# 26 Ekim 2009 Pazartesi

Sorular:

  • Virüs bu kadar hızlı yayılırken, henüz aşısı üretilmemiş olsa ne tepki verirdik?
    Muhtemel Yanıt: Her sene mevsimsel gribin aşısını buluyorlar, bunu niye bulamıyorlar. Çocukları katlederek insan nüfusunu azaltmaya çalışıyorlar...
  • Diyelim ki aşı bulundu, ama yeteri kadar test edilmedi diye yapılmaya başlanmadı
    Muhtemel Yanıt: Efendim, madem öyle mevsimsel aşıyı niye vuruyorlar, her sene yeni virüsle yapılıyor. Sonuçta aşı aynı şekilde üretiliyor. Aşı bulunmuş, laboratuvarda saklıyorlar. Aslında bulamadılar da....
  • Diyelim aşı bulundu,ABD ve İngiltere'de yapılması kararı alındı. Ama bizim hükümetimiz yeteri kadar test edilmediği gerekçesiyle aşıları almadı.
    Bu durumda neler söylerdik buraya yazmak uygun olmaz sanırım...

Özet olarak, otorite güvensizliğini anlıyorum, medyaya da sansasyon lazım, ama biz bu çocukları ne yapacağız?

Komplo teorilerine kulakları tıkayıp, aklı selim bir karar vermeye çalışıyoruz. Ilgaz okula gidiyor, Gökhan metrobüse biniyor ve duyduğumuz H1N1 pozitif hastalar artık tanıdığın tanıdığı seviyesine geldi. Bir sonraki aşama olan "tanıdık"tan bu bulaşıcılıkla direk bize geçiyor zaten.

Bu arada sizi üzmek istemem ama hijyen konusunun küçük çocuk tayfasında hikaye olduğunu düşünüyorum. Zaten virüs de nerede çoğalacağını biliyor değil mi?

Domuz Gribi Aşısını Olmaya Nasıl Karar Verdik

posted on 26 Ekim 2009 Pazartesi 23:51:40 UTC  #    Yorumlar [18]
# 25 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Ne zaman bebeklikten çıkıp çocuk olurlar? Yürüdükleri zaman mı, konuştukları zaman mı? İlk yaş gününden sonra hayatınızda yeni bir dönem başlıyor. Her anlamda size bağımlılığı azalırken, iletişimi gitgide artıyor. Diğer yandan artık daha akıllı olduğu için çözümler daha dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor.

12-18 ay gelişim döneminde en çok kullandığımız 5 ürün:

Suluk, çocuk bardağı: Avent Sportster. Üzerinde 18 aydan itibaren yazmakla birlikte, Ilgaz'ın biberondan sonra favori bardaklarından oldu. Diğer 3 delikli versiyonlarına göre çok daha rahat kullanıyor, daha hızlı aktığı için sanırım. Diğer Avent bardaklara da uyduğundan, duruma göre uçlarını daha kısa bardaklara takarak da kullanıyoruz. vde artık büyük çoğunlukla normal bardak kullanmakla birlikte, bazen odasına içecek götürürken, bitki çayları için ve yolda belde, silikon sızdırmazları da olmadan hala kullanıyoruz.

Çatal-bıçak, kap-kacak: Ikea renkli plastik çocuk malzemeleri. Rengarenk, plastik, kullanışlı hafif. Ayrıca bıçaklar çok güzel nutella, tereyağ sürer. Ayrıca piknikte, yolda kendiniz için de kullanabilirsiniz.

Nemlendirici: Avene Trixera. Aslında bu ürünü de doğumundan itibaren kullandık, önceki yazılarda atlamışım, önemli bir ürün. Daha küçükken ara ara belirli bölgelerinde ekzama oluyordu. Sonra güneşten ve kışın rüzgarlı havalarda soğuktan, asitli şeyler yediğinde özellikle ağız çevresi kızarıyordu. Eğer kurumasına izin verirsek kötüleşiyordu. Banyodan sonra ve gün içinde önce hafif ıslatıp teni nemliyken sürerek koruduk cildini.

