Hayır, İstanbul'da yaşamanın güçlüğünden şikayet yazısı değil, trafikte beklerken çocuğunu özleme yazısı da değil. Bu bir Ayk Budur, ama üzücü yanından.
Ayk, kırmızı ışıklarda beklerken ağlamaktır!
Çilem üniversite yıllarında başladı. O zamanlar Samsun'da mendil satan çocuklar yoktu. Üniversiteyi kazanıp da Ankara'nın taşlı yollarında minibüs beklemeye başlayınca tanıştım onlarla. Yurttaki kutu kadar çekmecem mendillerle doldu taştı. Ne kadar sonraydı hatırlamıyorum, bir gün jetonum düştü. Bu çocuklar insanların duyguları sömürülmek için dilendiriliyor. İnsanlar çocuklar dilendirildiğinde daha iyi para verdikleri için çocuklar dilendiriliyor. Çocuklar okula gönderilmiyor ve dilendiriliyor. Yani ben aklım sıra çocuğa yardım edeceğim derken, onun okula gitmek, sokakta oynamak yerine, sokakta dilendirilmesine yol açıyorum. Çocuğa yardım edeceğim derken, ona kötülük edenlere, onun eliyle para yollayıp, onun geleceğine mal oluyorum.
Bunu idrak ettiğim günden beri, hiçbir çocuktan bir şey almıyorum, para vermiyorum. Ama o çocuklara, kucakta güneş altında süründürülen bebeklere çok üzülüyorum.
Anne olmadan önce, onlara bakmamaya, göz teması kurmamaya çalışırdım. Zaaflarım ön plana çıkıp da bir hata yapıp para vermeyeyim diye. Ama anne olduğumdan beri gördüğüm yerde onlardan gözlerimi kaçıramıyorum. O ışığın kırmızıdan yeşile döndüğü süre boyunca, ağlayan çocuğa, ona şefkat gösteriyor gözüken yetişkine bakıyor, bakıyorum. Ben baktıkça onlar bana yaklaşıyorlar, bebeği daha da yakından görüyorum. Bebeği seviyor mu yoksa diye şüpheye düşüyorum her seferinde. Ona sarılışından bir anlam çıkartmaya çalışıyorum. Bebeklerin büyüklere bağlanma içgüdülerini iyi bildiğimden, bebeğin büyüğe sarılmasının samimimiyetini sorgulamam mümkün değil. Bu sefer diğer tarafın onun tatlı sevgisine rağmen, ona gösterdiği sahte sevgiyi, onu kullanmasını düşünüyorum. O zavallı çocuğu kendi çocuğum gibi düşünüyorum. Ellerinden alıvermek istiyorum. Üzülüyorum, çaresizlikten eziliyorum, mahvoluyorum.
Geçenlerde küçücük bir bebek kucağında bir kadın yaklaştı yanıma. Pek acıklı duruyordu kucağında bebeğiyle. Dayanamadım, camı açtım, "Seni polise şikayet edeceğim" dedim. Bir saniye durdu, yüzündeki acıklılık silindi, yerine meydan okuma yerleşti, "Selamımı söyle" dedi. Yakındaki zabıtaya uğradım geçerken, böyle böyle oldu, bir şey yapabilir misiniz dedim. Biz bakmıyoruz o bölgeye, Üsküdar'ın zabıtasına haber veririm dedi. Takip etmedim.
Bunları nereye şikayet etmemiz gerekiyor, zabıta doğru kurum mu bilen var mı? Bir şeyler yapalım, kampanya başlatalım. Kimse çocuk sefil edicilerine para pul vermesin, gördüğü yerde hemen şikayet etsin, rahat vermesin. Bilgisi, önerisi olan var mı?
Tatlı tatlı ev güvenliği falan yazıyordun, nereden geldin şimdi buraya derseniz, Özgür Anne'nin bu yazısı tetikledi.
Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun