# 12 Kasım 2009 Perşembe

İki ayrı araştırma ile, reddedilmenin saldırganlığı arttırırken, zeka ölçümü kabul edilen IQ'yu ciddi şekilde düşürdüğü ortaya koyulmuş.

Birinci araştırmada yabancı insanlar tanıştırılmış. Daha sonra ayrılarak bir iş üzerinde çalışmak için iki kişiyi seçmeleri istenmiş. Sonra da kendilerine, hiçbir üye tarafından ekip üyesi olarak tercih edilmedikleri söylenmiş.

İkinci araştırmada, insanlara kişilik testi yapılmış ve onlara gelecekte yapayalnız kalacakları ya da aile ve arkadaşları tarafından sevilen insanlar olacakları söylenmiş.

Sonuçlara göre, reddedilmek IQ'yu aniden % 25 oranında azaltırken, analitik düşünme yeteneğini de % 30 azaltıyormuş.

Makalenin orijinali (İngilizce): http://www.newscientist.com/article/dn2051

Çocuklar arkadaşları tarafından neden reddedilir?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 14:23:19 UTC  #    Yorumlar [3]

Normal isteyip sezaryen olmak zorunda kalanlar istisnasız olarak rahatsızdırlar sezaryen olmuş olmaktan. Keşke üzmeseler kendilerini, şanslarını denemişler sonuçta.

Ben sezaryen kararının çok artmasında, özellikle bir kuşak öncemizde yapılan normal doğum hikayelerinin efsaneleştirilmesinin etkili olduğuna inanıyorum. Günümüzde o zaman zorlukla doğurtulan bir sürü durumda zaten hemen sezaryene dönülüyor. Zor doğum riski çok büyük değil aslında. Keşke daha fazla anne şansını denese.

Bugün annesinin meleği 'nde Zeynep'in doğum şeklini sorguladığı yazısını okurken kendi rızası ile sezaryen olanlardan pişman olana çok rastlamadığımı farkettim. Bulmuşken henüz doğum yapmamışlar için paylaşayım dedim.

bu bir pişmanlık yazısıdır

Güncelleme: Bir ek yapayım dedim. Geçenlerde Bursa'ya gittiğimizde kebap yedim ve ertesi akşam hafif ishal oldum ama çok fena mide krampları oldu. Akşam 6 civarında başladı, saat 9'da yattım, sağa dön sola dön 12'ye doğru ancak uyudum. Sabaha kadar uykudan uyandırarak sıklıkla kramp girdi. Hani hep deniyor ya 24 saate kadar sürüyor falan. Sonra 3 gün daha aralıklarla yemek yedikçe mide krampı çektim. Doktora gittim, endoskopi yaptırdım, mikrobik gastrit çıktı. Belki zehirlenmiştim de. Yemin ederim, doğumun son 1 saatine kadar, doğum sancılarını o mide sancılarına 10 kez tercih ederim. Doktorum geldikten sonra epidurali verebilmeye başladılar ki, bu doğumdan 1 saat öncesiydi. Son 1 saatteki de çıkacak çocuğun yüz suyu hürmetine çekilir. Bir daha doğurursam hiç epidural yaptırmasam mı acaba, bakalım ne kadar acıtabiliyor?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 07:44:59 UTC  #    Yorumlar [14]
# 10 Kasım 2009 Salı

Nurturia açılalı 10 gün oldu. Avatarlar yüklenmeye, çocuklar eklenmeye, sorular sorulup yanıtlar verilmeye, gruplar kurulmaya başlandı.

2,5 yıllık Kitubi tecrübesinden sonra benim için Nurturia'nın bambaşka bir anlamı var. Nurturia'ya arkadaşlarıma ekleyebildiğim, yüzlerini tanıyabildiğim, dahası tatlı çocuklarını görebildiğim bir sürü gerçek insan geliyor hergün. Heyecanla karıştırıyorum sayfaları ve neşeleniyorum.

Eğer beni arkadaşlarınıza eklemek isterseniz, giriş yaptıktan sonra, sağ üst köşede Kişi Ara'ya "damla" yazarak profilime ulaşabilirsiniz.

Nurturia'yı deneme fırsatı bulabildiyseniz, ilk izlenimlerinizi bu form aracılığı ile iletebilirsiniz.

 

posted on 10 Kasım 2009 Salı 07:08:54 UTC  #    Yorumlar [0]
# 07 Kasım 2009 Cumartesi

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut'un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. "Tamam alalım" deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd'lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, "bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na".

Cd'lerde de Susam Sokağı'nın Bay Saftirik'ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD'nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD'leri getiriyor, "Anne bu kaç?" diyor, "12" diyorum, "12, ehe ehe, 12" deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.
Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz'la, ya da işle, ya da Web 2.0'la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz'a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox'la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika'lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

 

posted on 07 Kasım 2009 Cumartesi 06:21:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 05 Kasım 2009 Perşembe

E-posta üyeliği hizmeti için feedburner'ın hazır servisini kullanıyorum. Sanırım servis sapıtmış, dün 15 ekimli yazıyı yeniden göndermiş. Gerçi bir-iki arkadaş tekrar yorum yazmışlar, sevindim yorumları görünce ama yine de mükerrer gönderim için kusura bakmayın.

(İlk defa böyle bir sorun oluyor, kullanmak isteyenlere yine de tavsiye ederim, güzel bir servis)

posted on 05 Kasım 2009 Perşembe 05:41:22 UTC  #    Yorumlar [3]
# 03 Kasım 2009 Salı

Ayk, onun da senin için kaygılanmasıdır!

Cumartesiden beri mideme kramplar giriyor. O gece oldukça kötüydü, Gökhan yatırma hazırlıklarını yaparken ben uzandım. Ilgaz benden bir şey istediğinde de hasta olduğumu, karnımın ağrıdığını söyledim. Ben vurdum ondan oldu dedi (demek sadece ben ona olan şeyler için kendimi suçlamıyorum). Yok oğlum ondan değil dedim. Endişeli, endişeli neden, neden diye sordu. Bu aralar bu sebep sorgulama hakim zaten. Eğer canı acıyacak şekilde düşerse, hemen "Anne neden düştüm ben, neden düştüm?" diye soruyor. "Öğrenelim de bir daha düşmeyelim" gibi bir tonlama var, biraz da "nereden çıktı bu düşme işi şimdi ya, güzel güzel koşuyorduk" kokuyor. Sorusunun üzerine "yediklerim dokundu herhalde, bazen olur öyle, ben de bazen hasta olurum, sonra yine iyileşirim" dedim.

Bugün doktora gittim, ultrason, endoskopi, sonuç olarak antibiyotikle tedavi edilebilecek türde bir gastrit varmış.  Akşam Ilgaz babasının da yönlendirmesiyle dedi ki, ben senin karnını ovalarım, geçtiririm. Ben uzandım, o da minik elleriyle midemi ovaladı. Üstüne doktor aletleriyle muayene etti. Havuç ye, havuç yersen havuç seni iyileştirir dedi ve yattı (cumartesi gecesi ben Gökhan'dan patates haşlamasını rica ettiğimde havuç haşla diye ısrarcı olmuştu da :) ).

posted on 03 Kasım 2009 Salı 06:05:33 UTC  #    Yorumlar [15]