# 03 Ağustos 2009 Pazartesi

(Hande'den)

Ayk sabahın altısında, siz "beş dakika daha uysam" diye  dualar ederken evde kendi kendine çığlık ve kahkalarla koşan oğlunuzun yanınıza gelip "taadan kaç taadı tut" (tavşan kaç tazı tut) dediğini duyunca ani bir enerji patlamasıyla yataktan fırlayıp küçük tavşanı yakalamaktır :)

posted on 03 Ağustos 2009 Pazartesi 08:31:13 UTC  #    Yorumlar [2]
# 29 Temmuz 2009 Çarşamba

Ayk, "bebeği annesinin kucağına gelsiiin" dedikten sonra, banyo havlusuyla kucağınıza kurulup, "Anne'ciğim ben seni çok seviyorum" demesidir.

Bu arada duygu sömürüsü ile iş halletmeyi de öğrenmiş bulunuyor, hayatımızda yeni bir dönem hayırlı uğurlu olsun. Önceki akşam anneannesine bir balon eşşek aldırmış, kolunun altına sıkıştırıp yanımıza gelmiş, "Ben bu eşşeği çok beğendim annecim, çok beğendim babacım" diye suratını eşşeğe gömmüş bıdırdanırken, "bu numarayı yiyorlar" ifadesiyle yandan yandan sırıttığını görmediğimi sanıyorsa çok yanılıyor :)

posted on 29 Temmuz 2009 Çarşamba 19:24:56 UTC  #    Yorumlar [0]
# 27 Temmuz 2009 Pazartesi

Ilgaz 1,5 yaşını doldurduğunda birden hayatımız çok değişmişti. Gece uyanmaları azalmış, dil gelişimiyle çok daha iyi iletişim kurabilir hale gelmiş ve her şeyi de yiyebilir olmuştu. Sanırım 2,5 yaş da 1,5 gibi bir mihenk taşı.

Oğlum artık sanki çok daha bir insan, bize ve bilimum özel gereç ve malzemelere ihtiyacı da gitgide azalıyor. Biz de "ne olur ne olmaz" modundan, "olmasa da olur" moduna dönüyoruz yavaş yavaş. Geçen yaz, eskisi gibi tatil seyahat edip edemeyeceğimiz konusunda önümüzü göremiyorduk. Her tatil sonrasında, bir gerekli şeyler listesi yapmak istedim ama o kadar çok eşyayla dolaşıyordum ki, kendimden utandım. Bu tatil öncesinde eskiden Gökhan'la yaptığımız gibi, tüm aile tek valize sığmaya karar verdim (laptoplar falan hariç canım :)). Başarılı da oldum. Geldiğimiz yer annemin yazlığı olmasa fazladan havlu, giysi almak gerekecekti tabi ama bu da bir küçük çanta daha yapardı, bir bagaj değil.

İşte geçtiğimiz iki yıl kısa-uzun evden uzak bilimum tatillerde yanımızda gezdirdiğimiz ve bu yıl bizimle tatile çıkamayan eşyalar (hepsi aynı tatilde olmasa da):

  • Süt pompası, biberon, suluk (tek bir spor suluk hariç), mama önlüğü, hazır mama, süt kapları, plastik bardak, tabak, çatal bıçak, süt arttırma çayı (Tanrım, ne günlerdi !!!)
  • Emzirme yastığı (her şekle girdiğinden yataktan düşmesini önleme vs. amaçlı)
  • Ilgaz'a bornoz, mermer şahi, alt değiştirme şeysi
  • Portatif mama sandalyesi (hakkını yemeyelim, çok iş gördü). Üç adet plastik sandalyeyi üst üste koyup Ilgaz'ı oturtuyoruz yemeklerde. Ikea'dan aldığımız küçük çocuk sandalyesinden çok daha rahat oldu. Sanırım gereksiz bir yatırım yapmışız ev için de.
  • Bebek yatağı
  • Battaniye, ıvır zıvır
  • Ne olur ne olmaz diye dört mevsim için bir sürü giysi (bir takım uzun kollu, bir eşofman üstü, iki çift çorap hariç)
  • Serum fizyolojik, calpol, ateşölçer (bunu almalıydım, ne kadar yer tutar ki), pişik kremi, bepanthene, devit, demir damlası, multivitamin
  • Bebek çantası. Bu benim hamileyken Eminönü Altın Han'dan 35 TL'ye kapattığım, üzerinde alt değiştirme ünitesi falan olan başarılı bir çanta. Bu çanta hep ufak tefek eklemelerle hazır olacak halde bekler ve Ilgaz'la birlikte dışarı çıkılırken demirbaştır. Öyle ki, insanlar "lgaz'ın çantası nerede"gibi bir soru sorduğunda benim " O Ilgaz'ın değil, benim çantam, benim eşyalarım da var onun içinde" gibi hassas bir reaksiyon vermeme neden olacak kadar çok kullandığım bir çantadır. Onu bırakmış olmamız bir devrin sonunu göstermektedir. Kocamla eskiden sağda solda gezerken kullandığımız sırt çantasına terfi etmiştir.
  • Bilimum oyuncak

