi var. Benim de bloglar sayesinde tanıştığım, bu yazının ve bu blogun yazarının bir girişimiyle alevlendi. Sorun belli, bunca çocuğumuza rağmen, dış dünyada hayat o kadar çocukları göz ardı ederek düzenlenmiş ki, çocuklar evden çıkamıyor.

Pencereden baktırmak yeterli mi?

Sorunlar basit, kötü kaldırımlar, yanlış yerlere yerleştirilmiş otobüs durakları, tehlikeli parklar, olmayan parklar, olmayan alt değiştirme üniteleri, olmayan aile tuvaletleri (dışarıda sıkıştığınızda çocuğunuzu bir yabancıya emanet etmeden bebek arabasıyla sığılabilecek genişlikte tuvalet), olmayan emzirme odaları...

Bu oluşumun aslında temel hedefi, resmi kurumlara görevlerini yaptırmak. Niyetimiz sorunu tespit etmek, resmi mercilere yasal yollardan başvurarak çözüm aramak, sonuçları iel birlikte bu blogdan duyurmak. Bireysel çabaların bütününden bir güç yaratmak.

Markalar da Katkı Sağlasın

Ben aileleri hedefleyen markaların da çorbada tuzunun bulunabileceğine inanıyorum. Bir çay bahçesine bir emzirme kabini konduruverebilirler, bir kaldırım seçip onu bebek arabası dostu hale getirebilirler, bir parka bir kum havuzu yaptırıp, iki ağaç dikebilirler ya da belki kimbilir bir park bile yaptırabilirler olmayan bir yere. Yalnız, bu çalışmaları yaparken, çoğunluğu gözeterek zaten bir çok imkan olan popüler bölgelere yönelmesinler, imkanların daha az olduğu yerleri de değerlendirsinler.

Siz de kendi isteklerinizi yazın
Şimdi blog yazarlarından ricam, kendi bloglarında markalardan taleplerini sıralasınlar. Eminim hepinizin içinde birikmiş bir sürü şey vardır. Çok vakit ayırmadan bir paragraf bile yetebilir. Yazdığınız yazıların altına aynı çağrıyı yapıp, bu yazının yorumlarına linkini eklemeyi de unutmayın. Çocuğunuz için üretim yapan firmalardan neler istiyorsunuz?

Bu yazı ile ilgili gazete haberi için: Blogların gücü strateji yarattı

Bu yazıyı sevdiyseniz bunlara da bir göz atın:

Çocuklarımız için daha çok etkinlik - Yamaha Müzik Okulu
Çocuklarımız için daha çok kitap
Çocuklarımız için daha çok etkinlik
Çocuklarımız için daha çok mekan - Zuzu Cafe

posted on 10 Temmuz 2009 Cuma 08:18:30 UTC  #    Yorumlar [5]