# 22 Temmuz 2009 Çarşamba

Güvenlik konusu çok geniş bir konu, her yaşa göre farklı konular var. Kendimde tam bir güvenlik yazısı yazacak derman bulamasam da son Ayk Budur'a referans olarak bir-iki not düşeyim dedim.

  • Su dolu kovalara dikkat. Küçük çocuklar kovalarda boğulabiliyormuş.
  • Temizlik malzemelerini kendi şişelerinde saklayın, başka kaplara doldurmayın, temizlik malzemesi kaplarına gıda koymayın. Karışabilir. Çocuğunuzun da gözü alışsın.
  • Çocuğun çok ilgisini çeken eşyaları görebileceği mesafede, ulaşamayacağı yüksekliğe koymamaya çalışın. Mümkünse kapalı dolapları tercih edin. Ona ulaşmak için tırmanmaya çalışarak kendisini tehlikeye atabilir.
  • Tırmanıp üzerine devrilmesi riskine karşı dolaplarınızı, kitaplıklarınızı duvara monte edin. Deprem önlemi olarak da iyidir.
  • Ev kalabalıkken, siz ilgilenmiyorsanız sorumluluğu belirli bir kişiye devredin. Herkes bir diğerinin baktığını düşünürken çocuk tehlikeli işler karıştırabiliyor.
  • Yemek pişirirken alışkanlık olarak bıçağı elinizden bırakırken tezgahın gerisine doğru bırakın. Biz o kadar dikkat etmemize rağmen en az üç kez Ilgaz'ın elinden bıçak kaptık.

6 aylık bebek bakım kitapçığı ve 18-24 ay bebek bakım serisinde de güvenlikle ilgili bölümler vardı.

Pratik Anne'nin bu yazılarına bakın:

http://www.pratikanne.com/2008/12/bebek-ve-ocuklara-ev-kazalarna-kar.html

http://www.pratikanne.com/2007/04/evdeki-grnmez-kazalardan-korkmayn.html

http://www.pratikanne.com/2007/04/evdeki-mknatsl-ss-ve-oyuncaklara-dikkat.html

http://www.pratikanne.com/2006/11/ev-kazalarna-kar-bebeinizin-gvenlii-iin.html

Sizin özellikle dikkat ettiğiniz şeyleri de yorumlara ekleyebilirsiniz.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

 

posted on 22 Temmuz 2009 Çarşamba 00:10:01 UTC  #    Yorumlar [2]

Ayk, üst rafların prim yapması, belirli eşyaların sürekli daha yukarılara çıkmasıdır.

Eskiden, kolay erişim işin hep alt raflar tercih edilirdi. Şimdi ısınan havanın yukarı çıkması gibi, bazı eşyaları da otomatik olarak yukarılara koyuyoruz. Çocuğumuzun ince becerileri geliştikçe, şurayı açamaz, bunu beceremez gibi varsayımlar da geçersiz oluyor gitgide. Evde yer kalmıyor.

posted on 22 Temmuz 2009 Çarşamba 00:06:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 19 Temmuz 2009 Pazar

Yaz geldi, sıcaklar bastırdı ve tabi çocukllarımız da sıradan birer birer ishal olmaya başladı. Son 1 ay içinde çevremdeki her 3 kişiden birinin 1 kez ishal olduğu ortamda geçtiğimiz hafta Ilgaz ve ben de nasibimizi aldık. Nasıl bir salgın olduğunu da anlayamadık, musluk suyu içmeyiz, o günlerde dışarıdan yememiştik. Sanırım sıcak havalarda her şey beklediğimizden çabuk bozuluyor. Ben de konu tazeyken çocuklarımızı hem korunmak, hem de hızlı iyileşmelerini sağlamak için bir-iki öneri yazayım dedim.

Çocukları korumakla ilgili bir-iki not:

  • Yiyecekleri hemen buzdolabına kaldırın, dışarıda bırakmayın.
  • Tükürük deyen yiyecekler daha çabuk bozulur, tabakta kalan yiyecekleri atın.
  • Etleri hazırlarken kullandığınız kap kacağa, bulaşırsa tezgaha ve ellerinize dikkat edin. Et ve suları çocuklar için olduğu gibi bakteriler için de çok besleyici.
  • Et ve süt ürünlerini çok iyi pişirin.
  • Su sürahilerinizi de sık yıkayın.
  • Evinizde sürekli nemli kalan mutfak bezinde, çocuk parkındaki kuru topraktan kat kat fazla mikrop ürer. Nemli kalan eşyalarınızı temiz tutmaya özellikle dikkat edin.

Çocuklar ishal olduğunda perhiz önerirler. Bir de büyüklerdeki gibi ishal kesilene kadar perhiz yetmiyor çocuklarda. O gün kesiliyor, sabah kaşarı yemesiyle tekrar başlıyor. İshal kesildikten sonra normal kaka yaptığını görene kadar perhize devam edin.