Bunlar da vazgeçemediklerimiz:

  • Fotoğraf makinesi (vazgeçilir mi hiç)
  • Puset
  • Telsiz
  • Biberon termosları (birine Ilgaz'ın suyu, birine bizim suyumuz, soğuk kalsın diye çok pratikler)
  • Bir büyük tülbent, bir küçük pike
  • Duşavği (İngilizce okunuşuyla Dushary daha yakın, Ikea yavru file kendi koyduğu isim)
  • 5-6 kitap, küçük kutu boya, kağıt
  • Avene trixera nemlendirici (lazım olmadı henüz)
  • Islak mendil

Beklediğimden daha çabuk oldu aslında bu geçiş.

posted on 27 Temmuz 2009 Pazartesi 07:45:54 UTC  #    Yorumlar [4]
# 24 Temmuz 2009 Cuma

Ekol ve Umut Çocukları Derneği Şişli Belediyesi'nin desteğini alarak “sokakta yaşamak durumunda kalan çocuklarımız” için bir konser düzenliyorlarmış. İlgilenenler detaylara http://chido-s.blogspot.com/2009/07/bugune-kadar-sosyal-sorumluk-projesi.html adresinden ulaşabilirler.

posted on 24 Temmuz 2009 Cuma 19:42:31 UTC  #    Yorumlar [2]
# 23 Temmuz 2009 Perşembe

Hayır, İstanbul'da yaşamanın güçlüğünden şikayet yazısı değil, trafikte beklerken çocuğunu özleme yazısı da değil. Bu bir Ayk Budur, ama üzücü yanından.

Ayk, kırmızı ışıklarda beklerken ağlamaktır!

Çilem üniversite yıllarında başladı. O zamanlar Samsun'da mendil satan çocuklar yoktu. Üniversiteyi kazanıp da Ankara'nın taşlı yollarında minibüs beklemeye başlayınca tanıştım onlarla. Yurttaki kutu kadar çekmecem mendillerle doldu taştı. Ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, bir gün jetonum düştü. Bu çocuklar insanların duyguları sömürülmek için dilendiriliyor. İnsanlar çocuklar dilendirildiğinde daha iyi para verdikleri için çocuklar dilendiriliyor. Çocuklar okula gönderilmiyor ve dilendiriliyor. Yani ben aklım sıra çocuğa yardım edeceğim derken, onun okula gitmek, sokakta oynamak yerine, sokakta dilendirilmesine yol açıyorum. Çocuğa yardım edeceğim derken, ona kötülük edenlere, onun eliyle para yollayıp, onun geleceğine mal oluyorum.

Bunu idrak ettiğim günden beri, hiçbir çocuktan bir şey almıyorum, para vermiyorum. Ama o çocuklara, kucakta güneş altında süründürülen bebeklere çok üzülüyorum.

Anne olmadan önce, onlara bakmamaya, göz teması kurmamaya çalışırdım. Zaaflarım ön plana çıkıp da bir hata yapıp para vermeyeyim diye. Ama anne olduğumdan beri gördüğüm yerde onlardan gözlerimi kaçıramıyorum. O ışığın kırmızıdan yeşile döndüğü süre boyunca, ağlayan çocuğa, ona şefkat gösteriyor gözüken yetişkine bakıyor, bakıyorum. Ben baktıkça onlar bana yaklaşıyorlar, bebeği daha da yakından görüyorum. Bebeği seviyor mu yoksa diye şüpheye düşüyorum her seferinde. Ona sarılışından bir anlam çıkartmaya çalışıyorum. Bebeklerin büyüklere bağlanma içgüdülerini iyi bildiğimden, bebeğin büyüğe sarılmasının samimimiyetini sorgulamam mümkün değil. Bu sefer diğer tarafın onun tatlı sevgisine rağmen, ona gösterdiği sahte sevgiyi, onu kullanmasını düşünüyorum. O zavallı çocuğu kendi çocuğum gibi düşünüyorum. Ellerinden alıvermek istiyorum. Üzülüyorum, çaresizlikten eziliyorum, mahvoluyorum.