Portatif Mama Sandalyesi: Sevi Bebe Pratik Mama sandalyesi. Kılıfı çıkartılıp yıkanabildiğinden, hem dışarıda, hem ev içinde çok pratik. Süngerini yıkamayın, bozuluyor.

Hazır Mamalar: Milupa Gece Tahılları, Milupa Fasulye-domates, Milupa 4'lü kaplarda satılan meyve püreleri. Katı gıdaya geçiş döneminde çok sık hazır mama kullanmamaya çalıştım. Ama özellikle Ilgaz biraz palazlanıp, biz de daha çok gezmeye başlayınca, evde ve çantasında her zaman, uzun ömürlü mamalardan bulundurmaya çalıştım. Acil durumlarda ve özellikle yiyeceklerin bozulma riski olduğu ısılarda çok yararlı. Artık seyrek yediğinden midir nedir, tadını sevdiğinden midir bilmiyorum ama, hiç bir zaman bu hazır mamalara itiraz etmedi.

posted on 25 Ekim 2009 Pazar 08:33:22 UTC  #    Yorumlar [0]
# 21 Ekim 2009 Çarşamba

Pratikanne beni mimlemiş. İnsanın kendi ilginç yönlerini yazması çok zor, çünkü bana benim her şeyim son derece normal geliyor, hatta bu yaşımda bile bazen niye başkaları benim gibi değil diye şaşırıyorum, ilginç geliyor insanlar :) O yüzden ben ilginç yanlarımı yazmayayım, beni tanıyanlar ve tanımış kadar olanlar lütfen yorumlara benimle ilgili ilginç buldukları şeyleri yazsınlar, dürüst olabilirsiniz :)

Ben en iyisi bu anne olma işine girdikten sonra öğrendiğim ve ilginç bulduğum 7 şeyi yazayım:

  1. İdrar sterilmiş. Bir enfeksiyon durumu yoksa tabi. Yenidoğan sünnetine karar verirken, nasıl temiz tutacağız biz bu ortamı diye kaygılanırken öğrenmiştim.
  2. Göz renginin değişmesi durumu. Bebeklerin göz renginin sonradan değiştiğini herkes bilir. Süt emdiği sürece değişir derler. Meğer, gözlerdeki rengi sağlayan pigmentasyon, güneş ışığı ile gelişimini tamamlıyormuş. O yüzden bütün bebeklerin gözleri açık renk, gri gibi oluyor. Büyüyünce gözü açık renk olacak olan bebeklerin de minikken gözlerinin cam gibi apaçık olduğunu tespit ettim.
  3. Amniyotik sıvıya ve süte yiyeceklerin tadının geçmesi durumu. Bebek anne karnında suyun içinde hıçkırıyor, esniyor. Arada bir de, gluk, amniyotik sıvıdan bir parça yutuyor. Daha doğmadan yaşayacağı ekolojideki yiyeceklerin tadına alışıyor. Süte de yiyecek tadının geçtiğini biliyordum ama dozunu kestirememişim. Taze soğan, palamut aromalı sütleri nasıl bayıla bayıla içiyorlar hayret doğrusu. 
  4. Süt mekanizması. Başlı başına bir ilginçlik abidesi. İki hormonumuz var, prolaktin, oksitosin. Prolaktin sütü üretiyor, oksitosin salıyor. Aslında bebek emmeden önce de süt var, o anda üretilmiyor, ama sürekli akmaması lazım tabi. Oksitosinin salınımı prolaktini tetikliyor. "Hadi kardeşim içiyorlar işte sütleri, biraz daha üret". Oksitosin çok garip bir hormon, mesela bebeğin ağlamasını duymanızla sütü salıverebiliyor. Duş alıyorsunuz, bebek ağlıyor, banyo yapmaya çalışırken, şıp, şıp, şıp. Bir şeye duygulanıyorsunuz, gözünüz doluyor, aynı anda göğsünüz sızlıyor. Garip ötesi.
  5. Bu oksitosin arkadaşımız doğum kasılmalarından da sorumlu. Yani daha doğum başlamadan başlıyor çalışmaya. Suni sancı verilmesinin mekanik bir müdahele olduğunu sanırdım. Suni sancının damardan verildiğini duyunca şok geçirdim. Suni sancı dediğimiz şey de aslında oksitosinin ta kendisiymiş.
  6. Nescafe türk kahvesinden daha fazla kafein içeriyor, sertliğiyle ün yapmış espresso ise bu 3 kahve türü içinde en az kafein içereni. Ne ilgisi var diyeceksiniz anne olmakla. Hamileliğim sırasında doktorum Alper Mumcu'nun bilgi dolu sitesini hatim ederken bu yazıdan öğrenmiştim. Gerçekten de nescafe bana çarpıntı yaparken, Espresso bazlı kahveler (Latte, Cappucino gibi) kendime getiriyor, zihnimi açıyor.
  7. Doktorların aynı konular için farklı şeyler önermesi. Her zaman doktorların görüşleri arasında farklılıklar olur. Ama bu çocuk işinde gerçekten ak'la kara şeklinde tezatlar olabiliyor. Çok yakın iki arkadaş konuşurken, arkadaşınız doktorunu referans göstererek bir şey öneriyor, siz sizin doktorunuzun tam tersi bir şey söylediğini söyleyince, her ikiniz de tamamen kafanız karışmış şekilde eylemsizlik haline geçebiliyorsunuz. Bu durumun bir bölümü çocuk doktorlarına pedagoglara sormamız gereken soruları sormamızdan kaynaklanıyorsa da, diğer yandan bu işte tek bir doğru olmadığını gösteriyor. Farklı yollar, insanlığın çeşitliliğini teşvik ediyor ve tür zenginliğine katkıda bulunuyor.
posted on 21 Ekim 2009 Çarşamba 19:26:43 UTC  #    Yorumlar [10]
# 18 Ekim 2009 Pazar