Yaz günü bu perhize uygun gıda önerileri:

  • Su, emiyorsa anne sütü
  • Yağsız süt, yağsız yoğurt (sarımsaklısı çok iyi gelir) , yağsız peynir
  • İçiyorsa kefir çok iyi, bakterilerin hakladığı yararlı barsak bakterilerini yerine geri koymak için
  • Makarna (vitamin katkılılardan da olabilir)
  • Pilav (yağsız)
  • Elma suyu, portakal suyu
  • Meyvelerden şeftali, muz, ekşi elma (kabuksuz)
  • Haşlanmış patates
  • Beyaz ekmek
  • Sarı leblebi


Annemin biz küçükken ishal olunca yaptığı hasta yemeği tarifi:

İshal olmanın güzel yanıydı benim için. Bütün evin ilgisiyle birlikte tabi.

Malzemeler: Kabuklarıyla haşlanmış patates, tercihen yağsız yoğurt, sarımsak, tuz, kuru nane.

Hazırlanışı: İyice haşlanıp kabuğu soyulmuş patatesler ezilir, tuzla karıştırılır. Bir tabağa ince bastırılarak düzeltilir. Bir kapta yoğurt, iyice dövülmüş sarımsakla karıştırılır. Patatesin üzerine yayılır. Üzerine biraz nane serpilir. Çocuğa sanki çok özel bir şeymiş gibi sunulur.

Eğer iştahı ve sofrada oturacak hali de yoksa, yemek yedireceğim diye çok yormayın. Birkaç lokma beyaz ekmek, midesinde biraz suyu tutmak için yeterli olabilir. Mide kramplarına da iyi gelir. İshali geçip, iştahı yeniden açılınca kaçırdığı öğünleri tamamlayacaktır, üzülmeyin.

Doktorunuzu arayın tabi mutlaka, özellikle 1 yaşından küçükse benim tavsiyeler uymayabilir. Tuz vermenizi istemeyebilir, ya da getir bir görelim diyebilir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 19 Temmuz 2009 Pazar 05:00:14 UTC  #    Yorumlar [0]
# 17 Temmuz 2009 Cuma

Gökhan GeekDad'de okumuş, NASA 2011 yılında araştırma için Mars'a yeni bir rover gönderiyormuş. Aracın üzerine yerleştirecekleri bir mikroçipe isminizi, daha da güzeli çocuğunuzun ismini bu adresteki formdan yazdırabilirsiniz. "ı, ş, ğ  ve ç" karakterleri sorunlu ama "ö"de problem yok, ismi yazarken Türkçe karakterlere dikkat etmek gerekiyor (Mars'lıların çok takacağını sanmıyorum gerçi :).  Sonuç sayfasında verilen sertifikayı da bastırıp çocuğunuz için anı olarak saklayabilir ya da odasına asabilirsiniz.

Ilgaz'ın ismini daha önce de iki benzer kampanyada "Phoenix Kutup Kaşifi" ile yine Mars'a ve "Lunar Reconnaissance Orbiter" ile Ay'a göndermiştik. Onların sertifikaları da bir süre odasında durdu ama pek ilgi göstermedi. Yeşil adamlar "Neden rahatsız ediyorsun arkadaşım?" diye kapıya dayandıklarında daha bir ilgilenir diye düşünüyoruz.

posted on 17 Temmuz 2009 Cuma 05:24:10 UTC  #    Yorumlar [3]
# 16 Temmuz 2009 Perşembe

Bu yazı da Anneanne Kişi Kamuran Hanım'dan;

.................

İki erkek torunum var. Damla kızımın oğlu, büyük torunum Ilgaz, 2,5 yaşında ve artık her şeyi anlıyor. Onunla olduğum zamanlarda, daha iyi iletişim kurabilmek için çocukken nelerden hoşlandıgımı hatırlamaya ugraşıyorum. Çevremdekilerin bana çocukça davranmasından ve birçok şeyi anlamayacağımı sanmalarından hiç hoşlanmadığımı çok net hatırlıyorum.

Ben de onun için torunumla bir büyükle konuşur gibi konuşuyor ve davranıyorum, sanırım bu nedenden dolayı çok güzel anlaşıyoruz. Birlikte olduğumuz zamanlardan çok keyif alıyorum ve aramızda çok güzel bir iletişim oluyor.
        
Evren kızımın oğlu, küçük torunum Tan henüz 10 aylık ve bir ay öncesine kadar onu sık sık görebiliyordum. İzlediğime göre daha bebek olmasına rağmen, bebek diliyle konuşulduğunda yanıt vermiyor, sadece boş boş bakıyor.