Geçenlerde küçücük bir bebek kucağında bir kadın yaklaştı yanıma. Pek acıklı duruyordu kucağında bebeğiyle. Dayanamadım, camı açtım, "Seni polise şikayet edeceğim" dedim. Bir saniye durdu, yüzündeki acıklılık silindi, yerine meydan okuma yerleşti, "Selamımı söyle" dedi. Yakındaki zabıtaya uğradım geçerken, böyle böyle oldu, bir şey yapabilir misiniz dedim. Biz bakmıyoruz o bölgeye, Üsküdar'ın zabıtasına haber veririm dedi. Takip etmedim.

Bunları nereye şikayet etmemiz gerekiyor, zabıta doğru kurum mu bilen var mı? Bir şeyler yapalım, kampanya başlatalım. Kimse çocuk sefil edicilerine para pul vermesin, gördüğü yerde hemen şikayet etsin, rahat vermesin. Bilgisi, önerisi olan var mı?

Tatlı tatlı ev güvenliği falan yazıyordun, nereden geldin şimdi buraya derseniz, Özgür Anne'nin bu yazısı tetikledi.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 23 Temmuz 2009 Perşembe 23:34:40 UTC  #    Yorumlar [3]
# 22 Temmuz 2009 Çarşamba

Güvenlik konusu çok geniş bir konu, her yaşa göre farklı konular var. Kendimde tam bir güvenlik yazısı yazacak derman bulamasam da son Ayk Budur'a referans olarak bir-iki not düşeyim dedim.

  • Su dolu kovalara dikkat. Küçük çocuklar kovalarda boğulabiliyormuş.
  • Temizlik malzemelerini kendi şişelerinde saklayın, başka kaplara doldurmayın, temizlik malzemesi kaplarına gıda koymayın. Karışabilir. Çocuğunuzun da gözü alışsın.
  • Çocuğun çok ilgisini çeken eşyaları görebileceği mesafede, ulaşamayacağı yüksekliğe koymamaya çalışın. Mümkünse kapalı dolapları tercih edin. Ona ulaşmak için tırmanmaya çalışarak kendisini tehlikeye atabilir.
  • Tırmanıp üzerine devrilmesi riskine karşı dolaplarınızı, kitaplıklarınızı duvara monte edin. Deprem önlemi olarak da iyidir.
  • Ev kalabalıkken, siz ilgilenmiyorsanız sorumluluğu belirli bir kişiye devredin. Herkes bir diğerinin baktığını düşünürken çocuk tehlikeli işler karıştırabiliyor.
  • Yemek pişirirken alışkanlık olarak bıçağı elinizden bırakırken tezgahın gerisine doğru bırakın. Biz o kadar dikkat etmemize rağmen en az üç kez Ilgaz'ın elinden bıçak kaptık.

6 aylık bebek bakım kitapçığı ve 18-24 ay bebek bakım serisinde de güvenlikle ilgili bölümler vardı.

Pratik Anne'nin bu yazılarına bakın:

http://www.pratikanne.com/2008/12/bebek-ve-ocuklara-ev-kazalarna-kar.html

http://www.pratikanne.com/2007/04/evdeki-grnmez-kazalardan-korkmayn.html

http://www.pratikanne.com/2007/04/evdeki-mknatsl-ss-ve-oyuncaklara-dikkat.html

http://www.pratikanne.com/2006/11/ev-kazalarna-kar-bebeinizin-gvenlii-iin.html

Sizin özellikle dikkat ettiğiniz şeyleri de yorumlara ekleyebilirsiniz.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

 

posted on 22 Temmuz 2009 Çarşamba 00:10:01 UTC  #    Yorumlar [2]