# 13 Kasım 2009 Cuma

Az kalsın kaçırıyorduk, Blogcu Anne'nin bu yazısı sayesinde haberim oldu.

Planım olmayan hafta sonlarını sevmiyorum. Bir anda geçip gidiveriyorlar. Öyle her hafta sonu haldır haldır gezelim demiyorum ama evde oturacaksak onu da bilelim, ona göre bir mod takınalım.

Tam cuma akşamı olduğunu farkedip, tüh gene plansız bir hafta sonu diyordum ki, hafta sonu kurtuldu. Sağol Blogcu Anne.

Cumartesi sabahı Kozyatağındaki sabah seanslarına götürmeyi planlıyorum. Saatleri de çok iyi. Oley!

posted on 13 Kasım 2009 Cuma 15:28:27 UTC  #    Yorumlar [4]

Konu sıcakken, yeni gelmiş bir haberi paylaşmak istedim:

 "VAN (A.A) - 12.11.2009 - Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabahat Tezcan, Türkiye'deki sezaryen ile doğum oranının son 5 yılda 16 puan yükselerek, yüzde 75'in üzerinde artış gösterdiğini belirtti. Tezcan , "Anne ya da bebek sağlığı tehlikede olmadığı sürece, sezaryen ile doğumun anne ve bebek için zararı var. Bu nedenle bunu hiçbir zaman önermiyoruz" dedi.

Tezcan, 2008'de 10 bin 525 kişi ve 15-49 yaş arası 7 bin 405 evli kadınla görüşüldüğünü vurgulayarak, amaçlarının kadınların doğurganlık düzeyi ve doğurganlıktaki değişimler, bebek ve çocuk ölümlülüğü, aile planlaması, anne ve çocuk sağlığı ile beslenme konularında güncel ve güvenilir bilgi üretmek olduğunu ifade etti.
Tezcan, Sezaryen ile doğumun tüm dünya ülkelerinde kabul görmemesine rağmen ülkemizde her yıl biraz daha artış gösterdiğini anlatarak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yüzde 12 ile 15 oranında kabul edilen sezaryen ile doğumun, Türkiye'de şu anda yüzde 37 olduğunu ifade etti.

Tezcan, sezaryen ile doğumun doktorlar tarafından tavsiye edilmediği halde kadınların isteğine bağlı olarak gerçekleştiğini bildirerek, şunları kaydetti:
''Sezaryen ile doğum oranı, özellikle kentlerde yaşayan öğrenim durumu yüksek kadınlar ile refah düzeyi daha fazla olan ailelerde çok yüksek. Sezaryen ile doğum hızı eğitim ve refah düzeyiyle birlikte artmaktadır. En yüksek eğitim ve refah düzeyinde yüzde 60 veya üzeri olan sezaryen oranı, en düşük eğitim ve refah düzeyinde sezaryenle gerçekleşen doğumların üç katından daha fazladır. Bu çok fazla arzu etmediğimiz bir yöntem. Fakat annelerin doğumdan çekinmesi, bir takım korkularının olması sezaryen ile doğumu tetikliyor.Bunun önüne geçilmesi için bakanlık düzeyinde bir çalışma yapılması gerekiyor'' dedi.  "

posted on 13 Kasım 2009 Cuma 12:38:09 UTC  #    Yorumlar [0]
# 12 Kasım 2009 Perşembe

İki ayrı araştırma ile, reddedilmenin saldırganlığı arttırırken, zeka ölçümü kabul edilen IQ'yu ciddi şekilde düşürdüğü ortaya koyulmuş.

Birinci araştırmada yabancı insanlar tanıştırılmış. Daha sonra ayrılarak bir iş üzerinde çalışmak için iki kişiyi seçmeleri istenmiş. Sonra da kendilerine, hiçbir üye tarafından ekip üyesi olarak tercih edilmedikleri söylenmiş.

İkinci araştırmada, insanlara kişilik testi yapılmış ve onlara gelecekte yapayalnız kalacakları ya da aile ve arkadaşları tarafından sevilen insanlar olacakları söylenmiş.