Ben yukarıda bahsettiğim davranışı, kendi kızlarımda da doğdukları andan itibaren uyguladım, onlar da erken ve düzgün konuştular.

Lütfen anneanneler, babaanneler, dedeler, torunlarınızı severken doğru ve güzel konuşarak sevin ki onlarla iletişiminiz çabuk ve zevkli hale dönüşsün kısa zamanda. Çocuklarımıza da yararımız dokunsun.

posted on 16 Temmuz 2009 Perşembe 06:52:01 UTC  #    Yorumlar [1]
# 14 Temmuz 2009 Salı

Can insanları yabancılamaya çok erken başladı (iki aylık civarı). Bu da bizim hayatımızda ciddi bir kısıtlamaya yol açtı. Baş başayken son derece mutlu olan oğlumuz, odaya birinin girmesiyle birlikte birden ağlamaya başlıyordu. Babası ve benim haricimde kimsenin kucağına gitmiyor, giderse bile yabancı kişiye hızlı bir göz atmasını takiben kıyamet kopuyordu. Morarıyor, nefessiz kalıyor ve odasına gidip yalnız kalmadıkça susmuyordu.

Ne eve biri gelebiliyordu, ne de biz bir yere gidebiliyorduk. Pusetiyle dışarı çıktığımızda önce gayet mutlu etrafa bakınırken ansızın yanımıza biri geliyor, bizim o insanı kovalamaya fırsatımız olamadan, "aman da ne şirin bebekmiş" demesiyle yine kıyametler kopuyordu. Eve dönene kadar ne yapsak sakinleştiremiyorduk. Eşim artık dışarı çıkmak istemez olmuştu, misafir geldiğinde de biz üst kattan inemez olmuştuk. Aşağıdaki resimlerde Can 35 günlük, ilkinde bana gülücükler atarken, annemin odaya girmesiyle ikinci resimdeki görüntü oluşuyor.

Artık bir gün ağlamaklı doktorumuzu aradım (aynı zamanda arkadaşımız). Bu çocuk çok yabancılıyor ne yapacağımı bilmiyorum lütfen yardım et diye. Her ne kadar "sana öyle geliyordur bebekler 7 aydan önce yabancılamaz" dediyse de, 2,5 aylıkken sünnet kontrolüne gittiğimizde kendisi de gözlerine inanamadı ve bize;

"Bir bebek bunu şimdiden yapıyorsa başın gerçekten belada. Demek ki çok büyük korkuları var (o ana kadar bunu hiç düşünmemiştim). Bunları yavaşça yenmeniz lazım yoksa ileride eteğinden ayrılmayan ve sürekli ağlayan bir çocuğa sahip olursun. Sana ödev! Can her gün mutlaka dışarı çıkacak fakat kalabalığa ve uzağa götürüp çok germe onu, ama her gün en az bir farklı ortam ve bir yabancı mutlaka görsün. Aşama aşamada fazla kişiyle görüştürmeye başla, sakın fazla zorlama" dedi.

Çocuk korkuları, çok ağlayan bebek, muhtemel nedenleri üzerine birçok araştırmalar yaptım. Bebeğin sakinleşmesini sağlamanın tek yolunun da çocuğun size olan güveni arttırmak olduğunu öğrendim. Her koşulda sizin onun yanında olduğunuzu hissettiği sürece güven oluşuyor ve sizi bırakmaya başlıyor. Sakın bundan öncesinde onu siz zorla alışsın diye bırakmayın, o zaman güvenini sarsılıyor ve daha çok paçanıza yapışıyor.

Babası bizimle dışarı çıkmayı reddetse de biz her gün bakkala eczaneye ya da sabah çok erken saatlerde yürüyüşlere çıkmaya başladık. İlk iki hafta kabus gibiydi. İnsanlar bana demediklerini bırakmıyorlar, şu küçücük çocuğa niye işkence yapıyorsun diyorlardı. Neyse ki dördüncü ay civarı sosyalleşmeye başladık. Bu arada ben de işe başladım ve Havva Teyzesi'yle her gün gezmelere devam etti. Biz de akşamüstü işten geldiğimde ya da sabah erken saatte işe gitmeden önce birlikte yürüyüşlerimize devam ettik.

Yaklaşık 5 ay civarında çok sosyal bir çocuk oldu Can. O günden sonrasında her yere gider olduk. Hiç sorun çıkartmıyor hatta kendisi de gezmekten, yeni insanlar tanımaktan mutlu oluyor. Şimdi de (16 aylık) arkadaş diye ağlıyor. Umarım bu sene biz de Ilgaz’ın ilk gittiği kreş gibi bir yer buluruz da hiç olmazsa günde bir saat çocuklarla oynayabilir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 14 Temmuz 2009 Salı 08:57:45 UTC  #    Yorumlar [4]