Süt dişleri geçici olabilir, ancak doğru şekilde bakılmaları çocuğunuzun sağlığı ve sosyal ilişkileri açısından ve doğru alışkanlıklar kazanabilmesi açısından çok önemli. Fatma Hanım, Ilgaz'ın dişlerinin bakımına nasıl ve ne zaman başladığımızı sormuştu. Ilgaz Cumartesi günü doktorunun 2 yaş kontrolündeki önerisi üzerine biraz gecikmeli olarak ilk diş muayenesini oldu (resimde ortodontist arkadaşımız Nihal'in muayenesindekini saymazsak, ayrıca kendisinin Kitubi'ye yazı sözü vardır). Ben de gecikmeden verdiğim sözü tutayım dedim.

Ilgaz'ın şu anda ağzında çürüğü ya da çürük başlangıcı yokmuş. Ancak çok klasik bir şekilde, ön dişlerden geriye ve yukarıya doğru çıktıkça iyi temizlenemeyen bölgeler mevcutmuş. Bunları daha iyi fırçalamamız gerekiyormuş. Benim alt dişlerin sıkışıklığı ve babasının alt çenenin biraz ileride olması durumu genetikmiş, takip edilmesi gerekiyormuş. Doktor yılda bir kontrolün yeterli olduğunu ve seneye kontrolde koruyucu uygulama yapılabileceğini söyledi.

Bebeğimizin diş bakımı ile ilgili yaptıklarımızı maddeler halinde yazayım dedim:

  • Diş bakımına 15 aylıkken başladık.
  • Çok yakın zamana kadar florürsüz, bebeklere özel diş macunu kullandık. Sonra çocuk macununa geçtik. İçinde incecik yıldızlar var, yıldızın tadına baktım, naneli sakız tadında. Yutma eğiliminden dolayı yine bebek macununa mı devam etsek diye düşünüyoruz. Diş doktoruna organik diş macunu kullanımını sordum, yetişkinler içinse kullanmayın dedi.
  • Bebekler için özel diş fırçası kullanıyoruz. Tatile giderken de yanımızda götürüp, tatilde de fırçalıyoruz.
  • Başlarda alıştırma şeklindeyken, diş sayısı arttıkça biz de işleri sıkıladık. Günde iki kez fırçalamak için uğraşıyoruz.
  • Bunun zorunlu olduğunu bildiği için, dönem dönem uyku, yemek ve diğer zorunlu şeyler gibi buna da direnç gösteriyor. Ya da bundan vazgeçmeyeceğimizi bildiği için bunu uzatarak ve zorlaştırarak uyku saatini ertelemeye çalışabiliyor.
  • Olaydan soğutmamak için zorlamıyoruz. Tamam fırçalama o zaman da dememeye çalışıyoruz, o günü hızlıa geçiştirip, ertesi gün daha farklı yaklaşmaya çalışıyoruz.
  • Geceleri beslemiyoruz (uyku düzeni, bezi bırakma gibi bir sürü konu için önemli gece beslenmelerini kesmek). Akşam sütünü akşam yemeğinden hemen sonra verip, dişini daha sonra fırçalıyoruz. Diş fırçaladıktan sonra sudan başka bir şey yiyip içmemesine çalışıyoruz.
  • Ilgaz biberonu bırakalı çok oldu ve kullandığı zamanlarda da yattığı yerde bir şey içmesine izin vermiyorduk. Eğer yatağında biberonla süt içmesine izin veriyorsanız, biberon çürüğü denilen bir çürük tipi var (üst ön dişler sararıp çürüyor), bunu araştırmanızda yarar var.
  • İki yaşını doldurduktan sonra, çocuklarda uzmanlaşmış bir diş doktoruna gitmesi öneriliyor.
  • Alışması için şimdiden kuralına uygun şekilde diş etinden ucuna doğru düz hareketlerle fırçalamaya çalışıyoruz.

Çocuğunuzun dişlerini keyifle fırçalaması için 7 numara önerisi:

  1. Fırçanın üzerindeki karakteri konuşturun, ona dişlerini bembeyaz yapmak istediğini söylesin.
  2. Bebekken dişleri olmadığını, o büyüdükçe dişlerinin nasıl teker teker çıktığını anlatın. Dişlerini fırçalarken sayarak fırçalayın.
  3. Bir diş fırçalama şarkısı uydurun, fırçalarken söyleyin.
  4. Onunla birlikte siz de fırçalayın. Doğru fırçalamayı görerek öğrenmesi için de iyidir. O sırada o da kendi dişini fırçalasın. Sonra fırçaları değiştirin, o sizinkini fırçalasın, siz de onunkini (bu sizin açınızdan biraz acılı bir tecrübe olabilir, ne yapalım)
  5. Baştan itibaren macunu yutmamayı, tükürmeyi gösterin (ısrarcı olmasanız da konsepti bilsin). Ağızlarını çalkalayıp tükürürken çok eğlenirler. Fırçalamanın finali olarak kullanılabilir.
  6. Kırmızı deyince ağzı açık macunu yutmadan, tükürmeden bekleyeceğini, yeşil deyince tükürebileceğini öğretin. Kırmızı, kırmızı, kırmızı, kırmızı... diye fırçalayın, yeşil deyin, tükürsün, sonra kırmızı, kırmızı diye devam edin.
  7. 10' a kadar sayın, o sırada o fırçalasın, sonra 10'a kadar sayarken, siz fırçalayın.

Şu 7 maddenin 2'sini kendi diş bakımımda uygulasaydım, 1 tane çürüğüm olmazdı.

posted on 18 Ekim 2009 Pazar 20:08:10 UTC  #    Yorumlar [8]
# 16 Ekim 2009 Cuma

Çok uzun zamandır tercüme edip yazarım diye bekletiyorum. Baktım fırsat olmayacak, bari linki yayınlayayım dedim. Aslında resimler yeterince anlaşılır, anlaşılmayan bir yeri varsa bana sorabilirsiniz. 7. sayfadan itibaren bebeğe yaptırabileceğiniz, 9. sayfadan itibaren de bebeği ağırlık olarak kullanarak doğum sonrası kilolarınızı vermek için, aynı zamanda bebeğinizle güzel vakit geçirerek iletişim içinde olabileceğiniz hareketler gösterilmiş.