Sonuçlara göre, reddedilmek IQ'yu aniden % 25 oranında azaltırken, analitik düşünme yeteneğini de % 30 azaltıyormuş.

Makalenin orijinali (İngilizce): http://www.newscientist.com/article/dn2051

Çocuklar arkadaşları tarafından neden reddedilir?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 14:23:19 UTC  #    Yorumlar [3]

Normal isteyip sezaryen olmak zorunda kalanlar istisnasız olarak rahatsızdırlar sezaryen olmuş olmaktan. Keşke üzmeseler kendilerini, şanslarını denemişler sonuçta.

Ben sezaryen kararının çok artmasında, özellikle bir kuşak öncemizde yapılan normal doğum hikayelerinin efsaneleştirilmesinin etkili olduğuna inanıyorum. Günümüzde o zaman zorlukla doğurtulan bir sürü durumda zaten hemen sezaryene dönülüyor. Zor doğum riski çok büyük değil aslında. Keşke daha fazla anne şansını denese.

Bugün annesinin meleği 'nde Zeynep'in doğum şeklini sorguladığı yazısını okurken kendi rızası ile sezaryen olanlardan pişman olana çok rastlamadığımı farkettim. Bulmuşken henüz doğum yapmamışlar için paylaşayım dedim.

bu bir pişmanlık yazısıdır

Güncelleme: Bir ek yapayım dedim. Geçenlerde Bursa'ya gittiğimizde kebap yedim ve ertesi akşam hafif ishal oldum ama çok fena mide krampları oldu. Akşam 6 civarında başladı, saat 9'da yattım, sağa dön sola dön 12'ye doğru ancak uyudum. Sabaha kadar uykudan uyandırarak sıklıkla kramp girdi. Hani hep deniyor ya 24 saate kadar sürüyor falan. Sonra 3 gün daha aralıklarla yemek yedikçe mide krampı çektim. Doktora gittim, endoskopi yaptırdım, mikrobik gastrit çıktı. Belki zehirlenmiştim de. Yemin ederim, doğumun son 1 saatine kadar, doğum sancılarını o mide sancılarına 10 kez tercih ederim. Doktorum geldikten sonra epidurali verebilmeye başladılar ki, bu doğumdan 1 saat öncesiydi. Son 1 saatteki de çıkacak çocuğun yüz suyu hürmetine çekilir. Bir daha doğurursam hiç epidural yaptırmasam mı acaba, bakalım ne kadar acıtabiliyor?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 07:44:59 UTC  #    Yorumlar [14]
# 10 Kasım 2009 Salı

Nurturia açılalı 10 gün oldu. Avatarlar yüklenmeye, çocuklar eklenmeye, sorular sorulup yanıtlar verilmeye, gruplar kurulmaya başlandı.

2,5 yıllık Kitubi tecrübesinden sonra benim için Nurturia'nın bambaşka bir anlamı var. Nurturia'ya arkadaşlarıma ekleyebildiğim, yüzlerini tanıyabildiğim, dahası tatlı çocuklarını görebildiğim bir sürü gerçek insan geliyor hergün. Heyecanla karıştırıyorum sayfaları ve neşeleniyorum.

Eğer beni arkadaşlarınıza eklemek isterseniz, giriş yaptıktan sonra, sağ üst köşede Kişi Ara'ya "damla" yazarak profilime ulaşabilirsiniz.

Nurturia'yı deneme fırsatı bulabildiyseniz, ilk izlenimlerinizi bu form aracılığı ile iletebilirsiniz.

 

posted on 10 Kasım 2009 Salı 07:08:54 UTC  #    Yorumlar [0]
# 07 Kasım 2009 Cumartesi

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut'un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. "Tamam alalım" deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd'lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, "bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na".

Cd'lerde de Susam Sokağı'nın Bay Saftirik'ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD'nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD'leri getiriyor, "Anne bu kaç?" diyor, "12" diyorum, "12, ehe ehe, 12" deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.
Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz'la, ya da işle, ya da Web 2.0'la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz'a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox'la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika'lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

 

posted on 07 Kasım 2009 Cumartesi 06:21:50 UTC  #    Yorumlar [9]