Ilgaz bunlara gerçekten bayılıyordu. Tavsiye ederim. Bizim toplumumuzda genelde bebekler pamuk içinde muhafaza edildiğinden toplum içinde yaparsanız tepkilere hazır olun.

http://www.dswfitness.com/docs/Mom&BabyExercise.pdf

posted on 16 Ekim 2009 Cuma 11:27:30 UTC  #    Yorumlar [11]
# 15 Ekim 2009 Perşembe

Grip aşısına inanmam, Ilgaz'ı da grip aşısı yaptırmam. Domuz gribi aşısını tek virüs için yetiştirildiğinden daha anlamlı bulmakla birlikte, pek taze bir aşı olduğundan, çocuğumda denemek istemiyorum.

Normalde bizim ailenin bağışıklığı sağlamdır, bize bir şey olmaz cengaverliğinde yaklaşırım, plaseboya sığınırım. Ama şu aralar endişelenmemek de mümkün değil, çünkü Ilgaz'ın burnunda her daim bir parça sümük var.

Okuldan alıp, arabayla eve giderken, hemen her akşam aşağı yukarı aynı muhabbet geçiyor aramızda (o zaman sil sen de arabaya bindirmeden çocuğun burnunu be kadın dediğinizi duyacak gibiyim):

- Anne'cim elimi temizlersin sen, sümük oldu elim.

- Sümük mü var burnunda Ilgaz'cığım?

- Evet anne, bööyle yaptım, elim o yüzden sümük oldu (ya yumruk yapıp kaşımıştır, hareketi tekrarlar, sümükler elin üst yüzeyindedir, ya da karıştırma hareketini gösterir, bu durumda işaret ve orta ve baş parmakların ucunda kuru parçacıklar gözlenir). Sen silersin tamamm-mı?

Ilgaz'ın bağışıklığını güçlendirmek için planımdaki 5 şey:

  1. Düzenli, hafif egzersiz: O sümükler kaybolana kadar, düzenli hareket etmesini ama aşırı yorulmamasını sağlamak. Az önce hafif egzersizin yararı, aşırısının zararı ile ilgili bir makale okudum (http://well.blogs.nytimes.com/2009/10/14/phys-ed-does-exercise-boost-immunity/).
  2. Yeterli uyku: Bir süredir, Ilgaz'da alışık olmadığımız şekilde, onu sabahları biz uyandırmaya başladık. Akşam yatırırken de çok yorgun oluyor. Demek ki yeteri kadar uyumuyor, yarım saat yatma saatini geri almalı.
  3. Meyve suyu, C vitamini bombardımanı: Okul hayatıyla birlikte aldığı meyve miktarı azaldı. Kahvaltılarda ve akşam okuldan gelince meyve takviyesi.
  4. Moral, motivasyon: Bu mevye işlerini hasta olmasın diye yaptığımızı çaktırmamalı. Yanında hasta mı oluyor, yorgun mu, domuz gribi falan fazla konuşmamalı.
  5. Hijyen eğitimi: Kendisini kedi sandığı için orayı burayı yalıyor. Nasıl vazgeçiririm bilmiyorum. El yıkamayı da külfet değil, oyun görmesi için bir şeyler yapmalı. Etrafta mikrop varsa, Ilgaz onu affetmez mutlaka vücuduna sokar gibi geliyor. Ama nasıl öğretilir bilemiyorum.

Siz aşı konusunda ne düşünüyorsunuz? Bağışıklığı güçlendirdiğini bildiğiniz yöntemler, babanne çayları, çorbaları var mı?

Güncelleme: Aşıyı yaptırmayı daha ciddi değerlendirmeye başladık. Aşağıdaki yazı da konuyla ilgili:

Domuz Gribi Aşısı ve Sükunetli Yaklaşımlar

 

posted on 15 Ekim 2009 Perşembe 14:28:35 UTC  #    Yorumlar [15]